#ödüllü filmler
festival filmleri / drama
8 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

(bkz: bu fotoğraf kimlik için, ölüm belgesi için değil.)

lübnan’lı nadin lakabi’bin yönettiği sinema filmidir. yayına 2018 senesinde girmiş olup izleyen çoğu insanı etkilemiş filmdir. film konusu fakirliğin çocuklar üzerinde etkisini, çocuk işçilerin çığlıkları, mülteci olarak yaşayan çocukların ailelerinde yaşadıkları olayları, açlığı, sefaleti ve çocuk yaşta evlendirilmeleri yer almaktadır. filmi izlediğim zaman vicdanımı rahatsız eden durumlardan öte gözlerimizi yumduğumuz acılara başkalarının yaşaması ve tüm hayatının acılarla kaplamış olmasının hüznü vardı içimde. kız kardeşini evlendirirler diye kardeşinin kanlı iç çamaşırını yıkayan bir çocuğun korkusunu nasıl içten hissedemez ki insan ya da çok küçük yaşta evlendirip hamile kalıp ölen sahar’ın sessiz çığlığını kim anlayabilir? açlığın yoksulluğun ve büyütülme tarzının çocuklara etkisini ve gelecek nesillerine yansıtılıyor olması ne acı. her şeyin güzelleştiği bir dünyayı göremeyecek olmamız ne acı.
devamını gör...
hayatın gerçekleri ile yüzleşmeyi amaçlayanlara yönelik etkileyici bir film. seyrettikten sonra “bizimki de dert mi” diyorsunuz.
nadine labaki filmin konseptini şöyle anlattı: "günün sonunda, çocuklar gerçekten çatışmalarımız, savaşlarımız, sistemlerimiz, aptalca kararlarımız ve hükümetler için çok yüksek bir bedel ödüyorlar. sorun hakkında konuşma ihtiyacını hissettim ve düşündüm ki, eğer bu çocuklar konuşabilseydi ya da kendilerini ifade edebilselerdi, ne derlerdi? onları görmezden gelen bize ne söylerlerdi…"
zain al rafeea, savaş nedeniyle lübnan'a göçen bir ailenin çocuğuydu. başrol oynayana kadar filmdeki karakterin hayatından farksız bir hayat sürdü. çekimler sırasında 12 yaşında olan zain, hayatında hiç okula gitmemiş, sefalet içinde yaşamış, kendisine ait bir yatağı bile olmamıştı.
"yetişkinlerin beni dinlemesini istiyorum. çocuk yetiştiremeyen yetişkinlerin çocuk yapmasını istemiyorum.
ben de isveç'e gitmek istiyorum. hem orda çocuklar sadece doğal yollarla ölüyormuş".

ama dünya çapında ses getiren, 2018 cannes film festivali'nde jüri özel ödülü'nü alan filmden sonra kendisi ve ailesinin hayatı tamamen değişti. şu an zain artık norveç'te yaşıyor, kendine ait bir yatağı var ve okula gidiyor .
devamını gör...
yönetmen koltuğunda nadine labaki'nin oturduğu ve muhteşem ötesi olan bir filmdir.

filmin kendi isminin anlamı zaten "bir araya yığılmış çöplükler, çöp yerine konanlar"dır. nadine labaki hem isimle, hem de film içerisindeki çoğu sahneyle bu anlamın hakkını vermiş diyebilirim. nadine labaki filmde avukat olarak çıkmıştır karşımıza.

konu; zain fakir bir ailenin çocuğudur ve kendine ait hiçbir şeyi yoktur. bir doğum belgesi dahi yoktur. insanların fakirleri umursamadığını, yok saydığını düşünür.
devamını izleyince öğrenin,

aklım hâlâ şu cümlededir;
- gülümse zain. pasaport için bu fotoğraf, ölüm belgesi için değil.
devamını gör...
ortadoğu'da çocuk olmanın, daha doğrusu olamamanın ne demek olduğunu tüm gerçekliğiyle gözler önüne seren bir film. zain al rafeea'nın oyunculuğu mükemmeldi, hem de hiç oyunculuk eğitimi almadığı halde. çünkü o ortadoğu'da yaşamaya çalışan çocuklardan biriydi, duygularını bu kadar kusursuz aktarmasının tek nedeni gerçeklikti.

--- alıntı ---
anne ve babamdan şikayetçiyim,
beni dünyaya getirdikleri için.
devamını gör...
kelime anlamı ibranice alçak yer, kaos, cehennem gibi bir anlama gelen eser.

sadece anne babaların mı çocuklarının üzerinde hakkı var; peki çocukların da anne babaları üzerinde hiç hakkı yok mu; en içtenlikle "evet var" diyebileceğimizi bize gösteren bir filmdir bu.

izlerken aşırı duygulandığım ve gerçekten bana mültecilere daha farklı bir bakış açısı kazandıran bir film olmuştur. aslında bir film gibi değil de, sanki gerçek bir yaşamı gizli kameralar ile çekmiş gibiler. öyle güzel oyunculuk, öyle gerçek kareler, öyle harika bir eser.

fragmanı bırakıyorum...

devamını gör...
izleyenin yüreğine dokunan, dokunmakla bırakmayıp parçalayan, öte yandan siyasi felaketlerin faturasını doğum planlaması yapmayan ebeveynlere yıkan indirgemeci, apolitik sinema belgeseldir.
devamını gör...
çok şey anlatıyor film. alması gerek birden çok ödül vardı, pek araştırmadım belki de almıştır.
yönetmen çok zeki bir kadın, filmin izleyicinin canını aldığı esas nokta olan - gerçekler üzerinde durmasını başarıyla sağlamıştır. bunu da, filmdeki duyguları birebir yansıtabilecek, hayatında aynı durumlarla yüz göz olan insanları seçerek yapabilmiştir, zannımca. örneğin; göçmen kaçakçı hanımımız “rahil” karakterini canlandıran oyuncu, çekimlerden birkaç gün sonra tutuklanmış. sebebi de belgelerinin olmaması ve ülkede kaçak bulunması. zain- gerçekte de ismi zain- suriyeli mülteci bir çocuk. benim yazıma kadar hayatı hakkında bilgi edinmişsinizdir zaten.
yani roller amatör oyuncu olmalarına rağmen tam üzerlerine biçilmiş kaftan gibi uyuyor.
filmde verilmek istenen çok mesaj var. aşina olduğumuz konular arasında, çocuk sahibi olmak yerine yavrulamak bilinciyle hareket eden ebeveynler ve bu ebeveynlerin büyütemedikleri çocuklar. daha filmin başlarında, zain ailesini dava etme sebebini açıklarken, sorunun buradan doğduğunu anlamış oluyoruz.
erken yaşta evlendirilen kız çocuğu.
çocuk işçi.
mülteci kaçakçılık organizasyonları.
emek hakkını alamayan işçiler.
devletin belgesiz vatandaşlarını hiç var olmamış olarak düşünmesi.
merhamet, cesaret, sevgi gibi kavramların din, ırk fark etmeksizin sadece kişiye göre varlık ile yokluk arasında bulunması.
medyanın gücü.
elimizi hangi sahneye atsak, bir mesaj edinebileceğimiz bir filmle karşı karşıyayız.
her şeyi bir kenara bırakıp biraz felsefi boyutuna dalalım. filmde tabiri caizse en mangal yürekli şahsımız bu 12 yaşındaki çocuk. peki bu çocuk bu kadar iyi merhametli ve mert olmayı nereden öğrenmiş olabilir? zain’in bu kadar erken yaşta böyle bir zekaya sahip olmasına neden olan şey nedir? iyi bir ebeveyne sahip olmazken ve durumun farkında değilken ailesinden göremediği sevgi ve içgüdüsel koruma ihtiyacı... yavru çocuk boynuna kalırken bile istifini bozmadan ona annelik yapmaya başlaması... tüm bunlar için kendine idol olarak gördüğü kişi kimdi? sanırım, filmin sadece bu kısmı aklımda bazı sorulara neden oluyor. tartışmaya açık.....
devamını gör...
aldığı övgüleri ve ödülleri sonuna kadar hakeden film. baştan sona zain'in etkileyici bakışlarıyla hüzünleniyor ve onun anne ve babasının artık çocuk yapmasınlar serzenişine sonuna kadar katılıyorsunuz. izlerken en çok etkilendiğim filmlerdendir.
devamını gör...
capharnaüm. üç yıl önce başka sinema kapsamında gösterilen, iç savaş sonrası beyrut'un beton mezarlığına dönmüş halini kuş bakışı tanıtıcı planlarla gösterirken izleyene insanlığı sorgulatan sarsıcı atmosfere sahip dokunaklı film. görüntü yönetmeni christopher aoun bolca el kamerası kullanmış, film doğal ortamlarda çekilmiş. zain sokaklarda yürürken kamera onu takip eder, böylece izleyici olarak biz de zain'in çaresizliğine ve insanların sefaletine tanık oluruz. yönetmenin kadın olması filme çok şey katmış diyebiliriz. çocuk oyunculardan çok iyi performans almış, zor bir işi başarmış.
devamını gör...
bu filmi 10 yıl önce izlemiş olsaydım, "bakamayacakları çocukları yapmasınlar" der, insanları kınayarak filmi izler ve filmle birlikte konuyu da kapatırdım. zaten filmdeki ebeveynliklerle ilgili bunu yapmama izin verecek kadar bulgum da olurdu.

şimdi başka bir yerdeyim. tek başına bireyleri suçlamanın, kınamanın anlamlı ve de doğru olmadığını düşündüğüm yerlerde yani. annenin "sen beni anlayamazsın" dediği avukatla, anne arasındaki bir yerde. mağdurlaştırmak değil niyetim, kadercilik de zaten bana göre değil. elbette aynı koşullara sahip iki insan aynı yanlışları aynı biçimde yapmak zorunda da değil.

bu değerlendirmeyi iki insan için yapmak kolay çünkü bir tanesi doğru (?) olanı yaparsa bu %50 eder. ama 100 kişinin içinde bir kişinin doğru olanı yapması bir istisnadır. burada sormamız gereken soru bence, "neden bunlar da diğeri gibi doğru olanı yapmadı?" değil de, "neden o 100 insan bu koşullar altında yaşıyor?" olacaktır.

kıyıya vuran denizyıldızlarını tek tek denize yeniden göndermek tek başına bir denizyıldızı için iyiyken, neden bu denizyıldızları kıyıda diye sormak, denizyıldızlarının kıyıya vurmasına neden olabilecek fabrikayı fark etmenizi sağlabilir.

insanlar kendi yaşamlarını kendileri belirler evet. ama o insanın hayatını belirleyen koşulları da birlikte belirliyor olabilir miyiz?
devamını gör...
biraz benim hayatımı anlatan bir film.anne baba sorumluluğu büyük bir sorumluluk ve bu filimdeki karekterler bunu başaramadılar.seçim yapmak ellerimizdedir .eğerki etraftaki koşulları öne sürecek olurasak o zamanda etraftaki koşullara göre seçim yapabilmeliyiz.sen bir sorumluluk üstleniyorsan eğer elinden gelen her şeyi yapmalısın çünkü ebeveynlik demek bir insan hayatı demek ve insan hayatı basitte indirgenecek bir şey değil...
devamını gör...
hayatım bayunca izlediğim en güzel ve en etkileyici filmdir diyebilirim. bundan daha iyisi benim izlediklerim arasında yok. izlediğim zaman kafama dank eden yaşam gerçeklerinin yanı sıra insanlığa olan nefretim de arttı. en acısı da bizim izlediğimiz bu filmler dünyanın hiç bilmediğimiz yerlerinde hiç bilmediğimiz insanlar tarafından gerçekten yaşanıyor olması. bence şuan her ne yapıyorsanız hemen bırakıp bu filmi izlemelisiniz. pişman olmayacaksınız.
devamını gör...
gerçekliğin mizahı yapılsa en fazla böyle bir şey ortaya çıkardı sanırım.

kefernahum yani nahum'un köyü diye geçiyor. başka bir deyime göre ise , atılmış eşyaların yığıldığı çöplük anlamına geliyor. incil’de hastaların isa’dan iyileşmek için mucize yaratmasını istediği kutsal şehrin adı... kefernahum, aslında tanrının lanetlediği sodom kadar cehennemlik bir yer, bir deyim haline gelmiş. filmin geçtiği o kaos ortamını anlatmak için isabetli bir seçim olmuş.
karakterimiz zain yaklaşık 12 yaşında ( yaklaşık diyorum çünkü beyrut' da mülteci oldukları için hiçbir belgesi olmayan, hor görülen bir ailenin çocugu zain ) bir cinayetten tutuklanıyor. açılış sahnesi zain'in " anne ve babama dava açmak istiyorum. beni dünyaya getirdikleri için" demesiyle geçmişe dönerek ilerliyor. zain çok iyi yazılmış bir karakter, onun öfkesi, merhameti, zekası her şeyiyle çok iyi yansıtılmış. zain'in zekasını özellikle yonas'ı beslemek için gösterdiği mücadele sırasındaki pratik çözümlerinden anlıyoruz. bilhassa ilaçları toz haline getirip suyla karıştırarak insanlara "yudumluk" diye satmasından.
film lübnan daki yerel halkın yanı sıra göçmen çeşitlemisini de sergiliyor beraberinde, etiyopyalısından (karakter) 'hamam böceği' ne kadar.

genel olarak zain'in gözünden baktığımız filmde, zain'in suçladığı gibi anne ve babasını da tümüyle yargılamıyor yönetmen. her karakterin kendi içindeki çaresizliği yansıtılmış.

filmin aldığı kötü eleştirilerin sebebi gerçekliğin dozunun çok fazla olmasından kaynaklı olsa gerek. nitekim filmin yalnızca gözyaşı döktüren, duygu sömürüsü yapan bir ucuzluğu yok, tüm duyguları çok derinden hissettiriyor.

izlemenizi tavsiye ederim.
devamını gör...
bitince derin bir nefes alarak "nadine bacım sen ne yaptın böyle yaağğ!" dedirten lübnan/fransa ortak yapımı film. birçok festivalde kendini göstermiş ve cannes'da 3 ödüle layık görülmüştür.

iki saat boyunca öyle duygular yaşıyorsunuz ki; kesinlikle film izliyormuş gibi bir durum olmuyor, sanki pencereden dışarı bakıyormuşsun gibi bir doğallık var içinde. abicim filmi çekerken 14 yaşındaymışsın, evet seni nadine bacım sokakta keşfetmiş, evet kendi hayatını oynamışsın tamam ama o kadar kamera ve set ekibinin önündesin abicim, o nasıl bir doğallık, o nasıl bir oyunculuk... ve film boyunca içimde düğümlenen o his...



...işte o his filmin sonundaki o küçük adamın yüzündeki gülümsemeyle öyle bir çözülüyor ki... başta bahsettiğim "derin nefes" orada beliriyor işte.



film gerçekten anlatılmak isteneni tüm doğallığı ve akıcılığı ile anlatmış.. harika bir `başka sinema` filmi.
devamını gör...
çok etkilenmiştim ya başlığı görünce sevindim. evet çocuğa üzülüyoruz durumlar malûm ama ortada muazzam bir güçlü kişilik var o güçlü duruş çoğu yetişkinde yok. on numara film
devamını gör...
ortadoğu'da erkenden büyümek zorunda bırakılmış çocukların yaşadığı zorlukları anlatan lübnan yapımı film. cehaletin, fakirliğin, acımasızlığın cirit attığı sokaklarda minik bir adam. en acısı da bunun gerçekten yaşanıyor olması. biz maalesef kendi hayatlarımıza aşırı odaklandığımızdan bu dezavantajlı insanları birisi gözümüze gözümüze sokmadan fark edemiyoruz. filmi izledikten sonra elimde olanlar için hiç şükür etmediğimi gördüm. ve bu fırsat eşitsizliğini yaratan insanlardan bir kez daha nefret ettim. filmin en etkileyen sahnesi ise benim için "hamam böceği adam" kısmıydı. o çöplerin, pisliğin, kokuşmuşluğun ortasına hangi süper kahraman daha çok yakışabilirdi ki?
devamını gör...
neresinden başlamalı bilmiyorum. bu filmi izlemeyi devamlı erteliyordum bu akşama kadar. nedeni malum. filmin en kötü yeri sanırım bir kurgu olmaması. kurgu değil çünkü çocuklar hala ölüyor, kimliksiz ve hayatsız yaşıyor, aç kalıyor, sürünüyorlar. bu film adaletsiz bir dünyanın konu alındığı film işte. birilerinin çocukları ağzında gümüş kaşıkla doğarken, diğerleri hayatta kalabilmek için savaş veriyor. bulunduğu ortamdan suça bulaşmadan çıkabilmesi zaten mümkün değil.

yok edilmiş hayaller, yitip giden hayatlar ve bunlarla birlikte küçük bir bedenin içindeki öfke, ağzından tek bir cümleyle çıkıyor. "ailemi dava etmek istiyorum çünkü beni hayata getirdiler."
devamını gör...
-neden buradasın?
- ailemden şikayetçiyim.
- neden?
- beni dünyaya getirdikleri için . . . !


işte film aynn böyle, bir mahkemede başlıyor.
nadine labaki'nin insanı en derinden duygularına hitap ettiği filmdir.
içinde bir çok toplumsal sorun ve iğrençlikleri barındıran; çocuk yaşta evlilik, küçük bir kız çocuğuyla evlenmeyi kendine yakıştıran kişiliksiz bir adam, kendi öz çocuklarına -kendi kanından kendi canından olan çocuklarına- bırakın ilgi ve sevgi göstermeyi, ihtiyaçlarını bile karşılamayan ''sözde ebeveynler'' , mültecilerin yaşayışları, çekilen zorluklar, açlık , sefalet ve tüm bunlara karşı kendisi her ne kadar küçük olsa bile koca yürekli, güçlü, gerçek bir birey, duygularını henüz kaybetmemiş olan zain'in hikayesi. tavsiye eder miyim, elbette izleyiniz efendim.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

azıcık spoiler olabilir!!
izlerken çok etkilendiğim, kalbime dokunan bir filmdi. normalde o yaşında koşup, eğlenip, oynaması gereken ancak hayat şartları gereği zorluklarla mücadele eden 12 yaşındaki bir çocuktur zain. 11 yaşında seher adında bir kız kardeşi vardır. aslında daha bir kaç tane daha da vardır ama filme pek dahil değildirler. zain kız kardeşini korumaya çalışır. ailesi kız kardeşini mahallenin bakkalı ile evlendirirler. zain bunları durdurmaz. evden de kaçar ve etiyopyalı bir aile ile tanışır. onların da sorunları vardır o yüzden kaçak göçek yaşarlar. etiyopyalı kadın ona evini açar ve bir süre. sonra o da bir süreliğine dönmez. bu durumda etiyopyalı kadının çocuğu yonas'a zain gerçek bir abilik yapar. yetişkinlerinden görmediği yaşamadığı o durumu yaşatmaya çalışır kısa bir süre. sorumluluğun ne demek oldğunu bizzat yaşar. gerçekten güzel bir hayat yaşayabilmesi için orayı terk etmesi gerekmektedir. bunun için para toplar ve evine kendi belgelerini almaya gider. gittiğinde iki şeyle karşılaşır.
sınır dışı edildiklerinden belgeleri yoktur işte o an bunu öğrenir. gerçekte cismen var, ama resmiyette yoktur. gerçi yaşadığı bu hayat da pek var olduğunu gösteremezdi.
bir de hamile kaldıktan sonra ölen kız kardeşinin haberini alır.
eline aldığı bıçak ile kız kardeşinin katili olan kişiliksiz adama doğru koşar. ardından tutuklanır.
filmi izlerken en sinirlendiğim kısım burasıydı galiba hakimin karşısındaki savunmaları.
- onunla evlendim. evet küçüktü ama bizim burda herkes böyle evlenir, o olgunlaşmıştı.
- kızım güzel bir yatakta yatsın güzel yaşasın istedim.*
- ben de bir anneyim yaşadıklarımı siz yaşasaydınız . . .
evet, hiç de yanlış okumadınız çocuk yaşta evlendirmenin bir de savunmasını yapıldı.

zain ceza evinden televizyona bağlanır. bana en çok dokunan yer işte tam da burasıydı.belki de bir çok çocuğun isyanı, duygularının tercümanıydı zain.
''izleyenlere ne söylemek istersin zain?''
'' annem ve babama dava açacam. yetişkin olanlar lütfen bni dinlesin. çocuk yetiştiremeyecek olanlar lütfen yapmasın. size olanları sööyleyeyim; şiddet, dayak, aşağılama, zincrlerle, kemerle, demirle...
ailemden duyduğum en tatlı sözler;
defol pislik torbası, toz ol hayvan . . .
dünya berbat bir yer, cehennemde yaşıyorum. yemek istedğim tavuklar gibi pişiyorum.
hayat böyledir . . . !
iyi insanlar olacağımızı, bizim de sevildiğimizi, sayıldığımızı, düşünmüştüm. ama allah bizi öyle yaratmadı. bizi ötekilerin paspası olarak yarattı. . .''

peki ne istiyorsun?
çocuk yapmasınlar!

evet, çokça haklı bir isyandı. günümüzde gerçi önceki yıllarda da bu böyleydi, çocuk doğurmayı bir marifetmiş gibi görüyorlar. bakamayacağı bir çok çocuğun günahına giriyorlar. buna ancak ve ancak üremek denir, dünyaya getirmek değil.

zain, filmin sonuna kadar da gülmedi. ancak pasaport fotoğrafı için gülümse dediler.
gülmek ona da yakışıyordu her çocuğa olduğu gibi. . .
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gülümse zain.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sen hep gül . . .
devamını gör...
capernaum- arapça/ kaos anlamına geliyor.

bir film.
2018 lübnan yapımlı, 2 saat 8 dakikalık bir dram filmi, film o kadar az meblağlarla çekilmiştir ki yapımcı bu filmi çekmek için evini ipotek ettirmiştir.
uluslararası gişede hasılata kavuştuktan sonra, tüm zamanların en yüksek hasılatlı arap filmi ve tüm zamanların en yüksek hasılat yapan orta doğu filmidir.

yönetmen ise nadine labaki
aynı zamanda filmde avukat rolünü oynuyor, gerçek hayatta da oyuncu olduğu halde kendisini bu filmde çok az görüyoruz, alçakgönüllülüğünden.

film, zain adında bir çocuğun yaşadıklarını, yoksulluğu, kimliksiz yaşamanın aslında hiç yaşamamış sayılmak olduğunu, işlemek zorunda kaldığı suçu, mahkemede zamanda geriye dönüş tekniği ile anlatıyor.

zain'in yaşı yok, ayakkabıları da yok, öyle yoksullar ki babası hiçbir çocuğuna kimlik çıkaramamış, iki paket sigarayla hayata tutunan, çaresiz bir adam..

annesi de öyle.
mülteci olmanın, yoksul olmanın ne demek olduğunu zain hissettiriyor bize, onun gözünden bambaşka çok şey, yetişkinlerden daha ağır. regl olan ablası sahar'a gizlice ped çalacak kadar merhametli, çünkü regl olduysa evlenmek zamanı gelmiş demekti bir kızın bazı topraklarda. filmde de değiniliyor buna.

film genellikle duygu yüklüydü, bazı yerlerinde zain yine de güldürdü, şalgam sattığı sahnede, içkiden iyi!! diye bağırdığı sahne komikti açıkçası...

ama bir kadının parasızlıktan bebeğine bakmak ve sahte kimlik çıkarmak için saçlarını kestirip sattığı sahne dokunaklıydı, mahkeme sahnesine zaten diyecek bir kelime bulamıyorum bile, o kadar iyiydi. zain'in mahkemede, ailemi dava etmek istiyorum, doğduğum için sözü etkileyici ve düşündürücüydü.

gülümse zain, kimliğin için fotoğrafını çekiyoruz, ölüm belgesi değil...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
filmin taptaze etkisiyle diyebilirim ki yanımda arkadaşım olmasa dizlerimi göğsüme çekip hüngür hüngür ağlayacağım bir filmdi. öyle boş boş duyar kasmak yada dram basmak yok filmde. olabildiğince doğal olabildiğince gerçekçi. uzun zamandır bu kadar iyi bir film izlememiştim. oyunculuğa gelirsek evladım bu nasıl bir oyunculuktur. sahne sahne gözlerinden yorgunluk tükenmişlik her ne varsa onlardan akıyor. gözlerinden öpüyorum çocuk.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim