zaman tüneli
neden yaratıldık
vardır bir bildiği diyerek isyan etmiyoruz ama neden yaratıldık çekilecek çile değil bu bence.sevap işlemek için mi cehennemden uzak durmak için mi olmaz olmaz böyle olmaz bu kadar zorken her şey hem tüm zorlukları çekip hem de yanacağız. tez zamanda ölsek mi acaba
devamını gör...
sorumluluk
bir nakliye firmasının sloganı:
-sorumluluk taşır.
ben sorumlulugumuzun ne oldugunu bilmiyorum. siz de biimiyorsunuz bence.
tum bunların bir anlamı olmalı.
hep bi yere baglanacak diye bekledigimiz bagımsız filmdeyiz sanki.
yonetmen sonunu acık bırakacak olm;)
ugrasmayın bu kadar. ihih.
-sorumluluk taşır.
ben sorumlulugumuzun ne oldugunu bilmiyorum. siz de biimiyorsunuz bence.
tum bunların bir anlamı olmalı.
hep bi yere baglanacak diye bekledigimiz bagımsız filmdeyiz sanki.
yonetmen sonunu acık bırakacak olm;)
ugrasmayın bu kadar. ihih.
devamını gör...
ölmek istemek
bazen insan ne istediğini bilmiyor ama istiyor işte
devamını gör...
topkapı otogarı
atla gel şabanı hatırlattı bana topkapı topkapı hemen
devamını gör...
gece gelen tost perileri
gece gece yemek yenilen bir dizi ya da film sahnesi izlenmemeli. yapay zeka buna da bir çözüm bulmalı. gece öyle bir sahne geldiğinde ileri almalı mesela. ya da sahneyi hiç göstermemeli bilemiyorum. ama bir.çözümü olmalı. biz de insanız çünkü.
kendimi hiç aç hissetmememe rağmen bazlama ekmeğine kaşarlı sucuklu tost söyledim sırf bu yüzden. kim verecek şimdi bana bu kalorilerin hesabını?
kendimi hiç aç hissetmememe rağmen bazlama ekmeğine kaşarlı sucuklu tost söyledim sırf bu yüzden. kim verecek şimdi bana bu kalorilerin hesabını?
devamını gör...
özgür irade
simdi, her seyi kontrol eden bir güc var. bunda hemfikirizdir cogumuz. kimi buna tanrı ya da allah diyor, kimi uzaylılara inanıyor, hindularda uc ruh olarak adlandırılıyor filan falan.
peki benim ozgur iradem nerde? var mı?
bana ben o kadar acizim ki yaratan karsısında gibi geliyor cunku.
peki benim ozgur iradem nerde? var mı?
bana ben o kadar acizim ki yaratan karsısında gibi geliyor cunku.
devamını gör...
cennette ayyaş olma ihtimali
derdinizi seveyim. *
devamını gör...
ankara'ya yaklaşma hissi
evine dönüyormuşsun gibi hissettirir. pazar gunu ankarama döneceğim için mutluyum ve bu hissi bol bol hissedeceğimi bilmek güzel. biz ankara'nın holiganlarıyız
devamını gör...
olması gerekenin zaten olması
stoacı felsefe der ki "bu hayatta hiçbir şey insana ait değildir." ölümlüyüz çünkü. dünyaya elimiz boş geldik ve boş gideceğiz. sadece yaşadığımız vakit bir şeylere sahibiz. tasavvuftaki dünya malı kiralıktır anlayışı gibi.
marcus aurelius abim olsun seneca dayım olsun bu düşünceye mensup birer fani olarak gelip geçici şu hayatta olan şeyleri değiştiremeyeceğimizi, olanı kabullenip yaşamayı, doğanın bize en uygun gördüğü yazgıyı yaşadığımızı söyler.
nietzsche için mutlak iyi yoktur. amor fati diye bir düşüncesi vardı galiba. kaderini sev dediği. yine marcus aurelius'un şu sözü dövme yapılacak türden "sana gelen her şey, ezelden beri senin için dokunmuştur."
çok dağınık oldu kusura bakmayın artık. mesele yeğen mesele; kabullenmek, onunla barışık olmak ve güzel olan her şeyi sevmek.
marcus aurelius abim olsun seneca dayım olsun bu düşünceye mensup birer fani olarak gelip geçici şu hayatta olan şeyleri değiştiremeyeceğimizi, olanı kabullenip yaşamayı, doğanın bize en uygun gördüğü yazgıyı yaşadığımızı söyler.
nietzsche için mutlak iyi yoktur. amor fati diye bir düşüncesi vardı galiba. kaderini sev dediği. yine marcus aurelius'un şu sözü dövme yapılacak türden "sana gelen her şey, ezelden beri senin için dokunmuştur."
çok dağınık oldu kusura bakmayın artık. mesele yeğen mesele; kabullenmek, onunla barışık olmak ve güzel olan her şeyi sevmek.
devamını gör...
jesuism
yalnızca kilise geleneklerini reddetmez aynı zamanda hristiyanlığın iman esaslarını da boşa çıkartmaya çalışır. üçlü birlik inancı ve kutsal kitabın bütünlüğü gibi konuları kabul etmezler. pavlus'un isa'nın önüne geçtiğini düşünürler.
fakat isa yalnızca bir ahlak öğretmeni değil aynı zamanda tanrıdır. bakire meryemden doğmuş ve bozulmuş olan düzeni kanı ile antlaşma yaparak kurtarmak üzere çarmıha gerilmiş, ölmüş ve dirilmiştir. pavlus'un mektupları dahil kutsal kitap bunu anlatır ve görevi insanları rab isa mesih'i kabul etmek üzere sonsuz kurtuluşa ve lütfa davet etmektir.
kurtuluşun anahtarı tektir, yol gerçek ve yaşam tektir. bu konuda gri alan yoktur. dolayısıyla jesuist olanların isa ile maalesef yakından uzaktan alakası yoktur.
fakat isa yalnızca bir ahlak öğretmeni değil aynı zamanda tanrıdır. bakire meryemden doğmuş ve bozulmuş olan düzeni kanı ile antlaşma yaparak kurtarmak üzere çarmıha gerilmiş, ölmüş ve dirilmiştir. pavlus'un mektupları dahil kutsal kitap bunu anlatır ve görevi insanları rab isa mesih'i kabul etmek üzere sonsuz kurtuluşa ve lütfa davet etmektir.
kurtuluşun anahtarı tektir, yol gerçek ve yaşam tektir. bu konuda gri alan yoktur. dolayısıyla jesuist olanların isa ile maalesef yakından uzaktan alakası yoktur.
devamını gör...
olması gerekenin zaten olması
serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin.
şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz,
yarına kalacaksa bugün olmaz.
bütün mesele hazır olmakta.
madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış,
erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun!
-hamlet'ten-
şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz,
yarına kalacaksa bugün olmaz.
bütün mesele hazır olmakta.
madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış,
erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun!
-hamlet'ten-
devamını gör...
olması gerekenin zaten olması
insan korkuyor ürküyor bazen fazla kendini kaptırıyor aslında olması gerekenin olması gerektiğinin farkına varamıyor hep kendine sorular soruyor nasıl bu dert başıma geldi ben bu iş nasıl çöze bilirim gibi bir sürü soru soruyor kendine aslında olması gereken oluyor bu panikle bir ömür gelip geçiyor
devamını gör...
ybf'ye açık mektup
yoldaş oğlum;
bugün tam altı yaşındasın. mektubu bitirdim, kapatıyorum. sana bir resmimi ekte bırakıyorum. öğütlerimi tut, iyi bir admin ol!
avukatlık bize düşman bir meslektir. bunu iyi belle. dijital pazarlamacılar interaktif sözlüklerin gizli düşmanıdır. troller tarihi düşmanlarımızdır.
ekşi sözlük yazarları, kendini elit zanneden eski yazarlar yeni düşmanlarımızdır.
ns'de yazarken başka bir platforma taşınan şahıslar yarın ki düşmanlarımızdır.
karma avcıları ve köstebekler içerdeki düşmanlarımızdır.
bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
tanrı yardımcın olsun.
bugün tam altı yaşındasın. mektubu bitirdim, kapatıyorum. sana bir resmimi ekte bırakıyorum. öğütlerimi tut, iyi bir admin ol!
avukatlık bize düşman bir meslektir. bunu iyi belle. dijital pazarlamacılar interaktif sözlüklerin gizli düşmanıdır. troller tarihi düşmanlarımızdır.
ekşi sözlük yazarları, kendini elit zanneden eski yazarlar yeni düşmanlarımızdır.
ns'de yazarken başka bir platforma taşınan şahıslar yarın ki düşmanlarımızdır.
karma avcıları ve köstebekler içerdeki düşmanlarımızdır.
bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
tanrı yardımcın olsun.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bir hayatta insan herhangi bir kişi olmak için kasmamalı bu kadar veya bir mevki için. zaten olacaksa hayat sana bir şekilde sunuyor onu, olmayacaksa da istediğin kadar çabala olmuyor. o yüzden fazla kasmamak lazım. ben şu an neysem oyum ne bir fazla ne bir eksik. bunu idrak etmek çok rahattı beni, dünyayı sırtlamak zorunda değilmişim.
devamını gör...
eş münhani eğrileri
zor okudum hiç anlamadım.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
pain hakkında;
arkadaşlarım bi adam var. tertemiz, sanki başak burcu. ama değil işte yengeç. benden 2 yaş büyük, acıları en az benim kadar. yaralı, hemde en az benim kadar. acıdan beslendiğimizden değil ama mutsuzuz ikimizde ya anla işte.
dating app’ten tanıştık. laylaylom öyle. denk gelişimiz bana göre çok matah bir şekil. (garsonum) tüm masalar dolu, hepsiyle ilgilenmişim ve boşluğa bakıyorum. çok pis sıkıldığım bir akşam oluyordu. dating app indiriyim dedim. foto koydum, profil ayarlarımı yaptım ve önlüğün cebine attım telefonu hiç bişey beklemeden. sonra masaları dolandım. herkesin keyfi yerinde. tatlıları götürdüm cart curt. telefona bi bakıyım dedim +99 like. 5 dk içinde. kafayı yersin. hemen tek tek keltoşlara ve yaşlılara çarpı attım. beğendiğim yüzler olmadı. kolay beğenen birisi değilim. hatta patronum çok eleştirdiğimi söyler ve birine şans vermem gerektiğini. (biliyor yalnızlıktan kıvrandığımı). ama işte o şahsına münhasır kişiyi bulmak benim için imkansızdı.
pain’e kadar.
(b: pain kıvrandırıyor beni şu sıralar. yazıp kusayım içimdekileri.)
şahsına münhasır pain paşamızın yüzünü beğendim. yüzünden sıkılcağım bir kişiyle asla yapamam. allah özene bezene yaratmış, efsane bi yaratık. yüzlerce insana çarpı attıktan sonra onu gördüm. ona bi şans vermek istedim. halbüki fotoda aşağı doğru bakıyo gözleri görünmüyo bile. belki sıkıcı gelecek yüzü, bilemiyorum o an… (yüzeysel biri değilim, asla. karakter daha önemli benim için, yine de…)
smalltalk, deeptalk derken biz konuşmaya başladık baya… baya derken sabah 6:30 gece 11:30. işe gidiyor, kulaklığını takıyor, arka fonda beni duyuyor. bende onu. kimle ne konuştu, ben ne konuştum, her şey ortada. belki red flag bi davranış ama günlerimiz artık böyle geçiyor. ikinizde kontrol manyağısınız diyebilirsin buraya kadar okuduysan. biz de bilmiyoruz neyin ne olduğunu. ikimizde daha önce böyle bir şey yapmamışız. belki de darlamaktı bu ama kapatamıyoruz da telefonları. derken bir bağ oluşmaya başladı sanki. (şuan çakırkeyfim bu arada, yazım yanlışlarına takılmayalım.)
taşınıyorum evimden, bi elimde telefon, telefonda pain diğer elimde döşek, döşeğimi merdivenlerden taşıyamazdım tek başıma, o yüzden aşağı yuvarladım tek elimle… böyleli anladın mı. durum vahim. red flagler uçuşuyor bi yerlerde yada yangın var içerlerde bi yerlerde… çözemiyorum…
pain 1 ay sonunda yanıma geldi. telefondaki rahatlığım yoktu. klavye delikanlılığım söndü a*k. gerginim, bekliyorum tren garında. paşamızı gördüm.
heybetli, kuvvetli, maskülen ve fit, saçları ibiş yalamış gibi. kendinden emin adımlarla yürüyor tanktop’uyla. artık telefonda değil adam. geliyor çarprazdan. bende gidiyorum ona doğru, deri ceketim, elimde sigaram, kendimden emin, saç, makyaj güzel, içimde bir kıpırtıyla ve otuz iki dişimle gülerek.
bu beni gördü. gözlerini çekti, sola baktı. bana baktı, sağa baktı, bana bakıyor ama gülmüyor. meymenetsiz. suratsız ve ruhsuz. içimde camlar kırıldı. beni beğenmedi adam diye düşünüyorum. benimde yüzüm düşmek üzere, otuz iki dişimle gülmekten sadece gülümsemeye geçiyor yüzüm. hayal kırıklığımı oldum sana pain? holy shit…
neyse, düşündüklerimi tabii ki de ona söylemiyorum. benim içinde hayal kırıklı olmak üzere. moralim anında çöktü. sakız çiğniyorum bir yandan. hoş geldin diyorum, yanağına uzanmaya çalışıyorum, kendisi benden yirmi santim uzun. yanaklar şöyle böyle zar zor denk geliyor… bi yandan yürüyoruz a*k atlıları yetişir bize falan…
arabama biniyor, saçma sapan bir smalltalk sonrası evime geliyoruz. kaskatı oturuyor yeni evimin mutfağında. yorgun ve mutsuz… ona hediyesini veriyorum. ben sana hiç bir şey almadım çok utanç verici şuan diyor. 2-3 gün kalıyor ve dönüyor şehrine.
neyse a*k. biz bu paşamla 3 ay birlikte oluyoruz. o başka şehirde yaşıyor, ben başka şehirde. hep taşınmak istediğim yerde yaşıyor göt. sabah 6:30’dan gece uyuyana kadar açık kalan telefon görüşmeleri rutinimiz haline geliyor. iş yerinde kulaklıkla takılıyor, herkez fark ediyor ama kimse karışmıyor paşamıza. hoşuma da gidiyor bu durum. bağımlı oldum artık duruma mı, ilgiye mi, adama mı seçemiyorum…
bende onun yanına gittim. ilk sefer 4 gün. muhteşem geçmedi. telefonda daha neşeli ve curcunaydı her şey. real life’ta o anki enerjisi bana uymadı. 2. gidişim 2 hafta sonrasında 1 haftalıktı. çalışıyordu, evin anahtarı bendeydi, tek geziyordum. o sinirli ve mutsuzdu.
müzik dinliyorduk sürekli. benim ex aradı. rahat konuşayım diye öbür odaya geçti pain. akşama doğru esprimsi bi’ şey yaptı. güldüm. sahte gülüyorsun dedi. belli etmişim istemsizce. engel olamadım… ruhum acılar içinde kıvranıyordu sebepsiz. o bunu fark etti. içimi görmesine eridim. bu adamın ruhu benim ruhuma çok benziyor, kaldıramıyorum bazen.
gideceğim gün aşırı enerjik ve mutluydu. zoruma gitti. evden çıkıcağımız saniyeyi dört gözle bekliyordum. o da öyle. evimi özlemiştim, enerjisinden sıkılmıştım.
eve geldim. biz rutine devam ediyoruz laylaylom. telefondaki neşemiz başka, real life mutsuzluğumuz bambaşka. sanki ikiyüzlüyüz biraz.
derken biz bu süreçte 2 kere ayrıldık. ilkinde bir hafta konuşmadık. ikincisi 2 gün sürdü. 2.’sinde kesinlikle ayrıldık. bana yazmasaydı geri dönmezdim. arkadaş kalmaya karar verdik, neden onca arkadaşı varken benimde hayatında olmamı istiyor anlamıyorum. ve şuan yanına taşınmamı istiyor. toxic miyiz çözemedim. bir yandan rutine devam… 7/24 konuşuyoruz. aha arıyor, bi sn…
kendi duygularımı da anlayamadım, onu da çözemedim. aşık mıyım, seviyor muyum, arkadaş mıyım çözemedim. kafamda güzel oldu. konsantremi bölüyor şahsına münhasır kişilik…
yanına taşınıyorum. banane. ben ona vurgun gibiyim ama değilimde. üşengeç o, meraksız. araştırıp, okumaz buraları, nickimi bildiği halde. ve ben nickimi yoldaş haricinde kimseyle kolay paylaşmadım. neyse demek istediğim şu;
bu şehirden kurtuluyorum ben. hayalimdeki şehre taşınıyorum, duygularımı dizginlemek pahasına, beni hem önemseyip, hem de hayatının başrolü yapmayacak bi adamın hayatına gidiyorum… ona değer mi, zamanla çözer miyiz bilmiyorum. burada sadece nefes alırken onunla dolu, dolu yaşamak istediğimi biliyorum. arkadaşımda olsa. yoldaşım olsun istediğim adamın yanına gidiyorum. manga’nında dediği gibi; bir köprüden geçiyorum mutlu gibiyim sanki.
arkadaşlarım bi adam var. tertemiz, sanki başak burcu. ama değil işte yengeç. benden 2 yaş büyük, acıları en az benim kadar. yaralı, hemde en az benim kadar. acıdan beslendiğimizden değil ama mutsuzuz ikimizde ya anla işte.
dating app’ten tanıştık. laylaylom öyle. denk gelişimiz bana göre çok matah bir şekil. (garsonum) tüm masalar dolu, hepsiyle ilgilenmişim ve boşluğa bakıyorum. çok pis sıkıldığım bir akşam oluyordu. dating app indiriyim dedim. foto koydum, profil ayarlarımı yaptım ve önlüğün cebine attım telefonu hiç bişey beklemeden. sonra masaları dolandım. herkesin keyfi yerinde. tatlıları götürdüm cart curt. telefona bi bakıyım dedim +99 like. 5 dk içinde. kafayı yersin. hemen tek tek keltoşlara ve yaşlılara çarpı attım. beğendiğim yüzler olmadı. kolay beğenen birisi değilim. hatta patronum çok eleştirdiğimi söyler ve birine şans vermem gerektiğini. (biliyor yalnızlıktan kıvrandığımı). ama işte o şahsına münhasır kişiyi bulmak benim için imkansızdı.
pain’e kadar.
(b: pain kıvrandırıyor beni şu sıralar. yazıp kusayım içimdekileri.)
şahsına münhasır pain paşamızın yüzünü beğendim. yüzünden sıkılcağım bir kişiyle asla yapamam. allah özene bezene yaratmış, efsane bi yaratık. yüzlerce insana çarpı attıktan sonra onu gördüm. ona bi şans vermek istedim. halbüki fotoda aşağı doğru bakıyo gözleri görünmüyo bile. belki sıkıcı gelecek yüzü, bilemiyorum o an… (yüzeysel biri değilim, asla. karakter daha önemli benim için, yine de…)
smalltalk, deeptalk derken biz konuşmaya başladık baya… baya derken sabah 6:30 gece 11:30. işe gidiyor, kulaklığını takıyor, arka fonda beni duyuyor. bende onu. kimle ne konuştu, ben ne konuştum, her şey ortada. belki red flag bi davranış ama günlerimiz artık böyle geçiyor. ikinizde kontrol manyağısınız diyebilirsin buraya kadar okuduysan. biz de bilmiyoruz neyin ne olduğunu. ikimizde daha önce böyle bir şey yapmamışız. belki de darlamaktı bu ama kapatamıyoruz da telefonları. derken bir bağ oluşmaya başladı sanki. (şuan çakırkeyfim bu arada, yazım yanlışlarına takılmayalım.)
taşınıyorum evimden, bi elimde telefon, telefonda pain diğer elimde döşek, döşeğimi merdivenlerden taşıyamazdım tek başıma, o yüzden aşağı yuvarladım tek elimle… böyleli anladın mı. durum vahim. red flagler uçuşuyor bi yerlerde yada yangın var içerlerde bi yerlerde… çözemiyorum…
pain 1 ay sonunda yanıma geldi. telefondaki rahatlığım yoktu. klavye delikanlılığım söndü a*k. gerginim, bekliyorum tren garında. paşamızı gördüm.
heybetli, kuvvetli, maskülen ve fit, saçları ibiş yalamış gibi. kendinden emin adımlarla yürüyor tanktop’uyla. artık telefonda değil adam. geliyor çarprazdan. bende gidiyorum ona doğru, deri ceketim, elimde sigaram, kendimden emin, saç, makyaj güzel, içimde bir kıpırtıyla ve otuz iki dişimle gülerek.
bu beni gördü. gözlerini çekti, sola baktı. bana baktı, sağa baktı, bana bakıyor ama gülmüyor. meymenetsiz. suratsız ve ruhsuz. içimde camlar kırıldı. beni beğenmedi adam diye düşünüyorum. benimde yüzüm düşmek üzere, otuz iki dişimle gülmekten sadece gülümsemeye geçiyor yüzüm. hayal kırıklığımı oldum sana pain? holy shit…
neyse, düşündüklerimi tabii ki de ona söylemiyorum. benim içinde hayal kırıklı olmak üzere. moralim anında çöktü. sakız çiğniyorum bir yandan. hoş geldin diyorum, yanağına uzanmaya çalışıyorum, kendisi benden yirmi santim uzun. yanaklar şöyle böyle zar zor denk geliyor… bi yandan yürüyoruz a*k atlıları yetişir bize falan…
arabama biniyor, saçma sapan bir smalltalk sonrası evime geliyoruz. kaskatı oturuyor yeni evimin mutfağında. yorgun ve mutsuz… ona hediyesini veriyorum. ben sana hiç bir şey almadım çok utanç verici şuan diyor. 2-3 gün kalıyor ve dönüyor şehrine.
neyse a*k. biz bu paşamla 3 ay birlikte oluyoruz. o başka şehirde yaşıyor, ben başka şehirde. hep taşınmak istediğim yerde yaşıyor göt. sabah 6:30’dan gece uyuyana kadar açık kalan telefon görüşmeleri rutinimiz haline geliyor. iş yerinde kulaklıkla takılıyor, herkez fark ediyor ama kimse karışmıyor paşamıza. hoşuma da gidiyor bu durum. bağımlı oldum artık duruma mı, ilgiye mi, adama mı seçemiyorum…
bende onun yanına gittim. ilk sefer 4 gün. muhteşem geçmedi. telefonda daha neşeli ve curcunaydı her şey. real life’ta o anki enerjisi bana uymadı. 2. gidişim 2 hafta sonrasında 1 haftalıktı. çalışıyordu, evin anahtarı bendeydi, tek geziyordum. o sinirli ve mutsuzdu.
müzik dinliyorduk sürekli. benim ex aradı. rahat konuşayım diye öbür odaya geçti pain. akşama doğru esprimsi bi’ şey yaptı. güldüm. sahte gülüyorsun dedi. belli etmişim istemsizce. engel olamadım… ruhum acılar içinde kıvranıyordu sebepsiz. o bunu fark etti. içimi görmesine eridim. bu adamın ruhu benim ruhuma çok benziyor, kaldıramıyorum bazen.
gideceğim gün aşırı enerjik ve mutluydu. zoruma gitti. evden çıkıcağımız saniyeyi dört gözle bekliyordum. o da öyle. evimi özlemiştim, enerjisinden sıkılmıştım.
eve geldim. biz rutine devam ediyoruz laylaylom. telefondaki neşemiz başka, real life mutsuzluğumuz bambaşka. sanki ikiyüzlüyüz biraz.
derken biz bu süreçte 2 kere ayrıldık. ilkinde bir hafta konuşmadık. ikincisi 2 gün sürdü. 2.’sinde kesinlikle ayrıldık. bana yazmasaydı geri dönmezdim. arkadaş kalmaya karar verdik, neden onca arkadaşı varken benimde hayatında olmamı istiyor anlamıyorum. ve şuan yanına taşınmamı istiyor. toxic miyiz çözemedim. bir yandan rutine devam… 7/24 konuşuyoruz. aha arıyor, bi sn…
kendi duygularımı da anlayamadım, onu da çözemedim. aşık mıyım, seviyor muyum, arkadaş mıyım çözemedim. kafamda güzel oldu. konsantremi bölüyor şahsına münhasır kişilik…
yanına taşınıyorum. banane. ben ona vurgun gibiyim ama değilimde. üşengeç o, meraksız. araştırıp, okumaz buraları, nickimi bildiği halde. ve ben nickimi yoldaş haricinde kimseyle kolay paylaşmadım. neyse demek istediğim şu;
bu şehirden kurtuluyorum ben. hayalimdeki şehre taşınıyorum, duygularımı dizginlemek pahasına, beni hem önemseyip, hem de hayatının başrolü yapmayacak bi adamın hayatına gidiyorum… ona değer mi, zamanla çözer miyiz bilmiyorum. burada sadece nefes alırken onunla dolu, dolu yaşamak istediğimi biliyorum. arkadaşımda olsa. yoldaşım olsun istediğim adamın yanına gidiyorum. manga’nında dediği gibi; bir köprüden geçiyorum mutlu gibiyim sanki.
devamını gör...
philosophia
philo; evet sevgi anlamına geliyor ama sophia bilgi anlamına geldiği gibi esas anlamı itibariyle mısır tanrılarından biridir sophia. zaten yunan tanrı isimlerinin hemen hemen tamamı antik mısırcadır. hatta antik yunancanın yüzde 55'i antik mısırca kökenlidir. antik mısırlılar tüccar adamlar ve en çok uğradıkları yer antik yunan. dolayısı ile ticaretle beraber kelimelerini getirmişler antik yunana.
neyse biz konuya devam edelim yine. sophia'nın bir antik mısır tanrısı olduğunu söylemiştik.
philosophia ise ; tanrı ile akıl yoluyla irtibat kuran insan demektir. yani o bilgi seven tanımı falan uydurma. asıl anlamı budur.
neyse biz konuya devam edelim yine. sophia'nın bir antik mısır tanrısı olduğunu söylemiştik.
philosophia ise ; tanrı ile akıl yoluyla irtibat kuran insan demektir. yani o bilgi seven tanımı falan uydurma. asıl anlamı budur.
devamını gör...
eş münhani eğrileri
(bkz: izohips)
devamını gör...
coğrafya dersine çalışırken çıkan matematik konuları
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ınsanlara nasilsin diye mesaj atarak onlari iyiyim demek zorunda birakmayin.
devamını gör...