zaman tüneli
sözlük yazarlarının yetenekleri
kafamdan çarpma işlemi yapabiliyorum.
devamını gör...
ismet özel
herhangi bir fikri olmadığı her hâlinden belli olan vasatın altı şair. aklından geçeni olduğu gibi ve büyük bir inançla
ne yazık ki bir değil bir sürü
ne yazık ki bir değil bir sürü
devamını gör...
baba
iki hafta malak gibi hastanede yattım. on dört gün boyunca sırayla refakatçim olan annem ve kardeşlerim benimle birlikte bitap düştü. her akşam kendi derdimi unutup sadece onlar için üzüldüm.
taburcu olacağım vakit ziyaretime peder bey de lütfedince gözlerim yaşardı. bir kolumda o, diğerinde annem hasta koğuşunu usul usul terk edecekken babam;
-maazallah hanım, oğlan o kadar da iyi görünmüyor dedi.
ağladım ağlayacaktım. doğrusu nazarında bu denli kıymetli olduğumu bilmiyordum.
+tamam dedi annem. bir gece daha kalsın. refakatçisi de sen ol.
dudakları müstehzi bir tebessümle aralandı kır saçlı adamın. saçlarımı okşayıp:
-maaşallah hanım, oğlan o kadar da kötü görünmüyor dedi.
taburcu olacağım vakit ziyaretime peder bey de lütfedince gözlerim yaşardı. bir kolumda o, diğerinde annem hasta koğuşunu usul usul terk edecekken babam;
-maazallah hanım, oğlan o kadar da iyi görünmüyor dedi.
ağladım ağlayacaktım. doğrusu nazarında bu denli kıymetli olduğumu bilmiyordum.
+tamam dedi annem. bir gece daha kalsın. refakatçisi de sen ol.
dudakları müstehzi bir tebessümle aralandı kır saçlı adamın. saçlarımı okşayıp:
-maaşallah hanım, oğlan o kadar da kötü görünmüyor dedi.
devamını gör...
çocukken kendinizi en havalı hissettiğiniz an
mahallede herkes fitbol oynarken ben sapanla guş avlıyordum. köyden şehre okula gelmişiz. beni de top oynamaya ikna ettiler. acemi olduğum için ilk kaleden başladım.
polis lojmanlarına maça gittik. yaş 13 falan. biz normalde amator saha böyüklüğünde bir sahada top oynuyoruz. maç başladı. saha amator sahadan küçük. top bana geldi. degaj yaptım , top karşı kaleyi geçip asfalta düştü. polis çocukları hep birlikte " ohaa çüüşş" diye bağırdılar. ben tepkiyi anlamadım. avut çekiyorum ,karalastiğin üstüyle vurdum mu zink ediyor. direkt kaleciye gidiyor. o zaman neler olduğunu anlamamıştım; ama sonra arkadaşlarım maçı anlatırken anlamış bir ara havalanmıştım..
polis lojmanlarına maça gittik. yaş 13 falan. biz normalde amator saha böyüklüğünde bir sahada top oynuyoruz. maç başladı. saha amator sahadan küçük. top bana geldi. degaj yaptım , top karşı kaleyi geçip asfalta düştü. polis çocukları hep birlikte " ohaa çüüşş" diye bağırdılar. ben tepkiyi anlamadım. avut çekiyorum ,karalastiğin üstüyle vurdum mu zink ediyor. direkt kaleciye gidiyor. o zaman neler olduğunu anlamamıştım; ama sonra arkadaşlarım maçı anlatırken anlamış bir ara havalanmıştım..
devamını gör...
cyrano de bergerac
en sevdiğim tiradı budur:
"fakat…
şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
yapayalnız ama hür,
seyahat etmek aya,
gören gözü, çınlayan sesi,
canı istediği zaman şapkayı ters giymek,
başarıyı alnının teriyle elde edebilmek…
demek istediğim asalak bir sarmaşık olmamak!
varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar,
yaprakların bulutlara erişmezse ne zararı var? "
"fakat…
şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
yapayalnız ama hür,
seyahat etmek aya,
gören gözü, çınlayan sesi,
canı istediği zaman şapkayı ters giymek,
başarıyı alnının teriyle elde edebilmek…
demek istediğim asalak bir sarmaşık olmamak!
varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar,
yaprakların bulutlara erişmezse ne zararı var? "
devamını gör...
akıllı telefon
her fırsatta biricik kızını ne pahasına olursa olsun akıllı telefonundan uzak tutmasıyla övünen ve etraftan etraflıca övülmeyi bekleyen kuzenim günün birinde yaşadıkları şehre çağırdı beni. cep telefonu olmadan çocuk nasıl büyütülür temalı kısa bir tatil geçirmek üzere kolları sıvadım.
daha ilk akşam sabrım taştı. çünkü minik kızı ne zaman görsem ya annesinin ya da babasının telefonuyla oynuyordu. hatta küçükhanım ekran karşısında hipnotize olmadan yemek bile yemiyordu. şaşkınlık ve kızgınlıkla karışık bir üzüntüyle annesi sıfatındaki kadına dönüp:
-hani sen kızının eline hiç telefon vermiyordun dedim.
+yemin ederim ki vermiyorum abi dedi.
hep kendisi alıyor.
daha ilk akşam sabrım taştı. çünkü minik kızı ne zaman görsem ya annesinin ya da babasının telefonuyla oynuyordu. hatta küçükhanım ekran karşısında hipnotize olmadan yemek bile yemiyordu. şaşkınlık ve kızgınlıkla karışık bir üzüntüyle annesi sıfatındaki kadına dönüp:
-hani sen kızının eline hiç telefon vermiyordun dedim.
+yemin ederim ki vermiyorum abi dedi.
hep kendisi alıyor.
devamını gör...
erkek adam kimseye aşık olmaz sözü
erkek adam kimseyle sevişmez, diye de eklersek belki daha anlamlı olur.. o zaman duygularına ve arzularına olan hakimiyetine ve duruşuna saygı duyarım.
aşık olan aciz de yatmak için kendine arkadaş arayan, aşık olmadığı kadınlarla görüşen erkek mi adam oluyor? hadi oradan.
aşık olan aciz de yatmak için kendine arkadaş arayan, aşık olmadığı kadınlarla görüşen erkek mi adam oluyor? hadi oradan.
devamını gör...
ismet özel
garip bir adam, fazlasıyla fırdöndü. mesela siyasal islam'ı 1973'te icat edilmiş bir şey diye yerden yere vuruyor, "küfrün yeşile boyanmış hali" diyor, müslüman üstünlüğünü bitiren hareket diye lanet okuyor. ama bir yandan da yıllarca o camianın en ateşli seslerinden biri olmuş, meydanlarda nutuklar atmış, kitaplarında islamcıları bilinçlendireyim diye yırtınmış. sonra birden "ben sizin durduğunuz yerden tedirgin oldum, başka yere gidiyorum" deyip sırtını dönmüş. şimdi de türkçü milliyetçilik modunda, istiklal marşı derneği falan kurmuş, sanki baştan beri aynı adam değilmiş gibi davranıyor.yani hem siyasal islam'ın bayraktarlığını yapmış, hem de sonradan "yok öyle bir şey, uydurma" diye inkar etmiş. bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? insan düşünmeden edemiyor: ya baştan beri samimi değildi, ya da fikirleri rüzgar gibi savrulan bir adamın fikirleri. şiirleri zaten bana göre fazla iddialı, fazla kibirli, o "ben anladım da siz anlamadınız" havası insanı yoruyor. bir de bu siyasi gelgitler eklenince iyice itici oluyor. keşke sadece şiir yazsaydı da şu fikir karmaşasına bulaşmasaydı.
sosyalist olmasına değinmedim bile.
sosyalist olmasına değinmedim bile.
devamını gör...
sözlük yazarlarının yetenekleri
-çenemle kafa, burnumla sakız şişirebiliyorum.
-playstation'da 5-0 geriden geldiğim maçı 9-0 kaybetmişliğim var.
-titanic batarken çalmaya devam eden kemancılardan tiksinmekte üstüme adam tanımam.
-anlattığım fıkralara maşallah herkesten çok gülerim.
-günde en az 12-13 hanfendiye aşık olur, aralarından 7-8 tanesiyle ciddi düşünürüm.
-çanakkale dardanelspor'un bir gün süper lig'e yükseleceğine olan inancımı hiçbir zaman yitirmedim.
-nabza göre şerbet verir ve her kandilde mutlaka gofret püskevit dağıtırım.
-belki beş vakit namaz kılmıyorum ancak asla gusülsüz gezip usülsüz iş yapmam.
-şaka şaka. tek elle sütyen kopçası açmaktan başka maharetim yok.
-playstation'da 5-0 geriden geldiğim maçı 9-0 kaybetmişliğim var.
-titanic batarken çalmaya devam eden kemancılardan tiksinmekte üstüme adam tanımam.
-anlattığım fıkralara maşallah herkesten çok gülerim.
-günde en az 12-13 hanfendiye aşık olur, aralarından 7-8 tanesiyle ciddi düşünürüm.
-çanakkale dardanelspor'un bir gün süper lig'e yükseleceğine olan inancımı hiçbir zaman yitirmedim.
-nabza göre şerbet verir ve her kandilde mutlaka gofret püskevit dağıtırım.
-belki beş vakit namaz kılmıyorum ancak asla gusülsüz gezip usülsüz iş yapmam.
-şaka şaka. tek elle sütyen kopçası açmaktan başka maharetim yok.
devamını gör...
çift isim
bir insan evladına iki adıyla birden seslenmek bana çok yorucu ve nedense azıcık şov gibi geliyor. fakat isimlerden sadece biri kullanılınca da olayı bu kez, ne halt yemeye elemana iki ad koymuşlar diyerek garipsiyor ve yadırgıyorum. deliyim ben. raporum bile var.
kendisine çift ismi ile hitap edilmesi kişide sansasyonel etkiler yaratıyor bazen. mesela misafirlikte oradan oraya zıplayan yaramaz bir sıpa sırasıyla "hayrettin yapma!" veya "münir yeter artık!" dendiğinde kimseyi iplemeyen o değilmiş gibi "hayrettin münir, sana şu vazoyu yerine koy diyorum!" cümlesini işittiği an enteresan bir farkındalık yaşayıp elindeki vazoyu usulca yerine bırakıyor. tanrım ne büyüksün.
yan yana geldiği vakit elbette müthiş bir ikili oluşturan çokça isim duydum. hayatı boyunca kimlik misali üzerinde taşıyacağı adlar veledin kulağına fısıldanmadan önce en azından buna özen gösterilmeli.
yaşama dair tüm umudumu ve mutluluğumu tonyukuk musab ile sınandığım gün yitirdim. her ikisi de hükümsüzdür.
t: keşkeler ve keşmekeşlerle dolu bir tercih.
