41.
ismine ne zaman denk gelsem içimi bi hüzün kaplar.
devamını gör...
42.
"gökyüzü güneş olsa, sensiz karanlıktayım " demiş şair.
devamını gör...
43.
uzun zamandır okumadığım, bir dönemimi çok etkilemiş şair. sözlükte görünce aklıma geldi düştük yine.
#1532949
#1532949
devamını gör...
44.
45.
galata kulesi şiiri ve altındaki hikayeyle birlikte kasvetli bir hayranlığım var kendisine.
devamını gör...
46.
sevi şiiri
ben senin en çok sesini sevdim
buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
bana her zaman dost, her zaman sevgili
ben senin en çok ellerini sevdim
bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
nice güzellikler gördüm yeryüzünde
en güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
ben senin en çok gözlerini sevdim
kah çocukça mavi, kah inadına yeşil
aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
ben senin en çok gülüşünü sevdim
sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
unutturur bana birden acıları, güçlükleri
dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
ben senin en çok davranışlarını sevdim
güçsüze merhametini, zalime direnişini
haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
tüm çocuklara kanat geren anneliğini
nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
sensin, her şeyin üstünde tutan sevgini
ben senin en çok bana yansımanı sevdim
bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
47.
yazmadıklarım yazdıklarımdan fazla diyordu.
hayatımın şiirini yazmış bir insanla tanışmak, beni toy yaşlarımda çok etkilemişti... bundan seneler mukaddem, kelimesi kelimesine ezberimdeydi şiir. şimdi ara ara unuttuğum yerleri mevcut.
çok fazla okumuş, çok fazla kendime okumuştum. en sevdiğim yerleri kalınlaştıracağım.
gelme diyorsun
bu gel demektir
birazdan güneş doğacak
dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden
seni düşüneceğim
gümüş mahmuzların parlaklığında
yağmur nal izlerini örtmeden
sana geleceğim
bekle beni
hindistan ‘da banaras şehrinde seni aradım
ganj ‘ın sularında lanetlenmiş insanlar yıkanıyordu
ganj ‘ın suları pisti bulanıktı
içtim
bir kadın tanıdım haydarabat ‘da
cüzamlıydı güzeldi üstelik
sana benziyordu
etli dudakları vardı
brahman mabetlerinde seviştik üç gün üç gece
taşların üstünde yattık
bir hayvan tarafımız vardı alımlı
bir tanrı tarafımız vardı iğrenç
bir insan tarafımız olacaktı
aradık üç gün üç gece
bulamadık
bir tanrı tarafımız vardı korkunç
sevemedik
sonra nijerya ‘da mozambik ‘te altınsahillerinde
kulaklarımda ulu ormanların uğultusu
vahşetin musikisini dinledim yeşil yeşil
zifir gibi bir yalnızlıktı içimde yokluğun
iri bir memeydin kalçaydın avuçlarımda
belki bir tutam tuzdun kirli
seni düşündükçe susuyordum
nehirler göller kandırmıyordu beni
o kadınlara gidiyordum
o bakır tenli kadınlara
o kadınlarla da yattım
adam boyu yaprakların üzerinde
boyanıp boyanıp yeryüzüne çıkıyorduk derinlerden
yorgundum
kuşkuluydum
iliklerime kadar bendim
bir yeşildim
bir beyazdım
karanlıktım
insan eti yiyenler anladı beni
kanarya adalarında
bir kamış kulübede iki ayna buldum
birinde ellerim vardı kemik kemik
parmaklarım beni çağırıyordu sana
birinde gözlerim vardı
ağlıyordum
çiğnenmiş otlara döndüm
ağlamaklı denizlere
köpek balıklarının azı dişleri avutmaz beni
bir gemiydim
battım
santa – isabelle adasının önünde
şimdi 3200 metre derindeyim
sana ahtapot gözleri topluyorum
sana mürekkep balıklarının gözyaşlarını getireceğim
bırak beni
yosunlarla bir çeşmeden su içiyorum
o derinliklerde bir mağarada buldum kendimi
önce garipsedim çıplaklığımı
utandım
sonraları alıştım güzelliğime
bir elim sendin
bir elim ben
ayaklarımı göremezdin
öyle uzaktaydı
sağ kolumu mekke ‘de kestiler şafak vakti
utanmaz yalnızlığımla kaldım çaresiz
bitmez
haçlı seferleri boyunca anlatsam maceramı
yakına gel
dört yanımız iri ıstakozlarla dolu
yalnız değiliz
tuk ki bu tuzlu balıklarda benim yüreklerim çarpıyor
tut ki gözümün yarısı elmada yarısı kapanık
tut ki ben beyaz peynirim ben zeytinim
al
ekmeğine katık et beni
dufy ‘nin bir sokağı vardı bilir misin
ilkin seni o mor sokakta gördüm
temmuzun ondördüydü
bütün itliği üzerindeydi güneşin
bir yeşil elbisen vardı
bir siyah ayakkabın vardı
bir gözlerin vardı
bir dudakların vardı
ama ben yoktum o sokakta
tahiti adalarında
gaugin ‘le seni düşünüyordum
absent kadehlerinde ellerini içiyordum yudum yudum
dufy ‘nin sokağı aklıma nereden geldi
bir çift zar aldım
attım gökyüzüne
adis-ababa şehrine düştü
adis-ababa şehrinde kadınlar
hepyek bakıyordu yüzüme
yüzümde cinayetler işleniyordu her gece
kadmiyum kırmızısından kanlar akıyordu nehir nehir
sen baksan görürdün
her gözüme bir düşeş oturmuştu
sen görsen anlardın
titanyum beyazı yalnızlığımı
budapeşte köprüsünün üzerinde
bir çingene falıma baktı
dedi üç günde öleceksin
ben üçbin yıldır seni arıyorum
kapılara sığmıyor umutsuzluğum
lağım kokuları gibi çirkef gibi kederliyim
içimden dünyayı ipe çekmek geliyor
cümle yıldızlar şahidim olsun
yapmazsam adam değilim
şanghay ‘da orospular benimle yatmadı
çirkinsin dediler
pissin dediler
yıkandım arındım
afyon yüklü mavnalar geçiyordu çin denizinden
birisi geçmişime küfretti
tuttum öldürdüm
geçmişim seninle güzeldi temizdi aktı
kirlettim
affet beni
hamamatsu ‘da bir geyşa kızı yüzüme tükürdü
pyong-yang ‘da kurşuna dizdiler beni
tiz bir boru sesi üç defa ti çekti
trampetler başımda zonkluyordu
kederliydim
çaresizdim
canım tchaikovski ‘yi dinlemek istiyordu
ah o keman konçertoları öldürdü beni
dinsizdim istanbul ‘da minareler üstüme yıkıldı
yoksuldum kudüs ‘te kiliseler kabul etmedi beni
gelme diyorsun
bu gel demektir
birazdan akşam olacak
rachmaninof ‘la bir meyhanede içmeliyim bu gece
sonra sana gelmeliyim
rachmaninof nereye giderse gitsin
şimdi bir derin mavide akşam oluyor
gök mavi deniz mavi
mor dağlar yeşil ağaçlar mavi
bozuk düzen mavi gecelerden sesleniyorum sana
ne opera aryaları
ne beşinci senfonisi beethoven ‘in
bir yalnızlık marşıdır çalınıyor uzakta
gün ışığı arkamızda kaldı bak
tanyerinde unuttuk gözlerimizi
gel artık
hayata yeniden baçlayalım
gel artık
bu mavilerde kimseler görmez bizi
solfej anahtarlarını kaldıralım
do ‘ların mi ‘lerin önünden
bırakalım bu dünyayı alabildiğine dönsün
ölmekse daha kolay ne var
yaşamaksa sensiz mümkün değil
iskender adam edemedi bu dünyayı
biz mi edeceğiz
eflatun çözemedi yaşamanın sırrını
biz mi çözeceğiz
bütün yataklar bir kişilik
git diyorsun
nereye gideyim
birazdan gece olacak
ağır kılıçlar parçalayacak yüreğimi
pis bir koku gibi çökecek üstüme yalnızlığım
seni düşüneceğim stepler ortasında yorgun kimsesiz
dolu dizgin atlılar geçmeyecek yüreğimden
bir gözümde gümüş mahmuzların pırıltısı hazin
bir gözümde bozulmuş nal izleri
durup durup ağlayacağım
sen bu ayrılıklar için mi yaratıldın söyle
bu zehir zemberek kederler için mi
bak bütün orkestralar sustu
bütün ışıkları söndü dünyanın
korkma
haydi uzat ellerini
geçmiş yılları yeniden yaşayalım bir bir
bak dinle
bir seslenen var uzaklardan
bak dinle
kader kapıyı çalıyor
gelme diyorsun
gelme diyorsun
bu gel demektir.
hayatımın şiirini yazmış bir insanla tanışmak, beni toy yaşlarımda çok etkilemişti... bundan seneler mukaddem, kelimesi kelimesine ezberimdeydi şiir. şimdi ara ara unuttuğum yerleri mevcut.
çok fazla okumuş, çok fazla kendime okumuştum. en sevdiğim yerleri kalınlaştıracağım.
gelme diyorsun
bu gel demektir
birazdan güneş doğacak
dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden
seni düşüneceğim
gümüş mahmuzların parlaklığında
yağmur nal izlerini örtmeden
sana geleceğim
bekle beni
hindistan ‘da banaras şehrinde seni aradım
ganj ‘ın sularında lanetlenmiş insanlar yıkanıyordu
ganj ‘ın suları pisti bulanıktı
içtim
bir kadın tanıdım haydarabat ‘da
cüzamlıydı güzeldi üstelik
sana benziyordu
etli dudakları vardı
brahman mabetlerinde seviştik üç gün üç gece
taşların üstünde yattık
bir hayvan tarafımız vardı alımlı
bir tanrı tarafımız vardı iğrenç
bir insan tarafımız olacaktı
aradık üç gün üç gece
bulamadık
bir tanrı tarafımız vardı korkunç
sevemedik
sonra nijerya ‘da mozambik ‘te altınsahillerinde
kulaklarımda ulu ormanların uğultusu
vahşetin musikisini dinledim yeşil yeşil
zifir gibi bir yalnızlıktı içimde yokluğun
iri bir memeydin kalçaydın avuçlarımda
belki bir tutam tuzdun kirli
seni düşündükçe susuyordum
nehirler göller kandırmıyordu beni
o kadınlara gidiyordum
o bakır tenli kadınlara
o kadınlarla da yattım
adam boyu yaprakların üzerinde
boyanıp boyanıp yeryüzüne çıkıyorduk derinlerden
yorgundum
kuşkuluydum
iliklerime kadar bendim
bir yeşildim
bir beyazdım
karanlıktım
insan eti yiyenler anladı beni
kanarya adalarında
bir kamış kulübede iki ayna buldum
birinde ellerim vardı kemik kemik
parmaklarım beni çağırıyordu sana
birinde gözlerim vardı
ağlıyordum
çiğnenmiş otlara döndüm
ağlamaklı denizlere
köpek balıklarının azı dişleri avutmaz beni
bir gemiydim
battım
santa – isabelle adasının önünde
şimdi 3200 metre derindeyim
sana ahtapot gözleri topluyorum
sana mürekkep balıklarının gözyaşlarını getireceğim
bırak beni
yosunlarla bir çeşmeden su içiyorum
o derinliklerde bir mağarada buldum kendimi
önce garipsedim çıplaklığımı
utandım
sonraları alıştım güzelliğime
bir elim sendin
bir elim ben
ayaklarımı göremezdin
öyle uzaktaydı
sağ kolumu mekke ‘de kestiler şafak vakti
utanmaz yalnızlığımla kaldım çaresiz
bitmez
haçlı seferleri boyunca anlatsam maceramı
yakına gel
dört yanımız iri ıstakozlarla dolu
yalnız değiliz
tuk ki bu tuzlu balıklarda benim yüreklerim çarpıyor
tut ki gözümün yarısı elmada yarısı kapanık
tut ki ben beyaz peynirim ben zeytinim
al
ekmeğine katık et beni
dufy ‘nin bir sokağı vardı bilir misin
ilkin seni o mor sokakta gördüm
temmuzun ondördüydü
bütün itliği üzerindeydi güneşin
bir yeşil elbisen vardı
bir siyah ayakkabın vardı
bir gözlerin vardı
bir dudakların vardı
ama ben yoktum o sokakta
tahiti adalarında
gaugin ‘le seni düşünüyordum
absent kadehlerinde ellerini içiyordum yudum yudum
dufy ‘nin sokağı aklıma nereden geldi
bir çift zar aldım
attım gökyüzüne
adis-ababa şehrine düştü
adis-ababa şehrinde kadınlar
hepyek bakıyordu yüzüme
yüzümde cinayetler işleniyordu her gece
kadmiyum kırmızısından kanlar akıyordu nehir nehir
sen baksan görürdün
her gözüme bir düşeş oturmuştu
sen görsen anlardın
titanyum beyazı yalnızlığımı
budapeşte köprüsünün üzerinde
bir çingene falıma baktı
dedi üç günde öleceksin
ben üçbin yıldır seni arıyorum
kapılara sığmıyor umutsuzluğum
lağım kokuları gibi çirkef gibi kederliyim
içimden dünyayı ipe çekmek geliyor
cümle yıldızlar şahidim olsun
yapmazsam adam değilim
şanghay ‘da orospular benimle yatmadı
çirkinsin dediler
pissin dediler
yıkandım arındım
afyon yüklü mavnalar geçiyordu çin denizinden
birisi geçmişime küfretti
tuttum öldürdüm
geçmişim seninle güzeldi temizdi aktı
kirlettim
affet beni
hamamatsu ‘da bir geyşa kızı yüzüme tükürdü
pyong-yang ‘da kurşuna dizdiler beni
tiz bir boru sesi üç defa ti çekti
trampetler başımda zonkluyordu
kederliydim
çaresizdim
canım tchaikovski ‘yi dinlemek istiyordu
ah o keman konçertoları öldürdü beni
dinsizdim istanbul ‘da minareler üstüme yıkıldı
yoksuldum kudüs ‘te kiliseler kabul etmedi beni
gelme diyorsun
bu gel demektir
birazdan akşam olacak
rachmaninof ‘la bir meyhanede içmeliyim bu gece
sonra sana gelmeliyim
rachmaninof nereye giderse gitsin
şimdi bir derin mavide akşam oluyor
gök mavi deniz mavi
mor dağlar yeşil ağaçlar mavi
bozuk düzen mavi gecelerden sesleniyorum sana
ne opera aryaları
ne beşinci senfonisi beethoven ‘in
bir yalnızlık marşıdır çalınıyor uzakta
gün ışığı arkamızda kaldı bak
tanyerinde unuttuk gözlerimizi
gel artık
hayata yeniden baçlayalım
gel artık
bu mavilerde kimseler görmez bizi
solfej anahtarlarını kaldıralım
do ‘ların mi ‘lerin önünden
bırakalım bu dünyayı alabildiğine dönsün
ölmekse daha kolay ne var
yaşamaksa sensiz mümkün değil
iskender adam edemedi bu dünyayı
biz mi edeceğiz
eflatun çözemedi yaşamanın sırrını
biz mi çözeceğiz
bütün yataklar bir kişilik
git diyorsun
nereye gideyim
birazdan gece olacak
ağır kılıçlar parçalayacak yüreğimi
pis bir koku gibi çökecek üstüme yalnızlığım
seni düşüneceğim stepler ortasında yorgun kimsesiz
dolu dizgin atlılar geçmeyecek yüreğimden
bir gözümde gümüş mahmuzların pırıltısı hazin
bir gözümde bozulmuş nal izleri
durup durup ağlayacağım
sen bu ayrılıklar için mi yaratıldın söyle
bu zehir zemberek kederler için mi
bak bütün orkestralar sustu
bütün ışıkları söndü dünyanın
korkma
haydi uzat ellerini
geçmiş yılları yeniden yaşayalım bir bir
bak dinle
bir seslenen var uzaklardan
bak dinle
kader kapıyı çalıyor
gelme diyorsun
gelme diyorsun
bu gel demektir.
devamını gör...
48.
serenad
senden başka kimse bilmesin istiyorum
gözlerimin nasıl aşka çağırdığını
bakışlarımın nasıl gel diye haykırdığını
gözlerimden, belli oluyor seni sevdiğim
ellerimin aradığı ellerindir geceler boyu
mümkün değil, bu sevgiyi bıçaklayamam ki
ne yapsam, dolmuşum artık, saklıyamam ki
ellerimden belli oluyor seni sevdiğim
nasıl bekliyorum özlemle, görüyor musun?
el ayak çekilsin, sonsuz bir gece gel
tarama saçlarını, öylece gel
dudaklarımdan belli oluyor seni sevdiğim
başka yangınlara benzemez bu yangın, sönmez
bir şey var her yerimi tutuşturan yakan
bu sensizlikte sebil çeşmeler misali akan
gözyaşlarımdan belli oluyor seni sevdiğim
sevgilerin en ölmezini sana sakladım, gel
şimdi denizler en mavi, ormanlar en yeşil
seninle olayım da dünya umurumda değil
dinle; kalbimin vuruşundan belli oluyor seni sevdiğim
devamını gör...
49.
ben eylül sen haziran
bir eylüldü başlayan içimde
ağaçlar dökmüştü yapraklarını
çimenler sararmıştı
rengi solmuştu tüm çiçeklerin
gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
katar gidiyordu kuşlar uzaklara
deli deli esiyordu rüzgar
dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
neydi o bir zamanlar
sevmişliğim, sevilmişliğim
o heyheyler, o delişmenlikler neydi
ne bu kadere boyun eğmişliğim
ne bu acıdan korlaşan yürek
ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
beni kötü yakaladın haziran
gamlı, yıkık eylül sonuma
bir ilk yaz tazeliği getirdin
masmavi göğünle
cana can katan güneşinle
pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
çiçekler açtı dokunduğun
çimler büyüdü yürüdüğün
ve güller katmer oldu güldüğün yerde
başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
oldurduğun yemişlerin ağırlığından
dallarım yere değiyor
güneşi batmadan saçlarının
bir dolunay doğuyor bakışlarından
gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
ölebilirim artık
ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
baksana; parmak uçlarım ateş
lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
benimle meydan oku her çaresizliğe
benimle uyu, benimle uyan
birlikte varalım on üçüncü aylara...
bir eylüldü başlayan içimde
ağaçlar dökmüştü yapraklarını
çimenler sararmıştı
rengi solmuştu tüm çiçeklerin
gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
katar gidiyordu kuşlar uzaklara
deli deli esiyordu rüzgar
dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
neydi o bir zamanlar
sevmişliğim, sevilmişliğim
o heyheyler, o delişmenlikler neydi
ne bu kadere boyun eğmişliğim
ne bu acıdan korlaşan yürek
ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
beni kötü yakaladın haziran
gamlı, yıkık eylül sonuma
bir ilk yaz tazeliği getirdin
masmavi göğünle
cana can katan güneşinle
pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
çiçekler açtı dokunduğun
çimler büyüdü yürüdüğün
ve güller katmer oldu güldüğün yerde
başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
oldurduğun yemişlerin ağırlığından
dallarım yere değiyor
güneşi batmadan saçlarının
bir dolunay doğuyor bakışlarından
gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
ölebilirim artık
ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
baksana; parmak uçlarım ateş
lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
benimle meydan oku her çaresizliğe
benimle uyu, benimle uyan
birlikte varalım on üçüncü aylara...
devamını gör...
50.
pırıl pırıl bir yaz günüydü
aydınlıktı, güzeldi dünya
bir adam düştü o gün galata kulesi’nden
kendini bir anda bıraktı boşluğa
ömrünün baharında
bütün umutlarıyla birlikte
paramparça oldu
bir adam benim oğlumdu...
devamını gör...
51.
kendi edemediği intiharı, oğlu vedat etmiştir.
galata'dan düştü.
pırıl pırıl bir yaz günü
bir adam, benim oğlumdu...
galata'dan düştü.
pırıl pırıl bir yaz günü
bir adam, benim oğlumdu...
devamını gör...
52.
hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
hani sen iyiydin
halden anlardın
hani sen git demeyecektin bana
ve ben her şeye rağmen gelecektim
içimde bir umut
ellerimde olgun meyvalar
dünya nimetleri
gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı
ama ne sen gel dedin
ne de ben gelebildim her şeye rağmen
aşkımız ayrılıklarla başladı
deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri
deniz fenerinin ışığında yıkanırdık
köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman
ne yana baksak denizdi, maviydi, ışıktı
sonra bir çaresizlikti zifir
akıntıya kapılmış gemiler gibiydik
bir org çalınır gibi yanıbaşımızda
öyle kendinden geçmiş öyle başıboş
öyle derin duygular içindeydik anlatılmaz
sarhoş rüzgarlara bıraktık kendimizi
aldığını geri vermez dalgalara
görmediğimiz ülkeler gördük gün doğusunda
tatmadığımız yemişlerden tattık günahkar olduk
alevden bir tasta eridi günler
bir cehennem ateşiydi aşk içimizde
hiç sönmeyecekmiş gibi yanıyorduk
tutsaklığımız nasıl başladı bilinmez
paslı demir kapılar kapandı üstümüze
taş duvarlarda kayboldu boğuk seslerimiz
çaresizliğimizi bize aynalar söyledi inanmadık
kuşatıldık ansızın kederle ayrılıkla
aman vermez karanlıklar sardı dört yanımızı
yalnızlık bir ağrı gibi çöktü başımıza
uyuduk bir daha uyanamadık
şu soldan ikinci benim
senin yüzünden öldüm
şimdi seni getiriyorlar karanlığıma
ağlıyorum
biraz sev beni
gül biraz
yaklaş biraz
seni affediyorum
kuşkonmaz dallarına astım kendimi
sedir ağaçlarına gül yapraklarına
başımı taşlara vurdum
gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı
tanrısal duygular içindeydim
bütün tanrısızlığımdan uzakta
bir kemiklerinin sertliğini aldım
bir teninin aklığını
sonra sıcaklığını dudaklarının
gel bak
sana bir tanrı getirdim
gel bak
bir tanrı yarattım senden
devamını gör...
53.
ümit yaşar oğuzcan
1926-1984 yılları arasında yaşamış türk şairdir, bankacıdır da.
33 şiir kitabı yazmıştır. defalarca intiharı denemiş, başarısız olmuş, oğlu vedat ise babasının intihar edemeyişine dayanamamış ve tek seferde intiharında başarılı olmuştur.

6 haziran 1973 pırıl pırıl bir yaz günüydü aydınlıktı, güzeldi dünya
bir adam düştü o gün
galata kulesi’nden kendini bir anda bıraktı boşluğa
ömrünün baharında
bütün umutlarıyla birlikte
paramparça oldu
bir adam benim oğlumdu...
1926-1984 yılları arasında yaşamış türk şairdir, bankacıdır da.
33 şiir kitabı yazmıştır. defalarca intiharı denemiş, başarısız olmuş, oğlu vedat ise babasının intihar edemeyişine dayanamamış ve tek seferde intiharında başarılı olmuştur.

6 haziran 1973 pırıl pırıl bir yaz günüydü aydınlıktı, güzeldi dünya
bir adam düştü o gün
galata kulesi’nden kendini bir anda bıraktı boşluğa
ömrünün baharında
bütün umutlarıyla birlikte
paramparça oldu
bir adam benim oğlumdu...
devamını gör...
54.
sevmek eyleminde erkek neslinin örnek alması gereken şair. naif ve aşk dolu bir sevgili, bazen hüzünlü, bazen şen, çokça çocuk, biraz olgun…
devamını gör...
55.
sevmek eyleminde erkeklerin örnek almaması gereken şair.
sevebilen, sevgiyi hayatın içinde yaşayan biri elli kere intihar girişiminde bulunup da sevdiği insanı, insanları üzmez, psikolojilerini alt üst etmezdi herhalde.
sevgiyle yaşayan bir adam olduğundan emin değilim. karman çorman bir adam kendileri.
sevginin kurtarıcı olduğunu düşünüyor ama hayatında bunun izlerini görmek çok da mümkün görünmüyor. depresif, aşka aşık, aşkı şiirlerinde anlatan, şiirlerinde hakkını veren bir şair.
sevebilen, sevgiyi hayatın içinde yaşayan biri elli kere intihar girişiminde bulunup da sevdiği insanı, insanları üzmez, psikolojilerini alt üst etmezdi herhalde.
sevgiyle yaşayan bir adam olduğundan emin değilim. karman çorman bir adam kendileri.
sevginin kurtarıcı olduğunu düşünüyor ama hayatında bunun izlerini görmek çok da mümkün görünmüyor. depresif, aşka aşık, aşkı şiirlerinde anlatan, şiirlerinde hakkını veren bir şair.
devamını gör...
56.
verdiğin her kederin yüreğimde yeri var, hangi kitabı açtıysam seni okudum yıllardır, hangi aynaya baktıysam seni gördüm, gel desen gelemem ,git desen gidemem ,öl desen kanım akmaz, anladım artık seni sevmek yüce bir şey, anladım seni sevmek tanrıya yaklaşmak gibi.
devamını gör...
57.
bestelenmiş şiirleri harikadır.
avni anıl bestelerinin ayrılmaz parçasıdır...
tüm bunlara rağmen büyük bir şair değildir.
şiirlerinden muhteşem şarkılar bestelenmiş olmasına rağmen bu böyledir...
avni anıl bestelerinin ayrılmaz parçasıdır...
tüm bunlara rağmen büyük bir şair değildir.
şiirlerinden muhteşem şarkılar bestelenmiş olmasına rağmen bu böyledir...
devamını gör...
58.
derleme şiir kitabını başucumda tuttuğum beni derinden etkileyen şair.
devamını gör...
59.
gösteri intiharı delisi,
berbat kötümser şiirler yazan bir şair.
oğlu vedat'ın, galata kulesi'nden atlayıp intihar ettiğinde;
"intihar öyle edilmez, böyle edilir baba" yazan bir not bıraktığı rivayet edilir ki, eğer doğruysa; bir babanın kendi oğlunun ölümünü/intiharını yaşamanın acısına tuz-biber ekmiştir.
berbat kötümser şiirler yazan bir şair.
oğlu vedat'ın, galata kulesi'nden atlayıp intihar ettiğinde;
"intihar öyle edilmez, böyle edilir baba" yazan bir not bıraktığı rivayet edilir ki, eğer doğruysa; bir babanın kendi oğlunun ölümünü/intiharını yaşamanın acısına tuz-biber ekmiştir.
devamını gör...
60.
3 gün önce doğum günü olan türk şair.

ben acılar denizinde boğulmuşum
işitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
duyarım yosunların benim için ağladıklarını
ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
baksana;herkes içime dökmüş artıklarını
bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
yılların içimde bıraktıklarını...

ben acılar denizinde boğulmuşum
işitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
duyarım yosunların benim için ağladıklarını
ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
baksana;herkes içime dökmüş artıklarını
bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
yılların içimde bıraktıklarını...
devamını gör...