101.
"diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
çakmak çakmak gözleri
meydan ya taksim ya beyazıt meydanı
herkes orda sen de ordasın
herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
özgürlüğe mutluluğa doğru
her işin başında sevgi diyor
gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
bi de başını çeviriyorsun ki
yanında ben varım"
devamını gör...
102.
103.
dünya görüşü önemsiz. fakat ağzı bozuktu rahmetlinin.
gerçi hangimizin ağzı bozuk değil ki bu devirde.
adam haklıydı bence ya.
neydi o? he seke seke geldim...
gerçi hangimizin ağzı bozuk değil ki bu devirde.
adam haklıydı bence ya.
neydi o? he seke seke geldim...
devamını gör...
104.
büyük türk şair.
devamını gör...
105.
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
sevgi duvarı
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş, altın zincir, fasulye pilakisi
ardımızda görevliler, ekipler, hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
çöpcülerin elleriyle okşardım seni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
dustuğum yer öyle açık seçik ki
başucumda bi sen varsın bi de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
sevgi duvarı
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş, altın zincir, fasulye pilakisi
ardımızda görevliler, ekipler, hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
çöpcülerin elleriyle okşardım seni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
dustuğum yer öyle açık seçik ki
başucumda bi sen varsın bi de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
devamını gör...
106.
can isimli birisine verilen temenni.
devamını gör...
107.
çoğu insan küfürlü, laubali, tam bir “halk şairi” diye tanır. oysa o rahat ağız, aslında çok bilinçli bir tercih. arkasında cambridge’de klasik filoloji okumuş, latinceden, yunancadan beslenmiş sağlam bir zihin var. sokak dili doğuştan gelen bir dağınıklık değil tam tersine, dili ustaca eğip büken, neyi neden öyle kurduğunu çok iyi bilen bir yaklaşım.
çevirmenliği de az bilinen güçlü yanlarından. özellikle shakespeare’den yaptığı işler epey önemli. kelime kelime sadık kalmak yerine metni türkçede baştan inşa ediyor. bu yüzden “özgün değil” diye eleştirenler çıkıyor ama o aslında ruhu aktarmaya çalışıyor, lafı değil.
babası hasan ali yücel gibi cumhuriyetin en büyük eğitimcilerinden birinin oğlu olması da ayrı bir tezat yaratıyor. diplomat bir ailenin içinde büyümüş olmasına rağmen resmi, sistemli bir çizgiye hiç yanaşmamış. sanki bilinçli bir kopuş kararı vermiş. ayrıca askerlik dönemindeki çevirmenlik deneyiminin, ilerideki politik ve mesafeli tavrını beslediği söylenir.
kısacası can yücel “rahat yazan adam” falan değil. her satırında, her kelimesinde ustalık var. o samimi hava, doğallıktan değil, yılların emeğinden ve bilinçli tercihten geliyor.
göğe selam olsun!
çevirmenliği de az bilinen güçlü yanlarından. özellikle shakespeare’den yaptığı işler epey önemli. kelime kelime sadık kalmak yerine metni türkçede baştan inşa ediyor. bu yüzden “özgün değil” diye eleştirenler çıkıyor ama o aslında ruhu aktarmaya çalışıyor, lafı değil.
babası hasan ali yücel gibi cumhuriyetin en büyük eğitimcilerinden birinin oğlu olması da ayrı bir tezat yaratıyor. diplomat bir ailenin içinde büyümüş olmasına rağmen resmi, sistemli bir çizgiye hiç yanaşmamış. sanki bilinçli bir kopuş kararı vermiş. ayrıca askerlik dönemindeki çevirmenlik deneyiminin, ilerideki politik ve mesafeli tavrını beslediği söylenir.
kısacası can yücel “rahat yazan adam” falan değil. her satırında, her kelimesinde ustalık var. o samimi hava, doğallıktan değil, yılların emeğinden ve bilinçli tercihten geliyor.
göğe selam olsun!
devamını gör...
108.
"can babayla bir gün yürüyoruz, yanında da bir grup onu takip ediyor. öncesinde mekanda harbiden herkes epey bir dağıtmıştı. biraz değişiklik olsun diye can baba çıkalım yürüyelim demişti zaten. neyse can baba önden yürüyordu ve bazen durup etrafa/bir şeylere bakınıyordu, bir süre sonra da çok konuşmamaya başlamıştı. onu takip eden grup ve grubun başındaki değişik şapkalı abi de, o ne zaman dursa hemen yamacına gelip: "acaba bir şey mi diyecek?" diye dikkat kesiliyordu. ama o bir şey demeden yoluna devam ediyordu. bir süre sonra can baba durup dururken yolun ortasında sırt üstü yere öylece uzandı ve gök yüzüne bakmaya başladı. bu sırada can babaya resmen tapan arkasındaki o garip şapkalı abi de yanına uzanıp can babaya iyice sokuldu ve şöyle dedi: "ne görüyorsun can baba? ne anlatıyor yıldızlar sana ve bize?" bir süre sessizlik oldu. can baba derin bir nefes çekti ve o efsane yanıt geldi: "çok sarhoşum amk! açıl biraz üstüne kusmayayım." evet bu da böyle bi arkadaşın can babayla bir anısı işte. can baba çok içtendi çok.
devamını gör...
109.
askerlik hizmetini gönüllü gittiği kore savaşı'nda tamamlamış, shakespeare çevirileri ile türk edebiyat dünyasını ikiye bölmüş, 'canan' adında ikizi olan türk edebiyatı'nın deli dolu edebiyatçısıdır.
devamını gör...
