aynı zamanda, sokakta elindeki çöpünü, çöp kutusu bulana kadar elinde taşıyordur, ve hatta çöp kutusu bulamazsa, eve kadar getirip, çöpe atıyordur da.
yani hiçbir durumda, nasılsa arkamı toplayan birileri var, diye düşünmek yerine, o eylemde fiili bulunduğu için, sorumluluğunu bilen insandır.
devamını gör...

psikopatın önde gidenidir, kimseden korkmaz, çekinmez, herkese saldırır ama aslanlara kafa tutabilmesi, aslanların bal porsuğunu yenilecek yeterli bir av yada yavruları için rakip olarak görmemesindendir. aslanlar bütün sürünün karnını doyuracak büyüklükteki hayvanları öldürüp yerler yada aslan yavrularını öldüren sırtlan, leopar ve çitaların yavrularını öldürüp yemeden atarlar. aslan için bal porsuğu ne yiyecek ne de tehlikedir.
devamını gör...

onun yerine ağaç kesmemek gerektiğine ilişkin vaaz verse, ülkedeki tüm cami cemaatlerini bu konuda bir şeyler yapmaya davet etse, kendisi de kampanyalar başlatsa, çok daha makul bir iş yapacak olduğu yorumunu yapabileceğim haber.

dua etmekte sorun yok da, bu ne perhiz bu ne turşu diyor insan. doğaya zarar verip duruyoruz. sonra da duayla işi çözmeye çalışıyoruz. eşeği sağlam kazığa bağla, sonra allah'a emanet et derler. önce allah'ın verdiği doğayı bir koruyalım da, elimizde olmayan sebeplerle karşılaştığımız durumlardan koruması için o zaman dua edelim.

diyanet'in ne suçu var doğa katlinde derseniz, ona cevap vermek için ne yazsam gg. o yüzden sizin kendi anlayış ve insafınıza bırakıyorum işin o kısmını.
devamını gör...

pir sultan abdal tarafından yazılmış şiiridir. aşkın tanımını en güzel yapan şairlerin şiirlerin den yalnızca birisidir.

bir güzelin aşigiyim erenler
onun için taşa tutar el beni
gündüz hayalimde gece düşümde
kumdan kuma savuruyor yel beni

al gül olsam al gerdana takilsam
kemer olsam ince bele sarilsam
köle olsam pazarlarda satilsam
yarim deyi al sinene sar beni

abdal pir sultan\'im gamzeler oktur
hezaran sinemde yaralar çoktur
benim senden özge sevdigim yoktur
ınanmazsan git allah\'a sor beni.
devamını gör...

tüm sözlük kadınları.

erkeklerin tamamını engelledim.

neden kadınlar? çünkümsü çilek kokuyorlar.
devamını gör...

muhteşem bir ege türküsü, 9/4'lük ölçüsü olan zeybek havasıdır. dumlupınar denizaltısına gelen son emirin "konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve isterlerse sigara da içebilirler.'' olması üzerine söylenmiş türküdür. her dinlediğimde tüylerim diken diken olur.


sözleri
ah, bir ataş ver, cigaramı yakayım
sen sallan gel, ben boyuna bakayım (x2)
uzun olur gemilerin direği
çatal olur efelerin yüreği
ah, yanık olur anaların yüreği

ah, vur ataşı gavur sinem ko yansın
arkadaşlar uykulardan uyansın (x2)
uzun olur gemilerin direği
çatal olur efelerin yüreği
ah, yanık olur anaların yüreği


ah bir ataş ver
devamını gör...

anne kucağı
devamını gör...

bir durum.

her zaman iyi bir şey değildir. her türlü takıntılı tipin, sapığın dikkatini çekmek demektir. hemen hemen herkesin "faydalanmak" gibi niyetlerle yaklaştığı biri olmaktır. birçok konuda yeteneğine değil tipine bakarak bu kadınlara öncelik tanıyanlar, genellikle ilerleyen zamanlarda kadından farklı taleplerde bulunmak amacındadır. hele türkiye gibi kimsenin kimseye hayrına iş yapmadığı, karşılık beklemeden iyilik yapan kişi sayısının bir elin parmaklarını geçmediği ülkelerde güzel olmak, hiç ama hiç iyi bir özellik değildir.
devamını gör...

kitaplar,biletler,sinema,tiyatro kısacası insanı geliştiren ve mutlu eden her şey.
devamını gör...

39 yaş burda.
devamını gör...

katiyyen doğru olan önerme.
sözlükte iki kere başıma geldi.
ikisine de cevap yazmadım, ikisinide şikayet etmedim, ikisinide üstüme alınmadım.
yolda da oluyor her saçmalayana dönüp bakmaya gerek yok.
allah onların layığını versin.
devamını gör...

hegel'den şöyle bir cümle kalmış aklımda; bilmeden bilgi nedir diye sormak, yüzmeden yüzmenin sınırlarını araştırmaya benzer. kendisi o yüzden bilgiden deği, "varlık"tan başlıyor.

kendinde şey/kendi için olan şey.

görü-gerçek

ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.

gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.

bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.

şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.

öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.

insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.

vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.

nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.

ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.

deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.

anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.

özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.

minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.

bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.

coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
devamını gör...

dwight'ın baş düşmanı ve çok şakacı the office karakteri. çok saçma ama çok güldüğüm bir videoyu eklemezsem olmaz.
devamını gör...

yaşadığımız coğrafyada yaşanan ve yaşanma ihtimali yüksek olan absürt durumların en iyi tasvirini yapan yazarın eşsiz kitabıdır. bu eserle yazar, madaralı roman ödülünü almıştır.

yazar; toplumsal adaletsizlik ve bürokrasi eleştirisini çatık kaşlarla değil kahkahalar attırarak okumanızı sağlıyor.
ağlanacak halimize gülüyoruz cümlesi, kitaplarının özeti niteliğinde.

aziz nesin sanki üzüntümüze teselli vermek için bu yola başvurmuş.
gülmek devrimci bir eylemdir. mizahi anlatımın önemi bu cümlede daha iyi anlaşılıyor.

her şey sanki olması gerektiği gibi işliyormuş izlenimi veren sistem kitap karakterimizin en büyük sınavı. devlet bir hata yapıyor olamaz mı?
devlet seni öldürebilir hemde iki defa. kimliğin olmayabilir, sen yok olabilirsin. kitap karakteri devlet tarafından yok sanılsada, devletin ona ihtiyacı olduğu anda var olmak zorundadır. nasıl yani? bol kafa yanmalı... yok artık!
bu kadar da olmaz denilen yerlerin olduğu satırlar. ah be yaşar sen niye doğdun?

nesin'in mürekkebi hiç tükenmemiş. çok yazmaktan sağ eline kramp giren 'yazar krampı' denilen hastalığa sahip olsa da, yılmamış hep yazmış.

özetle bu kitapta, bürokratik hataların insan hayatını nasıl mahvettiği anlatılıyor. devlet'in kestiği parmak acımaz fakat acımayan da yer kalmaz... ölsen ölemezsin yaşasan yaşayamazsın. yaşar'ın ki de o hesap. hesabı çarşıya uymayanların hikayesi.

adam idama götürülüyor.
- üzülme arkadaş beterin beteri var.
+ ulan bundan beteri olur mu?
- olur. seni asmaya götürüyorlar yine senden öncekini kazığa oturtturmuşlardı.
devamını gör...

dokundurma değildir o, resmen sokmadır.
devamını gör...

türk televizyon tarihinin belki de en özgün çalışmalarından biri. 1987 yılında trt 'de 4 bölüm olarak yayınlanmış bir mini dizi.
başarılı bir yazar olan kahramanımız, bir gün beyninde bir tümör olduğunu öğrenir. buna göre, yazarımızın fazla ömrü kalmamıştır. o sırada, beyin nakli üzerine çalışan bir profesörden yardım ister, o da o ana kadar dünyada yapılmamış beyin naklini uygular yazarımıza. ancak, beyin nakli yapılan kişi, kırsal kesimde yaşamış okuma yazma bilmeyen bir adamdır. beyin naklinden sonra çelişkilerle dolu bir yaşam yazarımızı beklemektedir.

insan, akıl, ölüm ve yaşam üzerine o ana kadar söylenmemiş şeyleri söyleyen, bu ülkede de sıradışı ve yaratıcı insanlar varmış dedirten bu yapımın başrollerinde ahmet mekin ve metin serezli yer almaktadır. internet üzerinden bir çok yerde izlenebilir, hayran kalınabilir..
devamını gör...

beş para etmez , tadı oldukça kötü olan sözde çikolatadır.
devamını gör...

"hiçbir şeye şaşmamak, çok akıllı olmanın belirtisidir derler; bence aynı ölçüde ve aynı güçte ahmaklık belirtisidir de."

dostoyevski
devamını gör...

gladyatör ve arabası
“an”
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mesaj içeriğinin net olmasında fayda var dediğim eylem. yoksa evren bıraktığınız boşlukları kafasına göre dolduruyor ve inanın bu hiç hoş olmuyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim