21.
yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir.
-bu ülke.
-bu ülke.
devamını gör...
22.
"paris'e gittiğimde paris evde yoktu." hayatı boyunca görmeyi hayal ettiği şehre, kör olan gözlerinin tedavisi için gittiğinde bu cümleyi zikreden, hatırıma geldikçe de üzüldüğüm yazar, araştırmacı, eğitimci. *
tam olarak bu cümleyi, bu adamı düşündükten biraz sonra, başlık karşıma çıktığından ben de böyle anmak istedim.
*
tam olarak bu cümleyi, bu adamı düşündükten biraz sonra, başlık karşıma çıktığından ben de böyle anmak istedim.
*
devamını gör...
23.
bu ülke kitabının yazarıdır.
bu tek cümleyle geçilebilecek bir kitap değildir zira herkes bu kitabı okumalı ve cemil meriçin düşünce dünyasını nasıl geliştirdiğini görmelidir.
bu tek cümleyle geçilebilecek bir kitap değildir zira herkes bu kitabı okumalı ve cemil meriçin düşünce dünyasını nasıl geliştirdiğini görmelidir.
devamını gör...
24.
"bu ülkede sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur. namuslular ve namussuzlar vardır, siz namuslulardan olun." diyen bir cemil meriç geçti bu topraklardan. keşke reenkarnasyon gerçek olsa ve ülkeye bu düşünceyi aşılayabilecek insanlar, farklı bedenlerde tekrar tekrar yaşasa!
devamını gör...
25.
hayranlarının ortalama bir youtuber takipçi sayısını geçtiği an ülkede mevsimin birden bire bahara döneceğine inandığım "çok büyük adam" dır kendisi.
devamını gör...
26.
her allah'ın günü kulaklarını çınlattığım yazar, fikir işçisi.
henüz lise çağında tanıştım kendisiyle. bu ülke isimli eserindeki diliyle beni kendisine hayran bırakmıştı. zamanla mağaradakiler, umrandan uygarlığa ile okumaya devam ettim. lise son sınıfta türk edebiyatı dersime giren çok muhterem hanımefendi henüz o günler üç eserini okuduğumu söylediğimde çok şaşırmıştı, ne varsa şaşıracak, ben sadece bu ülkesini okudum, onu da zorla okudum demişti, yazık.
cemil meriç azılı bir gomünisttir. öyle böyle değil. ta ki mahkeme salonunda ümitsizlikten doğan bir isyan ile, bir nevi meydan okuyuş tavrıyla, yalnızlık içinde bir şey olmak ihtiyacıyla marksistim diye haykırırken o güne kadar hiç bir işçinin, emekçinin elini tutmadığını fark edene kadar. bütün bir hayatı okumakla geçer. gözlerinin bozulması her ne kadar çok okumasından olsa da âmâ olmasının sebebi merdivenden düşmesidir.
kendisine bu eserleri yazmasını sağlayan şey ne çok okuması, ne de başka bir şey. tek bir sebebi var: itidal
seneler geçmiş mahkeme salonunda ebeveynlerinin ilgisizliği yüzünden ev eşyalarına zarar veren çocuk gibi marksist olduğunu haykıran cemil meriç hayatın getirdiklerini bir buz dağı gibi karşılamıştır. ne yaşadığı ekonomik sıkıntılar, ne sağlık sorunları... seneler onu olup biten her şeye gülüp geçecek birisi yapmıştır.
cemil meriç zamanla gençlik heveslerinden arınmış, kendisini iyice okumaya vermiş, tercüme işleri ile geçimini sağlamaya çalışmıştır. atilla ilhan ile olan mektuplaşmalarından öğreniyoruz ki eserlerinin sağcı yayınevi olan ötüken'den çıkmasından kendisi de pek hoşnut olmasa gerek. neden ötüken sorusuna ise bugün hâlâ geçerliliğini korur gibi karşılık veriyor, solcuların kendisini anlamadığını, eserlerini basmak istemediklerini söylüyor. gel gelelim, bugün hâlâ kimse kendisini anlayabilmiş değil. derdiyle dertlenebilmiş değil.
cemil meriç, karşısındakini anlamaya çalışan birisi. sokrates gibi abidik gubudik sorular sorarak karşısındakini kendi düşüncesini kabul etmeye zorlamıyor. dinliyor, dinliyor, dinliyor... seninki dert mi arkadaş, benim dünyam karardı demiyor dinliyor. kalemi eline alınca karşısındakini, ele aldığı konuları incitmeden, bir çocuğa nasihat eder gibi kendi içinden gelenleri anlatıyor. bunu anlatırken yeri geliyor sayfalar dolusu izah edilebilecek şeyleri bir cümlede izah edebiliyor.
gel gelelim, kendimi bildim bileli, milliyetçi birisi olmama rağmen türkiye'den gitmek istedim. elimde imkan olmasına rağmen gitmedim, gidemedim. ne bileyim... charles baudelaire'in dediği gibi belki de nerede değilsem orada mutlu olacağımı düşündüm. yaşım kaç oldu hâlâ bu ülkede bir şeylerin düzeleceğine dair zerre miktarı ümidim yok ancak kendisinin bir sözü beni burada tuttu: vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.
bilmiyorum, bazen keşke kendisini tanımasaydım diyorum, bu söz mıh gibi aklımın bir köşesinde yer etmemiş olsaydı diyorum.
henüz lise çağında tanıştım kendisiyle. bu ülke isimli eserindeki diliyle beni kendisine hayran bırakmıştı. zamanla mağaradakiler, umrandan uygarlığa ile okumaya devam ettim. lise son sınıfta türk edebiyatı dersime giren çok muhterem hanımefendi henüz o günler üç eserini okuduğumu söylediğimde çok şaşırmıştı, ne varsa şaşıracak, ben sadece bu ülkesini okudum, onu da zorla okudum demişti, yazık.
cemil meriç azılı bir gomünisttir. öyle böyle değil. ta ki mahkeme salonunda ümitsizlikten doğan bir isyan ile, bir nevi meydan okuyuş tavrıyla, yalnızlık içinde bir şey olmak ihtiyacıyla marksistim diye haykırırken o güne kadar hiç bir işçinin, emekçinin elini tutmadığını fark edene kadar. bütün bir hayatı okumakla geçer. gözlerinin bozulması her ne kadar çok okumasından olsa da âmâ olmasının sebebi merdivenden düşmesidir.
kendisine bu eserleri yazmasını sağlayan şey ne çok okuması, ne de başka bir şey. tek bir sebebi var: itidal
seneler geçmiş mahkeme salonunda ebeveynlerinin ilgisizliği yüzünden ev eşyalarına zarar veren çocuk gibi marksist olduğunu haykıran cemil meriç hayatın getirdiklerini bir buz dağı gibi karşılamıştır. ne yaşadığı ekonomik sıkıntılar, ne sağlık sorunları... seneler onu olup biten her şeye gülüp geçecek birisi yapmıştır.
cemil meriç zamanla gençlik heveslerinden arınmış, kendisini iyice okumaya vermiş, tercüme işleri ile geçimini sağlamaya çalışmıştır. atilla ilhan ile olan mektuplaşmalarından öğreniyoruz ki eserlerinin sağcı yayınevi olan ötüken'den çıkmasından kendisi de pek hoşnut olmasa gerek. neden ötüken sorusuna ise bugün hâlâ geçerliliğini korur gibi karşılık veriyor, solcuların kendisini anlamadığını, eserlerini basmak istemediklerini söylüyor. gel gelelim, bugün hâlâ kimse kendisini anlayabilmiş değil. derdiyle dertlenebilmiş değil.
cemil meriç, karşısındakini anlamaya çalışan birisi. sokrates gibi abidik gubudik sorular sorarak karşısındakini kendi düşüncesini kabul etmeye zorlamıyor. dinliyor, dinliyor, dinliyor... seninki dert mi arkadaş, benim dünyam karardı demiyor dinliyor. kalemi eline alınca karşısındakini, ele aldığı konuları incitmeden, bir çocuğa nasihat eder gibi kendi içinden gelenleri anlatıyor. bunu anlatırken yeri geliyor sayfalar dolusu izah edilebilecek şeyleri bir cümlede izah edebiliyor.
gel gelelim, kendimi bildim bileli, milliyetçi birisi olmama rağmen türkiye'den gitmek istedim. elimde imkan olmasına rağmen gitmedim, gidemedim. ne bileyim... charles baudelaire'in dediği gibi belki de nerede değilsem orada mutlu olacağımı düşündüm. yaşım kaç oldu hâlâ bu ülkede bir şeylerin düzeleceğine dair zerre miktarı ümidim yok ancak kendisinin bir sözü beni burada tuttu: vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.
bilmiyorum, bazen keşke kendisini tanımasaydım diyorum, bu söz mıh gibi aklımın bir köşesinde yer etmemiş olsaydı diyorum.
devamını gör...
27.
lisedeki edebiyat hocamız sayesinde tanıdığım yazardır. ilk okuduğum bu ülke adlı eserini anlamak için birkaç kez okumuştum. bi süre etkisinden çıkamamıştım. kendisi öyle bir okuma ve yazma heveslisiymiş ki bu uğurda gözlerini kaybetmiş. en çok eser verdiği dönemse gözlerini kaybettikten sonraki dönemmiş. velhasılıkelam cemil meriç'i anlamak kolay değil, çok okkalı bir yazardır kendisi.
devamını gör...
28.
zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur. sözünün sahibidir.
devamını gör...
29.
henüz okumadığım ama ne kadar kıymetli ve başarılı olduğunu bildiğim bir yazardır. kitaplarını mutlaka okuyacağım sayın cemil meriç.
devamını gör...
30.
türk düşünürleri arasında önem sıralamasında en üst sıralarda olduğunu düşündüğüm yazar.meriç'in birkaç paragrafla anlatılamayacak kadar derin bir düşünce tarzı olmakla beraber,türk düşünce tarihinde söylenilmeye çekinilen tarihi gerçekleri kaleme alarak gençliğe yalnızlığının kulesinden ışık tutmuştur.geç tanıştım ancak derinliği karşısında hayretler içerisinde kaldım.evet bazı düşüncelerinde zıttım olduğu bir karakter ancak savunduğu gerçekleri öylesine sağlam temellere dayandırıyor ki insanın düğmelerini ilikleyip saygı duymaması imkansız. liselerde belki yazım dili ağır gelebilir ancak kesinlikle okutulması zorunlu olan kitaplardan olmalı.sanıyorum ki seneye tekrar okumam gerekecek "bu ülke"sini,çünkü her sene olgunlaşıp o olgunlukla okuyarak yavaşça sindirebileceğimiz bir kitap.bazı kitaplar vardır sayın yazar dostlarım;bir kitap okuduğunuzu zannedersiniz ancak o kitap öylesine derindir ki sizi fransız edebiyatından alıp hint edebiyatına götürür,oradan alır ingiliz edebiyatının sularında nefesinizi kesiverir.uzattım,zaten başta da demiştim öyle hemen anlatılamayacak birisi diye.okuyun kardeşlerim,zira "bu ülke" ancak okumakla ilelebet ayakta kalabilir.
devamını gör...
31.
yaprak ağaçtan düşünce, rüzgarın oyuncağı olurmuş."
devamını gör...
32.
adam çok okumaktan kör olmuş yine de bırakmamış okumayı kitaplarını merak ederim aldım okumak için ama yetmedi düzeyim daha zamanı var sanırım.
devamını gör...
33.
marmaray’da giderken bu ülke kitabını elime aldım ve rastgele bir sayfa açtım. önceden fazla okumuşluğum yoktu aslında. aldığım da ilk ve tek kitabıydı cemil meriç’in. açmamla kapatmam bir oldu. çünkü aklıma o cümleyi kazımak istedim, unutmamak istedim, o bakış perspektifini nasıl yakaladığını merak ettim ve kendi kendime tekrar ettim.
yobazlık, doğunun nefsi müdafaasıdır, dedim..
vay be! bakış açısına bak. herkesin her gün duyduğu yobaz kelimesinin arkasındaki anlamı işleyişine bak. hayat değiştirecek bir anlam taşımasa da düşünce akışımı etkiledi, yeni bir bakış açısı kattım hayatıma. sebebin, eylemin gölgesinde kalmaması gerektiğini öğretti bana. çünkü eylemsiz sebep olur; ama sebepsiz eylem olmaz, olamaz.
cümlenin anlamını kendimce yorumladım. nitekim boş bir cümle değil.
doğu geri kalırken bir tepki verdi. yobazlık.
ama dikkat edin! nefsi müdafaa zorunlu kalındığında yapılan bir eylemdir. farkında olmadan bile yapılabilir. yüzüne gelen topu elinle itmen gibi mesela. kendini korumak için başkasına zarar vermen gibi. bir nevi vahşi içgüdüdür. hayvanidir. ama oldukça hayatsaldır. nefsi müdafaasız yaşayamayız.
yani yobazlık kişinin farkında olmadan veya zorunlu kaldığında yaptığı bir eylemdir.
“yobazlık doğunun nefsi müdafaasıdır”
bundandır eskiden kendimce kınadığım, ayıpladığım, içimden sövdüğüm hareketleri yapan insanlara sanki arkalarında silik bir silüet varmış gibi baktım. nedir senin geçmişin? nerden geldin, nereye gidiyorsun?
bu yaptığın yobazlık! ama arkandaki silüet kim, seçemiyorum.
sanırım hayatta yobazlık herkesin bir özelliği. sadece bazılarında göze çarpıyor. ama bazısı da var ya, bu kadar da olmaz be kardeşim!
yobazlık, doğunun nefsi müdafaasıdır, dedim..
vay be! bakış açısına bak. herkesin her gün duyduğu yobaz kelimesinin arkasındaki anlamı işleyişine bak. hayat değiştirecek bir anlam taşımasa da düşünce akışımı etkiledi, yeni bir bakış açısı kattım hayatıma. sebebin, eylemin gölgesinde kalmaması gerektiğini öğretti bana. çünkü eylemsiz sebep olur; ama sebepsiz eylem olmaz, olamaz.
cümlenin anlamını kendimce yorumladım. nitekim boş bir cümle değil.
doğu geri kalırken bir tepki verdi. yobazlık.
ama dikkat edin! nefsi müdafaa zorunlu kalındığında yapılan bir eylemdir. farkında olmadan bile yapılabilir. yüzüne gelen topu elinle itmen gibi mesela. kendini korumak için başkasına zarar vermen gibi. bir nevi vahşi içgüdüdür. hayvanidir. ama oldukça hayatsaldır. nefsi müdafaasız yaşayamayız.
yani yobazlık kişinin farkında olmadan veya zorunlu kaldığında yaptığı bir eylemdir.
“yobazlık doğunun nefsi müdafaasıdır”
bundandır eskiden kendimce kınadığım, ayıpladığım, içimden sövdüğüm hareketleri yapan insanlara sanki arkalarında silik bir silüet varmış gibi baktım. nedir senin geçmişin? nerden geldin, nereye gidiyorsun?
bu yaptığın yobazlık! ama arkandaki silüet kim, seçemiyorum.
sanırım hayatta yobazlık herkesin bir özelliği. sadece bazılarında göze çarpıyor. ama bazısı da var ya, bu kadar da olmaz be kardeşim!
devamını gör...
34.
hayat herkesin yaşadığı,kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya.
devamını gör...
35.
kitap zekayı kibarlaştırır. demiş kişi.
devamını gör...
36.
37.
ışık doğudan gelir diyerek insanı düşündüren büyük yazar. yalnızca bir pusula değil, doğuyu batıya tercih eden bir fikir...
t/ türk çevirmen, yazar, sosyolog..
t/ türk çevirmen, yazar, sosyolog..
devamını gör...
38.
post modern ibn haldun'dur benim için.
buyrun a$k ile ve de okuyun bu güzel düşünce adamını, beğenmediğimiz, beğenmeyeceğimiz yerleri var mutlaka ama farklı yerlerden baktırmayı bilen değerli bir insan benim için.
şuraya atayım da dursun;
buyrun a$k ile ve de okuyun bu güzel düşünce adamını, beğenmediğimiz, beğenmeyeceğimiz yerleri var mutlaka ama farklı yerlerden baktırmayı bilen değerli bir insan benim için.
şuraya atayım da dursun;

devamını gör...
39.
türk yazar, çevirmen, düşünür ve sosyolog olarak bilinir.

göçmen bir ailenin çocuğudur, babası hâkimdir. sergilediği milliyetçi tutum yüzünden liseyi terk etmiştir.
daha sonra nazım hikmet gibi solcu şairlerle tanıştı, sekreterlik ve öğretmenlik yaptı, yazar olmaya karar verdi. idam cezası aldı, ceza onanmadı.
6 derece miyop olduğu için askerlik yapmadı, evlendi, çocukları oldu.
ilk çevirisini balzac'tan yaptı.
gözlerini tamamen yitirdikten sonra yazarlıkta altın çağı başladı, sevdiklerinin yardımıyla çeviriler yapmaya ve yazmaya devam etti.
eşi öldükten sonra hayatını kaybetti.
karaca ahmet mezarlığında sonsuz uykusunu uyumaktadır.
eserleri
inceleme
1964: hint edebiyatı
1967: saint simon ilk sosyolog, ilk sosyalist
1976: bir dünyanın eşiğinde
1984: ışık doğudan gelir
1985: kültürden irfana
deneme
1978: mağaradakiler
1974: bu ülke (1985)
1974: umrandan uygarlığa
günlük
1992: jurnal ı
1994: jurnal ıı
diğer kitapları
1980: kırk ambar
1981: bir facianın hikayesi
1993: sosyoloji notları ve konferanslar
[[alıntı]]
bir şâir intihar etmek isteyen genç bir kadına dur diyordu, daha senin için bir şiir bile yazılmadı.

göçmen bir ailenin çocuğudur, babası hâkimdir. sergilediği milliyetçi tutum yüzünden liseyi terk etmiştir.
daha sonra nazım hikmet gibi solcu şairlerle tanıştı, sekreterlik ve öğretmenlik yaptı, yazar olmaya karar verdi. idam cezası aldı, ceza onanmadı.
6 derece miyop olduğu için askerlik yapmadı, evlendi, çocukları oldu.
ilk çevirisini balzac'tan yaptı.
gözlerini tamamen yitirdikten sonra yazarlıkta altın çağı başladı, sevdiklerinin yardımıyla çeviriler yapmaya ve yazmaya devam etti.
eşi öldükten sonra hayatını kaybetti.
karaca ahmet mezarlığında sonsuz uykusunu uyumaktadır.
eserleri
inceleme
1964: hint edebiyatı
1967: saint simon ilk sosyolog, ilk sosyalist
1976: bir dünyanın eşiğinde
1984: ışık doğudan gelir
1985: kültürden irfana
deneme
1978: mağaradakiler
1974: bu ülke (1985)
1974: umrandan uygarlığa
günlük
1992: jurnal ı
1994: jurnal ıı
diğer kitapları
1980: kırk ambar
1981: bir facianın hikayesi
1993: sosyoloji notları ve konferanslar
[[alıntı]]
bir şâir intihar etmek isteyen genç bir kadına dur diyordu, daha senin için bir şiir bile yazılmadı.
devamını gör...
40.
ankara büyükşehir belediyesi’nin metrodaki tutamaklara astığı burç yorumları, bu şahsın kaleme aldığı cümlelerden daha derin anlamlar ihtiva ediyor.
devamını gör...