(tematik)
kızılbaş
afganistan tarihi boyunca kızılbaşlar önemli rol oynamışlardır. kırmızı başlıkları nedeniyle kızılbaş olarak anılmalarının yanı sıra aynı zamanda tāj-e ḥaydar ( haydarın tacı ) olarak bilinirler. nadir şah tarafından getirilen kızılbaşlar abdur rahman han dönemine kadar ülke yönetiminde etkili pozisyonlarda yer almışlardır.
kızılbaşların yönetimdeki etkinliği gerek pashtun gerek ise tacikler tarafından hoş karşılanmamıştır. kızılbaşlar pek çok defa toplu katliamların hedefi olmuştur. sivil savaş döneminde ve sivil savaş sonrasında tacikler tarafından katledilmişlerdir. yine pashtun ağırlıklı olan taliban'ın şii müslümanlara yönelik olan katliamlarında on binlerce hazaralar ve kızılbas öldürülmüştür. diğer şii etnik gruplar gibi kızılbaşlar katliamlardan kaçabilmek için ülkeyi terketmişlerdir. afganistan'da yeni yönetimle birlikte pek çok kızılbash ülkeye geri dönmüştür.
bugün afganistan'da sayıları tam bilinmemekle birlikte iki yüz bine yakın kızılbaş olduğu tahmin edilmektedir. kızılbaşlar eğitime verdikleri önemle ve ticaret alanındaki etkinlikleriyle bilinirler.
afganistan kızılbaşları bayāt, shahseven, ansarlu, shaaghasi, shāmlu, afshār soylarından gelir. kabil, herat, logar, mezar-ı sharif ve kandahar bölgelerinde kızılbaş aşiretlerine rastlanır.
afganistan'ın yanı sıra iran, pakistan, suriye, lübnan, bulgaristan, türkiye gibi ülkelerde kızılbaş aşiretleri bulunmaktadır.
kızılbaşların yönetimdeki etkinliği gerek pashtun gerek ise tacikler tarafından hoş karşılanmamıştır. kızılbaşlar pek çok defa toplu katliamların hedefi olmuştur. sivil savaş döneminde ve sivil savaş sonrasında tacikler tarafından katledilmişlerdir. yine pashtun ağırlıklı olan taliban'ın şii müslümanlara yönelik olan katliamlarında on binlerce hazaralar ve kızılbas öldürülmüştür. diğer şii etnik gruplar gibi kızılbaşlar katliamlardan kaçabilmek için ülkeyi terketmişlerdir. afganistan'da yeni yönetimle birlikte pek çok kızılbash ülkeye geri dönmüştür.
bugün afganistan'da sayıları tam bilinmemekle birlikte iki yüz bine yakın kızılbaş olduğu tahmin edilmektedir. kızılbaşlar eğitime verdikleri önemle ve ticaret alanındaki etkinlikleriyle bilinirler.
afganistan kızılbaşları bayāt, shahseven, ansarlu, shaaghasi, shāmlu, afshār soylarından gelir. kabil, herat, logar, mezar-ı sharif ve kandahar bölgelerinde kızılbaş aşiretlerine rastlanır.
afganistan'ın yanı sıra iran, pakistan, suriye, lübnan, bulgaristan, türkiye gibi ülkelerde kızılbaş aşiretleri bulunmaktadır.
devamını gör...
bir insandan soğumanıza neden olacak şeyler
bir çoğu yazılmış ama artı olarak, öfke kontrolü olmayan, sesini yükselterek haklı olacağını sanan insanlarin agresif tarzda tutum ve davranışları.
devamını gör...
bir koyunun en güzel yeri
gözleridir, şaşırdım kimse dememiş. çok güzel gözleri vardır.
sırtıdır, yumşacıktır.
yavrusu da çok tatlıştır, koynuma alıp uyumak isterim.
sırtıdır, yumşacıktır.
yavrusu da çok tatlıştır, koynuma alıp uyumak isterim.
devamını gör...
20 nisan 1999 columbine lisesi katliamı
20 nisan 1999'da bir lisede, eric harris ve dylan klebold adlı iki öğrencinin baş kahramanı olduğu, son yılların en üzücü ve ürkütücü katliamlarından biri gerçekleşti.
öğrencilerin fotoğrafı
mezun olmalarına iki hafta kalmışken bu eylemi gerçekleştiren eric harris ve dylan klebold'u biraz daha tanımak gerekirse;
eric`in çocukluğu, babasının orduda çalışmasından dolayı, sürekli okul ve şehir değiştirerek geçiyor. eric günlüklerinde ve kendine ait internet sitelerinde hep bu konuya değiniyor. yani her gittiği yerde yeni, çaylak ve acemi olmanın ona yaşattığı acı verici deneyimlerden ve bunun ona girdiği ortamlardaki insanlar tarafından hep hissettirilmesinden.
bir gün eric ailesiyle colorado eyaletinin littleton kasabasına yerleşiyor.
öğretmenlerinin oldukça zeki olarak tanımladığı eric`in farklı zevkleri, okula gelirken giydiği siyah pardösüleri, asker botları ve rammstein tişörtleri,bu sefer de lise hayatında diğer öğrenciler tarafından dalga geçilmesine neden oluyor. okulun popüler çocukları tarafından sürekli alaya alınıyor, itilip kakılıyor; her seferinde en ufak tepki dahi vermiyor. çünkü alışmış, çünkü kendini farklı hissediyor. bu duygu ona diğerlerinden daha üstün olduğu algısını pompalıyor ve en sonunda eric boğazına kadar nefret duygusuna gömülüyor. öyle bir noktaya geliyor ki, katliam öncesi günlüğüne şunları yazıyor: "başladığımızda kendimi doom oynuyormuş gibi hissetmeli ve insani olan bütün duygularımı içimden söküp atmalıyım, karşıma çıkan herkesi doom`daki canavarlar olarak görmeliyim". öyle de yapıyor. katliam süresince eric'in, dylan'dan daha fazla ateş açmış olması ve daha fazla kişiyi öldürmüş olmasının nedeni de böylelikle açığa çıkmış oluyor.
dylan ikilinin duygusal olanı. intihara meyilli ve kronik depresyondan muzdarip. kendisi gayet açık görüşlü ve eğitimli bir anne babanın çocuğu. komşuları onların cok hassas ve ilgili ebeveynler olduğunu belirtiyor.dylan da eric gibi müziği ve yazmayı çok seviyor. eric gibi o da günlük yazıyor. günlüklerinde yazdıklarına baktığınızda onun durmadan ölümü arzuladığını, dünyayı ve yaşamı bir türlü sevemediğini, aradığı ve ihtiyacı olan aşkı bulamadığını görüyorsunuz.ancak bir gün dylan, bir kızdan hoşlanmaya başlıyor fakat kıza bunu asla söylemiyor. hatta oturup ona hiç bir zaman göndermeyeceği mektuplar yazıyor. utangaçlığını bir türlü yenemiyor, içten içe tükenmeye başlıyor. bir taraftan da kendi şiirlerini yazmaya başlıyor, varoluşu sorguluyor.
dylan eric'i oldukça ilginç ve güçlü bir kişilik olarak görüyor. korkusuzluğu, bitmeyen öfkesi, kararlılığı, farklı konularda edindiği bilgileri, ortak zevkleri derken eric'le git gide daha yakın arkadaş olmaya başlıyor,kendisinin aksine utangaç olmadığı ve güçlü bir karakter olduğundan bir nevi hayranlık duyuyor. beraber zaman geçirdikçe de birbirleriyle ne kadar çok ortak noktaları olduğunu anlıyorlar ve katliama giden yola giriyorlar.
küçük küçük suçlar işlemeye başlayan ikili, bir günlüğüne de olsa hapse düşüyor ve sonrasında 1 yıl kamu hizmeti cezası alıyor. bu süre içinde giderek daha fazla öfkeyle doluyorlar ve katliamı tasarlamaya başlıyorlar. detaylı planlar yapıyorlar, reşit arkadaşlarına silah aldırıyorlar, bomba yapmayı öğreniyorlar. olay gerçekleşmeden bir ay önce içeriği hala açıklanmamış olan ve gizli tutulan video kayıtları hazırlamaya başlıyorlar. iddialara göre katliam sabahı ailelerinden özür diledikleri bir video hazırlıyor ve üzgün olduklarını, başka çarelerinin olmadıklarını söylüyorlar.
dylan'ın hazırladığı plan:
5:00 yataktan kalkış
6:00 ks'de buluşmak
7:00 eric'in evine gitme
7:15 eric propan için, ben de gaz almak için gideceğim
8:30 tekrar eric'in evinde buluşacağız
9:00 araba hazırlanacak
9:30 silahlanma çalışması yapılacak, dinlenme
10:30 4 tane şey yerleştireceğiz
11:00 okula gideceğiz
okulda tehlikeli bir durum olduğunu öğrenene öğrenciler, dylan ve eric ikilisi kafetaryaya girmeden tam 1 saat önce masaların altına giriyor ve öylece bekliyorlar. o andan 1 saat sonra ikili kafetaryaya giriyor, rastgele bazı kişileri öldürüyor, en sonunda bir tür bomba patlatıyorlar. o arada artık öğrenciler kaçışmaya başlıyor, bazıları kurtulabiliyor, bazıları ise vuruluyor. ikili daha sonra kütüphaneye geçiyorlar,ancak o anların kayıtları yok.öğle arasından önce brooks brown adında bir öğrenci harris'in okula geldiğini görüyor. bir sene önce harris'le arası bozulan brown, onunla arkadaşlığını katliamdan kısa bir zaman önce yeni yeni düzeltmiş.
harris genelde dersleri kaçırmadığı için brown ona neden geç kaldığını sormuş, harris ise "bunun artık bir önemi yok, brooks. seni sevdiğimi biliyorsun, değil mi? o yüzden hemen şimdi buradan ayrıl. hemen. evine git." demiş. brown hemen bölgeden uzaklaşmış, bir kaç dakika sonraysa uzaktan ilk silah seslerini duymuş ve polise haber vermiş.
tam o anlarda dylan da farklı bir arabayla okula gelmiş. ikili kafeteryaya propan bombalarını bırakmış; bombalar patlamayınca da ateş açmaya başlamışlar ve kütüphaneye geçmişler. amerikan tarihinin en ölümcül okul saldırısı olan bu katliamda eric 7, dylan ise 6 kişiyi öldürmüş.
cinayetlerden 20 dakika sonra ikili tekrar kütüphaneye dönmüş. 13 kişinin 10'unu burda öldürdüklerini belirtelim. kütüphaneye gelen ikili camlardan polislere ateş açmaya başlamış. 5 dakika sonrasında ise kitaplıkların dibine gitmişler.o an orada kendilerini bir odaya kilitleyen bir öğretmen, öğrenci ve kütüphane görevlileri harris ve klebold'un kendi aralarındaki konuşmayı duymuşlar: "1, 2, 3!". sonrasında iki el silah sesi. ikili kendi kafalarına sıkıp intihar etmişler.
ayrıca ikilinin hitmen for hire adlı bir kısa film projesinden de bahsedelim: 1998 aralık'ında hazırladıkları kısa filmde bol bol şiddet içerikli görüntülere yer veriyorlar. filmde küfür ediyorlar, kameraya bağırıyorlar, hatta ve hatta yapacakları katliama benzer şekilde insanları vuruyorlar. üstelik sadece filmle de sınırlı kalmıyorlar, senaryo projelerinde de hep bu türden konulara yer veriyorlar.hatta bir gün öğretmenleri ikiliye "yazım tekniğiniz harika, insanı gerçekten o moda sokabiliyorsunuz" diyor.
sonuç olarak 12 öğrenci , bir öğretmen , eric ve dylan hayatını kaybediyor.
eric harris'in zorbalığa uğradığı video
ikilinin katliamdan önce çektiği videolar
katliam günü kafeterya kamerası
öğrencilerin fotoğrafı
mezun olmalarına iki hafta kalmışken bu eylemi gerçekleştiren eric harris ve dylan klebold'u biraz daha tanımak gerekirse;
eric`in çocukluğu, babasının orduda çalışmasından dolayı, sürekli okul ve şehir değiştirerek geçiyor. eric günlüklerinde ve kendine ait internet sitelerinde hep bu konuya değiniyor. yani her gittiği yerde yeni, çaylak ve acemi olmanın ona yaşattığı acı verici deneyimlerden ve bunun ona girdiği ortamlardaki insanlar tarafından hep hissettirilmesinden.
bir gün eric ailesiyle colorado eyaletinin littleton kasabasına yerleşiyor.
öğretmenlerinin oldukça zeki olarak tanımladığı eric`in farklı zevkleri, okula gelirken giydiği siyah pardösüleri, asker botları ve rammstein tişörtleri,bu sefer de lise hayatında diğer öğrenciler tarafından dalga geçilmesine neden oluyor. okulun popüler çocukları tarafından sürekli alaya alınıyor, itilip kakılıyor; her seferinde en ufak tepki dahi vermiyor. çünkü alışmış, çünkü kendini farklı hissediyor. bu duygu ona diğerlerinden daha üstün olduğu algısını pompalıyor ve en sonunda eric boğazına kadar nefret duygusuna gömülüyor. öyle bir noktaya geliyor ki, katliam öncesi günlüğüne şunları yazıyor: "başladığımızda kendimi doom oynuyormuş gibi hissetmeli ve insani olan bütün duygularımı içimden söküp atmalıyım, karşıma çıkan herkesi doom`daki canavarlar olarak görmeliyim". öyle de yapıyor. katliam süresince eric'in, dylan'dan daha fazla ateş açmış olması ve daha fazla kişiyi öldürmüş olmasının nedeni de böylelikle açığa çıkmış oluyor.
dylan ikilinin duygusal olanı. intihara meyilli ve kronik depresyondan muzdarip. kendisi gayet açık görüşlü ve eğitimli bir anne babanın çocuğu. komşuları onların cok hassas ve ilgili ebeveynler olduğunu belirtiyor.dylan da eric gibi müziği ve yazmayı çok seviyor. eric gibi o da günlük yazıyor. günlüklerinde yazdıklarına baktığınızda onun durmadan ölümü arzuladığını, dünyayı ve yaşamı bir türlü sevemediğini, aradığı ve ihtiyacı olan aşkı bulamadığını görüyorsunuz.ancak bir gün dylan, bir kızdan hoşlanmaya başlıyor fakat kıza bunu asla söylemiyor. hatta oturup ona hiç bir zaman göndermeyeceği mektuplar yazıyor. utangaçlığını bir türlü yenemiyor, içten içe tükenmeye başlıyor. bir taraftan da kendi şiirlerini yazmaya başlıyor, varoluşu sorguluyor.
dylan eric'i oldukça ilginç ve güçlü bir kişilik olarak görüyor. korkusuzluğu, bitmeyen öfkesi, kararlılığı, farklı konularda edindiği bilgileri, ortak zevkleri derken eric'le git gide daha yakın arkadaş olmaya başlıyor,kendisinin aksine utangaç olmadığı ve güçlü bir karakter olduğundan bir nevi hayranlık duyuyor. beraber zaman geçirdikçe de birbirleriyle ne kadar çok ortak noktaları olduğunu anlıyorlar ve katliama giden yola giriyorlar.
küçük küçük suçlar işlemeye başlayan ikili, bir günlüğüne de olsa hapse düşüyor ve sonrasında 1 yıl kamu hizmeti cezası alıyor. bu süre içinde giderek daha fazla öfkeyle doluyorlar ve katliamı tasarlamaya başlıyorlar. detaylı planlar yapıyorlar, reşit arkadaşlarına silah aldırıyorlar, bomba yapmayı öğreniyorlar. olay gerçekleşmeden bir ay önce içeriği hala açıklanmamış olan ve gizli tutulan video kayıtları hazırlamaya başlıyorlar. iddialara göre katliam sabahı ailelerinden özür diledikleri bir video hazırlıyor ve üzgün olduklarını, başka çarelerinin olmadıklarını söylüyorlar.
dylan'ın hazırladığı plan:
5:00 yataktan kalkış
6:00 ks'de buluşmak
7:00 eric'in evine gitme
7:15 eric propan için, ben de gaz almak için gideceğim
8:30 tekrar eric'in evinde buluşacağız
9:00 araba hazırlanacak
9:30 silahlanma çalışması yapılacak, dinlenme
10:30 4 tane şey yerleştireceğiz
11:00 okula gideceğiz
okulda tehlikeli bir durum olduğunu öğrenene öğrenciler, dylan ve eric ikilisi kafetaryaya girmeden tam 1 saat önce masaların altına giriyor ve öylece bekliyorlar. o andan 1 saat sonra ikili kafetaryaya giriyor, rastgele bazı kişileri öldürüyor, en sonunda bir tür bomba patlatıyorlar. o arada artık öğrenciler kaçışmaya başlıyor, bazıları kurtulabiliyor, bazıları ise vuruluyor. ikili daha sonra kütüphaneye geçiyorlar,ancak o anların kayıtları yok.öğle arasından önce brooks brown adında bir öğrenci harris'in okula geldiğini görüyor. bir sene önce harris'le arası bozulan brown, onunla arkadaşlığını katliamdan kısa bir zaman önce yeni yeni düzeltmiş.
harris genelde dersleri kaçırmadığı için brown ona neden geç kaldığını sormuş, harris ise "bunun artık bir önemi yok, brooks. seni sevdiğimi biliyorsun, değil mi? o yüzden hemen şimdi buradan ayrıl. hemen. evine git." demiş. brown hemen bölgeden uzaklaşmış, bir kaç dakika sonraysa uzaktan ilk silah seslerini duymuş ve polise haber vermiş.
tam o anlarda dylan da farklı bir arabayla okula gelmiş. ikili kafeteryaya propan bombalarını bırakmış; bombalar patlamayınca da ateş açmaya başlamışlar ve kütüphaneye geçmişler. amerikan tarihinin en ölümcül okul saldırısı olan bu katliamda eric 7, dylan ise 6 kişiyi öldürmüş.
cinayetlerden 20 dakika sonra ikili tekrar kütüphaneye dönmüş. 13 kişinin 10'unu burda öldürdüklerini belirtelim. kütüphaneye gelen ikili camlardan polislere ateş açmaya başlamış. 5 dakika sonrasında ise kitaplıkların dibine gitmişler.o an orada kendilerini bir odaya kilitleyen bir öğretmen, öğrenci ve kütüphane görevlileri harris ve klebold'un kendi aralarındaki konuşmayı duymuşlar: "1, 2, 3!". sonrasında iki el silah sesi. ikili kendi kafalarına sıkıp intihar etmişler.
ayrıca ikilinin hitmen for hire adlı bir kısa film projesinden de bahsedelim: 1998 aralık'ında hazırladıkları kısa filmde bol bol şiddet içerikli görüntülere yer veriyorlar. filmde küfür ediyorlar, kameraya bağırıyorlar, hatta ve hatta yapacakları katliama benzer şekilde insanları vuruyorlar. üstelik sadece filmle de sınırlı kalmıyorlar, senaryo projelerinde de hep bu türden konulara yer veriyorlar.hatta bir gün öğretmenleri ikiliye "yazım tekniğiniz harika, insanı gerçekten o moda sokabiliyorsunuz" diyor.
sonuç olarak 12 öğrenci , bir öğretmen , eric ve dylan hayatını kaybediyor.
eric harris'in zorbalığa uğradığı video
ikilinin katliamdan önce çektiği videolar
katliam günü kafeterya kamerası
devamını gör...
osman büyükşen
son zamanlarda beni epey ağlatmış kişidir kendisi. tüm zorluklara ve haksızlıklara rağmen hâlâ dik durduğu için sonsuz saygı ve sevgi ile selamlıyorum.
anneannesi ölen evladı için ağlarken "ben cahilim ardını arayamadım" benzeri bir cümle kuruyor. ölen anne ve babasının katillerini bulmak için her kapıyı çalmış, ramboculuk oynamakla suçlanmış, müge anlıya çık diye dalga geçilmiş, rapor yüzüne fırlatılmış, milletvekillerinden randevu alamamış, istifa etmesine ya da ücretli izin kullanmasına izin verilmemiş osman büyükşen doktor olmuş, cahil bir adam değil, eminim maddi olarak bir yere kadar hukuk mücadelesi verebilir ancak ben cahilim diyen teyzemizden farkı yok. o da 3 senedir verdiği insanüstü mücadeleye rağmen anne ve babasının katillerinin bulunmasını sağlayamıyor. işbilmezliğin geldiği bu akılalmaz noktada okuma yazma bilmeyen bir teyze ile tıp okumuş bir hekim aynı şartlarda çaresiz kalıyor.
buradan okuma yazma bilmeyenler elbette çaresiz kalacak ama doktorlar için her kapı açılacak anlamı çıkaracaklar vardır. onlara tek söyleyeceğim şey peki olacak.
insanları arabayla ezen hatta polislerin bu şekilde ölmesine yol açan, gencecik kızları pencereden atarak ya da döverek öldüren, bir çocuğun ölmesine yol açıp babasını akıl hastanesine kapatan zengin çocuklarının işlerini 10 dakika içinde halledebilen, onları kolayca aklayabilen ya da en basit eleştiriyi hakaret kapsamında değerlendirip eleştiri yapanı 4 dakika içinde bulan sistem, anne ve babası ölmüş gencecik bir adamın televizyonda sinir krizi geçirmesini izlettiriyor. onun verdiği mücadeleye rağmen 3 senedir katilleri yakalayamıyor.
ne desek boş.
editomini: burada değerli arkadaşımız konu ile ilgili benden önce daha detaylı şekilde bilgi paylaşmış. bir başlık altında ilk yazılan entry oldukça düzgün ve özenliyken ondan sonra gelenlerin daha fazla oy alması mantıklı değil. #1081275
anneannesi ölen evladı için ağlarken "ben cahilim ardını arayamadım" benzeri bir cümle kuruyor. ölen anne ve babasının katillerini bulmak için her kapıyı çalmış, ramboculuk oynamakla suçlanmış, müge anlıya çık diye dalga geçilmiş, rapor yüzüne fırlatılmış, milletvekillerinden randevu alamamış, istifa etmesine ya da ücretli izin kullanmasına izin verilmemiş osman büyükşen doktor olmuş, cahil bir adam değil, eminim maddi olarak bir yere kadar hukuk mücadelesi verebilir ancak ben cahilim diyen teyzemizden farkı yok. o da 3 senedir verdiği insanüstü mücadeleye rağmen anne ve babasının katillerinin bulunmasını sağlayamıyor. işbilmezliğin geldiği bu akılalmaz noktada okuma yazma bilmeyen bir teyze ile tıp okumuş bir hekim aynı şartlarda çaresiz kalıyor.
buradan okuma yazma bilmeyenler elbette çaresiz kalacak ama doktorlar için her kapı açılacak anlamı çıkaracaklar vardır. onlara tek söyleyeceğim şey peki olacak.
insanları arabayla ezen hatta polislerin bu şekilde ölmesine yol açan, gencecik kızları pencereden atarak ya da döverek öldüren, bir çocuğun ölmesine yol açıp babasını akıl hastanesine kapatan zengin çocuklarının işlerini 10 dakika içinde halledebilen, onları kolayca aklayabilen ya da en basit eleştiriyi hakaret kapsamında değerlendirip eleştiri yapanı 4 dakika içinde bulan sistem, anne ve babası ölmüş gencecik bir adamın televizyonda sinir krizi geçirmesini izlettiriyor. onun verdiği mücadeleye rağmen 3 senedir katilleri yakalayamıyor.
ne desek boş.
editomini: burada değerli arkadaşımız konu ile ilgili benden önce daha detaylı şekilde bilgi paylaşmış. bir başlık altında ilk yazılan entry oldukça düzgün ve özenliyken ondan sonra gelenlerin daha fazla oy alması mantıklı değil. #1081275
devamını gör...
20 mart 2021 türkiye'nin istanbul sözleşmesi'nden ayrılması
hukuki olarak yok hükmünde olan fesih!!. zira anayasa m. 90/5 açık. diyor ki: usulüne uygun yürürlülüğe girmiş olan milletler arası anlaşmalar kanun hükmündedir. cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bir kanun yürürlükten kaldırılamaz. bu sözleşme temel hak ve hürriyetlerle ilgili bir sözleşme. anayasa'da temel hak ve özgürlüklerle kanunlar arası bir uyumsuzluk varsa sözleşme hükümleri uygulanır denmekte. yani sizin anlayacağınız temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşme kanundan bir tık üstün. öte yandan cumhurbaşkanı, temel hak ve özgürlüklerle ilgili bir düzenleme yine yapamaz çünkü anayasa'ya yine aykırı. sözleşmeyi feshedebilmek için belli prosedürler var. önce uluslararası alanda o süreci yerine getireceksiniz daha sonra bir "kanun"la "sözleşmeyi uygun bulduğunuz kanunu" yürürlükten kaldıracaksınız.
neden yayımlandı bu kararname? o zaman karşımıza birtakım ihtimaller çıkıyor.
ilk ihtimal: bu zaten yok hükmünde. yok hükmünde olan birşey bile bile çıkarıldı. yok hükmünde olsa bile belli kesimlerin oylarının kazanılması cebe konuldu. fakat uluslararası alanda bağlayıcı olduğunu kim bilecek? bizim seçmen bunu bilmez ve bilmesi de gerekmez. hayali olarak "onların taleplerini yerine getirdim demek" bu. uluslararası çevrelere de "bizim düzenleme zaten yok hükmünde", "anlaşmaya bağlı olmaya devam edilecek" denilecek. yani içe başka dışa başka konulacak.
ikinci ihtimal: bu zaten yok hükmünde ve uygulanamaz. ancak 6284 sayılı kanunun kaldırılması veya önemli ölçüde değiştirilmesi yönünde bir irade oluşmuş oldu. bu sefer yine uluslararası anlaşma geçerli olur. zira bağlılık söz konusu.
üçüncü ihtimal: yok hükmünde değil ki bu düzenleme. zaten ülkede hukuk yok. ben kararname ile kanunu bile değiştiririm diyebiliyorsanız ben muz cumhuriyeti olmaktan, türkmenistan kuzey kore olmaktan mutluyum demek bu.
seç, beğen, al. consume, obey, die.
neden yayımlandı bu kararname? o zaman karşımıza birtakım ihtimaller çıkıyor.
ilk ihtimal: bu zaten yok hükmünde. yok hükmünde olan birşey bile bile çıkarıldı. yok hükmünde olsa bile belli kesimlerin oylarının kazanılması cebe konuldu. fakat uluslararası alanda bağlayıcı olduğunu kim bilecek? bizim seçmen bunu bilmez ve bilmesi de gerekmez. hayali olarak "onların taleplerini yerine getirdim demek" bu. uluslararası çevrelere de "bizim düzenleme zaten yok hükmünde", "anlaşmaya bağlı olmaya devam edilecek" denilecek. yani içe başka dışa başka konulacak.
ikinci ihtimal: bu zaten yok hükmünde ve uygulanamaz. ancak 6284 sayılı kanunun kaldırılması veya önemli ölçüde değiştirilmesi yönünde bir irade oluşmuş oldu. bu sefer yine uluslararası anlaşma geçerli olur. zira bağlılık söz konusu.
üçüncü ihtimal: yok hükmünde değil ki bu düzenleme. zaten ülkede hukuk yok. ben kararname ile kanunu bile değiştiririm diyebiliyorsanız ben muz cumhuriyeti olmaktan, türkmenistan kuzey kore olmaktan mutluyum demek bu.
seç, beğen, al. consume, obey, die.
devamını gör...
ivanmilinski
ivanmilinski diye yazılır adam diye okunur.
devamını gör...
mevlana’nın islam'a göre kafir olabilme iddiası
evet yanlış duymadınız, kendisi islam dininin gerçeklerine göre kafirdir. hatta yazdığı sapkınlıklar ile allah aşkı ile uzaktan yakından alakası yoktur.
bunu örnekler ile sizlere anlatacağız.
celaleddin rumi, yazdığı kitabın vahiy olduğunu iddia etmektedir! tasavvufta bu çok görülmez. zira tasavvuf ehli, velilerin tasavvufta vahiy aldıklarına inanırlar….
kitabının bir başka yerinde celaleddin rumi şöyle diyor:
“bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya. tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, tanrı vahyidir! sofiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir!”….”
(mesnevi-celaleddin rumi meb yayınları, c: 4 s: 151)
celaleddin rumi, tasavvufi görüşlerini “tanrısal aşkı” kendisinde bulduğunu söylediği şemsi tebrizi’den almış.
“celaleddin rumi, aşkla, müzikle, raksla ve şiirle beslenip gelişen ve dinler üstü yolda kadına da büyük bir önem vermiş onu da hayata almaya çalışmış ve insanlığın, kadınla bir bütün olduğunu duymuştu. o herşeyden önce kadının kapanmasının, örtünmesinin aleyhindeydi. mesnesvisin’de kadını yaratılmış değil, yaratan (!) bir kudret olarak öven, sert ve kaba ruhlu erkeklerin kadına zulmedebildiklerini söyleyen, asil insanların ince ruhlu olgun kişilerinse kadına bağlı olacaklarını, hatta onun reyine uyacaklarını ona hürmet edeceklerini bildiren celaleddin rumi “fihi ma fih”inde, bir fasılda, kadını ekmeğe benzetmek celaleddin rumi bu şeylerin kendisine gelen vahiy olduğunu iddia ederek resmen mesnevi’yi kur’an’la yarıştırmaktadır.
dilerseniz mesnevi’nin girişi ile yavaş yavaş konuyu detaylantıralım:
“bu kitap mesnevi kitabıdır. mesnevi hakikate ulaşma ve yakin sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarıdır. tanrı’nın en büyük fıkhı (!) tanrı’nın en aydın yolu! tanrı’nın en açık burhanıdır… kur’an’ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebeb olur, huyları güzelleştirir. şanları yüce özleri hayırlı katiblerin elleriyle yazılmıştır. temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsade etmezler. mesnevi, alemlerin rabbinden inmedir! batıl ne önünden gelebilir, ne ardından. tanrı onu korur, gözetir!….”
(mesnevi-celaleddin rumi meb yayınları c: 1 s: 11)
celaleddin rumi’ye göre şeyhin, pir’in, ermişin her ne isim verilirse verilsin tasavvufun ulu zatlarının söyledikleri ve yazdıkları şeyler aynıyla vahiy’dir. tıpkı kendisinin de itiraf ettiği mesnevi kitabında olduğu gibi!…
maalesef celaleddin rumi, kitabına hindistan’dan sadece kelile ve dimne masallarını almamış, erotik hint kültürünün ürünü olan kamasutra’dan da alıntılar yaparak bunları “alemlerin rabbin’den inmedir” diyerek sunmuştur.
celaleddin rumi, kur’an’ın lokman suresinin 27. ayetini kendi kitabı için nasıl alet ediyor:
“….ormanlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine mesnevi’nin biteceğini umma…” (mesnevi-celaleddin rumi c: 6 s: 178)
mevlana sahabe hanımlarını bile zan altında bırakmaktan sakınmaz, onları savaşa gitmiş kocalarını aldatan ahlaksız kadınlar olarak tasvir eder. fihi mâ fih’te şöyle bir hikâye anlatır; “rivayet ederler ki; peygamber, sahâbeyle bir savaştan gelmişti. bu gece şehrin dışında yatacağız, yarın gireceğiz şehre diye davul çalın buyurdu. a tanrı elçisi dediler, sebebi ne? olabilir ya dedi, kadınlarınızı yabancı erkeklerle buluşmuş görürsünüz; canınız sıkılır; bir fitnedir, kopar. sahâbeden biri (verilen emri) işitmeyip gitti ve karısını bir yabancıyla buldu. (1) (1)[fihi ma fih, 20. bölüm, meb yay., ist /1990. s. 136-137.
şems mevlana’nın 15 yaşındaki cariyesi kimya hatun ile evlenmiş, ki kendisi 65 yaşında idi. şems-i tebrizi’ye, karısı kimya hatun’u bazen allah olarak, daha doğrusu ona, allah, karısı şeklinde görünür-dü. mevlana; bir çadırda şems’i kimya hatun ile oynaşırken gördü. mevlana oynaşmaları için biraz dışarıda dolaşıp, sonra hocasının yanına geldiğinde şems; ‘o kimya hatun değildi. yüce tanrı beni o kadar sever ki, sevdiğim kimse suretinde yanıma gelir. az önce senin beni halvet halinde gördüğün kadın da kimya hatun değildi, allah kimya hatun şeklinde bana gelmişti’ der. (2)eflâkî, menakıb’ul-arifin, c.2, s.72.
ve daha birçok örnek ile çoğaltılabilir. dünya'daki islamafobi var deyip bu adamın çılgınlar misali islam olmayanlar tarafından bile övülmesinin islam ile alakası yoktur. çünkü kendisi islam değil sapkın bir insandır.
zamanın fethullah gülen'i olan moğollar ile iş birliği yapan bu muhteremin foyası da ortaya dökülmüştür.
dipnot: birileri "yeter ya konya'lı yok mu burada demiş, bu başlığı açan zsten konyalı hem de mevlana denilen elemandan daha evvel zamanlarda konya'ya yerleşmiş olan bir ailenin evladı. gerçeklere gözünüzü ve kulağınızı kapatamazsınız. araştıranlar görür ve öğrenir. onların sapkınlığı yazmak suç ama sapkınlığı yaşamak suç değil. hadi oradan.
bunu örnekler ile sizlere anlatacağız.
celaleddin rumi, yazdığı kitabın vahiy olduğunu iddia etmektedir! tasavvufta bu çok görülmez. zira tasavvuf ehli, velilerin tasavvufta vahiy aldıklarına inanırlar….
kitabının bir başka yerinde celaleddin rumi şöyle diyor:
“bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya. tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, tanrı vahyidir! sofiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir!”….”
(mesnevi-celaleddin rumi meb yayınları, c: 4 s: 151)
celaleddin rumi, tasavvufi görüşlerini “tanrısal aşkı” kendisinde bulduğunu söylediği şemsi tebrizi’den almış.
“celaleddin rumi, aşkla, müzikle, raksla ve şiirle beslenip gelişen ve dinler üstü yolda kadına da büyük bir önem vermiş onu da hayata almaya çalışmış ve insanlığın, kadınla bir bütün olduğunu duymuştu. o herşeyden önce kadının kapanmasının, örtünmesinin aleyhindeydi. mesnesvisin’de kadını yaratılmış değil, yaratan (!) bir kudret olarak öven, sert ve kaba ruhlu erkeklerin kadına zulmedebildiklerini söyleyen, asil insanların ince ruhlu olgun kişilerinse kadına bağlı olacaklarını, hatta onun reyine uyacaklarını ona hürmet edeceklerini bildiren celaleddin rumi “fihi ma fih”inde, bir fasılda, kadını ekmeğe benzetmek celaleddin rumi bu şeylerin kendisine gelen vahiy olduğunu iddia ederek resmen mesnevi’yi kur’an’la yarıştırmaktadır.
dilerseniz mesnevi’nin girişi ile yavaş yavaş konuyu detaylantıralım:
“bu kitap mesnevi kitabıdır. mesnevi hakikate ulaşma ve yakin sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarıdır. tanrı’nın en büyük fıkhı (!) tanrı’nın en aydın yolu! tanrı’nın en açık burhanıdır… kur’an’ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebeb olur, huyları güzelleştirir. şanları yüce özleri hayırlı katiblerin elleriyle yazılmıştır. temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsade etmezler. mesnevi, alemlerin rabbinden inmedir! batıl ne önünden gelebilir, ne ardından. tanrı onu korur, gözetir!….”
(mesnevi-celaleddin rumi meb yayınları c: 1 s: 11)
celaleddin rumi’ye göre şeyhin, pir’in, ermişin her ne isim verilirse verilsin tasavvufun ulu zatlarının söyledikleri ve yazdıkları şeyler aynıyla vahiy’dir. tıpkı kendisinin de itiraf ettiği mesnevi kitabında olduğu gibi!…
maalesef celaleddin rumi, kitabına hindistan’dan sadece kelile ve dimne masallarını almamış, erotik hint kültürünün ürünü olan kamasutra’dan da alıntılar yaparak bunları “alemlerin rabbin’den inmedir” diyerek sunmuştur.
celaleddin rumi, kur’an’ın lokman suresinin 27. ayetini kendi kitabı için nasıl alet ediyor:
“….ormanlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine mesnevi’nin biteceğini umma…” (mesnevi-celaleddin rumi c: 6 s: 178)
mevlana sahabe hanımlarını bile zan altında bırakmaktan sakınmaz, onları savaşa gitmiş kocalarını aldatan ahlaksız kadınlar olarak tasvir eder. fihi mâ fih’te şöyle bir hikâye anlatır; “rivayet ederler ki; peygamber, sahâbeyle bir savaştan gelmişti. bu gece şehrin dışında yatacağız, yarın gireceğiz şehre diye davul çalın buyurdu. a tanrı elçisi dediler, sebebi ne? olabilir ya dedi, kadınlarınızı yabancı erkeklerle buluşmuş görürsünüz; canınız sıkılır; bir fitnedir, kopar. sahâbeden biri (verilen emri) işitmeyip gitti ve karısını bir yabancıyla buldu. (1) (1)[fihi ma fih, 20. bölüm, meb yay., ist /1990. s. 136-137.
şems mevlana’nın 15 yaşındaki cariyesi kimya hatun ile evlenmiş, ki kendisi 65 yaşında idi. şems-i tebrizi’ye, karısı kimya hatun’u bazen allah olarak, daha doğrusu ona, allah, karısı şeklinde görünür-dü. mevlana; bir çadırda şems’i kimya hatun ile oynaşırken gördü. mevlana oynaşmaları için biraz dışarıda dolaşıp, sonra hocasının yanına geldiğinde şems; ‘o kimya hatun değildi. yüce tanrı beni o kadar sever ki, sevdiğim kimse suretinde yanıma gelir. az önce senin beni halvet halinde gördüğün kadın da kimya hatun değildi, allah kimya hatun şeklinde bana gelmişti’ der. (2)eflâkî, menakıb’ul-arifin, c.2, s.72.
ve daha birçok örnek ile çoğaltılabilir. dünya'daki islamafobi var deyip bu adamın çılgınlar misali islam olmayanlar tarafından bile övülmesinin islam ile alakası yoktur. çünkü kendisi islam değil sapkın bir insandır.
zamanın fethullah gülen'i olan moğollar ile iş birliği yapan bu muhteremin foyası da ortaya dökülmüştür.
dipnot: birileri "yeter ya konya'lı yok mu burada demiş, bu başlığı açan zsten konyalı hem de mevlana denilen elemandan daha evvel zamanlarda konya'ya yerleşmiş olan bir ailenin evladı. gerçeklere gözünüzü ve kulağınızı kapatamazsınız. araştıranlar görür ve öğrenir. onların sapkınlığı yazmak suç ama sapkınlığı yaşamak suç değil. hadi oradan.
devamını gör...
ekmek arasına en çok yakışan yiyecek
kaşar ama taze sıcak ekmek arasına yanında çamlıca gazoz
köfte domates yanında kola
kızarmış ekmek arasına zeytinyağı limonlu kıvırcık salatası yanında çamlıca gazoz
krem peynir, göbek, salam, cherry domates yanında çay
sadece eritilmiş kızartılmış tereyağı da çok güzel olur, tabiiki yanında kola ile
tulum peyniri
cevizde çok güzel oluyor
biraz daha yazarsam diyetimi bozucam, bu hafta verdiğim 2 kiloyu, ekmek arası kaşar aşkına harcamak istemiyorum sözlük, açmayın böyle başlıklar.
köfte domates yanında kola
kızarmış ekmek arasına zeytinyağı limonlu kıvırcık salatası yanında çamlıca gazoz
krem peynir, göbek, salam, cherry domates yanında çay
sadece eritilmiş kızartılmış tereyağı da çok güzel olur, tabiiki yanında kola ile
tulum peyniri
cevizde çok güzel oluyor
biraz daha yazarsam diyetimi bozucam, bu hafta verdiğim 2 kiloyu, ekmek arası kaşar aşkına harcamak istemiyorum sözlük, açmayın böyle başlıklar.
devamını gör...
savaş ve barış
1869 yılında yazılan bu kitap 1225 sayfadan oluşuyor. ilginç bir bilgi var benim etkilendigim, savaş ve barış tolstoy'un eşi tarafından 7 kez elle yazılarak çoğaltılmış.
çok kalın diye okumayanlara duyurulur.
çok kalın diye okumayanlara duyurulur.
devamını gör...
artıkparlamayanyıldız
buradan bakınca hala parladığını gördüğüm yazar. kendisi benim yapacağım gibi sözlüğe ara vermiş. kısa zaman önce takip etmeye başladığım ve tanımlarını beğendiğim bir yazardı. yks'de sana da kendime de başarılar diliyorum sevgili yazar*.
devamını gör...
karşı cinste hayran olunan özellik
her şeyden önce zeki olması,
kendini geliştirmeyi ilke edinmesi,
vicdanlı olması.
kendini geliştirmeyi ilke edinmesi,
vicdanlı olması.
devamını gör...
kaşar peynirinin yakıştığı yemekler
mantarlı tavuk sote.
devamını gör...
dört eflatun şiir
sesler ve küller şiirinde; " yok başka bir cehennem yaşıyorsun işte" diyen behçet aysan'ın kaleminden dökülen dört güzel şiir. sesler ve küller'de haklıydı aysan, 1993 yılında onu sivas katliamında bir saman alevi gibi yutan yangını henüz yaşamadan da biliyordu, asıl cehennemin insan olduğunu. yine de şiirlerinde dünya denilen bu yangın yerini bile güzelleştiren bir yanı vardır aysan'ın. geriye bir çok şiiri ile beraber dört eflatun şiir kaldı, insanı bin yerinden yaralayan dört şiir yalnızca. bir eflatun kelebek, bir eflatun aşk, bir eflatun ölüm ve bir eflatun menekşe'den oluşuyor dört eflatun şiir.
bir eflatun aşk
ı.
benim o hep fırtınalarla boğuşan ruhum
yorulmuyor yaşamaktan.
midyat’lı bir gümüş ustasıdır, süryani
ve yüzündeki çıban gibi
yüreğinde yaralar
taşımaktan.
yorulmuyor yorulmuyor
ağır işçi
kedere ve aşka çalışmaktan
kiminde peçeli bir gülüş çağırıyor
kiminde kovuluyor kapılardan.
2.
bak sabah yaklaşıyor birazdan ufuk
moraracak
sevgilim çıplak sokaklarında
ayak seslerim dolaşsın
yasak
ırmaklarında yıkanayım
avuçlarına karlı öpüşler
bırakayım
rüzgar
unutulmuş
bir dağ çeşmesine
götürsün bizi.
zamanın saatleri unuttuğu
şavkıyan bir dağ çeşmesine.
3.
ey eflatun aşk
bana eflatun yağmurlar
yağdırabilir misin
getirebilir misin geçen günleri geri
tutup yıldızları yanıma oturtabilir misin
sana neyi anlatayım
her sarnıç küflü bir yağmuru
her sevda bir ayrılığı yaşar.
bir eflatun ölüm
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.*
bir eflatun kelebek
geceleyin, bir eflatun kelebek
çarpa çarpa geceye
geldi yine
pencereye.
kelebek dedim, senin de mi
kırık kanadın
benim
gibi
varmak için sabaha.
çok uzak varmak için sabaha
geceleyin, içerde ışık
dönüp duruyorsun karanlıkta.
kederliysem
kederliyim
niçin diye sorma.
gölgelenmişiz
bir durgun suda.
hiç taş atılmayan bir durgun suda.
iri kıyım tütün gibi kıyılmışız
örselenmişiz daha bi kez bile
şu örse değmeden
bu çekiç
varsak da sabaha.
geceleyin, kederli bir kelebek
dönüp duruyor orda.
bir eflatun menekşe
sevdalı bir menekşe
tanırdım
eflatun
özgürlükte açan.
başkasının sevinci
onun da sevinciydi
inci kolyelerle
süslü
boynuna hiç
ölüm yakışmazdı ki.
geceleyin, kuş uçar
uyanır
menekşe
sanki kapısı çalan
onunki.
sevdalı menekşem
hercai eflatunum
üzgünüm
seni ben
soldurdum
seni ben öldürdüm
bir saksı yaparak
yaşadıklarımızdan.
bir eflatun aşk
ı.
benim o hep fırtınalarla boğuşan ruhum
yorulmuyor yaşamaktan.
midyat’lı bir gümüş ustasıdır, süryani
ve yüzündeki çıban gibi
yüreğinde yaralar
taşımaktan.
yorulmuyor yorulmuyor
ağır işçi
kedere ve aşka çalışmaktan
kiminde peçeli bir gülüş çağırıyor
kiminde kovuluyor kapılardan.
2.
bak sabah yaklaşıyor birazdan ufuk
moraracak
sevgilim çıplak sokaklarında
ayak seslerim dolaşsın
yasak
ırmaklarında yıkanayım
avuçlarına karlı öpüşler
bırakayım
rüzgar
unutulmuş
bir dağ çeşmesine
götürsün bizi.
zamanın saatleri unuttuğu
şavkıyan bir dağ çeşmesine.
3.
ey eflatun aşk
bana eflatun yağmurlar
yağdırabilir misin
getirebilir misin geçen günleri geri
tutup yıldızları yanıma oturtabilir misin
sana neyi anlatayım
her sarnıç küflü bir yağmuru
her sevda bir ayrılığı yaşar.
bir eflatun ölüm
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.*
bir eflatun kelebek
geceleyin, bir eflatun kelebek
çarpa çarpa geceye
geldi yine
pencereye.
kelebek dedim, senin de mi
kırık kanadın
benim
gibi
varmak için sabaha.
çok uzak varmak için sabaha
geceleyin, içerde ışık
dönüp duruyorsun karanlıkta.
kederliysem
kederliyim
niçin diye sorma.
gölgelenmişiz
bir durgun suda.
hiç taş atılmayan bir durgun suda.
iri kıyım tütün gibi kıyılmışız
örselenmişiz daha bi kez bile
şu örse değmeden
bu çekiç
varsak da sabaha.
geceleyin, kederli bir kelebek
dönüp duruyor orda.
bir eflatun menekşe
sevdalı bir menekşe
tanırdım
eflatun
özgürlükte açan.
başkasının sevinci
onun da sevinciydi
inci kolyelerle
süslü
boynuna hiç
ölüm yakışmazdı ki.
geceleyin, kuş uçar
uyanır
menekşe
sanki kapısı çalan
onunki.
sevdalı menekşem
hercai eflatunum
üzgünüm
seni ben
soldurdum
seni ben öldürdüm
bir saksı yaparak
yaşadıklarımızdan.
devamını gör...
normal sözlük'ten sevgili bulmak
sözlük formatı bugün yayınlandı bu ne hız.
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi,
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."
didem madak
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."
didem madak
devamını gör...
bir işveren çakallığı yaz
hayır işleri yapıp vergiden düşmeleridir.
devamını gör...
uzun entryleri okumak
ilgi alanımsa hiç üşenmeden yaptığım şey.
...ama evet, paragraflara ayrılmadığında işkenceye dönüşebiliyor gerçekten.
...ama evet, paragraflara ayrılmadığında işkenceye dönüşebiliyor gerçekten.
devamını gör...
evli adamla birlikte olmak
evli adamın o saat de dışarda ne işi varmış ?
devamını gör...