küçük bir zebellah

adalardan senin kıyıya vurmayı düşünüyorum. yürükulum ile yola çıktım. beni eve bırakmadan önce bir komşuya uğrayalım dedim. pek dinlemez beni bu sarı cambaz ama elbet evime bırakacak, başka çaresi yok. ben de onda misafirim sonuçta. bekle beni ey sahil insanı o yürüyüş parkurunda.
cemal süreya dan da beklenen tasdik geldi. diyor ki elin boş gitme yanına bir söz al.
mavi, bir renkten daha fazlası bence. sonu olmayan bir gökyüzü, umut dolu bir deniz..
bu tatlış sahil insanına,
martılar, kediler ve gönlümden kopan maviler bırakıyorum.*
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
sofra hazır hadi gelin.
devamını gör...
toska
1886 yılında çehov tarafından petersburg gazetesi'nde uçan notlar bölümünde yayınlanmış bir öyküdür.
öykü fayton sürücüsü ion potapov'un müşterilerine ölen oğlunun yokluğu ve bu yokluğun onu nasıl toska'ya sürüklediğini anlatması üzerinden, müşterilerin onu hiç dinlememesi hatta onun at arabası sürmeyi beceremediğini söylemeleri, hatta küfür etmeleri ve ion'un derdini mecburen atı ile paylaşması üzerinden ilerler...
öykü için çizilmiş bir resim
kelime olarak baktığımızda ise açık ve net şekilde, diğer dillere çevrilemeyen, karşılığı olmayan kelimedir. neden?

kelimenin türkçe'de 3 satır karşılığı var diye, bu o kelimenin türkçe'ye çevrilebilir olduğunu göstermez. ne demek istiyorum?
toska(ilk o biraz dar bir şekilde ağızdan çıkar, sondaki a'ya bastırılır ve uzatılır), sıkıntı ve üzüntü kaynaklı ağır bir gönül ağrısıdır. türkçe açıklaması, bizzatihi rusça açıklamasının, yani kelimenin değil, açıklamasının karşılığıdır. kelime olarak karşısına net bir kelime koyamazsanız bu onun çevrilemeyen bir kelime olduğunu gösterir.
türkçe'de toska yerine tek kelimelik bir karşılık yoktur. tıpkı türkçe'deki birçok kelimenin diğer dillerde kelime olarak karşılığının olmaması gibi.
bu yüzdendir ki özellikle rusça'da, diğer dillere çevrilemeyen bazı kelimeler vardır. mesela bunlardan sadece birisi olan zapoi(zaapoiyy-p,o ve iy sesleri bir bütün olarak okunur) kelimesi buna bir örnektir. zapoi kelimesine karşılık âlem kelimesi(içki içmek anlamındaki) kullanılır gibi, ama hayır o da tam karşılamaz. örneğin bizdeki hicran kelimesi. hicran kelimesi muhteşem şekilde açıklanabilir bir kelimedir, ancak tam karşılığı olarak, açıklama yapmaya gerek duymaksızın bir tane kelime koyulabilir mi rusça'da? hayır...
sözün özü, çevrilemeyen kelimeler bir gerçektir ve örnekleri vardır. toska da bu kelimelerden birisidir.
öykü fayton sürücüsü ion potapov'un müşterilerine ölen oğlunun yokluğu ve bu yokluğun onu nasıl toska'ya sürüklediğini anlatması üzerinden, müşterilerin onu hiç dinlememesi hatta onun at arabası sürmeyi beceremediğini söylemeleri, hatta küfür etmeleri ve ion'un derdini mecburen atı ile paylaşması üzerinden ilerler...
öykü için çizilmiş bir resim

kelime olarak baktığımızda ise açık ve net şekilde, diğer dillere çevrilemeyen, karşılığı olmayan kelimedir. neden?

kelimenin türkçe'de 3 satır karşılığı var diye, bu o kelimenin türkçe'ye çevrilebilir olduğunu göstermez. ne demek istiyorum?
toska(ilk o biraz dar bir şekilde ağızdan çıkar, sondaki a'ya bastırılır ve uzatılır), sıkıntı ve üzüntü kaynaklı ağır bir gönül ağrısıdır. türkçe açıklaması, bizzatihi rusça açıklamasının, yani kelimenin değil, açıklamasının karşılığıdır. kelime olarak karşısına net bir kelime koyamazsanız bu onun çevrilemeyen bir kelime olduğunu gösterir.
türkçe'de toska yerine tek kelimelik bir karşılık yoktur. tıpkı türkçe'deki birçok kelimenin diğer dillerde kelime olarak karşılığının olmaması gibi.
bu yüzdendir ki özellikle rusça'da, diğer dillere çevrilemeyen bazı kelimeler vardır. mesela bunlardan sadece birisi olan zapoi(zaapoiyy-p,o ve iy sesleri bir bütün olarak okunur) kelimesi buna bir örnektir. zapoi kelimesine karşılık âlem kelimesi(içki içmek anlamındaki) kullanılır gibi, ama hayır o da tam karşılamaz. örneğin bizdeki hicran kelimesi. hicran kelimesi muhteşem şekilde açıklanabilir bir kelimedir, ancak tam karşılığı olarak, açıklama yapmaya gerek duymaksızın bir tane kelime koyulabilir mi rusça'da? hayır...
sözün özü, çevrilemeyen kelimeler bir gerçektir ve örnekleri vardır. toska da bu kelimelerden birisidir.
devamını gör...
quo fata ferunt
kendisinin duygu, düşünceleri ve bizimle paylaştığı tanımları da mahlası gibi “gorgeous” türkçesiyle “muhteşem” olan bir yazarımız. yazdıklarını her fırsatta okumaya çalışıyorum. bazı tanımları o kadar güzel ki insanı alıp götürüyor açıkcası. hatta bir tanımında da dediği gibi o “ölümsüzleştiriyor” bizler okuyoruz ve bize keyif veriyor. hani bir söz vardır ya “dünyada adını hatırlayan son kişi öldüğünde hiç yaşamamış sayılacaksın”. bu dünyada hatılanmak istiyorsan iz bırakacaksın, eser bırakacaksın, ölümsüzleştireceksin. siz ölümsüzleştirmeye devam edin bizler de keyifle okuyalım kıymetli yazarımız.
devamını gör...
beğeni yapmayan yazarlar
sözlüğü beğeni ve takipçi kasmaktan ibaret gören yazarların kendilerine kurban ettiği astığı kestiği yazarlardır.
arkadaşlar iyi misiniz siz? bu nasıl bir kibirdir? günlerdir okuduğum tanımlarda gördüğüm şey resmen kibrinizin içerisinde boğulduğunuzdur. şu mübarek kandil gecesinde yaradan ıslah etsin sizleri. başka da söyleyecek söz bulamıyorum. belki şu olur: dünya malı dünyada, sözlük beğenisi sözlükte kalır. boş işlerle uğraşıyorsunuz.
arkadaşlar iyi misiniz siz? bu nasıl bir kibirdir? günlerdir okuduğum tanımlarda gördüğüm şey resmen kibrinizin içerisinde boğulduğunuzdur. şu mübarek kandil gecesinde yaradan ıslah etsin sizleri. başka da söyleyecek söz bulamıyorum. belki şu olur: dünya malı dünyada, sözlük beğenisi sözlükte kalır. boş işlerle uğraşıyorsunuz.
devamını gör...
hayko cepkin
çocukken alışılmadık tarzından dolayı korktuğum, büyüdükçe tanıdığım, tanıdıkça sevdiğim şarkıları kadar kalbi de güzel olan ermeni asıllı müzisyenimiz.
devamını gör...
sevilmeyi istememek
sevmek güzel de sevilmek çok ayrı bir his. bir insan beni sevince elim ayağım birbirine dolanıyor. her hareketimde o insana yanlış yapmamak için uğraşıp duruyorum. kendi kendime düşünüyorum bu beni niye seviyor ki şimdi diye.
tabi kimsenin benden nefret etmesini de istemiyorum o ayrı. hiç tanımadığım birinin benden nefret ettiğini söylemesi bile gözlerimi doldurabilir. bu sefer de o nefret biraz dinsin diye uğraşırım.
açıkçası ne bir insanın benden nefret etmesini kaldırabilirim ne de beni çok sevmesini. bir insanın benim yanımda durması yeter. yani önümde bir çukur varsa kimse oraya düşmemi istemesin ya da kimse benim ile birlikte o çukura düşmesin. ben o çukura düşersem şayet çıktığımda karşımda başardığımı söyleyen gözler ile dursun yeter.
tabi kimsenin benden nefret etmesini de istemiyorum o ayrı. hiç tanımadığım birinin benden nefret ettiğini söylemesi bile gözlerimi doldurabilir. bu sefer de o nefret biraz dinsin diye uğraşırım.
açıkçası ne bir insanın benden nefret etmesini kaldırabilirim ne de beni çok sevmesini. bir insanın benim yanımda durması yeter. yani önümde bir çukur varsa kimse oraya düşmemi istemesin ya da kimse benim ile birlikte o çukura düşmesin. ben o çukura düşersem şayet çıktığımda karşımda başardığımı söyleyen gözler ile dursun yeter.
devamını gör...
güneş almayan evde yaşamak
artık doktorlar eve girmediğinden hastane girecek olan evdir. bol bol güneşe çıkmalı, kış aylarında ayda bir devit ampul çakmalı ve o evden kurtulma yöntemleri aranmalıdır.
devamını gör...
kalitesiz insanların övündükleri şeyler
yakınlarının statüsü. kendi bir baltaya sap olmasa da amcası, dayısından vs. nemalanan tiplerdir.
devamını gör...
yarın anne olacağını düşünmeden yaşayan kadın
biyolojik atıkların, sözlükte yazar olmaya başlamasının canlı kanıtı olan başlık.
devamını gör...
gangs of new york
türkçe adıyla new york çeteleri 2002 yapımı martin scorsese filmidir.
film 1800 yıllarında new york şehrinde geçen çeteleşmeyi ve çatışmayı anlatır. şehrin yerlilerinin ve irlanda dan gelen göçmenlerin birbirleriyle olan mücadelesi gözler önüne serilir.
filmin başrollerinde leonardo dicaprio ve daniel day-lewis vardır ve ikisi de muhteşem oyunculuk performansı sergilemişlerdir. özellikle bill cutting rolünü oynayan daniel day lewis harikalar yaratmıştır.
filmin ana temasını anlatan en güzel cümle filmde geçen şu cümledir seçim sonuçlarını oy pusulaları belirlemez, sayanlar belirler. ne kadar tanıdık ve bilinen bir gerçek. işte scorsese bu filmde bunu anlatmak ister. canım dedem bol bol siyasi göndermeler yapmaktan çekinmemiştir.
sadece o dönemin new york şehrini görmek için bile izlenebilecek muhteşem bir martin scorsese filmidir. izleyin değerli yazarlar.
resimag.com/p1/78ee1487bd47.jpeg
babasının intikamını almaya çalışan bir çocuğun kötü karakterimize ufaktan duyduğu saygı beni çok etkilemişti.
ayrıca kasap bill karakterinin yaşadığı pişmanlık beni etkileyen anlardan biriydi.
filmin sonundaki her şehrin altında ölüler vardır tarzındaki cümle filmin özeti gibiydi.
irlandalıların gemiden inip asker kıyafeti giyip tekrar gemiye binmeleri savaşa gitmeleri çok acı bir sahneydi ve tüylerimi diken diken etti. var ol scorsese dede seni çok seviyorum.
film 1800 yıllarında new york şehrinde geçen çeteleşmeyi ve çatışmayı anlatır. şehrin yerlilerinin ve irlanda dan gelen göçmenlerin birbirleriyle olan mücadelesi gözler önüne serilir.
filmin başrollerinde leonardo dicaprio ve daniel day-lewis vardır ve ikisi de muhteşem oyunculuk performansı sergilemişlerdir. özellikle bill cutting rolünü oynayan daniel day lewis harikalar yaratmıştır.
filmin ana temasını anlatan en güzel cümle filmde geçen şu cümledir seçim sonuçlarını oy pusulaları belirlemez, sayanlar belirler. ne kadar tanıdık ve bilinen bir gerçek. işte scorsese bu filmde bunu anlatmak ister. canım dedem bol bol siyasi göndermeler yapmaktan çekinmemiştir.
sadece o dönemin new york şehrini görmek için bile izlenebilecek muhteşem bir martin scorsese filmidir. izleyin değerli yazarlar.
resimag.com/p1/78ee1487bd47.jpeg
babasının intikamını almaya çalışan bir çocuğun kötü karakterimize ufaktan duyduğu saygı beni çok etkilemişti.
ayrıca kasap bill karakterinin yaşadığı pişmanlık beni etkileyen anlardan biriydi.
filmin sonundaki her şehrin altında ölüler vardır tarzındaki cümle filmin özeti gibiydi.
irlandalıların gemiden inip asker kıyafeti giyip tekrar gemiye binmeleri savaşa gitmeleri çok acı bir sahneydi ve tüylerimi diken diken etti. var ol scorsese dede seni çok seviyorum.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
gittikçe boğuluyorum sözlük. aydınlığı gördüğümü sanırdım. ama boğuluyorum. yoruldum. konuşmaya gücüm kalmadı. küfürler etmek istiyorum. bir kez olsun merhametli davranmayıp hak edenlere hak ettikleri gibi davranmayı isterdim. ama imkanı yok. kendimi ifade etmeyi isteyemez miyim? suçluluk duygusundan kurtulmayı isteyemez miyim? çok mu şey istiyorum? ben de bir insanım. zaman zaman kontrolü kaybedip canavarca davrandığım düşünülse de ben de bir insanım. bir canavar olsam bile yaşama hakkım yok mudur? hem biliyorum, canavar değilim ben. olsaydım zaten bu kadar karanlıkta bırakılamazdım.
devamını gör...
ecce homo
isa'nın kudüs'e girmesi sonrası başlayan passion* siklusunun son halkarından birini temsil eden söz.
isa, kudüs'e bir sıpa üzerinde, halkın alkışları eşliğinde girmiş ve sadece birkaç gün sonra yusuf bin kayapas liderliğindeki yahudi büyükleri tarafından zeytin dağı'nda yakalanıp vatana ihanet* suçlamasıyla çarmıha gerilmek üzere roma'nın judea valisi pontius pilate'ye teslim edilmişti. bunun sebebi ise isa'nın yahudilerin kralı* olduğunu iddia etmesiydi. ancak (benim algıma göre) pilate, mesih'in dünyeviden ziyade ruhani bir krallıktan bahsettiğini ve kayapas'ın isa'yı sadece kendi çıkarı için suçladığının farkında olacak kadar zeki bir adamdı. ayrıca bazı rivayetlerde pilate'nin eşinin de bir gece öncesinde isa'yı rüyasında görerek isa'nın müritlerinden biri olduğu söylenir. ne şekilde olursa olsun, pilate isa'yı idam etme konusunda çekingendi. bu sebeple gelenek olduğu üzere hamursuz bayramı'nda bir esiri serbest bırakacağında halkın isa'yı seçeceğini ummuştu ama birkaç gün önce isa'yı ellerinde palmiye dallarıyla kudüs'ün kapısında karşılayan ve tanrı kentlerine geldiği için mutluluktan uçan halk isa'nın değil, azılı bir katil olan barabbas'ın serbest bırakılmasını istedi. pilate bunun üzerine yahudi halkına isa'yı göstererek "ecce homo" dedi, işte o adam. "istediğiniz bu adamın kanı mı?" evet dedi yahudiler, çarmıha ger onu. bunun üzerine pilates halkın karşısında elini yıkadı, "bu adamın kanından ben sorumlu değilim, benim gözümde bu adam masumdur." dedi ve isa'yı yahudilere teslim etti.
edit: çarmıh siklusu demişim, passion olacaktı.
isa, kudüs'e bir sıpa üzerinde, halkın alkışları eşliğinde girmiş ve sadece birkaç gün sonra yusuf bin kayapas liderliğindeki yahudi büyükleri tarafından zeytin dağı'nda yakalanıp vatana ihanet* suçlamasıyla çarmıha gerilmek üzere roma'nın judea valisi pontius pilate'ye teslim edilmişti. bunun sebebi ise isa'nın yahudilerin kralı* olduğunu iddia etmesiydi. ancak (benim algıma göre) pilate, mesih'in dünyeviden ziyade ruhani bir krallıktan bahsettiğini ve kayapas'ın isa'yı sadece kendi çıkarı için suçladığının farkında olacak kadar zeki bir adamdı. ayrıca bazı rivayetlerde pilate'nin eşinin de bir gece öncesinde isa'yı rüyasında görerek isa'nın müritlerinden biri olduğu söylenir. ne şekilde olursa olsun, pilate isa'yı idam etme konusunda çekingendi. bu sebeple gelenek olduğu üzere hamursuz bayramı'nda bir esiri serbest bırakacağında halkın isa'yı seçeceğini ummuştu ama birkaç gün önce isa'yı ellerinde palmiye dallarıyla kudüs'ün kapısında karşılayan ve tanrı kentlerine geldiği için mutluluktan uçan halk isa'nın değil, azılı bir katil olan barabbas'ın serbest bırakılmasını istedi. pilate bunun üzerine yahudi halkına isa'yı göstererek "ecce homo" dedi, işte o adam. "istediğiniz bu adamın kanı mı?" evet dedi yahudiler, çarmıha ger onu. bunun üzerine pilates halkın karşısında elini yıkadı, "bu adamın kanından ben sorumlu değilim, benim gözümde bu adam masumdur." dedi ve isa'yı yahudilere teslim etti.
edit: çarmıh siklusu demişim, passion olacaktı.
devamını gör...
evli birinin eşinden başka birine aşık olması
kadın için de, erkek için de geçerli olabilecek durumdur. yanlışlığı veya doğruluğu tartışılır. durum baktınız ki geçecek gibi değil, kendini sıkıp üzmektense boşanılır.
(bkz: ruh adam)
(bkz: ruh adam)
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
sanırsam.
sanırım demek istemiştir büyük ihtimalle ama kulağa itici geliyor.
sanırım demek istemiştir büyük ihtimalle ama kulağa itici geliyor.
devamını gör...
somut isim
beş duyu organımızdan herhangi biriyle veya birden fazlasıyla algılayabildiğimiz varlıklar somut isimlerdir.
devamını gör...
war of the portakals
cidden büyük emek var, tebrik ediyorum yazar arkadaşımızı. filmlerin normal çevirilerini unutturuyor*. kesinlikle devamı gelmeli. ayrıca burdan yetkili kişilere sesleniyorum; bu kesitler kesinlikle youtube kanalımıza* kaydedilmeli.
devamını gör...
ölüm dışında olabilecek en kötü şey
sakat kalıp birilerine muhtaç yaşamaktır.
devamını gör...
yazarların uğraştığı sanat dalları
nü modellik yapıyorum.
*
*
devamını gör...


