101.
hukuki anlamda sözleşme niteliği taşır. boşanma gerçekleşmeden ortadan kalkması mümkün değildir.
devamını gör...
102.
kadın ve erkek belli bir olgunluğa eriştiğinde yapılmalı... diğer türlüsü gitmiyor. hayatı görmemiş, kişiliğini oturtamamış, bağımsızlığını kazanamamış insanlar bence evlenmemeli..
devamını gör...
103.
"karşı cinsten iki yetişkin şahıs arasında cinsel organlarını karşılıklı olarak kullanma konusunda yapılan bir sözleşmedir."

immanuel kant
devamını gör...
104.
televizyon programlarını izledikten sonra hayatımda yapacağım en son şey
devamını gör...
105.
insanlar doğar, büyür, evlenir, çocuk yapar ve ölür şeklinde dayatılan hayat şeklinin bir basamağı. bu sıralamaya uyumanın tek avantajı kafanızdaki belirsizlikler son bulur.
devamını gör...
106.
doğru kişiyle yapılırsa festival, yanlış kişiyle yapılırsa ızdırap. tam olarak öyle bir şey. beraber yaşamak dışarıdan kolay gibi görünür ama işin içine girince öyle olmadığını anlıyorsunuz. kanımca,evli bireylerin kendilerine özel kişisel alanları olmalı. herkesin zevkleri aynı olmayabilir bu kişisel alanlarda kişiler, bu zevklerine vakit ayirabilmeli. yapışık ikiz gibi her yerde her zaman ve her şeyi beraber yapmak evliliğe bir yerden sonra zarar verir. fazla muhabbet tez ayrılık getirebilir. çok ince bir dengesi var. onu tutturmak gerekiyor.
devamını gör...
107.
50 yaşına gelince, benim de bir evladım olsaydı keşke dememek için besmele ile denemek de fayda olan medeni hal.
devamını gör...
108.
içinde doğduğum topluluk için çoktan yapmam gereken şey.
allahtan istanbula taşındık da saniye başına düşen bir 'evde kalmış kız kurusu bakışı' ile karşılaşmıyorum.
istanbul birazda özgürlük demek galiba.
devamını gör...
109.
can yücel tarafından yazıldığı yanlış bilinen
aslında eylül gökdemir tarafından yazılmış bir şiir ile anlatmak isterim,


insanın bir eşi olmalı,
bakarken yüreğinin kabardığı,
gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı...
aşık olduğu bir eşi olmalı!

sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, şükürler etmeli yaradana.
koklamalı saçlarını. uyuyan eşine şefkatle bakıp, usulca dokunmalı yüzüne, varlığını hissedebilmek için.
parmakları titremeli, incitirim korkusuyla. sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü...
kramplar girmeli midesine,
onsuzluk aklına geldikçe!
rüzgar onun kokusunu getirmeli,
yağmur onun sesini.

elleri yanmalı ellerini tutabilmek için.
akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği. kelebekler gibi olmalı insanın kalbi.
ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi.
beklemek asırlar gibi uzun gelmeli. gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.
yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini, tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu...vs.
güven duymalı, herşeyiyle. başını göğsüne koyup, huzurla uyuyabilmeli, tüm düşüncelerinden arınmış olarak. babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı...
şımarabilmeli yanında. kıskanılmalı zaman zaman da...

bir eşi olmalı insanın! ! !sabah yolcularken işine, içi acımalı, daha yollarken özlemeye başlamalı.

seni şimdiden özledim! ! !
akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. gözleri yollarda kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı...aşkla karşılamalı, hasretle sarılmalı boynuna, özlemle koklayıp, öpmeli, yıllarca uzak kalmışcasına!

her günü bir başka güzel olmalı yaşamın, bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında. verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı, daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli.
mutluluk saçmalı etrafına.bir eşi olmalı insanın, cennetten köşe almışcasına sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...
her bir hücresinden aşkın fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı! ! !
devamını gör...
110.
katolik ve ortodoks kiliselerinin sakramentlerinden birisi. her sakrament gibi tanrı'nın lütfunu alma amaçlıdır. ama, katolik kilisesi'nde, evliliğin sakramental olması için çiftlerin ikisinin de katolik olması gerekir. diğer türlü sadece rahipten evlilik için kutsama alınabiliyor.

evliliğin ana amacı, çiftlerin kurtuluşudur. karı ve koca, birbirlerinin kurtuluşundan sorumludurlar.

kutsal kitap erkekle kadının tanrı’nın suretinde ve benzerinde yaratıldığını anlatan bölümle başlar ve vahiy kitabındaki "kuzu"nun düğünü ile son bulur. kutsal kitap baştan sona evlilik ve onun gizinden, evlilik kurumundan ve tanrı’nın ona verdiği anlamdan, evliliğin kökeninden ve bitiminden, esenlik tarihi boyunca çeşitli evrelerinde, günahtan kaynaklanan zorluklarından ve rab’de, kilise ile mesih arasındaki yeni antlaşmadaki yenilenmesinden söz eder.

evlilik, yüzyıllar boyunca değişik kültürlerde, toplum yapılarında, takındığı tinsel tutumlarda uğradığı değişikliklere karşın tamamen insan eliyle kurulmuş bir kurum değildir. bu çeşitlilik evliliğin ortak ve sürekli çizgilerini unutturmamalıdır. bu kurumun saygınlığı ne yazık ki her yerde aynı açıklıkla görünmez, bununla birlikte her kültürde evlilik ilişkisinin önemine dair bir kanı mevcuttur. çünkü kişinin ve toplumun mutluluğu evlilik ve aile mutluluğuyla sıkı sıkıya bağlıdır.

tanrı insanı sevgiyle yarattığı gibi, sevmeyi bilmesini de istedi, sevme eğilimi insanda doğuştan vardır. çünkü insan sevgi’nin bizzat kendisi olan tanrı’nın suretinde ve benzerinde yaratıldı. tanrı insanı erkek ve kadın olarak yarattıktan sonra, onların birbirlerine karşı duyduğu sevgi, tanrı’ nın insana karşı duyduğu mutlak ve ebedi sevginin bir sureti olur. bu sevgi tanrı’nın gözünde çok iyi bir şeydir. tanrı’nın kutsadığı bu sevgi de üretken olmak zorunda ve yaratılışın gözetimi işinde gerçekleşmelidir: tanrı adem ile havva’yı kutsayarak onlara: "üretken olun, çoğalın ve dünyayı doldurun ve onu denetiminiz altına alın" dedi (yaratılış 1: 28).

kadın ve erkeğin birbirleri için yaratıldığını kutsal kitap şu sözlerle doğruluyor: "insanın yalnız başına kalması doğru değildir." kadın erkeğin "etinden alınmış ettir", kısacası bir başka kendisi, eşiti, en yakını, kendisine tanrı tarafından verilen, yardımcımız olan tanrı’yı temsil eden bir yardımcıdır."işte bu yüzden erkek anne babasını terk edip karısına bağlanacak, ve ikisi tek bir beden olacaklar" (yaratılış 2: 18-25). bu her iki yaşamın da hep sürüp gidecek bir birliği demektir, mesih isa da bunun başlangıçta tanrı’nın tasarısı içinde olduğunu "onlar artık iki değil, tek bedendir" sözleriyle ifade ediyor (matta 19: 6).

her insan kendisinde ve çevresinde kötüyü tecrübe eder. bu tecrübe kadın erkek ilişkilerinde de kendini hissettirir. eşlerin birliktelikleri her zaman anlaşmazlıkların, uyuşmazlıkların, birinin birine egemen olma duygusunun, sadakatsizliklerin, kıskançlıkların, nefrete ve kopmaya kadar götürebilecek geçimsizliklerin tehdidi altındadır. bu geçimsizlikler kültürlere, devrelere, bireylere göre az ya da çok şiddetli olabilir, bunların az ya da çok üstesinden gelinebilir, ancak göründüğü kadarıyla bunlar evrensel boyutludur.

bu geçimsizliğin kökeni inanca göre ne erkek ve kadının doğasından, ne ilişkilerin cinsinden ama günahtan gelmektedir. erkek ile kadının başlangıçtaki birlikteliklerinden kopmalarının nedeni tanrı’dan kopma olan asli günahın birinci sonucudur. ilişkileri karşılıklı yakınmalarla yıpranır, yaratıcının bir lütfu olan karşılıklı duyulan ilgi doyumsuzluğa ve söz geçirme yarışına dönüşür, kadınla erkeğin üretken olup çoğalma ve dünyayı denetimleri altına alma olan soylu görevi çocuk doğurma ve ekmek kazanmanın getirdiği acılarla bunaltıcı bir görev durumuna gelir.

yine de, yaratıcı düzen ağır bir biçimde bozulmasına karşın sürüp gitmektedir. günahın yaralarını sarmak için kadınla erkeğin tanrı’nın, onlardan hiçbir zaman esirgemediği sonsuz bağışlayıcılığındaki yardımına gereksinimleri vardır(yaratılış 3: 21). bu yardım olmazsa erkekle kadın tanrı’nın "başlangıçta" yaratmış olduğu amaca uygun olarak yaşamlarını birleştirmeyi gerçekleştiremezler.

tanrı merhametli olduğundan günahkâr insanı terk etmedi. günahın sonucu olan cezalar, "ağrı çekerek doğum yapmak" (yaratılış 3: 16) "alın teri dökerek ekmeğini kazanmak" (yaratılış 3: 19) aynı zamanda günahın zararlarını sınırlayan ilaç görevi görürler. düşüşten sonra, evlilik insanın içine kapanmasını, bencilliğini, kendi zevkinin peşinde koşmasını yenmesine ve başkalarına açılmasına, karşılıklı yardımlaşmasına, kendini vermesine neden olur.

evliliğin birliği ve bozulmazlığı ile ilgili ahlâki bilinç antik pedagoji yasası altında gelişti. kral ve ilk peygamberlerin çokeşliliği henüz o çağlarda reddedilmiyordu. bununla birlikte, musa’nın kadınları boşama iznini insanların katı yürekli oluşlarından dolayı verdiğini söyleyen isa’nın sözlerine karşın musa’ya verilen buyruk kadının erkek tarafından keyfi olarak ezilmesine engel olmak için verilmişti.

peygamberler sadık ve veto edilemez bir evlilik aşkını israil ile tanrı arasındaki antlaşmaya benzeterek seçilmiş halkın bilincini evliliğin bozulmazlığı ve birliği konusunda daha derin bir anlayış içine sokmaya çalıştılar. rut ve tobit kitapları evliliğin anlamı, evlilikte sadakat ve eşlerin birbirlerine olan sevgisi konusunda çok duygulu tanıklıklar içermektedir. gelenek ezgiler ezgisi’nde daima "evrenin tüm ırmaklarının söndüremediği", "ölüm kadar güçlü" tanrı aşkının saf bir yansıması olan insan aşkının ifadesini görmüştür.

tanrı ile halkı israil arasındaki düğün antlaşması ebedi ve yeni antlaşmayı hazırlamış oldu. tanrı oğlu beden alarak ve kendi hayatını feda edip kendisi tarafından kurtarılan insanlıkla bir şekilde birleşerek "kuzu’nun düğünü"nü (vahiy 19: 7-9) hazırladı.

isa insanlar arasına girerken ilk mucizesini annesinin isteği üzerine kana'da bir düğünde davetli iken gerçekleştirdi.

kilise isa’nın kana’daki düğünde hazır bulunuşuna çok büyük önem vermektedir. kilise, isa’nın düğüne katılmasının evliliğin iyi bir şey olduğunu gösterdiği gibi, evliliğin de mesih’in varlığını gösteren etkin bir işaret olduğunu kabul eder.

havari paulus, "ey kocalar mesih kilise’yi nasıl sevip onu yüceltmek uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin" (efesliler 5: 25-26) diyerek bunu anlatmak istedi. hemen ardından da şunu ekledi "bunun için adam annesini babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve ikisi tek bir beden olacaklar: bu giz çok derindir; ben bunları söylerken mesih ve kilise’den söz ediyorum" (efesliler 5: 31-32).

her hıristiyan yaşamı mesih’in ve kilise’nin içten sevgisinin izini taşır. tanrı halkı’nın yaşantısına girmiş olan vaftiz de bir düğün gizidir: doğrusunu söylemek gerekirse vaftiz düğün şöleni olan efkaristiya’dan önce gelen düğün banyosudur (efesliler 5: 26-27). hıristiyan evliliği de mesih ile kilise arasındaki antlaşma sırrı, etkili bir işarettir. nuru bildirdiği ve ilettiği için vaftiz olan kişiler arasındaki evlilik yeni antlaşma’ nın gerçek bir sırrıdır.

kaynaklar:

-bugüne kadar dinlediğim evlilik konulu vaazların bir özeti.

-katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri
devamını gör...
111.
nedense toplumların önündeki en büyük engellerden biri olduğunu düşünüyorum uzun zamandır. özellikle türk toplumunun.

*** bu yazı safi kişisel düşüncelerimi içermektedir ve görece uzun olacağını zannediyorum. ona göre okumaya başlamanızı tavsiye ediyorum, sonra yarısına gelince "ulan amma yazmışsın işsiz çocuk" demeyin***

şimdi öncelikle yazının ne anlatacağını özetleyeyim. dilim elverdiğince basitten karmaşığa doğru tek eşliliği anlatacağım önce. hayvanlardan başlayıp insana geleceğiz. monogami ile poligaminin birbirine görece avantajları-dezavantajlarına değineceğiz. en son da insan sosyal bir varlık olduğu için, tek eşliliğin “kutsal paktı” olan evlilik sosyal olarak insan hayatını nasıl etkilemiş, tek eşli değil de çok eşli olsaydı insanlık nasıl gelişirdi (veya çok eşliliğin toplum üzerine etkileri ne olurdu) hakkında biraz yazıp, almanyadaki halamgillere selam göndererek bitireceğim. vakit kaybetmeden hadi başlayalım, zaten yazı uzun olacak dedim.

küçük bir tanımla başlayalım. monogami (tek eşlilik) denilince genellikle insanlar "sadece bir karşı cins bireye sadık kalma ve başkasıyla seks yapmama" gibi bir anlam düşünüyorlar. monogami, iki karşı cinsin birbiriyle bir bağ oluşturup birbirleri dışında başka hiçbir bireyle cinsel birliktelik yaşamamasını ve "ortak bir alanda hayatlarını geçirmelerini" ifade eder aslında. emory üniversitesi psikiyatri ve davranış bilimleri bölümünden larry j. young demiş ki "the term 'monogamy' does not imply lifelong exclusive mating with a single individual. in fact, many birds form pair bonds over a season, raise their offspring together, and then select another partner the following season. for biologists, monogamy implies selective (not exclusive) mating, a shared nesting area, and biparental care." // türkçe meali: monogami terimi, tek bir bireyle hayat boyu süren bir birliktelik anlamına gelmez. birçok kuş türü, mevsimsel olarak yakın ilişki (pair bond) oluştururlar ve yavrularını beraber yetiştirirler, sonraki mevsim başka bir eş seçerek onunla yakın ilişki kurarlar. biyologlar için monogami, seçici fakat özel olmayan çiftleşme, ortak (paylaşılan) yaşam alanı ve biparental ilgi (hem anne hem baba çocuk yetiştirmesinde görevli) içeren bir terimdir// iş sadece başkasıyla yatıp kalkmaktan ibaret değil yani, birlikte yaşamak da giriyor işin içine. bu arada emory üniversitesi dünya sıralamasında 82. sırada imiş.

peki. monogami tek bir eşe sadık kalıp sadece onunla üremek ve onunla hayat alanını paylaşmaktır dedik. bunu insan dışında yapan kimler var önce onlara bakalım. benim bulabildiğim kadarıyla çok fazla hayvan yok. gibbonlar, kuğular, fransız melekbalığı (french angelfish. goldfish-japon balığı gibi garip türkçe çevirisi varsa düzeltin beni lütfen), kurtlar, penguenler, ilginçtir ki termitler (beyaz karıncalar), kır sıçanı (prairie vole), kel kartallar, schistosoma mansoni (bir tür parazit solucan), hamamböcekleri, kunduzlar, shingleback skink adında garip bir kertenkelemsi, baykuşlar, ahtapotlar, kanada turnası (sandhill crane), kara akbaba, büyük karınlı denizatı (hippocampus abdominalis). kaynak olarak verdiğim siteler rezil rüsva, ama akademik yayın bulamadım ne yazık ki. affedin.

yukarıdaki liste eğer doğruysa, saçma sapan hayvanlarda görülüyor bu tek eşlilik. yani belirli bir örüntü yok, "kafadanbacaklılar komple tek eşlidir" gibi veya "kanatlı hayvanlar aslında tek eşlidir" gibi bir önermede bulunamıyoruz. birbirleriyle alakaları sadece omurgalı olmaları diyecektim ki arada omurgasızlar da var. demek ki kanat, bacak, omurga dinlemiyor bu tek eşlilik konusu. başka bir şey olmalı. genetik desek mesela? bu türlerin daha primitif ve daha komplike (kaba tabirle öncesi ve sonrası) türlerine bakmak lazım ama o da pek kurtarır gibi değil. mesela kurtlarda görülen tek eşlilik neden köpeklerde, çakallarda veya tilkilerde yok, ya da beyaz karıncalarda görülen tek eşlilik neden siyahlarda yok. genetik olması da bence sağlam bir temel değil. geriye "sosyal" olma ihtimali kalıyor. "adaptif bir davranış olarak evlilik". olabilir mi, ona da bakalım.

şimdi, monogami tek eşlilik ve ortak yaşam alanıdır dedik. poligyny, bir erkeğin birden fazla dişi ile birlikte olmasıyken (harem) poliandry tam tersi, bir dişinin birden fazla erkekle birlikte olması (reverse-harem).

polygyny için baktığımızda, bir erkek onlarca dişiyle birlikte olup yüzlerce yavru sahibi olabilir. bu dişileri ve yavruların hepsini koruması çoğu zaman ve çoğu tür için pek de mümkün değil. genellikle bu tür birlikteliklerde erkek birey üremeye katılıp sonrasıyla ilgilenmez, dişi bütün işi kendisi yapar. erkeğin açısından baktığımızda birçok eş, çok daha fazla yavru. dişinin açısından baktığımızda 1 eş ve bir veya birkaç yavru.

polyandry için baktığımızda bir dişinin biren fazla erkek eşi oluyor fakat dişinin hamilelik sayısı aynı, yavru sayısı da aynı. yani bir dişi at bir erkek atla da çiftleşse, 15 erkek atla da çiftleşse 1 kez hamile kalıp belirli sayıda yavru dünyaya getirecektir. buna göre polygyny ile polyandry arasında dişi açısından pek de bir fark yok.

dişi için bir şey değişmezken erkek çok büyük bir avantaj kaybediyor (birden fazla dişiyi dölleyip çok daha yüksek sayıda yavru üretmek varken), peki neden monogamiyi seçmiş bu türler. neden insan tek eşli olmuş.

'birinci hipotez': eş savunma hipotezi. bu düşünceye göre özellikle dişi sayısı az ve dişiler çok geniş bir alana dağıldıysa erkek birey dişiyi başka bireylerle çiftleşmesinden alıkoyar, daha doğrusu diğer erkeklerin kendi dişisiyle çiftleşmesini engeller. mesela clown shrimp dişileri çok nadir bulunur ve çok kısa süreliğine çiftleşmeye uygundur. erkek, bir dişiyle karşılaştığında onun yanından ayrılmaz, döllenme zamanı geldiğinde dişiyi döller ve başka erkeklerin döllemesini engeller. bunu yapmazsa ikinci erkeğin spermleri birincinin spermleriyle yarışabilir, hatta yarısı kazanıp zigotu oluşturabilir. bu tek eşliliğe fakültatif monogami deniliyormuş (kısmi tek eşlilik), dişi hilesi yazıp ortalığı dişi karidesle doldurduğunuzda monogami falan kalmıyor demek heheh.

'ikinci hipotez': eş yardımı hipotezi. bu tür monogami mecburi monogami olarak adlandırılıyormuş. doğuma ve sonrasına yardım eden eş, yavrunun hayatta kalma şansını çok fazla yükseltmiş oluyor. bu da yavrusu savunmasız ve tehlikeye açık doğan canlılarda görülmesini normal kılıyor (örneğin insan, kemirgenlerin çoğu vs.). hele ki denizatı gibi yavruyu erkeğin taşıdığı türlerde ise bu tip monogami çok daha adaptifmış.

parental ilgi diyerek bunu daha da açarsak, olaya kâr zarar dengesi giriyor biraz. enerjiyi, kaynakları ve zamanı çiftleştikten sonra başka bir çiftleşme yerine dişiyle kalıp yavrunun bakımına harcamak daha kârlı olacaksa monogami daha akıllıca bir hareket olacaktır, hem dişi, hem erkek hem de yavru için. fareleri ele alalım örneğin, fare yavrusu doğduğunda ufacık, tüysüz ve kör dünyaya gelir. şöyle bir görüntüleri olur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
erkek fare yavrusunu bırakıp bütün işi dişinin üzerine atsa bu fareler hayatta kalabilir mi sizce?

evet kalabilir! fareler tek eşli değildir çünkü. bir kafese 2 erkek fare, 8 dişi fare koyduğunuzda erkeklerden biri diğerini öldürür! üretim kafeslerinde hareme izin verilir (bir erkek birden fazla dişi) fakat aynı batında doğan erkek kardeşler bile ayrılır birbirlerinden (bir süre sonra). buradan "erkek fare "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım, gerisine karışmam" sonucu çıkartmayın. erkek fare de yardımcı olur dişisine, fakat dişi doğum gerçekleştikten sonra kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdadır. yavrularının üzerinde sürekli yatmasına gerek yoktur, tuvalet ihtiyacı için veya yemek-su için yavrularını kısa süreliğine bırakabilir (laboratuvar ortamında yem ve su ad libitum (sınırsız) olduğu için böyle tabi bu. dış dünyada yiyecek ve su bulabilmek için aramaya çıkması lazım. böyle bir durumda yavrularından çok uzun süre ayrı kalırsa yavrular ısıl dengelerini sağlayamadıkları için hipotermiden ölür).

monogami, böyle savunmasız bir yavru dünyaya getiren farede bile yoksa neden insanda var peki. çoğu primat (ki hepsi memelidir) monogamik değildir fakat yavrusunu büyütene kadar da başkasıyla çiftleşmez. bazen, erkek sırf dişiyle çiftleşebilmek için dişinin yavrusunu öldürür. bakacak yavrusu kalmayan dişi ise engel kalmadığı için çiftleşir. erkeğin bu "bebek öldürme" davranışına infantisit deniliyor. eğer erkek birey, dişisiyle ve yavrusuyla göç edecek ise ve infantisite karşı yavrusunu koruyabilecekse monogami avantajlıdır. insan erkeği de dişiyle birlikte hareket edip yavrusunu koruyabilecek potansiyeldedir çoğunlukla, bu yüzden monogami elverişlidir. bu yüzden insan evlenir, kendini tek bir eşe adar, yavrusuna bakacağına inanır fakat işler pratikte öyle gitmez.

"paternal care" ya da "bipaternal care" dediğim şeyi çoğu erkek yapmaz. çocuğun yapımına katkıda bulunur, gerektiğinde yavru bakımına da yardım eder ama oflaya poflaya yapar bunu. yapmak istemez. gece çocuk zırladiğında "hatun kalk sen bak" der. "anası sen değil misin, doğurmayaydın" der. "sıra sende" der. sıra kendisinde bile olsa "ben sabah erken kalkıyom, işe gidiyom, size bakabilmek için köpek gibi çalışıyom" der. der oğlu der. dişinin yavrusuyla ilgilendiği süre, erkeğin varlığında veya yokluğunda değişmez genellikle. burada kafanızın karışması gerekiyor. "erkek eve para getirmezse dişi nasıl çocukla ilgilenecek, nasıl aynı süre vakit geçirecek yavrusuyla" sorusunu soranlar hala benimle. sizin için açıklıyorum.

erkeğin varlığında yiyecek ve sığınak bulmayı (günümüz şartlarında market alışverişini ve ev kirasını) erkek üstlenir. erkek bütün dış işleri halleder, devamlılığı sağlar. dişi ise bebeğin bakımını üstlenir ve yuvanın (evin) temizlik düzen vs işlerini halleder. çamaşır yıkar, ütüler, yemek yapar, bebeğin boklu bezini değiştirir falan. böyle bir senaryoda dişinin yavrusuyla geçirdiği vakit diyelim ki 18 saat olsun. kalan zamana da işte vakit bulduğunca ev işlerini, yemeği, temizliği ve uykuyu sığdırmaya çalışır. erkeğin yavrusuyla geçirdiği vakit peki? 1, taş çatlasın 2 saat.

peki ortadan erkeği kaldıralım. dişi hem evin iç işlerini yapmalı, hem de kira ve market alışverişini yapmalı diyelim. günlük hayatı nasıl olacak ben söyleyeyim size. 18 saat bebeğiyle ilgilenecek, kalan zamana da işte vakit bulduğunca ev işlerini, yemeği, temizliği, uykuyu ve 'iş hayatı'nı sığdırmaya çalışacak. temizlikten zaman kırpar, uykusundan zaman kırpar, 2 günde bir yemek yapar, ama yavrusuna ayırdığı vakit değişmez (teorik olarak tabi. pratikte bu kadar olmayacağını ben de biliyorum).

peki bu bizi katı bir şekilde monogamik yapar mı, yoksa fareler gibi "zorda kaldığımızda yavru bakımına ve eşe yardım eden, ama aslında bunu yapmayı hiç de istemeyen" canlılar mıyız? bence öyleyiz. fırsat bulduğumuzda hemen başka denizlere yelken açmak, başka çiçeklerden bal toplamak istiyoruz. hayır demeyin şimdi, çoğu genç erkek bu şekilde düşünür çünkü hayatının en güçlü ve verimli dönemindedir. spermleri kalitelidir, fiziksel olarak güçlüdür ve kendine güveni zirvededir. yeterince uzun bir kaldıraçla dünyayı yerinden oynatabilecek durumdadır. bu da pelinsuya aşık erkek bireyin gamzelerin bacaklarını dikizlemesine, gizemlerin memelerini kesmesine, mervelere gidip gelmesine sebep olacaktır.

kömers ve brotherton'a göre, memelilerdeki monogaminin en yaygın ortak özelliği dişilerin yalnız veya küçük başıboş gruplar halinde dolaşmasıyla ortaya çıkan "erkek hegemonyası"dır. erkek, yalnız bir dişi gördüğü zaman onu sahiplenir, başkasına vermez. başka bir dişi gördüğü zaman onu da sahiplenir, onu da başkasına vermez. eskiden yağ ve şeker az bulunduğu için nasıl ki vücut bunlara karşı "aa ne güzel tadı var, aa negzel yumuşaçıık" falan gibisinden mekanizma geliştirdiyse erkek de dişiye karşı böyle mekanizma geliştirmiş olmalı. "aa negzel dişi, hemen alayım. aa bu daha güzel, bunu da alayım ama eskisini atmayayım"

peki hayvanlardan, tek eşlilikten, çocuk büyütmekten bahsettik zibilyon saattir. bu "ortak yaşamın" ve "tek eşli" olmanın toplum üzerine etkisi ne. öncelikle bu konuda google'a sorgu girince "esra erolun evlilik programı yararlı mı değil mi" diye yazı çıkıyor. benim derdim programlarla değil evliliğin kendisiyle.

her zaman olduğu gibi yabancı kaynaklara bakacağız yine. bu sitede bazı grafikler var, amerikan toplumunda yapılan ailelerin ne düşündüğünü gösteren.
marripedia.org/effects_of_m...
mesela evli çiftler (boşansın veya boşanmasın) 70% civarında çocuk sahibi olmanın önemli olduğuna inanırken hiç evlenmemiş bireylerin 35% kadarı çocuk sahibi olmanın önemli olduğunu düşünüyor. hırsızlık ve tekrarlayan market soygununda birlikteliğini koruyan (evli ve evliliğini sürdüren) ailelerin çocuklarıyla; evli olmayıp birlikte yaşayan iki biyolojik ebeveynin çocuklarının suça karışma oranı hemen hemen birbirine yakın, fakat ebeveynlerden biri üvey olduğu zaman (evli olsun veya olmasın) suç oranı artıyor. bu da aslında evliliğin çok da süpersonik bir kurum olmadığını göstermeye yeter bir işaret (evlenip çocuk yapsak da, evlenmeden birlikte yaşayıp çocuk yapsak da sonuç aynı. ama anne veya babadan biri üvey olduğunda çocuğun kriminal potansiyeli artıyor).

kaldı ki, birlikte yaşayan bireyler (evli olmayan) birbirlerine karşı çok daha fazla serbest alan bırakan ve saygı duyan bir benimseyiş içerisindeyken evlilik için imza atıldıktan sonra bu kişisel alana saygı ve kişisel özgürlüğün dokunulmazlığı yerini dominansiye ve yer yer ağır müdahalelere bırakıyor. bu "imzaya olan güven" her iki tarafı da çok ağır yıpratıyor. süslü yazılışını bir kenara koyduğumuzda ortaya çıkan anlam şu: evlenmeden birlikte yaşayan adam kaybetme korkusuyla eşinin üzerine titrerken evlendikten sonra "bastım nikahı artık benimdir, hiçbir yere gidemez" moduna bürünüyor. adam dediğime bakmayın, cinsiyet ayrımı yapmadan yazıyorum. hiçbir vasfı olmadığı halde sırf evli olduğu için ihtiyaçlarının erkek tarafından görülmesini kendinde bir “hak” olarak gören kadın da aynı, bir gram işin ucundan tutmayıp sırf evli olduğu için eşinden 'bedava seks' bekleyen erkek de aynı. örneklere takılmayın, vermek istediğim mesajı anlamaya çalışın lütfen.

her iki tarafın da beklentileri çok büyük, fakat beklentiler karşılanmayınca hüsran daha da büyük oluyor. erkek "sahiplenmek" ister, ama bu sahiplenmek öyle kol kanat germek gibi değil pek. köleleştirmeye çok yakın bir sahiplenme. yemeğini hazırlasın, kıyafetlerini yıkasın, evi temiz ve düzenli tutsun, erkek istediği zaman da seks yapsın. ye iç seviş döngüsü (abartıyorum, ana fikri almaya çalışın).

dişi ise lüks ve renkli bir hayat ister. hayvanlarda da gerçi bu böyle. dişi, erkeğin en renklisini, en güzel tüylüsünü, en güzel öteni, en güçlüsünü vs seçer. aslanlar ya da tukanlar parayı icat etmedi henüz tabi heheh. insan dişisi de böyle. en güzel şarkı söyleyeni veya en güzel saçı olanı değil en kaslı olanı, en zengin olanı seçiyor. çünkü biliyor ki para=güç. seçtiği eş ne kadar paraya sahipse, ne kadar güçlüyse o kadar rahat edecek. daha büyük ev, daha güzel araba, marka elbiseler, mücevherler, hatta belki hizmetçiler vs (yine abartıyorum, ana fikri alın lütfen).

peki bu çizdiğim tablodaki evlilikte dişinin görevi ne? erkeğin istediği yemek, temiz kıyafet, evin temizliği düzeni vs hep hizmetçiler tarafından yapılıyorsa, evlendiği kadın ne yapacak bu adamın gözünde. geriye sadece seks kaldı. erkek işe gidip daha çok para kazanır, kadına daha çok para verir. kadın o parayla mücevher alır, gezer tozar, yeni hizmetçiler alır, çocuğu varsa bakıcı alır, kocasıyla vakit geçirmez, geçiremez. ikili sadece seks için bir araya gelir. aradaki çekim biter, "evlilik aşkı öldürür". ondan sonra "kudret benimle hiç ilgilenmiyosun, günde 5dk sadece, o da belki" gibisinden tartışmalar yerini "eskiden her gün 5 dakikaydı şimdi haftada bir kez, o da ne zaman işten vakit bulursan kudret!" kavgalarına bırakır. kadın duygusal olarak kendini doyurmak, seçtiği eş tarafından ilgilenilmek ister; ama erkek bireyimiz daha çok çalışıp daha fazla para kazandığı zaman, dişiyi daha lüks ve daha konforlu yaşattığı zaman görevlerini yaptığını düşünür. sonra da ayrılırlar, olan yavrucağımıza olur.

ayrıca "evli olma hali"nin verdiği güvence, o imzaya sırtını yaslama çok beter bir durumdur. taraflar nedense profesörlüğe erişmiş akademisyen gibi, bir anda bütün çabalarından vazgeçer, g*tü göbeği salar, üretkenlikleri düşer, insanlığa katkıları azalır. hele ki çocukları olursa daha da beter, dünyanın bütün amacı bunların çocuklarına hizmet etmekmiş gibi, balkona çıkıp arsızca "ali'nin karnı acıktıııı" diye bağırabilirler heheh. ilgili video:


velhasıl, yoruldum ulan yazmaktan. yıllar geçmiş ben bu entrynin yazımına başlayalı. evliliğin toplumsal etkilerine değinemedim ama onu sonra editler daha da genişletirim. özetle evlilik zararlı bişey. evlenmeyin işte.
kaynaklar
1. www.ncbi.nlm.nih.gov/books/...
2. www.reed.edu/biology/profes...
3. www.jstor.org/stable/50898?...
4. www.curiosityaroused.com/na...
5. mentalfloss.com/article/550...
6.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
112.
bana gereksiz gelen eylem. belki çok gencim o yüzden böyle düşünüyorum ama şu anki düşüncem bu yönde.
devamını gör...
113.
iki insanın birlikte yaşaması için, birbirleriyle yaptıkları her şeyin ortak olduğunu, kanunen ortaya çıkacak maddi, manevi ve insani sonuçların ikisinin ortak sonucu olduğunun devlet nezdinde bir akit ile denetim altına alınmasıdır.

buradaki amaç genelde sevgi diye adlandırılsa da aslında değildir. zaten evliliğin birbirini seven iki insan arasında olacağına o kadar şartlamışız ki kendimizi sırf evlenmek için seviyor/sevdiğimizi sanıyor ya da söylüyoruz. biliyoruz ki sevmiyor olsak evlenmemeliyiz bu şekilde evlenmek doğru değil diye bir algı olduğundan evlenmek istediğimiz herkesi bir sebepten seviyor görünüyoruz. görücü usülü ile evlendiğimizde de daha önce hiç görmediğimiz tanımadığımız insana aşık olduğumuzu iddia ediyoruz hatta.

her sevgililik evlilik yolunda karşındaki insanı tanımak amacı gütmeyebilir ama günümüzde insanlar sevgili olduklarında ve yaşları da müsaitse hemen evlilik konuşmaya başlıyor. seviyor olmak evlenmek için yeterli ve geçerli bir sebepmiş gibi anlatılıyor ve insanlar evlilik düşüncesinde olmadıklarında ilişkiyi ''ciddi'' olarak tanımlamıyor bile. buradaki ''ciddi ilişki'' kavramı da zaten evlilik düşünüp düşünmediğinin bir göstergesi halini aldı ne yazık ki.

ilişkilerde amaç sevdiğin insanla olmak yerine evlenmekmiş gibi anlatıldığından günümüzde her türden insani iletişim evliliğe varacak korkusu ya da isteği oluşturuyor. evlenmeyecek olsanız da sevebilirsiniz, sevseniz de evlenmeyebilirsiniz. her şeyi evliliğe dayandırmayın ki ilişki yaşamayı öğrenin.
devamını gör...
114.
iki farklı insanın bir insan olabilme mücadelesi. bireyselliğin bu denli ön plana çıktığı günümüz dünyasında çok farklı ele alınması ve içeriğinin tekrar planlanması şart.

bakınız x erkeği ve y kadını birbirini çok seviyor, mantıklı buluyor, çekici görüyor vs evleniyor ee sonra evleniyorlar iki farklı aile, iki farklı hayaller vs ee sonra başlıyor nerede oturacağız, neden senin arkadaşların ile vakit geçiriyoruz neden senin annen niye bizimkilere gitmiyoruz vs vs vs arkadaşlar bu müessese küçük bir ülkede , küçük vşr çevrede insanları mutlu edebilir ama insan bireyselleştikçe fedakarlıklar onu mutsuz eder ve kadının ve erkeğin artık eşit güçte olduğu günümüz şartlarında evlilik gerçekten nedir nasıl olmalıdır sosyolojik boyutu nereye varmalıdır araştırılmalı.


evlilik son tahlilde eski doğrular ile bugünün dünyasında pişmanlıktır.
devamını gör...
115.
çok da gerekli bir şey değil.
bi de sonunun nası biteceğini bildiğini ilişki için bu kurumu alet etmek ve onu suçlamak çok gereksizdir.
eğer emin değilseniz hiç girmeyin bu şeyin içine, yıllar sonra ya da haftalar sonra o mahkeme salonunda sabırsız bir bekleyişin içinde bulursunuz kendinizi.

"bir başkasıyla nişanlıyım, senin elinin sıcak avucu benim soğuk yüzük parmağımı ısıtmaz ki..
beni yasak düşlerine alet etmeyi bırak."
devamını gör...
116.
eskiden kutsiyetine inanılan, toplumun ve hatta mutluluğun yapıtaşlarından olan evlilik, şimdilerde formaliteden öteye gidemiyor...maalesef..son zamanlarda evlenmiş olmak için evlenilmişliğin acı sonuçlarına şahit olmak üzücü..
devamını gör...
117.
bilinen hayatın ve bilinen evrenin sınırlarının sonu; bakış açısına göre değişmekle beraber bir nevi yeniden doğma, ya da ölüm.
devamını gör...
118.
sevdiğin ve seni seven birinin beraber bir ömür olmak için yapılan eylem. daha ne olsun. mutluluğunuz daim olsun.
espri tarafı ise bekarların girmek, evlilerin çıkmak istemesi.
yazan: bekar
devamını gör...
119.
sosyolojik bir kurumdur. yıkılması gerekir.
devamını gör...
120.
aklı olanın yapmayacağı şey
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"evlilik" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim