entry girerek.

(bkz: günün ünlüsü)
devamını gör...

apollon'un sıfatlarından birisidir. farelerin efendisi, farelerin tanrısı, fareleri kovan tanrı gibi anlamları vardır. ancak bu anlamalar dışında apollon'un bu sıfatının kökeni hakkında pek bir şey bilinmiyor.

yunan mitolojisinde birçok tanrı ve tanrıçanın bu şekilde spesifik olarak bir özelliklerini betimleyen sıfatları ve bu sıfatları doğrultusunda tapınak veya kutsal alanları vardır.

çanakkale'de bulunan apollon smintheion, anadolu'daki tek örnektir. apollon'un bu sıfatı veya adı için inşa edilen tek örnek olması açısından önemlidir. muhtemelen çiftçiler tarlalarını farelerden korumak için veya başka dilekler için bu tapınakta adak adarlardı. troia vakfının sitesinde bu tapınak ile ilgili bilgiler mevcut. buradan ulaşılabilir.

ilyada destanının 35 ve 42. dizelerinde bu sıfattan ve çanakkale'de ortaya çıkarılan tapınaktan bahsediliyor. ilgili kısım şöyledir:

eykhryse'yi, kutsal killa'yı koruyan gümüş yaylı, tenedos'un (bozcaada) güçlü kralı smintheus, dinle beni,bir gün sana yaraşır bir tapınak yaptıysam, boğaların, keçilerin, yağlı butlarını yaktıysam senin uğruna, şu dileğimi tez elden yerine getiriver:
gözyaşlarımın öcünü al danolardan, oklarınla


apollon'un bu sıfatı bana her zaman hindistan'ın racastan bölgesinde bulunan fare tapınağını hatırlatıyor. bu tapınak tanrıça karni mata'ya adanmış ve içerisinde binlerce fareye ev sahipliği yapıyor. elbette apollon smintheion ve karni mata tapınağı birbirinin zıttı bir şekilde farelere anlam yüklüyor ama bence yine de üzerine düşünülebilecek bir konu.
bu tapınak ile ilgili onedio'da bir içerik mevcut. buradan okunabilir.
devamını gör...

trafik derdinin olmaması durumudur. yürüme mesafesinde gidilen işlere hep aşık olmuşumdur. geç kalma derdin yok. 3 dk nedir abi ben otobüse bile evden 10 dk' da koşarak zor yetişiyorum.
devamını gör...

ensestlik nasıl ciddi bir hastalıksa eşcinsellik de o türden ciddi bir cinsel hastalıktır. bir kaç yıl önce (1990) dünya sağlık örgütüne göre bu bir hastalıkken şimdiyse değildir. ismini de "cinsel yönelim" koymuşlar. ensestlik de "cinsel yönelim" değil midir o zaman? pedofililik de "cinsel yönelim" değil midir? insanların zaman ilerledikçe medenileşmesi gerekirken tam tersine medeniyetten habersiz, hayatında kabilesinden çıkmamış insanlardan daha kötü duruma düşmesine ne denebilir? medyayı elinde tutan batı bunu problem olarak görmemeye başlayınca birsürü memlekete de kendi hasta ideolojisini empoze etti.

başka bir tanımımdan:


eşcinsel propagandası iyice rayından çıktı. hafife alınacak derecede değil. bir kaç ay sonra pedofilileri ve daha nice cinsel hastalıkları insanlara yedirmek için uğraşacaklar. avrupadaki mentalite artık pedofilileri ve ensestleri bile tolere etme yolunda ilerliyor.

ırakta 1.000.000, afganistanda 100.000 sivil öldüren bu zihniyet cinsel hastalıklara gelince çok humanist oluyor ve sanki dünyadaki tek sorun eşcinsellerin dışlanmasıymış gibi reklam veriyor.

biyolojik olarak insanın iki cinsi vardır. bu iki cinsin arasına düşenler hastadır. insanın hastalığının farkında olması onu tedavi yollarına iter ama hastalığıyla övünmesi, o hastalığında daha da derinleşmesine ve daha da zehirlenmesine yol açar. avrupayı yakından takip eden biri olarak insanların ensestliğe bakış açılarının önemli derecede değiştiğini ve nerdeyse tolere edeceklerini söyleyebilirim. bu avrupada yasal olunca yine avrupayı destekleyenler olacaktır. avrupaysa türkiyedeki ensestlik karşıtlığını medyasında bir güzel dramatize edecektir. normal sözlük gibi platformlarda ise maalesef bunlarla manipüle edilenler illaki olacaktır.


ensestliğin ve pedofililiğin yayıldığına ve mazur görüldüğüne dair birsürü kanıt sunulabilir. hollanda ve almanya medyası bunların başını çekiyor. alman bir medya kanalı 100 binden fazla görüntülenme alan bir video yayınlıyor ve bunun genel konusu pefofilileri mazur görmeye dayanıyor. bu kadar top baskısına dayanamayan macaristan, okullarda hastalığı barındıran simge ve sembolleri yasaklıyor. polonyaysa başka tür kısıtlamalar getiriyor. macarlar avrupanın son dönem hastalık güzellemesini çok kesin şekilde eleştiriyorlar.

hatta ensestlerin, geylerin de olduğu gibi bir bayrağı var.
ensest onur bayrağı (incest pride flag):
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sağlıklı bir insan bunlardan tiksinmesin, iğrenmesin de napsın? hasta olduğunun farkında olanlara geçmiş olsun. zehirlemeyin zehirlenmeyin.

edit:
şuan avrupada bir akademisyen bu gerçeği kabul etse direk işinden alınıyor. istenirse isim verebilirim.
ama bilim ama makale ama neyse bunlar çağdışı gericiler değil mi?
salla bir tane dw videosu: "eşcinseller türkiye'de zulme uğruyor." buradan.

saat 1950'de mi kaldı diyen olmuş. biraz kalmış sanırım. tanımım biraz daha düzgün okunursa her otoritenin bunu desteklemediği görülebilir.

edit2:
eşcinselliğin hastalık olmaktan çıkarılma olayına 1950 dendi bir şey demedim şimdi 1930 deniyor bir de. tarih yeniden mi yazılıyor benim haberim mi yok? eşcinsellik 17 mayıs 1990'da dsö tarafından hastalık kategorisinden çıkartılıyor. bunun bir hastalık olduğunuysa bir çocuk bile rahatlıkla anlayabilir. tonlarca makale yazmak iyidir ama tarafsız olmak şartıyla. eğer muhalif akademisyenleri işten çıkarırsan sana tabi laf ederler çakma bilim adamı diye.

edit3:
pedofililik olayı sadece karalamak içinmiş. bunu sadece ben demiyorum macarlar da diyor büyük ihtimal lehler de diyor. buyrun sizi almanca olarak pedofilileri meşrulaştırma yolunda ilerleyen avrupa zihniyetiyle başbaşa bırakayım. görüntülenmesi 750k, negatif yorumsa görmedim. dili bilmeyenler altyazıyla çevirip az çok anlayabilir.


edit4:
tarihi celal şengör gibi sapıklardan okuyan kişilerin osmanlıda herkesin eşcinsel olduğunu düşünmesi gayet normaldir. tarihi işgalcilerden okursan böyle komik duruma düşersin.
devamını gör...

ercüment ve oytun'u sahneye davet ediyoruz...
devamını gör...

günahkarın poposuna yazılan notaları dinlemek için: the garden of earthly delights / hieronymus bosch
devamını gör...

akdeniz ülkelerindeki toplumlarda görülen, doğacak çocuğa anne-babasından ”beta talasemi” geninin kalıtımsal olarak geçen bir tür kansızlık hastalığıdır.

kaynak

evlilik aşamasında resmi nikah için gerekli evraklar arasında talasemi testi sonucu her iki taraftan da istenir.

ukde idim doldum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sürekli tercih edilmiş yalnızlık diyerek havalı görünmeye çalışıyorum.
bazen aseksüel, bazen sapyoseksüel, bazen ekoseksüel, bazen triseksüel olduğumu iddia ediyorum.
asıl gerçek ise fiziğim, sayın yazar arkadaşlar. 1.38 boyunda ve 78 kiloda olunca e-seksüel bile olamıyorsunuz.
e-seksüel; sanal ortamlarda kurulan ilişkilere denir, yani ben öyle diyorum. seksüelliğe işlevsel katkımız olmasa da literatürüne katkımız olsun, değil mi ama*.
devamını gör...

kalbimde sessiz sedasız gürlüyor o gök. ve bir küfür bile gelmiyor dilimin ucuna... biliyorum ben bunu, ben bunu biliyorum... benim bu bildiğimi ateşle yazmışlar dilime...


dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa
yine de
yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

içimde zaptedilmez bir kırma isteği
dizginlerini koparan bir at sanki bu
soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...

ahmet telli
devamını gör...

hayat ve dünyayı anlamlandırma ile geçiyor yaşamımız ve çoğunlukla bu arayışın farkında da değiliz. hemen şu soru geliyor aklımıza peki neden farkında değiliz ? sonuçta zaman akıp gidiyor ve her şeyin kıymetini bilmeliyiz çünkü biz her zaman hissetmiyor olsak da dünya dönüyor ve biz onu hissedemiyoruz . ne acıdır ki insanoğlu asırlardır bir paradoks içinde ama bir türlü anlamlandıramıyor. şairler gibi olmak lazım bazen kah hüzünlü, kah neşeli . şiirlerde mesela yaşanmışlık ve hayat var yani bir nebze de olsa hayatta anlamlandıramadığımız şeyleri anlamlandırıyoruz, keşke hayatta her şey şiirler gibi net olsaydı ama maalesef değil. sadece bizi paradokstan çıkartan adeta büyülü bir araç. unutmuşum peki ya duygularımız ne alemde bu koşuşturmaca esnasında? maalesef yitikler. daha çok duygularımıza ihtiyacımız varken zaaf olarak görüldüğünden dışarı çıkarmıyoruz oysa bu dünyada duygu olmadan çoğu şey yavandır ama hayat hissettirmez. keşke sevgi ve duygu ile her karanlık noktayı aydınlatabilsek ama maalesef hayatın akışında duygulara yer verilmiyor ,hor görülüyor. bilmiyorum ben duygularımı içimde tutamıyorum ama duygularımda içimde tutsak gibi bekliyor . bizim duygularımızın kıymetini bilmeye ve sınırsız sevgi yaymaya ihtiyacımız var . herkese sevgi vermezsek bu dünya nasıl döner ki ? bazen keşke ahtopot gibi olsam herkese yardım edebilsem diyorum ve bunu da içimdeki sevgi yapabileceğimi düşünüyorum ama realite de bazen mümkün olmuyor . işte o zaman kalbimden hissediyorum . dokunamasam da elimden bir şey gelmese de sadece kalbimin bütün sıcaklığıyla yardım ettiğimi düşünüyorum ve bütün benliğimle yanındaymış gibi oluyorum . umuyorum ki sevgi duygusu çoğalacak ve dünyadaki her karanlık noktayı aydınlatacak bilmiyorum belki de polyanna gibi düşünüyorum ama sevginin olduğu her yerde her şey mümkündür.

orhan veli'nin çok sevdiğim bir eseri var şöyledir ;
anlatamıyorum
ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?

bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.

bir yer var, biliyorum;
her şeyi söylemek mümkün;
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum.

ne kadar güzel yazmış şair değil mi? bana yüzyıllar boyunca tek bir şiir hakkın var deseler sanırım bu şiiri seçerim.

şu şarkı da pek hoştur benim nazarımda ;



umarım hayatın akışında sevgilere daha çok yer veririz.....
devamını gör...

(bkz: ak troll)
devamını gör...

(bkz: çok kasıyorsunuz)
devamını gör...

her insan şiir yazamaz. her insanın mürekkebinden anlamlı sözler damlayamaz. yaşanmışlıklarınız olmalı. mutlu olduğunuz, ağladığınız, kızdığınız, kırıldığınız anlar. ondan sonra bu duygularınızı iyi ifade edebilmelisiniz, ki sanırım bu yetenek işi oluyor. yani kelimelerle dans etmeniz gerek. bu her babayiğidin harcı değil.
devamını gör...

tüm dengemi bozan biri var. 1. gün iyiysek 2. gün kötüyüz, 3. gün diye bir şey yok zaten.

belirsizlikleri de sevmiyorum belirsizliklere neden olanları da.
devamını gör...

dinle diyanetle işim yok benim. takribi 15 senedir falan deistim. belki biraz daha uzun süredir. iyi bir insan olmaya çalışmak dışında hiçbir kurala inanmıyorum. kendi değer yargılarıma göre iyi biri olmayıysa bazen beceriyor bazen beceremiyorum. herkes gibi, hepimiz gibi zaaflarıma yenik düşüyorum zaman zaman. çuvaldız iyi dostumdur ama. yakından tanırız birbirimizi. ramazanla ilgili görüş beyan etmeyeceğim. çekindiğimden değil ama kimseyi incitmenin alemi yok. aşağı yukarı tahmin ediyorsunuzdur zaten neler düşündüğümü. ne benim buraya yazacaklarımla biri ikna olacak ne ben bu ayın gerekleri yerine getirildiğinde eriştiği kutsal makamı kabul edeceğim. o halde ne gereği var? geçiyorum.

bayram. herhangi bir bayram. dini ya da milli. tatil günleri. ya da herhangi bir başka özel gün. doğum günü, sevgililer günü, anneler günü, işçi bayramı, 23 nisan, yerli malı haftası, kabotaj bayramı... toplumun genelinin sıradan olmayan diye tanımladığı, manalı ya da manasız herhangi bir günü hep coşkuyla, sıradan olmayan şekilde deneyimledim ben bizim evde çocukluğum boyunca. farklı bir gün yaşamak için bir fırsat, bir bahane gibi görürdü babam böyle günleri. eğlenmeyi seven bir adamdı. eğlendirmeyi de. genelde düşük olan enerjisiyle evimizin stres unsuru olan annemle ilişkilerinin dinamiği buydu sanırım. biri diğerini yükseltmeye, diğeri birinin yüksek haliyle eğlenmeye alışmıştı zannediyorum yıllar içinde. şimdi bir bizim ev yok gerçi. babam öldü. annem, ölümün kıyısına kadar gitmiş gelmiş ve artık açıkçası hem fiziksel hem de mental anlamda çok güven veren biri olmadığı için, evini kapatmadıysa da kah orada kah başka yerde. ama burada değil. neyse.

badem gözlüm,
hokka burunlum,
kalem kaşlım,
sırma saçlım,
elma yanaklım,
kiraz dudaklım,
bal yüzlüm,
canım kızım hadi kalk. bugün ........ !
*

bugün onsuz geçirdiğim ilk dini bayram. bu şiiri duymadan uyandığım ilk bayram değil evet ama bir daha kurulan büyük bayram sofrasında "yemek arasında su içmeyin kızım" diyemeyeceğinin hüznünü en çok hissettiğim gün bugün. dindar bir adamdı söylemiş miydim? o yüzden en çok, yıllardır çok istemesine rağmen sağlık sorunları hasebiyle* tutamadığı orucun bitimini müjdeleyen(!) bu bayramı severdi. ve bu bayramda tüm ailesinin bir arada olduğu, herkesin en sevdiği yemeğin yapıldığı büyük bayram sofrasını. onsuz bir arada olacağımız ilk bayram sofrasında bamya'dan o kadar keyif alamayacağımı bilmek, bugünkü tek derdim olsaydı keşke.

dün gece bir başlık görmüştüm. cüzdanda fotoğraf taşımak. cız etti içim. yazacaktım sonra elim gitmedi. yanlış yaptım. şimdi istemeye istemeye ama yazmam gerektiğini bildiğim için geldiğim bu başlıkta yine aklımda dün geceki kelimeler uçuşuyor. düştü mü bir şey aklıma onu içimden çıkarmadan rahat edemiyorum ben. bir türlü salamıyorum, bırakamıyorum, unutamıyorum. illa söylenmesi gerekenler söylenecek. illa yapılması gerekenler yapılacak. illa bütün çemberler tamamlanacak. bırak dağınık kalsın. kalamaz. neden? sence?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
böyle bir eski cüzdanını bulduk çekmecesinde öldükten sonra. vesikalıkları yan yana getirmiş bir de üzerinden bantlamış güzelce. yahu bari arkalarından yap. yapmamış. ben anlıyorum nedenini. merak edeniniz varsa size de anlatayım. hiç umursamazdı görselliği. bir şey olması gerektiği halini, nasıl görünerek gerçekleştirebiliyorsa en güzel halinin o olduğuna inanırdı. bu fotoğrafların büyükten küçüğe yan yana durması gerekiyor cüzdanında. ayrılmayacak, parçalanmayacak, dağılmayacak şekilde. ve hep. o halde ne yapmalı, bantlamalı üzerinden. başka bir şeye gerek var mı? yok. ablam doğum yaptı, fotoğrafçı çekim için hastane odasına gelmeden önce allık sürdü yanaklarına diye 40 saat trip attı babam. yahu sen aptalsın, ne kadar güzel göründüğünün farkında değil misin, bu boyalara ne ihtiyacın var senin diye. telefon rehberine üç kızını şöyle kaydetmişti: b. kızım, o. kızım, k. kızım. o. kızım olay çıkardı tabi;

-baba allahını seversen o. kızım ne?
-ne yavrum? ortanca kızım işte.
-baba!
-ne?

hayır hayır aptal değil. zehir gibi adamdı. eğitim hayatı da başarılarla dolu, iş hayatı da, sosyal yaşantısı da. şimdi sence sorusunun cevabı anlam kazanmıştır diye düşünüyorum. bence kazanıyor çünkü. geçelim.

en sevdiği bayramda, üstelik onsuz ilk dini bayramda mezarına gidemedim. "mezarlık ziyareti diye bir şeyin dinde yeri, anlamı yok kızım, ha mezar başında ha evde dua etmişsin aynı şey" görüşünü savunduğunu bilsem de babamın, en azından fotoğrafta beni sağlarına iliştirdiği insanlara sarılabilmeyi, inandığı dine göre bizi görebiliyorsa şayet, bir arada o allahın belası mezarlıkta olabilmeyi isterdim. ayrılmayacak, parçalanmayacak, dağılmayacak şekilde.

olmadı. olamadı bayram mayram.
devamını gör...

terör eylemidir. evet tam olarak öyle. sorumlusu da bunu yapan cahil pislikten ziyade, her gün nefret ve kin saçan malum zihniyettir!!.
devamını gör...

sürekli karalıyorum.önce bir çizik sonra bir tane, bir tane daha. çok çarpık, eğri büğrü şekiller... bunların bana faydası yok iç güdüsel oluyor bazı şeyler.
karalamalarıma bakıyorum hırsla hınçla öfkemi kusarcasına o an rahatlıyorum ama sonra anlamsız geliyor. kendime öfkeleniyorum sana,ona,buna,şuna ne varsa önüme çıkana.hepsini düm düz ediyorum.siliyorum, tekrar çiziyorum.kapatıyorum defteri, tekrar açıyorum. yırtıyorum atıyorum sonra gidip yenisini alıyorum. ben anlamlı şeyler yazamıyorum sadece karalıyorum.kendimle savaşıyorum.iç çekişmelerim iç çekmelerimle sonlanıyor.

bir gün anlamlı şekiller çıkarmaya inancımı kaybetmeyerek savuruyorum içimde kalanları boş gördüğüm yollara. içim içime sığmadığı zamanları öfkeye değil coşkuya bırakmakla meşgulum bu ara.
devamını gör...

.
devamını gör...

eeeeefeniiim, yeni bir hafta geldi yeni bir yayın günü geldi. bu hafta da pazartesi sizlerleyim. 22:00 olacak saatimiz; bakalım haftaya kahramanımızı nasıl maceralar bekleyecek.

peki bu hafta kahramanımız hangi maceralara atıldı, hep birlikte göreceğiz. malumunuz (ne saçma kelime ya bu, ösaşdöas malum değilmiş bi sonraki olgu mesela düşünsene, neyse) yılbaşı haftası idi geçtiğimiz hafta. e biz de raporumuzda yılbaşı konuşuruz diye ortaya bi konu atar ve her zaman olduğu gibi onunla çok aşırı alakasız bir sürü şeye dalarız hep birlikte diye düşünüyorum.

yılbaşına dair olan, olmayan her türlü anı, kilim, overlok değerinde alınır. yayına dahil olmak için her zaman olduğu gibi başlığa yazabilir, discord’dan beni dürtebilir yahut radyo kulübü discord odasından canlı bağlanabilirsiniz.

bekliyore.

kendi söküğüm:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

iletişim kanallarımız:
- sözlük radyosu:
blog.normalsozluk.com/
- instagram :
instagram.com/sozlukradyosu
- twitter :
twitter.com/RadyoSozluk
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim