zaman tüneli
yaşlı insanlar gibi yaşayan gençler
içimiz yaşlandı dışımız genç:)
devamını gör...
halime
yandan halimem yandan şarkısını akla getirir.
devamını gör...
yaşlı insanlar gibi yaşayan gençler
kişiye göre değişir ama yaşlılar gençler gibi yaşamaya başladı sanki.
devamını gör...
türkler islamiyeti kabul etmeseydi olabilecek şeyler
muhtemelen çoğu asimile olmuş ve küçük azınlıklar halinde yaşayan bir millet olurduk.
devamını gör...
burun estetiğinin aşırı yaygınlaşması
kişi bunu psikolojisini ve gündelik hayatını bozacak seviyeye getirmiş ise önce bir psikoloğa gözükmesi gerekiyor bence. daha sonra psikoloğun, bu isteğin sağlıklı bir şekilde verildiğinin onayını vermesi halinde yapılması gerekli. çünkü günümüzde estetik bağımlılığı diye bir olgu oluştu, söz konusu kişi burnunu yaptırır dudağına laf ederler dudağını yaptırır, sonra kulak vs. en sonda da sen çok değiştin, eski halin daha iyiydi, çok yapaysın vs söylemlerde bulunurlar. sonunda ise bu durum intihara/depresyona ve daha bir çok psikolojik/fiziksel hastalığa dönüşebilir. şahsen ben burunu bırakın, spor salonunda kaslı estetik adamların yanında göbeğimle davul çalan, 20 kg dumbell çalışan adamın yanında 4 kg dumbell çalışan biriyim. bu biraz karakter meselesi, çevreye karşı ne kadar duyarlı olduğunla ilgili. özgüven toparlanır ama özsaygı eksikliği zor toparlanır. bunun için kendinize saygı duyun ki başkalarıda size saygı duysun.
evet ben yine bir konudan girip , konu üzerine çıkarımlar yaparak toplumsal/bireysel mesaj vermeye kadar geldim.
evet ben yine bir konudan girip , konu üzerine çıkarımlar yaparak toplumsal/bireysel mesaj vermeye kadar geldim.
devamını gör...
son yıllarda flört etmenin tadının kalmaması
veren varken, sevene sıra gelmezmiş. her şey hızlı yaşanıyor, seçenek çok. flört vakit kaybı görülüyor. gerçek bir ilişkinin olgunlaşması 5-6 ay sürerken, kimileri bu sürede 2-3 sevgili eskitiyor. üstelik bu mekanik birlikteliği duygu varmış gibi lanse edip, aşk yaşamaktan bahsediyorlar.
oysa aşkın tam anlamıyla olduğu yerde, işler böylesine hızlı başlayıp bitemez. akıl tamam dese bile, kalp devam der. uzun bir süreçtir. saman alevi gibi coşup sönen şeyler aşk filan değildir.
kendinize karşı dürüst olun.
oysa aşkın tam anlamıyla olduğu yerde, işler böylesine hızlı başlayıp bitemez. akıl tamam dese bile, kalp devam der. uzun bir süreçtir. saman alevi gibi coşup sönen şeyler aşk filan değildir.
kendinize karşı dürüst olun.
devamını gör...
saç dökülmesini önlemek için tavsiyeler
yeni ölmüş yılan yağı.
bırak dökülmeyi engellemesini yeni saç dahi çıkartıyor.
bırak dökülmeyi engellemesini yeni saç dahi çıkartıyor.
devamını gör...
seden gürel şapkası
çanak anten görünümlü acayip bir şapkaydı. neyseki moda olarak alıp başını yürümedi. zaten, gürel de bunun çok tutmayacağını anladığından şapkayı çıkararak normal görünümüne döndü.
devamını gör...
nefes: vatan sağolsun
çoğu yerde nefesi tutturup izletiyor kendini. o kadar dizi vardı mesela ama etkileri asla böyle ya da bu kadar değildi. dizilerle o kadar vakit çalınacağına böyle filmler yapılsa daha iyi.
içeriğe gelecek olursa bana göre çok gerçekçiydi. ilgimin, sevgimin, sonsuz bağlılığımın ve minnetimin olması ayrı ya da az çok görüp veya duymakta ayrıymış.
izlerken size de askerlik yaptırıyormuş gibi. askerliğin ciddiyeti, az çok eğitimi ve dikkatsizliğin önemini çok iyi vurguluyordu.
izlerken bile az çok psikoloji değiştirebiliyor ve askerlerin her saati, her ay'ı veya baya yılları gerçekten sınırda ya da büyük operasyonlarda geçiyorsa ne hâle geliyordur?..
"askere gidip aynı döneni göremezsin." derlerdi bizim burada. küçükken bunu tam anlayamazdım...
babam eski yıllarda ve şu an ki süreçten daha fazla ay'ını şırnak'ta geçirmişti. sanki babamın hayatından/ona benzer kişilerin anından birkaç saat izlemiş gibiydim. zor değil çok çok zor.
ortamın o ağırlığı ve olaylar cidden duygulandırıcıydı.
şehit haberleri gazete sayfasının altında küçük altyazı gibi ya da kenarlarında kendi hâline bırakılmış gibi veriliyor ya veya haberlerde ismi bile bazen yok ya da şehit haberinin arkası da o kadar gösterilmiyor artık. vatan görevi ya da meslek olarak yapılsa da herkesin evine dönmesi gerekli. ölmeleri ya da öldürülmeleri normalleşemez! askeriye eskisi gibi değil ama bu umrumda da değil eskiler gibi doğru düzgün insanlar hâlâ var ve olmaya devam edecek. beni bunlar ilgileniyor. gerçekten bu vatanın evladı olan adam gibi adamlar. bir video vardı ya bir kutlama da baştan aşağı simsiyah, yüzü dahi görünmüyor ama küçük kız çocuğu korkmasın diye eliyle namlu ucunu kapatacak kadar ince ve yürekli insanlar işte onlar biziz. gerçek biz! o kısacık videoda baya uzun ağlamıştım çünkü çok güzel. böyle insanların varlığı beni duygulandırıp çokça mutlu ediyor. ben bu insanların bağımlısıyım. ve onlar benim neredeyse her şeyim. asker olmak bu, böyle olunur.
"taciz tecavüz edip ben uzman çavuşum bana bir şey olmaz." demekle değil. onların varlığı provokasyon. rütbe o olaylarda bir güce dönüştürülebilecek kadar basit veya çıkarcı hâle getirilemez. onlara asker gözüyle de bakmıyorum. insan gözüyle de.
senin askerlerimle aynı üniforma içinde olman, aralarında gezmen, bu devlete ait mühimmatlara el sürmen bana küfür gibi geliyor zaten.
ayrıca bir kadın olarak kadınların da askerlik eğitimi görmesini isterdim. zor ve çokça ağır vs. umrumda değil. bu vatanın bir parçası olmak hiçbir zaman kolay ve hafif olmadı. bunu ayrımcılık olarak görüyor ve kabul etmiyorum. bu vatan sadece erkeklerin değil ya da sadece onlarla da kazanılmadı. bu herkesin görevi ve yeterliliği olmalı...
içeriğe gelecek olursa bana göre çok gerçekçiydi. ilgimin, sevgimin, sonsuz bağlılığımın ve minnetimin olması ayrı ya da az çok görüp veya duymakta ayrıymış.
izlerken size de askerlik yaptırıyormuş gibi. askerliğin ciddiyeti, az çok eğitimi ve dikkatsizliğin önemini çok iyi vurguluyordu.
izlerken bile az çok psikoloji değiştirebiliyor ve askerlerin her saati, her ay'ı veya baya yılları gerçekten sınırda ya da büyük operasyonlarda geçiyorsa ne hâle geliyordur?..
"askere gidip aynı döneni göremezsin." derlerdi bizim burada. küçükken bunu tam anlayamazdım...
babam eski yıllarda ve şu an ki süreçten daha fazla ay'ını şırnak'ta geçirmişti. sanki babamın hayatından/ona benzer kişilerin anından birkaç saat izlemiş gibiydim. zor değil çok çok zor.
ortamın o ağırlığı ve olaylar cidden duygulandırıcıydı.
şehit haberleri gazete sayfasının altında küçük altyazı gibi ya da kenarlarında kendi hâline bırakılmış gibi veriliyor ya veya haberlerde ismi bile bazen yok ya da şehit haberinin arkası da o kadar gösterilmiyor artık. vatan görevi ya da meslek olarak yapılsa da herkesin evine dönmesi gerekli. ölmeleri ya da öldürülmeleri normalleşemez! askeriye eskisi gibi değil ama bu umrumda da değil eskiler gibi doğru düzgün insanlar hâlâ var ve olmaya devam edecek. beni bunlar ilgileniyor. gerçekten bu vatanın evladı olan adam gibi adamlar. bir video vardı ya bir kutlama da baştan aşağı simsiyah, yüzü dahi görünmüyor ama küçük kız çocuğu korkmasın diye eliyle namlu ucunu kapatacak kadar ince ve yürekli insanlar işte onlar biziz. gerçek biz! o kısacık videoda baya uzun ağlamıştım çünkü çok güzel. böyle insanların varlığı beni duygulandırıp çokça mutlu ediyor. ben bu insanların bağımlısıyım. ve onlar benim neredeyse her şeyim. asker olmak bu, böyle olunur.
"taciz tecavüz edip ben uzman çavuşum bana bir şey olmaz." demekle değil. onların varlığı provokasyon. rütbe o olaylarda bir güce dönüştürülebilecek kadar basit veya çıkarcı hâle getirilemez. onlara asker gözüyle de bakmıyorum. insan gözüyle de.
senin askerlerimle aynı üniforma içinde olman, aralarında gezmen, bu devlete ait mühimmatlara el sürmen bana küfür gibi geliyor zaten.
ayrıca bir kadın olarak kadınların da askerlik eğitimi görmesini isterdim. zor ve çokça ağır vs. umrumda değil. bu vatanın bir parçası olmak hiçbir zaman kolay ve hafif olmadı. bunu ayrımcılık olarak görüyor ve kabul etmiyorum. bu vatan sadece erkeklerin değil ya da sadece onlarla da kazanılmadı. bu herkesin görevi ve yeterliliği olmalı...
devamını gör...
julia
adam alp daglarinin iclerinde bir vadinin ortasinda uzanan yolda arabasini surerken bir yandan etrafi saran ormanlarla kapli sarp daglarin olusturdugu enfes manzaraya bakiyor, bir yandan da gecmisi dusunuyordu. o sirada basini omuzuna hafifce yaslamis halde uyumakta olan kadin hafifce kipirdadi. dusuncelerinden ayrilmadan kadina bakti. omuzunda uyurken ne kadar da guzel ve masum gorunuyordu. ikisi de otuzlu yaslardaydilar. onunla tanistigi gunu hatirladi. bes yil once bir yaz gunu su anda oldugu yere yakin bir yerlerde iki arkadasiyla beraber dag yuruyusu yapmaktaydi. ogle yemegi icin mola vermislerdi ve yanlarinda getirdikleri yiyecekleri yemekle mesgulduler. o sirada yanlarina iki genc kadin gelmis ve fazla sulari olup olmadigini sormuslardi. hava anormal derecede sicakti ve genc kadinlar gercekten susamis gorunuyorlardi. aslinda fazla suyu yoktu ama nasilsa yolda bir yerlerde su bulurum diye dusunerek cantasindaki iki siseden dolu olanini cikarip kadina uzatmis ve kadin da gulumseyerek tesekkur etmisti. daha sonra yuruyus yolunun sonunda dagin zirvesine ulastiklari yerde bulunan restoranda tekrar karsilasmislardi. her zaman oldugu gibi bunaltici sicak ardindan yagmur baslamisti ve bu yuzden restoran oldukca kalabalikti, masalarin tumu doluydu. onlari fark eden genc kadin el sallamis ve masalarina davet etmisti.
o sirada kadin kipirdanarak uyandi. kollarini acip esneterek koltugunda dogruldu ve "ne kadar kaldi" diye sordu. navigasyon daha yarim saat kadar yollari oldugunu gosteriyordu. kadin bir sey soylemeden manzarayi seyre koyuldu. adam tekrar anilara daldi. tanistiklari o gun birbirlerinden etkilenmisler ve telefon numaralarini vermislerdi. viyana'ya dondukten iki gun sonra onu aramis ve cuma aksami icin bir plani olup olmadigini sormustu. genc kadin neseyle "galiba bir planim olmak uzere" diye yanit vermisti. adam egitim icin viyana'da bulunuyordu ve o sene yuksek lisansi bitirip ulkesine donecekti. ilk bulusmalarindan sonra neredeyse her gun bulusmuslar ya da telefonda konusmuslardi. adam bu sayede almancasinin da cok ilerleme kaydettigini dusundu ve gulumsedi. sonra ilk gittikleri kayak tatilini hatirladi. kendisi de fena kayiyor degildi ama cocuklugundan beri kaymakta olan kadinin yaninda cok acemi kalmisti. bu durum genc kadini cok eglendirmisti. en zor pistlerde kendisi zorlanarak ter icinde kalirken kadin yolda yururmuscesine rahatti. yanindan kar sicratarak gecip kahkaha atiyor ve ileride durarak "hadi ama eren, butun gunu burada mi gecirecegiz" diyerek onunla dalga geciyordu. pistler kapandiktan sonra meshur kulube barlardan birine gidip bir seyler iciyor ve yari sarhos vaziyette dans ediyorlardi. daha sonra da kaldiklari pansiyona giderek aksam icin hazirlanirlardi. adam o zamanlar ne kadar cok enerjim varmis diye dusundu. su anda bu sekilde iki gun bile geciremezdi. o tatilde o kadar cok eglenmislerdi ki her sene tekrarlamaya karar vermislerdi. ama o yaz turkiye'de de tatil yapmislardi. akdeniz ve ege kiyilarini gezmisler, yat gezileri, yamac parasutu gibi aktiviteler yaparken cok eglenmislerdi. iki kez daha kayak tatili yapmislardi. ondan sonra andrea nisanlanmisti. bunu duydugunda ne kadar uzuldugunu hatirliyordu. neden ben degildim diye dusundu, hemen hatirladi. bunu sayisiz defa konusmuslardi. mumkun degildi ki. ikisi artik ayri ulkelerde yasiyorlardi ve ikisi de ailevi sebeplerden dolayi bulunduklari yeri terk edecek durumda degillerdi. kendisi hala terk edemezdi.
sonra ara ara mesajlasmislar ama hic tekrar gorusmemislerdi. hatta andrea bir keresinde onu aramis ve nisanlisiyla istanbul'da olduklarini, gorusmek istedigini soylemisti. o da "her ne kadar acik goruslu biri olsam da damarlarimda turk kani var, nisanlinla tanismak istemiyorum" seklinde cevap vermisti. andrea gulmus, ama onu anlamisti. bir hafta once de andrea onu arayarak nisanlisindan ayrildigini soylemisti. nedenini sordugunda andrea sakayla "seni unutamadigim icin tabi, baska neden olacak" demis ve buna bayagi gulmuslerdi. ardindan uzun uzun konusmuslar ve kisa bir tatil ayarlamaya karar vermislerdi. andrea'nin durumu degismisti. artik kendisini viyana'ya baglayan sebepler ortadan kalkmisti. konusmalarinin birinde kendisiyle dunyanin her yerine gidebilecegini soylemisti. birden sucluluk duygusuna kapildi. su an yapmakta oldugu bencilce bir davranis miydi, andrea'yi kullaniyor muydu karar veremedi. sonra artik bunlari dusunmek icin cok gec oldugunu fark ederek dusuncelerinden siyrildi. hallstatt golu nefes kesici guzelligiyle onlerinde belirmisti. andrea neseyle gulerek "iste geliyoruz, ne kadar harika degil mi" diye sordu. adam "evet, ayni bes sene once biraktigimiz gibi" diye cevap verdi. avusturya'nin bu kucuk kasabasi dunyanin en guzel kasabalarindan biri olarak un yapmis turistik bir yerdi. kalacaklari otel de gol manzarali odalara sahip, cok luks olmayan, kucuk ama temiz bir yerdi. daha once de burada bir haftasonu gecirmislerdi. turkiye'ye donmeden onceki son haftasonuydu. o zaman da birlikte cok eglenmislerdi ama icleri buruktu. golde ciplak yuzmusler, komik bol kirmizi tulumlar icinde tuz madenini gezmisler, gol kiyisinda bisiklet surmuslerdi. son aksam genc kadin goz yaslarina hakim olamayip sessizce aglamis, o da kendisini zor tutmustu.
"gene aynisi olacak" diye dusundu. "buna hakkim yoktu." o sirada kalacaklari otele geldiler. giris islemlerinden sonra esyalarini odalarina birakip yuruyuse ciktilar. o aksam ve sonraki iki gun ikisi icin de harika gecti. son gun aksam yemeginde andrea neseyle konusuyor, gelecekten bahsediyordu. adam ise durgundu. kadin ona bakarak "gelecek planlarinda ben yokum" diye dusundu. yoksa ertesi gun ulkesine donecegi icin mi durgundu. karar veremedi ve her zamanki acik sozluluguyle neden durgun oldugunu sordu. adam iste zamani geldi diye dusundu ama soze nasil baslayacagini bilemedi. kendisini iki bucuk yildan sonra gormenin ne kadar guzel olmasi, son iki gun cok eglenmesi ve donecegi icin uzgun olmasi hakkinda bir seyler geveledi. kadin oturdugu yerden hafifce one egilerek gozlerini gozlerine dikti ve "bana soyleyemedigin bir sey var, ne zaman soyleyeceksin ya da soyleyecek misin?" diye sordu. adam artik daha fazla geciktiremezdi. derin bir nefes alip kadinin ellerini tuttu ve kisaca "ben kanserim" dedi. kadinin once gozleri bulutlandi, sonra yasardi. gozlerini hic ayirmadan "ne kadar kotu" diye sordu. adam "pankreas, umut yok" diye karsilik verdi. en sinsi turlerden olan bu hastalik kendisinde teshis edildiginde cok gecti. ameliyat olmayi reddetmisti. kadin ne diyecegini bilemiyordu. once uzulmus sonra bunu kendisine buraya gelmeden once soylemedigi icin kizmisti. bir sure konusmadan oturdular. andrea son iki gunu dusunuyordu. kendisi icin harika gecmisti ve icinde gelecege dair bazi hayaller yesermesine neden olmustu. bu kendisine yapilan bir haksizlik miydi? sessizligi bozan adam oldu. "bunu sana buraya gelmeden once soylemem gerekirdi" dedi. kadin ona bakinca supheleri kayboldu. "evet soylemen gerekirdi" dedi ve ekledi. "ama o zaman bu kadar harika zaman geciremezdik ve yarin seninle geliyorum." adamin gozleri kadinin gozlerini buldu ve "hayir andrea" dedi. "bundan sonra giderek kotulesecegim ve anilarindaki ben su anki halimle kalsin istiyorum." kadin bir sure bir sey ariyormus gibi gozlerinin icine bakti, sonra da cevap olarak sadece basiyla onu onayladi. zaten birlikte gecirdigi zamanlarda da onu hep anlardi.
ertesi gun hava alaninda uzun uzun sarilip vedalastilar. ikisi de ayrilana kadar kendilerini tutup aglamadi, ama ayrilir ayrilmaz goz yaslarina daha fazla engel olamadilar.
20 yil sonra.
15-16 yaslarindaki genc cocuk dua etmekle mesguldu. gecen yil kaybettigi babasinin mezarini temizlemis, cicekleri ve topragi suladiktan sonra dua etmeye koyulmustu. o sirada az ileride baska bir mezari sulayip temizlemekle mesgul genc bir kiz gordu. kiz kendisinden bir kac yas buyuk gorunuyordi. basina oylesine attigi ortunun saklayamadigi duru bir guzelligi vardi, ustelik isini buyuk bir titizlikle ve zerafetle yapiyordu. kendisini onu izlemekten alamayan genc cocuk kizin nerede oldugunu fark edince birden heyecanlandi. kiza dogru yurudu ve "merhaba, amcamin mezarinda ne yapiyorsunuz?" diye sordu. kiz dogruldu, kenarda duran cantasindan cikardigi bir mendille ellerini temizleyip sag elini genc cocuga uzatti ve yuzunde kocaman bir gulumsemeyle cevap verdi. "merhaba, adim elif julia. siz de kuzenim eren olmalisiniz."
o sirada kadin kipirdanarak uyandi. kollarini acip esneterek koltugunda dogruldu ve "ne kadar kaldi" diye sordu. navigasyon daha yarim saat kadar yollari oldugunu gosteriyordu. kadin bir sey soylemeden manzarayi seyre koyuldu. adam tekrar anilara daldi. tanistiklari o gun birbirlerinden etkilenmisler ve telefon numaralarini vermislerdi. viyana'ya dondukten iki gun sonra onu aramis ve cuma aksami icin bir plani olup olmadigini sormustu. genc kadin neseyle "galiba bir planim olmak uzere" diye yanit vermisti. adam egitim icin viyana'da bulunuyordu ve o sene yuksek lisansi bitirip ulkesine donecekti. ilk bulusmalarindan sonra neredeyse her gun bulusmuslar ya da telefonda konusmuslardi. adam bu sayede almancasinin da cok ilerleme kaydettigini dusundu ve gulumsedi. sonra ilk gittikleri kayak tatilini hatirladi. kendisi de fena kayiyor degildi ama cocuklugundan beri kaymakta olan kadinin yaninda cok acemi kalmisti. bu durum genc kadini cok eglendirmisti. en zor pistlerde kendisi zorlanarak ter icinde kalirken kadin yolda yururmuscesine rahatti. yanindan kar sicratarak gecip kahkaha atiyor ve ileride durarak "hadi ama eren, butun gunu burada mi gecirecegiz" diyerek onunla dalga geciyordu. pistler kapandiktan sonra meshur kulube barlardan birine gidip bir seyler iciyor ve yari sarhos vaziyette dans ediyorlardi. daha sonra da kaldiklari pansiyona giderek aksam icin hazirlanirlardi. adam o zamanlar ne kadar cok enerjim varmis diye dusundu. su anda bu sekilde iki gun bile geciremezdi. o tatilde o kadar cok eglenmislerdi ki her sene tekrarlamaya karar vermislerdi. ama o yaz turkiye'de de tatil yapmislardi. akdeniz ve ege kiyilarini gezmisler, yat gezileri, yamac parasutu gibi aktiviteler yaparken cok eglenmislerdi. iki kez daha kayak tatili yapmislardi. ondan sonra andrea nisanlanmisti. bunu duydugunda ne kadar uzuldugunu hatirliyordu. neden ben degildim diye dusundu, hemen hatirladi. bunu sayisiz defa konusmuslardi. mumkun degildi ki. ikisi artik ayri ulkelerde yasiyorlardi ve ikisi de ailevi sebeplerden dolayi bulunduklari yeri terk edecek durumda degillerdi. kendisi hala terk edemezdi.
sonra ara ara mesajlasmislar ama hic tekrar gorusmemislerdi. hatta andrea bir keresinde onu aramis ve nisanlisiyla istanbul'da olduklarini, gorusmek istedigini soylemisti. o da "her ne kadar acik goruslu biri olsam da damarlarimda turk kani var, nisanlinla tanismak istemiyorum" seklinde cevap vermisti. andrea gulmus, ama onu anlamisti. bir hafta once de andrea onu arayarak nisanlisindan ayrildigini soylemisti. nedenini sordugunda andrea sakayla "seni unutamadigim icin tabi, baska neden olacak" demis ve buna bayagi gulmuslerdi. ardindan uzun uzun konusmuslar ve kisa bir tatil ayarlamaya karar vermislerdi. andrea'nin durumu degismisti. artik kendisini viyana'ya baglayan sebepler ortadan kalkmisti. konusmalarinin birinde kendisiyle dunyanin her yerine gidebilecegini soylemisti. birden sucluluk duygusuna kapildi. su an yapmakta oldugu bencilce bir davranis miydi, andrea'yi kullaniyor muydu karar veremedi. sonra artik bunlari dusunmek icin cok gec oldugunu fark ederek dusuncelerinden siyrildi. hallstatt golu nefes kesici guzelligiyle onlerinde belirmisti. andrea neseyle gulerek "iste geliyoruz, ne kadar harika degil mi" diye sordu. adam "evet, ayni bes sene once biraktigimiz gibi" diye cevap verdi. avusturya'nin bu kucuk kasabasi dunyanin en guzel kasabalarindan biri olarak un yapmis turistik bir yerdi. kalacaklari otel de gol manzarali odalara sahip, cok luks olmayan, kucuk ama temiz bir yerdi. daha once de burada bir haftasonu gecirmislerdi. turkiye'ye donmeden onceki son haftasonuydu. o zaman da birlikte cok eglenmislerdi ama icleri buruktu. golde ciplak yuzmusler, komik bol kirmizi tulumlar icinde tuz madenini gezmisler, gol kiyisinda bisiklet surmuslerdi. son aksam genc kadin goz yaslarina hakim olamayip sessizce aglamis, o da kendisini zor tutmustu.
"gene aynisi olacak" diye dusundu. "buna hakkim yoktu." o sirada kalacaklari otele geldiler. giris islemlerinden sonra esyalarini odalarina birakip yuruyuse ciktilar. o aksam ve sonraki iki gun ikisi icin de harika gecti. son gun aksam yemeginde andrea neseyle konusuyor, gelecekten bahsediyordu. adam ise durgundu. kadin ona bakarak "gelecek planlarinda ben yokum" diye dusundu. yoksa ertesi gun ulkesine donecegi icin mi durgundu. karar veremedi ve her zamanki acik sozluluguyle neden durgun oldugunu sordu. adam iste zamani geldi diye dusundu ama soze nasil baslayacagini bilemedi. kendisini iki bucuk yildan sonra gormenin ne kadar guzel olmasi, son iki gun cok eglenmesi ve donecegi icin uzgun olmasi hakkinda bir seyler geveledi. kadin oturdugu yerden hafifce one egilerek gozlerini gozlerine dikti ve "bana soyleyemedigin bir sey var, ne zaman soyleyeceksin ya da soyleyecek misin?" diye sordu. adam artik daha fazla geciktiremezdi. derin bir nefes alip kadinin ellerini tuttu ve kisaca "ben kanserim" dedi. kadinin once gozleri bulutlandi, sonra yasardi. gozlerini hic ayirmadan "ne kadar kotu" diye sordu. adam "pankreas, umut yok" diye karsilik verdi. en sinsi turlerden olan bu hastalik kendisinde teshis edildiginde cok gecti. ameliyat olmayi reddetmisti. kadin ne diyecegini bilemiyordu. once uzulmus sonra bunu kendisine buraya gelmeden once soylemedigi icin kizmisti. bir sure konusmadan oturdular. andrea son iki gunu dusunuyordu. kendisi icin harika gecmisti ve icinde gelecege dair bazi hayaller yesermesine neden olmustu. bu kendisine yapilan bir haksizlik miydi? sessizligi bozan adam oldu. "bunu sana buraya gelmeden once soylemem gerekirdi" dedi. kadin ona bakinca supheleri kayboldu. "evet soylemen gerekirdi" dedi ve ekledi. "ama o zaman bu kadar harika zaman geciremezdik ve yarin seninle geliyorum." adamin gozleri kadinin gozlerini buldu ve "hayir andrea" dedi. "bundan sonra giderek kotulesecegim ve anilarindaki ben su anki halimle kalsin istiyorum." kadin bir sure bir sey ariyormus gibi gozlerinin icine bakti, sonra da cevap olarak sadece basiyla onu onayladi. zaten birlikte gecirdigi zamanlarda da onu hep anlardi.
ertesi gun hava alaninda uzun uzun sarilip vedalastilar. ikisi de ayrilana kadar kendilerini tutup aglamadi, ama ayrilir ayrilmaz goz yaslarina daha fazla engel olamadilar.
20 yil sonra.
15-16 yaslarindaki genc cocuk dua etmekle mesguldu. gecen yil kaybettigi babasinin mezarini temizlemis, cicekleri ve topragi suladiktan sonra dua etmeye koyulmustu. o sirada az ileride baska bir mezari sulayip temizlemekle mesgul genc bir kiz gordu. kiz kendisinden bir kac yas buyuk gorunuyordi. basina oylesine attigi ortunun saklayamadigi duru bir guzelligi vardi, ustelik isini buyuk bir titizlikle ve zerafetle yapiyordu. kendisini onu izlemekten alamayan genc cocuk kizin nerede oldugunu fark edince birden heyecanlandi. kiza dogru yurudu ve "merhaba, amcamin mezarinda ne yapiyorsunuz?" diye sordu. kiz dogruldu, kenarda duran cantasindan cikardigi bir mendille ellerini temizleyip sag elini genc cocuga uzatti ve yuzunde kocaman bir gulumsemeyle cevap verdi. "merhaba, adim elif julia. siz de kuzenim eren olmalisiniz."
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
yaşlanacak kadar uzun süre yaşamak
devamını gör...
türkler islamiyeti kabul etmeseydi olabilecek şeyler
iyi ki islam ile şereflendirildik, şerefsizler ne bilsin islamiyeti...
devamını gör...
hele bir de cinle evlenirsen seni oyarlar yani
muhteşem cübbeli ahmet efendinin bir sohbeti sırasında sarf ettiği güldüren pasajından bir kısım.
''cinle evlenmek insanla evlenmeye benzemez, insanla evlenen de bile adama neler ediyorlar...
hele bir de cinle evleneyim falan dersen seni oyalarlar yaaaani.
sakın ola o işlere girmeyin ha!''
demiş cübbeli ahmet efendi..
4:30 dan itibaren izleyebilirsiniz. zamanı olan baştan izlesin.
valla arkadaşlar. bir kaç gündür benimle uğraşan cin hanımla bu sabaha karşı benim elimde olmayarak sevişmiş bulundum.
aşık olmuş bana. ne biliyim. nasıl oldu anlamadım gitti...
aileme artık evliyim. gelininiz de bir cin hanım.. diyemiyorum...
hanım cin ile cinsel münasebette bulunduktan sonra kendisi bana,
artık allah'ın huzurunda da karı koca olmak zorundasın benimle.
bundan sonra bizi nikah kurtarır.. dedi.
bir anda cinler heyeti geldi. bir kalabalık, gürültü. bizi evlendirdiler.
ben de evlenmek istiyorum. dedim.
çünkü artık yalnızlık benim de canıma yetmişti..
hanımım gece beni bekle dedi.
artık hep birlikteyiz dedi. allah sonumuzu hayretsin...
''cinle evlenmek insanla evlenmeye benzemez, insanla evlenen de bile adama neler ediyorlar...
hele bir de cinle evleneyim falan dersen seni oyalarlar yaaaani.
sakın ola o işlere girmeyin ha!''
demiş cübbeli ahmet efendi..
4:30 dan itibaren izleyebilirsiniz. zamanı olan baştan izlesin.
valla arkadaşlar. bir kaç gündür benimle uğraşan cin hanımla bu sabaha karşı benim elimde olmayarak sevişmiş bulundum.
aşık olmuş bana. ne biliyim. nasıl oldu anlamadım gitti...
aileme artık evliyim. gelininiz de bir cin hanım.. diyemiyorum...
hanım cin ile cinsel münasebette bulunduktan sonra kendisi bana,
artık allah'ın huzurunda da karı koca olmak zorundasın benimle.
bundan sonra bizi nikah kurtarır.. dedi.
bir anda cinler heyeti geldi. bir kalabalık, gürültü. bizi evlendirdiler.
ben de evlenmek istiyorum. dedim.
çünkü artık yalnızlık benim de canıma yetmişti..
hanımım gece beni bekle dedi.
artık hep birlikteyiz dedi. allah sonumuzu hayretsin...
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
posta kutusunda zarf bulmak.
herhangi bir sebepten dahi olsa bankadan mail gelmesi.
herhangi bir sebepten dahi olsa bankadan mail gelmesi.
devamını gör...
türkler islamiyeti kabul etmeseydi olabilecek şeyler
tarihte şu olsaydı bu olsaydı şeklinde çıkarım ve tahminler yapmanız mantıksızlık, söz konusu geçmişte en ufak bir şey değişse bile bir çok büyük etkiye sahip olabilir.
(bkz: kelebek etkisi)
yani bu din olarak değil her anlamda, her konuda iyi yada kötü olacağını bilmemizin imkanı yoktur.
(bkz: kelebek etkisi)
yani bu din olarak değil her anlamda, her konuda iyi yada kötü olacağını bilmemizin imkanı yoktur.
devamını gör...
türkler islamiyeti kabul etmeseydi olabilecek şeyler
başka birşey bulup cahil halkı yine kandırırlardı.
devamını gör...
yazmayan yazar
daha önemli başka işleri olan yazardır.
devamını gör...
son yıllarda flört etmenin tadının kalmaması
herşeyi tükettiğimiz gibi ilişkileride tüketiyoruz.
devamını gör...
son yıllarda flört etmenin tadının kalmaması
çünkü kadın olsun erkek olsun her şey biran önce olsun bitsin istiyor. sabır, hasret, aşk gibi duygular çoktan tarihin derinliklerinde yerini almış.
insanlarda tahammül yok, her şey egosunu okşasın istiyor. en ufak bir olumsuzluk hemen terk etmek veya ayrılık getiriyor.
dolayısıyla bir insan için emek vermek, bir de şu lanet olası sosyal medya yüzünden " aptallık" yaftası yemiş.
onun için artık o eskilerde yaşanan sevdalar artık masal oldu.
insanlarda tahammül yok, her şey egosunu okşasın istiyor. en ufak bir olumsuzluk hemen terk etmek veya ayrılık getiriyor.
dolayısıyla bir insan için emek vermek, bir de şu lanet olası sosyal medya yüzünden " aptallık" yaftası yemiş.
onun için artık o eskilerde yaşanan sevdalar artık masal oldu.
devamını gör...
yoldaş bakkal rozet önerileri
müzik bölümünde duman var mfö yok arkadaş ben de ona hayret ediyorum. mfö ülkenin gelmiş geçmiş en iyi müzik grubudur. gençliklerinden şöyle güzel bir fotoğraf iyi olurdu doğrusu.
devamını gör...