zaman tüneli
gerçek suç
orijinal adı ile true crime.
true crime adında başlık var ama filmle alakası yok aman diyeyim oraya taşımayın başlığı.
1999 yapımı gerilim/gizem türündeki filmin yönetmenliğini ise clint eastwood yapmıştır.
clint eastwood filmi olduğunu son sahnede her zamanki sigara içmesinden anladım. adam bir yerden tanıdık geliyor dedim sürekli film boyunca ve son sahnede çözebildim anca.
film yanlış zamanda yanlış yerde olma üzerine ama tabii işleniş çok farklı. siyahi bir adam markete girer ve market soyulup kasiyer vurulur. adam kasiyere yardım edeyim derken biri gelip onu görür siyahi adam kadın öldüğü için korkup kaçmaya başlar, yakalanıp hapse atılınca da suçsuzluğunu ispatlaması oldukça zor olur.
zaten filmin sonunda idama kadarda gidiyor.
bana biraz yeşil yol filmini andırdı. her ne kadar yeşil ile benzeyen bir çok film görsem de herkes kendince bir şeyler katmış filmlerine tabii. mesela ülkemizde de yayınlanan 7. koğuştaki mucize filmi benziyor ama kendince farklılık koymuşlar, o da başka yerden uyarlama zaten de konu o değil.
film birazda ön yargılarımızdan dem vurmuyor değil. her ne kadar adamın kaçması saçma gelse de onun yerinde olsak biz ne yaparız diye düşünmek gerekir ki sonuç çoğunlukla aynı olacaktır. çok eski olmasına rağmen izlenir bir film diyebilirim. iyi seyirler.
true crime adında başlık var ama filmle alakası yok aman diyeyim oraya taşımayın başlığı.
1999 yapımı gerilim/gizem türündeki filmin yönetmenliğini ise clint eastwood yapmıştır.
clint eastwood filmi olduğunu son sahnede her zamanki sigara içmesinden anladım. adam bir yerden tanıdık geliyor dedim sürekli film boyunca ve son sahnede çözebildim anca.
film yanlış zamanda yanlış yerde olma üzerine ama tabii işleniş çok farklı. siyahi bir adam markete girer ve market soyulup kasiyer vurulur. adam kasiyere yardım edeyim derken biri gelip onu görür siyahi adam kadın öldüğü için korkup kaçmaya başlar, yakalanıp hapse atılınca da suçsuzluğunu ispatlaması oldukça zor olur.
zaten filmin sonunda idama kadarda gidiyor.
film birazda ön yargılarımızdan dem vurmuyor değil. her ne kadar adamın kaçması saçma gelse de onun yerinde olsak biz ne yaparız diye düşünmek gerekir ki sonuç çoğunlukla aynı olacaktır. çok eski olmasına rağmen izlenir bir film diyebilirim. iyi seyirler.
devamını gör...
sabaha bir türkü bırak
bu seferlik affınıza sığınarak bir yerine iki türkü bırakıyorum. o kadarlık da hatırımız olsun. sonuçta büssürü mesaimiz var.
bir link iki türkü.
bir link iki türkü.
devamını gör...
akp'nin muhalefet korkusu
akpnin tüm muhalefet siyaseti, muhalefetin sözümona 'ayrıcalıklı' sınıftan olması algısı üzerinedir. zübükler, adaleti savunanı görünce hemen ötekileştirir ki hak yemeye devam edebilsin. seçmenine, muhalefet partilerinin liderlerinin halkın içinden gelmediği yalanını yayar ki kendi hukuksuzluğunu 'içinizden biriyim' palavrasıyla kabul ettirsin, kendi elitlerini oluşturup halka parmak sallasın.
cumhuriyet sayesinde okuyup muhalefete yönelen siyasetçileri tanıyalım;
mesela özgür özel manisalıdır, devlet okullarında eğitim alıp eczacı olan, sonrasında politikaya giren gerçek bir türkiye cumhuriyeti vatandaşıdır.
imamoğlu, trabzon köylüsüdür. ailesinden de genetik miras olan vizyonu ve insan sevgisi sayesinde birer birer basamakları tırmanmıştır. resmen cumhuriyetin kazanımıdır. bu yüzden hapiste.
selahattin demirtaş diyarbakırlı bir zazadır. gençliğinde babasının tadilatçı dükkanında çalışmış, avukat tutamayacak kadar yoksul olduklarından bileğinin hakkıyla hukuk okumuştur.
o da bu yüzden hapistedir.
muharrem ince, yalova çiftçisidir. okuyup fizik öğretmeni olmuştur.
muhalefetin arasında en 'elit' kalan ümit özdağdır. babası ondörtlerdeki askerlerdendir. ama bu ona bir ayrıcalık değil tam tersi zulüm olarak dönmüştür, nitekim ülkü ocakları faaliyeti yüzünden ted kolejinden atılması arkasında bir güç olmadığının delilidir.
ek: ben ne diyom aktroller ne diyor. yaw he he.
cumhuriyet sayesinde okuyup muhalefete yönelen siyasetçileri tanıyalım;
mesela özgür özel manisalıdır, devlet okullarında eğitim alıp eczacı olan, sonrasında politikaya giren gerçek bir türkiye cumhuriyeti vatandaşıdır.
imamoğlu, trabzon köylüsüdür. ailesinden de genetik miras olan vizyonu ve insan sevgisi sayesinde birer birer basamakları tırmanmıştır. resmen cumhuriyetin kazanımıdır. bu yüzden hapiste.
selahattin demirtaş diyarbakırlı bir zazadır. gençliğinde babasının tadilatçı dükkanında çalışmış, avukat tutamayacak kadar yoksul olduklarından bileğinin hakkıyla hukuk okumuştur.
o da bu yüzden hapistedir.
muharrem ince, yalova çiftçisidir. okuyup fizik öğretmeni olmuştur.
muhalefetin arasında en 'elit' kalan ümit özdağdır. babası ondörtlerdeki askerlerdendir. ama bu ona bir ayrıcalık değil tam tersi zulüm olarak dönmüştür, nitekim ülkü ocakları faaliyeti yüzünden ted kolejinden atılması arkasında bir güç olmadığının delilidir.
ek: ben ne diyom aktroller ne diyor. yaw he he.
devamını gör...
bağıra bağıra söylenebilecek şarkılar
zakkum'un şarkılarından bir kısmı ve şebnem ferah şarkılarının çoğu.
devamını gör...
son durak
(bkz: final destination bloodlines)
serinin yenisi çekildiği için netflix anında eskileri koymuş. azrail kovalar beyler, dikkat edelim. nefis film.
ikincisindeki otoban - araba kazası sahnesine hastayım. 4'den sonra, efektlerle birlikte ölüm olayları yapay gelmeye başladı. adam kazığa giriyor mesela, bağırsağı çıkıyor. bu saçma. üçüncü filmde solaryumda yanan ikizler gerçekti mesela. çok da süperlerdi, üzülmüştüm ben. hot sisters olayına giremedim daha, kısmet.
serinin yenisi çekildiği için netflix anında eskileri koymuş. azrail kovalar beyler, dikkat edelim. nefis film.
ikincisindeki otoban - araba kazası sahnesine hastayım. 4'den sonra, efektlerle birlikte ölüm olayları yapay gelmeye başladı. adam kazığa giriyor mesela, bağırsağı çıkıyor. bu saçma. üçüncü filmde solaryumda yanan ikizler gerçekti mesela. çok da süperlerdi, üzülmüştüm ben. hot sisters olayına giremedim daha, kısmet.
devamını gör...
böbrek taşı
geçtiğimiz ramazanda vurmuştu beni de. bir sabah kasığımın sol tarafında sol böbreğimden inen bir ağrıyla uyandım. öyle böyle bir ağrı değil kıvranıyorum acıdan. bir de midem bulanıyor . yallah şehir hastanesi aciline.
