pandemide kendini geliştiren insan
akıllı insandır. vaktinin kıymetini bilen zamanın farkında olan insandır.
ulan o kadar boş zamanım var bir şeyler yapayım bir işe yarayayım mantığıyla kendini araştırmaya okumaya öğrenmeye adamıştır.
ulan o kadar boş zamanım var bir şeyler yapayım bir işe yarayayım mantığıyla kendini araştırmaya okumaya öğrenmeye adamıştır.
devamını gör...
ördek gibi yürüyor ördek gibi ses çıkarıyorsa
bir ihtimal ördektir.
devamını gör...
güne bir söz bırak
kendisine köle olmaktan kurtulan kişi, gerçekten özgürdür.
seneca
seneca
devamını gör...
oh be yine sözlükteyim
yoğun geçen günün ardından sözlüğe girebildiğimiz zaman söylenen cümledir. plajda uzanıp denizi seyretmeye benzer.
devamını gör...
türkiye'de yemek kültürü
en muhteşem kültürümüz yemek kültürümüzdür. böyle güzel yemeklerin bir araya geldiğini başka hiçbir yerde* görmedim.
edit: alttaki yazara katılıyorum. kültür bizim kültürümüz ama sefasını ecnebiler çekiyor.
edit: alttaki yazara katılıyorum. kültür bizim kültürümüz ama sefasını ecnebiler çekiyor.
devamını gör...
çocukken ansiklopedi okumak
ilkokuldayken kütüphaneye girer, okurduk.allah affetsin çıplak resimlere de bakardık.
devamını gör...
cahit sıtkı tarancı
karasevda
bir kere sevdaya tutulmaya gör;
ateşlerde yandığının resmidir.
aşık dediğin, mecnun misali kör;
ne bilsin alemde ne mevsimidir.
dünya bir yana, o hayal bir yana;
bir meşaledir pervaneyim ona.
altında bir ömür döne dolana
ağladığım yer penceresi midir?
bir köşeye mahzun çekilen için,
yemekten içmekten kesilen için,
sensiz uykuyu haram bilen için,
ayrılık ölümün diğer ismidir.
cumhuriyet dönemi şairlerindendir.
şiir dışında hikâyeler de yazmışıtır.
"sanat için sanat" anlayışıyla eserler vermiştir. en bilinen şiiri 'otuz beş yaş' şiiridir. ama ben bu şiirini daha çok severim.
cümlelerinde sevdayı gerçekten hissettiyor bu şiir. anlatmak istediğini çok da güzel anlatıyor.
çok sevmemin nedeni de içinde kendimden birçok cümle görmem. sanki benim duygularımı yazmış gibidir. o yüzden de benim için eşsizdir.
bir kere sevdaya tutulmaya gör;
ateşlerde yandığının resmidir.
aşık dediğin, mecnun misali kör;
ne bilsin alemde ne mevsimidir.
dünya bir yana, o hayal bir yana;
bir meşaledir pervaneyim ona.
altında bir ömür döne dolana
ağladığım yer penceresi midir?
bir köşeye mahzun çekilen için,
yemekten içmekten kesilen için,
sensiz uykuyu haram bilen için,
ayrılık ölümün diğer ismidir.
cumhuriyet dönemi şairlerindendir.
şiir dışında hikâyeler de yazmışıtır.
"sanat için sanat" anlayışıyla eserler vermiştir. en bilinen şiiri 'otuz beş yaş' şiiridir. ama ben bu şiirini daha çok severim.
cümlelerinde sevdayı gerçekten hissettiyor bu şiir. anlatmak istediğini çok da güzel anlatıyor.
çok sevmemin nedeni de içinde kendimden birçok cümle görmem. sanki benim duygularımı yazmış gibidir. o yüzden de benim için eşsizdir.
devamını gör...
gemide
bi' memleket gibidir gemi.
her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır.
kaidelere uyulmalıdır; kanunlara, nizamlara...
ben de bu memleketin başşeyi gibiyim; başbakanı gibiyim mesela.
her şey benden sorulur.
denize çıktın mıydı bu küçücük gemi bi' memleket oluverir...
aslında bi' başbakandan daha çok görevim var;
çünkü onun bakanları var, adamları var, falanı var filanı var.
benim yok.
bu gemide güvenlik de eğitim de sağlık da eğlence de benden sorulur.
kamil de başbakanın en kıyak yardımcısı;
siz de vatandaş, aynı zamanda memur gibisiniz.
bu yüzden çok kıyak, çok disiplinli ve çakı gibi olmalıyız.
sürekli kendimizi ve birbirimizi kollamalıyız...
tiradı ile başlayan türk sinemasının efsane filmi. yeni sinemacılar akımının bayrak filmi sayılabilir, kardeş filmi laleli'de bir azize de mutlaka izlenmelidir.
devamını gör...
kritik bir olayda sakin kalabilmek
vücudun kontrolünü tamamen mantığın ele almasıdır.
bu başlığa yazmak için çok bekledim. katil olma eşiğine geldim, birkaç saniye ile katil olmaktan kurtuldum soğukkanlılığımla.
bu olayı anlatıp anlatmamak konusunda çok kararsızım, defalarca yazdım sildim.
yaklaşık 1 ay önce az kalsın katil oluyordum.
korkunç bir (hata demeye dilim varmıyor) mesleki tehlike başıma geldi. üstelik elimin altındaki küçük bir erkek çocuğuydu.
donup kalamadım bile. tehlike kendini belli eder etmez, arada milisaniyeler dahi yoktu, beynimden çocuğun şoka girmesi dahilinde neler yapabileceğim geçti aklımdan. ekipmanlarım tamam dedim, pozisyon ver dedim, hastayı sevk et dedim. yemin ederim milisaniyeler. ben bunları düşünürken ellerim harekete geçti, bunu yapmayı düşünmediğime yemin edebilirim, robot gibi çalışıp düzelttiler durumu. 15 saniye sonra da işlem bitti.
işlem biter bitmez çocuğa baktım, beni izliyordu, göz bebeklerini kontrol ediyordum, yüzünün rengini. düzelttim mi ben bunu gerçekten dedim, kalbim gerçekten hiç bu kadar hızlı atmamış ve hiç bu kadar korku dolmamıştım. beynimde tek bir düşünce vardı "az önce katil oluyordun!"
sakince kaldırdım çocuğu, içimde ardı ardına kıyametler kopuyordu. kaydını tamamladım, geçmiş olsun deyip gönderdim. onlar gider gitmez dizlerimin bağı çözüldü.
direkt ter boşaldı, ağladım, zangır zangır titredim. az evvel neredeyse katil olacaktım.
bu olayın etkisini atamadım bir türlü. oturup düşünüyorum, soğukkanlılık mıydı bu, el alışkanlığı mı, gerçekten katil olabileceğinin farkına varan beynim tüm duygularımı bastırıp bana doğru olanı nasıl yaptırmıştı?
sonra o çocuk 3 defa daha geldi. çocuğu her gördüğümde kalbim hızlandı. sakinliğimi korudum, ellerimin titremesine izin vermedim, işimi devam ettirebildim.
bugün hala kendimi suçlasam ve bu mesleği yapıp yapmamak konusunda kararsız kalsam da, sanırım soğukkanlı olmak, anın korku ve heyecanına kapılmamak tam olarak bu.
öyle işte sözlük. gerçekten katil oluyordum.
hatırladıkça nasıl sakin kaldığımı hala algılayamıyorum.
bu başlığa yazmak için çok bekledim. katil olma eşiğine geldim, birkaç saniye ile katil olmaktan kurtuldum soğukkanlılığımla.
bu olayı anlatıp anlatmamak konusunda çok kararsızım, defalarca yazdım sildim.
yaklaşık 1 ay önce az kalsın katil oluyordum.
korkunç bir (hata demeye dilim varmıyor) mesleki tehlike başıma geldi. üstelik elimin altındaki küçük bir erkek çocuğuydu.
donup kalamadım bile. tehlike kendini belli eder etmez, arada milisaniyeler dahi yoktu, beynimden çocuğun şoka girmesi dahilinde neler yapabileceğim geçti aklımdan. ekipmanlarım tamam dedim, pozisyon ver dedim, hastayı sevk et dedim. yemin ederim milisaniyeler. ben bunları düşünürken ellerim harekete geçti, bunu yapmayı düşünmediğime yemin edebilirim, robot gibi çalışıp düzelttiler durumu. 15 saniye sonra da işlem bitti.
işlem biter bitmez çocuğa baktım, beni izliyordu, göz bebeklerini kontrol ediyordum, yüzünün rengini. düzelttim mi ben bunu gerçekten dedim, kalbim gerçekten hiç bu kadar hızlı atmamış ve hiç bu kadar korku dolmamıştım. beynimde tek bir düşünce vardı "az önce katil oluyordun!"
sakince kaldırdım çocuğu, içimde ardı ardına kıyametler kopuyordu. kaydını tamamladım, geçmiş olsun deyip gönderdim. onlar gider gitmez dizlerimin bağı çözüldü.
direkt ter boşaldı, ağladım, zangır zangır titredim. az evvel neredeyse katil olacaktım.
bu olayın etkisini atamadım bir türlü. oturup düşünüyorum, soğukkanlılık mıydı bu, el alışkanlığı mı, gerçekten katil olabileceğinin farkına varan beynim tüm duygularımı bastırıp bana doğru olanı nasıl yaptırmıştı?
sonra o çocuk 3 defa daha geldi. çocuğu her gördüğümde kalbim hızlandı. sakinliğimi korudum, ellerimin titremesine izin vermedim, işimi devam ettirebildim.
bugün hala kendimi suçlasam ve bu mesleği yapıp yapmamak konusunda kararsız kalsam da, sanırım soğukkanlı olmak, anın korku ve heyecanına kapılmamak tam olarak bu.
öyle işte sözlük. gerçekten katil oluyordum.
hatırladıkça nasıl sakin kaldığımı hala algılayamıyorum.
devamını gör...
hashima adası
japonya'nın güneyinde, kyushu adası'nın güneybatısında yer alan, 40 yılı aşkın süredir terk edilmiş hayalet bir şehir olan adadır. bu ada japonya'nın büyük savaş gemisine benzediğinden battleship island olarak da anılmaktadır.

söylenene göre james bond filminin bir bölümü bu ada üzerinde çekilmiştir. adanın asıl hikayesi 1887 yılında altında kömür madeni bulunmasıyla başlamakta. hashima'dan çıkan kaliteli kömür, adaya yüzen para gözüyle bakılmasını sağlamış ve adanın mitsubishi tarafında satın alınmasını sağlamıştır. ancak daha sonra 1974'te kapatılıyor, bir hayalet şehir olarak kalıyor.

söylenene göre james bond filminin bir bölümü bu ada üzerinde çekilmiştir. adanın asıl hikayesi 1887 yılında altında kömür madeni bulunmasıyla başlamakta. hashima'dan çıkan kaliteli kömür, adaya yüzen para gözüyle bakılmasını sağlamış ve adanın mitsubishi tarafında satın alınmasını sağlamıştır. ancak daha sonra 1974'te kapatılıyor, bir hayalet şehir olarak kalıyor.
devamını gör...
post-truth
konuyla ilgili olarak yalın alpay'ın "yalanın siyaseti" isimli kitabını şiddetle tavsiye ederim. bambaşka bir bakış açısı ile her gün maruz kaldığımız şeyleri yeniden yorumlama imkanına sahip oluyorsunuz.
yalın alpay - yalanın siyaseti
yalın alpay - yalanın siyaseti
devamını gör...
osmanlı döneminde olası normal sözlük başlıkları
(bkz: matbaaya gerek var mı sorunsalı)
(bkz: yeniçeri ocağı kapatılmalı mı sorunsalı)
(bkz: meclisin tatil edilmesi)
(bkz: yeniçeri ocağı kapatılmalı mı sorunsalı)
(bkz: meclisin tatil edilmesi)
devamını gör...
çam balı
ülkemizde kızılçam ormanlarının yaygın olduğu muğla, marmaris, aydın, kuşadası ve çanakkale ile kaz dağları'nın bazı bölgelerinde üretiliyor. bir kızılçamdan yılda 15 - 20 kilo arasında çam balı elde edilebiliyor. bu ormanlardan, 10 bin kadar aile, arıcılık yaparak geçimlerini sağlıyorlar. toplamda da yılda 12-15 bin ton çam balı üretimi yapılıyor.
çam balı, bir salgı bal türü. bu bal, çam ağaçları üzerinde yaşayan pamuklu koşnili böceği veya basura böceği denen, bilimsel ismi marchalina hellenica isimli böcek çam ağacının özünü emer, böcek tarafından sindirilemeyen şekerli sıvının belirli aralıklarla çam ağacı üzerine bırakılması ve arıların da bunu kendi salgılarıyla işleyip kovana getirerek olgun duruma getirmesi sonucu elde ediliyor.
pamuklu koşnili, çamın özünü emdiğinden ilk başlarda zararlı sayılabilir, ama bal üretimine olan katkısıyla da zararlı sınıfından çıkarıldı. bu yüzden de ağacın kesilmesi için sebep sayılmıyor. bu böcek, çam balı konusunda arı ile işbirliği içinde çalışıyor. eğer ki sam yeli fazla eser ve yakıcı sıcaklar etkisini gösterirse böcek kabuk altında yanabilir.
çam balı, bir salgı bal türü. bu bal, çam ağaçları üzerinde yaşayan pamuklu koşnili böceği veya basura böceği denen, bilimsel ismi marchalina hellenica isimli böcek çam ağacının özünü emer, böcek tarafından sindirilemeyen şekerli sıvının belirli aralıklarla çam ağacı üzerine bırakılması ve arıların da bunu kendi salgılarıyla işleyip kovana getirerek olgun duruma getirmesi sonucu elde ediliyor.
pamuklu koşnili, çamın özünü emdiğinden ilk başlarda zararlı sayılabilir, ama bal üretimine olan katkısıyla da zararlı sınıfından çıkarıldı. bu yüzden de ağacın kesilmesi için sebep sayılmıyor. bu böcek, çam balı konusunda arı ile işbirliği içinde çalışıyor. eğer ki sam yeli fazla eser ve yakıcı sıcaklar etkisini gösterirse böcek kabuk altında yanabilir.
devamını gör...
10000 tanım giren yazarlar
henüz 800'ü görememiş biri olarak,benim için hayal olan sayı olabilir bu.
devamını gör...
geceye bir nostalji bırak
"sayın yolcular, kaptanınız konuşuyor. yirmi dakika çay ve ihtiyaç molası verilmiştir. çaylar şirkettendir."

poşet su : **

poşet su : **
devamını gör...
kariyer.net'te piramit tasarlayacak mimar arayan firavun
vefatından sonra ebedi istirahatini geçireceği piramidi kariyer.net gibi amatör mimarların cirit attığı kariyer.net'te arayan bir değişik firavundur.
bu mimarları ararlarken genelde şöyle kriter sıralar bir de bu firavun kısmısı:
- lahitim bubi tuzaklarıyla korunacak. kimse yaklaşamayacak.
-çok oda olmasın malum devir tasarruf devri 2 çivili oda - 1 hazine salonu yeter.
- adaylarımızın esnek çalışma saatlerine uyum sağlayabilecek olması gerekmektedir.
- kölelerle mümkün oldukça konuşmaması istenmektedir.
- prezentabıl giyime özen gösterilmelidir.
- iletişimi güçlü olmalıdır.
- maaş beklentiniz (seçiniz) 100 bira / 500 bira / 1000 fıçı bira
bu mimarları ararlarken genelde şöyle kriter sıralar bir de bu firavun kısmısı:
- lahitim bubi tuzaklarıyla korunacak. kimse yaklaşamayacak.
-çok oda olmasın malum devir tasarruf devri 2 çivili oda - 1 hazine salonu yeter.
- adaylarımızın esnek çalışma saatlerine uyum sağlayabilecek olması gerekmektedir.
- kölelerle mümkün oldukça konuşmaması istenmektedir.
- prezentabıl giyime özen gösterilmelidir.
- iletişimi güçlü olmalıdır.
- maaş beklentiniz (seçiniz) 100 bira / 500 bira / 1000 fıçı bira
devamını gör...
kısa bir cehennem ziyareti
bir steven l. peck kitabıdır.
okumakta neden bu kadar geç kaldığımı bilmediğim ama okurken bu pişmanlığı derinden duyduğum ve hak ettiği değeri alması gerektiğini düşündüğüm için çok az kişinin okuyacağı bu tanımı yazarak kendimce onurlandırmak istediğim deha yüklü bir kitaptır.
cehennem diye tasavvur ve tasvir ettiğim yer ya alev alev yanmaktadır ya da tir tir donmaktadır. kutsal kitapların cehennemleri hep fiziksel acıya odaklanmıştır ve sonsuz bir acı ile cezalandırılmak insanlara korkunç gelir. bana da öyle gelirdi.
bu kitapta bambaşka bir cehennem var. jorge luis borges cenneti bir kütüphane olarak hayal etmişti ve aynı borges, babil kitaplığı isimli öyküsünde mümkün olan bütün kitapların var olduğu bir kütüphane de düşlemişti.
yazar peck ise bu düşleri bir araya getirip biraz değiştirerek bize görkemli bir cehennem fikri sunuyor.
bu cehennemde ateş ya da buz yok. yemek ya da içmek istediğiniz şeyi seslendirmeniz yeterli, anında önünüze geliyor. fiziksel olarak olabileceğiniz en muhteşem halinizdesiniz. bu cehennemde yararlanabilir, bir uzvunuzu kaybedebilir, hatta ölebilirsiniz ama ertesi gün aynı muhteşemlikte sapasağlam dönersiniz hayata.
peki her şey bu kadar güzelken bu nasıl bir cehennem olabilir?
sıradanlığın, tekdüzeliğin, tektipleşmenin cehennemini hoş geldiniz! bu cehennemde her şey çok sıkıcı. ve burası dev bir kütüphane, içinde olası bütün kitaplar var. yani aklınıza gelen anlamsız sıralamalarla oluşmuş bütün olası kitaplar. örneğin; sadece a harfi ile doldurulmuş bir kitap düşünün ya da ilk harfi a, ikinci harfi b, sonraki bütün harfleri yine a olan bir kitap. bütün kitaplar dört yüz on sayfa. hepsi kahverengi kapaklı. sonsuz bir kütüphane, sonsuz sayıda kitap.
buradan kurtulmak için yapmanız gereken tek şey sizin bakış açınızdan kendi hayatınızı anlatan kitabı bulmak. milyarlarca yıl sürse bile.
bu kitabı okuyunca alevler içinde yanmakta olan bir cehennemde geçireceğim sonsuzluk için tanrının merhametine şükrediyorum.
okumakta neden bu kadar geç kaldığımı bilmediğim ama okurken bu pişmanlığı derinden duyduğum ve hak ettiği değeri alması gerektiğini düşündüğüm için çok az kişinin okuyacağı bu tanımı yazarak kendimce onurlandırmak istediğim deha yüklü bir kitaptır.
cehennem diye tasavvur ve tasvir ettiğim yer ya alev alev yanmaktadır ya da tir tir donmaktadır. kutsal kitapların cehennemleri hep fiziksel acıya odaklanmıştır ve sonsuz bir acı ile cezalandırılmak insanlara korkunç gelir. bana da öyle gelirdi.
bu kitapta bambaşka bir cehennem var. jorge luis borges cenneti bir kütüphane olarak hayal etmişti ve aynı borges, babil kitaplığı isimli öyküsünde mümkün olan bütün kitapların var olduğu bir kütüphane de düşlemişti.
yazar peck ise bu düşleri bir araya getirip biraz değiştirerek bize görkemli bir cehennem fikri sunuyor.
bu cehennemde ateş ya da buz yok. yemek ya da içmek istediğiniz şeyi seslendirmeniz yeterli, anında önünüze geliyor. fiziksel olarak olabileceğiniz en muhteşem halinizdesiniz. bu cehennemde yararlanabilir, bir uzvunuzu kaybedebilir, hatta ölebilirsiniz ama ertesi gün aynı muhteşemlikte sapasağlam dönersiniz hayata.
peki her şey bu kadar güzelken bu nasıl bir cehennem olabilir?
sıradanlığın, tekdüzeliğin, tektipleşmenin cehennemini hoş geldiniz! bu cehennemde her şey çok sıkıcı. ve burası dev bir kütüphane, içinde olası bütün kitaplar var. yani aklınıza gelen anlamsız sıralamalarla oluşmuş bütün olası kitaplar. örneğin; sadece a harfi ile doldurulmuş bir kitap düşünün ya da ilk harfi a, ikinci harfi b, sonraki bütün harfleri yine a olan bir kitap. bütün kitaplar dört yüz on sayfa. hepsi kahverengi kapaklı. sonsuz bir kütüphane, sonsuz sayıda kitap.
buradan kurtulmak için yapmanız gereken tek şey sizin bakış açınızdan kendi hayatınızı anlatan kitabı bulmak. milyarlarca yıl sürse bile.
bu kitabı okuyunca alevler içinde yanmakta olan bir cehennemde geçireceğim sonsuzluk için tanrının merhametine şükrediyorum.
devamını gör...
yazarların en köylü özelliği
direkt köyde yaşamam olur mu?
(bknz: keçiçobanı)
(bknz: keçiçobanı)
devamını gör...
lucifer (yazar)
gelmiş yine nick altıma;
yazık lan kimin çocuğuysa. hayırdır lan osbirci zoruna mı gitti de bana bulastin gene? yoksa tek başarının sözlükte kronik masturbator olduğunu yüzüne vurmam mi zoruna gitti?
oğlum ben kudurdum.com da tek elle porno izlemedim gittim las vegas a adult fuarında avn awards dahil izledim. böyle avam işler sana yakışır kardeş.
git andrew blake izle, x-art takıl bir şeyler yap ne o öyle amatör izleyip izleyip geliyorsun bana allah'ın fakiri.
edit: lan sırf nick altıma yazdığını söylediler diye engelini kaldırdım. hadi yine iyisin dikkat çekmek için yaptığın liseli tripleri işe yaradı.
edit 2: yazık lan adamı umursadigimi.zannediyor lan adamdaki ilgi budalaligina bak. sallanıyorum ben yea diyip nick altlarında sağa sola satasip ilgi çekmeye çalışıyor. eee herkes ekmeğinin peşinde çocukken sevgi görmeyince ya benim gibi pust pragmatist, ahlaklı olmak gibi iddiaları olmayan lakin bunun yanında yedi sülalesi rahat yada senin gibi asosyal tek başarısı sözlükte fenomen olmak olan biri oluyorsun pekte ortası yok.
yazık lan kimin çocuğuysa. hayırdır lan osbirci zoruna mı gitti de bana bulastin gene? yoksa tek başarının sözlükte kronik masturbator olduğunu yüzüne vurmam mi zoruna gitti?
oğlum ben kudurdum.com da tek elle porno izlemedim gittim las vegas a adult fuarında avn awards dahil izledim. böyle avam işler sana yakışır kardeş.
git andrew blake izle, x-art takıl bir şeyler yap ne o öyle amatör izleyip izleyip geliyorsun bana allah'ın fakiri.
edit: lan sırf nick altıma yazdığını söylediler diye engelini kaldırdım. hadi yine iyisin dikkat çekmek için yaptığın liseli tripleri işe yaradı.
edit 2: yazık lan adamı umursadigimi.zannediyor lan adamdaki ilgi budalaligina bak. sallanıyorum ben yea diyip nick altlarında sağa sola satasip ilgi çekmeye çalışıyor. eee herkes ekmeğinin peşinde çocukken sevgi görmeyince ya benim gibi pust pragmatist, ahlaklı olmak gibi iddiaları olmayan lakin bunun yanında yedi sülalesi rahat yada senin gibi asosyal tek başarısı sözlükte fenomen olmak olan biri oluyorsun pekte ortası yok.
devamını gör...
mağusa limanı
birinci dünya savaşı’nın bittiği yıllar… kıbrıs’ın magosa kentinde, arnavut mahallesi’nde yaşamaktadır arap mahmut…
mahmut’un küçük oğlu arap ali ele avuca sığmayan, tuttuğunu koparan bir delikanlıdır. hovardalıkta da kimsenin boy ölçüşemediği ve yemeğe, içmeğe meraklı olan arap ali’ye leymos sokaklarında yürüdüğünde, ona herkes dikkatli yaklaşmaktadır.yüreği insan sevgisi ile dolu olan arap ali, daima haklının yanında yer alır.
meyhane muhabbetlerini çok seven arap ali’nin cebinde hiç para bulunmaz. elinde avucunda ne varsa “arkadaşları ile” bölüşmeyi sever. genellikle meyhanelere müdavim olduğu için ailesinden para alır.
yine para istediği bir gün annesinin “artık yeter” diyerek tepki göstermesi üzerine, arap ali kız kardeşinin boğazını sıkıp öldürmekle tehdit etmesiyle, çaresiz kalan annesi mecburen parayı verir. arap ali'nin, çok sevdiği kız kardeşine asla zarar verme niyeti yoktur.
arap ali bir gün poli köyüne gider, dolaşırken “ayakla taş” oynayan bir kıza gözleri takılır. bu kızın, yeşil ve kumral olan saçları arap ali’nin gönlüne ışık saçar. o anda kalbinin heyecanlanla çarpmasıyla .....yaşındaki seniha’yı kendisine eş yapmak için annesine koşar ve seniha hemen istenir, ardından güzel bir düğünle dünya evine girerler.
***
arnavut mahallesi, mahalleler arasında tanınmış bir mahalledir... çünkü, sakinlerin çoğu kavgacı ve ağızlarından küfür eksik olmayan kişilerdir. arap ali ise sadece bu mahallenin değil, bütün leymos’un kabadayısı olarak tanınır. yolda yürürken, kimse yan gözle bile bakamaz, her an bela arayan bir kişi görünümündedir. ancak, daima haklının yanında yer aldığından kimin ne sorunu varsa arap ali’ye gelir.
bu arada ali, evlenmesine rağmen kendi zevklerinden, meyhane muhabbetleri gibi alışkanlıklarından vaz geçemez. nasıl olsa ailesi seniha’ya iki gözü gibi bakmaktadır. arap
ali bir gece yine bir meyhanede konyağını yavaş yavaş zevkine vara vara yudumlamaktadır..tam o sırada meyhaneye kendisi gibi sert görünümlü ve aynı zamanda boksör olan bir kabadayı girer..
adam içeride olduğunu farkettiği arap ali’ye sataşmaya başlar. duyduğu laflara çok kızan arap ali; “bana sakın bulaşma, pişman olursun” diye karşılık veririr. fakat kabadayı bunun üzerine daha ağır konuşmaya başlar.
arap ali buna fırsat vermeden, masadaki bıçağı kaptığı gibi mekanda bulunanların şaşkın bakışları arasında, boksörün kendisine vurmak için havaya kaldırdığı eline saplar. ne olduğunu anlayamayan boksör elinden büyük yara alır, bu olaydan sonra kavga da sona erer. yaralanan boksör bir daha arap ali’ye bulaşmaz ve üstelik her yerde kendisinden övgüyle bahseder.
haksızlıklara karşı göğsünü geren ali, kadınlara karşı hassastır.
zira, herhangi bir kadın kocasından dayak yiyecek olsa, soluğu arap ali’nin yanında alır ve dayaktan kurtulur.
***
ali de babası ve amcası gibi limanda hamal olarak çalışır. güçlü kolları ve çevik vücudu ile işini iyi yapan genç adam, babası gibi hamal başı olur.
arkadaş canlısı ve daima haklının yanında olan ali, bir gün yevmiyesini almak için herkes gibi sıraya girer. iskele başında masa kuran patron, işçilere paralarını dağıtmaktadır. ali de diğer işçiler de parasını alır.
işçilerle yürürken bir kaç gencin paralarını eksik almasından şikayet ettiklerini duyar. gençlerden meseleyi öğrenen arap ali onlara beklemelerini söyler.
hemen parayı dağıtan patronun yanına giderek bunun nedenini sorar ve “sen paranı tamam almadın mı ali?” diyerek tepki gösterir. ali ısrarla, “onlar da benim gibi sabahtan akşama kadar çalıştılar. haklarını vermen lazım” diye çıkışır.
arap ali’nin kim ve ne olduğunu bilen adam paranın verdiği güçle; “senin kabadayılığın burada sökmez ali, çekip git başımdan” diye cevap verince,ali işverinin suratına öyle bir yumruk atar ki, paralar ve evraklar masa ile birlikte iskeleden denize dökülür. olay polise intikal ettiği gibi hakkında dava açılarak hapse mahkum olup cezaevine girer.
ali birkaç ay yattıktan sonra tahliye olur ve evine döner ama arap ali, patrona hesap sormak için zaman kollar. leymos’un fırtınalı bir gecesinde yağmurluğunu ve çizmelerini giyererek limana giden ali, gece geç bir saatte bir takanın altındaki tıpayı çekip ve bağlı olduğu demiri serbest bırakarak tekneyi batırır.
fırtınanın dindiği, güneşin parladığı yeni bir gün başlamıştır ali de işine gider.
fakat herkeste bir telaş ve iskelede bir koşuşturma vardır. patron ise çok kızgın, sağa sola küfürler sallayıp bunu kimin yaptığını sormaktadır.
bu işi arap ali’den başka kimsenin yapamayacağını herkes tahmin etmektedir. zaten arap ali de inkar etmeyip, işverene yaklaşarak kulağına;
“ben yaptım. ama ispat edebilirsen et bakalım. istersen polis çağır” diye fısıldar.
arap ali ile başa çıkamayacağını anlayan patron, bütün teknelere hasar verebilir düşüncesiyle ali’ye bulaşmaktan vazgeçer.
***
takvimler 1943’ü gösterirken, alman harbi başlamış ingiliz’ler tetikte, her yerde silahlı ingiliz askerleri dolaşmaktadır...
ingiliz askerleri kıbrıs’ın her köşesinde adım adım yer almaktadır, arap ali işi gereği limandan limana gitmekte, her gittiği limanda ise meyhanelere uğramaktadır.
yine böyle bir gece, arap ali işini bitirip gittiği meyhanelerden birisinde ingiliz askerleri de yiyip içmektedirler. . ama, kimsenin yan bakmaya cesaret dahi edemediği arap ali’ye ilk kez ingiliz askerleri bakıp bakıp dururlar ancak, buna dayanamayan ali, askerlere saldırıp yumrukları askerleri perişan eder.
gece saatler ilerlerken alkolü fazla kaçıran ali, evine gitmek üzere dışarı çıkar. ancak ingiliz askerleri meyhane dışında ali’ye pusu kurmuş, onu beklemektedirler ve dışarı çıkar çıkmaz ingiliz askerleri ali’nin üstüne çullanır. bunu gören arap ali toparlanmaya çalışarak, dövüşmeye başlar. işte tam o sırada aniden bir süngü saplanır sırtına. hepsi birden arka arkaya süngülemeye başlarlar ali’yi..yedinci süngü darbesiyle yere yığılır ve öylece kalır arap ali..
ingiliz askerleri bununla da yetinmeyip, arabaları ile üstünden geçip ölüsünü de havaalanı yakınlarına götürüp atarlar.
acı haber, arnavut mahallesi mescit sokağına hemen ulaşır. kimse arap ali’nin ölümüne inanamaz. geride üç çocuğunu ve sevdiği kadını bırakan arap ali’nin ölümü herkesi yasa boğar. annesi hatice de dayanamayıp kısa bir süre sonra vefat eder.
babası arap mahmut, bu büyük acıya dayanamayıp eşi hatice’nin ardından o da hayata veda eder. arap ali’nin ölümü sadece leymos’da değil, tüm adada herkesi üzüntüye boğar..onun yiğitliği, fakirden ve haklıdan yana yaptıkları daima anlatılır.
bedeni ingiliz süngüleriyle delik deşik olan arap ali’nin akan kanı, bir direnişin türküsüne dönüşür ve “uyan alim uyan” dizelerinin yer aldığı ünlü, “magusa limanı” türküsü bir ağıta dönüşüp, o günden günümüze kadar dillerde dolaştığı gibi, sonsuza kadar da söylenecek…
söz ve müziği anonim olan türküye, selda bağcan da bir albümünde yer vermişti.
mahmut’un küçük oğlu arap ali ele avuca sığmayan, tuttuğunu koparan bir delikanlıdır. hovardalıkta da kimsenin boy ölçüşemediği ve yemeğe, içmeğe meraklı olan arap ali’ye leymos sokaklarında yürüdüğünde, ona herkes dikkatli yaklaşmaktadır.yüreği insan sevgisi ile dolu olan arap ali, daima haklının yanında yer alır.
meyhane muhabbetlerini çok seven arap ali’nin cebinde hiç para bulunmaz. elinde avucunda ne varsa “arkadaşları ile” bölüşmeyi sever. genellikle meyhanelere müdavim olduğu için ailesinden para alır.
yine para istediği bir gün annesinin “artık yeter” diyerek tepki göstermesi üzerine, arap ali kız kardeşinin boğazını sıkıp öldürmekle tehdit etmesiyle, çaresiz kalan annesi mecburen parayı verir. arap ali'nin, çok sevdiği kız kardeşine asla zarar verme niyeti yoktur.
arap ali bir gün poli köyüne gider, dolaşırken “ayakla taş” oynayan bir kıza gözleri takılır. bu kızın, yeşil ve kumral olan saçları arap ali’nin gönlüne ışık saçar. o anda kalbinin heyecanlanla çarpmasıyla .....yaşındaki seniha’yı kendisine eş yapmak için annesine koşar ve seniha hemen istenir, ardından güzel bir düğünle dünya evine girerler.
***
arnavut mahallesi, mahalleler arasında tanınmış bir mahalledir... çünkü, sakinlerin çoğu kavgacı ve ağızlarından küfür eksik olmayan kişilerdir. arap ali ise sadece bu mahallenin değil, bütün leymos’un kabadayısı olarak tanınır. yolda yürürken, kimse yan gözle bile bakamaz, her an bela arayan bir kişi görünümündedir. ancak, daima haklının yanında yer aldığından kimin ne sorunu varsa arap ali’ye gelir.
bu arada ali, evlenmesine rağmen kendi zevklerinden, meyhane muhabbetleri gibi alışkanlıklarından vaz geçemez. nasıl olsa ailesi seniha’ya iki gözü gibi bakmaktadır. arap
ali bir gece yine bir meyhanede konyağını yavaş yavaş zevkine vara vara yudumlamaktadır..tam o sırada meyhaneye kendisi gibi sert görünümlü ve aynı zamanda boksör olan bir kabadayı girer..
adam içeride olduğunu farkettiği arap ali’ye sataşmaya başlar. duyduğu laflara çok kızan arap ali; “bana sakın bulaşma, pişman olursun” diye karşılık veririr. fakat kabadayı bunun üzerine daha ağır konuşmaya başlar.
arap ali buna fırsat vermeden, masadaki bıçağı kaptığı gibi mekanda bulunanların şaşkın bakışları arasında, boksörün kendisine vurmak için havaya kaldırdığı eline saplar. ne olduğunu anlayamayan boksör elinden büyük yara alır, bu olaydan sonra kavga da sona erer. yaralanan boksör bir daha arap ali’ye bulaşmaz ve üstelik her yerde kendisinden övgüyle bahseder.
haksızlıklara karşı göğsünü geren ali, kadınlara karşı hassastır.
zira, herhangi bir kadın kocasından dayak yiyecek olsa, soluğu arap ali’nin yanında alır ve dayaktan kurtulur.
***
ali de babası ve amcası gibi limanda hamal olarak çalışır. güçlü kolları ve çevik vücudu ile işini iyi yapan genç adam, babası gibi hamal başı olur.
arkadaş canlısı ve daima haklının yanında olan ali, bir gün yevmiyesini almak için herkes gibi sıraya girer. iskele başında masa kuran patron, işçilere paralarını dağıtmaktadır. ali de diğer işçiler de parasını alır.
işçilerle yürürken bir kaç gencin paralarını eksik almasından şikayet ettiklerini duyar. gençlerden meseleyi öğrenen arap ali onlara beklemelerini söyler.
hemen parayı dağıtan patronun yanına giderek bunun nedenini sorar ve “sen paranı tamam almadın mı ali?” diyerek tepki gösterir. ali ısrarla, “onlar da benim gibi sabahtan akşama kadar çalıştılar. haklarını vermen lazım” diye çıkışır.
arap ali’nin kim ve ne olduğunu bilen adam paranın verdiği güçle; “senin kabadayılığın burada sökmez ali, çekip git başımdan” diye cevap verince,ali işverinin suratına öyle bir yumruk atar ki, paralar ve evraklar masa ile birlikte iskeleden denize dökülür. olay polise intikal ettiği gibi hakkında dava açılarak hapse mahkum olup cezaevine girer.
ali birkaç ay yattıktan sonra tahliye olur ve evine döner ama arap ali, patrona hesap sormak için zaman kollar. leymos’un fırtınalı bir gecesinde yağmurluğunu ve çizmelerini giyererek limana giden ali, gece geç bir saatte bir takanın altındaki tıpayı çekip ve bağlı olduğu demiri serbest bırakarak tekneyi batırır.
fırtınanın dindiği, güneşin parladığı yeni bir gün başlamıştır ali de işine gider.
fakat herkeste bir telaş ve iskelede bir koşuşturma vardır. patron ise çok kızgın, sağa sola küfürler sallayıp bunu kimin yaptığını sormaktadır.
bu işi arap ali’den başka kimsenin yapamayacağını herkes tahmin etmektedir. zaten arap ali de inkar etmeyip, işverene yaklaşarak kulağına;
“ben yaptım. ama ispat edebilirsen et bakalım. istersen polis çağır” diye fısıldar.
arap ali ile başa çıkamayacağını anlayan patron, bütün teknelere hasar verebilir düşüncesiyle ali’ye bulaşmaktan vazgeçer.
***
takvimler 1943’ü gösterirken, alman harbi başlamış ingiliz’ler tetikte, her yerde silahlı ingiliz askerleri dolaşmaktadır...
ingiliz askerleri kıbrıs’ın her köşesinde adım adım yer almaktadır, arap ali işi gereği limandan limana gitmekte, her gittiği limanda ise meyhanelere uğramaktadır.
yine böyle bir gece, arap ali işini bitirip gittiği meyhanelerden birisinde ingiliz askerleri de yiyip içmektedirler. . ama, kimsenin yan bakmaya cesaret dahi edemediği arap ali’ye ilk kez ingiliz askerleri bakıp bakıp dururlar ancak, buna dayanamayan ali, askerlere saldırıp yumrukları askerleri perişan eder.
gece saatler ilerlerken alkolü fazla kaçıran ali, evine gitmek üzere dışarı çıkar. ancak ingiliz askerleri meyhane dışında ali’ye pusu kurmuş, onu beklemektedirler ve dışarı çıkar çıkmaz ingiliz askerleri ali’nin üstüne çullanır. bunu gören arap ali toparlanmaya çalışarak, dövüşmeye başlar. işte tam o sırada aniden bir süngü saplanır sırtına. hepsi birden arka arkaya süngülemeye başlarlar ali’yi..yedinci süngü darbesiyle yere yığılır ve öylece kalır arap ali..
ingiliz askerleri bununla da yetinmeyip, arabaları ile üstünden geçip ölüsünü de havaalanı yakınlarına götürüp atarlar.
acı haber, arnavut mahallesi mescit sokağına hemen ulaşır. kimse arap ali’nin ölümüne inanamaz. geride üç çocuğunu ve sevdiği kadını bırakan arap ali’nin ölümü herkesi yasa boğar. annesi hatice de dayanamayıp kısa bir süre sonra vefat eder.
babası arap mahmut, bu büyük acıya dayanamayıp eşi hatice’nin ardından o da hayata veda eder. arap ali’nin ölümü sadece leymos’da değil, tüm adada herkesi üzüntüye boğar..onun yiğitliği, fakirden ve haklıdan yana yaptıkları daima anlatılır.
bedeni ingiliz süngüleriyle delik deşik olan arap ali’nin akan kanı, bir direnişin türküsüne dönüşür ve “uyan alim uyan” dizelerinin yer aldığı ünlü, “magusa limanı” türküsü bir ağıta dönüşüp, o günden günümüze kadar dillerde dolaştığı gibi, sonsuza kadar da söylenecek…
söz ve müziği anonim olan türküye, selda bağcan da bir albümünde yer vermişti.
devamını gör...