tanrım kötü kullarini sen affetsen ben affetmem diyen rahmetli bergen'in " sen affetsen" şarkısına tepkiniz ne oldu ? affedip/ etmeyeceğimi sana mi soracağım? gibisinden sitem ettiniz mi diye sormak isterdim.
devamını gör...

biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız,
âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden.
-selimî

“biz, ayrılık bahçesinin öyle yanık öten bülbülüyüz ki, sabah rüzgârı gül bahçemizden geçse, ateş kesilir.”
devamını gör...

bence temel eğitim verildikten sonra yeteneğe göre meslek seçimi yapılmalı ve o alana yönlendirilmeli çocuklar. kısa ve öz.
devamını gör...

çocuğunun adını aziz ata koyan kadar normaldir.
çocuğunun adını mustafa kemal atatürk koyan kadar normaldir.
çocuğunun ismini fatih sultan mehmet koyan kadar normaldir.
isim mevzusu çok değişik, en az çocuk sahibi olmak kadar değişik.
ne kadar çocuk sahibi olan varsa o kadar da isim meraklısı var
normal başlıklara ironi yapıp ironik başlıklara normal tanım giren benim gibi bir yazar kadar normaldir.*
devamını gör...

ne yazık ki kaplumbağa çorbası olurdu. sefaretlerde, burunlarından kıl aldırmayan diplomatik temsilcilere meze olup, uçmağa varmış olurduk.

geçenlerde de bir yerde yazdım. rica ediyorum kaplumbağa çorbası içmeyiniz/içirmeyiniz.

teşekkür ederim.
devamını gör...

görünce bile içimi sıkıntı basan kazak çeşidi.v yaka olmalı.bana yapılacak işkencelerden biri bunu giydirmektir.
devamını gör...

sütunlar ile ayrılan koridor ve salondan oluşan roma kamu yapısıdır.
devamını gör...

görsel zekası güçlü, engin bilgilere sahip değerli bir yazarımız. sessiz, kimseye takılmadan geçip giderken, epsilon çelmesine takıldı. * sözlüğe sanatsal tablolar ve resimlerle ayrı bir renk katıyor. sag olsun.var olsun yazarımız. sanat aşkı bitmesin efenim. saygılarımla.

not: kıymetini bilin. bir inci var burda.naif yazar.
devamını gör...

oldukça zor ve riskli bir iş ile uğraşan sanatçılardır.

kolaylıklar dilerim hepsine.
devamını gör...

boynuna atlayıp " ben birinden hoşlanıyorum " demesinden daha az acıtır.
devamını gör...

insanın kalbini kıran bir turgut uyar şiiri. uyar'ın şiir derlemesi olan büyük saat kitabının 320. sayfasında külçe gibi duruyor. gölge gibi geçip gidenlerin, bir yere ait olmayı beceremeyen, hiçbir fotoğrafta çıkmayanların veda şiiri. ne gerek vardı imla kurallarına, oysa bir hayalet gibi geçip gittiğimiz yaşamda darmadağınık bir şeydi yalnızlık. hani yaşar kemal ince memed kitabında yazmış ya; "demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım." diye işte toprak olayım derken bataklığa dönüşmenin şiiridir bu. hiç anlamam şairler nasıl hiç tanımadıkları insanları, hiç parçası olmadıkları hayatları cümlelerinde bu kadar net anlatır. turgut uyar beni hiç bilmez ama bu şiir beni tanıyor benim onu tanıdığım gibi.


kısacık yoğun bir akşam
herkesin yüzünün bir anıya karıştığı
yoğun bir akşam
bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde
ve bir intihar üstüne söylenti
bütün kıyıları dolaştı durdu
kısacık bir akşam

kısacık serin bir akşam
kelebeklerin atlarla yarıştığı
yoğun bir akşam
bazı mektuplar damgalandı postanelerde
oturuldu bir takım şarkılar söylendi
bir adam bir kadının kapısını vurdu
kısacık bir akşam

neyi söylesem bir kahramanlıktı
içinde azıcık buluştuğumuz
bir bulutla bir kağıt peçete arasında
kısacık yoğun bir akşam
şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam
bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve
kısacık yoğun bir akşam

her şey bir unutkanlıktı
arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
kısacık yoğun bir akşam
biliyordum bir soğuktu nereye varsam
bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
kısacık yoğun bir akşam.

kim karıştırdı gerçekliğine
yaşadığım sonsuzluğun
ve oturuldu bir takım şeyler söylendi
imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne
kısacık bir akşam
duraladım ne yapsam

kim karıştırdı gerçekliğine
su terazilerindeki ensizliğin
ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi
araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne
kısacık bir akşam
o kadar kısa ki bir akşam

yüzümü suyun ardında buldum
kıyılar bu yüzdendir öyle dediler
kısacık yoğun bir akşam
serin bir akşam öyle söylediler...
devamını gör...

migrenden çok çekmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kutsal kitabı, yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya büyük bir önem veren ve çoğu amerika'ya yerleşmiş presbiteryen tarikat üyesi.
devamını gör...

boşta olanları avlama başlığına goş geldiniz.
devamını gör...

vezir parmağı. bildiğin tulumbanın parmak halinde olanı. başka bir numarası yok.

tanım: abartılan tatlıların anlatıldığı başlık.
devamını gör...

stoacılık; tepkiye dönük davranışlardan (öfke, kin, suçlama gibi) kaçınmamızı öngörür; bu tür davranışlar toplumsal ilişkilerimizin olağan bir parçasıdır ve "ilgisiz şeyler"in gereğinden fazla dikkate alınmasıyla bağlantılıdır.
yapmamız gereken; erdemli davranışları ussal bir biçimde uygulayarak "bize bağlı" olan şeyi yapmaktır; başkasına da böyle yapmalarını gerektiğini göstererek yararlı olmaktır.

en sevdiğim temsilcilerinden biri (bkz: marcus aurelius)'tur.

"kötülük nedir? birçok kez gördüğün şeydir.
şunu aklından çıkarma: olup biten her şey, birçok kez gördüğün bir şeydir. nereye baksan hep aynı şeyleri göreceksin; antik tarih, daha sonraki çağların tarihi, yakın zamanın tarihi onlarla doludur; şimdi de kentlerimizi, evlerimizi onlar dolduruyor. yeni olan hiçbir şey yok:
her şey kendini yineliyor ve hemen geçip gidiyor."
devamını gör...

rabbim nevada dedi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

değişik bir algoritması olan reklamlar , bazen çekik gözlü adamlar filan çıkıyor sayfa akışıma reklam olarak . az biraz gözlerde çekiklik te var . insan kıllanmıyor değil .
devamını gör...

devamında gelmiş, geçmiş, soy, sop, sülalelerine sövmediği için kınanması gereken, boşa heyecan yaptıran eylem. tam adam tüm sakinliğini kaybetti dağıtacak kendini diye düşünürken, yine korudu üslubunu. kırgınım çok kendisine bu hususta.
devamını gör...

aynı yolu yürüyüp aynı yere varamamaktı seninle geldiğimiz nokta.
can yakıcı bir sensizlik vardı,
kabul edilemez bir yanlış,
buz gibi bir sessizlik...
uzunca düşündüm sonra üzerine,
birimiz gidiyorduk belki,
diğerimiz dönüyordu...
ben sana dönüyorken sen benden gidiyordun,
ve hangimiz başlatmıştı bunu bilmiyorduk...


sonra,
ömrümün geçtiği ama artık yabancısı olduğum şehrimin sokaklarındaki her kadın biraz bana,
her adam biraz sana dönüşüyordu.
susuyorlardı,
yüzleri asık,
içleri hüzünlüydü,
mutsuzlardı,
umutsuz,
yolları karanlık...


oysa ben gündüz bile sokak lambalarını yakıyordum;
giderek sana, giderek bana dönüşen herkes için,
hayal kırıklıklarımı göz kapaklarımın ardına gizliyordum sen görme diye,
ne kadar gizleyebilirdim sen bu kadar içimi görüyorken?
gizleyebilir miydim yıldızlar gibi elimi uzatsam sana dokunacak gibi oluşumun
ve senin tıpkı onlar gibi ışık yılları kadar uzak oluşunun
senden gidemeyişimin aslı sebebi oluşunu,
bu kadar biliyorken bendeki halini, gizleyebilir miydim?


peki bu kadar durduramazken ben gidişini,
neden yanıyordu hala sokak lambaları?


sen gidiyorsun... *
gidiyor yarınım, gidiyor evvelim, yaşamım sebebim gidiyor,
ama hepsinden önce sen gidiyorsun...
devamını gör...

hani birine çok güvenirsiniz diğer insanlara olan bütün güveniniz bile o insandan gelir ya sonra o insan sizin asla yapmaz diyeceğiniz şeyi yapar o anki hayal kırıklığının tarifi yoktur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim