zaman tüneli

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanın hayatindaki en nazik meraklarından biri.
çünkü bu soru bir insanı değil, ihtimalleri hatırlar. yaşanmamış olanın konforu vardır içinde. ne kırılmıstır, ne yorulmuştur, ne de gündelik hayatın sıradanlığına maruz kalmıştır. bu yüzden hep biraz daha kusursuz görünür.
bazen bir sahneyle, bazen bir cümleyle, bazen de sebepsizce uğrar akla. insan durup düşünür:
“acaba onunla olsaydı nasıl olurdu?”
cevabı yoktur.çünkü o ihtimal, gerçekle hiç tanışmamıştır.
belki de bu yüzden, hep iyi anlaşırlar.
çünkü bazi ihtimaller, sadece gerçekleşmedikleri için güzeldir.
devamını gör...

maalesef bir türkiye realitesidir.
devamını gör...

domates ve soğan hariç bütün malzemeler elle doğrandı, ton balığından evin kedisine de payı verildi. e yavrum yapıyoz bu sporu be.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

üç yıl önce liseden mezun olduğum için sevinmek ve yaşananlara üzülmek arasında kaldığım olaylar zincirinin son halkası.

maalesef bizim nesilde doğum yılları günümüze yaklaştıkça zeka ve insanlık seviyesi bir o kadar düşüyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

belli ki okullarda infial yaratılmaya çalışılıyor. endişe verici bir durum. ilerde ya çocuklar çantaları aranarak okula girecek ya da veliler çocuklarını okula göndermeyecek.
devamını gör...

döneminde memleketi dalton, redkit, casper ve türevi gençlerden oluşan envai çeşit suç örgütünün türediği iktidarın suçudur.
geçmişte niye yoktu böyle şeyler. siz bu örgütlerle mücadele etmezseniz, ahmet'i atlas'ı öldürenler cezasız kalırsa akıbeti budur.
ahmet'in katilini destekleyen kıza, iktidarı eleştiren tivit atan öğrenciler gibi muamele gösterilmedi. işine gelince özgür düşünce, işine gelmeyince değil.
en büyük hapishaneleri yapmakla böbürlenen bir iktidar olursa, halkı da oraya girmeye can atan suçlular olur. bunlar değil miydi kardeşim eğitim oranı arttıkça oy oranımız düşüyor diyen. eğitimlileri muhalif diye kaçırdınız, geriye iti kopuğu kaldı. okumaya meyillileri sırf birşeyleri eleştiriyor diye okul bahçelerinde polislere coplatıyorsunuz, eli silahlı magandaları kucağınızda hoplatıyorsunuz. eserinizle gurur duyun.

bir diğer konu da okul bütçesine gelince kıstıkça kısmaları. kaç çocuk var bir okulda 300 mü 500 mü. 2 güvenlik koyulamıyor mu okullara. çocuk başına 200 lira falan o adamların maaşını çıkartıyordur herhalde. ayda bir tavuk döner etmiyor mu bu çocuklar. gerekirse veliler kendi versin. herkes sigara içiyor dalı ortalama 7 liraya geliyor, çocuğun için günde 1 dal sigara. silahlı adama belki tamamen engel olamazdı ama belki can kaybı az olurdu, bir tuşa basar uyarı vermiş olurdu birşeyler düşünülebilir. cemaatlere ayrılan para bu ülkenin geleceği olan çocuklar için de ayrılsın bı zahmet. alanı olmayan her konuya burnunu sokan meb ne işe yarıyor. hani eğitimde devrim yapıyorlardı.

şimdi millet nasıl güvenip yollasın çocuğunu okula. yazık o giden canlara. yapacağınız işi seveyim!
devamını gör...

korkunç bir olay. maalesef okul taramalar da başladı artık, bireysel silahlanmanın önüne geçilmesi gerekiyor bir an önce. silah temin etmek bu kadar kolay olmamalı, öğrenmek ve kullanmak bu kadar kolay olmamalı. bu yaşta bir çocuğun evinde silahın ne işi var, kullanmayı nereden biliyor, nereden temin edildi?
silahın bu kadar kolay erişilebilir olması, özellikle çocuklar ve ergenler açısından çok daha tehlikeli. çünkü bu yaş grubu zaten dürtü kontrolü, öfke yönetimi ve sonuçları öngörme konusunda çok daha sıkıntılı. burada asıl sorulması gereken şu, bir çocuğun eline silah geçmesini engelleyemeyen bir sistem, gerçekten güvenlik sağlayabilir mi? geçen yıllarda bir kahveye saldırı olmuştu, şimdi iki okula saldırı oldu bunlar sistematik olaylar, tekil değil maalesef.
devletin temel yükümlülüğü yaşam hakkını korumakken silaha erişimin bu kadar kolay olduğu bir düzlemde insanların yaşam hakkı nasıl korunacak? artık sokaklar güvenli olmayacaksa, korkuyla yaşayacaksak toplumsal güvenlikten bahsetmek nasıl mümkün olacak? çocuklar okullarında bile korkuyorsa tüm bu aile yılı politikalarının ne anlamı var?
devamını gör...


kepel’le karşılaşan biri olursa mesajımı iletsin lütfen: haklı çıktın gilles, adına konuştuğum islamcı politikacıların meğer demokratikleşme, özgürlükler, insan hakları, hukuk falan umurlarında değilmiş. galiz istibdat sırlı ajandalarıymış. kişisel refah temini ve muhafazası için yapmayacakları fenalık yokmuş. dindarlığın mağdur ve mazlum olduğu yolundaki şikayetler dinsel istibdat kurmanın peşreviymiş.

islam karşıtlığı denilen, şimdiki markasıyla islamofobi suçlaması da aslında tasalluta, tegallübe ve tahakküme mani durumları bertaraf etme stratejisiymiş.

bütün bunları demokrasi uçağına biletli yolcu olarak binip yaptıkları çok doğru. bizimkisinin yersiz ve gereksiz demokrasi romantizmi olduğu da.

müslümanlar neden dindarlıklarını teşhir etmeye çok hevesli? adına da “tebliğ” diyerek? avrupa şehirlerinde sokaklarda namaz kılmalar, hoparlörden yüksek sesle kur'an kıraatı, kutsallaştırılmış kılık kıyafetle sokaklarda gövde gösterileri falan?

sebebi basit: onların algı dünyasında islam, kişinin kendini geliştireceği, kendini terbiye edip iyi insana dönüştüreceği bir din değil. kur'an'da bu yöndeki onlarca ayete rağmen. din onlar için politik amacın alet edevatı sadece. bu dünyada hakimiyeti uğruna mücadele edilecek kimlik. kendini iyi insan yapmak yerine ötekini baskı altına alma, ülkeler fethetme, hakimiyet kurma emelinin ideolojisi işte bu nevrotik inancın sonucu. bu yüzden avrupa’daki demokratik değerlere uyum sağlayamıyorlar.

hukuk, insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü, eşitlik, adalet, ahlak onların dünyasında anlam taşımadığı için bulundukları ülkelerin standartlarıyla hep kavgalılar.

trafikte gönlünce davranamadığı, “kurban bayramı”nda şehri kana bulayamadığı, sokakları kirletemediği, tüm simgeleriyle noel bayramı’na maruz kaldığı, sağında solunda domuz eti, alkol, neşe, eğlence gördüğü ama bunlara müdahale edemediği için öfkeli. bu nedenle oralar onun için cehennem, kuralsızlığın keyfini özgürce sürebildiği kendi ülkesi de cennet.

demokrasi, insan hakları, özgürlük ve hukuk alanında sıfır puanlı muhtelif müslümanlıklar dünyaya ne vadedebilir?

eleştirdiği batıya alternatif iyiyi sunmak bir yana, o seviyenin bile yüz yıl gerisinde. oysa yüz yıl önce müslümanlığın reformist elitleri, meşrutiyet ve anayasa hareketlerine öncülük ederek batı ile başabaş koşuyordu.

islamcılar, bulundukları ülkede sosyal hayatın kalitesinin artmasına, kültürel ve entelektüel gelişime, siyasal mükemmelleşmeye nasıl katkı sunabileceğini asla düşünmüyor. böyle bir derdi hiç yok. bilakis çalışmadan sosyal yardımlarla hayatını sürdürmenin kestirme yollarını bulmanın peşindeler. devletten para desteği almak için çocuk yapacak kadar bayağılaşmakta beis görmeyenler var.

almanya’da 2023 itibariyle hartz ıv işsizlik yardımı alan 6.4 milyon kişiden yaklaşık 1.8 milyonu yabancı uyrukluydu. bunların %70’i müslüman göçmen. yardım iş bulunana kadar verildiğinden devletin onlara sunduğu işleri kişiliğine uymama, fiziksel yetersizlik vs. gibi uydurma gerekçelerle geri çevirip sosyal yardım almaya devam edenler bunlar. medeni ortam haliyle, hukuk var, insan haklarına hassas, “o zaman defol git ülkene” diyemiyorlar. bedavacı göçmenler de bu güçlü hukuk şartını devletin ve toplumun zaafı görüp şımarıklık ve arsızlıkta sınır tanımıyor.

isviçre’de basel ve cenevre gibi bölgelerde sosyal yardım harcamaları %70’e varan oranda müslüman göçmenlere gidiyor. isveç’te malmö ve stockholm’ün bazı semtlerinde müslümanlara yapılan sosyal yardım oranı %60-70 aralığında. danimarka’da müslüman göçmenlerin işgücüne katılım oranı sadece %28. buna karşılık sosyal yardım oranı %60. böyle uzayıp gidiyor. veriler bütün gelişmiş batı demokrasilerinde aşağı yukarı aynı.

avrupa’da vergi mükelleflerinin paralarından oluşmuş fonlardan sosyal yardımla geçinen ve yan gelip yatan müslüman göçmenler, avrupalıların çalışıp didinerek ödedikleri vergileri afiyetle yerken utanmıyor. kul hakkı, haram helal geçerli değil batılı toplumlar konu olduğunda. bilakis “kafirler”in parasını kurnazca yedikleri için gurur duyuyorlar.

çalışan göçmenler de “gavura hizmet ettikleri” gerekçesiyle hakettiklerinden fazlasına alacaklı olduklarına dair bir düşünce geliştirmiş, benzer kestirmeleri kovalamayı ihmal etmiyorlar. bu kişilik bozukluğu hoş görülmediğinde ve vergi mükellefleri bu duruma itiraz ettiğinde heybeden “islamofobi” pankartını çıkarıyorlar hemen.

“islamofobi” kamuflajının, dinî istibdat dünyasının kötülüklerini perdelemeye verilen ad olduğu yeterince örnekle kanıtlı belgeli.


kenan çamurcu

hırsızlığı ve yolsuzluğu pek seven günümüzün batılı solcu ve sjw politikacılarında sınırsız ve ayarsız bir istilacı sevdası var. pek çoğu gerçekten de desteğe ve yardıma ihtiyaç duyan bu göçmenler için oluşturulan, azı gerçek çoğu sahte olan sosyal destek projeleri üzerinden çuvalla para götürüyorlar ve suç ortaklarına da yediriyorlar. ayrıca sınırsız bir oy kaynağı haline gelmiş durumda.

sjw'ler ve göçmenler arasında mükemmele yakın bir kazan-kazan ilişkisi var. bu soygunculuğa karşı çıkan herkes ırkçı ve faşist diye yaftalanıyor. durumdan en çok keyif alanlar da çin hc, müslüman kardeşler, rusya, iran...

çinlilerin batılı ülkelerdeki müslüman göçmenleri pek sevmesi boş değil. rusya ile belarus'un polonya, baltık ülkeleri ve finlandiya sınırlarına göçmen yığıp sınırları zorlaması da boşuna yapılmıyor.

en mantıklı seçenek, göç veren ülkelerin yerinde desteklenmesi ve kalkınması. bakalım güney amerika projesi ve ishak anlaşmaları tutacak mı?
devamını gör...

silaha erişimin nasıl bu kadar kolay olduğu, 8. sınıf öğrencisi bir çocuğun gözünün nasıl böyle döndüğü, çocukların emanet edildiği okulların nasıl bu kadar güvenliksiz olabildiği… gibi gibi bir sürü soru sorulabilir ama gidenler geri gelmeyecek… o sabilerin ve kahraman öğretmenin ailelere sabır diliyorum... umarım yaralılar da bir an önce iyileşir…

ayrıca 2000’li yıllardan sonra çocuk yetiştirme konusunda bir şeylerin çok ters gittiği aşikar. belki de bir an önce anam babam usülüne dönmek gerek…
devamını gör...

yahudilerden başlayarak yapılması gereken proje!
devamını gör...

#3955359 senin gibilerden başlanırsa faydası olur sanki.
devamını gör...

b lar normal değil organize bişeyler oluyor.

gençler arasında criminal bir trend başlıyor olabilir.

benim sevgilim daha criminal akımı vardı bir ara.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir de bulamadım ama üzerinde kıbrıs haritası olan kahve fincanı seti.
anneannemin vitrini geldi direkt gözüme.
devamını gör...

bazen bir nota, kemiklerinizin derinliğinde bir çatlak açar. bazen bir riff, ruhunuzu yerinden söker, alıp götürür seni o uçsuz bucaksız karanlığa. dissection tam da böyle bir şeydi. isveç’in ıssız bir kasabasında, strömstad’ın nemli ormanlarında, 1989’da doğan bu grup, sadece müzik yapmıyordu; içindeki kaosu dışarı dökmek için bir kapı aralıyor, o kapıdan geçen herkesi de kendiyle birlikte sürüklüyordu. ve o kapının anahtarı, o kapının efendisi, jon andreas nödtveidt’ti.

jon’u anlamak için önce o sesi dinlemek lazım. sekiz yaşında gitarı eline alan, running wild’in korsan melodilerinden black sabbath’ın ağır lanetine, oradan judas priest’in çelik gibi keskinliğine uzanan bir çocuk.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ama o, sıradan bir metal delisi değildi. o, müziği bir araç olarak gördü. bir araç ki, kozmosu yaracak, anti-kozmik bir ışık getirecekti. dissection’i peter palmdahl’la kurduğunda daha on dört yaşındaydı. ilk provalar, ilk demo’lar… the grief prophecy’de bile o melankolik, o buz gibi dokunuş vardı. sanki norveç’in karanlık ormanlarından esen bir rüzgâr, isveç’in gri gökyüzüne karışmıştı. ama jon’un vizyonu daha büyüktü. death metalin vahşetiyle black metalin soğuk mistisizmini birleştirecek, üstüne de o unutulmaz gitar armonilerini, o akıcı, neredeyse epik melodileri ekleyecekti.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

1993’te the somberlain geldi. albüm, bir yas ilahisi gibiydi. “the somberlain” parçasının açılışında o akustik gitar, sanki bir mezar taşının üstüne düşen yağmur damlaları gibi. sonra patlıyor her şey. . . davullar bir fırtına, bas bir deprem, jon’un vokali ise… o vokal, hem çığlık hem fısıltı. içinde hem öfke hem teslimiyet var. albümün tamamı, bir ruhun karanlığa gömülüşünü anlatıyor; ama öyle bir anlatış ki, dinlerken kendinizi o gömülüşün içinde buluyorsunuz. “nocturnal bloodlust”ta o ikili gitar çalışması, sanki iki gölge dans ediyor, birbirini kovalıyor, birbirini yutuyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

jon’un sözleri ise doğrudan mlo’nun -misanthropic luciferian order- o anti-kozmik felsefesine dokunuyor. kozmosu reddeden, kaosu kucaklayan bir isyan. bu albüm çıktığında, mayhem’in kurucularından øystein aarseth’e, yani euronymous’a adanmıştı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


çünkü jon, o norveç sahnesinin ateşini hissetmişti; ama kendi yolunu çiziyordu. dissection, black metalin norveç damarını isveç’in melodik damarlarıyla birleştirdi. ve bunu yaparken de kimseyi taklit etmedi; yarattı.

iki yıl sonra storm of the light’s bane… işte burada işler zirveye çıktı. 1995’in kasımında nuclear blast’ten çıkan bu albüm, bir fırtına değildi; fırtınanın kendisiydi. “where dead angels lie”nin o epik girişi, “thorns of crimson death”in o delici melodileri… jon’un gitarı burada bir kılıç gibi; hem kesiyor hem yarayı sarıyor.

albümün atmosferi o kadar yoğun ki, dinlerken sanki bir buz tabakasının altında boğuluyorsunuz. ama boğulmak güzel, çünkü o boğuluşta bir tür özgürlük var. jon ve ekibi -o dönemde johan norman’la ikili gitarlar efsaneydi- death metalin hızını black metalin karanlığıyla harmanlarken, 70’lerin melodik rock dokunuşlarını da unutmamışlardı. iron maiden’in epikliğinden bir parça, ama zehirlenmiş, lanetlenmiş hali.

bu albüm, isveç ekstrem metalinin mihenk taşı oldu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

naglfar’dan in flames’e, hatta daha sonra gelen nice gruba ilham verdi. ama kimse dissection gibi yapamadı. çünkü kimse jon gibi hissedemedi.

sonra… hayat, müziğin karanlığını yakaladı. 1997’de o olay oldu. jon, mlo’nun içinde, o kaotik arayışın tam ortasındaydı. anti-kozmik satanizm onun için bir felsefe değil, bir varoluş biçimiydi. liber azerate’nin sayfaları arasında, ölümün orgazm olduğunu söyleyen o adam, 1998’de on yıl hapis cezası aldı. dissection sustu. ama jon’un sesi, o hücrelerde bile yankılanıyordu.


2004’te çıktığında, her şey değişmişti. ama değişmemişti de. dissection’i yeniden doğurdu. yeni kadro, yeni enerji… 2004’te maha kali ep’si, o eski ruhu geri getirdi. sonra 2006’da reinkaos. albüm, mlo’nun formüllerini doğrudan sözlere dökmüştü. daha doğrudan, daha ritüelistik, daha sert.

“starless aeon”da o kaos patlaması, “black horizons”ta o son çağrı… jon burada artık sadece şarkı söylemiyordu; bir ayin yönetiyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

albüm çıktıktan kısa süre sonra, 13 ağustos 2006’da, hässelby’deki dairesinde, mumlarla çevrili bir çemberin içinde, elinde liber azerate’yle, kafasına sıkarak intihar etti. 31 yaşındaydı.

ölümü, kendi deyimiyle, “güçlü bir satanistin ölümü”ydü. yaşlılıkta, hastalıkta değil, ritüelin tamamlanması, zirvede.

bazıları onun hayatını trajedi olarak görür, bazıları bir bütünün parçası. ben oraya çok girmiyorum. çünkü mevzu o değil.

dissection dinlerken o gitarlar kulaklarına dolduğunda, vokal boğazını sıktığında şunu fark ediyorsun:
karanlık gerçekten de bir yer. ama herkesin yaşayacağı bir yer değil. jon nödtveidt o sesi kurdu, evet. ama o evin içinde ne vardı, orası başka bir hikâye. herkesin girip kalmak isteyeceği bir yer değil orası.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

2026’da hâlâ o kapıdan geçenler var. çünkü melodik black/death dediğin damar, teknikten çok his meselesi. o hissi de birçok kişi ondan öğrendi, doğru.

ama dissection dinlemek dediğin şey, birini örnek almak değil. sadece o yoğunluğu, o iç sarsıntıyı deneyimlemek. kemiklerine kadar inen bir titreşim, ardından gelen tuhaf bir sakinlik. acı veren ama gerçek bir sakinlik.

müziği kalır. çünkü müzik bazen sahibinden bağımsız yaşar. gerisi ise herkesin kendi mesafesini koyması gereken bir karanlık.
devamını gör...

anadoluda hala yaygındır. beni bile tehdit ettiler toprak meselesinden birinin çocuğunu vurursan bizim orada senin de kafana sıkarlar. evlat bu başka bir şeye benzemez.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


mersin'in tarsus ilçesinde bulunan fatih anadolu lisesi’nde 12’nci sınıf öğrencisinin okula tabanca ile geldiği ortaya çıktı.

öğle saatlerinde durumun fark edilmesi üzerine okul yönetimi ve okul polisi harekete geçti. olası bir tehlike yaşanmadan öğrencinin üzerindeki silah alınarak el konuldu.

haber linki
devamını gör...

ortaokula giden çocuk 5 silah 7 şarjör bulabiliyor!
9 ölü 13 yaralı var, intihar etmiş. 13-14 yaşındaki bir çocuk yine çocuk öldürüyor.

iddiaya göre okul müdürü 2 gün önce savcılığa gidip şikayette bulunuyor fakat olay yine de yaşanıyor.

önlem alınmazsa devamı da gelecek gibi duruyor.
hangisi için önlem alındı ki? okulda da güvenlik yoksa nerede olacak? o silahlarla şarjörlerle okula girmesi nasıl mümkün?
devamını gör...

kendi kızını ülkenin en köklü özel okularından birine verip,kitleleri de anti laik eğitim ile oyalayan bir o kadar da karanlık bir bakanın oldugu bir eğitim sisteminden ne beklenir?
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim