cuma akşamı iş çıkışı
bir zamanlar keyifli bir haftasonunun başlangıcını müjdeleyen olaydı. cuma günü nispeten erken biten mesai, kitapları bilgisayarı bir koşu eve bırakıp işten arkadaşlarla kahve eşliğinde sohbet etmek demekti. ya da iş çıkışı öğleden sonra ortalık henüz kalabalıklaşmamışken tunalı'ya uzanıp önce biraz gezinmek, pasajlara, kitapçılara girmek, sonra da akşam birkaç arkadaş bir araya gelip sakin bir yere müzik dinlemeye gitmekti. hele bir de önceden alınmış bilet varsa tiyatro saatini beklerken aylaklık etmek iple çekilirdi. o günler yeniden gelir mi bilmiyorum ama her şeyin değiştiğini, başkalaştığını, sonra bizi kendine alıştırdıktan sonra yeniden aynı döngüye girdiğini görüyorum. hayat eksiğiyle, fazlasıyla yolunu bulup akıyor.
devamını gör...
akıllara zarar
bana ruhsar'ın jenerik müziğini hatırlattı.o kadar izledik artık bilinçaltına yerleşmiş.
şaştık kaldık afalladık, vay canına şimdi yandık.akıllara zarar valla, ruhsar gitti ruhla kaldık.ruhuna sağlık ruhsarcığım ölmemiş...
(bkz: büyümeyen çocuklar)
şaştık kaldık afalladık, vay canına şimdi yandık.akıllara zarar valla, ruhsar gitti ruhla kaldık.ruhuna sağlık ruhsarcığım ölmemiş...
(bkz: büyümeyen çocuklar)
devamını gör...
olgunluk belirtileri
insanın küçük kardeşi ile ciddi sorunları konuşmaya başladığı an. karşısındaki her ne kadar saçmalasa da büyük bir özenle dinlemesi ve ona yardımcı olmaya çalışması.
devamını gör...
şehrazat
t: rus beşlilerinden nikolay rimsky-korsakov'un 1888 yılında bestelediği meşhur eseri.
dört bölümden oluşur: ı. the sea and sinbad's ship, ıı. the kalandar prince, ııı. the young prince and the young princess, ıv. festival at baghdad. the sea. the ship breaks against a cliff surmounted by a bronze horseman
leif segerstam - sinfónica de galicia
aynı zamanda barış manço bu senfonik süitten esinlenerek yine aynı adda harika bir ingiliççe parçaya imza atmıştır:
şehrazat
"come here şehrazat / we're going away / forget tomorow / enjoy today..." diye başlayıp devam eder.
dört bölümden oluşur: ı. the sea and sinbad's ship, ıı. the kalandar prince, ııı. the young prince and the young princess, ıv. festival at baghdad. the sea. the ship breaks against a cliff surmounted by a bronze horseman
leif segerstam - sinfónica de galicia
aynı zamanda barış manço bu senfonik süitten esinlenerek yine aynı adda harika bir ingiliççe parçaya imza atmıştır:
şehrazat
"come here şehrazat / we're going away / forget tomorow / enjoy today..." diye başlayıp devam eder.
devamını gör...
ekşi sözlük
doğuşu, gelişimi ve çöküşü açısından tam bir ak partidir.
2008 top noktalarıydı, ben de pek keyif alarak yazar çizerdim. 2011'e kadar yine fena değildi, ana akım medyada kendine ciddi yerler bulmaya başlamıştı.
bu döneme kadar açılın ben ekşi sözlük yazarıyım nidalarıyla az ekmek de yemedik hani.
sonraları sözlük gitgide büyüyen ve ciddi rakamlara ulaşan dijital reklam pastasından daha çok nemalanmak istedi, yazar kadrosunu genişletip arama motorlarından daha çok ziyaretçi kazanıp bannerlarının reklam değerini arttırmak istedi. büyümeyi de
e hali ile büyüdükçe de kalite düştü. vasıfsız aptal saptal yazarlarla doldu taştı sözlük. sonra trollere müsade edildi, cinsiyetçi başlıklar, ırkçılık o bu derken şimdi tamamen rezil rüsva bir halde. aykut kocaman ersun yanal sözlükteki en büyük bilimsel tartışma halini aldı.
parayla tanım satın alan mankenler, oyuncular, şirketler, her başlıkta fink atan marketing hesapları falan cidden kusası geliyor artık insanın.
2008 top noktalarıydı, ben de pek keyif alarak yazar çizerdim. 2011'e kadar yine fena değildi, ana akım medyada kendine ciddi yerler bulmaya başlamıştı.
bu döneme kadar açılın ben ekşi sözlük yazarıyım nidalarıyla az ekmek de yemedik hani.
sonraları sözlük gitgide büyüyen ve ciddi rakamlara ulaşan dijital reklam pastasından daha çok nemalanmak istedi, yazar kadrosunu genişletip arama motorlarından daha çok ziyaretçi kazanıp bannerlarının reklam değerini arttırmak istedi. büyümeyi de
e hali ile büyüdükçe de kalite düştü. vasıfsız aptal saptal yazarlarla doldu taştı sözlük. sonra trollere müsade edildi, cinsiyetçi başlıklar, ırkçılık o bu derken şimdi tamamen rezil rüsva bir halde. aykut kocaman ersun yanal sözlükteki en büyük bilimsel tartışma halini aldı.
parayla tanım satın alan mankenler, oyuncular, şirketler, her başlıkta fink atan marketing hesapları falan cidden kusası geliyor artık insanın.
devamını gör...
aşk ve kül
mehmet coşkundeniz kitabı.
“dışarıdan diledikce içeriden yoksullasıyorsun!"
“dışarıdan diledikce içeriden yoksullasıyorsun!"
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardımlarının ulaşması
haberdar olamadığım kampanya. eeey moderatör; gözümüze gözümüze sokun bu gibi kampanyaları lütfen. haberimiz olsun, faydamız dokunsun. tebrikler.
devamını gör...
bitirimler sınıfı
bir grup afacan öğrencinin maceralarının anlatıldığı, yönetmenliğini ülkü erakalın'ın yaptığı 1975 yapımı film. perihan savaş, aydemir akbaş, ayşen gruda gibi ünlü isimlerin rol aldığı film bir noktadan sonra polisiye konulu bir filme dönüşüyor.
devamını gör...
sözlükte bir şeyler oluyor ortalık karışmış gibi
çok özür dileyerek söylüyorum ama çok güldüm başlığa. canım fena sıkkındı ta ki bu başlığı görene kadar. teşekkürü bir borç bilirim.
(bkz: hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu)
(bkz: hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu)
devamını gör...
saç kestirmek
insanın kendini iyi hissetmesini sağlayan bir eylemdir. saçlarımı kestirince, berberden ilk çıktığım an kendimi çok yakışıklı hissederim ama öyle böyle yakışıklı değil adeta bir tom hardy. aynayla ya da görüntüyü yansıtan herhangi bir yüzeyle göz göze gelene kadar da bu yanılsama devam eder. ve ben tam dokuz sene kuran kursuna gittim.
haydi bakalım! saç kestirmek olan başlığa güzel güzel tanım yazmaya başlamışken konu nereden gelmiş olabilir güllü yasin kitabına.
demek ki çocukluk travmalarının yazarı insanolunbiraz’ın bu konuda da bir travması var. çünkü yazar kendinden, başka birisi gibi bahsetmeye bayılıyor ve size daha önce dolmalık biber, balon, saman balyası ve yalak travmalarını anlattı. ve elbette hayır benim güzel yazar kardeşim travmalarımı kullanarak kendimi acındırmıyorum. ya da öyle yapıyorum ama bunun dile getirilmesi de bende yeni travmaya neden olabilir.
o zaman hikayeye başlayalım. benim canım annemin, beni peygamber yapmak için uğraştığını düşündüğüm dönemlerdi. yazları önce bir şehirde kuran kursuna gidip sonra tatil için memlekete gittiğimizde oradaki kuran kursuna baştan başlayarak islamın şartlarını imanın şartlarıyla karıştırmama çabası içinde çift dikiş bir din eğitimi aldım. 9 sen boyunca ikişer seferden 18 dönem kuran kursunda zaman geçirince artık her alev almış çalının benimle konuştuğunu, geçtiğim her köprünün sırat olduğunu, yediğim her tokattan sonra diğer yanağımı çevirmem gerektiğini ve gönlümü put sanıp kıranlara kinlenmem gerektiğini hissediyordum.
yine pırıl pırıl memleketimde ışıl ışıl bir yaz günü kolumun altında güllü yasin kitabı ile kuran kursuna gitmiştim o gün kardeşimle birlikte. saçlarım ise o zamanlar deliler gibi hayran olduğum tsubasa’nın saçları gibiydi. kendimi allah diyen japon gibi hissetsem de kuran kursuna gitmekle ilgili bir sıkıntım yoktu.
çok sıcak bir gün olduğun için camide sürekli terliyorduk. kardeşim sübhaneke’de bile zorlandığı için fazladan bir çaba sarf etmek zorunda kalıyordu. ben de kuran’a geçmek üzere olduğum için ilahi bir sorumluluk duygusu ile üzerimde bir baskı hissediyordum.
öğlene kadar süren kuran kursu bitince caminin yeni gelmiş olan imamı kardeşim ve bana beklememizi söyledi. herkes çıktıktan sonra da bizi ellerimizden tutup caminin karşısında bulunan berbere götürdü. berber amca ölmeyi ağırdan alan bir insandı ve geleneklerine bağlı olduğu için de saça girişmeden önce makasa tükürürdü.
berber kişisi saçlarımızı azim ve ihtirasla kesip kafalarımızı ucuz plastik top görüntüsüne getirecek bir sanatsallık sergiledikten sonra imam efendi yüzünde sevap kazanmış insan gülüşü ile bize baktı uzun uzun. nuri alço’nun hışmına uğramış küçük emrah görüntümüz yüzünden bize iyilik yapıp hayrına saçlarımızı kestirmek istemiş meğer imam kardeşimiz.
benim heel lifting cyclone hareketini daha iyi yapabilmek için uzattığım canım saçlarım bir sevap kazanma çabasına kurban gitmiş oldu böylelikle. sorunun asıl büyük ve can yakan tarafı ise o akşam dayımın düğününün olmasıydı. düğüne saçlarını savura savura giden tsubasa olacakken beden dersinden sonra sınıfa kafasından buhar çıkarak giren üç numara tıraşlı samet’e dönmüştüm.
düğünde bir köşede oturup kardeşimle birlikte izledik eğlenen insanları. herkes eğlenirken biz kendimizi kemalettin tuğcu romanında gibi hissediyorduk. imama sonra ne oldu bilmiyorum, annemden sağlam bir fırça yemiş olması dışında.
demem o ki saç kestirmek insanı mutlu eden bir eylemdir; eğer kendi isteğinizle yapıyorsanız ve akşama dayınızın düğünü yoksa .
haydi bakalım! saç kestirmek olan başlığa güzel güzel tanım yazmaya başlamışken konu nereden gelmiş olabilir güllü yasin kitabına.
demek ki çocukluk travmalarının yazarı insanolunbiraz’ın bu konuda da bir travması var. çünkü yazar kendinden, başka birisi gibi bahsetmeye bayılıyor ve size daha önce dolmalık biber, balon, saman balyası ve yalak travmalarını anlattı. ve elbette hayır benim güzel yazar kardeşim travmalarımı kullanarak kendimi acındırmıyorum. ya da öyle yapıyorum ama bunun dile getirilmesi de bende yeni travmaya neden olabilir.
o zaman hikayeye başlayalım. benim canım annemin, beni peygamber yapmak için uğraştığını düşündüğüm dönemlerdi. yazları önce bir şehirde kuran kursuna gidip sonra tatil için memlekete gittiğimizde oradaki kuran kursuna baştan başlayarak islamın şartlarını imanın şartlarıyla karıştırmama çabası içinde çift dikiş bir din eğitimi aldım. 9 sen boyunca ikişer seferden 18 dönem kuran kursunda zaman geçirince artık her alev almış çalının benimle konuştuğunu, geçtiğim her köprünün sırat olduğunu, yediğim her tokattan sonra diğer yanağımı çevirmem gerektiğini ve gönlümü put sanıp kıranlara kinlenmem gerektiğini hissediyordum.
yine pırıl pırıl memleketimde ışıl ışıl bir yaz günü kolumun altında güllü yasin kitabı ile kuran kursuna gitmiştim o gün kardeşimle birlikte. saçlarım ise o zamanlar deliler gibi hayran olduğum tsubasa’nın saçları gibiydi. kendimi allah diyen japon gibi hissetsem de kuran kursuna gitmekle ilgili bir sıkıntım yoktu.
çok sıcak bir gün olduğun için camide sürekli terliyorduk. kardeşim sübhaneke’de bile zorlandığı için fazladan bir çaba sarf etmek zorunda kalıyordu. ben de kuran’a geçmek üzere olduğum için ilahi bir sorumluluk duygusu ile üzerimde bir baskı hissediyordum.
öğlene kadar süren kuran kursu bitince caminin yeni gelmiş olan imamı kardeşim ve bana beklememizi söyledi. herkes çıktıktan sonra da bizi ellerimizden tutup caminin karşısında bulunan berbere götürdü. berber amca ölmeyi ağırdan alan bir insandı ve geleneklerine bağlı olduğu için de saça girişmeden önce makasa tükürürdü.
berber kişisi saçlarımızı azim ve ihtirasla kesip kafalarımızı ucuz plastik top görüntüsüne getirecek bir sanatsallık sergiledikten sonra imam efendi yüzünde sevap kazanmış insan gülüşü ile bize baktı uzun uzun. nuri alço’nun hışmına uğramış küçük emrah görüntümüz yüzünden bize iyilik yapıp hayrına saçlarımızı kestirmek istemiş meğer imam kardeşimiz.
benim heel lifting cyclone hareketini daha iyi yapabilmek için uzattığım canım saçlarım bir sevap kazanma çabasına kurban gitmiş oldu böylelikle. sorunun asıl büyük ve can yakan tarafı ise o akşam dayımın düğününün olmasıydı. düğüne saçlarını savura savura giden tsubasa olacakken beden dersinden sonra sınıfa kafasından buhar çıkarak giren üç numara tıraşlı samet’e dönmüştüm.
düğünde bir köşede oturup kardeşimle birlikte izledik eğlenen insanları. herkes eğlenirken biz kendimizi kemalettin tuğcu romanında gibi hissediyorduk. imama sonra ne oldu bilmiyorum, annemden sağlam bir fırça yemiş olması dışında.
demem o ki saç kestirmek insanı mutlu eden bir eylemdir; eğer kendi isteğinizle yapıyorsanız ve akşama dayınızın düğünü yoksa .
devamını gör...
bisiklet sürme nedenleri
kontrol ve denge hissini yaşamak için.
devamını gör...
bir şehri sevmemek için sebepler
halkının genel olarak ahlak zabıtası olması.
ahlak zabıtalığı yapmakla kalmayıp kendilerine birde saygı duyulmasını beklemeleri.
cahil insanların aşırılığı, ve bunların o kentin ileri gelenlerini oluşturması.
ahlak zabıtalığı yapmakla kalmayıp kendilerine birde saygı duyulmasını beklemeleri.
cahil insanların aşırılığı, ve bunların o kentin ileri gelenlerini oluşturması.
devamını gör...
30 yaş üstü kadınların teyze olması
"oşşt küpek, nerden teyzen oluyorum!"
devamını gör...
la vie en rose
ilk defa how i met your mother da anneden dinlemiştim, hala açıp ara ara dinlerim.
devamını gör...
cennet cehennem olmasa dindarlar yine dindar olur muydu düşüncesi
hz. ali buyuruyor ki;
"bazı insanlar; sırf cennete gitmek için ibadet eder. bu tüccarların ibadetidir.
bazı insanlar; sırf cehennem korkusu ile ibadet eder. bu korkakların ibadetidir.
bazı insanlar ise; sırf allah rızası için ibadet eder. bu özgür insanların ibadetidir.
ne mutlu özgür olanlara!"
meselemize gelirsek;
toplum dindarlığı, cennet arzusu ve cehennem korkusu üzerinde şekillenmiştir. yani cennet ve cehennem mekanizmasının olmadığı yerde, toplum dindarlığını frenleyecek hiçbir engel kalmaz.
allah'ın razı olacağı dindarlıkta ise; ödül ve ceza ikinci plandadır. birincil hedef rıza olmalıdır. bu durumun islami literatürdeki karşılığı fenafillahtır.
fenafillah ile ilgili zamanında yazdığım tanımı altta bırakıyorum. iyi okumalar.
#390384
"bazı insanlar; sırf cennete gitmek için ibadet eder. bu tüccarların ibadetidir.
bazı insanlar; sırf cehennem korkusu ile ibadet eder. bu korkakların ibadetidir.
bazı insanlar ise; sırf allah rızası için ibadet eder. bu özgür insanların ibadetidir.
ne mutlu özgür olanlara!"
meselemize gelirsek;
toplum dindarlığı, cennet arzusu ve cehennem korkusu üzerinde şekillenmiştir. yani cennet ve cehennem mekanizmasının olmadığı yerde, toplum dindarlığını frenleyecek hiçbir engel kalmaz.
allah'ın razı olacağı dindarlıkta ise; ödül ve ceza ikinci plandadır. birincil hedef rıza olmalıdır. bu durumun islami literatürdeki karşılığı fenafillahtır.
fenafillah ile ilgili zamanında yazdığım tanımı altta bırakıyorum. iyi okumalar.
#390384
devamını gör...
phrasal verbs
phrasallar ingilizcede en baş belası konulardan biri olmakla birlikte sahip oldukları önem görecelidir. daha güzel ve havalı bir ingilizce konuşmak için ne kadar çok phrasal bilirseniz o kadar iyidir ancak bilmezseniz de başka sözcüklerle bu açık kapatılabilir. bir metin okurken çıkacak sıkıntılar ise cümlenin gelişinden anlam çıkartarak çözülebilir.
asıl mevzu “ sınav ingilizce”si gibi görünüyor. ülkede herkesin bir yds gerginliği var nedense. halbuki yds, kodları çok kolay çözülebilecek bir sınav. bu sınavda ilk 15 soru içinde 1 phrasal sorusu ve cloze test içinde de muhtemelen bir soru çıkacaktır. kalan bölümler ise okuduğunu anlamaya yönelik olduğu için phrasallar bir önem taşıyabilir.
sınavın dahil olduğu alan benim içinde en rahat hareket ettiğim alan olduğu için birkaç fikir atabilirim ortaya. sanırım bu konuda bir iki kelam edecek yetkinliğe sahibim zira bu sınavla ilgili 9 kitaplık bir setin yazarlarından biriyim.
phrasallar çoğunlukla bir fiil ve bir prepositiondan oluşur. phrasalları öğrenmek için yapılacak iki şey vardır. birincisi; karşınıza çıkan bütün phrasalları size en uygun yöntemi kullanarak öğrenmek. bu uzun süren ama kalıcı bir yöntem ve işin doğrusu da bu aslında.
ancak genelde sınava hazırlananlar son bir ay kala gelip hızlı bir yükleme bekledikleri için bir g.o.r.a. sahnesi yaşamanız ve karışım yükleme yapmanız gerekebilir. bunu için de her soru tipi için draje yöntemler üretmek hasıl olmuştur.
phrasallar için bu draje yöntem şöyledir :
1. fiilin anlamından hareket etmek: bu durumda şöyle bir örnek verilebilir, “ look for” aramak anlamına gelir ve fiilin anlamından yürüyerek “ bakınmak “ gibi bir anlama ulaşılabilir.
2. prepositiondan hareket etmek: bu durumda da şöyle bir örnek verilebilir, “ down, off, out” gibi prepositionlar olumsuz phrasallar oluşturur. mesela “ turn down - geri çevirmek” , “ break out - patlak vermek” , put off - ertelemek”. ayrıca “ down - azaltmak” , “ off - ayrılmak” anlamına gelebilir. tam aksine “ up, on, in” de olumlu anlam yükler phrasala. “ wake up - uyanmak” , “ take in - bir hobiye başlamak” ve “ go on - devam etmek” gibi.
3. iki taraftan da anlam çıkmıyorsa yaradana sığınıp atmak tek çaredir.
bu yazdıklarım sizi doğru cevaba götürmeyebilir ama bence denemeye değer.
asıl mevzu “ sınav ingilizce”si gibi görünüyor. ülkede herkesin bir yds gerginliği var nedense. halbuki yds, kodları çok kolay çözülebilecek bir sınav. bu sınavda ilk 15 soru içinde 1 phrasal sorusu ve cloze test içinde de muhtemelen bir soru çıkacaktır. kalan bölümler ise okuduğunu anlamaya yönelik olduğu için phrasallar bir önem taşıyabilir.
sınavın dahil olduğu alan benim içinde en rahat hareket ettiğim alan olduğu için birkaç fikir atabilirim ortaya. sanırım bu konuda bir iki kelam edecek yetkinliğe sahibim zira bu sınavla ilgili 9 kitaplık bir setin yazarlarından biriyim.
phrasallar çoğunlukla bir fiil ve bir prepositiondan oluşur. phrasalları öğrenmek için yapılacak iki şey vardır. birincisi; karşınıza çıkan bütün phrasalları size en uygun yöntemi kullanarak öğrenmek. bu uzun süren ama kalıcı bir yöntem ve işin doğrusu da bu aslında.
ancak genelde sınava hazırlananlar son bir ay kala gelip hızlı bir yükleme bekledikleri için bir g.o.r.a. sahnesi yaşamanız ve karışım yükleme yapmanız gerekebilir. bunu için de her soru tipi için draje yöntemler üretmek hasıl olmuştur.
phrasallar için bu draje yöntem şöyledir :
1. fiilin anlamından hareket etmek: bu durumda şöyle bir örnek verilebilir, “ look for” aramak anlamına gelir ve fiilin anlamından yürüyerek “ bakınmak “ gibi bir anlama ulaşılabilir.
2. prepositiondan hareket etmek: bu durumda da şöyle bir örnek verilebilir, “ down, off, out” gibi prepositionlar olumsuz phrasallar oluşturur. mesela “ turn down - geri çevirmek” , “ break out - patlak vermek” , put off - ertelemek”. ayrıca “ down - azaltmak” , “ off - ayrılmak” anlamına gelebilir. tam aksine “ up, on, in” de olumlu anlam yükler phrasala. “ wake up - uyanmak” , “ take in - bir hobiye başlamak” ve “ go on - devam etmek” gibi.
3. iki taraftan da anlam çıkmıyorsa yaradana sığınıp atmak tek çaredir.
bu yazdıklarım sizi doğru cevaba götürmeyebilir ama bence denemeye değer.
devamını gör...
muhterem fethullah gülen hocaefendi hazretleri
zaman gazetesinde hayatını anlatırken, said nursi ile tanışacaktım ama kürt olduğunu duyunca vazgeçtim dediğinde, bu nasıl müslüman, bu adam ırkçı demiştik ama birileri bahaneler bulmuştu.
28 şubat döneminde başörtülü kızlar okuldan atılırken, başörtüsü teferruattır, başınızı açın, okula devam edin dediği için birilerinin sevdiği hocaydı.
demirel, tansu çiller, mesut yılmaz, ecevit, abdullah gül, tayyip erdoğan ... herkes onun için makul bir hoca, türkçeyi dünyaya yayıyor dedi.
kimsede bu adam bir cami imamı iken nasıl olduda dünyanın her yanına okul açıyor demedi.
mavi marmara baskını olduğunda israil otoritesini tanımaları gerekiyordu dediğinde, vay canına adam işini biliyor denildi.
zamanında sağcı solcu insanların çoğunun desteğini aldı.
28 şubat döneminde başörtülü kızlar okuldan atılırken, başörtüsü teferruattır, başınızı açın, okula devam edin dediği için birilerinin sevdiği hocaydı.
demirel, tansu çiller, mesut yılmaz, ecevit, abdullah gül, tayyip erdoğan ... herkes onun için makul bir hoca, türkçeyi dünyaya yayıyor dedi.
kimsede bu adam bir cami imamı iken nasıl olduda dünyanın her yanına okul açıyor demedi.
mavi marmara baskını olduğunda israil otoritesini tanımaları gerekiyordu dediğinde, vay canına adam işini biliyor denildi.
zamanında sağcı solcu insanların çoğunun desteğini aldı.
devamını gör...