zaman tüneli
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
güne geceye ana bir kısa öykü bırak
sessizce hastane odasına baktı. tam dokuz aydır burada mı yatıyordu?
ne zaman başladığını düşünmeye çalışırken dışarıdan gelen rüzgârın uğultusunu duydu. pencereden baktığında, karşıdaki koca çınarın dallarının kopup gidecekmiş gibi savrulduğunu gördü. kendini ona benzetti. o da içten içe kırılmış ve yalnızdı..
dalgın gözlerini camdan ayırmadı.
“aslı… aslı… kızım kalk artık. teyzene gideceğiz. baban hazırlanmış bile. senin bu ağırkanlılığına yine sinirlenecek.”
annesinin sesi hâlâ kulağında yankılanıyordu.
o gün arabaya bindiklerinde yağmur deli gibi yağıyordu. camlara vuran damlalar görüşü neredeyse tamamen kapatmıştı. babası radyoyu açtı. o sıralar genç kızlar arasında hızla ünlenen atlas kaan' nın şarkısı çalmaya başladı.
aslı hafifçe gülümsedi.
tam o sırada önlerine çıkan köpeğe çarpmamak için babası ani bir hareketle direksiyonu kırdı.
araba kontrolden çıktı.
şarampole yuvarlandılar.
gözlerini açtığında hastanedeydi.
kolunda ve ayağında kırıklar vardı ama yaşıyordu. annesiyle babasının öldüğünü söylediklerinde ise hiçbir şey hissedemedi. ağlayamadı bile.
sanki içine bir boşluk açılmıştı.
o günden sonra abisi murat onu yanına aldı.
aslı giderek sessizleşti. uzun uzun boşluğa bakıyor, saatlerce odasından çıkmıyordu. sürekli müzik dinliyordu. özellikle de atlas kaan…
şarkılar, acısını unutturan tek sığınaktı.
kazanın üzerinden tam bir yıl geçmişti.
murat, kardeşinin biraz olsun toparlanması için ona sürpriz yaptı. atlas kaan konserine en önden bilet almıştı.
o gece hava yine yağmurluydu.
aslı büyük bir heyecanla hazırlandı. gözlerinin içi uzun zaman sonra ilk kez ışıldıyordu.
konser alanına geldiklerinde kalabalığı yara yara en öne geçti. atlas sahneye çıktığında çığlıklar yükseldi.
aslı nefesini tuttu.
atlas şarkı söylerken bir an göz göze geldiler. kalbi deli gibi çarpmaya başladı.
sonra atlas mikrofonu kaldırdı.
“aramızda çok özel biri var,” dedi gülümseyerek. “aslı… bu şarkı senin için.”
aslı’nın gözleri karardı.
“aslı! aç gözlerini, hadi biraz su iç.”
gözlerini araladığında murat’ın korku dolu bakışlarıyla karşılaştı.
“abi…” dedi nefes nefese. “atlas benim adımı söyledi…”
murat kısa bir sessizlikten sonra başını eğdi.
“aslı… sen baygınlık geçirdin. atlas böyle bir şey söylemedi.”
o geceden sonra her şey daha da kötüleşti.
aslı televizyonda atlas’i gördüğünde onunla konuşmaya başladı. atlas’in de ona karşılık verdiğini söylüyordu.
“beni tanıyor.” “bana âşık.” “yakında yanıma gelecek.”
başta kimse önemsemedi.
ama zaman geçtikçe aslı gerçeklikten kopmaya başladı. her hafta atlas'a mailler atıyor, birlikte yaşayacakları hayatı anlatıyordu.
bir gün murat, bilgisayar açık kaldığında o mailleri gördü.
sayfalarca yazılmıştı.
murat’ın elleri titredi.
ve kısa süre sonra aslı’yı bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi’ne yatırdılar.
aslı yeniden pencereye baktı.
demek bugün çıkacaktı.
dokuz ay…
dokuz koca ay boyunca burada yaşamıştı.
atlas’i düşündü.
canı acıdı.
kapı birden açıldı.
içeri murat ve teyzesi girdi. ikisi de ona sıkıca sarıldı.
“hazır mısın?” diye sordu murat gülümsemeye çalışarak.
aslı sessizce başını salladı.
arabaya bindiklerinde hava yine yağmurluydu.
aslı camdan dışarı bakıyordu.
içinde garip bir boşluk vardı.
atlas…
aralarında hiçbir bağ yoktu
bunu sadece kendi zihninde yaratmıştı.
“ben sevdim,” diye fısıldadı kendi kendine.
“sadece ben…”
yağmur damlaları cama çarparken gözlerini kapattı.
“tüm ruhum eriyene kadar…”
eve geldiklerinde doğruca odasına çıktı.
hastanede aynaları bile kaldırmışlardı. kendine zarar verebilir diye hiçbir keskin eşya vermemişlerdi.
aylar sonra ilk kez aynaya bakacaktı.
kapıyı kapattı.
yavaşça aynanın karşısına geçti.
yüzü solgundu. göz altları morarmış, yanakları çökmüştü. tam o sırada pencere sert bir rüzgârla açıldı. perdeler savruldu. aslı geri çekilmek istedi ama yapamadı. sankş görünmez bir güç onu aynaya doğru çekiyordu.
her şey karardı.
gözlerini açtığında kendini tanımadığı bir salonda buldu. eskitilmiş ama zarif mobilyalar, ağır kadife perdeler, tavandan sarkan kristal avize…
yan odadan tabak sesleri geliyordu. korkuyla mutfağa yöneldi.
ocakta yemek karıştıran bir kadın birden döndü.
aynı yüz.
aynı gözler.
aynı aslı.
kadının elindeki tencere yere düştü.
tam o sırada mutfağa bir adam girdi.
“ne oluyor aşkım?” dedi telaşla.
adam iki aslı’yı görünce olduğu yerde dondu. yüzündeki renk çekildi.
aslı titreyen sesiyle fısıldadı:
“atlas…?”
ne zaman başladığını düşünmeye çalışırken dışarıdan gelen rüzgârın uğultusunu duydu. pencereden baktığında, karşıdaki koca çınarın dallarının kopup gidecekmiş gibi savrulduğunu gördü. kendini ona benzetti. o da içten içe kırılmış ve yalnızdı..
dalgın gözlerini camdan ayırmadı.
“aslı… aslı… kızım kalk artık. teyzene gideceğiz. baban hazırlanmış bile. senin bu ağırkanlılığına yine sinirlenecek.”
annesinin sesi hâlâ kulağında yankılanıyordu.
o gün arabaya bindiklerinde yağmur deli gibi yağıyordu. camlara vuran damlalar görüşü neredeyse tamamen kapatmıştı. babası radyoyu açtı. o sıralar genç kızlar arasında hızla ünlenen atlas kaan' nın şarkısı çalmaya başladı.
aslı hafifçe gülümsedi.
tam o sırada önlerine çıkan köpeğe çarpmamak için babası ani bir hareketle direksiyonu kırdı.
araba kontrolden çıktı.
şarampole yuvarlandılar.
gözlerini açtığında hastanedeydi.
kolunda ve ayağında kırıklar vardı ama yaşıyordu. annesiyle babasının öldüğünü söylediklerinde ise hiçbir şey hissedemedi. ağlayamadı bile.
sanki içine bir boşluk açılmıştı.
o günden sonra abisi murat onu yanına aldı.
aslı giderek sessizleşti. uzun uzun boşluğa bakıyor, saatlerce odasından çıkmıyordu. sürekli müzik dinliyordu. özellikle de atlas kaan…
şarkılar, acısını unutturan tek sığınaktı.
kazanın üzerinden tam bir yıl geçmişti.
murat, kardeşinin biraz olsun toparlanması için ona sürpriz yaptı. atlas kaan konserine en önden bilet almıştı.
o gece hava yine yağmurluydu.
aslı büyük bir heyecanla hazırlandı. gözlerinin içi uzun zaman sonra ilk kez ışıldıyordu.
konser alanına geldiklerinde kalabalığı yara yara en öne geçti. atlas sahneye çıktığında çığlıklar yükseldi.
aslı nefesini tuttu.
atlas şarkı söylerken bir an göz göze geldiler. kalbi deli gibi çarpmaya başladı.
sonra atlas mikrofonu kaldırdı.
“aramızda çok özel biri var,” dedi gülümseyerek. “aslı… bu şarkı senin için.”
aslı’nın gözleri karardı.
“aslı! aç gözlerini, hadi biraz su iç.”
gözlerini araladığında murat’ın korku dolu bakışlarıyla karşılaştı.
“abi…” dedi nefes nefese. “atlas benim adımı söyledi…”
murat kısa bir sessizlikten sonra başını eğdi.
“aslı… sen baygınlık geçirdin. atlas böyle bir şey söylemedi.”
o geceden sonra her şey daha da kötüleşti.
aslı televizyonda atlas’i gördüğünde onunla konuşmaya başladı. atlas’in de ona karşılık verdiğini söylüyordu.
“beni tanıyor.” “bana âşık.” “yakında yanıma gelecek.”
başta kimse önemsemedi.
ama zaman geçtikçe aslı gerçeklikten kopmaya başladı. her hafta atlas'a mailler atıyor, birlikte yaşayacakları hayatı anlatıyordu.
bir gün murat, bilgisayar açık kaldığında o mailleri gördü.
sayfalarca yazılmıştı.
murat’ın elleri titredi.
ve kısa süre sonra aslı’yı bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi’ne yatırdılar.
aslı yeniden pencereye baktı.
demek bugün çıkacaktı.
dokuz ay…
dokuz koca ay boyunca burada yaşamıştı.
atlas’i düşündü.
canı acıdı.
kapı birden açıldı.
içeri murat ve teyzesi girdi. ikisi de ona sıkıca sarıldı.
“hazır mısın?” diye sordu murat gülümsemeye çalışarak.
aslı sessizce başını salladı.
arabaya bindiklerinde hava yine yağmurluydu.
aslı camdan dışarı bakıyordu.
içinde garip bir boşluk vardı.
atlas…
aralarında hiçbir bağ yoktu
bunu sadece kendi zihninde yaratmıştı.
“ben sevdim,” diye fısıldadı kendi kendine.
“sadece ben…”
yağmur damlaları cama çarparken gözlerini kapattı.
“tüm ruhum eriyene kadar…”
eve geldiklerinde doğruca odasına çıktı.
hastanede aynaları bile kaldırmışlardı. kendine zarar verebilir diye hiçbir keskin eşya vermemişlerdi.
aylar sonra ilk kez aynaya bakacaktı.
kapıyı kapattı.
yavaşça aynanın karşısına geçti.
yüzü solgundu. göz altları morarmış, yanakları çökmüştü. tam o sırada pencere sert bir rüzgârla açıldı. perdeler savruldu. aslı geri çekilmek istedi ama yapamadı. sankş görünmez bir güç onu aynaya doğru çekiyordu.
her şey karardı.
gözlerini açtığında kendini tanımadığı bir salonda buldu. eskitilmiş ama zarif mobilyalar, ağır kadife perdeler, tavandan sarkan kristal avize…
yan odadan tabak sesleri geliyordu. korkuyla mutfağa yöneldi.
ocakta yemek karıştıran bir kadın birden döndü.
aynı yüz.
aynı gözler.
aynı aslı.
kadının elindeki tencere yere düştü.
tam o sırada mutfağa bir adam girdi.
“ne oluyor aşkım?” dedi telaşla.
adam iki aslı’yı görünce olduğu yerde dondu. yüzündeki renk çekildi.
aslı titreyen sesiyle fısıldadı:
“atlas…?”
devamını gör...
fenerbahçe
hocalı, hocasız, başkanlı, başkansız, bazen hem hoca hem başkansız gibi çeşitli varyantlarla 2. olma challengelarına forvetsiz ikinci olma challenge ekleyen enteresan kulüp. üst üste 5 kez 2. olarak rekor kırmışlar.
sebebine yapı derler. biz 13. olurken de 2. oldular. bizle ne alakası var.
biz 14 sene üst üste şampiyon olamadığımızda en çok puan toplayan 2. takımmışız. buna karşın tek şampiyonluk yok. bjk, fb, ts 4-5'er şampiyonlukları var. bu normal ama aynısı fenere olunca yapı.
ama yeni sezon farklı olacak ümidi kesmesinler. o sene bu sene..
sebebine yapı derler. biz 13. olurken de 2. oldular. bizle ne alakası var.
biz 14 sene üst üste şampiyon olamadığımızda en çok puan toplayan 2. takımmışız. buna karşın tek şampiyonluk yok. bjk, fb, ts 4-5'er şampiyonlukları var. bu normal ama aynısı fenere olunca yapı.
ama yeni sezon farklı olacak ümidi kesmesinler. o sene bu sene..
devamını gör...
belçika kraliçesi mathilde türkiye'de
emirdağlı aile bakanı aracılığı ile bayraktar savunma sanayi için iş işbirliği ve ihale bağlantısı için geldi sanırım.vakti zamanında ana kraliçe elizabeth de ingiliz bmc kamyon fabrikası için gelmişti.
devamını gör...
şebnem ferah
hem samimi hem vefalı...
şeboistim.
şeboistim.
devamını gör...
kuaför değiştirmek
serbest piyasa koşulları sadakati imkansızlaştırıyor. şöyle ki; bu hafta saç boyama ve keratin bakımı için biri 15 bin fiyat verirken, diğeri 6-8 bin arası, bir diğeri 9 bin fiyat çekiyor. n'apsın bu müşteri..? bazen aramaya inanmayı seçiyoruz mecburen.
devamını gör...
belçika kraliçesi mathilde türkiye'de
insanlara güvenilmez diyorum matilde, intikam da iyi bir şey değil. iyi kalmak önemli matilda.
devamını gör...
aynalı güneş gözlüğü
camları ayna gibi karşıdaki görüntüyü yansıtan güneş gözlüklerine verilen ad. bunları çocukken ilk keşfettiğimde çok şaşırmıştım. yani filmlerde falan görüyorumdur muhakkak ama takıp karşıyı görünce şaşırmıştım. çocukluk işte. yani karşıdaki gözlerinizi göremiyorsa siz de karşıyı göremezsinizdir diye düşünüyordum.
kendimi de konu mankeni yapayım dedim.

bugün tantrum (yazar) ile takıldık [#3974675] ve kendisinin aynalı güneş gözlüğünü denedim. bu arada hava atmak için demiyorum da bana gözlüklerin %99'u falan yakışıyor ya. yani bülent ersoy'un takabileceği absürtlükte gözlükler bile bana yakışıyor cidden. bunu başkaları söylüyor tabii genelde. yoksa kendi kendime gelin güven olmuyorum. haha.
kendimi de konu mankeni yapayım dedim.

bugün tantrum (yazar) ile takıldık [#3974675] ve kendisinin aynalı güneş gözlüğünü denedim. bu arada hava atmak için demiyorum da bana gözlüklerin %99'u falan yakışıyor ya. yani bülent ersoy'un takabileceği absürtlükte gözlükler bile bana yakışıyor cidden. bunu başkaları söylüyor tabii genelde. yoksa kendi kendime gelin güven olmuyorum. haha.
devamını gör...
belçika kraliçesi mathilde türkiye'de
geçenlerde abd, belçika’da amraam füzelerinin üretim tesisini kurmayı amaçladığını açıkladı. zannediyorum biz “al gülüm-ver gülüm”lerle iyiden iyiye nato’nun tedarikçisi olmayı planlıyoruz.
devamını gör...
yol fotoğrafları

ormanın içinden geçen toprak yolları severim ben. böyle hafif bozuk, yer yer çamurlu olur ya… sanki insan eli değmiş ama doğa tamamen teslim olmamış gibi. asfalt yollarda bir resmiyet var; seni bir yere yetiştirmeye çalışıyorlar. toprak yolun öyle bir derdi yok. istediğin kadar yavaş yürü..
bir de garip şekilde düşündürüyor insanı. o yolu kimler geçti acaba diye bakıyorsun bazen. yıllar önce odun taşıyan biri mi, canı sıkkın olduğu için yürüyen biri mi, yoksa sadece kaybolmak isteyen biri mi..? çünkü toprak yol biraz kaybolmaya uygun bir şey. insan orada yön duygusundan çok kafasının içini dinliyor.
aslında doğada hiçbir şey dümdüz değil ama insanlar yaptığı her şeyi cetvelle çizmek istiyor. toprak yollar ise mecburen eğiliyor, kıvrılıyor, ağacın kökünden kaçıyor. belki de bu yüzden daha samimi geliyor bana. kusurlu olduğu için gerçek duruyor.
bir de çocukluk anıları hep biraz böyle yolları çağrıştırıyor bana. tozlu ayakkabılar, uzaktan gelen köpek sesi, akşam olmadan eve dönme telaşı… insan büyüyünce birçok şeyi unutuyor ama nedense o yolların hissi kalıyor. belki hafıza da biraz toprak gibi çalışıyordur kimbilir.. üstü kapanıyor ama tamamen silinmiyor hiçbir şey.
bazen sadece yürümek için bile öyle bir yol lazım insana. bir yere varmak için değil de biraz kendi sesini duymak için.
devamını gör...
belçika kraliçesi mathilde türkiye'de
geçen akpli bakanlardan biri türkiyede esnaf ziyareti yapmaya maçası yemediği için belçikada esnaf ziyareti yapmıştı. nedeni belli oldu, hemen de kokuttu dedirten haber.
devamını gör...
rogue one: a star wars story
prequel olarak bilinen ana hikayenin öncesinde geçen üçlemesi sonrası çekilen star wars yapımları arasında star wars the clone wars dizisiyle beraber en çok keyif aldığım fantastik, macera, bilim kurgu, dram öğeleri içeren 2016 çıkışlı film. (sequel üçlemesini yok sayıyorum) filmin hikayesi tam da 1977 çıkışlı 4. bölüm yeni bir umut* öncesinde geçiyor ve o filme çok güzel bağlanıyor.
genelde andor ve the mandalorian daha popüler. ama rogue one bence bu iki yapımdan da hikaye ve izlenebilirlik açısından üstün. zaten bize cassian andor karakterini kazandıran da bu film. sürprizbozan* vermeyeyim. film jyn erso karakterinin gelişimi, hikayenin sonu ve ünlü koridor sahnesiyle hala tüylerimi diken diken ediyor.
jyn erso yıldız savaşlarında leia, padme ve ahsoka'yla beraber en sağlam ve önemli kadın karakterlerden biri bana göre.
pek çok kişiye alakasız gelebilir ama içimdeki kuva-yi milliye ruhunu canlandıran, nutuktan altını çizdiğim paragraflardan birkaçını okuma isteği uyandıran bir yapım. izleyin, izlettirin efenim. fragmanı için buradan
genelde andor ve the mandalorian daha popüler. ama rogue one bence bu iki yapımdan da hikaye ve izlenebilirlik açısından üstün. zaten bize cassian andor karakterini kazandıran da bu film. sürprizbozan* vermeyeyim. film jyn erso karakterinin gelişimi, hikayenin sonu ve ünlü koridor sahnesiyle hala tüylerimi diken diken ediyor.
jyn erso yıldız savaşlarında leia, padme ve ahsoka'yla beraber en sağlam ve önemli kadın karakterlerden biri bana göre.
pek çok kişiye alakasız gelebilir ama içimdeki kuva-yi milliye ruhunu canlandıran, nutuktan altını çizdiğim paragraflardan birkaçını okuma isteği uyandıran bir yapım. izleyin, izlettirin efenim. fragmanı için buradan
devamını gör...
soğuk esprilerde bugün
adamın biri o kadar sıskaymış ki pijaması tek çizgiliymiş.
devamını gör...
soğuk esprilerde bugün
#3605514 zamanında bi kere yaptık onda da off çok kötü falan yazıyorsunuz bi daha yapmam.
devamını gör...
soğuk esprilerde bugün
zengin bir etiyopyalı nereden belli olur?
beline rolex takar
beline rolex takar
devamını gör...
belçika kraliçesi mathilde türkiye'de
belçika kraliçesi mathilde, 428 yatırımcıyla birlikte türkiye'de.
ziyaret kapsamında türkiye-belçika ekonomi forumu da gerçekleştirilecek. forumda iki ülke özel sektörleri arasındaki iş birliklerinin yanı sıra savunma, havacılık ve sosyal güvenlik alanlarında hükümetlerarası anlaşmaların imzalanması planlanıyor.
(bkz: https://www.haberler.com/ha...).
edit.
elamanın biri bilmez, işin doğrusunu öğrenmek de istemez. en iyisi onu biraz daha morartmak. prensipte zeka seviyesi 35 den fazla olmadığı açıkça belli olan biriyle muhatap olmam ama bir istisna yapayım.
kafanı sözcü'den kaldırıp biraz etrafına bakarsan dünyanın çok farklı olduğunu görürsün.

(bkz: https://www.odatv.com/gunce...).
bakan belçika'da türk esnafı ziyaret etti. çünkü belçika'da doğmuştu orada yaşıyordu. o esnafları tanıyordu.
aile ve sosyal hizmetler bakanı ne diye esnaf ziyareti yapsın?
mahinur özdemir göktaş (aile ve sosyal hizmetler bakanı)
bakan, belçika'da milletvekiliydi. 29 mayıs 2015 tarihinde ermeni kırımı'nı soykırım olarak tanımlamayı reddetmesi nedeniyle partisinden ihraç edildi ve siyasete mayıs 2019 tarihine değin bağımsız milletvekili olarak devam etti...
merak ediyorsan gerisini araştır.
devamını gör...
şebnem ferah
şebom'un hakkında insanları en çok etkileyen şeylerden biri, bence yaşadığı ağır kayıplara rağmen dimdik kalabilmesi sanırım. önce ablasını, sonra babasını, ardından annesini kaybediyor.. bir dönem kanser tedavisi de görüyor. buna rağmen yıllarca sahnede güçlü durmaya devam ediyor. o yüzden onun şarkılarındaki kırgınlık veya güçlü olma duygusu insanlara yapay gelmiyor. “ben şarkımı söylerken”, “can kırıkları” veya “sil baştan” gibi şarkılar insanlara (yani bana) sadece iyi yazılmış gelmiyor, yaşanmış geliyor.
türkiye’de yıllarca popüler kalıp hiç yapaylaşmayan çok az sanatçı var. şebnem ferah bence onlardan biri. magazin figürü olmadan, sürekli gündemde kalmaya çalışmadan bile insanların hayatında yer etmeyi başardı. bana kalırsa onu özel yapan şey tam olarak bu samimiyet hissi.
türkiye’de yıllarca popüler kalıp hiç yapaylaşmayan çok az sanatçı var. şebnem ferah bence onlardan biri. magazin figürü olmadan, sürekli gündemde kalmaya çalışmadan bile insanların hayatında yer etmeyi başardı. bana kalırsa onu özel yapan şey tam olarak bu samimiyet hissi.
devamını gör...
kevin durand
kanadalı aktör.
devamını gör...


