141.
ne fark edecek?
devamını gör...
142.
şöyle bir düşünce deneyi var. eğer bir gün teknoloji evreni simüle edebilecek güce erişebilecekse bu durumda simüle edilmiş bir evrende yaşıyor olmamız çok daha olası oluyor. bu duruma karşı fizikçilerin verdiği cevaplar var ama simüle edilmiş veya edilmemiş olsun insanlık sanki evreni, varlığı ne kadar anlayabiliyor ki? 'kavanozdaki beyin' düşünce deneyindeki gibi kavanozda yaşayan bir beyin olmadığını kesin olarak kanıtlayamaz insan ama bazı ön kabullerle hayatına devam eder.
bu konulardan bahsedince aklıma bir hocamın anlattığı fıkra geliyor. yapay zekanın böyle bilinirliği olmadığı zamanlardı. fıkraya göre aşırı gelişmiş, her şeyi bilen bir bilgisayar icat ediliyor ve insanlar buna sorular soruyor. temel, bilgisayara "ne var, ne yok" * ve o an bilgisayar çöküyor patlıyor. pek düzgün anlatamadım fıkrayı ama ana fikri anlaşılmıştır umarım.
devamını gör...
143.
siz öylesiniz evet. ben değilim. o yüzden biz kalıbını kullanamayacağım. *
devamını gör...
144.
modern çağın en sarsıcı felsefi ihtimallerinden biri..
the matrix evreni bu fikri popüler kültüre güçlü bir şekilde taşıdı. filmde insanlar, makineler tarafından yaratılmış bir simülasyonun içinde yaşar, gündelik gerçeklik sandıkları şey, aslında kodlardan ibarettir.
eğer yeterince gelişmiş bir uygarlık, bilinçli varlıkları simüle edebilecek teknolojiye sahipse, o zaman bizim gerçek dediğimiz evren de bir üst gerçekliğin ürünü olabilir. bu durumda fizik yasaları, aslında bir yazılımın kurallarıdır, kuantum belirsizlikleri ya da evrenin matematiksel yapısı da kodun izleri olabilir.
diyelim ki bir simülasyondayız.. bu, yaşadığımız acının, sevincin, aşkın ya da ölümün anlamını azaltır mı..? matrix’in verdiği güçlü cevap şudur, gerçeklik deneyimdir. eğer hissediyorsak, o bizim için gerçektir.
belki de soru simülasyonda mıyız değil, gerçek sandığımız şeyi neye dayanarak gerçek kabul ediyoruz olmalı..
devamını gör...
145.
bunu anlamak için çağın algılarını paramparça ederek düşünebilmek lazım. zira modern insanın, görünenin üstüne çıkmak için yaptığı her teşebbüs maddiyat duvarına çarpıyor ve o duvarın altında eziliyor insan.

modern düşünme kalıplarını yıkarak düşünmeye kalkışmanın adı gericilik, yobazlık , çağdışılıktır. istersen dene bi mümkün olmadığını görecek her bir insan teki .

etraf varlık'ın yerine ikame edilmiş sahte ilahlarla dolu ve herhangi birini aşsan diğerine takılırsın. akıl, bilim, kültür, tabiat, toplum, devlet, ulus, ırk,humanizm, geist, spor, eğlence, haz, alkol, uyuşturucu ve bilumum türevleri varlık'ın yerine konulmak istenen yeni ilahlardır.

maddiyat varlık'ın bir boyutudur ama en alt kademesidir. anlamdan arındırılmış bir evrende simülasyon içinde yaşayıp yaşamadığını anlamak imkansız kertede zordur. hatta anlasa bile bu hiçbir zaman ontolojik bir anlama olmayacaktır sadece psikolojik ve ya sosyolojik bir anlama olacaktır.

elinde son derece gelişmiş aletler imkanlar olsa da çürümüş toprağı işleyemezsin. neyse bu mesele uzar gider de sonuç olarak ontoljik fakirlik yaşayan birinin , epistemolojik zenginliklerle bu tür bilgi gerçeğini kavraması zordur. anlasa bile kavrayamaz, kavrasa bile rengini, kokusunu , sesini, ahengini, harmonisini hissedemez. zira modern insanın zihni bunlara kapalı. sadece hazlara ve maddeye açık. bu kıvamdaki bir algı ve anlayış da bu kerte yüksek seviyelerde gezinen bilgiyi anlayamaz.
devamını gör...
146.
simülasyondayız evet. başka bir açıklaması yok bu kadar saçmalığın.
devamını gör...
147.
hayat bazen sanki habersizce çekilen bir kamera şakasındaymış gibi absürt geliyor!

bazen gece çalışırım, en büyük mutluluğum günün ilk ışıklarıyla kendimi yatağa atıp uykuya gömülmek olur, bunu olsun hakettiğimi düşünürüm.

yine öyle bir gün gözlerimi kapatmışım hani uykuyla uyanıklık arasında tereddütte kaldığınız bir an olur ya öyle bir andayım. ulan bir yerlerden ağladıkça çalıyor gümbür gümbür. yatakta dikiliyorum gözlerim faltaşı gibi açılıyor. hangi gerizekalı sabahın 8’inde ahmet kaya dinler ki?

hemen fırlıyorum. çok belli ses hd değil stereo demek ki eski usül yanda portatif iki ayrı opörlösü olan bir müziksetinden geliyor. ulan şimdi ben o üç parçayı enlemesine öhöm sana montelemem mi?

merdivenleri beşer beşer sıçrayıp üst kata çıkıyorum, saniyede 50 tak tak darbesiyle kapıyı yumrukluyorum. 1.60’a 130 tipinden 30 aykü olduğu belli, ağzı ayrık bir embesil kapıyı açıyor. bakın bir adamın ağzı ayrıksa o adama medenice laf anlatamazsınız, bunu bilecek hayat tecrübem var. direk konuya giriyorum. kapat lan teybi diyorum. ne var ki müzük ruhun gıdası diyor avel. hiç cinnet geçirip cinayetin eşiğinden döndünüz mü? allahtan benim öfke kontrolüm gelişmiştir. ruhuna dair akıl mantık tahayyül sınırlarını zorlayan şeyler çıkıyor ağzımdan eleman kapıyı çaaaat diye yüzüne kapatıyor. nerde kaldı çözüm süreci diyor kapının arkasından. hani bazı psikomotor davranışlar vardır düşünmeden yaparsınız ya işte aynen öyle oluyor. küüüüüt diye kapıya yumruğu yapıştırıyorum. abbau bir de ne görem yumruğun yeri içeri göçmüş. kapı dandik kapılardan. şöyle bir bakıyorum kapıya, yırtarım la ben bu kapıyı diyorum, olmadı sağlam bi tekme koysam kasayla beraber düşer zaten.

tam iki adım geri çekilip sağ ayağımın tabanıyla kapıya koyacağım esnada merdivenlerden altmışlı yaşlarda biri iniyor. yalnız adam sinir bozucu şekilde sakin. bu durumda bu derece bir sakinliğin soğukkanlılıktan değil algıda kıtlıktan geldiğinin de farkındayım. yönetici misiniz? diye soruyorum. ne dese beğenirsiniz, verilebilecek en absürt cevabı veriyor!

-kimden!

gayriihtiyari yaşlı adamın slim fat vücuduyla tam uyumlu altı aylık gebe intibaı veren göbeğine kitleniyor gözlerim. valla orasını çok bilemiycem diyebiliyorum. hıhı tamam diyor yaşlı adam. çaresiz ağlamaklı gözlerle evime giriyorum. kafamı yastığın altına sokup yorganın bütün kenarlarını altıma verip gözlerimi sımsıkı kapatıyorum. boru değil öyle bir sıkmışım ki murçla girsen açamazsın. ahahahasdasdadkj ipek böceği gibi oldum lan!

tam uykuya geçeceğim esnada zil çalıyor. boşver diyorum kendi kendime. tekrar çalıyor. sağa kıvrılıyorum. ipek böceği formasyonumun bozulmasına çok canım sıkılıyor. zil ısrarla çalıyor. cenin pozisyonunu terk ederek kapıyı açmaya gidiyorum, üç gram endorfin 5 gram serotonin ne haddime ki benim. gün karakolda bitmese iyi! varsa yoksa hep kortizol hep streshep manasız bi agresyon!

kapıyı açıyorum 1 saat önceki empati yoksunu zibidinin yapay zekayla 30 yıl yaşlandırılmış hali. babası olduğu çok belli. ulan nasıl bi gen aktarımın var senin bir insan hiç mi anasına çekmez!

adam korka çekine bana bakıyor, utana sıkıla söylüyor.

-benim oğlum sekkattır!

o an yerin dibine giriyorum sanki. başımı önüme eğip yatağa giriyorum. elim telefona gidiyor. ben de bir şarkı açıyorum.

devamını gör...
148.
cevabı asla bilinmeyecek bir soru.

bence buna kafa yormak çok anlamsız. buna kafa yormaktansa “ben nasıl mutlu olurum” sorusuna cevap aramak daha iyi.

simülasyonun içinde veya dışındayız, her ihtimalde, mutluluk için uğraşmaya devam edeceğiz.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"acaba bir simülasyonun içinde miyiz sorunsalı" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim