sisifos
sisyphos (yunanca σίσυφος; ingilizce: sisyphus), yunan mitolojisinde, yeraltı dünyasında sonsuza kadar büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkûm edilmiş bir kraldır. sisifos ismi geleneksel olarak sophos (bilge) sözcüğüyle ilişkilendirilir; fakat bu ilişkilendirme bazı etimolojik problemler içermektedir. aiolos'un oğlu, korint kralı sisyphos tanrı-ırmak asopos'a, kızı aigina'nın zeus tarafından kaçırılmış olduğunu söyleyerek zeus'u ele vermesine karşılık kalesi içinde bir pınarın akıtılmasını sağlar.
bu hainlik zeus'un öfkesine neden olur. zeus ona ölüm meleği thanatos'u gönderir. sisyphos, thanatos'u zincire vurur; onu özgürlüğüne kavuşturmak için zeus müdahale etmek zorunda kalır. ölüler ülkesine götürülen sisyphos kaderine katlanmak istemez. kendisine cenaze töreni yapmamasını karısından ölmeden önce istemiştir. törensizliği hoş karşılamayan hades, dinsiz karısını cezalandırması için sisyphos'un yeryüzüne dönme önerisini kabul eder... sisyphos daha yıllarca yeryüzünde yaşayacaktır.
nihayet, gerçek ölümünde cezalandırılır. ölüler ülkesi tanrıları onu sonsuza dek taş yuvarlamaya mahkûm ederler; hedefe her yaklaşmada taş yine aşağıya düşer.
sisifos, aeolus ile enarete’in oğlu, merope’nin kocası ve ephyra (korint) kentinin kurucu kralıdır, fakat sonraki kaynaklar sisifos’un antiklea ile birlikteliğinden odiseus’un babası olduğunu ileri sürmektedir. sisifos’un melikertes onuruna ilk ısthmian oyunlarını düzenlediği rivayet edilir.
sisifos denizcilik ve ticaretin gelişimine büyük katkıda bulunmuş, fakat konukseverlik kurallarını ihlâl ederek yolcuları ve konukları öldürecek kadar açgözlü ve hilekâr bir kraldır. homerus’un aktardığına göre, sisifos en hünerli insan olmasıyla ün salmıştı. kuzenini baştan çıkarmış, erkek kardeşinin tahtını ele geçirmiş ve zeus’un sırlarına –özellikle zeus’un nehir tanrısı asopus'un kızı aegina’ya tecavüz ettiği sırrına ihanet etmiştir. bunun üzerine zeus, önce thanatos'tan sisifos’u cehennemde zincire vurmasını istemiştir. sisifos ise kurnazca, yaptığı kelepçelerin nasıl çalıştığını görmek için thanatos’tan üzerinde denemesini istemiş, thanatos kendini zincirleyince sisifos kelepçeleri iyice sıkılaştırmış ve böylece thanatos'un artık dünyadan ölüleri almasını engellemişti. bu durum kargaşaya, daha doğrusu bu süre zarfında hiçbir insanın ölememesine ve tartarus'a taşınamamasına yol açmıştır. bunun üzerine, rakipleri ölmediği için yaptığı savaşlardan keyif alamayan ve bu duruma bir hayli canı sıkılan savaş tanrısı ares duruma müdahale etmiş, thanatos’u serbest bırakıp sisifos’u tartarus’a göndermiştir.
ancak sinsi sisifos ölmeden önce, karısına kendisi öldüğü zaman -adet olduğu üzere yapılan- tanrılara kurban sunumunu yapmamasını söylemiştir. böylece sisifos, yeraltı dünyasında karısının onu ihmal ettiğinden yakınmış ve yeraltı kraliçesi persephone’yi (veya hades) kandırarak, karısının görevlerini yerine getirmesini istemek için dünyaya dönmesine izin vermesi konusunda ikna etmiştir. sisifos tekrar dünyaya yani ülkesi korint’e varınca, bu seferde de yeraltına geri dönmeyi reddetmiş ve sonunda thanatos (bazı yazarlara göre ise hermes) tarafından yeraltı dünyası’na geri götürülmüş ve orada cezasını sonsuza kadar çekmeye mahkum edilmiştir.
hilekarlığının cezası olarak sisifos tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlamaya mahkûm edilmiştir. sisifos tam tepenin doruğuna ulaştığında kaya her zaman elinden kaçmakta ve sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalmaktadır. resim sisifos’un boş çabalarının canlı örneğidir. bu ceza sisifos’a nehir tanrısı asopus’a kızı aegina’nın yerini söylediği için verilmiştir. zeus, aegina’yı uzaklara götürmüş ve yapmış olduğu şeyden dolayı sisifos’a öfkelenmiştir. bundan dolayı, "anlamsız" veya "bitmek tükenmek bilmeyen işler" ingilizce’de sisyphean olarak tanımlanır. sisifos antik dönem yazarları için ortak bir konudur ve "polygnotus" adlı ressam delfi’nin duvarlarına onun resmini yapmıştır.
güneş tanrıcılığına göre, sisifos her gün doğudan doğup batıdan batan güneşi simgelemektedir. konunun diğer uzmanları onu dalgaların yükselişi ve alçalışının ya da hain denizin bir kişileştirmesi olarak görürler. "friedrich gottlieb welcker" sisifos’un bilginin peşinde boşa çaba harcayan bir insanı sembolize ettiğini ileri sürmüştür.
kaynaklar :
-fikret ilkiz - zeus’un sırrı ve sisifos
-albert camus - le mythe de sisyphe
-edith hamilton's mythology
devamını gör...
sözlük yazarlarının takıntıları
kapının yarım açık kalması; bana en ağır hakaret gibi geliyor. tam açık yada tam kapalıysa sıkıntı yok. o kapı yarım açıksa içerde duramıyorum abi uyuyamıyorum. uykuda yarım açık kalmışsa kalkar kapatırım.
devamını gör...
mitlerde cehennem tasavvuru
yine serbest atış mahalline dönmüş ortalık.. 'klasik ortadoğu dinleri sebebiyle cehennem tasavvuru hep sıcaktır' önermesi artık bi küfür şeklini almış durumda. hint mitolojisinde naraka var tamas var, iskandinavlarda niflheimr, dante'de milton... hangisini sayıyım, bunların hepsi soğuk cehennem. kaldı ki dinlerde de cehennem anlayışı tabaka tabaka ve soğuk bölümler var. dinler mitolojidir diyecekseniz deyin ama destekli deyin agalar paşalar..
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
"darmadağın hayat bitiyor
umudum yorgun..."
devamını gör...
29 ekim cumhuriyet bayramı
insan içten içe bi gurur duyuyo.ee o zaman kutlu mutlu olsun
devamını gör...
türkiye içinde gündeme bulaşmadan hayat yaşamak
gündemden tamamen sıyrılmak mümkün değil lakin gündemin iç karartıcılığından biraz olsun uzak kalmaya çalışmak kaliteli bir hayat yaşamanızı sağlar.
devamını gör...
partneriyle yaşadıklarını arkadaş ortamında anlatan erkek
özgüvensizliğine sevgilisini kurban ederek özel hayatını arkadaş ortamına meze eden erkektir. abartı anlatımlarıyla ben boğayım, ben aygırım , en iyi ben seks yaparım, en aykırı ben öpüşürüm mesajı vermeye çalışır. dinleyen gerizekalılar da ondan farksızdır. "lan sen ne geniş adamsın sus gevşek" diyerek kalkıp ağzına 2 tokat atan babayiğitlerin olmayacağı ortamdır genelde. keşke olsadır.
devamını gör...
harry potter'daki büyüler
(bkz: avada kedavra) ölüm büyüsü.
devamını gör...
amok koşucusu
stefan zweig kitabıdır.
stefan zweig varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 1881 yılında doğan bir yazardır. nazi baskıları yüzünden avrupa’da, kuzey ve güney amerika’da yaşayan yazar çeviri yapıp şiirler yazdı. yazar 1942 yılında eşiyle birlikte intihar ettiğinde amok koşucusu kitabının aslında bir plan olduğunu ortaya koymuş oldu.
amok koşucusu 7 öyküden oluşan her öykünün sonunda bizi bir ölüm bekliyor; cinayet, intihar, cinayet ve intihar…
ilk öykü olan “bir çöküşün öyküsü”nde kralın gözünden düştükten sonra sürgüne gönderilen madame de prie’nin hikayesi anlatılır. madame de prie hüküm sürdüğü dönemlerde şımarıklığı, horgörüsü, para tutkusu, zorbalığıyla zenginlik içinde, balolarda aşıklarıyla birlikte güzel zamanlar geçirmektedir. ancak artık madame de prie’nin kaprislerine ve doğal kötücüllüğüne dayanamayan kral onu sürgüne gönderir. gittiği kente kalabalıktan uzak kalan madame, aklını oynatmamak için saraya mektuplar yazar,af diler ama bir sonuç alamaz. eskiden çevresinde olan insanlar da ona yüz çevirir.
bunun üzerine egosunu tatmin etmek için bulunduğu yerde gözü yüksklerde olan, paris diye yanıp tutuşan bir genci aşığı yapar ama bu ilişki de aşağıladığı gencin onu dövmesiyle hüsranla sonuçlanır.
artık dayanamayacağını anlayan madame de prie çok pahalı balolar düzenleyip paris’teki insanları kandırarak oraya toplamaya ve eski günlerinin bir yanılsamasını yaşamaya başlar. bu sırada söylediği “kıskançlık olmadan, nefret olmadan, yalan olmadan yaşanmaya değmezdi.” cümlesi madame’ın ruh halini açıkça ortaya koymaktadır.
madame insanlara 7 ekim tarihinde öleceğini söylediğide ona kime inanmaz ama o 7 ekim tarihnde intihar eder, ama ölmeden önce bir zamanlar aşığı olan genç adamdan da intikamını alır.
“madalyon” isimli öyküdeyse bir birlikte albaylık yapan adam birliğiyle birlikte yol alırken ispanyol bir çetenin saldırısına uğrar, bütün askerlerini kaybeden aybay ormana sığınır. korkudan va çaresizlikten ne yapacağını şaşırır. çaresizlik içinde olması onurunu zedeler. onurunu kurtarmak için ertesi gün yoldan geçen bir ispanyola saldırır ve onun giysilerin üzerine giyer. kendi üniformasındansa sadece napolyon tarafından kendine verilen madalyonu alır. albay yakınlardaki bir ispanyol köyüne gidip dilsiz bir dilenci rolünü oynayarak karnını doyurur ama bunun karşılığında onurunu ortaya koymuş olur. albay, artık korkuya va çaresizliğe dayanamayacağını anlayınca tekrar ormana gider. bu esnada bir birliğin seslerini duyar ve elinde tabancasıyla onlara doğru koşmaya başlar ancak gelen birlik onun bir ispanyol olduğunu anlayınca, hemen orda infazını gerçekleştirir ve bir albay’a ait olan madalyonu da üzerinde bulur ve alırlar.
üçüncü öykü olan “bezginlik”bir öğnecinin öyküsüdür. öğrenci öğretmeni tarafından aşağılandığını düşünür. o adam dediği ve küçük gördüğü öğretmen onun bir sene kaybetmesine; bu yüzden de sanata, bilime olan tutkusunun sönmesine, arkadaşlarını kaybetmesine, en kötsü de umudunu yitirmesine neden olur. bir gün sınıfa girdiğinde öğretmen yine üzerine gelince öğrenci ,o adama karşılık verir ve aralarında bir arbede yaşanır.
öğrenciden yediği yumrukla sendeleyen adamın şaşkınlığı geçmeden öğrenci kendini dışarı atmıştır bile. bezginliğinin nedeni olan bu adama attığı intikam yumruğu onu dönüşü olmayan bir yola götürür ki, bu yol onunn madame de prie’yle aynı kaderi payalşmasına neden olur.
kitaba ismini veren “amok koşucusu” da aynı izlekler etrafında dolaşan ve efsane olmayı başarmış bir öyküdür. bu öyküde bir gemi yolculuğu esnasında karşılşan iki adamın konuşmalarıyla açılır sahne. kendi öyküsünü anlatmak için birini arayan garip adam ve hikayenin anlatıcısı. garip adam bir doktordur, doktorluk yaptığı köyde kendinden kürtaj için yardım isteyen soylu ve küstah kadına para istemediğini, kendisiyle birlikte olması karşılığında bu işi yapacağını söyler. bunu yapmasının nedeni ahlaksızlık değil, kadının küstahlığıdır. kadının kendisinden ricada bulunmadığı, doktoru para karşılığı satın alabileceğini düşünmesi garip adamı kızdırır ve bu yola başvurmasına neden olur. bunun üzerine kadın kimseye bir şey söylememesini emrederek ordan uzaklaşır. bu küstahlık ve soyluluk karşısında nutku tutulan doktor kadının peşinden gidip özür dilemek, yalvarmak, hatta ölmek ister. işte tam da bu anda bizlere amok koşucularını anımsatır.
amok koşucusu bir anda çılgınlar gibi koşmaya başlayıp elindeki hançeriyle önüne çıkanh herkesi öldüren ve ölene ya da öldürülene kadar koşmayı sürdüren insanlara verilen addır. bu hastalık artık tanımlanmış ve tanınmış bir hastalktır, kadının peşinden koşan doktor da artık bir amok koşucusu gibi gözü sadece kadını görerek kadınnı peşinden sekiz saatlik mesafedeki şehre kadar gider.
kadının kocası iş için şehir dışındadır ve söylemey gerek kadının karnındaki çocuk ondan değil genç bir subaydandır. doktor ne yaparsa yapsın kendini affettiremez. kadına intihar edeceğini belirten bir not yazar ama kadının yumuşaması mümkün değildir. ama bir gün odasında otururken bir köle çocuk gelir ve onu çinli bir kadının evine getirir. soylu kadın can çekişmektedirr. doktordan yardım almaktansa ölmeyi tercih etmiştir. yanlış müdahale sonucu çok kan kaybeden kadını evine götüren doktor kadının ölümüne mani olamaz ama sırrını saklar.
kadını aşığı olan genç subayın yardımıyla ülkeyi terk etmek için bu gemiye biner ancak onun kadını takip ettiği gibi kadın da onu takip etmektedir. tabutu ve kocası aynı gemidedir. sonra anlatıcının gazeteden okuduğu habere göre doktor ,kadının tabutu denize indirilirken tabutun üzerine atlamıştır. tabut çıkarılamaycak şekilde denize gömülür ve doktorun cesedi ise kıyıya vurulmuş olarak bulunur.
diğer üç öykü de aynı izlekte devam etmektedir bulun ve okuyun.
stefan zweig varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 1881 yılında doğan bir yazardır. nazi baskıları yüzünden avrupa’da, kuzey ve güney amerika’da yaşayan yazar çeviri yapıp şiirler yazdı. yazar 1942 yılında eşiyle birlikte intihar ettiğinde amok koşucusu kitabının aslında bir plan olduğunu ortaya koymuş oldu.
amok koşucusu 7 öyküden oluşan her öykünün sonunda bizi bir ölüm bekliyor; cinayet, intihar, cinayet ve intihar…
ilk öykü olan “bir çöküşün öyküsü”nde kralın gözünden düştükten sonra sürgüne gönderilen madame de prie’nin hikayesi anlatılır. madame de prie hüküm sürdüğü dönemlerde şımarıklığı, horgörüsü, para tutkusu, zorbalığıyla zenginlik içinde, balolarda aşıklarıyla birlikte güzel zamanlar geçirmektedir. ancak artık madame de prie’nin kaprislerine ve doğal kötücüllüğüne dayanamayan kral onu sürgüne gönderir. gittiği kente kalabalıktan uzak kalan madame, aklını oynatmamak için saraya mektuplar yazar,af diler ama bir sonuç alamaz. eskiden çevresinde olan insanlar da ona yüz çevirir.
bunun üzerine egosunu tatmin etmek için bulunduğu yerde gözü yüksklerde olan, paris diye yanıp tutuşan bir genci aşığı yapar ama bu ilişki de aşağıladığı gencin onu dövmesiyle hüsranla sonuçlanır.
artık dayanamayacağını anlayan madame de prie çok pahalı balolar düzenleyip paris’teki insanları kandırarak oraya toplamaya ve eski günlerinin bir yanılsamasını yaşamaya başlar. bu sırada söylediği “kıskançlık olmadan, nefret olmadan, yalan olmadan yaşanmaya değmezdi.” cümlesi madame’ın ruh halini açıkça ortaya koymaktadır.
madame insanlara 7 ekim tarihinde öleceğini söylediğide ona kime inanmaz ama o 7 ekim tarihnde intihar eder, ama ölmeden önce bir zamanlar aşığı olan genç adamdan da intikamını alır.
“madalyon” isimli öyküdeyse bir birlikte albaylık yapan adam birliğiyle birlikte yol alırken ispanyol bir çetenin saldırısına uğrar, bütün askerlerini kaybeden aybay ormana sığınır. korkudan va çaresizlikten ne yapacağını şaşırır. çaresizlik içinde olması onurunu zedeler. onurunu kurtarmak için ertesi gün yoldan geçen bir ispanyola saldırır ve onun giysilerin üzerine giyer. kendi üniformasındansa sadece napolyon tarafından kendine verilen madalyonu alır. albay yakınlardaki bir ispanyol köyüne gidip dilsiz bir dilenci rolünü oynayarak karnını doyurur ama bunun karşılığında onurunu ortaya koymuş olur. albay, artık korkuya va çaresizliğe dayanamayacağını anlayınca tekrar ormana gider. bu esnada bir birliğin seslerini duyar ve elinde tabancasıyla onlara doğru koşmaya başlar ancak gelen birlik onun bir ispanyol olduğunu anlayınca, hemen orda infazını gerçekleştirir ve bir albay’a ait olan madalyonu da üzerinde bulur ve alırlar.
üçüncü öykü olan “bezginlik”bir öğnecinin öyküsüdür. öğrenci öğretmeni tarafından aşağılandığını düşünür. o adam dediği ve küçük gördüğü öğretmen onun bir sene kaybetmesine; bu yüzden de sanata, bilime olan tutkusunun sönmesine, arkadaşlarını kaybetmesine, en kötsü de umudunu yitirmesine neden olur. bir gün sınıfa girdiğinde öğretmen yine üzerine gelince öğrenci ,o adama karşılık verir ve aralarında bir arbede yaşanır.
öğrenciden yediği yumrukla sendeleyen adamın şaşkınlığı geçmeden öğrenci kendini dışarı atmıştır bile. bezginliğinin nedeni olan bu adama attığı intikam yumruğu onu dönüşü olmayan bir yola götürür ki, bu yol onunn madame de prie’yle aynı kaderi payalşmasına neden olur.
kitaba ismini veren “amok koşucusu” da aynı izlekler etrafında dolaşan ve efsane olmayı başarmış bir öyküdür. bu öyküde bir gemi yolculuğu esnasında karşılşan iki adamın konuşmalarıyla açılır sahne. kendi öyküsünü anlatmak için birini arayan garip adam ve hikayenin anlatıcısı. garip adam bir doktordur, doktorluk yaptığı köyde kendinden kürtaj için yardım isteyen soylu ve küstah kadına para istemediğini, kendisiyle birlikte olması karşılığında bu işi yapacağını söyler. bunu yapmasının nedeni ahlaksızlık değil, kadının küstahlığıdır. kadının kendisinden ricada bulunmadığı, doktoru para karşılığı satın alabileceğini düşünmesi garip adamı kızdırır ve bu yola başvurmasına neden olur. bunun üzerine kadın kimseye bir şey söylememesini emrederek ordan uzaklaşır. bu küstahlık ve soyluluk karşısında nutku tutulan doktor kadının peşinden gidip özür dilemek, yalvarmak, hatta ölmek ister. işte tam da bu anda bizlere amok koşucularını anımsatır.
amok koşucusu bir anda çılgınlar gibi koşmaya başlayıp elindeki hançeriyle önüne çıkanh herkesi öldüren ve ölene ya da öldürülene kadar koşmayı sürdüren insanlara verilen addır. bu hastalık artık tanımlanmış ve tanınmış bir hastalktır, kadının peşinden koşan doktor da artık bir amok koşucusu gibi gözü sadece kadını görerek kadınnı peşinden sekiz saatlik mesafedeki şehre kadar gider.
kadının kocası iş için şehir dışındadır ve söylemey gerek kadının karnındaki çocuk ondan değil genç bir subaydandır. doktor ne yaparsa yapsın kendini affettiremez. kadına intihar edeceğini belirten bir not yazar ama kadının yumuşaması mümkün değildir. ama bir gün odasında otururken bir köle çocuk gelir ve onu çinli bir kadının evine getirir. soylu kadın can çekişmektedirr. doktordan yardım almaktansa ölmeyi tercih etmiştir. yanlış müdahale sonucu çok kan kaybeden kadını evine götüren doktor kadının ölümüne mani olamaz ama sırrını saklar.
kadını aşığı olan genç subayın yardımıyla ülkeyi terk etmek için bu gemiye biner ancak onun kadını takip ettiği gibi kadın da onu takip etmektedir. tabutu ve kocası aynı gemidedir. sonra anlatıcının gazeteden okuduğu habere göre doktor ,kadının tabutu denize indirilirken tabutun üzerine atlamıştır. tabut çıkarılamaycak şekilde denize gömülür ve doktorun cesedi ise kıyıya vurulmuş olarak bulunur.
diğer üç öykü de aynı izlekte devam etmektedir bulun ve okuyun.
devamını gör...
800 tanım girdikten sonra yazmayı bırakan yazar
o kadar kısa sürede 800 tanım girebilmeyi başardıktan sonra dinlenmeyi hakettiğini düşündüğüm yazardır..
devamını gör...
16personalities.com
isfj yani savunmacı kişilik tipine sahip olduğumu öğrendiğim test. her ne kadar hiçbir test tek başına insan doğasını ve psikolojisini tam anlamıyla analiz edemese de bu test, soruları gerçeklikle yanıtladığınız takdirde gerçeğe oldukça yakın sonuçlar veriyor. ingilizceyle arası olmayanlar için türkçe dil seçeneği de mevcut.
--- alıntı ---
isfj yani savunmacı kişilik tipi oldukça nadirdir; çünkü niteliklerinin birçoğu onların bireysel özelliklerinin tanımlarına karşı koyar. savunmacılar empatik olmalarına rağmen, ailelerini veya arkadaşlarını korumaları gerektiği zaman öfkeli olabilir; sessiz ve içe dönük olmalarına karşın, iyi gelişmiş insani becerileri ve güçlü sosyal ilişkileri mevcuttur ve bu kişilikler güvenlik ve kararlılık arayışında olsa da anlaşıldıkları ve saygı duyulduklarını hissettikleri sürece değişime dikkat çekici derecede açık olabilirler. birçok şeyde olduğu gibi savunmacı kişilik tipi gösteren insanlar kendi parçalarından çok daha fazlasıdır ve kim olduklarını tanımlayan bu güçleri kullanma yollarıdır.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
isfj yani savunmacı kişilik tipi oldukça nadirdir; çünkü niteliklerinin birçoğu onların bireysel özelliklerinin tanımlarına karşı koyar. savunmacılar empatik olmalarına rağmen, ailelerini veya arkadaşlarını korumaları gerektiği zaman öfkeli olabilir; sessiz ve içe dönük olmalarına karşın, iyi gelişmiş insani becerileri ve güçlü sosyal ilişkileri mevcuttur ve bu kişilikler güvenlik ve kararlılık arayışında olsa da anlaşıldıkları ve saygı duyulduklarını hissettikleri sürece değişime dikkat çekici derecede açık olabilirler. birçok şeyde olduğu gibi savunmacı kişilik tipi gösteren insanlar kendi parçalarından çok daha fazlasıdır ve kim olduklarını tanımlayan bu güçleri kullanma yollarıdır.
--- alıntı ---
devamını gör...
31 temmuz 2021 erdoğan'ın suçu thk'ya atması
partili cumhurbaşkanı erdoğan'ın beyanıdır. yangına müdahale edilememesinin nedeni thk'ymış. sanırım thk'yı yıllardır kayyum ile yönettiğini ve onursal başkanının kendisi olduğunu unutmuş olmalı.
cumhurbaşkanı ve akp genel başkanı tayyip erdoğan, orman yangınlarının sürdüğü ve 5 kişinin hayatını kaybettiği antalya'da yaptığı açıklamada, yangın uçakları konusunda yaşanan sıkıntıların ana sebebinin, türk hava kurumu'nun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasından kaynaklandığını söyledi.
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, "uçak konusundaki sıkıntıların ana sebebi, uzun yıllardır bu görevi yürüten türk hava kurumunun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasıdır." dedi.

kaynak
cumhurbaşkanı ve akp genel başkanı tayyip erdoğan, orman yangınlarının sürdüğü ve 5 kişinin hayatını kaybettiği antalya'da yaptığı açıklamada, yangın uçakları konusunda yaşanan sıkıntıların ana sebebinin, türk hava kurumu'nun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasından kaynaklandığını söyledi.
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, "uçak konusundaki sıkıntıların ana sebebi, uzun yıllardır bu görevi yürüten türk hava kurumunun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasıdır." dedi.

kaynak
devamını gör...
tedaviyi reddeden hasta
(bkz: türk toplumu)
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
sağımdan solumdam s'ler, m'ler, z'ler çizen beyaz opel, son düzlükte önüme geçmene müsaade ettim, diye beni geçtin farkındasın değil mi?
ne ettin başın göğe erdi mi?
ne ettin başın göğe erdi mi?
devamını gör...
normal sözlük’te 6 kişi kalmak
artık mümkün görünmeyendir. allah bu sözlüğe bir daha o günleri göstermesin.
devamını gör...
canım kendim
insanın kendisiyle barışık olması hali ile söylenebilecek sözlerden bir tanesi.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydı mı? bugün doğum günüm ve keyifsiz bi gün olacakmış gibi sözlük.
ve ben annemi çok özledim.
ve ben annemi çok özledim.
devamını gör...


