dünya klasikleri / roman / edebiyat
8 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

uzun sürmüş olsa da birkaç gün önce bitirdiğim çok nadide bir kitaptır. benim açımdan dikkatimi çeken bazı yönlerini ele alacağım.

kitapta toplum sözleşmesinin uygulanışı oldukça göze çarpıcıdır. bir örnek vermek gerekirse nedir kastettiğim toplum sözleşmesi, insanların var olan durumlarını sürdürebilmesi için, örneğin eşini aldatan bir karı veya kocaya uyguladıkları baskı/dışlama olabilir. aksi takdirde kendi kurdukları aile yapısı güven altında olmayacaktır. şöyle ki toplum tepki göstermediği takdirde her geçen süre evliliğin başında verilen sözün çiğnenebilir olmaya yüz tuttuğu görülecektir. (günümüzde insanların ne kadar rahat evlenip boşanabildiklerine bakarak, tepkinin azaldığı yönünde bir çıkarım yapabiliriz )

kitaba dönecek olursak.
-------ağır spoiler--------
sosyetede anna'dan daha büyük günahlar işleyen, yine de evliliğini koruduğu müddet hiçbir sorun ile karşılaşmayan hanımefendilerin var olması, aynı zamanda anna'nın günümüze kıyasla gördüğü aşırı baskı ve dışlanmaya maruz kalması çok ince detaylarla kitapta işlenmiştir. bunlar toplumun dışavurumunu ve bazı özelliklerine dikkat çekerek (ne kadar ikiyüzlü olabildikleri gibi), kitapta özellikle "sosyetenin" ne kadar yapmacık olduğunu anlatmaktadır. beraberinde ise sosyetenin varlığına da ihtiyaç duyulduğuyla bir ikilemin içine sürüklemeden de bırakmamıştır bizi.

üç aile yapısına bakacak olursak üç farklı hayat tarzı görebiliriz. anna bir deyimle özgürlüğünü farklı bedeller ödeyerek ele almış olsa da tam anlamıyla özgür olup olmadığı tartışılabilir. karar verdiği hayatın bu olmasına rağmen sonuçlarından hiç de memnun olamamıştır. pişman olduğunu söyleyebilir miyiz? bence hayır, olmadı. işleri buraya vardırtan ise birçok faktörden bahsedilebilir ama işin içinden çıkamayız, bunlar erken yaşta sevmediği bir adamla evlenmesi ve hikayenin geçtiği dönemde, yapılmış bazı hataların düzeltilmesinin zor olması gibi. dolli ise anna'nın hayatına özendiğini ve ona kıyasla yitik bir hayat sürmesine rağmen anna'da eksik olan birtakım şeylerden rahatsız olmuştu. burada iki hayatında birbirine tamamı ile zıt, aynı zamanda ikisinin de farklı eksiklerinin olduğu sonucu çıkar. bu arada dolli'nin hayatı tam bir fiyasko olmasına rağmen her zaman mutsuz olmadığını düşünecek olursak; yine özgürlük, haz gibi kavramlardan feragat ederek, çocuklarıyla birlikteyken kısmen mutlu bir yaşam sürmesi de bir seçim meselesi. evet, anna'nın seçtiği yaşamın buna tepki/zıt bir yaşam olarak tasarlanmış olduğuna artık eminim.

kiti ve levin'in evlendikleri ilk zamanlar sancılı geçse de, ikisi de çabalamış ve birbirleriyle uyum içinde yaşamayı öğrenmişlerdir. son zamanlarda anna ve vronsky arasındaki geçimsizliğe benzer bir ilişkiyle evlilikleri başlamış ve bunu aşmışlardır. diğer ailelere kıyasla aralarındaki güven temellendirilmiş, birbirlerine hangi konularda müsamaha göstereceklerini bulmuşlardır. bu da olması gerektiği gibi zamanla olmuştur zaten. sonuç olarak kiti ve levin gibi olmalıyız :)

anna ile levin zaten iki başrol. anna hem kitabın ismi olması ile hem de cefakar davranışlarıyla en dikkat çekici başrol olsa da, levin'in hakkını yememek gerek. levin bayağı apayrı bir konu. bu arada bir kişiyi unuttuk diye düşünmeyin ondan da bahsedeceğim, en mazlum adam olan aleksey karenin ise bize ibret olsun. böyle olaylar yaşadıktan sonra tanrıyı ve iç huzuru bulmak, yeni biriyle evini paylaşmak neyse de, o kadar ciddi ve karizma bir adamın ayinler yapması da ne bileyim... (şaka bir yana son sahnelere kadar aleksey karenin, bulunduğu şartlar altında davranış şekliyle çok büyük bir örnek teşkil etmektedir. )