kendisine çift ismi ile hitap edilmesi kişide sansasyonel etkiler yaratıyor bazen. mesela misafirlikte oradan oraya zıplayan yaramaz bir sıpa sırasıyla "hayrettin yapma!" veya "münir yeter artık!" dendiğinde kimseyi iplemeyen o değilmiş gibi "hayrettin münir, sana şu vazoyu yerine koy diyorum!" cümlesini işittiği an enteresan bir farkındalık yaşayıp elindeki vazoyu usulca yerine bırakıyor. tanrım ne büyüksün.
yan yana geldiği vakit elbette müthiş bir ikili oluşturan çokça isim duydum. hayatı boyunca kimlik misali üzerinde taşıyacağı adlar veledin kulağına fısıldanmadan önce en azından buna özen gösterilmeli.
yaşama dair tüm umudumu ve mutluluğumu tonyukuk musab ile sınandığım gün yitirdim. her ikisi de hükümsüzdür.
t: keşkeler ve keşmekeşlerle dolu bir tercih.
devamını gör...
ismet özel
sadece şiir yazsa iyi. her konuda fikri var.
devamını gör...
meyhaneye meyhane demenin yasaklanması
memleket böyle tatlı dertler de gördü; rabbim izzet ve kerem sahibidir.
ve görmeye de devam ediyor çok şükür.
bu ülkede tatlı dertlerinden geçilmeyen bir kitle var. bunlar helak olmadıkça gerçek dertler gündem olmayacaktır.
ve görmeye de devam ediyor çok şükür.
bu ülkede tatlı dertlerinden geçilmeyen bir kitle var. bunlar helak olmadıkça gerçek dertler gündem olmayacaktır.
devamını gör...
ismet özel
şiirden, şiirinden ötesi çöp. şiirleri için; mezbelede açan çiçekler desek yeridir.
eskiden zampara bir sosyalist idi şimdilerde dinciliğe oynuyor. dinciliği de türkçülük ile hallaç pamuğuna çeviriyor.
eskiden zampara bir sosyalist idi şimdilerde dinciliğe oynuyor. dinciliği de türkçülük ile hallaç pamuğuna çeviriyor.
devamını gör...
mantının abartılmış bir yemek olması
sarımsağı, yoğurdu, salçalı sosu, nanenin o fethedici baskın tadı, acı biberi, hamura sarılmış kıymanın varlığı ortaya kaşık kaşık lezzet şölenini tabak tabak çıkarıyorsa ona hakkını vermek durumundayız. her zaman yenmez. ara ara ama mutlaka yeniliyorsa altın yemekler grubundan mutfağımızın bir klasik eseridir.
devamını gör...
iki erkek tanıyıp bütün erkekler aynısınız demek
bütün erkekler değil sizin beğendiğiniz erkekler aynı. dolayısıyla sorun yanlış erkek tercihiniz.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
yakın zamanda ali ihsan (alessan) emmimi ziyarete gittim. senede 1-2 defa uğrarım yanına. pek emmim sayılmaz ama benim büyük dedeyle onun dedesi kardeş, öyle çapraz bir kuzenlik ilişkisi var ancak 75 yaşında adama da “kuzen” denmeyeceğinden (ki bizim oralarda “kuzen” diye bir tanımlama yok) sülalecek emmi diyoruz.
hayatımda tanıdığım en ilginç insanlardan biridir; bütün sülalenin ve civar köylerin, kasabaların, mezraların görüp görebileceği en hovarda adamdır.
hovardalığının yarattığı sonuçlar, eşi ve çocuklarına çok travmalar ve maddi zorluklar yaşatmıştır. yengem çok saf ve temiz bir insan, ‘allahlık’ derler bizim oralarda. çoluğunu çocuğunu sahiplenmek belasına çok çilelere katlanıp meşhur hovarda alessan’ı boşamadı. ayrı yaşadı, defalarca baskın yaptı, çocukları alıp evi terk etti, başka yere taşındı vs ama sonunda hep bir araya geldiler.
alessan emmi vakti zamanında çok hızlı bir zengileşme yaşıyor. gençliğinde işçi olarak fabrikada çalışırken (ki o zaman da hovarda) ufak tefek ticaretten toptancılığa, hırdavatçılığa, odun/kömür, un/yağ, yem/zirai ilaç tacirliğine sıçrıyor. öz kardeşinin yüksek ziraat mühendisliğini paraya çevirmenin yolunu buluyor, diyelim. çünkü öyle bir ikna kabiliyeti var ki, sizle bile yolda karşılaşsa acilen 2 ton küspeye ihtiyacınız olduğuna inanıp malın siparişini verir, peşin ödemesini yapar, üstüne bir de “iyi ama benim ineğim yok” diye ona karşı mahçup ve suçlu hissedersiniz. muhteşem bir ses tonu vardır ve konuşurken öyle efsunlar ki insanı, üstüne bir de minnet duyarsın. bir bakıma ticaretteki başarısı kaçınılmaz.
gelgelelim, kader hükmünü icra edince insanın basar ve basireti bağlanıyor misali, yok lan, bildiğin kadın düşkünlüğü yüzünden, onca zenginliğin verdiği imkanlarla hovardalıkta hızını ve yaratıcılığını arttırıyor. hani desen ki, karı kız bunu iyice bir söğüşlemiş; duyan götüyle güler, ulan alessan’ı kandıracak kadının şeytandan 3 gün önce doğmuş olması lazım ki, öyle bile olsa, kulağına ezanı okuyan alessan’dır, derler. ama eli bol biridir, paraya zerre kıymet vermez. o zamanlar bile “param pulum var” diye insan aşağılamışlığı, garibana çakallık yapmışlığı duyulmuş şey değil. hatta o vakitler çok ihtiyaç sahibine hayrı dokunmuş, derler. bilemiyorum ne kadar doğru. zira ona dair o kadar çok hikaye var ki (kendisi hiçbir söylentiyi doğrulamaya veya yanlışlamaya yanaşmaz), ne kadarı gerçek, ne kadarı efsane, bilen yok.
kaç hatuna ev açtığına, dayayıp döşediğine, ne alemler kurduğuna, yazıhanesinde kaç hatunla takıldığına dair tam bir sayı da yok. ama böylesi bir uçkur düşüklüğüne rağmen, evli barklı herhangi bir kadına göz süzmüşlüğü de yok. (bu büyük ihtimalle doğrudur, çünkü o yıllarda böyle bir şey olsa, hele de küçük yerde ayyuka çıkması kaçınılmaz.) prensipli hovarda.
klasik sonu yaşadı tabi; malı mülkü alemciliğin, hovardalığın süzgecinden geçirip battı. ancak batışın nedeni o yaşam tarzının maliyeti değil, serkeşliği nedeniyle iş takipsizliği oldu. bugünün parasıyla sanırım en az 10-15 milyon dolarlık malı mülkü heba etti. ben çok küçük yaştaydım ama o batık dönemi hatırlıyorum; öyle zor duruma düştüler ki, babasından kalma viranede yaşıyorlardı. düşün işte eşinin çocuklarının halini; zengin zamanında kendisini göklere çıkaran, hovardalığını tolere eden çevresinin kınamalarını falan. kendisi belediye çöp arabası şoförlüğünden emekli oldu.
peki allessan emmide bir değişiklik oldu mu? ben hayatımda böyle dünya s..ne bir insan ne gördüm, ne duydum. ya bir insan böylesi bir düşüşten sonra travma yaşar, “ben ne yaptım” duygusuyla bunalıma girer, kendisine sırtını dönenlere kafayı takar vs. dünya yansa içinde yorganı yok, derler ya, tam olarak o işte. adamın saçına daha ak düşmedi lan!
adam fakir düşüp yıkık dökük yerde yaşarken dahi eskiden takıldığı hatunlar peşini bırakmıyordu. öyle bir şeytan tüyü var. birkaç aile krizi de öyle yaşandı. tabi bu sefer akraba çevresi falan çok daha sert tepkiler veriyor, eskiden eşine “sakın bırakma” diyenler, “bırak şu pisliği, çilesini çektiğin yetmedi mi” falan diyorlar. ama zenginken parasını pulunu umursamayıp çoluk çocukla çekip gitmeye kalkan ve her seferinde bin rica minnetle ikna edilen kadın; zorluğa düşünce hiçbir şekilde bırakmadı onu. hatta hovardalığını falan da artık sıradanalaştırmış olacak ki, nereye gittiğini takip ettiği de yoktu. fakirken hiç değilse akşam eve gelmesinden memnundu sanırım.
alessan’da da buna bir saygı, belki de eşine yönelik değişik bir sevgi olacak ki (artık bu nasıl bir sevgiyse) onda da hiçbir şekilde boşanma, başka hatundan çocuk edinme, ne bileyim işte, mal mülk kaçırma derdi olmamış. adamda hovardalık var ama başka kadına tutulma diye bir şey yok. e zaten bir şeyi dert edinme kabiliyeti de yok.
haliyle belediye işçiliği döneminde de hovardalık tam hızıyla devam ediyor. artık kısıtlı imkanlarla nereden ne şekilde ortam buluyor da hatun düşürüyor, anlayan yok ama haberi, dedikodusu sürekli geliyor haneye. bir takım krizler kavgalar, normalleşme, yeni haberler, dedikodular, krizler, kavgalar… eşinin anlattığına göre şöyle de bir huyu var; karşısında öfke krizi geçir, en ağır sözleri söyle, ortalığı yak yık, hiç fark etmiyor; hiçbir şekilde sinirlenmiyor, tedirgin olmuyor, şaşırmıyor. sıfır tepki. “iyi bakalım, neyse” deyip sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi konu değiştiriyor. “küsmeye kalksan küsemiyorsun, gelip illa bir şaka yapıyor, bir şey söylüyor, insanı yumuşatıp küskünlüğünü de kursağında bırakıyor” diyor eşi. artık yaş kemale erdikçe eşi için de geyik malzemesi olmuş bazı şeyler. bazen “yenge emmim yine bir şeyler karıştırıyor mu” diye soruyorlar, “aman ne b.k yerse yesin, bu saatten sonra kendi vebali” deyip geçiyor. tabi alessan emminin savunması hazır; beni bu yaştan sonra kim ne etsin! yaşlı gariban mode on.
alessan emmi sonradan durumu biraz düzeltti, oğlanlarla dükkan açtı, birkaç daire edindi, çoluğu çocuğu everdi, torun sahibi oldu ama takip eden 20 yıl boyunca hiçbir şekilde durulmadı. aynen devam. hala daha bir şeyler çeviriyor. daha birkaç ay önce memlekette muhabbeti vardı, ki artık bana götten uydurma söylenti gibi geliyordu ama aslı varmış. artık nasıl bir ikna kabiliyetiyse civarda boşta olup da takılmadığı hatun yok; kimi eski, kimi yeni. oğlu bile son yıllarda utanmaktan vazgeçti, açıktan söylüyor; 75 yaşındaki haliyle 40-45 yaşında hatun düşürüyor, aklım almıyor, diyor. öyle kendine yakın yaştakileri falan da beğenmiyormuş beyfendi. çok şükür ki internetten falan hiç anlamıyor. tuşlu telefonla gezer, mesaj atmaz, herkesin telefonunu açmaz. öyle de prensiplidir. ve her daim janti gezer, saçını başını tarar, aşırı kilo almalara gelemez.
oğullarıyla biraz resmidir ama beni baya sever. “emmi yine lafın dönüyor” diye yokladım, ses etmedi. “ne lafıymış len” dese haksızlık yapılıyor, diyebilirsin. konuyu değiştirdi; hadi çarşıda işimiz var, bir işe yara, deyip peşine taktı beni. birkaç yere uğradık, esnaf muhabbeti vs 4 ayrı yerde çay içtik. civardaki herkes samimiyetle seviyor adamı.
en son tuhafiyeci gibi bir yere yöneldi, ben de hiç sorgulamadan peşinden girdim. ulan bizim kadın ıvır zıvır malzemesi satan yerde ne işimiz olabilir, diye düşünmedim. bu gitti, kasadaki hatuna bir şeyler sormaya başladı, o ara bana telefon gelince dışarı çıktım, birkaç dakika sonra döndüm; hatunun yanına sandalyeyi çekmiş, bir şeyler anlatıyor. hatun da o ses tonuna kapılmış, hayran hayran dinliyor bunu. işte ticarette şöyle olurmuş, bilmem neymiş. (varı yoğu batırmış adam ticaret dersi veriyor!) lan ben kaldım öyle, girsem mi, çıksam mı bilemedim. beni pek fark eden olmadığı için rafların oralarda örgü iplerine falan bakıyorum. arada müşteri geliyor, bizimki hiç istifini bozmuyor, onlara da laf yetiştiriyor. dışarıdan bakan dükkanın ortağı sanır. müşteri savulduktan sonra muhabbet kaldığı yerden devam. kadın o kadar memnun ki halinden, baya baya hayranlıkla dinliyor. şakalaşmalar, gülüşmeler, feminen hareketler, cilveler… gözümle görmesem inanmam; yarım saat içinde 40-45 yaşlarındaki kadını utangaç genç kız triplerine soktu adam. o ara ben tekrar çıktım, bir 10 dakika da dışarıda oyalandım.
kapıdan çıkınca bana bir söylendi; sen niye orada bekliyorsun, laf mı dinliyorsun vs. emmi elinden bi su içmeye bekledim, dedim. sövdü biraz ama hoşuna da gidiyor öyle denilince. yengene söyleme vs tembihattan sonra biraz kurcaladım, daha önceden tanıyıp tanımadığını sordum. tanımıyormuş. başka da bir şey konuşmadı zaten. ya tamam yürürsün falan da, ilk defa girdiğin dükkanda hiç tanımadığın bir kadınla 3 dakika içinde ne muhabbet ettin de, kasanın kenarına sandalye çekip oturacak levele atladın?
şuna ikna oldum; hakkında anlatılanlar muhtemelen gerçekte olanın çok azına tekabül ediyor. bu adam bildiğin böyle doğmuş, böyle yaşamış, musalla taşına yatana kadar da böyle devam edecek.
bir de şunu fark ettim, adamın kadınlar üzerindeki etkisinin %70’i ses tonundan ve konuşma şeklinden geliyor. bu konuştukça hatun bildiğin eriyor karşısında. o sesi tarif etmek baya zor, şöyle söyleyeyim; 20 kişi aynı konuşuyor olsa (ki bu, kalabalık misafirlik anlarında sürekli yaşanan bir şey) o ağzını açtığı anda sesi, o kadar gürültünün arasından çok net bir şekilde seçilir. ve kısa bir sürede insanlar susup ona odaklanır. çok kalın olmayan ama derinden gelen davudi bir tonu var ve ister istemez diğer insan seslerinden ayrışıyor. bunun yanında, konuşurken asla teklemez, heyecanlanmaz, saçmalamaz, söyleyeceği sözleri karıştırmaz, daldan dala atlamaz ve ses yükseltmez. biraz kendini belli eden şivesi olmasa ‘diksiyon dersi almış’ dersin. bir de, beni dinliyorlar diye öyle olur olmaz konuşmaz ama konuştuğunda herkes pür dikkat dinler. bu özelliğinin farkındaymış gibi de durmuyor. değişik bir versiyon işte.
ara sıra zenginlik dönemlerini soruyorum; zerre pişmanlık emaresi yok. başkasının yanında söylemez ama her seferinde, mala mülke kul olunmaz, der.
benim dışımda kimseyle uzun uzadıya birebir konuşmaz (radarına giren hatunlar hariç tabi), kalkıp bir yere gitmez, yanında götürmez, telefonuna cevap vermez. (birkaç mevzumu çözmüşlüğü de var ve hala ondan başka kimse bilmez) eskiden beri öyle bir samimiyetimiz var nedense. ama son zamanlarda biraz içleniyor mudur, nedir; oğlum evlenince karına çoluğuna çocuğuna sahip çık diye öğüt vermeye başladı. kendi oğullarına öğüt verecek bir yanı yok, onlardan utandığından bana söylüyor herhalde.
benim için en ilginç yanı; onca hatasına, kalp kırmışlığına, umursamazlığına rağmen; ne eşinin, ne çocuklarının, ne çevresinin kendisine karşı bir kırgınlığı, öfkesi, bedduası yok. allah gecinden versin, yarın ölse yedi düvelden insan gelir, kimse de hakkını haram etmez gibi geliyor. herhalde (eğer aslı varsa) yaptığı hayırların bereketi olsa gerek.
hakkındaki hikayeler, kendine has kişiliği, samimiyeti falan bir kenara, varlığı beni çok iyi hissettiriyor. allah sağlıklı ömür versin. hatunlar da ayık olsun artık, ne diyeyim.
hayatımda tanıdığım en ilginç insanlardan biridir; bütün sülalenin ve civar köylerin, kasabaların, mezraların görüp görebileceği en hovarda adamdır.
hovardalığının yarattığı sonuçlar, eşi ve çocuklarına çok travmalar ve maddi zorluklar yaşatmıştır. yengem çok saf ve temiz bir insan, ‘allahlık’ derler bizim oralarda. çoluğunu çocuğunu sahiplenmek belasına çok çilelere katlanıp meşhur hovarda alessan’ı boşamadı. ayrı yaşadı, defalarca baskın yaptı, çocukları alıp evi terk etti, başka yere taşındı vs ama sonunda hep bir araya geldiler.
alessan emmi vakti zamanında çok hızlı bir zengileşme yaşıyor. gençliğinde işçi olarak fabrikada çalışırken (ki o zaman da hovarda) ufak tefek ticaretten toptancılığa, hırdavatçılığa, odun/kömür, un/yağ, yem/zirai ilaç tacirliğine sıçrıyor. öz kardeşinin yüksek ziraat mühendisliğini paraya çevirmenin yolunu buluyor, diyelim. çünkü öyle bir ikna kabiliyeti var ki, sizle bile yolda karşılaşsa acilen 2 ton küspeye ihtiyacınız olduğuna inanıp malın siparişini verir, peşin ödemesini yapar, üstüne bir de “iyi ama benim ineğim yok” diye ona karşı mahçup ve suçlu hissedersiniz. muhteşem bir ses tonu vardır ve konuşurken öyle efsunlar ki insanı, üstüne bir de minnet duyarsın. bir bakıma ticaretteki başarısı kaçınılmaz.
gelgelelim, kader hükmünü icra edince insanın basar ve basireti bağlanıyor misali, yok lan, bildiğin kadın düşkünlüğü yüzünden, onca zenginliğin verdiği imkanlarla hovardalıkta hızını ve yaratıcılığını arttırıyor. hani desen ki, karı kız bunu iyice bir söğüşlemiş; duyan götüyle güler, ulan alessan’ı kandıracak kadının şeytandan 3 gün önce doğmuş olması lazım ki, öyle bile olsa, kulağına ezanı okuyan alessan’dır, derler. ama eli bol biridir, paraya zerre kıymet vermez. o zamanlar bile “param pulum var” diye insan aşağılamışlığı, garibana çakallık yapmışlığı duyulmuş şey değil. hatta o vakitler çok ihtiyaç sahibine hayrı dokunmuş, derler. bilemiyorum ne kadar doğru. zira ona dair o kadar çok hikaye var ki (kendisi hiçbir söylentiyi doğrulamaya veya yanlışlamaya yanaşmaz), ne kadarı gerçek, ne kadarı efsane, bilen yok.
kaç hatuna ev açtığına, dayayıp döşediğine, ne alemler kurduğuna, yazıhanesinde kaç hatunla takıldığına dair tam bir sayı da yok. ama böylesi bir uçkur düşüklüğüne rağmen, evli barklı herhangi bir kadına göz süzmüşlüğü de yok. (bu büyük ihtimalle doğrudur, çünkü o yıllarda böyle bir şey olsa, hele de küçük yerde ayyuka çıkması kaçınılmaz.) prensipli hovarda.
klasik sonu yaşadı tabi; malı mülkü alemciliğin, hovardalığın süzgecinden geçirip battı. ancak batışın nedeni o yaşam tarzının maliyeti değil, serkeşliği nedeniyle iş takipsizliği oldu. bugünün parasıyla sanırım en az 10-15 milyon dolarlık malı mülkü heba etti. ben çok küçük yaştaydım ama o batık dönemi hatırlıyorum; öyle zor duruma düştüler ki, babasından kalma viranede yaşıyorlardı. düşün işte eşinin çocuklarının halini; zengin zamanında kendisini göklere çıkaran, hovardalığını tolere eden çevresinin kınamalarını falan. kendisi belediye çöp arabası şoförlüğünden emekli oldu.
peki allessan emmide bir değişiklik oldu mu? ben hayatımda böyle dünya s..ne bir insan ne gördüm, ne duydum. ya bir insan böylesi bir düşüşten sonra travma yaşar, “ben ne yaptım” duygusuyla bunalıma girer, kendisine sırtını dönenlere kafayı takar vs. dünya yansa içinde yorganı yok, derler ya, tam olarak o işte. adamın saçına daha ak düşmedi lan!
adam fakir düşüp yıkık dökük yerde yaşarken dahi eskiden takıldığı hatunlar peşini bırakmıyordu. öyle bir şeytan tüyü var. birkaç aile krizi de öyle yaşandı. tabi bu sefer akraba çevresi falan çok daha sert tepkiler veriyor, eskiden eşine “sakın bırakma” diyenler, “bırak şu pisliği, çilesini çektiğin yetmedi mi” falan diyorlar. ama zenginken parasını pulunu umursamayıp çoluk çocukla çekip gitmeye kalkan ve her seferinde bin rica minnetle ikna edilen kadın; zorluğa düşünce hiçbir şekilde bırakmadı onu. hatta hovardalığını falan da artık sıradanalaştırmış olacak ki, nereye gittiğini takip ettiği de yoktu. fakirken hiç değilse akşam eve gelmesinden memnundu sanırım.
alessan’da da buna bir saygı, belki de eşine yönelik değişik bir sevgi olacak ki (artık bu nasıl bir sevgiyse) onda da hiçbir şekilde boşanma, başka hatundan çocuk edinme, ne bileyim işte, mal mülk kaçırma derdi olmamış. adamda hovardalık var ama başka kadına tutulma diye bir şey yok. e zaten bir şeyi dert edinme kabiliyeti de yok.
haliyle belediye işçiliği döneminde de hovardalık tam hızıyla devam ediyor. artık kısıtlı imkanlarla nereden ne şekilde ortam buluyor da hatun düşürüyor, anlayan yok ama haberi, dedikodusu sürekli geliyor haneye. bir takım krizler kavgalar, normalleşme, yeni haberler, dedikodular, krizler, kavgalar… eşinin anlattığına göre şöyle de bir huyu var; karşısında öfke krizi geçir, en ağır sözleri söyle, ortalığı yak yık, hiç fark etmiyor; hiçbir şekilde sinirlenmiyor, tedirgin olmuyor, şaşırmıyor. sıfır tepki. “iyi bakalım, neyse” deyip sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi konu değiştiriyor. “küsmeye kalksan küsemiyorsun, gelip illa bir şaka yapıyor, bir şey söylüyor, insanı yumuşatıp küskünlüğünü de kursağında bırakıyor” diyor eşi. artık yaş kemale erdikçe eşi için de geyik malzemesi olmuş bazı şeyler. bazen “yenge emmim yine bir şeyler karıştırıyor mu” diye soruyorlar, “aman ne b.k yerse yesin, bu saatten sonra kendi vebali” deyip geçiyor. tabi alessan emminin savunması hazır; beni bu yaştan sonra kim ne etsin! yaşlı gariban mode on.
alessan emmi sonradan durumu biraz düzeltti, oğlanlarla dükkan açtı, birkaç daire edindi, çoluğu çocuğu everdi, torun sahibi oldu ama takip eden 20 yıl boyunca hiçbir şekilde durulmadı. aynen devam. hala daha bir şeyler çeviriyor. daha birkaç ay önce memlekette muhabbeti vardı, ki artık bana götten uydurma söylenti gibi geliyordu ama aslı varmış. artık nasıl bir ikna kabiliyetiyse civarda boşta olup da takılmadığı hatun yok; kimi eski, kimi yeni. oğlu bile son yıllarda utanmaktan vazgeçti, açıktan söylüyor; 75 yaşındaki haliyle 40-45 yaşında hatun düşürüyor, aklım almıyor, diyor. öyle kendine yakın yaştakileri falan da beğenmiyormuş beyfendi. çok şükür ki internetten falan hiç anlamıyor. tuşlu telefonla gezer, mesaj atmaz, herkesin telefonunu açmaz. öyle de prensiplidir. ve her daim janti gezer, saçını başını tarar, aşırı kilo almalara gelemez.
oğullarıyla biraz resmidir ama beni baya sever. “emmi yine lafın dönüyor” diye yokladım, ses etmedi. “ne lafıymış len” dese haksızlık yapılıyor, diyebilirsin. konuyu değiştirdi; hadi çarşıda işimiz var, bir işe yara, deyip peşine taktı beni. birkaç yere uğradık, esnaf muhabbeti vs 4 ayrı yerde çay içtik. civardaki herkes samimiyetle seviyor adamı.
en son tuhafiyeci gibi bir yere yöneldi, ben de hiç sorgulamadan peşinden girdim. ulan bizim kadın ıvır zıvır malzemesi satan yerde ne işimiz olabilir, diye düşünmedim. bu gitti, kasadaki hatuna bir şeyler sormaya başladı, o ara bana telefon gelince dışarı çıktım, birkaç dakika sonra döndüm; hatunun yanına sandalyeyi çekmiş, bir şeyler anlatıyor. hatun da o ses tonuna kapılmış, hayran hayran dinliyor bunu. işte ticarette şöyle olurmuş, bilmem neymiş. (varı yoğu batırmış adam ticaret dersi veriyor!) lan ben kaldım öyle, girsem mi, çıksam mı bilemedim. beni pek fark eden olmadığı için rafların oralarda örgü iplerine falan bakıyorum. arada müşteri geliyor, bizimki hiç istifini bozmuyor, onlara da laf yetiştiriyor. dışarıdan bakan dükkanın ortağı sanır. müşteri savulduktan sonra muhabbet kaldığı yerden devam. kadın o kadar memnun ki halinden, baya baya hayranlıkla dinliyor. şakalaşmalar, gülüşmeler, feminen hareketler, cilveler… gözümle görmesem inanmam; yarım saat içinde 40-45 yaşlarındaki kadını utangaç genç kız triplerine soktu adam. o ara ben tekrar çıktım, bir 10 dakika da dışarıda oyalandım.
kapıdan çıkınca bana bir söylendi; sen niye orada bekliyorsun, laf mı dinliyorsun vs. emmi elinden bi su içmeye bekledim, dedim. sövdü biraz ama hoşuna da gidiyor öyle denilince. yengene söyleme vs tembihattan sonra biraz kurcaladım, daha önceden tanıyıp tanımadığını sordum. tanımıyormuş. başka da bir şey konuşmadı zaten. ya tamam yürürsün falan da, ilk defa girdiğin dükkanda hiç tanımadığın bir kadınla 3 dakika içinde ne muhabbet ettin de, kasanın kenarına sandalye çekip oturacak levele atladın?
şuna ikna oldum; hakkında anlatılanlar muhtemelen gerçekte olanın çok azına tekabül ediyor. bu adam bildiğin böyle doğmuş, böyle yaşamış, musalla taşına yatana kadar da böyle devam edecek.
bir de şunu fark ettim, adamın kadınlar üzerindeki etkisinin %70’i ses tonundan ve konuşma şeklinden geliyor. bu konuştukça hatun bildiğin eriyor karşısında. o sesi tarif etmek baya zor, şöyle söyleyeyim; 20 kişi aynı konuşuyor olsa (ki bu, kalabalık misafirlik anlarında sürekli yaşanan bir şey) o ağzını açtığı anda sesi, o kadar gürültünün arasından çok net bir şekilde seçilir. ve kısa bir sürede insanlar susup ona odaklanır. çok kalın olmayan ama derinden gelen davudi bir tonu var ve ister istemez diğer insan seslerinden ayrışıyor. bunun yanında, konuşurken asla teklemez, heyecanlanmaz, saçmalamaz, söyleyeceği sözleri karıştırmaz, daldan dala atlamaz ve ses yükseltmez. biraz kendini belli eden şivesi olmasa ‘diksiyon dersi almış’ dersin. bir de, beni dinliyorlar diye öyle olur olmaz konuşmaz ama konuştuğunda herkes pür dikkat dinler. bu özelliğinin farkındaymış gibi de durmuyor. değişik bir versiyon işte.
ara sıra zenginlik dönemlerini soruyorum; zerre pişmanlık emaresi yok. başkasının yanında söylemez ama her seferinde, mala mülke kul olunmaz, der.
benim dışımda kimseyle uzun uzadıya birebir konuşmaz (radarına giren hatunlar hariç tabi), kalkıp bir yere gitmez, yanında götürmez, telefonuna cevap vermez. (birkaç mevzumu çözmüşlüğü de var ve hala ondan başka kimse bilmez) eskiden beri öyle bir samimiyetimiz var nedense. ama son zamanlarda biraz içleniyor mudur, nedir; oğlum evlenince karına çoluğuna çocuğuna sahip çık diye öğüt vermeye başladı. kendi oğullarına öğüt verecek bir yanı yok, onlardan utandığından bana söylüyor herhalde.
benim için en ilginç yanı; onca hatasına, kalp kırmışlığına, umursamazlığına rağmen; ne eşinin, ne çocuklarının, ne çevresinin kendisine karşı bir kırgınlığı, öfkesi, bedduası yok. allah gecinden versin, yarın ölse yedi düvelden insan gelir, kimse de hakkını haram etmez gibi geliyor. herhalde (eğer aslı varsa) yaptığı hayırların bereketi olsa gerek.
hakkındaki hikayeler, kendine has kişiliği, samimiyeti falan bir kenara, varlığı beni çok iyi hissettiriyor. allah sağlıklı ömür versin. hatunlar da ayık olsun artık, ne diyeyim.
devamını gör...
meyhaneye meyhane demenin yasaklanması
harabat ehliyiz. mestaneyiz biz...
(siz meyhane deseniz ne oluuur demeseniz ne..
çokta tın.!)
(siz meyhane deseniz ne oluuur demeseniz ne..
çokta tın.!)
devamını gör...
osmanlı
poşitika, yeni rejimim türk'ü 100 yıldır çok güzel seviyor ama! sırtından zangin etmediği emperyalist ülke kalmadı!
devamını gör...
iki erkek tanıyıp bütün erkekler aynısınız demek
matematiğin en temel mantığına bile aykırı, fazlasıyla sığ bir genellemedir.
devamını gör...
pyd'nin amerika'yı dolandırması
şimdi anlaşıldı vehbi'nin kerrakesi. suriye'deki pkk uzantısı pyd trump ve amerikalı yetkililere, 125 bin savaşçı olduğunu söyleyip adam başı 400 dolarlık ödeme yaptırmış. ancak amerikalılar durumu tetkik edince sadece 6 ile 7 bin arası silahlı elemana bu paranın ödendiği kalanın da pyd kodamanlarınca iç edildiği ortaya çıkmış. yani herifler amerikalıları ve iş adamlığıyla övünen trump'ı katakulliye getirmişler.
tabi amerikalı, birecik kaymakamlığı'na bağlı sosyal dayanışma ve yardımlaşma masası olmadığı için, uhuvvete zarar gelmesin kabilinden duruma göz yummamış. yani bu işler öyle gever'de 30 kilo altın takılan düğün yapıp da okula çocuğu botsuz göndermeye benzemez. elin gavuru muğlalı bayan öğretmen değil ki fakir zannedip acıyarak maaşından kısıp bot alsın. hasılı kelam trump, bu kazıklanmanın acısını herifleri şara'nın insafına bırakarak çıkarmış.
tabi amerikalı, birecik kaymakamlığı'na bağlı sosyal dayanışma ve yardımlaşma masası olmadığı için, uhuvvete zarar gelmesin kabilinden duruma göz yummamış. yani bu işler öyle gever'de 30 kilo altın takılan düğün yapıp da okula çocuğu botsuz göndermeye benzemez. elin gavuru muğlalı bayan öğretmen değil ki fakir zannedip acıyarak maaşından kısıp bot alsın. hasılı kelam trump, bu kazıklanmanın acısını herifleri şara'nın insafına bırakarak çıkarmış.
devamını gör...