küba
dünyanın en renkli ülkesi olarak bilinen küba, karayiplerde bir ada ülkesidir.
-unesco'nun yaptığı bir araştırmada, dünyada en çok görülmek istenen ülke olduğu ortaya çıkmıştır.
-havana'daki bir parkta atatürk büstü bulunmaktadır.
-ernest hemingway, ‘çanlar kimin için çalıyor’ ve ‘ihtiyar adam ve deniz’ kitaplarını küba’da yaşarken yazdı.
-unesco'nun yaptığı bir araştırmada, dünyada en çok görülmek istenen ülke olduğu ortaya çıkmıştır.
-havana'daki bir parkta atatürk büstü bulunmaktadır.
-ernest hemingway, ‘çanlar kimin için çalıyor’ ve ‘ihtiyar adam ve deniz’ kitaplarını küba’da yaşarken yazdı.
devamını gör...
bebeklerin durduk yere gülmesi
ısırasım geliyor güldükçe o tombik yanakları. çok masumlar.
devamını gör...
bron/broen
t: bir ara trt 2'de de yayımlanan, içinde saga noren adlı insanüstü güzellikte bir karakter barındıran, iki nordic memleketin ortak yapımı olan, 3. sezonunun dünyanın en sıkıcı şeylerine katlanabilen biri olan beni bile yer yer bunaltan, bu sebeple son sezonunun da aynı yoruculukta olacağını farz ettiğim için tarafımca an itibarıyla %75'inde bırakılmış olan dizidir.
saga noren'i isveçli oyuncu sofia helin, martin rohde'u the witcher dizisinin ikinci sezonunda vesemir karakterine hayat verecek olan kim bodnia canlandırıyor.
ilk iki sezondaki saga ve martin ilişkisini ne kadar doğal olarak algıladıysam, 3. sezondaki saga ve henrik ilişkisinin bir o kadar yapay olduğunu hissettim. her ne kadar martin ahlaken pek kaliteli bir abimiz olmasa da yeri ayrıydı. henrik pek bir yavan geldi bana.
saga'ya alışmak biraz zaman alabiliyor. sosyal eksiklikleri had safhada bir karakter olarak sebebini asperger sendromu'ndan mustarip olmasına bağlamışlar. yazarlar illa da aspergerli birini yazalım diye yapmamışlar sanırım fakat gidişat o yönde olmuş gibi. genel olarak tamamen işine odaklı, mantıklı çerçevesinden çıkmayan, her gün aynı pantolonu giyen ve pek empati özelliği bulunmayan bir karakter.
saga noren'i isveçli oyuncu sofia helin, martin rohde'u the witcher dizisinin ikinci sezonunda vesemir karakterine hayat verecek olan kim bodnia canlandırıyor.
ilk iki sezondaki saga ve martin ilişkisini ne kadar doğal olarak algıladıysam, 3. sezondaki saga ve henrik ilişkisinin bir o kadar yapay olduğunu hissettim. her ne kadar martin ahlaken pek kaliteli bir abimiz olmasa da yeri ayrıydı. henrik pek bir yavan geldi bana.
saga'ya alışmak biraz zaman alabiliyor. sosyal eksiklikleri had safhada bir karakter olarak sebebini asperger sendromu'ndan mustarip olmasına bağlamışlar. yazarlar illa da aspergerli birini yazalım diye yapmamışlar sanırım fakat gidişat o yönde olmuş gibi. genel olarak tamamen işine odaklı, mantıklı çerçevesinden çıkmayan, her gün aynı pantolonu giyen ve pek empati özelliği bulunmayan bir karakter.
devamını gör...
zeytinyağı
piyasadaki markaların birçoğu, yerel fabrikaların ayırdığı posa veya dip yağını tekrar işlemden geçirerek elde ettiği ürünü satar ve buna da zeytinyağı der.
o yüzden marka yerine gidin yerel bir fabrikanın ürününü alın.
ayrıca ayvalık ve ege bölgesi zeytinlerinin yağı gemlik yağına göre daha kalitelidir. çünkü gemlik sofralık zeytindir.
ve son olarak, yerken boğazınızı yakıyorsa, o yağ kalitelidir.
ekleme: sıvı yağlar içerisinde en geç yanan yağ da zeytinyağıdır. bu yüzden illa kızartma yapacağım diyorsanız, kızartmalarda zeytinyağı kullanmanızda fayda var.
o yüzden marka yerine gidin yerel bir fabrikanın ürününü alın.
ayrıca ayvalık ve ege bölgesi zeytinlerinin yağı gemlik yağına göre daha kalitelidir. çünkü gemlik sofralık zeytindir.
ve son olarak, yerken boğazınızı yakıyorsa, o yağ kalitelidir.
ekleme: sıvı yağlar içerisinde en geç yanan yağ da zeytinyağıdır. bu yüzden illa kızartma yapacağım diyorsanız, kızartmalarda zeytinyağı kullanmanızda fayda var.
devamını gör...
tarihteki muazzam ayarlar
kendisini sorduğu soru ile küçük düşürmeye çalışan bir adam ile mehmet akif arasında geçen bir diyalogdur.
+ baytarsınız değil mi ?
- evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
+ baytarsınız değil mi ?
- evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
camus
devamını gör...
r.t.e. - using my religion
oh life, is bigger
ıt's bigger than 5
ıt's bigger than 5
devamını gör...
imamoğlu’nun ellerini bağlaması bana göre suçtur
ceza kanunu musun sen süleyman bey? benim bildiğim nelerin suç olduğu genel hatlarıyla ceza kanununda yazıyor. ha bu arada elleri arkadan bağlamak suçsa bende her gün ellerim arkadan bağlı iki tur volta atarım mutlaka. beni de ip adresimden buldurup aldırabilirsin. neyse cezamız çekeriz.
devamını gör...
gelin kuşaklarının anlamları
gelinlerin belindeki kırmızı kuşakları hemen hemen her düğünde görürüz. son zamanlarda farklı renklerde kuşaklar da tercih edilebiliyor ve farklı anlamlar içeriyor.
kırmızı gelin kuşağı bekaret, bereket ve gayreti temsil eder.
mor gelin kuşağı asaleti temsil eder. saraylarda olan düğünlerde bu kuşak tercih edilir.
gri gelin kuşağı: özgüvenin simgesidir. kendi kararı ile evlendiğini ve kendine güvendiğini göstermek isteyen gelinlerin tercih ettiği bir renktir.
pembe gelin kuşağı romantizmi temsil eder. aşkla bağlı olduğu kişiye sadakatini göstermek için seçilen bir renktir.
yeşil gelin kuşağı gönül gözünü temsil eder.
mavi gelin kuşağı kadının sevdiği aynı adamla ikinci kez evlenmesini anlatır.
siyah gelin kuşağı gelinin daha önce başka biri ile evlendiğini temsil eder.
günümüzde bu renkler farklı amaçlar ile de kullanılmaktadır. hatta başta beyaz olmak üzere istediği renkte kuşak takan gelinler de bulunmaktadır.
kırmızı gelin kuşağı bekaret, bereket ve gayreti temsil eder.
mor gelin kuşağı asaleti temsil eder. saraylarda olan düğünlerde bu kuşak tercih edilir.
gri gelin kuşağı: özgüvenin simgesidir. kendi kararı ile evlendiğini ve kendine güvendiğini göstermek isteyen gelinlerin tercih ettiği bir renktir.
pembe gelin kuşağı romantizmi temsil eder. aşkla bağlı olduğu kişiye sadakatini göstermek için seçilen bir renktir.
yeşil gelin kuşağı gönül gözünü temsil eder.
mavi gelin kuşağı kadının sevdiği aynı adamla ikinci kez evlenmesini anlatır.
siyah gelin kuşağı gelinin daha önce başka biri ile evlendiğini temsil eder.
günümüzde bu renkler farklı amaçlar ile de kullanılmaktadır. hatta başta beyaz olmak üzere istediği renkte kuşak takan gelinler de bulunmaktadır.
devamını gör...
gençlerimizin en büyük problemi iş beğenmeme
kesinlikle doğru. cumhurbaşkanı baş danışmanlığı teklifi geldi bana. kabul etmedim. beğenmedim. (!)
devamını gör...
yazarların zor zamanlarında sığındığı kişiler
kendim yine kendim ve kendim demiştim değil mi?
devamını gör...
dayı tarafının iyi amca tarafının kötü olması
anne baba tarafı demek varken neden dayı amca tarafı dendiğini merak ettiğim başlık
devamını gör...
laf olsun torba dolsun diye başlık açıp tanım girmek
işin saçma tarafı bu floodlar yüzünde adam akıllı başlık açıp tanım yazan sözlüğe yakışır bilgi kazandıran başlıklar tanımlar görünmüyor. saçma salak forum edasında iş mi olur. aynı zamanda oylama yok. oylama nerede niye kimse hiç bjr şey okumuyor değerlendirmiyor?? böyle boktan dava mi olur yahu.
devamını gör...
sevim tanürek
11 mayıs 1998'de yayalar için yeşil ışık yandığı sırada yaya geçidinden karşıdan karşıya geçerken dönemin istanbul büyükşehir belediye başkanı recep tayyip erdoğan'ın oğlu ahmet burak erdoğan'ın kullandığı 34 abr 93 plakalı opel marka otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybeden klasik türk müziği sanatçısı.
kazadan (!) hemen sonra, istanbul büyükşehir belediyesi'ne ait arazözler, kazanın yapıldığı caddeyi baştan aşağı deterjanlı sularla yıkadılar. böylece delil niteliğindeki 35 metrelik fren izleri ortadan kaldırıldı.
kaza (!) sonucu hayatını kaybeden sevim tanürek 8'de 8 kusurlu bulundu. ahmet burak erdoğan ise kusursuz bulundu. ahmet burak erdoğan'ın, olay tarihi itibarı ile ehliyetsiz olduğu iddia edildi. ahmet burak erdoğan hakkında kusursuzluk raporu veren adli tıp kurumu ihtisas dairesi'nin başındaki eyüp çakmak, türkiye denizcilik işletmeleri a.ş.'ye genel müdür oldu.
sevim tanürek'in eşi yaşananları şu sözlerle anlatıyor:
"tayyip'in oğlu kırmızı ışıkta hızla geçiyor. peşine siren çalarak ekip takılıyor. kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala eşime çarpıyor. 30 metre sürüklüyor. eşim 6 gün sonra vefat etti. yakalandığında polislere tayyip'in oğlu olduğunu söylüyor. zaten o andan itibaren her şey değişti. karakola gittik, çocuğun ehliyetini sormuyorlar. polislere bunu hatırlattığımızda "siz ukalalık etmeyin, biz ne yapacağımızı biliriz" dediler. kazadan hemen sonra caddemize belediye arazözleri geldi. tarihte ilk kez, caddemiz baştan aşağı yıkandı. 35 metre fren izi vardı ve her şeyi bir anda yok ettiler. çocuğun ehliyeti yoktu. kazadan sonra, üç ay önce verilmiş gibi ehliyet düzenlediler. mahkeme başladı, çocuk bir kez olsun gelmedi. babası tarafından yurtdışına gönderilmişti! ama tayyip'in adamları hep oradaydı. karımın hakkını ararken bir şey söylediğimizde dirsek yedik, tehdit edildik, tacize uğradık.
hakime çocuğun ehliyeti olmadığını, kazadan sonra babasının forsuyla düzmece ehliyet verildiğini söylediğimizde "ne demek yani, siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz" diye azar işittik. sakin bir insanımdır ama o anda elimde bir şey olsaydı kafasına fırlatırdım.
olayın oluşunu gören tanıkların hepsi tehdit edildi ve korkutuldu. buna bir yakınımız dahildir. sadece bir tek genç kız tanıklık yapmakta direndi. fakat işin rengi değişmişti. başına iş gelmemesi için ona da tanıklık yaptırmadık. şişli karakolunda çocuğun ehliyetini sormayan polislerin ve sahte ehliyet veren trafikçilerin aileleri dava görülürken defalarca gelip yalvardılar, işin üzerine gidersek kocalarının görevine son verileceğini, aç kalacaklarını söylediler. onlardan da şikayetçi olmadık!
kapımızda her gün belediye araçları durur, tayyip'in adamları önümüze çıkardı. tanıklara olduğu gibi, bize de, uğraşmayalım diye en az 20 "ricacı" geldi. tayyip belediye başkanıydı. o zaman anladık ki, karşımızda bir "dev" vardır ve onunla baş etmek mümkün olmayacaktır. biz bu durumda aile meclisi olarak toplandık ve işin ucunu bırakmaya karar verdik... çünkü bir sonuç çıkmayacaktı. onlar çok güçlüydü. sonuçta efendim, mahkeme kararını verdi! 8'de 4 kusurlu olan çocuk 3 ay hapis cezası aldı. bu da paraya çevrildi…"
(bkz: ahmet burak erdoğan)
kazadan (!) hemen sonra, istanbul büyükşehir belediyesi'ne ait arazözler, kazanın yapıldığı caddeyi baştan aşağı deterjanlı sularla yıkadılar. böylece delil niteliğindeki 35 metrelik fren izleri ortadan kaldırıldı.
kaza (!) sonucu hayatını kaybeden sevim tanürek 8'de 8 kusurlu bulundu. ahmet burak erdoğan ise kusursuz bulundu. ahmet burak erdoğan'ın, olay tarihi itibarı ile ehliyetsiz olduğu iddia edildi. ahmet burak erdoğan hakkında kusursuzluk raporu veren adli tıp kurumu ihtisas dairesi'nin başındaki eyüp çakmak, türkiye denizcilik işletmeleri a.ş.'ye genel müdür oldu.
sevim tanürek'in eşi yaşananları şu sözlerle anlatıyor:
"tayyip'in oğlu kırmızı ışıkta hızla geçiyor. peşine siren çalarak ekip takılıyor. kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala eşime çarpıyor. 30 metre sürüklüyor. eşim 6 gün sonra vefat etti. yakalandığında polislere tayyip'in oğlu olduğunu söylüyor. zaten o andan itibaren her şey değişti. karakola gittik, çocuğun ehliyetini sormuyorlar. polislere bunu hatırlattığımızda "siz ukalalık etmeyin, biz ne yapacağımızı biliriz" dediler. kazadan hemen sonra caddemize belediye arazözleri geldi. tarihte ilk kez, caddemiz baştan aşağı yıkandı. 35 metre fren izi vardı ve her şeyi bir anda yok ettiler. çocuğun ehliyeti yoktu. kazadan sonra, üç ay önce verilmiş gibi ehliyet düzenlediler. mahkeme başladı, çocuk bir kez olsun gelmedi. babası tarafından yurtdışına gönderilmişti! ama tayyip'in adamları hep oradaydı. karımın hakkını ararken bir şey söylediğimizde dirsek yedik, tehdit edildik, tacize uğradık.
hakime çocuğun ehliyeti olmadığını, kazadan sonra babasının forsuyla düzmece ehliyet verildiğini söylediğimizde "ne demek yani, siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz" diye azar işittik. sakin bir insanımdır ama o anda elimde bir şey olsaydı kafasına fırlatırdım.
olayın oluşunu gören tanıkların hepsi tehdit edildi ve korkutuldu. buna bir yakınımız dahildir. sadece bir tek genç kız tanıklık yapmakta direndi. fakat işin rengi değişmişti. başına iş gelmemesi için ona da tanıklık yaptırmadık. şişli karakolunda çocuğun ehliyetini sormayan polislerin ve sahte ehliyet veren trafikçilerin aileleri dava görülürken defalarca gelip yalvardılar, işin üzerine gidersek kocalarının görevine son verileceğini, aç kalacaklarını söylediler. onlardan da şikayetçi olmadık!
kapımızda her gün belediye araçları durur, tayyip'in adamları önümüze çıkardı. tanıklara olduğu gibi, bize de, uğraşmayalım diye en az 20 "ricacı" geldi. tayyip belediye başkanıydı. o zaman anladık ki, karşımızda bir "dev" vardır ve onunla baş etmek mümkün olmayacaktır. biz bu durumda aile meclisi olarak toplandık ve işin ucunu bırakmaya karar verdik... çünkü bir sonuç çıkmayacaktı. onlar çok güçlüydü. sonuçta efendim, mahkeme kararını verdi! 8'de 4 kusurlu olan çocuk 3 ay hapis cezası aldı. bu da paraya çevrildi…"
(bkz: ahmet burak erdoğan)
devamını gör...
şakşuka
bir tarık mengüç eseridir. bir yemek üzerinden aşkı tarif etmek ne kadar zordur bilir misiniz? dahası aşkı tarif ederken bir yemeği mi kullanıyor diye düşündürtmek ne kadar zordur?.. o adam, o aşık, şakşuka yemek istiyor. yedir diyor aşkına ve şöyle haykırıyor: "şakşukala beni! şakşukala sonuna kadar!"
ama hayat bu işte... bazen sadece şakşukalanmak istersin de şakşukalanamazsın ve kederle oturursun evinde. o ünlü, görkemli şiir kitaplarına gömülürsün... edip cansever'den attila ilhan'a ve daha nicesine... sonra aklınıza yine o soğuk gün gelir. beyaz bir gecedir. şakşukalanamadığınız beyaz bir gece.
ama içten içe düşünürsünüz: ayarını tutturamadı o. "bende hata yok! o yapamadı, ben değil!" der, önünüze bakar ve çökersiniz koltuğunuza. kaderiniz budur sanki: şakşukalanamamak. şakşukalanmak isterken ve buna çok yakınken, tam da şakşukalayacak insan sizi şakşukalayacakken şakşukalamayınca afallarsınız ve şakşukanın bu kadar da önemli olup olmadığı konusunda derin hülyalara kapılırsınız. kan damardan çıkmak ister coşarcasına, bir kan yolu açmak istersiniz size sonsuz özgürlüğü verecek.
ama hayır, tarık mengüç de bunu diyor zaten... o büyük sanatçı, aşkı öğretmeyi teklif ediyor: "tarif edeyim öğreteyim/hoşuna gider şakşuka" yani diyor ki: "aşk büyüktür, yücedir; bırak kendini bana, mutlu edeyim seni."
ama burada da sosyolojik olgular giriyor işin içerisine... ne de olsa türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız insan doğasının keskin acısını iliklerinize kadar hissedersiniz.
neyse, bu kadar yazmak bile saygıdeğer tarık mengüç'e hakaret sayılabilir. haddime değildi bu şaheser hakkında konuşmak. yine de dedim bir şeyler. aşk hep sizinle olsun. şakşukalanmanız dileğiyle, şakşukalanmayla kalın.
yine bana tadını tattıramadın
yine kalamadık baş başa
ayarını canım tutturamadın
yediremedin şakşuka
şakşuka şakşuka şakşuka şakada şuka
doyamadım tadamadım yiyemedim şakada şuka
tarif edeyim öğreteyim
hoşuna gider şakşuka
canım istiyor pişir de yiyeyim
doyayım hadi tıka basa
arkadaki müziğin ihtişamından bahsetmeyeceğim. zaten apayrı. duyar duymaz içiniz cıvıl cıvıl oluyor!
devamını gör...
en kullanıcı dostu meyve
çekirdeksiz üzüm net.
devamını gör...
şu an duymak istediğiniz söz
"dün çok çalıştın, bugün işe gelmeyip dinlen."
devamını gör...


