yapılan espriyi açıklamak
devamını gör...
asgari ücret yüreklere su serpti
yılbaşından sonra serpilen suya kadar burnumuzdan getirecekleri için mantıksız, temelsiz ve yandaş açıklamadır.
devamını gör...
ama kafamız nasıl güzel radyo programı
rüyalar konseptini sevdim.
konkunçlu geliyor bir tane.
beni çok etkileyen aklımdan hiç çıkmayan bir rüyamı anlatacağım. sonradan bu rüyayı bir arkadaşa anlattım üzerinden birlikte bir hikaye yazdık, adını bahçe koydum.* rüyamın ismi bile var düşünün.*
hikaye çok uzun olduğu için ben direkt gördüğüm rüyayı anlatıyorum.
deniz kenarında ahşap bir evin içindeyim. yalnızım ve etrafta çok fazla kuş var. dışarı çıktığımda yüzüme çarpıyorlar. içeri geçiyorum sanki o evden kurtulmam gerek. ters giden bir şeyler var. mutfakta arka bahçeye açılan büyük bir kapı var, kilitli. bir ses duyuyorum, sakın açma!. rüya bu canım, bari orada cesaretli olayım diyerek kapıyı açmaya çalışıyorum. kapıyı açtın, o halde gözlerini kapat! ilk uyarıyı dikkate almamışım ikinciyi neden alayım: gözlerim açık, dışarısı fırtına, etrafta uçuşan kuşlar ve ormanın ürkütücü sesi eşliğinde denizi ve gösterişli beyaz bir evi görüyorum. oraya doğru büyük bahçeden yola koyuluyorum. yanlız bir masa etrafında dört kişi var. hepsinin gözleri siyah bant ile kapatılmış. denize doğru oturuyorlar, yürüme sesimi duyduklarında kıpırdıyorlar. ürkütücü bir görüntü, rüya da ecel terleri döküyorum. geriye dönemiyorum geldiğim yerlere karanlık çökmüş. aydınlık olan sadece o beyaz evin yolu. önlerinden geçmem gerekiyor, ne kadar yaklaştıysam o kadar üzerime kuşlar geliyor. kuşlarla çarpışıyorum, onların önüden geçiyorum, tir tir titriyorum. bacaklarım tutmuyor, başlarını bana doğru çeviriyorlar ama hiçbir şey yapmıyorlar. biri ayağı kalkar gibi oluyor, arkama bakacak cesareti bulamıyorum, yanlızca beyaz eve doğru ilerliyorum. yaşadığım korku dehşet. tam evin yoluna giriyorum, arkama bakıyorum dördü de oturduğu yerde. bir oh çekip beyaz eve varıyorum. kapıyı tıklatıyorum. kapı açılıyor kendiliğinden. hiç korkmadan içeri giriyorum çünkü o ev kurtuluş biliyorum. aklımda kalan son şey evin her yerinin turuncu bir ışık altında olması. uyandım burada ve uzun bir süre kendime gelemedim.* rüyanın garip bir dokunuşu vardı, çözemedim.
konkunçlu geliyor bir tane.
beni çok etkileyen aklımdan hiç çıkmayan bir rüyamı anlatacağım. sonradan bu rüyayı bir arkadaşa anlattım üzerinden birlikte bir hikaye yazdık, adını bahçe koydum.* rüyamın ismi bile var düşünün.*
hikaye çok uzun olduğu için ben direkt gördüğüm rüyayı anlatıyorum.
