zaman tüneli
firmaların promosyon olarak verdiği bir şey
arkası yazılı yelek ,kalem yapışkanlı kağıt, takvim
devamını gör...
jeffrey epstein
elit zenginlerin pedo pez.v.ngidir. fakir ülkelerden çocuk kaçırıp ayinlerde kullanıyorlardı. ben yıllar önce ünlülerin kasetleri var falan diyordum hatta burada bile yazdım hdablayı çok izleme dediniz. siz herkesi melek zannetmeye devam edin. kim bilir neler var daha.
devamını gör...
kaynanasına oğlun benim diyerek nanik yapan seksi gelin
siz ne yiyip ne içiyorsunuz merak ediyorum.
devamını gör...
gümüş takı vs altın takı
gümüşü ben alayım, altın hediye gelsin *
devamını gör...
steam
kapansın bitsin türkiyeden çıksın erişilmesin dediğimdir. yerli steam yaparız biz.
devamını gör...
jeffrey epstein
epstein'in finans kaynaklarının başında, trilateral comission adlı organizasyon geliyor. bu organizasyon, rockefeller ailesi tarafından kurulmuş; her ülkede siyasetçileri finanse ederek, çıkarlarını kanunlaştırabilen bir grup zenginin bulunduğu bir yapıya sahip. türkiye'den 2 iş insanı bu organizasyon üyesi. biri eczacıbaşı ailesinin reisi, diğeri de sabancı ailesinin reisi.
epstein'in istihbarat kaynağı ise, artık herkesin dillendirdiği gibi, mossad. mossad'ın yeni dünya düzeninde iki asli görevi var; filistin'e karşı istihbarat toplamak ve operasyon düzenlemek birinci göreviyken, asıl önemli görevi tüm batılı siyasetçilere karşı tuzak kurmak ve istihbarat toplamak. işte bu yüzden batının birçok siyasetçisi israil'in yaptıklarına ses çıkaramıyor.
epstein'ın diğer güçlü olduğu alan ise medyaydı. hollywood, hani şu "oscar almanın yolu holokost'tan geçer" mottolu sinema endüstri merkezi var ya, işte orası epstein'in kalelerinden biriydi ve diğeri de tüm batıda 3-5 kişinin elinde olan ana akım medya yayın organları.
epstein'le ilgili haberlerde, tecavüzden çocuk eti yemeye kadar her türlü konu var. aynı haberlerde bill clinton'dan jeff bezos'a kadar tüm güçlü/zengin batılılar var. şu ana kadar hakkında dava açılan kişi sayısı ise 0 (yazıyla sıfır).
kapitalizmin gerçek yüzü, televizyonda gördükleriniz değil, epstein olayıdır. zenginseniz, bebek eti bile yeseniz başınıza hiçbir şey gelmez. epstein olayını küçümsemeyin. biz sadece bir tane epstein biliyoruz ve dünyada bu kadar zengin varken, daha nice epstein'ler vardır.
çürümüş şeyler var amerika'da.
epstein'in istihbarat kaynağı ise, artık herkesin dillendirdiği gibi, mossad. mossad'ın yeni dünya düzeninde iki asli görevi var; filistin'e karşı istihbarat toplamak ve operasyon düzenlemek birinci göreviyken, asıl önemli görevi tüm batılı siyasetçilere karşı tuzak kurmak ve istihbarat toplamak. işte bu yüzden batının birçok siyasetçisi israil'in yaptıklarına ses çıkaramıyor.
epstein'ın diğer güçlü olduğu alan ise medyaydı. hollywood, hani şu "oscar almanın yolu holokost'tan geçer" mottolu sinema endüstri merkezi var ya, işte orası epstein'in kalelerinden biriydi ve diğeri de tüm batıda 3-5 kişinin elinde olan ana akım medya yayın organları.
epstein'le ilgili haberlerde, tecavüzden çocuk eti yemeye kadar her türlü konu var. aynı haberlerde bill clinton'dan jeff bezos'a kadar tüm güçlü/zengin batılılar var. şu ana kadar hakkında dava açılan kişi sayısı ise 0 (yazıyla sıfır).
kapitalizmin gerçek yüzü, televizyonda gördükleriniz değil, epstein olayıdır. zenginseniz, bebek eti bile yeseniz başınıza hiçbir şey gelmez. epstein olayını küçümsemeyin. biz sadece bir tane epstein biliyoruz ve dünyada bu kadar zengin varken, daha nice epstein'ler vardır.
çürümüş şeyler var amerika'da.
devamını gör...
firmaların promosyon olarak verdiği bir şey
yılbaşı nedeniyle felaket güzel çikolatalar geldi, diğerlerini söylemeyeceğim, dandik dundik ve pahalı olduğu her halinden belli, para israfı bir sürü süslü şey.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
onu sevmek nasıl?
günün içinden kopup gelen küçük kırıntıları birine saklamak gibi. sokaktan geçen bir kediyi, camdan sızan ışığın masasının kenarına düşüşünü, kahvemin tadını belki de... hepsini ona anlatmak istiyorum. sanki anlattıkça dünya daha anlamlı olacakmış gibi. sanki sesim onun kalbine değerse, orada bir yer açılacakmış gibi. lakin olmuyor.
“koşarak gittiğin yerde beklenmiyor olabilirsin”
öyle hızlı koşuyorum ki öyle doluyum ki öyle yoruldum!
ama gün, onun sessizliğiyle bölünüyor. bir ya da iki kelime? bazen sadce bir nokta.
oysa benim içimde cümleler taşkın, paragraflar sabırsız...
ben onun için zaman yaratırken, o beni zamanının kenarına bırakıyor, zamanın kenarında durmak ne demek mesela?
yine de kızamıyorum. çünkü sevmek böyle bir şey galiba, karşılık beklemeden kalbini masaya koymak.
kalbini masaya koymak...
başımı onun göğsüne koymayı hayal ediyorum. kalp atışlarını saymak istiyorum. acele mi atıyor, sakin mi, beni fark eder mi
ya da orada bir yerim var mıydı?
avcunun içini öpmek geliyor içimden, sanki orada ona ait bütün yorgunluklar birikmiş gibi. küçük, sessiz bir sevgiyle. kimse görmeden ve bana özelmişçesine.
ama gerçek daha sert! ben ona koşarken hatta özlerken özlediğimi hissediyor mu acaba derken, ben onun aklının kıyısında bile değilim. ne acı, ne yazık
umutla attığım her adım, boşluğa düşüyor. ben onun için çabalarken, onun için sadece bir durak, belki de hiç durulmayan bir yolum? bilmiyorum
ve hüzün...
hüzün yüreğime sessizce dokunmuş. bağırmıyor, ağlamıyor, sadece orada. belki öylece duruyor belki de göğsümün ortasında ağır bir taş gibi
geceleri daha çok hissediliyor. her şey sustuğunda, onun yazmadığı cümleler yankılanıyor içimde. keşke diyorum, keşke biraz daha merak etseydi. keşke ben de onun için “bir şey” olsaydım.
yine de içimde tuhaf bir sadakat var. vazgeçemeyen bir yanım. kalbim, ona doğru atmayı bırakmıyor. belki bu bir yanılgı, belki kendime ettiğim en büyük haksızlık
ama hisler söz dinlemiyor. insan bazen kocaman bir hiç olur ya birinin hayatında? işte ben o hiçliğin içini sevgiyle doldurmuş durumdayım.
ve kimse bilmiyor.
sadece ben
bir de bu satırlar.
ve artık siz.
neyss neysss...
günün içinden kopup gelen küçük kırıntıları birine saklamak gibi. sokaktan geçen bir kediyi, camdan sızan ışığın masasının kenarına düşüşünü, kahvemin tadını belki de... hepsini ona anlatmak istiyorum. sanki anlattıkça dünya daha anlamlı olacakmış gibi. sanki sesim onun kalbine değerse, orada bir yer açılacakmış gibi. lakin olmuyor.
“koşarak gittiğin yerde beklenmiyor olabilirsin”
öyle hızlı koşuyorum ki öyle doluyum ki öyle yoruldum!
ama gün, onun sessizliğiyle bölünüyor. bir ya da iki kelime? bazen sadce bir nokta.
oysa benim içimde cümleler taşkın, paragraflar sabırsız...
ben onun için zaman yaratırken, o beni zamanının kenarına bırakıyor, zamanın kenarında durmak ne demek mesela?
yine de kızamıyorum. çünkü sevmek böyle bir şey galiba, karşılık beklemeden kalbini masaya koymak.
kalbini masaya koymak...
başımı onun göğsüne koymayı hayal ediyorum. kalp atışlarını saymak istiyorum. acele mi atıyor, sakin mi, beni fark eder mi
ya da orada bir yerim var mıydı?
avcunun içini öpmek geliyor içimden, sanki orada ona ait bütün yorgunluklar birikmiş gibi. küçük, sessiz bir sevgiyle. kimse görmeden ve bana özelmişçesine.
ama gerçek daha sert! ben ona koşarken hatta özlerken özlediğimi hissediyor mu acaba derken, ben onun aklının kıyısında bile değilim. ne acı, ne yazık
umutla attığım her adım, boşluğa düşüyor. ben onun için çabalarken, onun için sadece bir durak, belki de hiç durulmayan bir yolum? bilmiyorum
ve hüzün...
hüzün yüreğime sessizce dokunmuş. bağırmıyor, ağlamıyor, sadece orada. belki öylece duruyor belki de göğsümün ortasında ağır bir taş gibi
geceleri daha çok hissediliyor. her şey sustuğunda, onun yazmadığı cümleler yankılanıyor içimde. keşke diyorum, keşke biraz daha merak etseydi. keşke ben de onun için “bir şey” olsaydım.
yine de içimde tuhaf bir sadakat var. vazgeçemeyen bir yanım. kalbim, ona doğru atmayı bırakmıyor. belki bu bir yanılgı, belki kendime ettiğim en büyük haksızlık
ama hisler söz dinlemiyor. insan bazen kocaman bir hiç olur ya birinin hayatında? işte ben o hiçliğin içini sevgiyle doldurmuş durumdayım.
ve kimse bilmiyor.
sadece ben
bir de bu satırlar.
ve artık siz.
neyss neysss...
devamını gör...
steam
#3874295
paypal içinde aynısını söylemişlerdi sonuç ortada o zamanki para 5 milyar usd ihracatı bitirdiler.
paypal içinde aynısını söylemişlerdi sonuç ortada o zamanki para 5 milyar usd ihracatı bitirdiler.
devamını gör...
anın fotoğrafı

hikayeli bir retro oyuna başlama arifesinde...
(bkz: stalker shadow of chernobyl)
edit: fotoğraf net çıkmamış gibi duruyor, çünkü oyunun atmosferi karanlık.
devamını gör...
piçlik yapmak
mesela ilk bakışta aynı görünen iki görseli yan yana konup aradaki 7 farkı bulun falan diyorlar ya. piçlik yapmak isterseniz 6 tane farklı öge koyun ve milletin 7.yi de bulacağım diye gözleri 8 olsun. bakın ben yapmam bunu. çok efendiyim çünkü. piçlik yapmak benim beyefendi kişiliğime yakışmaz. *
tanım: işte puştluk yapmak gibin, ibnelik yapmak gibin bir şey.
tanım: işte puştluk yapmak gibin, ibnelik yapmak gibin bir şey.
devamını gör...
kadın filozof olmaması
elin hamuruyla bir de yazmış da yazmışlar. kadın anaç olur felsefe falan ne işi olacak. kadın evde ana sokakta bacıdır felsefe batı icadı küffar kuruntusudur.
devamını gör...
normal sözlük hesabını satmak
10 liraya bırakırım. boş muhabbet yapacaklar aramasın kalbini kırarım.
not: pazarlık yoktur.
not: pazarlık yoktur.
devamını gör...
gümüş takı vs altın takı
soğuk cilt alt tonluysanız gümüş, sıcak alt tonluysanız altın.
ben altıncıyım. 18 ayarın rengini özellikle çok seviyorum.
ben altıncıyım. 18 ayarın rengini özellikle çok seviyorum.
devamını gör...
daily death reminder
x üzerinde bulunan ve her gün size öleceğinizi hatırlatan bir hesaptır. çeşitli gönderiler yayınlar ve o gün ölebileceğinizi size bildirir. bunu her gün yapar. eskiden bir insan gönderileri yayınlıyordu. her gün " you will die someday" yazıyordu. bunu 2016 - 2023 arasında yaptı. sonra bunu bir bot'a teslim etti. bot ise artık bunu yazmıyor. her gün bir senaryo oluşturuyor. " şunu yaparken ölebilirsin bugün son günün olabilir " tarzı yazılar yazıyor.
insanlar bu ve benzeri " hatırlatıcı " hesapları seviyor. bildirimlerini açıyor. her gün size öleceğinizi hatırlatıyor telefonunuz bu sayede. tabi daha sonra bir çok farklı hesap açılmış durumda. bilinen hesaplar bunlar:
insanlar bu ve benzeri " hatırlatıcı " hesapları seviyor. bildirimlerini açıyor. her gün size öleceğinizi hatırlatıyor telefonunuz bu sayede. tabi daha sonra bir çok farklı hesap açılmış durumda. bilinen hesaplar bunlar:
devamını gör...
nuit et brouillard
bir alain resnais kısa belgesel filmidir.

belgeselin senaryosunu yönetmen alain resnais gusen toplama kampından kurtulmuş olan senarist jean cayrol ile birlikte yazmıştır. toplama kamplarının son bulmasından o sene sonra çekilen kısa belgesel filmin seslendirmesini ise michel buketi yapmıştır.
film bafta ödüllerinde adaylık elde etmiştir.
nacht und nebel almanların güvenliğini sağlama almak için adolf hitler tarafından yayımlanan bir kararnamenin adı aslında. gece ve sis ismi bu kararname ile bazı insanların mahkumiyetlerinin nasıl bir ortamda başlayacağını anlatıyor bize.
belgesel nazi döneminde kurulan toplama kamplarının hem kuruluşunu hem genel yapısını hem görev şemasını hem de burada yaşamak zorunda bırakılan insanlara yapılan akıl almaz zulümleri anlatır.
görüntüler zaten izlenecek gibi değil. her sahnesi insanı derinden etkiliyor. sadece görüntüye alınan insanlar değil o binaların dıştan ve özellikle de içten görünümleri çok rahatsız edici. ancak filmler ilgili en etkili kısım sanırım anlatıcı ve onun okuduğu metin oldu benim için.
gerçeği en çıplak halinde gözler önüne seren gayet başarılı bir belgeseldi.

belgeselin senaryosunu yönetmen alain resnais gusen toplama kampından kurtulmuş olan senarist jean cayrol ile birlikte yazmıştır. toplama kamplarının son bulmasından o sene sonra çekilen kısa belgesel filmin seslendirmesini ise michel buketi yapmıştır.
film bafta ödüllerinde adaylık elde etmiştir.
nacht und nebel almanların güvenliğini sağlama almak için adolf hitler tarafından yayımlanan bir kararnamenin adı aslında. gece ve sis ismi bu kararname ile bazı insanların mahkumiyetlerinin nasıl bir ortamda başlayacağını anlatıyor bize.
belgesel nazi döneminde kurulan toplama kamplarının hem kuruluşunu hem genel yapısını hem görev şemasını hem de burada yaşamak zorunda bırakılan insanlara yapılan akıl almaz zulümleri anlatır.
görüntüler zaten izlenecek gibi değil. her sahnesi insanı derinden etkiliyor. sadece görüntüye alınan insanlar değil o binaların dıştan ve özellikle de içten görünümleri çok rahatsız edici. ancak filmler ilgili en etkili kısım sanırım anlatıcı ve onun okuduğu metin oldu benim için.
gerçeği en çıplak halinde gözler önüne seren gayet başarılı bir belgeseldi.
devamını gör...
insana bahşedilmiş en güzel armağan
zeka.
devamını gör...
yalan söylerken kendini dizginleyememek
diliniz dönsün yeter, çok kasmayın.
devamını gör...
yalan söylerken kendini dizginleyememek
kendini kaptırıp yalanları ardı ardına sıralarken gelen o ben yalan söylemek için yaratılmışım hissi ile devam edilen durumdur, o an acaba yalanım fark edilir mi diye düşünülmez yalanımı nasıl daha da mükemmelleştirebilirim diye düşünülür, böyle durumlarda sizi ziyaa diyerek durduracak bir yavere ihtiyacınız var.
devamını gör...
