kalitesini yazdıkları ile değil beğendikleri ile belli etmek
rastlıyorum bu yazarlara, kankamı beğenmezsem ayıp olur, bok gibide yazmış ama beğenmem lazım derdinde olmuyorlar. usul usul beğeniyorlar, çok fazlada yazmıyorlar. bende çok beğeni veren biri değilim, beni sarsması lazım yazılanın , buradan saygılar o cemaate.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak

john everett millais 'ın
ophelia adlı eseri.
birazdan ölmek üzere olan kadın tasviri. kırılgan, melankolik bir ifade.
devamını gör...
sakın yatağın altına bakma
“bir kundura dünyanın en tuhaf formudur.”
j.jose millas’ın yazdığı bu olağan dışı roman seni ummadığın yerlere götürecek.
evet,dünyada yalnız değiliz ama millas’a göre bu dünyada bizimle birlikte yaşayanlar ne uzaylılar ne de hayaletler. bizim cansız varlıklar olarak nitelediğimiz ayakkabılar, askılıklar, terlikler, çoraplar… bunlar kendi aralarında bir topluluk oluşturan yarı canlı varlıklar. bitki mi hayvan mı olduğu tam olarak belirlenemeyen deniz yıldızı gibi canlı ile cansız arasındaki yaşam formları.
“sakın yatağın altına bakma”da iki roman okuyacaksınız. biri romanın adı olan, diğeri ise bu romanı okuyanların yaşamlarını anlatan.romandaki herkes takıntılı insanlar. savcı elena rincon ölmüş olan babasıyla telefon konuşmaları yapmakta, yasak aşk yaşadığı adli tabip dünyanın sonuna takıntılı, vicente holgado ayaklarla kafayı bozmuş, holgado’nun masör sevgilisi teressa dolabında yaşayan bir canavarın varlığına inanmakta, teressa’nın annesi hastalık belirtileriyle babası ise alet edrevatla meşgul…
romandaki insanların yolları kıyısından köşesinden kesişmekte. ama asıl dünya yatağın altında dönmektedir. holgado’nun ayakkabıları ayakları kandırarak fare formunda yaratıklara dönüşebilme umudu taşıyan bireysellik peşinde koştukları için birbirlerinden ayrı hareket etme hevesinde olan varlıklardır. amaçları üzerlerinde taşıdıkları bedenden kurtulup özgürlüklerini ilan etmektir.
yukarıda da benzer bir mücadele sürmektedir. vicente ve teressa bir arada oldukları halde birbirlerinden bağımsızdırlar. tıpkı savcı ve adli tabip gibi. vicente teressa’nın ailesiyle yediği bir yemekten sonra ordan koşarak uzaklaşır ve yatağının altına girer. orda bulunduğunda artık ölüdür ve adli tabibe göre korkudan ölmüştür. zira orası hem ayakkabıların vatanıdır, hem de holgado kendini bir yatak altı canavarı olarak görür. bu da demektir ki holgado ölmek için başlangıç noktasına dönmüştür.
holgado’nun ölümüyle ilgili asıl ilginç olan şey ise ayaklarının olamamasıdır. ayaklar holgado’nun ölümünü fırsat bilip ayakkabılarla birlikte özgürlüklerini yaşamaya başlamışlardır. adli tabipse kendini siyah beyaz gören, televizyonunu şöminenin içine koyup asla kapatmayan savcı’nın evinde, yatakta iken savcı’nın korkması üzerine yatağın altına bakmak için eğildiğinde kalp krizi geçirip ölür. savcı’ya göre yatağın altında yatak altı canavarı holgado bulunmaktadır. adli tabibin ölümünde ilginç olan şeyse adli tabibin bir ayağı ile savcı’nın bir ayağının yer değiştirmiş olmasıdır. bunu kimse fark etmez ama savcı bu olaydan sonra topal kalır ve bu onu daha güçlü ve farklı bir insan yapar. artık holgado’dan korkmamaktadır. ayakkabılar ve ayaklar ne yapmıştır bu olaylardan sonra bilinmez ama adli tabibin ayakkabılarından biri savcı’nın balkonunda sokaktan topladığı dul ayakkabılarla sohbet ederek ve en sevdiği yiyecek olan çorapları yiyerek hayatını sürdürür.
“sakın yatağın altına bakma” romanını okuyan herkes 147. sayfada bırakmaktadır okumayı. bir kez de sen dene bakalım.
bu gece yatmadan hemen önce ayakkabılarına iyi geceler dile ya da sakın yatağın altına bakma…
devamını gör...
kontrol kalemi
herhangi bir elektrik devresinin açık ya da kapalı olduğunu gösteren, ucu tornavidalı alet.
devamını gör...
suriyelileri istemeyen tipler
edit: başlığı açan lavuk maalesef kaçmış. din kardeşiyiz tabiki elimizden geleni yapacağız gibi bie şeyler zırvalıyordu. fitneyi sokup kaçamazsın arap yalaması seni.
benim. 40 milyar dolar harcandı bu adamlara. hiç bir ülke bu kadar mülteciyi ülkesine almaz. bu aleni bir demografik savaş hamlesidir. kontörsüz şekilde üreyen bu güruh yakın gelecekte ülkede söz sahibi olacak kadar nüfusa sahip olacaktır. karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi görmemek için cahil değil art niyetli olmak gerekir.
biz arap değiliz biz türküz ve hiç bir zaman araplardan bize hayır gelmemiştir. arap sevdalısı iseniz buyrun (bkz: yallah arabistana)
benim. 40 milyar dolar harcandı bu adamlara. hiç bir ülke bu kadar mülteciyi ülkesine almaz. bu aleni bir demografik savaş hamlesidir. kontörsüz şekilde üreyen bu güruh yakın gelecekte ülkede söz sahibi olacak kadar nüfusa sahip olacaktır. karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi görmemek için cahil değil art niyetli olmak gerekir.
biz arap değiliz biz türküz ve hiç bir zaman araplardan bize hayır gelmemiştir. arap sevdalısı iseniz buyrun (bkz: yallah arabistana)
devamını gör...
yardıma muhtaç yazarımıza destek oluyoruz
#92644
beklenen destek para değil; iş,yiyecek,kıyafettir.
kimseden bir para beklentimiz yok.
160 tl gibi bir tutardan bahsediliyor.
bu tutar da yazarın cebine değil, numarası da paylaşılmış olan otele olan borçtur.
beklenen destek para değil; iş,yiyecek,kıyafettir.
kimseden bir para beklentimiz yok.
160 tl gibi bir tutardan bahsediliyor.
bu tutar da yazarın cebine değil, numarası da paylaşılmış olan otele olan borçtur.
devamını gör...
ruh adam
okumadığım ama okumak istediğim romanlardan biridir.
devamını gör...
düdüklü tencere fobisi
bende tavandan yaprak sarma toplamadan önce olmayan fobi*
devamını gör...
sigara içmeyen insan
rasyonel düşünür
devamını gör...
selda bağcan
neden evlenmediniz?" sorusuna "dünyada beni hak edecek kadar şanslı biri yok!" diyerek beni benden almış can sanatçıdır. kendisini ilk defa ziller ve ipler şarkısıyla tanımıştım. günümüze de ince göndermeler olan bir şarkıdır.
...bir ileri iki geri
birilerinin elinde ipleri...
...bir ileri iki geri
birilerinin elinde ipleri...
devamını gör...
çay
samimiyet göstergesidir.
- çay içer miyiz ?
- oo mevzu var demek ki.
toplayan emek gösteren her insana teşekkürü borç bilirim elleriniz dert görmesin.
- çay içer miyiz ?
- oo mevzu var demek ki.
toplayan emek gösteren her insana teşekkürü borç bilirim elleriniz dert görmesin.
devamını gör...
yazarların çocukken en çok korktuğu şeyler
apartmanın önünde kafasını kaskla kapatmış motosiklet sürücüsünden öyle korkmuştum ki, apartmandan çıkamayıp eve geri dönüp anneme sızlanmıştım.
korkmama da sağ olsun o dönem izlediğim filmde kafasında kask ile cinayet işleyen kenan kalav sebep oldu.
korkmama da sağ olsun o dönem izlediğim filmde kafasında kask ile cinayet işleyen kenan kalav sebep oldu.
devamını gör...
beyaz zambaklar ülkesinde
bin bir bataklıklar ülkesinin nasıl beyaz zambaklar ülkesine dönüştüğünün hikayesi.
devamını gör...
garajımdaki ejderha
bir carl sagan metaforu :
garajımda ağzından ateş püskürten bir ejderha var diyorum. heyecanla "göster" diyorsunuz. garajıma götürüyorum ve "aha orda" diyorum. siz hiçbir şey göremiyorsunuz, "e hani nerde?" diyorsunuz. "ha, söylemeyi unuttum, bu ejderha görünmez" diyorum. "tamam o zaman" diyorsunuz, "yere biraz un serpelim, bari ayak izlerini görürüz." serpiyoruz unu yere ve bekliyoruz, hiçbir şey olmuyor. "tabii ki ayak izlerini göremeyiz" diyorum, "çünkü bu ejderha uçuyor." siz gaza geliyorsunuz, elinize bir sprey boya alıp ortalığa püskürtmeye başlıyorsunuz, ejderhanın orada olup olmadığını anlamak için. boya duvarlardan başka hiçbir şeyi boyamıyor. "sprey boya tabii ki işe yaramaz" diyorum, "çünkü bu ejderha casper gibi bi şey, cisimler onun içinden geçer." siz koşup bi kızılötesi kamera getiriyorsunuz, o da hiçbir şey göstermiyor. "tabii ki göstermez" diyorum ben, "bu ejderha ısı yaymıyor ki."
denediğiniz hiçbir test ejderhanın varlığını ortaya çıkarmıyor, ama ben hepsine bi açıklama getiriyorum. şimdi bu ejderha var mıdır yok mudur? ne yokluğu ne de varlığı direkt olarak ispatlanmış değildir, ama varolması için hiçbir sebep (varolduğuna dair bir işaret ya da kanıt) olmadığı için yok demek çok daha akla yakındır.
garajımda ağzından ateş püskürten bir ejderha var diyorum. heyecanla "göster" diyorsunuz. garajıma götürüyorum ve "aha orda" diyorum. siz hiçbir şey göremiyorsunuz, "e hani nerde?" diyorsunuz. "ha, söylemeyi unuttum, bu ejderha görünmez" diyorum. "tamam o zaman" diyorsunuz, "yere biraz un serpelim, bari ayak izlerini görürüz." serpiyoruz unu yere ve bekliyoruz, hiçbir şey olmuyor. "tabii ki ayak izlerini göremeyiz" diyorum, "çünkü bu ejderha uçuyor." siz gaza geliyorsunuz, elinize bir sprey boya alıp ortalığa püskürtmeye başlıyorsunuz, ejderhanın orada olup olmadığını anlamak için. boya duvarlardan başka hiçbir şeyi boyamıyor. "sprey boya tabii ki işe yaramaz" diyorum, "çünkü bu ejderha casper gibi bi şey, cisimler onun içinden geçer." siz koşup bi kızılötesi kamera getiriyorsunuz, o da hiçbir şey göstermiyor. "tabii ki göstermez" diyorum ben, "bu ejderha ısı yaymıyor ki."
denediğiniz hiçbir test ejderhanın varlığını ortaya çıkarmıyor, ama ben hepsine bi açıklama getiriyorum. şimdi bu ejderha var mıdır yok mudur? ne yokluğu ne de varlığı direkt olarak ispatlanmış değildir, ama varolması için hiçbir sebep (varolduğuna dair bir işaret ya da kanıt) olmadığı için yok demek çok daha akla yakındır.
devamını gör...
yazarlardan mesaj bekleyen yazarlar veri tabanı
bir kere bu gaflete düştüm. intihara meyilli otuz küsur yaşında adamın ağlamalarını dinlemek zorunda kaldım. tövbe daha.
devamını gör...
normal sözlük kelimelik turnuvası
katılabileceğim organizasyon.
oyundaki adım nickimle aynı.
oyundaki adım nickimle aynı.
devamını gör...
birleşip kötü insanları dövmeme nedenimiz
kötü insanlar bizden daha organize çünkü.
devamını gör...
eğitim hayatı boyunca en sevilen ders
başlığı okuyunca düşündüm de,
derse girmek zorunda olmak hep sıkıntıydı bana, okul kavramını hiç sevmedim, çok fazla ciddiye de almadım, yine de notlarım yüksekti, kazandığım bölümler olmasına rağmen üniversiteyi okumadım, sırf bu yüzden, öğretmen, müdür, sınav, niye yapmak zorunda olduğumuza hiç bir zaman ikna olmadım,
mimarlık okumak isterdim, onun içinde hazırlanıp filan, üşendim.
ama bir tek ingilizce dersini seviyormuşum, tek isteyerek girdiğim ders odur, türkçe konuşulmadığı için heralde.
tam 100 alırdım, ingilizce haberler, şarkılar filan, yabancı dile değilde yurt dışına, dünyaya merakım varmış, bak şimdi farkettim.
o dünya haritası, dünya ile iletişim gözümü alıyordu belki de, zaten meslek olarak da uluslarası operasyon da çalıştım hep, sonra çalışmayı da sevmediğimi farkettim o da ayrı bir konu.
derse girmek zorunda olmak hep sıkıntıydı bana, okul kavramını hiç sevmedim, çok fazla ciddiye de almadım, yine de notlarım yüksekti, kazandığım bölümler olmasına rağmen üniversiteyi okumadım, sırf bu yüzden, öğretmen, müdür, sınav, niye yapmak zorunda olduğumuza hiç bir zaman ikna olmadım,
mimarlık okumak isterdim, onun içinde hazırlanıp filan, üşendim.
ama bir tek ingilizce dersini seviyormuşum, tek isteyerek girdiğim ders odur, türkçe konuşulmadığı için heralde.
tam 100 alırdım, ingilizce haberler, şarkılar filan, yabancı dile değilde yurt dışına, dünyaya merakım varmış, bak şimdi farkettim.
o dünya haritası, dünya ile iletişim gözümü alıyordu belki de, zaten meslek olarak da uluslarası operasyon da çalıştım hep, sonra çalışmayı da sevmediğimi farkettim o da ayrı bir konu.
devamını gör...
normal sözlük eksi oy referandumu
hayır diyerek katıldığım oylamadır, trollere linç kültürlerini hayata geçirmeleri için kapı açmanın anlamı yok.
yazılanı beğenmiyorsan ya pas geçersin, ya da altına kendi fikrini yazarsın olur biter.
yazılanı beğenmiyorsan ya pas geçersin, ya da altına kendi fikrini yazarsın olur biter.
devamını gör...