-----daha fazla ağır spoiler-----
benim bu kitaptan çıkarabileceğim tek bir sonuç olamaz veya tam anlamıyla yazarı anladığımı da iddia edemem. öncelikle levin'in direkt olarak yazarı yansıttığı belli oluyor. bir yerde levin, yazarın biyografisi gibi bir laf okumuştum ama garip bir tabir, makul de olabilir. kitaptan çıkardığım temel şey ise; dışarıyı, bir dereceye kadar mühimseyebiliriz, çünkü anna bunu yapmadığı için kendini kaybetmedi mi? öyle bir duruma geldi ki malum kişiyi cezalandırmak için öyle bir eyleme girişti, işin boyutu çok farklı bir hal aldı. bu duruma gelmesinin sebebi ise dışarıya karşı çok büyük bir bağımlılığı olması, başta dediğimiz gibi sosyetenin gerekliliği ve gereksizliği arasındaki ikilem de aslında önemli bir nokta. eğer anna, levin gibi bir ayrım yapabilseydi (benliği ve dış dünya arasında), ne çevresinin dışlamasından o kadar etkilenirdi ne de vronskiy'e abartılı bir şekilde bağımlı olmazdı. tabi ki anna ve levin arasında çok büyük bir fark var, o da anna'nın üzerinde çok büyük bir baskı olması ve yaralarının çok daha derin olması.

levin'in bu ayrımı nasıl yaptığını sonda yazar çok açıklayıcı bir şekilde betimliyor fakat bu her insanın içerisinde bulacağı ve yol alacağı bir durum. ayrımdan kasıt ise açıklamak gerekirse, insanın dışarıdan ne denli etkilenebildiği/bağımlı olduğu, kendisiyle ne denli barışık olduğu olabilir. en önemlisi ise yazarın başlıca değindiği iç huzur. levin mutlu bir hayat sürse de içerisinde varoluşsal problemler yaşıyordu ve bunu çözerek, kendi içerisindeki huzur ile dış dünya arasında bir çizgi çekti. bu da anna'nın ruhsal durumuna zıt bir tutumdu.
devamını gör...
adını duyduğum andan itibaren okumak için sabırsızlandigim ve asiri heyecanlandigim bı kitap kitabı okurken hem üzüldüm hem sinirlendim hem de mutlu oldum baya çeşitli duyguları bı arada yaşattı ve olayları aklımda tutmaya çalışırken de zihnim gelişti
devamını gör...
tolstoy'un anna karenina'yı yazarkenki öyküsünü bilmez birçoğumuz.
tolstoy bu güzel eserini yazmaya başlamadan önce hizmetçisine;
''odama girme, yemeği getirdiğinde kapıyı tıklat ve git" der. günler, aylar boyu hizmetçisi yemeğini kapıya bırakır, kapıyı tıklatır ve gider. bir gün tolstoy'un kapıdan yemeği almadığını görür. ama giremez çünkü korkmaktadır. hafta boyunca yemek kapıda kalır. en son kadın arkadaşlarıyla birlikte kapıyı kırıp içeri girer. tolstoy ağlamaktadır. ne oldu diye sorduklarında;
"anna karenina öldü! " der.


işte böyle yaşayarak yazmıştır eserlerini.
devamını gör...
hayatım boyunca bir çok kitap okudum ve de birçok film izledim. nefret ettiğim çok fazla karakter oldu haliyle. fakat ben anna karenina kadar hiçbir karakterden nefret etmedim.

anna evli ve çocuklu bir kadındır. fakat çıkmış olduğu bir tren yolculuğunun sonunda bir gence aşık olur. ve bu gençle bir ilişkiye girer. bu ilişki eşinin önemli bir şahıs olduğu sosyetede de duyulur ve hayli dedikodusu da yapılır. hem eşini hem kendini rezil rüsva edip küçük düşürmesinin yanında sevgilisi olan gencin de adını lekeler ve geleceğini riske atar. çünkü evli bir kadınla ilişkisi olan bir gencin hiçbir genç kızcağızla evlenmesini istemezler. gel gör ki etraftaki insanların o kadar ısrarına rağmen anna bu ilişkiden vazgeçmez hatta ve hatta eşinden ve çocuğundan dahi vazgeçerek ilişkisine devam eder. hal böyleyken filmin sonundaysa anna mutsuz olduğu kanaatine varıp boynuzu taktığı kocası, her şeyden habersiz çocuğu ve hali hazırda adını lekelemiş olduğu sevgilisini bu dünyada bir başına bırakıp kendini trenin altına atar. efendim benim kızdığım şey burda evli bir kadının bir başkasına aşık olması değil. evli bir kadının yasak aşk yaşıyor olması hiç değil. benim kızdığım eşinin, toplum kurallarının, sosyete baskısının karşısında ve sevgilisinin yanında dimdik duran kadının yaptığı onca şeye rağmen hem eşinin onurunu zedeleyerek hem de sevgilisinin adını lekeleyerek bu dünyadan fani dünyaya geçiş yapması. ölümünün sevdiği ve onu seven herkes için birer ihanet haline gelmesi benim kızdığım. benim kızdığım bir çok insanın hoşuna gitmeyecek tercihler yapması değil bu tercihlerin arkasında durma cesareti gösterememiş olması.
devamını gör...
kitabın içeriği hakkında bir yorum yapamam çünkü çevremizde sürekli tanıklık ettiğim bu olaylar hakkında ne kadar yorum yapabilirim ki? söyleyebileceğim tek şey; tolstoy'un insanları çok başarılı bir şekilde çözümleyebildiği. buna kendi de dahil. çünkü tolstoy'un kitaplarındaki o ruhlar, o zihinler, o düşünceler gerçek. bu kitapta da o ruhların, o zihinlerin, o düşüncelerin; farklı durumlarda nasıl davrandıklarına şahit oluyoruz.
devamını gör...
zamanında ben tolstoy sevmiyorum ya bikbik etmiştim, ben tolstoy okumamışım halbuki. diğer eserleri hiçbir şeymiş.
neden bir başyapıt olduğunu anlatmaya gerek yok ya. ne diyeyim ki ben bu kocaman kitaba şimdi?
sadece karakterlerin benim üzerimdeki etkilerinden bahsetmek istiyorum.
levin'den başlayacagim. kitabın sonu itibariyle bir tık hayal kırıklığına uğrattığı için. o kadar düşünme, çabalama, felsefeyle şunla bunla kafayı bozmanın sonu delirmek falan olmalıydı ya, dine dönmek değil... yine de kitaptaki en içten karakter olduğu için favorilerimden oldu.
vronski. günümüz türkiyesinden bir karakter olsa kadıköy çocuğu falan olurdu bu. yine kitabın sonlarında anna vronskinin aşkı için kendini tatmin etme aracı olduğunu süylüyordu, o kadar haklı bir yaklaşım ki. sırf evli bir kadını elde etmiş olmak için yaptı her şeyi bence.
karenin. yazık lan adama. manyak falan ama yine de aldatılmayı kimse hak etmez be...
gelelim anna'ya. ah be anna. neler yaptın öyle? bir yandan içinde bulunduğu evliliği düşününce çok normal diyor insan bir yandan da bu kadar da düşüncesiz davranmasaydın diyorum. o suçluluk öyle bir yerleşti ki içine sonunda kaybetti işte aklını. olan çocuklarına oldu sanki.

kitapla ilgili genel olarak şaşırdığım bir nokta da 600. sayfalarda tamam artık olaylar bitti gibi olurken hala 400 sayfa daha olması... ve olaylar aslında bitmemiş. sanırım karakter ve hikaye çeşitliliğinden bu bin sayfanın neredeyse hepsi dolu dolu geçiyor.
tolstoy bundan gayrı babamdır...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
yarım bıraktığım kitap... yarısına kadar gelebildim. ama dürüst olayım ne aşk-ı memnu ne de yasak elma bunu geçebilir.

kitaptaki tek mutlu çift levin ile kiti.
devamını gör...
bütün mutlu aileler hep birbirine benzer , her mutsuz ailelerin mutsuzluğu kendine göredir.gibi bir giriş yaparak tolstoy 1000 küsur sayfalık eserini çok iyi yorumlamıştır hemde tek cümlede.

kitap özellikle bir kaç ilişki içerisinde yürür:anna-aleksey(kocası , zira sonraki sevgilisi vronskyinin de adı alekseydir tabi burada yazarın amacını bilemiyoruz), anna-vronskiy, dolli-stiva , levin-kiti ve özellikle yazarın kendi düşüncelerinin propagandasını yaptığı levin-ve iç dünyası. kitap bu ilişkileri ele alarak o dönemin aşk , evlilik , yaşam, ölüm , dini inanç-inançsızlık gibi başlıkları her bir ilişkide ayrı ayrı veyahut aynı fakat farklı bakış açısıyla ele alır.

öncelikle dolli-stivayı ele alırsak daha iyi olur. dolli bir çok çocuk doğurmuş , ev işleriyle vb. bütün işleri üzerine almış ve belkide genç denecek yaşta aldığı sorumluluklardan ötürü çökmüş bir kadındır. stiva ise tabiri caizse hayatta hiçbir sıkıntıyı umursamayan , zevk sefayı hep hayatının merkezine koyan ama bunun yanında da çok dürüst , zeki ve sevecen bir tipdir. bu ikilinin ilişkisinde tolstoy genel olarak birbirlerini neredeyse hiç sevmeyen (özellikle dolli'nin kocasına olan hoşnutsuzluğu kitapta çok vurgulanır) ama belki mecburiyetten belki alışkanlıktan yürüttükleri bir hayatları vardır. ve kitabın başında da stivanın dolliyi aldatmasıyla başlanarak bu durumdan ta en başından işlenmiştir(stiva kötü biri olmasa bu durumdan ötürü dolliye hep üzülmüşümdür).

ikinci olarak anna-aleksey ilişkisini ele almak doğru olur sanırım. aleksey annayla halası aracılığıyla tanışmış ve halanın dayatmasıyla oldu bittiye getirilerek evlenmiştir. aleksey yüksek dereceli bir memurdur. işine kendisini çok veren bir karakterdir hatta anna-vronskiy ilişkisi olmasa adamın işinden başka hiçbir derdi yok dünyada. anna ise güzel , iyi eğitimli , çevredekilerin hem beğenisini hemde kıskançlığını üzerine çeken kitabın baş karakteridir(bana göre levin ama tolstoy annayı daha uygun görmüş sanırım kitabın isminede annayı koyarak). annayla kocası arasındaki ilişki tamamen yapaylığa yapmacıklığa dayandığı için kocasından iğrenmekte ondan nefret etmektedir. ama bunun aksine oğlu seryojayı ise çok sevmektedir. ilerleyen zamanlarda ilişkiye vronskyinin de dahil olmasıyla alekseyin iç çatışması devreye girmeye başlar . ta ki anna tüm gerçeği ona haykırana kadar. o andan sonra adamın bitkisel hayata girecek kadar çöktüğünü söyleyebilirim. anna ise sonrasında kocasının gösterdiği fedakarlıklar ve büyüklükten ötürü hem ondan iğrenmeye hemde ona karşı mahcup hissetmeye devam edecektir.

üçüncü olarak levin - kiti ilişkisine değinmekte fayda var. levin gençliğinden şçerbatskyi kızlarına hayrandı . kitinin ablaları sırasıyla evlenince levin yönünü kendisinden yaşça küçük olan kitiye çevirmiştir. ilk başta evlenme teklifi etme niyetiyle şehre gelen levin kitine birden ettiği evlilik teklifi sonrası red cevabını yiyip gerisin geri köye dönmüştür ve artık kendisini özellikle az sonra ele alacağımız gibi iç düşüncesiye ele alacağımız bölüme geçecektir. kiti ise yine güzel , ilgi çekici , genç bir hatun. ama o sıralar kendisi gibi genç , taze olan vronskiye aşık. kiti vronskiynin onu çok sevdiğini ve ciddi düşündüğünü sanır gel gör ki durum hiç öyle değil aksine vronskiy sadece işin eğlencesindedir . kiti vronskiynin onu bırakıp annaya gitmesinden sonra çok kötü hastalanır ve çözüm olarak almanyada bir kaplıca tedavi merkezi türü bir yere ailesi ile beraber gider. burada varenkayla tanıştıktan sonra özellikle kitinin karakter gelişimini göreceğiz. ilk başlarda yapmacık tavırlarla insanlara iyilik yapmaya yardım etmeye çalışsada sonrasında bu tavırdan kurtulup tamamen doğal olmayı seçerek kişilik gelişimini tamamlayacaktır. geri dönüşte ise artık levini daha çok sevdiğini ona karşı daha hoşnut olduğunu farkedecek ve yaptığı ikinci evlilik teklifini kabul edecek ve köyde yaşamaya başlayacaklardır. ilk başlarda levinin kıskançlığı özellikle göze batacak lakin zamanla karısının onu çok sevdiğine inanıp(zira evlenmesine çok kısa bir zaman kala bile kitinin bir türlü onu sevmesine , aşık olmasına inanamamış kendisini hep eksik hissetmiştir) bu kıskançlığa son verecektir. daha sonra ikilinin bir çocuğu olacak levin beklediği şeyi bulamayınca bu küçük çocuktan önce adeta iğrenecek sonra iç çatışmasını büyük ölçüde tamamlayınca ve özellikle ormanda onu ararken kapıldığı endişedeyi de fark edince d onu ne kadar sevdiğini anlayacaktır.

dördüncü olarak anna-vronskiy. vronskiyle anna trende karşılaştıkları ilk andan beri birbirlerine vurulurlar. lakin ilişkinin ilk başında anna da vronskiye aşık olmasına rağmen ister evli olduğundan ötürü toplum baskısından korkması ister de nasıl tavır güdeceğini tam olarak kestiremediğinden ilk başlarda vronskiyi sadece sapığı gibi etrafında dolandırır fakat hiç yüz vermez. sonrasında artık açık bir aşk yaşamaya başlarlar fakat bu sosyasete de(tolstoy sosyeteye olan eleştirisini kitapta yeterince dile getirip, ele almıştır) ve özellikle kocası tarafından hoş karşılanmaz. anna kocasına her şeyi itiraf edip hamile olduğunu vronskiye söyledikten sonra ikisinin hayatı oldukça değişmeye başlar ve annanın belkide vronskiye karşı ilk kafada kurma süreci burada başlar. gel zaman git zaman derken annanın doğumu başlar ve çok zorlu bir süreç geçirip neredeyse ölüm döşeğine gelir. vronskiy kendini suçlu görerek affedememektedir hatta intihara bile kalkışıp başarısız olur. anna iyileştikten sonra kocası büyüklük gösterip ikisinin özgürce yaşamasına göz yumunca (özellikle annayı boşamayıp buna müsade etmesi onlar için daha iyi olmuş çünkü ilk başlarda alekseyin annayı boşaması hem kanunlardan hemde toplumsal kurallardan ötürü annaya zorluk çıkarabilirdi lakin artık özgürlerdi)artık daha farklı bir hayatları başlar. vronskiy çiftliğinde işleri yoluna koyunca çok refah ve lüks bir hayat yaşamaya başlarlar. gel gör ki vronskiy'nin özgürlüğünü korumak için farklı işlerle uğraşmaya başlaması annayı yeniden üzücek ve kafada kurma seansına tekrardan başlatacaktır. anna hep bu sırada her şeyi ama anlamlı anlamsız her şeyi vronskiynin onu aldattığına, sevmediğine yoracaktır. köye gitmelerinden önce vronskiy annesinin yanına gidince iyice yerinde duramayacak ve peşinden gidedektir. lakin tren garında adeta vronskiyi daha önce tehtit ettiği gibi cezalandırmak için trenin önüne atlayıp intihar edecektir . buradan sonra ise vronskiynin bitkisel hayat moduna girip en sonunda ise sırp - osmanlı savaşına gönüllü gideceğini göreceğiz.

son olarak levinin iç dünyasındaki çatışmaya değinmek gerekiyor. levin dine olan inancını kaybetmiş bir yapıda ve kiti tarafından reddedilince kendini çiftliğine ve yazdığı kitaba veriyor ilk başta. burada yazarın ekonomi özellikle komünizm ve liberalizm hakkında görüşlerini yorumları diğer toprak beyleri üzerinden görüyoruz. son olarak ise bir tolstoy klasiği olarak kitabın sonunda ise hristiyanlık propagandasını açıkcs görmek mümkün burada kreutzer sonatta da yaptığı gibi hristiyanlık propagandasını yürütüyor.

kitabı özetini bitirdikten sonra kitaptan sevdiğim bir kaç bölümü paylaşmak istiyorum:

öç benimdir karşılığını ben vereceğim.

hiç kimse durumundan hoşnut değil ama aklından hoşnut.

inanır mısın , onun iyi , mükemmel bir adam olduğunu, onun tırnağı bile olamayacağımı biliyorum, yinede ondan nefret ediyorum.yüce gönüllülüğü yüzünden nefret ediyorum. ve bana yapacak bir şey kalmıyor, bir tek ... (anna, aleksey hakkında)

evlenmemiş adam rabbi nasıl hoşnut edeceğini düşünerek kaygı duyar , evli adam karısını nasıl hoşnut edeceğini düşünerek kaygı duyar.

paranın kazanılması için harcanan emek , bu parayla satın alınan şeylerin verdiği memnuniyetine uygun düşüyor mu , düşmüyor mu ? bu düşünce artık uzun zamandır yitirilmişti.

pek çok aile sırf aralarında ne tam bir geçimsizlik , ne de bir anlaşma olmadığı için eşlerin her ikisinin de nefret ettiği eski yerlerinde yıllarca kalır. (sanırım stiva- dolli ilişkisinini tanımlayacak en önemli söz budur.)

evet , bir silah olarak herhangi bir işe yarayabilirim. ama insan olarak bir yıkıntıyım.(vronskiy annayı kaybedip sırp savaşına gönüllü giderken.)

bitirirken şunu demeyi lüzumlu görüyorum. kitap elbetteki bizim hayatımıza belki çok uzak rus aristokrat çevresinde ele alınıyor olabilir. ama hayran kaldığım şey her bir karakterde ya kendime ait bir özellik buluyorum ya da bu zamana kadar karşımdaki insanlara dair. ve beni en derinden vuran ise az çok bir şeyler yaşamış bir insan olarak önceden yaşadığım olayları kitabı okurken ve okuduktan sonra daha iyi analiz etme ve o zaman ki yargılarımdan kurtulup daha iyi anlayabilme fırsatı buldum.bunun için sesimi dahi duymayacak tolstoy'a ne kadar teşekkür etsem az.(reis şu sergey ivanoviçle varenka'yı yapsan ölür müydün be)
devamını gör...
yazı spoiler içerir. okumadıysan, içerikle ilgili bir şeyler görmek istemiyorsan okuma.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aldım sevgilinin telefonunu ve kulaklığa biraz eğlence olsun ve işime odaklanayım diye açtım bu destanı, biraz tanım vs. girerken arkada oynasın. seks gibi, arzuların coşkusu gibi bir roman.


fyodor mihayloviç dostoyevski, insan psikolojisine dair net tahlilleri ile, psikolojik tespitleri ile akıllarda yer eder. fakat erildir. onu ivan karamazov'da coşarken görürüz. smerdyakov'dur en güzel şeytan tasviri. lev nikolayeviç ise kadın gibi düşünebilen bir erkektir. bunun sebebi ise fyodor'un hapishanelerde, kumar masalarında erkek gözünden hayatı tahlil edebilmesi iken, lev ise kadınları çok iyi anlayabilen, daha romantik, daha ayrıntıcıdır çünkü kadınlarla iç içe olmak bir yana züppeliğin de yansımasıdır. dostoyevski hüzünlendirir. lev ise ihtiras kelimesinin içini muhteşem şekilde doldurur. hiçbir zaman bu konuda, bir kadın gibi kadınları anlatmak konusunda gustave flaubert seviyesine gelemez ama çok iyi kadın anlatıcısıdır. tolstoy okuduktan sonra kadından zevk daha çok alırsınız. empati yeteneğinizi yükseltir. bunu da biten her kitapta yaptığı için sonunda damarlara zerk etmiş gibi olur.

anna, kocası tarafından kabul edilmedi. aslında aldatma dediği şey, kendini kandırdığı şey kocası tarafından unutulmuş olması. zaten anna'yı zavallı yapan da tam olarak bu. ona beni yaklaştıran da bu oldu. düşüncenin demlenmesine inandığım için her kadın okumasında anna'ya daha çok acıyorum. romanın üzerinden neredeyse 1 yıl geçti ki her eklemede daha çok anna'ya üzüldüm. ikinci çocuğundan nefret eden bir kadının, ilk çocuğuna sarılması, ikinci çocuğun aşık olduğunu söylediği adamdan, ilk çocuğun da nefret ettiği adamdan olması, rollerin anna'nın kafasında farklı, gerçekte ise çok daha farklı olduğunun bir göstergesi.

başka metinlerde hayattan tokadı yemiş kadın okumasında her zaman anna'ya dönüş yapıyorum dediğim gibi. bayağı olmasının yanında çaresizliği, çok kolay kullanılması, bir peçete gibi kenara atılabilecek kadar basit bir kadın olması anna'yı aldatan değil, önemsenmeyen yapıyor. çok gereksiz şekilde tutku odaklı bir kadın. tamamen aciz, zavallı. sanıyorum aciz, zavallı gösterilen fakat benim en sevdiğim erkek karakterlerden birisi olan karenin, kocası ise tutkulardan tamamen arınmış şekilde sürekli olarak yükselişi arzuluyor. o yükselirken, anna'nın yerin dibine inmesi, tutku adı altında kendini bir erkeğin kölesi yapması, sanırım karenin'i yüceltirken bunu fark etmeyen insanların olması da gayet mümkün.

levin, romanın tolstoy tarafından dönemin muhalefetini yansıtmak için net bir araca dönüştüğünün göstergesi. levin'de kendini anlatırken, nehludov* gibi, mülkiyet karşıtlığı üzerinden kendi günahlarını çıkarıp, dönemin sırp-rus kardeşliği ve türk düşmanlığını buna olan tavrını da net şekilde işliyor. zaten demiştim daha önce, gogol ve tolstoy'u obsesif sorunlara dönüştüren bir insan olarak, özellikle lev'in hayatla ilgili çok elit şımarıklıkları bir yandan irrite ediyor diğer yandan da ortaya koyduğu romanlardan dolayı kurguya yerleştirme sebebi dolayısıyla hoşuma gidiyor.

levin, onun üzerinden lev'in kendi dini sorgulamaları, lev'in nasıl şiddetli bir katoliklik seyahatinde olduğu, 1894'teki katolikliğe geçişi ile beraber bunun kanıtı olurken, taptığım bu adamın hakikaten sadece ona sevgimden dolayı sevdiğim romanıdır bu roman. evet harikadır. evet muhteşemdir. ama benim ilk üçümde değildir. savaş ve barış, diriliş, insan ne için yaşar ve arkasından gelen ıvan ilyiç'in ölümü'nden dolayı kendine yer bulamaz. 5. sırada mıdır o da pek belli değil.
devamını gör...
yazar lev nikolayeviç tolstoy.
ünlü yazar tolstoy'un en bilinen ve sevilen romanlarından biridir. öyle ki yüzlerce yazarın listesine en iyi roman olarak olarak giriş yapmış ve çok uzun bir süre bu listenin başında sabit kalmıştır.
tolstoy'un bu romanı yazarken büyük buhranlar geçirdiği hatta herkesin de bildiği gibi karakterin trajedik sonunu yazarken yazarın kendini kaybettiği ve uzun bir süre kendine gelemediği, yemeden içmeden kesilip, kendini odasına kilitleyip günlerce kimseyle görüşmediği söyleniyor.

anna karenina çok güzel bir kadındır. eşi yüksek mertebede çalışan bir memurdur ve bu evlilikten bir de çocukları vardır. evlilikleri oldukça sıradanlaşmış olan bu çift zamanla birbirinden de uzaklaşırlar. anna bir gün ağabeyinin yanına gitmek zorunda kalır ve burada bir kontla tanışır. ve sonrasında bir çok entrikaların döndüğü olaylara karışırlar ve birbirlerine aşık olurlar. anna kont için her şeyini geride bırakıp onunla kaçar ancak işler bekledikleri gibi ilerlemez, birbirini seven bu ikili zamanla aşkın her şeyi çözemeyeceğini görür.

anna karenina edebiyat dünyasında oldukça büyük bir yere sahiptir. bir çok tiyatroya, sinemaya uyarlanmış ve bir çok kitap ve filmlere öncülük etmiştir.
peki bu kitap söylenenler gibi gerçekten mükemmel mi ? bu konu tartışmaya sonuna kadar açık çünkü kitabın seveni kadar sevmeyeni de azımsanmayacak kadar fazla.
düşüncelerime yer vermek gerekirse kitap gerçekten algılaması ağır bir kitap yani elinize alıp iki günde okuyup ah tamam bitti işte bu muymuş o kitap deyip kenara atabileceğiniz bir şey değil. yapı anlatım,kurgu,olaylar,akış,karakterler her şey gerçekten çok ağır. bu yüzden uzun bir zaman skalasında ara ara soluklanarak okunması gerek. bu yüzden bol sabırlı okumalar dilerim.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"anna karenina" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim