fransız ihtilali
aslında fransa monarşisi birkaç yıl önce, düşmanları büyük britanya'ya karşı amerikan kolonilerini destekleyerek bu ihtilalin yolunu açmışlar.
bugünkü kanada fransız sömürgesi iken 1763'de ingilizler tarafından ele geçirilir. amerikalı koloniler ingilizlere karşı savaşmaya başlayınca, fransa bunu intikam fırsatı görüp kolonilere yardım eder ve sonunda koloniler kazanır. o günün dünyasında monarşi olmadan bir devletin yaşayacağı düşünülmüyordu. ama amerikalılar monarşi olmadanda bir ülke yönetileceğini gösterince fransa halkı için örnek oldular.
bugünkü kanada fransız sömürgesi iken 1763'de ingilizler tarafından ele geçirilir. amerikalı koloniler ingilizlere karşı savaşmaya başlayınca, fransa bunu intikam fırsatı görüp kolonilere yardım eder ve sonunda koloniler kazanır. o günün dünyasında monarşi olmadan bir devletin yaşayacağı düşünülmüyordu. ama amerikalılar monarşi olmadanda bir ülke yönetileceğini gösterince fransa halkı için örnek oldular.
devamını gör...
ateist insanlara sürekli kafir ve misyoner diyen tipler
aslinda sorgulanmasi gereken, biz kendi dinimizi veya inancimizi niye soylemek zorunda hissediyoruz ve neden etrafimizdaki insanlarin inanci yada inancsizligi ile ilgileniyoruz. sorgulanmasi gereken dedim ama sorgulanacak bir sey de degil, millet olarak cok seviyoruz baska insanlarin ozel hayatlarina burnumuzu sokmayi.
devamını gör...
çocuklara verilmiş tuhaf isimler
insan kişisine dünyaya gözünü açtığında şişt demek için uydurulmuş seslenme şeysinin tuhaf seçilmiş halleri.
çok fazla tuhaf isim duymadım.
bir teyze vardı adı pamuk'tu. çok garibime gitmişti. her halde saçları beyaz diye pamuk diyorlar diyordum değilmiş.
isim demişken bana da hep tuba derler. yani şu yaşıma kadar yeni tanıştığım bir çok insan illa birkaç kere bu şekilde seslenmiştir bana. nedenini çözemedim. ne çağrıştırıyor hiç bilemedim. soruyorum hatta bilmem öyle anımsadım ismini diyorlar. kimisi özür falan diliyor. yok arkadaşım sorun değil ben sadece dünya halkı olarak bir araya gelip 'biz bu banu'ya tuba diyelim kafası karışsın, sorgulasın' diye bir karar mı aldınız? onu merak ediyorum. yoksa istersen cabbar de bana sorun olmaz.
çok fazla tuhaf isim duymadım.
bir teyze vardı adı pamuk'tu. çok garibime gitmişti. her halde saçları beyaz diye pamuk diyorlar diyordum değilmiş.
isim demişken bana da hep tuba derler. yani şu yaşıma kadar yeni tanıştığım bir çok insan illa birkaç kere bu şekilde seslenmiştir bana. nedenini çözemedim. ne çağrıştırıyor hiç bilemedim. soruyorum hatta bilmem öyle anımsadım ismini diyorlar. kimisi özür falan diliyor. yok arkadaşım sorun değil ben sadece dünya halkı olarak bir araya gelip 'biz bu banu'ya tuba diyelim kafası karışsın, sorgulasın' diye bir karar mı aldınız? onu merak ediyorum. yoksa istersen cabbar de bana sorun olmaz.
devamını gör...
14 şubat 2021 sözlük store indirimi
sevinemediğim indirimdir. sırtımda taş taşıdım, yemedim, içmedim biriktirdim. elite yazarlar gibi bir renkli mahlas alayım dedim dün gece, bu gece de %21 indirim gelmiş. bahtsızlığım, kör talihim, elmadan kalan sapım burada da peşimi bırakmadı.
talihsizlik diyince aklıma geldi. yıllar önce bir arkadaşım şanssızlıkla ilgili şöyle bir cümle kurmuştu; “ sesim güzel olsa pavyona düşerim. öyle bir şans.“ bende ki de böyle bir şans işte.
talihsizlik diyince aklıma geldi. yıllar önce bir arkadaşım şanssızlıkla ilgili şöyle bir cümle kurmuştu; “ sesim güzel olsa pavyona düşerim. öyle bir şans.“ bende ki de böyle bir şans işte.
devamını gör...
vergi alınmayan şey
memlekette ötv diye bir şey var ve kdv'si alınıyor. şaşırtmalı başlık arkadaşlar, yazmayın fişleyecekler.
devamını gör...
çalıntı tanım girmek
bir yazar başka yerden aldığı bilgiyi (wiki, başka sözlükler vs.) aynen buraya da yazıyor ve hiçbir kaynak belirtme ihtiyacı hissetmiyorsa en hafif tabiriyle ''intihalci'' olarak anılmayı göze almalıdır. çünkü en iyi kendisi biliyordur o bilgiyi pervasızca kullanıp hırsızlık yaptığını. şahsen böyle durumlarda yazarı ilk olarak kaynak göstermeye davet ediyorum. hala umursamıyorsa özelden yazarak bilgi aşırması yaptığı yerin linkini atıyorum. hala anlamıyorsa -ki hiç yapmadım ama- nickaltına bilgi hırsızlığı yaptığı bilgisini düşmeyi düşünüyorum. bugüne değin 3 yazara denk geldim bu şekilde.. birisi bir roman'ın önsözünden duyguların ön planda olduğu bir tasviri kendisinin gibi yazmıştı.. yazara yazdıklarından çok etkilendiğimi söyledim ve kendisi bana ''beni utandırıyorsunuz'' şeklinde bir yanıt verdi.. o yazara açıkçası daha fazla bir şey diyemedim, zira kendisi de inanıyordu o sözlerin kendisine ait olduğuna ve hatta ironik övgülerin altında ezilecek bir utanma duygusuna sahipti. bir diğeri kıyıda köşede kalmış bir siteden parça parça aşırma yapıp kendisine ait gibi yazmıştı ki komik olanı da bir moderatörün bu kişinin nickaltına sürekli övgüler dizip yazdıklarının özgünlüğüne atıf yapmasıydı. o yazarı da uyardım ve entrisini sildi. ki beklenti yazdıklarını silmesi değil basitçe kaynak göstermeyi öğrenmesi aslında ama beyefendi ya da hanımefendiler o kadar gururlu ki kaynak göstermek yerine aman kimse anlamasın diye yazdıklarını silmeyi yeğliyorlar. en ilginç olanı da google translate ile bir siteden çeviri yaptırıp buraya kendi özgün tanımı gibi giren arkadaştı. o resmen zirveydi. kendisiyle konuştuğumda sözlüğe ''türkçe içerik'' kazandırmak istediğini söyledi. o da sonradan sildi yazdıklarını. bu arkadaşlarda ortak olan şey de şu: yakalandıklarında bir süre sözlüğe bakmamayı ve yazı yazmamayı tercih etmeleri.. bu da böyle bir anı işte.
devamını gör...
öğrenmek
aslında herkeste aynı olan, sanılandan daha karmaşık bir süreçtir.
öncelikle öğrenmek hakkında bilinmesi gereken en önemli nokta, öğrendiğinizi uygulamazsanız öğrenmemiş sayılırsınız. bu uygulama şekli; bilgilerinizi paylaşarak olarak olabilir veya herhangi bir bölüm sonu testi çözerek olabilir; ama kesinlikle bilgiyi kullanacağınız günü beklemek değildir. bu süreçte üzerinde en ufak tereddüt bırakmaması gereken konu ise; bilginin paylaştıkça artacağıdır.
peki nasıl daha iyi öğrenilir ? zeka ne kadar önemlidir bu süreçte ? bilgilerinizi uygularken izlenebilecek yöntemler nelerdir ? yıllardır içinde bulunduğum öğrenme süreci hakkında sadece kendi tecrübelerime dayanarak bu sorulara cevap vereceğim. öğrenme sürecini başarıyla tamamlayan insanlar, bir araya geldiklerinde hepsinin aynı yollardan geçtiğini görmek çok şaşırtıcıdır. yani siz diğer başarılı insanlarla karşılaştığınızda onların da aynı karın ağrılarını çektiğini duyduğunuzda çok şaşırırsınız. bana göre, altını çiziyorum bana göre; çok zeki insanlar hariç, öğrenme süreci herkes için aynıdır, disiplinden disipline ya da kişiden kişiye göre değişiklik göstermez.
yıllarca bir şeyi ezberlemenin yanlış olduğunu düşündüm, ama sanılanın aksine ezber öğrenmenin en büyük parçasıymış. kendimden örnek verecek olursam; sürekli bak bu buradan çıkıyor, şu işlemleri yapar çıkarırım, sadece bunun buradan çıktığını bilsem yeter dedim, bu sefer de şu sorunla karşılaştım. karşımdaki insan çok ileri seviye bir şey anlattığı zaman, beynimin köşelerinden bir takım bilgiler çıkarıyorum ve bu burdan geldi, şu burdan geldi, diye yorumlarken konuyu kaçırıyorum. yani önce öğreneceğiniz şeyi ezberleyip daha sonra öğrenmeniz, öğrenmenin en güzel yöntemidir. sanırım bunu yapanlar sürekli ezberliyor diye eleştirdiğimiz; doktorlar, veterinerler vs.. varmış bir bildikleri, ezberlenen bilginin üzerine bilgi koymak çok daha kolaydır ve ezberledikten sonra bilginin içine girmek çok daha eğlencelidir. insanın ezber yeteneği de en hızlı gelişen özelliklerinden biridir.
diğer önemli nokta ise çalışma tekniğinizdir. bunun en etkili yöntemi de pomodoro tekniğinidir. ne kadar salakça gözükse de uygularken napıyorum lan ben deseniz de, diğer öğrenme tekniklerine göre en fayda sağlayanı budur. ben bunu 33 dakika çalışmaya 8 dakika dinlenme şeklinde uyguluyorum. işin en önemli kısmı ise; 8 dakikalık sürede rahatlayarak, 33 dakikada öğrendiklerinizi düşünmenizdir, bu düşünce çok yoğun olmamalı, sakince düşünmelisiniz. örnek verecek olursam, sonsuz boyut diyip duruyor kitabınızda, 8 dakikalık sürede bu sonsuz boyut kafanızda resimlendirmelisiniz. tam bu sırada bilgi kafanıza oturacaktır.
ayrıca yapılan en büyük hatalardan bir diğeri ise sadece tek bir konu üzerine çalışmaktır. bu bir süre sonra o çalıştığınız tek bir konuyu bile kullanmakta yetersiz olmanıza sebebiyet verecektir. bu bilgisizliğinizden değil, beyninizi kullanış şeklinizin yanlış olmasından kaynaklanır. bu yüzden bir konuda daha çok çalışmayı seçseniz bile, yanına başka konular da koymalısınız. flüt çalmayı öğrenin mesela, ama bu ikisini eş zamanlı yapın. mesela bir biyoloji alanındaysanız, matematik soruları çözün. özellikle sayısal alanlarda okuyanlar bu hatayı çok yapıyor, bunun sonucunda öğrenmesi çok basit olan şeyleri kompleks yöntemlerle öğremeye çalışıyor ve bir süre sonra tıkanıyorlar.
en büyük yanılgılardan birisi de öğrendim sanmaktır. bilgiyi nerede çıkarıp kullanacağınız bilmek, öğrenmenin en önemli parçasıdır. zaten bu oluşmadıysa henüz öğrenmiş sayılmazsınız. tekrar ediyorum bu öğrenmenin en büyük parçasıdır. eğer bir şeyi öğrenmişseniz uygulamaktan çekinmezsiniz çünkü bu sizin işinizi kolaylaştıracaktır bu yüzden uygulamaktan çekiyorsanız öğrenmiş sayılmazsınız.
öğrenmeyi hızlandırmanın bir çok güzel yöntemi vardır. birincisi hayal gücü öğrenme aşamasındaki en önemli silahınızdır. bunu şu şekilde düşünün; bizim atalarımızın derdi bir denklemi ya da bir formülü aklında tutmak değildi, avlanırken takip ettiği yolu aklında tutmak üzerine gelişmiş beyinleri vardı. günümüzde biz de aslında aynı böyle çalışıyoruz. öğrendiklerinizi hayal edin, saçma sapan nesnelere benzetseniz de hayal etmeyi sürdürün. bu sayede kafanızın içindeki bilgileri en derinden alıp getirmek yerine sadece o resmi kafanızda canlandırırsanız o size her şeyi hatırlacak büyük zahmetten kurtaracaktır. ikinci hızlandırıcı süreçse; fiziksel aktivitedir. bu gerçekten garip bir şey, kolumla bacağımla öğreniyorum sanki. bunu öğrendikten sonra yapmalısınız, öğrenmenizi ne kadar hızlandırdığınızı deneyimlediğinizde vazgeçemeyeceksinizdir. üçüncüsü ise ödüldür, kendinize ödül vermeyi bilmelisiniz, çok çalışan insanlarda gördüğüm genelde dinlenirken bile ruh gibi olduklarıdır, bu da çok büyük yanlış. fiziksel aktivite, ödüle benziyor gibi gözükse de sanırım ikisinin çalışma mekanizması farklı, yani kendinize ödül olarak fiziksel aktivite vermeyin bu çok işe yaramıyor, yani mesela sevişmek fiziksel aktivite değil ödüldür, yürüyüşe çıkmak ödül değil fiziksel aktivitedir. bu ayrım çok saçma bir ayrım gibi dursa da kendinizi geçiştirmemenizi sağlar.
zekanın başarıyla alakası olmadığı konusu tamamen yalan, bazı insanlar hiç efor harcamadan bir şeyleri öğrenebiliyorlar, adam hayal kurarak öğreniyor var mı ötesi. bunu sizden daha zeki insalarla aynı ortamda bulununca anlayabilirsiniz. kabullenmek tek çözümdür. buradaki motivasyonumuz, öğrenmeyi sevmemiz olabilir ancak.
genelde yapılan yanlışlardan biriyse bir konuyu tekrar tekrar okumak veya tekrar tekrar yazmaktır. yazmak en güzel öğrenme yöntemlerinden biri bu tartışmasız bir gerçek, fakat tekrar tekrar yazmak hatadır. bir kere yazdıktan sonra yazdıklarınızı, yazdıklarınıza bakmadan hatırlamaya çalışmalısınız ve ne kadar hatırladığınıza göre sadece eksikleriniz üzerine yoğunlaşmalısınız.
bir öğrenme sürecindeki diğer büyük hatalardan biri ise, ürüne odaklanmaktır. mesela dikkat edin, öğrenmeyi seven adamın ağzından "sınavda bunu sorar mısınız hocam" gibi saçma sorular duymazsınız. öğrenmeyi bilen insan ise gidecek hocasına ödev vermediği için sitem edecektir. öğrenme sürecine odaklanmanız, ürüne odaklanmaktan daha büyük başarılar elde etmenizi sağlayacaktır. ayrıca insanlar öğrenmeden saygınlık bekliyorlar, bu böyle olmaz. saygınlık en sonda gelecek süreçtir. size ne kadar saygı gösterileceği, öğrenme sürecini ne kadar başarılı geçireceğinizle ilintilidir, bu da öğrenmeye odaklanmanızı gerektirir.
öğrenme sürecinde benim en çok zorlandığım konu ise; olaylar arasında geçiş yapmak, hala zor geliyor. örneğin; akşam kahve içmeye çıktıysam, dönüp çalışmaya odaklanamıyordum. dikkat ettiğim kadarıyla bunu başarabilen insanlar gerçekten başarılı oluyorlar, mesela bazı arkadaşlarım içip evlerine dönüp çalışmalarına devam edebiliyorlar. bu özelliğinizi geliştirmeniz öğrenme hızınızı çok arttıracaktır. size stres atmanız için imkanlar sağlayacaktır.
şunu da unutmayın, bir şeyi öğrenmek, diğer düşüncelerinizi bile değiştirecektir. aslında yaptığınız tüm salaklıklar bilgisizliğinizden kaynaklanır, o yüzden ne kadar çok öğrenirseniz o kadar yerinde kararlar vermeye başlarsınız.
son olarak; soru veya sorun çözme tekniği herkeste farklılık gösterebilir. burada benim dikkat ettiğim her zaman işe yarayan bir yöntem ise; zor olandan başlamaktır. zor olanı 'çözememek' bakış açınızı geniş bir perspektifte tutmanızı sağlar. zoru genelde çözemezsiniz, hemen arkasına kolayı alın. bunu yapmak daha geniş düşünmenize yardımcı oluyor, kolaylardan başlamaksa daha dar bir bakış açısına itiyor sizi.
öncelikle öğrenmek hakkında bilinmesi gereken en önemli nokta, öğrendiğinizi uygulamazsanız öğrenmemiş sayılırsınız. bu uygulama şekli; bilgilerinizi paylaşarak olarak olabilir veya herhangi bir bölüm sonu testi çözerek olabilir; ama kesinlikle bilgiyi kullanacağınız günü beklemek değildir. bu süreçte üzerinde en ufak tereddüt bırakmaması gereken konu ise; bilginin paylaştıkça artacağıdır.
peki nasıl daha iyi öğrenilir ? zeka ne kadar önemlidir bu süreçte ? bilgilerinizi uygularken izlenebilecek yöntemler nelerdir ? yıllardır içinde bulunduğum öğrenme süreci hakkında sadece kendi tecrübelerime dayanarak bu sorulara cevap vereceğim. öğrenme sürecini başarıyla tamamlayan insanlar, bir araya geldiklerinde hepsinin aynı yollardan geçtiğini görmek çok şaşırtıcıdır. yani siz diğer başarılı insanlarla karşılaştığınızda onların da aynı karın ağrılarını çektiğini duyduğunuzda çok şaşırırsınız. bana göre, altını çiziyorum bana göre; çok zeki insanlar hariç, öğrenme süreci herkes için aynıdır, disiplinden disipline ya da kişiden kişiye göre değişiklik göstermez.
yıllarca bir şeyi ezberlemenin yanlış olduğunu düşündüm, ama sanılanın aksine ezber öğrenmenin en büyük parçasıymış. kendimden örnek verecek olursam; sürekli bak bu buradan çıkıyor, şu işlemleri yapar çıkarırım, sadece bunun buradan çıktığını bilsem yeter dedim, bu sefer de şu sorunla karşılaştım. karşımdaki insan çok ileri seviye bir şey anlattığı zaman, beynimin köşelerinden bir takım bilgiler çıkarıyorum ve bu burdan geldi, şu burdan geldi, diye yorumlarken konuyu kaçırıyorum. yani önce öğreneceğiniz şeyi ezberleyip daha sonra öğrenmeniz, öğrenmenin en güzel yöntemidir. sanırım bunu yapanlar sürekli ezberliyor diye eleştirdiğimiz; doktorlar, veterinerler vs.. varmış bir bildikleri, ezberlenen bilginin üzerine bilgi koymak çok daha kolaydır ve ezberledikten sonra bilginin içine girmek çok daha eğlencelidir. insanın ezber yeteneği de en hızlı gelişen özelliklerinden biridir.
diğer önemli nokta ise çalışma tekniğinizdir. bunun en etkili yöntemi de pomodoro tekniğinidir. ne kadar salakça gözükse de uygularken napıyorum lan ben deseniz de, diğer öğrenme tekniklerine göre en fayda sağlayanı budur. ben bunu 33 dakika çalışmaya 8 dakika dinlenme şeklinde uyguluyorum. işin en önemli kısmı ise; 8 dakikalık sürede rahatlayarak, 33 dakikada öğrendiklerinizi düşünmenizdir, bu düşünce çok yoğun olmamalı, sakince düşünmelisiniz. örnek verecek olursam, sonsuz boyut diyip duruyor kitabınızda, 8 dakikalık sürede bu sonsuz boyut kafanızda resimlendirmelisiniz. tam bu sırada bilgi kafanıza oturacaktır.
ayrıca yapılan en büyük hatalardan bir diğeri ise sadece tek bir konu üzerine çalışmaktır. bu bir süre sonra o çalıştığınız tek bir konuyu bile kullanmakta yetersiz olmanıza sebebiyet verecektir. bu bilgisizliğinizden değil, beyninizi kullanış şeklinizin yanlış olmasından kaynaklanır. bu yüzden bir konuda daha çok çalışmayı seçseniz bile, yanına başka konular da koymalısınız. flüt çalmayı öğrenin mesela, ama bu ikisini eş zamanlı yapın. mesela bir biyoloji alanındaysanız, matematik soruları çözün. özellikle sayısal alanlarda okuyanlar bu hatayı çok yapıyor, bunun sonucunda öğrenmesi çok basit olan şeyleri kompleks yöntemlerle öğremeye çalışıyor ve bir süre sonra tıkanıyorlar.
en büyük yanılgılardan birisi de öğrendim sanmaktır. bilgiyi nerede çıkarıp kullanacağınız bilmek, öğrenmenin en önemli parçasıdır. zaten bu oluşmadıysa henüz öğrenmiş sayılmazsınız. tekrar ediyorum bu öğrenmenin en büyük parçasıdır. eğer bir şeyi öğrenmişseniz uygulamaktan çekinmezsiniz çünkü bu sizin işinizi kolaylaştıracaktır bu yüzden uygulamaktan çekiyorsanız öğrenmiş sayılmazsınız.
öğrenmeyi hızlandırmanın bir çok güzel yöntemi vardır. birincisi hayal gücü öğrenme aşamasındaki en önemli silahınızdır. bunu şu şekilde düşünün; bizim atalarımızın derdi bir denklemi ya da bir formülü aklında tutmak değildi, avlanırken takip ettiği yolu aklında tutmak üzerine gelişmiş beyinleri vardı. günümüzde biz de aslında aynı böyle çalışıyoruz. öğrendiklerinizi hayal edin, saçma sapan nesnelere benzetseniz de hayal etmeyi sürdürün. bu sayede kafanızın içindeki bilgileri en derinden alıp getirmek yerine sadece o resmi kafanızda canlandırırsanız o size her şeyi hatırlacak büyük zahmetten kurtaracaktır. ikinci hızlandırıcı süreçse; fiziksel aktivitedir. bu gerçekten garip bir şey, kolumla bacağımla öğreniyorum sanki. bunu öğrendikten sonra yapmalısınız, öğrenmenizi ne kadar hızlandırdığınızı deneyimlediğinizde vazgeçemeyeceksinizdir. üçüncüsü ise ödüldür, kendinize ödül vermeyi bilmelisiniz, çok çalışan insanlarda gördüğüm genelde dinlenirken bile ruh gibi olduklarıdır, bu da çok büyük yanlış. fiziksel aktivite, ödüle benziyor gibi gözükse de sanırım ikisinin çalışma mekanizması farklı, yani kendinize ödül olarak fiziksel aktivite vermeyin bu çok işe yaramıyor, yani mesela sevişmek fiziksel aktivite değil ödüldür, yürüyüşe çıkmak ödül değil fiziksel aktivitedir. bu ayrım çok saçma bir ayrım gibi dursa da kendinizi geçiştirmemenizi sağlar.
zekanın başarıyla alakası olmadığı konusu tamamen yalan, bazı insanlar hiç efor harcamadan bir şeyleri öğrenebiliyorlar, adam hayal kurarak öğreniyor var mı ötesi. bunu sizden daha zeki insalarla aynı ortamda bulununca anlayabilirsiniz. kabullenmek tek çözümdür. buradaki motivasyonumuz, öğrenmeyi sevmemiz olabilir ancak.
genelde yapılan yanlışlardan biriyse bir konuyu tekrar tekrar okumak veya tekrar tekrar yazmaktır. yazmak en güzel öğrenme yöntemlerinden biri bu tartışmasız bir gerçek, fakat tekrar tekrar yazmak hatadır. bir kere yazdıktan sonra yazdıklarınızı, yazdıklarınıza bakmadan hatırlamaya çalışmalısınız ve ne kadar hatırladığınıza göre sadece eksikleriniz üzerine yoğunlaşmalısınız.
bir öğrenme sürecindeki diğer büyük hatalardan biri ise, ürüne odaklanmaktır. mesela dikkat edin, öğrenmeyi seven adamın ağzından "sınavda bunu sorar mısınız hocam" gibi saçma sorular duymazsınız. öğrenmeyi bilen insan ise gidecek hocasına ödev vermediği için sitem edecektir. öğrenme sürecine odaklanmanız, ürüne odaklanmaktan daha büyük başarılar elde etmenizi sağlayacaktır. ayrıca insanlar öğrenmeden saygınlık bekliyorlar, bu böyle olmaz. saygınlık en sonda gelecek süreçtir. size ne kadar saygı gösterileceği, öğrenme sürecini ne kadar başarılı geçireceğinizle ilintilidir, bu da öğrenmeye odaklanmanızı gerektirir.
öğrenme sürecinde benim en çok zorlandığım konu ise; olaylar arasında geçiş yapmak, hala zor geliyor. örneğin; akşam kahve içmeye çıktıysam, dönüp çalışmaya odaklanamıyordum. dikkat ettiğim kadarıyla bunu başarabilen insanlar gerçekten başarılı oluyorlar, mesela bazı arkadaşlarım içip evlerine dönüp çalışmalarına devam edebiliyorlar. bu özelliğinizi geliştirmeniz öğrenme hızınızı çok arttıracaktır. size stres atmanız için imkanlar sağlayacaktır.
şunu da unutmayın, bir şeyi öğrenmek, diğer düşüncelerinizi bile değiştirecektir. aslında yaptığınız tüm salaklıklar bilgisizliğinizden kaynaklanır, o yüzden ne kadar çok öğrenirseniz o kadar yerinde kararlar vermeye başlarsınız.
son olarak; soru veya sorun çözme tekniği herkeste farklılık gösterebilir. burada benim dikkat ettiğim her zaman işe yarayan bir yöntem ise; zor olandan başlamaktır. zor olanı 'çözememek' bakış açınızı geniş bir perspektifte tutmanızı sağlar. zoru genelde çözemezsiniz, hemen arkasına kolayı alın. bunu yapmak daha geniş düşünmenize yardımcı oluyor, kolaylardan başlamaksa daha dar bir bakış açısına itiyor sizi.
devamını gör...
psg (yazar)
birileri de buna gelip ,
' karışmayın herkes özgür ' diyor.
almanca sayıları tek başlık altında yazsa , özgürlük kısıtlanıyor mu , doğrusu merak uyandıran durum .
sözlükte olmaması gereken , moderasyon müdahalesi gerektiren saçma durum.
sayıların sonu yok ki , bu böyle sürecek mi ?
' karışmayın herkes özgür ' diyor.
almanca sayıları tek başlık altında yazsa , özgürlük kısıtlanıyor mu , doğrusu merak uyandıran durum .
sözlükte olmaması gereken , moderasyon müdahalesi gerektiren saçma durum.
sayıların sonu yok ki , bu böyle sürecek mi ?
devamını gör...
merdumlar baskında radyo yayını
mahlas dediğin benzersiz olacak*
22 senedir taşıyorum ben.*
22 senedir taşıyorum ben.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının doğum tarihleri
bugün benim doğum günüm...
edit: hepinize çok teşekkür ederim iyi dilekleriniz, yeni yaş tebrikleriniz için. ben de sizinkileri gelip kutlayacağım. hepinizi çoooook seviyorum. c vitaminli geceler...
bonus edit: şeyma subaşı için uçağı kapatan sevgili. doğum günüm için türkiyeyi kapatan annem.
edit: hepinize çok teşekkür ederim iyi dilekleriniz, yeni yaş tebrikleriniz için. ben de sizinkileri gelip kutlayacağım. hepinizi çoooook seviyorum. c vitaminli geceler...
bonus edit: şeyma subaşı için uçağı kapatan sevgili. doğum günüm için türkiyeyi kapatan annem.
devamını gör...
birinden soğumak için nedenler
küçük dağları ben yarattım tavırları.
devamını gör...
hanabiko
modifiye edilmiş bir çeşit işaret diliyle iletişim kurabilen, koko adıyla da bilinen goril.
hanabiko, 1971 yılında san francisco hayvanat bahçesi'nde doğdu. doğduğunda hastaydı. götürüldüğü hastanede doktora yapmakta olan francine patterson isimli bakıcısına ödünç olarak verildi. bakıcının onu alabilmesinin koşulu, en az 4 yılını onunla geçireceğine dair taahhütte bulunmasıydı.
hanabiko, 3 yaşındaki bir çocuğun bilebileceği kadar kelime biliyordu. patterson, "goril işaret dili" olarak adlandırdığı bir dilde, hanabiko'nun 1000 kadar işaret bildiğini bildirdi. yaklaşık 2000 tane ingilizce kelimeyi de anlıyordu. iq testlerinde 70-90 puanlık skor yapıyordu. farklı duygu ve düşüncelerini anlatabilmek için yeni işaretler üretmişti. kendisi gibi olan diğer hayvanlara açık ara fark atıyordu testlerin çoğunda.
yine de bir grup bilim insanına göre hanabiko ne yaptığını gerçekte bilmiyor ve tüm bunları ödül mekanizmasının varlığı nedeniyle yapıyordu.
1978'de national geographic dergisinin kapağında, kendi çektiği fotoğraf ile meşhur olan hanabiko, 2018 yılında aramızdan ayrıldı.
hanabiko, 1971 yılında san francisco hayvanat bahçesi'nde doğdu. doğduğunda hastaydı. götürüldüğü hastanede doktora yapmakta olan francine patterson isimli bakıcısına ödünç olarak verildi. bakıcının onu alabilmesinin koşulu, en az 4 yılını onunla geçireceğine dair taahhütte bulunmasıydı.
hanabiko, 3 yaşındaki bir çocuğun bilebileceği kadar kelime biliyordu. patterson, "goril işaret dili" olarak adlandırdığı bir dilde, hanabiko'nun 1000 kadar işaret bildiğini bildirdi. yaklaşık 2000 tane ingilizce kelimeyi de anlıyordu. iq testlerinde 70-90 puanlık skor yapıyordu. farklı duygu ve düşüncelerini anlatabilmek için yeni işaretler üretmişti. kendisi gibi olan diğer hayvanlara açık ara fark atıyordu testlerin çoğunda.
yine de bir grup bilim insanına göre hanabiko ne yaptığını gerçekte bilmiyor ve tüm bunları ödül mekanizmasının varlığı nedeniyle yapıyordu.
1978'de national geographic dergisinin kapağında, kendi çektiği fotoğraf ile meşhur olan hanabiko, 2018 yılında aramızdan ayrıldı.
devamını gör...
yerli yersiz sorulmaması gereken sorular
çocuk neden yok?yolda da mı yok?
ölür müsün öldürür müsün.
ölür müsün öldürür müsün.
devamını gör...
özür dilerim
bu ara en çok kendimden af dilemek için kullandığım deyimdir. etrafımda hiç bulunmaması gereken insanların beni üzmesine izin verdiğim için kendimden özür dilerim.
devamını gör...
23 yaşında üniversiteye başlamak
bizim sınıf tam bir toplamaydı demek ki.
daha sonra tekrar deneyiniz de hatırlar herhalde. hocalarımızla aynı yaşta sınıf arkadaşlarımız vardı. ve birden çok. 22, 23 daha hayatın çok başında bir yaş.
ben de bu sene yeni bir bölüme kaydoldum. 34 olmak üzereyim (aralıkta) ve önümüzdeki 5 yıl için hem tedirgin hem heyecanlıyım.
benim için güzel bir başlık oldu bu aslında. biraz daha makul kalmaya çalışıyorum. ama açıkçası korkuyorum biraz. son yıllarda çok büyük değişiklikler var bende. 2017 yılı benim için çok zor geçti. (detaya girmeyeceğim) sonrası da pek kolay değildi tabi. neyse efendim sonraki zamanlarda psikolojik destek almaya başladım çünkü hayatımda çok büyük değişiklikler olmaya başlamaştı.
insanlardan uzak içe kapanık bir hayat yaşamaya başlamıştım. bir çok hobime ara vermiştim. çocukluğumdan beri kitap okuyan ben eline kitap almaz bir hale gelmiştim. alsam bile hemen sıkılıp bıralıyordum. hele ki çocukluğumdan beri gitar öğrenmek için yanıp tutuşan ben yanına bile yaklaşmıyordum kızıl kelebeğimin. yapmayı sevdiğim hiçbir şey zevk vermiyordu artık. yıllardır bir şekilde devam ettiğim sorum da cabası.
hayatım tamamiyle hımbıl, içe kapanık, unutkan, şuursuz, enerjisiz ve en önemlisi de amaçsız devam ediyordu. sanırım kronik depresyona (distimi'ye) bulaşmıştım. neyse efendim destek pek yararlı olmadı. hocanın taktikleri zaten bildiğim ama yapamadığım şeylerdi. beynim bunları o kadar kanıksamış durumda ki. sürekli ben bunları zaten biliyorum diyor. ben bunları zaten biliyorum. zaten psikologta bunu söyledi bildiğin kışkışladı beni 6, 7 ayın sonunda. benim artık sana yapacak bir şeyim yok dedi. nasıl olmaz hayret? bu yine benimle alakalı belkide bilmiyorum. beni sürekli güvenli bölgede tutmaya çalışıyor ve bana sürekli yaşadıklarımı anlattırıyordu. beynim olaylara alışırsa bunları anı olarak işler ve artık eski işleyişine devam eder diyordu. sürekli yaşananları konuşmak beni yoruyor ve konuşmak istemiyordum. şu güvenli bölge muhabbeti de bana çok komik geliyordu. neyse işte bıraktık kaldı.
yıllar içinde zaman zaman toparladım kendimi iyi hissettim ama hep inişli çıkışlı bir psikolojiyle yaşadım. gün içinde yaptığım şeyleri tam manasıyla yapamamaya devam ettim. ev işleri, kisişel bakım, spor, hobiler falan filan. bunlar bile beni çok zorluyordu. hala zorluyor.
işte bu yüzden içimde büyük bir heyecan olmasına rağmen korkuyorum. bu unutkanlık bu tembellik bu dikkat dağınıklığı bu konsantrasyon problemleri bu başladığı işe devam edememe azimsizliği bla bla işte hala bir çoğu devam ediyor.
dün bir kitap aldım elime evirip çevirip okuyorum ama gelin birde bana sorun. bazen eskisi gibi bir şeyler yazmak istiyorum bön bön bakıyorum kağıda ya da ekrana. kelimeler dans ederdi eskiden karşımda şimdi hip hop modunda takılıyorlar hah. yazı işi sıkıntıya girince mesleği de bıraktım geçtiğimiz günlerde ohh tertemiz oldu her şey.
neyse çok uzadı. kronik depresyon mode on. iyi bir tedavi olmamanın bedeli.
bu yeni yöneliş içimde bir heyecan oluşturdu. bir amacım var artık. ara ara korkunun bu heyecanın üzerine tebelleş olmasını saymazsak tabi. sen yapamazsın, sen beceremezsin, sen başladığın işi bitiremezsin, sen artık hayatı bu şekilde yaşayacaksın, yenilgiyi kabul et bla bla...
etme! etmeyeyim! etmeyelim!!!
zor olacak belki ama olacak. dibi gördük değil mi? şimdi sıra tekrar yükselmekte hah. haydin dostlar...
bir hedef belirle. bu her neyse ve ona tutun. kendine güven. geçmişi kabul et, geleceğe merhaba de ama o kadar. başka bir ilişkin olmasın kendisiyle. kaygı maygı gibi hah.
genel olarak iyiyim iniş çıkışları saymazsak. kolay şeyler yaşanmadı. ama geçti gitti. şu meslek değiştirme işine kanalizeyim bu ara ve bu bana iyi geldi. eğer hayatınızda bir heyecan arıyorsanız siz de yeni bir şeyler deneyebilirsiniz. yeni bir hobi yeni bir arkadaşlık yeni yeni yerler görme yeni bir yaşam yönelimi. o ilk kıvılcım çok önemli ona tutunun ve yükselişe başlayın.
hazır mısınız yükselmeye? geri sayım başladı 3...2...1
daha sonra tekrar deneyiniz de hatırlar herhalde. hocalarımızla aynı yaşta sınıf arkadaşlarımız vardı. ve birden çok. 22, 23 daha hayatın çok başında bir yaş.
ben de bu sene yeni bir bölüme kaydoldum. 34 olmak üzereyim (aralıkta) ve önümüzdeki 5 yıl için hem tedirgin hem heyecanlıyım.
benim için güzel bir başlık oldu bu aslında. biraz daha makul kalmaya çalışıyorum. ama açıkçası korkuyorum biraz. son yıllarda çok büyük değişiklikler var bende. 2017 yılı benim için çok zor geçti. (detaya girmeyeceğim) sonrası da pek kolay değildi tabi. neyse efendim sonraki zamanlarda psikolojik destek almaya başladım çünkü hayatımda çok büyük değişiklikler olmaya başlamaştı.
insanlardan uzak içe kapanık bir hayat yaşamaya başlamıştım. bir çok hobime ara vermiştim. çocukluğumdan beri kitap okuyan ben eline kitap almaz bir hale gelmiştim. alsam bile hemen sıkılıp bıralıyordum. hele ki çocukluğumdan beri gitar öğrenmek için yanıp tutuşan ben yanına bile yaklaşmıyordum kızıl kelebeğimin. yapmayı sevdiğim hiçbir şey zevk vermiyordu artık. yıllardır bir şekilde devam ettiğim sorum da cabası.
hayatım tamamiyle hımbıl, içe kapanık, unutkan, şuursuz, enerjisiz ve en önemlisi de amaçsız devam ediyordu. sanırım kronik depresyona (distimi'ye) bulaşmıştım. neyse efendim destek pek yararlı olmadı. hocanın taktikleri zaten bildiğim ama yapamadığım şeylerdi. beynim bunları o kadar kanıksamış durumda ki. sürekli ben bunları zaten biliyorum diyor. ben bunları zaten biliyorum. zaten psikologta bunu söyledi bildiğin kışkışladı beni 6, 7 ayın sonunda. benim artık sana yapacak bir şeyim yok dedi. nasıl olmaz hayret? bu yine benimle alakalı belkide bilmiyorum. beni sürekli güvenli bölgede tutmaya çalışıyor ve bana sürekli yaşadıklarımı anlattırıyordu. beynim olaylara alışırsa bunları anı olarak işler ve artık eski işleyişine devam eder diyordu. sürekli yaşananları konuşmak beni yoruyor ve konuşmak istemiyordum. şu güvenli bölge muhabbeti de bana çok komik geliyordu. neyse işte bıraktık kaldı.
yıllar içinde zaman zaman toparladım kendimi iyi hissettim ama hep inişli çıkışlı bir psikolojiyle yaşadım. gün içinde yaptığım şeyleri tam manasıyla yapamamaya devam ettim. ev işleri, kisişel bakım, spor, hobiler falan filan. bunlar bile beni çok zorluyordu. hala zorluyor.
işte bu yüzden içimde büyük bir heyecan olmasına rağmen korkuyorum. bu unutkanlık bu tembellik bu dikkat dağınıklığı bu konsantrasyon problemleri bu başladığı işe devam edememe azimsizliği bla bla işte hala bir çoğu devam ediyor.
dün bir kitap aldım elime evirip çevirip okuyorum ama gelin birde bana sorun. bazen eskisi gibi bir şeyler yazmak istiyorum bön bön bakıyorum kağıda ya da ekrana. kelimeler dans ederdi eskiden karşımda şimdi hip hop modunda takılıyorlar hah. yazı işi sıkıntıya girince mesleği de bıraktım geçtiğimiz günlerde ohh tertemiz oldu her şey.
neyse çok uzadı. kronik depresyon mode on. iyi bir tedavi olmamanın bedeli.
bu yeni yöneliş içimde bir heyecan oluşturdu. bir amacım var artık. ara ara korkunun bu heyecanın üzerine tebelleş olmasını saymazsak tabi. sen yapamazsın, sen beceremezsin, sen başladığın işi bitiremezsin, sen artık hayatı bu şekilde yaşayacaksın, yenilgiyi kabul et bla bla...
etme! etmeyeyim! etmeyelim!!!
zor olacak belki ama olacak. dibi gördük değil mi? şimdi sıra tekrar yükselmekte hah. haydin dostlar...
bir hedef belirle. bu her neyse ve ona tutun. kendine güven. geçmişi kabul et, geleceğe merhaba de ama o kadar. başka bir ilişkin olmasın kendisiyle. kaygı maygı gibi hah.
genel olarak iyiyim iniş çıkışları saymazsak. kolay şeyler yaşanmadı. ama geçti gitti. şu meslek değiştirme işine kanalizeyim bu ara ve bu bana iyi geldi. eğer hayatınızda bir heyecan arıyorsanız siz de yeni bir şeyler deneyebilirsiniz. yeni bir hobi yeni bir arkadaşlık yeni yeni yerler görme yeni bir yaşam yönelimi. o ilk kıvılcım çok önemli ona tutunun ve yükselişe başlayın.
hazır mısınız yükselmeye? geri sayım başladı 3...2...1
devamını gör...
türk kadınındaki kayınvalide düşmanlığının sebebi
genelleme yapmak tabiki doğru olmaz.
fakat tanık olduğum kadarıyla; mutsuz evliliği olan ya da aşk evliliği yapmamış olan "annelerin" bu ilgi veya sevgi ihtiyaçlarını oğullarından karşılayıp; onu sevgi ve ilgi kaynağı olarak görüp; "paşalarını " paylaşmak istemediklerini geline hissettirmeleridir.
- "el kızı" kavramı çok irrite edici değil mi? bunu bana da birisi laf altından soksa ben de "kayınvalide" kişisinden pek hoşlanmazdım.
-e seninki de el oğlu. ama neden kız tarafı sarıp sarmalıyor damadı; hatta kendi oğulları yerine koyuyorlar?
bunu bi düşünmek lazım.
sal artık şu oğlunu bir sal....
fakat tanık olduğum kadarıyla; mutsuz evliliği olan ya da aşk evliliği yapmamış olan "annelerin" bu ilgi veya sevgi ihtiyaçlarını oğullarından karşılayıp; onu sevgi ve ilgi kaynağı olarak görüp; "paşalarını " paylaşmak istemediklerini geline hissettirmeleridir.
- "el kızı" kavramı çok irrite edici değil mi? bunu bana da birisi laf altından soksa ben de "kayınvalide" kişisinden pek hoşlanmazdım.
-e seninki de el oğlu. ama neden kız tarafı sarıp sarmalıyor damadı; hatta kendi oğulları yerine koyuyorlar?
bunu bi düşünmek lazım.
sal artık şu oğlunu bir sal....
devamını gör...
düşün ki tüm dünya bunu okuyor
gözünüz ve kulağınız demiyorum
vicdanınızın kapısını açın,
eviniz olan bu gezegende
çocuklar hala acımasızca istismar ediliyor!
kadınlar ataerkil toplum baskınızın altında kalarak taciz ve travmalar yaşıyor!
zihniyetiniz aidiyet duygusu sebebiyle
düşünen canlıları sizleri ırklara ayırıyor!
güç gösteriniz adına
bölümlere sınırlara dayatılmış toprak parçalarına can veriyorsunuz!
kendi kişisel zevkleriniz
gereksinimleriniz için türler yok ediliyor!
peki neden?
bu soruyu sormadan bir günü nasıl geçirebiliyorsunuz?
ve sizler..neden tüm bunları yapıyorsunuz..?
vicdanınızın kapısını açın,
eviniz olan bu gezegende
çocuklar hala acımasızca istismar ediliyor!
kadınlar ataerkil toplum baskınızın altında kalarak taciz ve travmalar yaşıyor!
zihniyetiniz aidiyet duygusu sebebiyle
düşünen canlıları sizleri ırklara ayırıyor!
güç gösteriniz adına
bölümlere sınırlara dayatılmış toprak parçalarına can veriyorsunuz!
kendi kişisel zevkleriniz
gereksinimleriniz için türler yok ediliyor!
peki neden?
bu soruyu sormadan bir günü nasıl geçirebiliyorsunuz?
ve sizler..neden tüm bunları yapıyorsunuz..?
devamını gör...
recep tayyip erdoğan'ı tiye alan inşaat işçileri
devamını gör...
random gülmek
bi türlü beceremedim bunu.
denediğim zaman saçma sapan bir manzara çıkıyor karşıma lan ben böyle gülmüyorum ki diyorum.
nası gülüyonuz lan siz.
denediğim zaman saçma sapan bir manzara çıkıyor karşıma lan ben böyle gülmüyorum ki diyorum.
nası gülüyonuz lan siz.
devamını gör...