testler yapıldı filan, ürolojiden randevu alacaksın dediler idrarda kan var dedi acil doktoru. hemen aldım gittik doktora, görüntüleme soktu ve bingo. 2 mm çapında bir taş. tam mesaneye inmek üzereymiş ve ufak olduğu için cerrahi müdahaleye de gerek yokmuş neyse ki, bikaç ilaç verip bol su içme telkiniyle yolladı. o kadar şanslıyım ki, o doktora gittiğim günün gecesi afedersin işerken çat diye klozete düştü taş.
ama işte bazen o kadar şanslı olunamıyor. çeken bilir kısacası, herkese geçmiş olsun.
testler yapıldı filan, ürolojiden randevu alacaksın dediler idrarda kan var dedi acil doktoru. hemen aldım gittik doktora, görüntüleme soktu ve bingo. 2 mm çapında bir taş. tam mesaneye inmek üzereymiş ve ufak olduğu için cerrahi müdahaleye de gerek yokmuş neyse ki, bikaç ilaç verip bol su içme telkiniyle yolladı. o kadar şanslıyım ki, o doktora gittiğim günün gecesi afedersin işerken çat diye klozete düştü taş.
ama işte bazen o kadar şanslı olunamıyor. çeken bilir kısacası, herkese geçmiş olsun.
devamını gör...
sabaha bir türkü bırak
sabah sabah sıçtın ağzıma piko...
devamını gör...
uzun süreli ilişki
bir sene ve uzeri iliskileri ben uzun sureli iliskiler olarak goruyorum.
bana en anlamli gelenler de bunlar.
simdiye kadar 7 tane uzun sureli iliskim olmus.
bana en anlamli gelenler de bunlar.
simdiye kadar 7 tane uzun sureli iliskim olmus.
devamını gör...
komünist yazarlar
hocam marx'dan sonra ekonomi ile ilgili o kadar çok şey değişti ki...o kadar çok değişken katıldı ki ekonomi bilimine...e tabi bizde değiştik, fikirlerimiz revize oldu, modifiye oldu zaten diyalektik de bunu söylemiyor mu? aynı nehirde 2 kere yıkanılmaz...ha 180 derece mi değiştik? tabi ki değil ama artık kuru kuruya gomaniizmmmm demek bana garip geliyor. bakınız: çin....
devamını gör...
graveyard keeper
100+ saati pc'de, 100+ saati de xbox'ta devirdiğim, düşünürken bile kafamın içini karıncalandıran ve arka arkaya yüklenen görevlerle strese sokan oyun. kendisinin öncülü olan stardew valley ve diğer benzerlerinde olduğu gibi bu oyun da "sit back and relax" diye tanımlansa bile ismi geçen oyuna aşina olan* arkadaşlar bu işlerin hiç de öyle olmadığını, oyunun bir yerden sonra şuna dönüştüğünü fark* edeceklerdir.

geçirdiğiniz* bir trafik kazasının ardından başka boyuttaki fantastik bir köyde uyanarak, o köyün bir önceki mezarlık bekçisinin yerini alıyorsunuz oyunda. başlıca sorumluluğunuz evinize dönmek ama bunu yapmanızın yolu da belirli bir rutinin dışında morgunuza bırakılan cesetlerle ve köyün mezarlığıyla ilgilenmekten geçiyor. cesetleri tahnit etmeli, tercihinize göre gömmeli, yakmalı ya da uğraşacak vaktiniz yoksa evinizin biraz batısındaki yırmağa atmalısınız. tabii bu kolaylık cesedi yakınca ya da gömünce aldığınız sertifikadan, haliyle gelirinizden de olmanız anlamına geliyor. bu kadar basit anlattığıma bakmayın, oyunda inanılmaz seviyede bir crafting ve materyal dinamiği var. cesetleri gömmek için mezarlığı düzenlemeli, ana görevde ilerlemek için mezarlığı güzelleştirmeli, bunun için cesetleri çürümeden gömmeli, cesetlerin çürümemesi için morgunuzu geliştirmeli*, morgunuzu geliştirmek için tadilasdfsdfgh hoff yazarken bile koltukta huzursuzca kıpırdandım... ki bunlar oyunun henüz başlarında uğraşmanız gereken şeyler. daha tarım mekaniklerinden, ticaretten, cesetleri zombileştirerek başlardaki ufak tefek amelelikleri onlara yükleyebildiğiniz dlc'sinden bahsetmedim bile... oyunda ihtiyacınız olan neredeyse her şeyi kendiniz bi şekilde craft edebiliyorsunuz. üşenenler çeşitli vendorlardan satın alabilir ama o ekonomiye gelebilmek için de ciddi bir uğraş vermeniz gerekiyor.
kimler sever? açık dünyada sağa sola gidem, ırgatlık edem, ağaç kesem, çapa vuram, taş kıram, envanter yönetem diyen amele ruhlu oyuncular sever. stardew valley'in başarılı bir benzeri olduğu için tabii ki sv'ciler sever. sv'ciler b.k atabilirler kopyalara (gerçi niye atsınlar) ama o da harvest moon kopyası olduğu için o toplara isterseniz hiç girmeyelim. minecraftçılar sever ama sakın ha öyle bi sandbox oynanışı beklemeyin, sadece aşırı geniş crafting olanaklarından ötürü söylüyorum bunu. şöyle büyükçe bi yetenek ağacı olsun, bi dalı açmak için g.tümü yırtayım diyenler sever. "ben oynadığım oyunda biraz nüktedanlık ararım, popüler kültür göndermeleri olsun, gönderme vaaar, selam çakmışlaaağğr diyecekler sever. pikselciler sever. otizm spektrumundakiler sever. aksiyon, gerçekçi grafik vs. peşindekiler sevmez.

geçirdiğiniz* bir trafik kazasının ardından başka boyuttaki fantastik bir köyde uyanarak, o köyün bir önceki mezarlık bekçisinin yerini alıyorsunuz oyunda. başlıca sorumluluğunuz evinize dönmek ama bunu yapmanızın yolu da belirli bir rutinin dışında morgunuza bırakılan cesetlerle ve köyün mezarlığıyla ilgilenmekten geçiyor. cesetleri tahnit etmeli, tercihinize göre gömmeli, yakmalı ya da uğraşacak vaktiniz yoksa evinizin biraz batısındaki yırmağa atmalısınız. tabii bu kolaylık cesedi yakınca ya da gömünce aldığınız sertifikadan, haliyle gelirinizden de olmanız anlamına geliyor. bu kadar basit anlattığıma bakmayın, oyunda inanılmaz seviyede bir crafting ve materyal dinamiği var. cesetleri gömmek için mezarlığı düzenlemeli, ana görevde ilerlemek için mezarlığı güzelleştirmeli, bunun için cesetleri çürümeden gömmeli, cesetlerin çürümemesi için morgunuzu geliştirmeli*, morgunuzu geliştirmek için tadilasdfsdfgh hoff yazarken bile koltukta huzursuzca kıpırdandım... ki bunlar oyunun henüz başlarında uğraşmanız gereken şeyler. daha tarım mekaniklerinden, ticaretten, cesetleri zombileştirerek başlardaki ufak tefek amelelikleri onlara yükleyebildiğiniz dlc'sinden bahsetmedim bile... oyunda ihtiyacınız olan neredeyse her şeyi kendiniz bi şekilde craft edebiliyorsunuz. üşenenler çeşitli vendorlardan satın alabilir ama o ekonomiye gelebilmek için de ciddi bir uğraş vermeniz gerekiyor.
kimler sever? açık dünyada sağa sola gidem, ırgatlık edem, ağaç kesem, çapa vuram, taş kıram, envanter yönetem diyen amele ruhlu oyuncular sever. stardew valley'in başarılı bir benzeri olduğu için tabii ki sv'ciler sever. sv'ciler b.k atabilirler kopyalara (gerçi niye atsınlar) ama o da harvest moon kopyası olduğu için o toplara isterseniz hiç girmeyelim. minecraftçılar sever ama sakın ha öyle bi sandbox oynanışı beklemeyin, sadece aşırı geniş crafting olanaklarından ötürü söylüyorum bunu. şöyle büyükçe bi yetenek ağacı olsun, bi dalı açmak için g.tümü yırtayım diyenler sever. "ben oynadığım oyunda biraz nüktedanlık ararım, popüler kültür göndermeleri olsun, gönderme vaaar, selam çakmışlaaağğr diyecekler sever. pikselciler sever. otizm spektrumundakiler sever. aksiyon, gerçekçi grafik vs. peşindekiler sevmez.
devamını gör...
sabaha bir türkü bırak
dün döngüdeydi, atölyede kulak kulağa, baş başaydık. gözyaşım sel gibiydi, dinmek bilmedi.
bir çorum bozlağı bu. bu yozgat'tan, çorum'dan, iç anadolu'dan neler çıkıyor, bu nida neler söylüyor?
arzuhalım sana ey kaşı keman
dara düştüm kerem eyle al beni
od düştü sineme aman ha aman
aşkın ateşine etme kül beni
neredeysen kömür gözlüm bul beni
kaynak kişi: aşık haydar öztürk.
bir çorum bozlağı bu. bu yozgat'tan, çorum'dan, iç anadolu'dan neler çıkıyor, bu nida neler söylüyor?
arzuhalım sana ey kaşı keman
dara düştüm kerem eyle al beni
od düştü sineme aman ha aman
aşkın ateşine etme kül beni
neredeysen kömür gözlüm bul beni
kaynak kişi: aşık haydar öztürk.
devamını gör...
böbrek taşı
bu illet ile başı belada olan herkese çok çok geçmiş olsun diliyorum. biliyorum neler yaşattığını, süründürdüğünü berbat bir şey bu.. korkumdan dışarda salata yememeye çalışıyorum, ıspanak sadece evde belki senede iki defa yeniliyor. o da yıkarken haşatını çıkartıyoruz. sirkesiydi, tuzuydu bitmiyor. vücudun içine bir şekilde giriyor, yaratıyor kendini insafsız. beni 1 ay komple sistem dışı bırakmıştı. işe döndüğümde bir çalışma arkadaşım aman sen de ne nazlı şeysin bir taşı düşüremedin demişti. sadece yüzüne baktım ve nefesimi tuttum. 1-2 haftaya kalmadı kum düşürmeye başladı. her gün işe geç geliyordu ve bir gün bana baktı 'sen içlendin dimi bana dedi' 'evet' dedim ne yalan söyleyeyim. neler yaşadığını artık anladım lütfen artık beni sal dedi. bu da böyle bir anımdır. taş deyip geçmeyin mide bulandırıcı, süründürücü bir süreç..
devamını gör...
komünist yazarlar
bir kaç tanesi hariç kalanı klasik kemalist. okuyorum okuyorum zerre kadar ekonomi ile ilgili yorumlar göremiyorum. eşitlik yok, adalet yok üstüne üstlük bir de boğaz aşireti savunucuları. yağni tüsiad'cılar. klasik yaşam tarzını korumaya çalışan chp'cilerden. bu da onları heçbir şey yapar. muhtemelen chp'den otlanıyorlar. ehli sonnilerin akp'den otlandığı gibi.
devamını gör...
gastronomi
yemek çoğu zaman günlük bir alışkanlık, sadece karnımızı doyurduğumuz bir eylem gibi görünür. ama biraz daha yakından baktığımızda, her tabakta sadece malzeme değil, düşünce, kültür ve bilinçli tercihler olduğunu fark ederiz. gastronomi işte tam da bu yüzden sıradan bir etkinlik değil; bilim, sanat ve felsefenin birleşiminde duran çok katmanlı bir alan.
bir yemeği hazırlamak, aslında küçük bir laboratuvar deneyine benzer. ısı, zaman ve malzeme oranı, belirli kimyasal reaksiyonları tetikler. örneğin, ekmeğin kabuğundaki kızarmış tabaka ya da etin dış kısmında oluşan kahverengilik, sadece lezzet değil, bilimsel süreçlerin bir sonucudur. bu anlamda gastronomi, doğrudan kimya ve fizik bilgisiyle ilişkilidir. ama mesele yalnızca bu kadar teknik değildir.
bir yemeğin bizde uyandırdığı his, onunla kurduğumuz duygusal ve zihinsel bağla ilgilidir. bazı tatlar bizi çocukluğumuza, anneannemizin mutfağına ya da özel bir ana götürür. bu yüzden tat almak, yalnızca dilimizdeki hücrelerle değil, hafızamızla ve duygularımızla da ilgilidir. yemek, belleği uyandıran, zamanı büken ve geçmişi bugüne taşıyan bir araç haline gelir.
yemeğin toplumsal yönü de çok güçlüdür. ne yediğimiz, nasıl ürettiğimiz ve kiminle paylaştığımız; değerlerimizi, kültürümüzü ve dünyaya bakış açımızı yansıtır. bu yüzden gastronomi aynı zamanda etik bir alandır. gıda israfı, sürdürülebilir üretim, hayvansal ürünlerin kaynak kullanımı gibi konular, yemekle ilgili kararlarımızı sadece damak tadı değil, vicdan üzerinden de şekillendirir.
gastronomi aynı zamanda bir estetik deneyimdir. yemeğin görüntüsü, sunumu, renklerin uyumu, tabaktaki düzen... tüm bunlar görsel algımıza hitap eder. bazen bir şefin hazırladığı tabak, bir ressamın tuvali kadar etkileyici olabilir. çünkü yemek, yalnızca yenilecek bir nesne değil; bazen duygusal, bazen sanatsal bir ifade biçimidir.
ama belki de gastronominin en çarpıcı boyutu, onun insan doğasıyla olan derin ilişkisidir. açlık, insanın en temel içgüdüsüdür. ama biz insanlar, bu içgüdüyü sadece bastırmakla yetinmeyiz; onu biçimlendirir, anlam katar, bir kültür yaratırız. pişirmek, düzenlemek, paylaşmak… bunların hepsi insanın doğayla kurduğu yaratıcı ve düşünsel ilişkinin parçalarıdır.
bir yemeği hazırlamak, aslında küçük bir laboratuvar deneyine benzer. ısı, zaman ve malzeme oranı, belirli kimyasal reaksiyonları tetikler. örneğin, ekmeğin kabuğundaki kızarmış tabaka ya da etin dış kısmında oluşan kahverengilik, sadece lezzet değil, bilimsel süreçlerin bir sonucudur. bu anlamda gastronomi, doğrudan kimya ve fizik bilgisiyle ilişkilidir. ama mesele yalnızca bu kadar teknik değildir.
bir yemeğin bizde uyandırdığı his, onunla kurduğumuz duygusal ve zihinsel bağla ilgilidir. bazı tatlar bizi çocukluğumuza, anneannemizin mutfağına ya da özel bir ana götürür. bu yüzden tat almak, yalnızca dilimizdeki hücrelerle değil, hafızamızla ve duygularımızla da ilgilidir. yemek, belleği uyandıran, zamanı büken ve geçmişi bugüne taşıyan bir araç haline gelir.
yemeğin toplumsal yönü de çok güçlüdür. ne yediğimiz, nasıl ürettiğimiz ve kiminle paylaştığımız; değerlerimizi, kültürümüzü ve dünyaya bakış açımızı yansıtır. bu yüzden gastronomi aynı zamanda etik bir alandır. gıda israfı, sürdürülebilir üretim, hayvansal ürünlerin kaynak kullanımı gibi konular, yemekle ilgili kararlarımızı sadece damak tadı değil, vicdan üzerinden de şekillendirir.
gastronomi aynı zamanda bir estetik deneyimdir. yemeğin görüntüsü, sunumu, renklerin uyumu, tabaktaki düzen... tüm bunlar görsel algımıza hitap eder. bazen bir şefin hazırladığı tabak, bir ressamın tuvali kadar etkileyici olabilir. çünkü yemek, yalnızca yenilecek bir nesne değil; bazen duygusal, bazen sanatsal bir ifade biçimidir.
ama belki de gastronominin en çarpıcı boyutu, onun insan doğasıyla olan derin ilişkisidir. açlık, insanın en temel içgüdüsüdür. ama biz insanlar, bu içgüdüyü sadece bastırmakla yetinmeyiz; onu biçimlendirir, anlam katar, bir kültür yaratırız. pişirmek, düzenlemek, paylaşmak… bunların hepsi insanın doğayla kurduğu yaratıcı ve düşünsel ilişkinin parçalarıdır.
devamını gör...
son durak
2000 yapımı korku/gizem türündeki filmin yönetmenliğini ise james wong yapmıştır.
bir zamanlar bu seriyi deli gibi izlerdim, fikri beğenmiştim kendimce ve korku türü için halen güzel bir fikir diye düşünsem de artık izlediğimi söyleyemem. korku temalı filmlerden mümkün olduğunca uzak duruyorum çünkü bir amaç görmüyorum filmde. yani bana verebileceği tek şey korku o da bazen çok komik oluyor tabii onun komik oluşu biraz eziyet içerdiği için sevmiyorum ve uzak duruyorum.
filmin başında bir kaza olacağını gören bir kızın gözünden izliyoruz filmi. kız bir kaza yaşandığını görüyor ve bir anda olayların aslında olmadan gördüğünü fark edince hemen arkadaşlarını olacak olan kazadan uzaklaştırır. tabii kendini insanlara birazdan kaza olacak diye inandırmak bir yana kaza gerçekleştikten sonra insanlar tek tek ölmeye başlayınca ölüm sırası olduğunu anlatmak başka bir yana. her seferinde illa öyle şey mi olur diyerek ölüyor ve herkese örnek oluyor. daha sonra içlerinden bazıları tamam ne diyorsan yapalım dese bile yine bir yerden sonra sıkılıp zinciri koparabiliyorlar. kız bu ölümlerin sıralı olduğunu anladıktan sonra sırası geleni korumak gerektiğini anlar ama her seferinde de başarısız olur. sıranın sonunda da kendisi olduğu için elinden geleni fazlasıyla yapıyor ama işi çok zor tabii.
filmde belli yerlerde yok artık bu kadarda olmaz diyor insan. özellikle bir kablo sahnesi var ki kablo resmen kovalıyor sanki bilinç sahibi. filmin temelinde domino etkisi gördüğüm için bu bana biraz abartı gelmişti.
seri olarak güzel film ama tabii çok eskidiği için belli yerlerde hatta filmin genelinde sıkılabilirsiniz. iyi seyirler yine de.
bir zamanlar bu seriyi deli gibi izlerdim, fikri beğenmiştim kendimce ve korku türü için halen güzel bir fikir diye düşünsem de artık izlediğimi söyleyemem. korku temalı filmlerden mümkün olduğunca uzak duruyorum çünkü bir amaç görmüyorum filmde. yani bana verebileceği tek şey korku o da bazen çok komik oluyor tabii onun komik oluşu biraz eziyet içerdiği için sevmiyorum ve uzak duruyorum.
filmin başında bir kaza olacağını gören bir kızın gözünden izliyoruz filmi. kız bir kaza yaşandığını görüyor ve bir anda olayların aslında olmadan gördüğünü fark edince hemen arkadaşlarını olacak olan kazadan uzaklaştırır. tabii kendini insanlara birazdan kaza olacak diye inandırmak bir yana kaza gerçekleştikten sonra insanlar tek tek ölmeye başlayınca ölüm sırası olduğunu anlatmak başka bir yana. her seferinde illa öyle şey mi olur diyerek ölüyor ve herkese örnek oluyor. daha sonra içlerinden bazıları tamam ne diyorsan yapalım dese bile yine bir yerden sonra sıkılıp zinciri koparabiliyorlar. kız bu ölümlerin sıralı olduğunu anladıktan sonra sırası geleni korumak gerektiğini anlar ama her seferinde de başarısız olur. sıranın sonunda da kendisi olduğu için elinden geleni fazlasıyla yapıyor ama işi çok zor tabii.
filmde belli yerlerde yok artık bu kadarda olmaz diyor insan. özellikle bir kablo sahnesi var ki kablo resmen kovalıyor sanki bilinç sahibi. filmin temelinde domino etkisi gördüğüm için bu bana biraz abartı gelmişti.
devamını gör...
orijinalinden daha iyi olan coverlar
allah günah yazmasın da the smiths’in big mouth’unu placebo’dan dinlemeyi seviyorum.
devamını gör...
terörizm
abd'nin ramazan bayramı için toplanmış yemen köylülerinin üstüne bomba atıp 107 kişiyi, afganistan'da düğün için toplanmış insanların üstüne füzeyle saldırıp 198 kişiyi, iran'a ait yolcu uçağını düşürüp 290 sivil yolcuyu öldürmesi... bu cinayetler terörizm olarak değerlendirilemez.
neden? çünkü abd beyaz şapka giymektedir.
ancak bir yemenli bir pazar ayini sırasında abd'de bir evangelist kilisesine girip kendisini patlatarak 110 hıristiyanı öldürürse bu lanetlenmesi gereken bir terör eylemidir.
ya da bir amerikan iç hatlar seferi yapan bir yolcu uçağı bir manpadle vurulup düşürülürse teröristlerin yakılarak öldürülmesini gerektiren bir terör eylemidir.
neden? çünkü beyaz amerikalıların kanı kırmızı akar.
neden? çünkü abd beyaz şapka giymektedir.
ancak bir yemenli bir pazar ayini sırasında abd'de bir evangelist kilisesine girip kendisini patlatarak 110 hıristiyanı öldürürse bu lanetlenmesi gereken bir terör eylemidir.
ya da bir amerikan iç hatlar seferi yapan bir yolcu uçağı bir manpadle vurulup düşürülürse teröristlerin yakılarak öldürülmesini gerektiren bir terör eylemidir.
neden? çünkü beyaz amerikalıların kanı kırmızı akar.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
şüphesiz ki merak edip dinleyenler en şanslı olanlardır.
devamını gör...
günaydın sözlük
"istemem..
aşkın kızılca kıyamet rengiyle sevilmeyi..
bana denizin mavisi, bulutların rengiyle gel.
sarıldığımda huzuru, kokladığımda toprak kokusunu hissedeyim.
bana yüreğinle gel...! "
bedirhan almas
herkesi ait olduğu yere koyduğunda
ne de güzel şey şu yaşamak..
yorma kalbini, tükenme..
sev..
en çok kendini,
sonra sevginin kıymetini bilenleri..!
günaydın dostlar....
aşkın kızılca kıyamet rengiyle sevilmeyi..
bana denizin mavisi, bulutların rengiyle gel.
sarıldığımda huzuru, kokladığımda toprak kokusunu hissedeyim.
bana yüreğinle gel...! "
bedirhan almas
herkesi ait olduğu yere koyduğunda
ne de güzel şey şu yaşamak..
yorma kalbini, tükenme..
sev..
en çok kendini,
sonra sevginin kıymetini bilenleri..!
günaydın dostlar....
devamını gör...
