varoluş sıkıntısı
bir cümleyle açıklamak gerekirse...
her kararımda alabileceğim başka kararları erteliyor ya da yok ediyor oluşum yeni kararlarımla ilgili az önce karar veriyor ya da verebiliyor olmanın hazzını elimden alıyor ve geride yalnız silik pişmanlık izleri bırakıyor küçük bir tebeşirle koca bir benlik yaratmak için çabalayan ben'e.
her kararımda alabileceğim başka kararları erteliyor ya da yok ediyor oluşum yeni kararlarımla ilgili az önce karar veriyor ya da verebiliyor olmanın hazzını elimden alıyor ve geride yalnız silik pişmanlık izleri bırakıyor küçük bir tebeşirle koca bir benlik yaratmak için çabalayan ben'e.
devamını gör...
3 mayıs 2021 gaziantep'te camiye polis müdahalesi
müminlere sinek muamelesi yapılmış, raid sıkılmış gibi kalakalmışlar, orucuda yemişlerdir sanırım. üzülmedim, orası ayrı.
devamını gör...
meb'in kapısını asma kilitle zincirlemek
eğitim sistemimizin hiçbir şekilde sorgulanmayacağını gözler önüne seren, hesap vermekten aciz kişilerin kendilerince aldığı önlem.
tam bir yazıklar olsun karesidir.
hesap veremeyeceğiniz haltları yemeyin o zaman!
tam bir yazıklar olsun karesidir.
hesap veremeyeceğiniz haltları yemeyin o zaman!
devamını gör...
en sevilen barış manço şarkısı
dönence ve bahçede hanımeli şarkılarını çok severim. bahçede hanımeli onun şarkısı değil ama yine de çok güzel okumuş. dönence ise mistik bir havası var. her seferinde mest oluyorum.
devamını gör...
eyluling
kafa iznine çıkacağını, a aaa nidasıyla okuduğum, fakat dinlenmek hakkıdır deyip, kendimi susturduğum sevgili botumuz. pardon modumuz.*
dinlensin, yenilensin ve bizleri özleyip, muhakkak ama muhakkak geri dönsün. yoksa.. yoksa kapısına dayanma potansiyelimiz olduğunu bilsin.
hadi canım, hemen uyu, dinlen. rüyanda bizi gör.*
dinlensin, yenilensin ve bizleri özleyip, muhakkak ama muhakkak geri dönsün. yoksa.. yoksa kapısına dayanma potansiyelimiz olduğunu bilsin.
hadi canım, hemen uyu, dinlen. rüyanda bizi gör.*
devamını gör...
20 yaşına girmek
hiç böyle hayal etmemiştim. bu 20 yıla bunca yaşanmışlığı nasıl sığdırdım bilmiyorum..
tatile giderken telaşla hazırlanan, konulan kıyafetler ve eşyalar yüzünden patlamasına ramak kalmış valiz fermuarı gibiyim.. ama bir yandan da önceki tatilimden "tüh keşke bunu da alsaydım." diye yakındığım her şeyi bu sefer valizin fermuarını patlama noktasına getirse bile koymuşum hayıflanmamak için. bu eşyalar ve kıyafetler tecrübelerim, valiz ise hayat. ben valizime her sene yeni ve unuttuğum, aslında olması gerekenleri ekliyorum. yirmi..
tuhaf hissediyorum çünkü hâlâ idrak edemedim.. ben bugün hayalini kurduğum o yaşa giriyorum biraz buruk.. ama hayallerimi yirminin küsüratına erteledim. çünkü daha tam istediğim koşullar oluşmadı. ama büyüdüğümü hissediyorum.
güzellikler, başarılar, sağlık ve mutluluk getir yirminci yaşım. anlı şanlı ve güzel hatırlanacak bir yaş ol!
* bergen'den :
"en güzel çağında kadere yenil,
buna da yaşamak, hayat mı denir?
bahtına gücenmiş kul feryadı bu.." sözleri yeni yaşıma gelsin! *
tatile giderken telaşla hazırlanan, konulan kıyafetler ve eşyalar yüzünden patlamasına ramak kalmış valiz fermuarı gibiyim.. ama bir yandan da önceki tatilimden "tüh keşke bunu da alsaydım." diye yakındığım her şeyi bu sefer valizin fermuarını patlama noktasına getirse bile koymuşum hayıflanmamak için. bu eşyalar ve kıyafetler tecrübelerim, valiz ise hayat. ben valizime her sene yeni ve unuttuğum, aslında olması gerekenleri ekliyorum. yirmi..
tuhaf hissediyorum çünkü hâlâ idrak edemedim.. ben bugün hayalini kurduğum o yaşa giriyorum biraz buruk.. ama hayallerimi yirminin küsüratına erteledim. çünkü daha tam istediğim koşullar oluşmadı. ama büyüdüğümü hissediyorum.
güzellikler, başarılar, sağlık ve mutluluk getir yirminci yaşım. anlı şanlı ve güzel hatırlanacak bir yaş ol!
* bergen'den :
"en güzel çağında kadere yenil,
buna da yaşamak, hayat mı denir?
bahtına gücenmiş kul feryadı bu.." sözleri yeni yaşıma gelsin! *
devamını gör...
yazarların içinde hapsolmak istediği tablo
devamını gör...
yerli yersiz sorulmaması gereken sorular
"baban ne iş yapıyor?"
bazı mimik yürekler için acı verici olabilecek sorudur.
bazı mimik yürekler için acı verici olabilecek sorudur.
devamını gör...
pardon filmindeki aydın
ferhan şensoy’un yazıp mert baykal’ın yönettiği harika film pardon’da ali çatalbaş’ın canlandırdığı karakterdir.

aydın diktepe taksimin en efendi büfecisidir. herkes gelir büfesine. öğrenciler, travestiler, taksimden kim geçiyorsa herkes işte. ve sorsalar oranın en efendi büfecisi kim diye hepsi aydın der.
aydın, kadere inanır. üçünün o tarihte birlikte hapse girecekleri alınlarını yazılmıştır. kader diye bir şey var arkadaş. o yüzden de sorgu sırasında ibrahim ve muzo gibi hemen kabul etmez iddiaları, saçma gelir imzalamak.
sabaha kadar süren işkencede her yer tertemizdir. midesi falan bulanmaz kandan. bayıldığı zamanlar serum merum her şey hazırdır.
amir bey olayları sıklıkla karıştrsa da aydın en sonunda her şeyi toparlar ve muhtemelen öttürücü’nün de yardımıyla pırıl pırıl parlayan zihninde bütün olayları nasıl planlayıp yaptıkları ayan olur.
ibrahimin aklına büfesinin adı tam olarak gelmez, hep bir kararsızlık vardır: ay büfe mi, dın büfe mi? ama bir üçüncüye ihtiyaç duyduklarında aklına ilk aydın gelir, aydın diktepe, esas çocuk.
sağ olsun!

aydın diktepe taksimin en efendi büfecisidir. herkes gelir büfesine. öğrenciler, travestiler, taksimden kim geçiyorsa herkes işte. ve sorsalar oranın en efendi büfecisi kim diye hepsi aydın der.
aydın, kadere inanır. üçünün o tarihte birlikte hapse girecekleri alınlarını yazılmıştır. kader diye bir şey var arkadaş. o yüzden de sorgu sırasında ibrahim ve muzo gibi hemen kabul etmez iddiaları, saçma gelir imzalamak.
sabaha kadar süren işkencede her yer tertemizdir. midesi falan bulanmaz kandan. bayıldığı zamanlar serum merum her şey hazırdır.
amir bey olayları sıklıkla karıştrsa da aydın en sonunda her şeyi toparlar ve muhtemelen öttürücü’nün de yardımıyla pırıl pırıl parlayan zihninde bütün olayları nasıl planlayıp yaptıkları ayan olur.
ibrahimin aklına büfesinin adı tam olarak gelmez, hep bir kararsızlık vardır: ay büfe mi, dın büfe mi? ama bir üçüncüye ihtiyaç duyduklarında aklına ilk aydın gelir, aydın diktepe, esas çocuk.
sağ olsun!
devamını gör...
çocuk sahibi olmak
dostlar öncelikle şunu kabul edelim. hiç kimse dünyaya gelmeyi istemez, ailelerimiz ebeveyn olmayı seçer. eğer gelecekte kendinize bakacak ya da yatırım aracı olarak birilerini arıyorsanız hiiiçç boşuna dünyaya çocuk getirmeyin. o çocuğa harcayacağınız parayı, emeği ve zamanı çok farklı yerlere yatırabilirsiniz. inanın daha verimli olacaktır.
bir çocuk dünyaya getirmek pratikte kolay gibi görünse de daha en başından çok meşakkatli bir yoldur. bir kadın olarak söylüyorum; hamilelik süreci,doğumu, lohusalığı, hormonları derken zaten o çocuk doğuncaya kadar yeterince çile çekiyorsunuz dostlar. e doğurunca iş bitiyor mu? aslaaa! tam tersine daha yeni başlıyoruz.
o çocuğu dünyaya getirmeden şunları düşünmeli her insan:
-ben bu çocuğa yeterince iyi bir ekonomik gelir sağlayabilir miyim?
- ben bu çocuğa yeterince sevgi ve ilgi verebilir miyim?
- iyi bir ebeveyn olabilir miyim?
- bu çocuğun sorumluluğunu üstlenebilir miyim?
- hayatımdaki bazı alışkanlıklarım ve isteklerimden fedakarlıklar yapabilir miyim?
- eşimle aramız nasıl? sağlıklı bir ilişkimiz var mı?
- ben böyle bir dünyaya çocuk getirmek istiyor muyum?
bunların hepsi büyük birer soru işaretidir ve hiçbirinin cevabında bir gram şüphe olmamalıdır. yeni bir candan bahsediyoruz dostlar. öyle kolay değil, çoğumuzun dediği gibi doğurmakla ana baba olunmuyor. şahsen kendi adıma konuşacağım ve sizinle bir analiz yapacağım.
ekonomik olarak yeterli olmadan asla böyle bir işe girilmez dostlar. özellikle “her doğan kendi rızkıyla doğar” sözüne de inanmam. ben daha kendim zar zor geçinirken küçücük çocuğa bir çikolatayı neden alamadığımla ilgili hesap vermemem.
ben bu çocuğa yeterli sevgi ve ilgiyi verebilir miyim?
dostlar ben zaten evde 7 aylık bir bücürle yaşıyorum. onun tepkilerinden de yeterli ilgiyi verebildiğimi düşünüyorum fakat kendi çocuğunuz çok ayrı bir durum. o sabrı besleyebilecek misiniz? ben çabuk sinirlenen ve hemen parlayan biriyimdir. çocuğuma karşı sabırlı, anlayışlı ve sakin olabilecek miyim? bilmiyorum. büyükkk bir soru işareti daha!
bir çocuğun sorumluluğunu üstlenebilir miyim?
küçücük bir bebeği düşünün. tamamen size muhtaç. konuşamıyor, yürüyemiyor, ne istediğini anlatamıyor… ve bu varlığın her şeyi sizsiniz. hastalandığı zamanki o çaresizlik çok zordur dostlar ya da ciyak ciyak ağlarken neyinin olduğunu bilmeyip sakin kalmaya çalıştığınız dakikalar… oturup kendim de ağladığım çok zaman oldu. o dakikalar hiç geçmez mesela. ya da gece gazının olduğunu bile bile acaba başka bir şeyi mi var diye uykusuzluktan kafayı yiyecek raddeye geldiğiniz anlar… tüm bunları göze alabilecek misiniz? şahsen ben bu yükün altına giremem dostlar. girememeyi geçtim girmek de istemem.
bazı alışkanlıklarım ve isteklerimden fedakarlıklar yapabilir miyim?
dostlar şu dünyada okunacak onlarca kitap, gezilecek yüzlerce yer ve yaşanacak binlerce anı var. lakin bir çocuğunuz olduğu vakit önce kendinizi değil onu düşünmeniz gerekiyor. mesela: kış ayında bir yere gideceğiniz zaman öncelikle çocuğunuzu düşünmelisiniz. aman üşütür mü? hasta olur mu? sıkılır mı? vb.
kendi sosyalliğinizden ve isteklerinizden feragat etmeniz gerekir bazı konularda. hamilelik sürecinde sigarayı bırakmanız ya da azaltmanız gerekir. kötü örnek teşkil eden şeyler yapmamanız… ve onlarca örnek sayabilirim. ben bunları yapabilecek kadar fedakar olsaydım kariyer hayatımda çok daha farklı yerlere gelebilirdim. lakin bunları yapamayacak kadar bencil ve tembelim. üzgünüm, gerçekler…
eşimle aram iyi mi? sağlıklı bir ilişkimiz var mı? ya da eşim nasıl biri?
eşler bu konuda birbirine destek olmalıdır dostlar. birçok ailede rastladığımız bir durum vardır ki, o da babaların ilgisizliği. hiççç bana “aman tüm gün işte çalışıyorlar, mecalleri olmuyor” mavalları okumayın. tam da bunun için sordum yukarıdaki soruları. eğer işten yorgun gelip çocuğunla oyun oynayamayacak, ilgi gösteremeyeceksen çocuk yapmayacaksın kardeşim. aynı şekilde anneler de tüm gün evde boş duruyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz. evin işi de bitmiyor çünkü. neyse daha fazla lafı uzatmayacağım. her iki ebeveyn için de söylüyorum ki birbirlerine yardımcı ve destek olmalılar. öbür türlüsü olmuyor çünkü.
dostlar üstte sorduğum sorular ve çeşitlerini sorup, cevaplarından emin olduktan sonra bir çocuğu dünyaya getirin. bakamayacağınız, sırf boşanmamak adına ya da aman yaşım geçiyor diye düşünerek çocuk yapmayın. ne kendi başınızı yakın ne de küçücük çocuğun hakkına girin.
he benim sonucum ne peki? benden ömür billah anne olmaz!!!!
bir çocuk dünyaya getirmek pratikte kolay gibi görünse de daha en başından çok meşakkatli bir yoldur. bir kadın olarak söylüyorum; hamilelik süreci,doğumu, lohusalığı, hormonları derken zaten o çocuk doğuncaya kadar yeterince çile çekiyorsunuz dostlar. e doğurunca iş bitiyor mu? aslaaa! tam tersine daha yeni başlıyoruz.
o çocuğu dünyaya getirmeden şunları düşünmeli her insan:
-ben bu çocuğa yeterince iyi bir ekonomik gelir sağlayabilir miyim?
- ben bu çocuğa yeterince sevgi ve ilgi verebilir miyim?
- iyi bir ebeveyn olabilir miyim?
- bu çocuğun sorumluluğunu üstlenebilir miyim?
- hayatımdaki bazı alışkanlıklarım ve isteklerimden fedakarlıklar yapabilir miyim?
- eşimle aramız nasıl? sağlıklı bir ilişkimiz var mı?
- ben böyle bir dünyaya çocuk getirmek istiyor muyum?
bunların hepsi büyük birer soru işaretidir ve hiçbirinin cevabında bir gram şüphe olmamalıdır. yeni bir candan bahsediyoruz dostlar. öyle kolay değil, çoğumuzun dediği gibi doğurmakla ana baba olunmuyor. şahsen kendi adıma konuşacağım ve sizinle bir analiz yapacağım.
ekonomik olarak yeterli olmadan asla böyle bir işe girilmez dostlar. özellikle “her doğan kendi rızkıyla doğar” sözüne de inanmam. ben daha kendim zar zor geçinirken küçücük çocuğa bir çikolatayı neden alamadığımla ilgili hesap vermemem.
ben bu çocuğa yeterli sevgi ve ilgiyi verebilir miyim?
dostlar ben zaten evde 7 aylık bir bücürle yaşıyorum. onun tepkilerinden de yeterli ilgiyi verebildiğimi düşünüyorum fakat kendi çocuğunuz çok ayrı bir durum. o sabrı besleyebilecek misiniz? ben çabuk sinirlenen ve hemen parlayan biriyimdir. çocuğuma karşı sabırlı, anlayışlı ve sakin olabilecek miyim? bilmiyorum. büyükkk bir soru işareti daha!
bir çocuğun sorumluluğunu üstlenebilir miyim?
küçücük bir bebeği düşünün. tamamen size muhtaç. konuşamıyor, yürüyemiyor, ne istediğini anlatamıyor… ve bu varlığın her şeyi sizsiniz. hastalandığı zamanki o çaresizlik çok zordur dostlar ya da ciyak ciyak ağlarken neyinin olduğunu bilmeyip sakin kalmaya çalıştığınız dakikalar… oturup kendim de ağladığım çok zaman oldu. o dakikalar hiç geçmez mesela. ya da gece gazının olduğunu bile bile acaba başka bir şeyi mi var diye uykusuzluktan kafayı yiyecek raddeye geldiğiniz anlar… tüm bunları göze alabilecek misiniz? şahsen ben bu yükün altına giremem dostlar. girememeyi geçtim girmek de istemem.
bazı alışkanlıklarım ve isteklerimden fedakarlıklar yapabilir miyim?
dostlar şu dünyada okunacak onlarca kitap, gezilecek yüzlerce yer ve yaşanacak binlerce anı var. lakin bir çocuğunuz olduğu vakit önce kendinizi değil onu düşünmeniz gerekiyor. mesela: kış ayında bir yere gideceğiniz zaman öncelikle çocuğunuzu düşünmelisiniz. aman üşütür mü? hasta olur mu? sıkılır mı? vb.
kendi sosyalliğinizden ve isteklerinizden feragat etmeniz gerekir bazı konularda. hamilelik sürecinde sigarayı bırakmanız ya da azaltmanız gerekir. kötü örnek teşkil eden şeyler yapmamanız… ve onlarca örnek sayabilirim. ben bunları yapabilecek kadar fedakar olsaydım kariyer hayatımda çok daha farklı yerlere gelebilirdim. lakin bunları yapamayacak kadar bencil ve tembelim. üzgünüm, gerçekler…
eşimle aram iyi mi? sağlıklı bir ilişkimiz var mı? ya da eşim nasıl biri?
eşler bu konuda birbirine destek olmalıdır dostlar. birçok ailede rastladığımız bir durum vardır ki, o da babaların ilgisizliği. hiççç bana “aman tüm gün işte çalışıyorlar, mecalleri olmuyor” mavalları okumayın. tam da bunun için sordum yukarıdaki soruları. eğer işten yorgun gelip çocuğunla oyun oynayamayacak, ilgi gösteremeyeceksen çocuk yapmayacaksın kardeşim. aynı şekilde anneler de tüm gün evde boş duruyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz. evin işi de bitmiyor çünkü. neyse daha fazla lafı uzatmayacağım. her iki ebeveyn için de söylüyorum ki birbirlerine yardımcı ve destek olmalılar. öbür türlüsü olmuyor çünkü.
dostlar üstte sorduğum sorular ve çeşitlerini sorup, cevaplarından emin olduktan sonra bir çocuğu dünyaya getirin. bakamayacağınız, sırf boşanmamak adına ya da aman yaşım geçiyor diye düşünerek çocuk yapmayın. ne kendi başınızı yakın ne de küçücük çocuğun hakkına girin.
he benim sonucum ne peki? benden ömür billah anne olmaz!!!!
devamını gör...
okuduğun bir kitabı pudra şekerine uyarla
(bkz: pudra şekerini satan bilge)
devamını gör...
14 şubat için antik öyküler
mitolojiyi çok seven biri olarak merakla beklediğim radyo programı.
edit: beklentimi karşılayan bir program oldu. öyküler günün anlam ve önemini çok güzel özetlediler.
edit: beklentimi karşılayan bir program oldu. öyküler günün anlam ve önemini çok güzel özetlediler.
devamını gör...
kadınların kötü erkeklerle beraber olması
çünkü çocukluktan itibaren türk kültüründe "eşindir, annedir babadır, yaşlıdır" adı altında herşeyi ama herşeyi sorgusuz, sınırsız, bedelsiz vermek, yapmak öğretiliyor.. bu yüzden verdiğimiz sevginin saygının, "kendimizin" "hiçbirşeyimizin" değeri yok" zannediyoruz.. alıştığımız duygu bu olduğu için de, karşılık beklemiyoruzki karşılığını alamayınca farkedelim...
bu yüzden bize değer vermeyen bir erkeğe, hep vererek (sevgi, saygı, ilgi vs) "o istediği zaman" "istediği kadar" vermesini bekliyoruz paşaların...
bi dakka ya burda bi terslik var dediğiniz zaman çözüyorsunuz, annedir/babadır/eştir/sevgilidir demek zorunda değiliz.. saygı görmüyorsak, sevildiğimizi hissetmiyorsak hemde maddi manevi imkanları varken size hiçbirşey vermiyorsa, niye bekliyorsun? neyi bekliyorsun?
dikkat ettiyseniz özellikle dindar ailelerde hep çocukların anneye babaya, erkeğe, yaşlılara vermesi gerekenler anlatılır.. ne yaparsa yapsın ama hep hizmet ediceksin başının üstünde olucak filan.. o yapmasa bile.. hepde almaları gereken şeyleri anlatırlar.. arkadaş bu mübarek kitapta hiç çocukların bir değeri yokmu.. bekar bir kadın, çocuk doğurmamış bir kadın, bir kadını hamile bırakmamış bir erkek yokmu, bunlar olmadan insan değillermiydi, hiçbir şeye hakları yokmuydu, normal sadece insan olarak hiçmi vakit geçirmiyorlar...
bizim duyduğumuz yok, varsa da maşallah kimse öğrenmek istememiş, kuran da ne kadar sömürmeye yarayan şey varsa anlatıyorlar bize, hasbelkader bunlara sahip olanlar (proleterya) güya hep hizmet edicez hep hürmet (o etmese bile/hak etmese bile) edicez.. ne güzel iş yaa..
işte bu yüzden kendimizi de, yaptığımız işi de değersiz, emeğimiz sevgimiz karşılıksız "verilebilir" diye öğreniyoruz..
bunu bu şekilde öğrendiğimiz için de, nerde balık burcu yengeç burcu erkeği var, ne yazdığına cevap verir, ne söylediğini doğru anlar, hakkı yokken küser, seni üzer.. gidip bu romantik zannettiğimiz, nazlı erkeklerin peşinde ziyan oluyoruz..
saçma sapan alakasız insanların birbirine aşık olup pat diye evlenmelerinin sebebide bu.. herşeyin sebebi bu..
bunu farkedip bi dakka ya niye hep ben veriyorum, niye bunu ben hallediyorum diye düşünmeye başlarsanız çözersiniz.. çözdükten sonra ben varım diyosunuz.. benim bir değerim var.. herşeye de hakkım var, bunu dediğiniz zaman, size haketmediğiniz bir kelime söyleyen, bir karış yaklaşan insanı anında saniyesinde farkedip set çekiyosunuz, ve bunu gösterdiğiniz zaman karşıdaki insan anlıyor, kimseye içinizden kızıp evde üzülmeniz gerekmiyor, herkese herşeyi söyleme hakkımız var, biz bunu bilmiyoruz işte, ertesi gün cevap vermeye tenezzül eden adam o kadınla hiçbirşey yaşamayı haketmiyordur.. ama haketmediği şeyleri aldıkça şımarıyor bu adamlar, zaten çoğu bencil..
sorun kendini değersiz zannettirilerek büyütülen kadınlarda.. çünkü erkek çocuklara nispeten daha kıymet veriliyor, hiçbir işe yardım etmiyorlar, erkek çocuklarına ev alınıyor, araba alınıyor vs, onlar yine bir derece kıymet görüyor, tabi bunlar bir dönem için geçerli ben 1978 doğumluyum, bizim kuşakta pek ailesinden saygı görmüş yoktur, zengini fakiri bilinç olarak böyledir dindar olmasa bile böyle haksız bir sistem vardı bizim zamanımızda, cevap verilmez, yanında uzun oturulmaz vs.. hep bunlar öğretildi, neden? diyen asi oldu, biz konuşma hakkımızı bile cevap vermek olarak öğrendik, saygı bu değil arkadaşlar, bu bir insanın bulunduğu yeri konumu çıkarları için egosu için kullanmasıdır, sömürmesidir..
şu anda durum çok daha farklı, bu seferde çocuklara ilahi bir değer yükleyen, adeta kutsallaştıran anne babaları görüyorum, o çocukların ilişkileri nasıl olacak kimbilir..
bu yüzden bize değer vermeyen bir erkeğe, hep vererek (sevgi, saygı, ilgi vs) "o istediği zaman" "istediği kadar" vermesini bekliyoruz paşaların...
bi dakka ya burda bi terslik var dediğiniz zaman çözüyorsunuz, annedir/babadır/eştir/sevgilidir demek zorunda değiliz.. saygı görmüyorsak, sevildiğimizi hissetmiyorsak hemde maddi manevi imkanları varken size hiçbirşey vermiyorsa, niye bekliyorsun? neyi bekliyorsun?
dikkat ettiyseniz özellikle dindar ailelerde hep çocukların anneye babaya, erkeğe, yaşlılara vermesi gerekenler anlatılır.. ne yaparsa yapsın ama hep hizmet ediceksin başının üstünde olucak filan.. o yapmasa bile.. hepde almaları gereken şeyleri anlatırlar.. arkadaş bu mübarek kitapta hiç çocukların bir değeri yokmu.. bekar bir kadın, çocuk doğurmamış bir kadın, bir kadını hamile bırakmamış bir erkek yokmu, bunlar olmadan insan değillermiydi, hiçbir şeye hakları yokmuydu, normal sadece insan olarak hiçmi vakit geçirmiyorlar...
bizim duyduğumuz yok, varsa da maşallah kimse öğrenmek istememiş, kuran da ne kadar sömürmeye yarayan şey varsa anlatıyorlar bize, hasbelkader bunlara sahip olanlar (proleterya) güya hep hizmet edicez hep hürmet (o etmese bile/hak etmese bile) edicez.. ne güzel iş yaa..
işte bu yüzden kendimizi de, yaptığımız işi de değersiz, emeğimiz sevgimiz karşılıksız "verilebilir" diye öğreniyoruz..
bunu bu şekilde öğrendiğimiz için de, nerde balık burcu yengeç burcu erkeği var, ne yazdığına cevap verir, ne söylediğini doğru anlar, hakkı yokken küser, seni üzer.. gidip bu romantik zannettiğimiz, nazlı erkeklerin peşinde ziyan oluyoruz..
saçma sapan alakasız insanların birbirine aşık olup pat diye evlenmelerinin sebebide bu.. herşeyin sebebi bu..
bunu farkedip bi dakka ya niye hep ben veriyorum, niye bunu ben hallediyorum diye düşünmeye başlarsanız çözersiniz.. çözdükten sonra ben varım diyosunuz.. benim bir değerim var.. herşeye de hakkım var, bunu dediğiniz zaman, size haketmediğiniz bir kelime söyleyen, bir karış yaklaşan insanı anında saniyesinde farkedip set çekiyosunuz, ve bunu gösterdiğiniz zaman karşıdaki insan anlıyor, kimseye içinizden kızıp evde üzülmeniz gerekmiyor, herkese herşeyi söyleme hakkımız var, biz bunu bilmiyoruz işte, ertesi gün cevap vermeye tenezzül eden adam o kadınla hiçbirşey yaşamayı haketmiyordur.. ama haketmediği şeyleri aldıkça şımarıyor bu adamlar, zaten çoğu bencil..
sorun kendini değersiz zannettirilerek büyütülen kadınlarda.. çünkü erkek çocuklara nispeten daha kıymet veriliyor, hiçbir işe yardım etmiyorlar, erkek çocuklarına ev alınıyor, araba alınıyor vs, onlar yine bir derece kıymet görüyor, tabi bunlar bir dönem için geçerli ben 1978 doğumluyum, bizim kuşakta pek ailesinden saygı görmüş yoktur, zengini fakiri bilinç olarak böyledir dindar olmasa bile böyle haksız bir sistem vardı bizim zamanımızda, cevap verilmez, yanında uzun oturulmaz vs.. hep bunlar öğretildi, neden? diyen asi oldu, biz konuşma hakkımızı bile cevap vermek olarak öğrendik, saygı bu değil arkadaşlar, bu bir insanın bulunduğu yeri konumu çıkarları için egosu için kullanmasıdır, sömürmesidir..
şu anda durum çok daha farklı, bu seferde çocuklara ilahi bir değer yükleyen, adeta kutsallaştıran anne babaları görüyorum, o çocukların ilişkileri nasıl olacak kimbilir..
devamını gör...
garip psikolojik rahatsızlıklar
apotemnofili (vücut bütünlüğüne ilişkin kimlik bozukluğu): bu ruhsal hastalıklarda, kişiler bedenlerinin bir uzvunun kendilerine ait olmadığını, o uzva karşı yabancılık çektiklerini, varlığından son derece yabancılık duyduklarını beyan ederek ondan kurtulma çabası içine girerler. genelde bacaklarının kesilmesini talep ederler. kol ya da parmağının kesilmesi için hekimlerden yardım isteyen veya kendi imkanları ile kesmeye çalışanlar vardır. olgulardan biri gözüne asit döktürerek kendisini kör ettirmiştir. yabancılık duydukları uzuv kesildikten ya da işlev göremez hale geldikten sonra yaşadıkları tüm sıkıntının geçtiğini ve rahatladıklarını belirtmektedirler. nasıl bir beyin aksamasının ya da psikolojik mekanizmanın buna neden olduğu henüz bilinmemektedir.
yazmakta kaynakta bence çok ilginç ve sıra dışı ama tanrı hasta olanlara yardımcı olur umarım.
yazmakta kaynakta bence çok ilginç ve sıra dışı ama tanrı hasta olanlara yardımcı olur umarım.
devamını gör...
kerkenez
kartalgiller familyasından, küçük memeliler ile beslenen yırtıcı bir kuş.
devamını gör...
celali takvim
ömer hayyam tarafından hazırlanan bir takvimdir.
devamını gör...