deniz kenarında ahşap bir evin içindeyim. yalnızım ve etrafta çok fazla kuş var. dışarı çıktığımda yüzüme çarpıyorlar. içeri geçiyorum sanki o evden kurtulmam gerek. ters giden bir şeyler var. mutfakta arka bahçeye açılan büyük bir kapı var, kilitli. bir ses duyuyorum, sakın açma!. rüya bu canım, bari orada cesaretli olayım diyerek kapıyı açmaya çalışıyorum. kapıyı açtın, o halde gözlerini kapat! ilk uyarıyı dikkate almamışım ikinciyi neden alayım: gözlerim açık, dışarısı fırtına, etrafta uçuşan kuşlar ve ormanın ürkütücü sesi eşliğinde denizi ve gösterişli beyaz bir evi görüyorum. oraya doğru büyük bahçeden yola koyuluyorum. yanlız bir masa etrafında dört kişi var. hepsinin gözleri siyah bant ile kapatılmış. denize doğru oturuyorlar, yürüme sesimi duyduklarında kıpırdıyorlar. ürkütücü bir görüntü, rüya da ecel terleri döküyorum. geriye dönemiyorum geldiğim yerlere karanlık çökmüş. aydınlık olan sadece o beyaz evin yolu. önlerinden geçmem gerekiyor, ne kadar yaklaştıysam o kadar üzerime kuşlar geliyor. kuşlarla çarpışıyorum, onların önüden geçiyorum, tir tir titriyorum. bacaklarım tutmuyor, başlarını bana doğru çeviriyorlar ama hiçbir şey yapmıyorlar. biri ayağı kalkar gibi oluyor, arkama bakacak cesareti bulamıyorum, yanlızca beyaz eve doğru ilerliyorum. yaşadığım korku dehşet. tam evin yoluna giriyorum, arkama bakıyorum dördü de oturduğu yerde. bir oh çekip beyaz eve varıyorum. kapıyı tıklatıyorum. kapı açılıyor kendiliğinden. hiç korkmadan içeri giriyorum çünkü o ev kurtuluş biliyorum. aklımda kalan son şey evin her yerinin turuncu bir ışık altında olması. uyandım burada ve uzun bir süre kendime gelemedim.* rüyanın garip bir dokunuşu vardı, çözemedim.
devamını gör...
hatayi (yazar)
az evvel keşfettiğim, anlatımı sade, özgün ve pırıl pırıl olan yazar. gizli gezinenler gibi olduğundan keşfedilmesi uzun sürmüş belli ki ama olsun. assolistler sahneye en son çıkar, değil mi? *
eksik olmasın, hep yazsın.
eksik olmasın, hep yazsın.
devamını gör...
taylor swift
folklore albümü ile hayranı olduğum sanatçı. folklore albümünü dinlerken yakın dönem pop albümlerinde hiç yaşamadığım duyguları yaşadım. kalbime dokundu diyebilirim. bu arada kendisi hayranı olduğum tek pop sanatçısıdır.
devamını gör...
ankara'da aşık olmak
sadece bir insana aşık olmak değildir.
ankara’da aşık olursanız donduran ankara soğuğuna da aşık olursunuz. o kadar soğuk olur ki ankara sevgilinizin elini bırakmak hain bir donma girişimi olarak yaftalanabilir.
ankara’da aşık olursanız yıkılmış binaların enkazına da aşık olursunuz. artık yerinde olmayan ssk işhanın karşısından geçip sevgilinizin kokusunda ucuz bira ve ayaküstü midye kokusu da bulursunuz.
ankara’da aşık olursanız birçok klişeyi yerle bir eden cümlelere de aşık olursunuz. sevgilinizle ankara’da yürürken içten içe bilirsiniz ki ankara’nın denize ihtiyacı olmadığı için denizi yoktur. denizsiz yaşayamayanlar bir zahmet kendi denizlerini getirsinler.
ankara’da aşık olmak soğuktur, yerle yeksandır, denizsizdir.
ankara’da aşık olursanız donduran ankara soğuğuna da aşık olursunuz. o kadar soğuk olur ki ankara sevgilinizin elini bırakmak hain bir donma girişimi olarak yaftalanabilir.
ankara’da aşık olursanız yıkılmış binaların enkazına da aşık olursunuz. artık yerinde olmayan ssk işhanın karşısından geçip sevgilinizin kokusunda ucuz bira ve ayaküstü midye kokusu da bulursunuz.
ankara’da aşık olursanız birçok klişeyi yerle bir eden cümlelere de aşık olursunuz. sevgilinizle ankara’da yürürken içten içe bilirsiniz ki ankara’nın denize ihtiyacı olmadığı için denizi yoktur. denizsiz yaşayamayanlar bir zahmet kendi denizlerini getirsinler.
ankara’da aşık olmak soğuktur, yerle yeksandır, denizsizdir.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
benim için önemli bi sınavdan güzel bi sonuç almam, kendime zaman ayırabilmem, değer verdiğim insanların hakkımdaki güzel düşüncelerini öğrenmiş olmak. çoğu sözlük sayesindeymiş ya o zaman sözlüğü de ekliyorum hemenn*.
devamını gör...
kendimi sevemiyorum neden
yüksek ihtimalle hatırlanmasada çocukken bir özelliğinizle dalga geçildi- hareketiniz, kişiliğiniz vs.- ve siz fark etmesenizde bunu bugününüze yansıtıyor olabilirsiniz.
(bkz: denendi onaylandı)
(bkz: denendi onaylandı)
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeye başladı
beni her defasında heyecanlandıran bildirim. kim, neden beni takip etsin? ben kimim, neyim, ne kadarım? yazdıklarım okunmaya değer mi gerçekten? aklımda deli ama tatlı sorular. *
devamını gör...
yemek
resimag.com/p1/a0bae5b01cec.jpeg
devamını gör...
objet petit a

diğer bilinen adıyla ulaşılamayan arzu nesnesi.
lacanyen psikoterapinin temel direktlerinden bir tanesi olan objet petit a, lacan'a göre karşı tarafa duyulan arzunun sebebidir; lacan söz konusu nesneyi açıklayabilmek için platon'un symposion'undaki agalma kavramından yararlanır; agalma, esasında değersiz bir kutudur ve onu değerli kılan şey, içinde gizlediğidir. lacan'a göre partnerlerimize, öteki'mize çekilmemizin sebebi de onların üzerine yansıyan bu gizemli ancak asla ulaşılamayan nesnedir; ilişkilenmemizin sebebi partnerlerimize duyduğumuz sevgiden yahut arzudan ziyade sakladıklarına kendimizi ikna ettiğimiz, arzumuza sebep olan nesnenin ta kendisidir.
ancak benim fikrimi soracak olursanız ilişkiler bu nesneden dolayı başladığı gibi, bu nesneden dolayı biterler de. zira petit a'yı tanımlarken lacan "seni seviyorum ancak senin içindeki bir şeyi daha çok seviyorum, bu yüzden seni parçalıyorum" demiştir. bu söylemi çözümleyecek olursak çıkacak mana şudur: her ilişkimizde, partnerimizi tanıma sürecinde kendisi hakkında ama iyi ama kötü şeyler öğreniriz, bu şeyleri iyi ya kötü yapan mesele bizim bu şeyleri çoğunlukla ne denli çekici bulduğumuzdur. her ne kadar ahlak üzerine eğlenceli bir tartışmanın fitilini ateşleyebilecek olsa da bu cümle, konuyu dağıtmayacağım. hah, ne diyordum; partnerimiz hakkında bir şeyler öğreniriz. öğrendiğimiz bu şeyler çoğunlukla partnerimizin petit a'yı içinde barındıran agalma olup olmadığına dairdir... biz istemesek/farkında olmasak dahi bilinçdışımızın arzu üretim merkezi bu şekilde işler.
aslına bakacak olursak bu nesneye "ulaşılmaz" denmesi boşuna değildir, ulaştığımız şey eninde sonunda bir replikasyondur, zira petit a'nın kökeni annenin kucağından ayrılmadığımız ve kendi benliğimizi onunkiyle bir bütün olarak tanımladığımız ayna evresine kadar gider--- ayna evresi, bebeğin dil ile tanışıp babanın yasası aracılığı ile dünyaya dalış yapmasıyla son bulan, pre-linguistik bir evredir ve her bebek önünde sonunda bu evreden çıkarak, parçalanmış bir benlik imgesiyle dünyaya atılıverir. bundan sebep de partnerimizde bulduğumuz şey bütünlüğün kendisinden ziyade bir reprodüksiyonu, bir imgesidir.
insanlar olarak çoğunlukla hakikate değil yanılsamaya yönelik bir arayışımız olmasına şükretmemiz gereken bir noktadır bu, aksi halde mutsuzluğumuz ve partnerlerimizle olan geçimsizliğimiz kalıcı olurdu.
bu mutsuzluğu ilişkilerindeki bir dizi stratejik hatalar dolayısıyla garanti altına alanlar var mı peki? elbette.
hali hazırda parçalanmış ve sarsıntılı bir benlik imgesine sahip olan borderline kişilik bozukluğundan mustarip şahsiyetler buna örnektir. benlik imgesinin parçalanmışlığı ve stabiliteden, bütünlükten yoksunluğu semptomatik olarak bu kişilerde kendisini sık sık gösterdiğinden sebep petit a'nın yarattığı ihtiyaçlar bu kişilerde daha ön plandadır, ilişkilerinin başındaki idealizasyon; petit a'yı bulmuş olmalarına yönelik bir coşkunluğun ya da esrime halinin eseri olarak ele alınacak olursa, partnerin "eksiklikleri" ve "kusurları" sonucunda ortaya çıkan devalüasyon içinde büyük hissedilen kutudan küçük çıkmasının sonucudur. sarsıntılı, parçalanmış bir benlik imgesinin en çok aradığı şeylerden bir tanesi bütünlük ve sağaltım olduğundan sebep tutkuları bu kişileri sık sık tüketir ya da hayata bağlar. oysa ortada belki de "kaynaktan", khora'dan kopuşun sebep olduğu ve tutulamamış bir yas vardır.
daha fazlası için:
(bkz: jacques lacan)
(bkz: ayna evresi)
(bkz: borderline kişilik bozukluğu)
(bkz: nesne ilişkileri kuramı)
devamını gör...
sözlüğün faydaları
farklı bakış açıları görmektir.
bir olaya bir sürü insan farklı pencereden bakıyor ve siz görme fırsatı yakalıyorsunuz.
rahat hissetmektir size hakim olduğu konularda bilgi verip yardımcı olacak bir sürü insan var.
yazınızı geliştirmenize imkan tanır sözlük bol bol yazarsınız.
zaman kavramını öğrenirsiniz bir yazıyı bir sene sonra okursunuz kendinizi ölçüp biçersiniz düşüncelerim değişmiş diye görürsünüz.
bir olaya bir sürü insan farklı pencereden bakıyor ve siz görme fırsatı yakalıyorsunuz.
rahat hissetmektir size hakim olduğu konularda bilgi verip yardımcı olacak bir sürü insan var.
yazınızı geliştirmenize imkan tanır sözlük bol bol yazarsınız.
zaman kavramını öğrenirsiniz bir yazıyı bir sene sonra okursunuz kendinizi ölçüp biçersiniz düşüncelerim değişmiş diye görürsünüz.
devamını gör...
normal sözlük yazarları
normdan gelen normale yani kurallara uyması beklenen yazarlardır.
devamını gör...
tekrar tekrar okunan kitap
küçük prensi kaç kez okursak okuyalım her okuyuşta farklı bir anlam farklı bir değer farklı bir bakış açısı kazanıyoruz.
devamını gör...
elektro gitar seçme rehberi
(bkz: nick seçme rehberi)nden sonra bu rehberi yapmaya karar verdim.
öncelikle hangi tür müzik yapacağınıza bakalım:
eğer metal, hard rock gibi sert müzikler yapacaksanız humbucker manyetikler olan bir gitar almalısınız. humbucker büyük h harfiyle gösterilir. eğer gitarın manyetik konfigürasyonu kısmında h-h yazıyorsa bu iki adet humbuckerı var demektir. alt modellerde humbucker iki adet yan yana konulmuş single coile benzer.
eğer alternatif rock, grunge gibi müzikler yapacaksanız single coil bulunduran bir gitar almalısınız. simge coil büyük s harfi ile gösterilir. eğer gitarın manyetik konfigürasyonu kısmında s-s-s yazıyorsa bu üç single coili var demektir.
eğer ikisini de tek gitarda yapmak isterseniz h-s-s* h-s* ya da h-s-h* gitarlara bakacaksınız.
gelelim sert müzik yapanlara:
(bkz: ac/dc), (bkz: metallica), (bkz: guns n' roses), (bkz: megadeth), (bkz: pentagram) vs.
ve şimdi de kalan gruplara:
(bkz: duman(grup)), (bkz: nirvana), (bkz: mor ve ötesi)*, (bkz: athena) vs.
gitar alırken kasa tipini beğenmediğiniz bir gitar alırsanız üzülürsünüz. bu yüzden sakın tipini beğenmediğiniz bir gitar almayın. zaten üç aşağı beş yukarı hepsinin sesi güzeldir.
eğer ki humbucker bulunduran bir gitar alacaksanız bilmeniz gereken bir kaç gitar kasası var:
les paul, sg, flying v, explorer, super strat
les paul
sg
flying v
explorer
super strat
single bulunduran gitar kasaları:
stratocaster, telecaster, jaguar, mustang vb.
telecaster
stratocaster
jaguar
mustang
bir tane de hem humbucker hem de single bulunan:
strat
not: bazı strat ya da telelerin h-h seçenekleri de var.
kasayı seçtiyseniz o gitar için klavye ve sap ağacına bakmalısınız. burası herkes için farklı. biri akçaağaç sever biri gül. bunu bir müzik marketinde denemenizi öneririm.
rehber bu kadar, teşekkür ederim.
öncelikle hangi tür müzik yapacağınıza bakalım:
eğer metal, hard rock gibi sert müzikler yapacaksanız humbucker manyetikler olan bir gitar almalısınız. humbucker büyük h harfiyle gösterilir. eğer gitarın manyetik konfigürasyonu kısmında h-h yazıyorsa bu iki adet humbuckerı var demektir. alt modellerde humbucker iki adet yan yana konulmuş single coile benzer.
eğer alternatif rock, grunge gibi müzikler yapacaksanız single coil bulunduran bir gitar almalısınız. simge coil büyük s harfi ile gösterilir. eğer gitarın manyetik konfigürasyonu kısmında s-s-s yazıyorsa bu üç single coili var demektir.
eğer ikisini de tek gitarda yapmak isterseniz h-s-s* h-s* ya da h-s-h* gitarlara bakacaksınız.
gelelim sert müzik yapanlara:
(bkz: ac/dc), (bkz: metallica), (bkz: guns n' roses), (bkz: megadeth), (bkz: pentagram) vs.
ve şimdi de kalan gruplara:
(bkz: duman(grup)), (bkz: nirvana), (bkz: mor ve ötesi)*, (bkz: athena) vs.
gitar alırken kasa tipini beğenmediğiniz bir gitar alırsanız üzülürsünüz. bu yüzden sakın tipini beğenmediğiniz bir gitar almayın. zaten üç aşağı beş yukarı hepsinin sesi güzeldir.
eğer ki humbucker bulunduran bir gitar alacaksanız bilmeniz gereken bir kaç gitar kasası var:
les paul, sg, flying v, explorer, super strat
les paul
sg
flying v
explorer
super strat
single bulunduran gitar kasaları:
stratocaster, telecaster, jaguar, mustang vb.
telecaster
stratocaster
jaguar
mustang
bir tane de hem humbucker hem de single bulunan:
strat
not: bazı strat ya da telelerin h-h seçenekleri de var.
kasayı seçtiyseniz o gitar için klavye ve sap ağacına bakmalısınız. burası herkes için farklı. biri akçaağaç sever biri gül. bunu bir müzik marketinde denemenizi öneririm.
rehber bu kadar, teşekkür ederim.
devamını gör...
capitalism: a love story
2010 tarihinde gösterime girmiş 130 dakikalık bir micheal meore filmi, daha doğrusu belgeseli.
--- spoilerımsı birşeyler---
belgesel ilk olarak roma imparatorluğunun ihtişamı, ömrü ve çöküşü üzerine kısa bir özet ile başlıyor. ardından ekranda şöyle bir soru beliriyor: ''sonraki medeniyetler bizi nasıl anacak?''
film direkt bir kapitalizm eleştirisi ile giriş yapıyor konuya. kamu kuruluşlarının nasıl özel şirketlerce parsellendiği, sigorta şirketlerinin asıl varlık sebepleri, morgıç (evet morgıç) denen hedenin insanların başına neler açtığını, artık orta sınıf diye bir sınıfın kalmadığını, dünya toplumlarının giderek yalnızca zengin ve fakir sınıfı olmak üzere ikiye ayrılışını, wall street şeytanlarını, artık devletlerin bankaların üzerinde değil bankaların devletler üzerindeki mutlak hakimiyetini, devasa paraların legal mafya olan şirketler arasında nasıl akışının sağlandığı, toplumun nasıl oyuna getirildiği, insanların evlerinden zorla nasıl atıldığını, ronald reagan'ın başkan olmasının ardından yatan sebepleri, citibank'ı, toplumun iradesi ile reddedilen önergenin kongre üyeleri ile yapılan gizli kapaklı bireysel anlaşmalar sonrası nasıl kabul edildiğini, bunun sonucunda devlet hazinesinden wall street'e aktarılan 700 milyon doların bugün nerede olduğuna dair kimsenin bir fikri olmadığını, ultra zengin o 12 ailenin aslında bile isteye sömürdükleri ve ezdikleri halkın iradesinden nasıl korktuklarını, işçi sınıfının çok kalabalık olmasından yakınmalarının tek sebebinin demokratik oy sahibi olmaasını (çünkü zengin ile fakirin oyu eşit, bu nasıl olabilir?), ölü köylü dead peasants insurance adında bir uygulama ile şirket çalışanlarına yaptıkları sigorta ile şirketlerin nasıl devasa paralar kazandıklarını (örneğin genç kadın bir çalışanın ölümünden bankanın kazandığı para 81 milyar dolar -şaka gibi ama evet-), george bush ile wall street'in birbirlerini nasıl beslediğini, amerikan toplumunun obama seçimi kazandığı anda döktüğü mutluluk gözyaşlarını ve daha unuttuğum pek çok detay/kemik noktayı günümüz gerçek örnekleriyle bire bir anlatan bir yapım.
elbette tüm bunlar capitalism'in father'ı abd'de gerçekleşen olaylar. tüm dünyanın öz yansıması.
--- spoilerımsı birşeyler---
belgesel ilk olarak roma imparatorluğunun ihtişamı, ömrü ve çöküşü üzerine kısa bir özet ile başlıyor. ardından ekranda şöyle bir soru beliriyor: ''sonraki medeniyetler bizi nasıl anacak?''
film direkt bir kapitalizm eleştirisi ile giriş yapıyor konuya. kamu kuruluşlarının nasıl özel şirketlerce parsellendiği, sigorta şirketlerinin asıl varlık sebepleri, morgıç (evet morgıç) denen hedenin insanların başına neler açtığını, artık orta sınıf diye bir sınıfın kalmadığını, dünya toplumlarının giderek yalnızca zengin ve fakir sınıfı olmak üzere ikiye ayrılışını, wall street şeytanlarını, artık devletlerin bankaların üzerinde değil bankaların devletler üzerindeki mutlak hakimiyetini, devasa paraların legal mafya olan şirketler arasında nasıl akışının sağlandığı, toplumun nasıl oyuna getirildiği, insanların evlerinden zorla nasıl atıldığını, ronald reagan'ın başkan olmasının ardından yatan sebepleri, citibank'ı, toplumun iradesi ile reddedilen önergenin kongre üyeleri ile yapılan gizli kapaklı bireysel anlaşmalar sonrası nasıl kabul edildiğini, bunun sonucunda devlet hazinesinden wall street'e aktarılan 700 milyon doların bugün nerede olduğuna dair kimsenin bir fikri olmadığını, ultra zengin o 12 ailenin aslında bile isteye sömürdükleri ve ezdikleri halkın iradesinden nasıl korktuklarını, işçi sınıfının çok kalabalık olmasından yakınmalarının tek sebebinin demokratik oy sahibi olmaasını (çünkü zengin ile fakirin oyu eşit, bu nasıl olabilir?), ölü köylü dead peasants insurance adında bir uygulama ile şirket çalışanlarına yaptıkları sigorta ile şirketlerin nasıl devasa paralar kazandıklarını (örneğin genç kadın bir çalışanın ölümünden bankanın kazandığı para 81 milyar dolar -şaka gibi ama evet-), george bush ile wall street'in birbirlerini nasıl beslediğini, amerikan toplumunun obama seçimi kazandığı anda döktüğü mutluluk gözyaşlarını ve daha unuttuğum pek çok detay/kemik noktayı günümüz gerçek örnekleriyle bire bir anlatan bir yapım.
elbette tüm bunlar capitalism'in father'ı abd'de gerçekleşen olaylar. tüm dünyanın öz yansıması.
devamını gör...



