zaman tüneli
netanyahu'nun türkiye'yi tehdit etmesi
izin versen de olamazlar zaten merak etme hocam. bunlar kim imparatorluk kim. başımızdaki siyasal partiden bahsediyorum.
devamını gör...
netanyahu'nun türkiye'yi tehdit etmesi
türkiye'yi değil, neo-osmanlıcıları "tehdit" etmiştir.
devamını gör...
die my love
yönetmeni olan lynne ramsay'in oldukça temiz ve güzel bir iş çıkardığı, görüntü yönetmeni seamus mcgarvey'in ise filmi oldukça yüksek bir yere çıkardığını düşündüğüm, başrol oyuncuları olan robert pattinson ve jennifer lawrence'ın ise güzel bir performans ile filmde yer aldıklarını düşündüğüm tuhaf olduğu kadar güzel bir film die my love...
özellikle annelik sonrası depresyon, içsel patlamalar, ilişkiye yabancılaşma gibi kısımları çok güzel ama biraz fazla dağınık anlatan bir film.
oyuncu jennifer lawrence filmle kendini fazla mı içselleştirmiş bilinmez ama çok fazla göze sokularak izletiliyor bize, aynı orantıda robert de geri planda kalmış, sanki yönetmen evliliğe karşı ikisinin bakış açısını anlatır gibi ama söylediğim üzere dağınık bir senaryoyla anlatmış bizlere filmi...
konusu gereği kadının deliliği ve adım adım bunu yükseğe taşıması, içsel patlamalarına karşı yer yer kendini kontrol edemediği öfke nöbetlerini o kadar gerçekçi bularak izledim ki, yer yer inanın bazı noktalarda içime öküz oturdu... biraz daha toplayıcı ve insanın odak noktasını tamamen filme adamasına yardımcı olacak bir senaryo ile film çok yüksek bir yerde yer alabilirmiş ama senaryodaki bazı yerler insanı boğuyor ve dağınıklık yüzünden tüm ilgi kayboluyor ister istemez...
filmin müzikleri şahane, daha da şahane kısmı insanın kopan odak noktasını tekrar içine çeken sinematografisi bence... o kadar şahane ki gözlerim bayram etti desem yalan söylemem...
kısacası güzel olduğu kadar eksik bir izlenim bırakıyor insanda.
özellikle annelik sonrası depresyon, içsel patlamalar, ilişkiye yabancılaşma gibi kısımları çok güzel ama biraz fazla dağınık anlatan bir film.
oyuncu jennifer lawrence filmle kendini fazla mı içselleştirmiş bilinmez ama çok fazla göze sokularak izletiliyor bize, aynı orantıda robert de geri planda kalmış, sanki yönetmen evliliğe karşı ikisinin bakış açısını anlatır gibi ama söylediğim üzere dağınık bir senaryoyla anlatmış bizlere filmi...
konusu gereği kadının deliliği ve adım adım bunu yükseğe taşıması, içsel patlamalarına karşı yer yer kendini kontrol edemediği öfke nöbetlerini o kadar gerçekçi bularak izledim ki, yer yer inanın bazı noktalarda içime öküz oturdu... biraz daha toplayıcı ve insanın odak noktasını tamamen filme adamasına yardımcı olacak bir senaryo ile film çok yüksek bir yerde yer alabilirmiş ama senaryodaki bazı yerler insanı boğuyor ve dağınıklık yüzünden tüm ilgi kayboluyor ister istemez...
filmin müzikleri şahane, daha da şahane kısmı insanın kopan odak noktasını tekrar içine çeken sinematografisi bence... o kadar şahane ki gözlerim bayram etti desem yalan söylemem...
kısacası güzel olduğu kadar eksik bir izlenim bırakıyor insanda.
devamını gör...
bugün kendin için ne yaptın sorusu
yazın balkondaki çakmak sıcaktan patlayıp gözlüğümün camını çatlatmıştı. sürekli erteliyordum hazır boşken göz doktoruna geldim. üç tane birbirini tanımayan abla düşük göz kapağı sebebiyle gelmişler. konuşmaya başladılar. 52 yasinda olanın ameliyat olması lazımmış ama yaş ilerledikçe işlem ücreti düştüğü için biraz daha yaşlanmayı bekliyormuş. muayenem bitsin de gidip dertli sekilde sigara içeyim.
devamını gör...
bugün kendin için ne yaptın sorusu
endişelenmeyin, hatta hiç bir şey yapmaya çalışıp boşuna üzülmeyin.. hamdossun hökümatınız sizin için elinden geleni ardına komayacak bir iştiha ile çalışıyor. yapmanız gereken tek şey sadece sürprizleri beklemek ossun.
yaptıkları yapacaklarının teminatı olan yöneticileriniz var.. onları bunun için seçmediniz mi..?
yaptıkları yapacaklarının teminatı olan yöneticileriniz var.. onları bunun için seçmediniz mi..?
devamını gör...
sıramı bekliyorum
az evvel yine maruz kaldığım şarkı oldu kendisi.. kapıcılar kralı mıydı çöpçüler kralı mıydı neydi.. her şeyi gazeteye şikayet eden amca da aklıma geldi aynı anda.. dedim yazacağım ben bunu..
başlığı da ben açmışım ya hu.. aynı fikirdeyim zaten tam bir iptal iptal iptal şarkısı..
dinlerken bir yandan sinirlerim zıplıyor, anksiyetem tuttu malum moda olduğunu konuşmuştuk yayında.. benim neyim eksik yani anksiyetelere tutulmaktan...
leş gibi sözleri var şarkının.. evlerden ırak..
sözleri şöyle aşağıya bırakıyorum..
yemin ettim üstüne en sevgili şeylerin
sen eninde sonunda benim yârim olacaksın
yüreğine yazıldım, bekliyorum sıramı
kalpten kalbe dolaş gel
bende son bulacaksın
aldırmam geçen zamana, geçsin varsın
ne çıkar ömründen her gün biri azalsın
bana ne yüzündeki çizgilerden
sen eninde sonunda benim olacaksın
haydi güle güle git, uğurlar olsun
yolun bir yerinde elbet yorulursun
kendimi saklıyorum
vakit gelince sеn beni bulursun
haydi güle güle git, uğurlar olsun
yolun bir yеrinde elbet yorulursun
kendimi saklıyorum
vakit gelince sen beni bulursun
yüreğine yazıldım, bekliyorum sıramı
kalpten kalbe dolaş gel
bende son bulacaksın
zamanın bakış açısı mı deyim , kadınların böyle sinek kadar kocam olsun başımda bulunsun davası mı, kendi değerini kıymetini bilememe halinin yansıması mı bilmem..
dinlerken üç kere iptal iptal iptal.. sie canım ya...
başlığı da ben açmışım ya hu.. aynı fikirdeyim zaten tam bir iptal iptal iptal şarkısı..
dinlerken bir yandan sinirlerim zıplıyor, anksiyetem tuttu malum moda olduğunu konuşmuştuk yayında.. benim neyim eksik yani anksiyetelere tutulmaktan...
leş gibi sözleri var şarkının.. evlerden ırak..
sözleri şöyle aşağıya bırakıyorum..
yemin ettim üstüne en sevgili şeylerin
sen eninde sonunda benim yârim olacaksın
yüreğine yazıldım, bekliyorum sıramı
kalpten kalbe dolaş gel
bende son bulacaksın
aldırmam geçen zamana, geçsin varsın
ne çıkar ömründen her gün biri azalsın
bana ne yüzündeki çizgilerden
sen eninde sonunda benim olacaksın
haydi güle güle git, uğurlar olsun
yolun bir yerinde elbet yorulursun
kendimi saklıyorum
vakit gelince sеn beni bulursun
haydi güle güle git, uğurlar olsun
yolun bir yеrinde elbet yorulursun
kendimi saklıyorum
vakit gelince sen beni bulursun
yüreğine yazıldım, bekliyorum sıramı
kalpten kalbe dolaş gel
bende son bulacaksın
zamanın bakış açısı mı deyim , kadınların böyle sinek kadar kocam olsun başımda bulunsun davası mı, kendi değerini kıymetini bilememe halinin yansıması mı bilmem..
dinlerken üç kere iptal iptal iptal.. sie canım ya...
devamını gör...
pluribus
erkenden izlemeye başlamadığım için çok mutlu olduğum dizi. bugün sezon finali yayınlanacak ama ben yabancı sayfalardan ne olacağını gördüm son bölümü biraz geç izleyebilirim. neyse konumuz başka sende detay okumak niyetinde olursan aşağıda buluşalım.
diziyi sevdim mi diye başlamak isterim.
cevap: evet sevdim. ancak bu kadar kısa şekilde açıklarsam bir anlamı kalmaz buraya gelmemim ve bir şeyler karalama çabamın. diziyi sevdim fakat belli yerlerde eksikler olduğunu ve bir kaç bölümün sezonu etkileyen o düşüklüğünü de belirtmek isterim. ilk bölüm ne kadar güzel oysa ancak diğer bölümlere bakınca yedi bölümde bir bölümlük hikaye varmış gibi geliyor. tabii bu diziyi izliyorsanız yazarın önceki dizilerini izlemişsiniz demektir. eğer onları izlemeden sırf herkes izliyor dur bakim ne var şunda derseniz hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor.
dizinin eksikleri demiştim, benim gözüme batan bir kaç tane var ama izlerken bir kaç detay kaçırdığım içinde olabilir. mesela hayvanat bahçelerinden bahsediliyor ben o kısımları tam anlamadım çünkü sonraki bölümlerde bir kaç kurt geliyor kahramanımızın evine ve ondan sonra bir daha gelselerde sonraki bölümlerde sadece sesleri var. anlamadığım hayvanlar etkilendi mi ki ben etkilenmediler diye anladım. eğer etkilenmedilerse ve hayvanat bahçesindeki tüm hayvanları serbest bıraktılarsa büyük yırtıcı neden hiç görmedik. farklı hayvanlar görebilirdik ki bu doğal olması gereken diye düşünüyorum. sonra zevk içinde yaşayan adamımız varken neden bu normal karşılanıyor. biraz daha irdelenmesini isterdim, burada demek istediğim o zevk içinde yaşayan adamın o etkilenen insanları öyle istediği gibi kullanmasına engel olunmalı ya da en azından bu yönde konuşulmalıydı. gerçi kahramanımız biraz isyan ediyor ama onun isyanı başka taraftan, o neden eğlendiğine takıldı sadece geri dönüşü istememesine takıldı yani.
bir de eşcinsel ilişkili bir dizi izleyecek olacağımı bilsem büyük olasılıkla izlemezdim diye düşünüyorum çünkü büyük çoğunluğun ve olması gerekenin yanında bu dayatmalar bana biraz fazla geliyor, özellikle böyle çok izlenmesi muhtemel dizilerde. diziyi bu detaylara rağmen sevdim çünkü fikir inanılmaz güzel ve ilerlemeye bakınca bir de geçmişte izlediğim diğer baş yapıtlara bakınca bir şeylerin çok büyük değişikliğe uğrayacağını düşünüyorum. tabii yazar baştan bir şeyleri seçerken tüm riskleri düşünmüştür eminim ama yinede umudum var.
çok detaylı girmediğim bu yazıda bende bir tutam değinmek istedim pluribus'a. izleyen ve izleyecek olan gerkese iyi seyirler.
diziyi sevdim mi diye başlamak isterim.
cevap: evet sevdim. ancak bu kadar kısa şekilde açıklarsam bir anlamı kalmaz buraya gelmemim ve bir şeyler karalama çabamın. diziyi sevdim fakat belli yerlerde eksikler olduğunu ve bir kaç bölümün sezonu etkileyen o düşüklüğünü de belirtmek isterim. ilk bölüm ne kadar güzel oysa ancak diğer bölümlere bakınca yedi bölümde bir bölümlük hikaye varmış gibi geliyor. tabii bu diziyi izliyorsanız yazarın önceki dizilerini izlemişsiniz demektir. eğer onları izlemeden sırf herkes izliyor dur bakim ne var şunda derseniz hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor.
dizinin eksikleri demiştim, benim gözüme batan bir kaç tane var ama izlerken bir kaç detay kaçırdığım içinde olabilir. mesela hayvanat bahçelerinden bahsediliyor ben o kısımları tam anlamadım çünkü sonraki bölümlerde bir kaç kurt geliyor kahramanımızın evine ve ondan sonra bir daha gelselerde sonraki bölümlerde sadece sesleri var. anlamadığım hayvanlar etkilendi mi ki ben etkilenmediler diye anladım. eğer etkilenmedilerse ve hayvanat bahçesindeki tüm hayvanları serbest bıraktılarsa büyük yırtıcı neden hiç görmedik. farklı hayvanlar görebilirdik ki bu doğal olması gereken diye düşünüyorum. sonra zevk içinde yaşayan adamımız varken neden bu normal karşılanıyor. biraz daha irdelenmesini isterdim, burada demek istediğim o zevk içinde yaşayan adamın o etkilenen insanları öyle istediği gibi kullanmasına engel olunmalı ya da en azından bu yönde konuşulmalıydı. gerçi kahramanımız biraz isyan ediyor ama onun isyanı başka taraftan, o neden eğlendiğine takıldı sadece geri dönüşü istememesine takıldı yani.
bir de eşcinsel ilişkili bir dizi izleyecek olacağımı bilsem büyük olasılıkla izlemezdim diye düşünüyorum çünkü büyük çoğunluğun ve olması gerekenin yanında bu dayatmalar bana biraz fazla geliyor, özellikle böyle çok izlenmesi muhtemel dizilerde. diziyi bu detaylara rağmen sevdim çünkü fikir inanılmaz güzel ve ilerlemeye bakınca bir de geçmişte izlediğim diğer baş yapıtlara bakınca bir şeylerin çok büyük değişikliğe uğrayacağını düşünüyorum. tabii yazar baştan bir şeyleri seçerken tüm riskleri düşünmüştür eminim ama yinede umudum var.
devamını gör...
libidosu yüksek kadın
çoğu erkeğin hayalindeki kadındır.
devamını gör...
ölü kızlar
bir jorge ibargüengoitia kitabıdır.
güney amerika edebiyatı sevdiğim edebiyatlardan biridir. ama bazen insanların aklında bu coğrafyadan sadece büyülü gerçeklik ile yazılmış eserler çıktığı fikri var. jorge ibargüengoitia romanın yazarken sanki özellikle uzak durmuş bu akımdan ve bence de gayet iyi bir karar olmuş.
büyük ve gözde bir genelev işleten iki kız kardeş yüklü miktarda paralar kazanmakta ve başka şubelerde açmaktadır. bir yandan da şehrin ileri gelenleri ile aralarını iyi tutmakta ve onların yardımına talip olmak için ellerinden geleni yapmaktadır.
kız kardeşlerin küçüğü aşık olup aynı adam tarafından iki kez terk edilince bunun intikamını almaya karar verir. ve bu uğurda bir suç işler başka insanlardan da yardım alarak.
kitap bu suçla başlar. kitabın içinde bu suça ve bu suçun işlenmesinden sonra ortaya çıkan birçok başka suça dair ifadeler ve tutanaklar bulunmaktadır.
bürokrasi, adalet, fuhuş bataklığına düşünülen yetişkin olmayan kızlar, para için her şeyi yapan insanlar ve askerler üzerine çok güzel bir kitaptır.
güney amerika edebiyatı sevdiğim edebiyatlardan biridir. ama bazen insanların aklında bu coğrafyadan sadece büyülü gerçeklik ile yazılmış eserler çıktığı fikri var. jorge ibargüengoitia romanın yazarken sanki özellikle uzak durmuş bu akımdan ve bence de gayet iyi bir karar olmuş.
büyük ve gözde bir genelev işleten iki kız kardeş yüklü miktarda paralar kazanmakta ve başka şubelerde açmaktadır. bir yandan da şehrin ileri gelenleri ile aralarını iyi tutmakta ve onların yardımına talip olmak için ellerinden geleni yapmaktadır.
kız kardeşlerin küçüğü aşık olup aynı adam tarafından iki kez terk edilince bunun intikamını almaya karar verir. ve bu uğurda bir suç işler başka insanlardan da yardım alarak.
kitap bu suçla başlar. kitabın içinde bu suça ve bu suçun işlenmesinden sonra ortaya çıkan birçok başka suça dair ifadeler ve tutanaklar bulunmaktadır.
bürokrasi, adalet, fuhuş bataklığına düşünülen yetişkin olmayan kızlar, para için her şeyi yapan insanlar ve askerler üzerine çok güzel bir kitaptır.
devamını gör...
kediler ile ilgili lüzumsuz bilgiler
kediler dar yerleri severler, zor sığdıkları kutu gibi. bunu kendilerini güvende hissettikleri için yaparlar.
devamını gör...
libidosu yüksek kadın
olmaz, böyle bedavaya size nick veremem
devamını gör...
yazarların yaşadığı saçma anılar
ilkokulda 2 kişi tanıdığım bir kıza benim onu sevdiğimi demişler bu kız ne zaman beni görse saldırıp kötü davranıyordu ters davranıyordu vs o bana zıtlaştı ben de zıtlaştım. çocuk olduğumuz için ailelerimiz devreye girdi annesine demiş o beni seviyor ben istemiyom demiş annem de bana dedi doğru mu dedim yoo benim niye haberim yok ne ona söyledim ne başkasına söyledim. ama yine kötü davranmaya devam etti milyonda bir yine de bu kızı görsem korkar çekinirim vs. arkadaş çevresinde zaten toplumumuza işlemiş kendi gördüğün kendi duyduğun değil de başkasının sana söyledikleriyle hareket ederek davranmak.
devamını gör...
iyi polis çok daha iyi başka bir polis
başlığı daha okuduğumda hatırlayıp gülmeye başladım. güldür güldürde de çok başarılı biçimde skeç konusu yapılmıştı..
(asgari ücret yas haftası gibi, milletçe gülmeye en fazla ihtiyaç duyulan bu günlerde özellikle izlenmeleri önerilir. ağlanacak halimize gülmekten başka yol da görülmediğine göre. dimi.)
(asgari ücret yas haftası gibi, milletçe gülmeye en fazla ihtiyaç duyulan bu günlerde özellikle izlenmeleri önerilir. ağlanacak halimize gülmekten başka yol da görülmediğine göre. dimi.)
devamını gör...
soysuz erkek
erkeğin soylusu da soysuzu da kadına olan davranışına göre belli olur.
soysuz erkek kadının sırtını yere verir sırrını ele verir..
soysuz erkek kadının sırtını yere verir sırrını ele verir..
devamını gör...
bugün kendin için ne yaptın sorusu
mısır'a uçak bileti aldm..
devamını gör...
libidosu yüksek kadın
ben bi tane biliyorum...
eger elinde tost makinasi gorurseniz, kacin !
eger elinde tost makinasi gorurseniz, kacin !
devamını gör...
narkotik uyuma torbacılar kaçıyor
beşiktaş taraftarının yaratıcı yeni sloganı gayet hoş olmuş
youtube.com/shorts/ZXbCVrVV...
youtube.com/shorts/ZXbCVrVV...
devamını gör...
bugün kendin için ne yaptın sorusu
sisli bir havada 2 saat yürüdüm, keyifliydi.
devamını gör...
kediler ile ilgili lüzumsuz bilgiler
sabah ofise geldiğimde yapacak hiç bir işimin olmadığını fark edip biraz araştırma yapmaya karar verdim ve kendimi aslında ucundan biraz bildiğim ama bilmemezlikten geldiğim bir gerçeğin içinde buldum.
siz de bulun diye bu engin ve derin araştırmamı paylaşıyorum. *
biz kedi sahibi değiliz sevgili yazarlar; sadece kedimizle aynı evde yaşayan iri bir kediyiz.
şöyle ki; köpekler insanı lider sanar, alfa sanar, bazen de tanrı sanar. kedi ise insana bakıp şöyle der: ''kürkün yok, avlanamıyorsun ve hala ölmemişsin… enteresan''
bilim tarafı aynen böyle diyor. john bradshaw’un çalışmalarına göre kediler insanları ne patron, ne sahip, ne de ayrı bir tür olarak görüyor. biz onların gözünde sadece biraz büyük, biraz sakar, fazlasıyla tüysüz kedileriz. o yüzden bize davranışları da tamamen kedi usulü.
bacağınıza sürtünmesi sevgi kadar ''bizdensin'' demek.
miyavlaması sohbet başlatma denemesi.
uzun uzun bakması ise hem merak hem hafif bir hayal kırıklığı karışımı.
evin herhangi bir yerine bırakılan ölü böcekler ya da dışarıyla entegreli besliyorsanız kapının önüne bırakılan ölü fareler ve ya kuşlar, korkutmak için değil. tam tersine. sizi avlanma konusunda pek yetenekli bulmadığı için ''ne avlanmayı biliyorsun, ne hayatta kalmayı.. ben hallettim, sen üzülme'' demek istiyor. kedi dünyasında bu bayağı ciddi bir iyilik.
kucağınızda hamur yoğurması ya da yüzünüzü yalaması da aynı yerden geliyor. anne kedi refleksi. yani sizi tamamen kendi halinize bırakmıyor, arada bir kontrol ediyor. ''idare ediyorsun ama yine de gözüm üstünde'' der gibi.
o yüzden kedi otur dediğinizde oturmaz. bu bir inat meselesi değil. sadece ortada emir alması gereken biri olduğunu düşünmüyor. o sizi izliyor, değerlendiriyor ve gerekirse yönlendiriyor.
kısacası kediyle yaşamak, evcil hayvan beslemekten çok;
bir kedinin gözünde hayatta kalmayı fena beceremeyen ama yine de desteklenmesi gereken büyük bir kedi olmak gibi bir şey.
eyyorlamam bu kadar, teşekkürler.
siz de bulun diye bu engin ve derin araştırmamı paylaşıyorum. *
biz kedi sahibi değiliz sevgili yazarlar; sadece kedimizle aynı evde yaşayan iri bir kediyiz.
şöyle ki; köpekler insanı lider sanar, alfa sanar, bazen de tanrı sanar. kedi ise insana bakıp şöyle der: ''kürkün yok, avlanamıyorsun ve hala ölmemişsin… enteresan''
bilim tarafı aynen böyle diyor. john bradshaw’un çalışmalarına göre kediler insanları ne patron, ne sahip, ne de ayrı bir tür olarak görüyor. biz onların gözünde sadece biraz büyük, biraz sakar, fazlasıyla tüysüz kedileriz. o yüzden bize davranışları da tamamen kedi usulü.
bacağınıza sürtünmesi sevgi kadar ''bizdensin'' demek.
miyavlaması sohbet başlatma denemesi.
uzun uzun bakması ise hem merak hem hafif bir hayal kırıklığı karışımı.
evin herhangi bir yerine bırakılan ölü böcekler ya da dışarıyla entegreli besliyorsanız kapının önüne bırakılan ölü fareler ve ya kuşlar, korkutmak için değil. tam tersine. sizi avlanma konusunda pek yetenekli bulmadığı için ''ne avlanmayı biliyorsun, ne hayatta kalmayı.. ben hallettim, sen üzülme'' demek istiyor. kedi dünyasında bu bayağı ciddi bir iyilik.
kucağınızda hamur yoğurması ya da yüzünüzü yalaması da aynı yerden geliyor. anne kedi refleksi. yani sizi tamamen kendi halinize bırakmıyor, arada bir kontrol ediyor. ''idare ediyorsun ama yine de gözüm üstünde'' der gibi.
o yüzden kedi otur dediğinizde oturmaz. bu bir inat meselesi değil. sadece ortada emir alması gereken biri olduğunu düşünmüyor. o sizi izliyor, değerlendiriyor ve gerekirse yönlendiriyor.
kısacası kediyle yaşamak, evcil hayvan beslemekten çok;
bir kedinin gözünde hayatta kalmayı fena beceremeyen ama yine de desteklenmesi gereken büyük bir kedi olmak gibi bir şey.
eyyorlamam bu kadar, teşekkürler.
devamını gör...
