zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
önce beklemekten.
ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
ikisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
kanunlara saygı göstermesini,
insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
ya o? ya o?
insanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
saadet bekliyor yaşamaktan.

zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
aradıklarının çoğunu bulamamış,
beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
göçüp gidiyor bu dünyadan.

işte yaşamak maceramız bu.
yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
ve yaşayıp beklerken ölmek!
devamını gör...
"hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...
bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
en eşsiz dakikalar sürsün senin yanında...

hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,
gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!
güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!

yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
o sakin o yalansız, o kuytu gözlerini."
devamını gör...
yokluğun her dakika ölüm demek, gitme kal
hasretim daha yüz yıl dinmeyecek, gitme kal
yetişir senden uzak yıllardır kahrolduğum
ayrılma hiç yanımdan, mahşere dek, gitme kal..
devamını gör...
bütün ışıkları kaldırıp attım bir kenara
anlıyor musun?
gökyüzü güneş olsa,
sensiz karanlıktayım.

ne dedimse inanma şiirinden.
devamını gör...
milyon kere ayten

ben bir ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi
ayten'li içkiler içip
sarhoş oluyorum ne güzel
hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin biraz ayten sürüyorum güzelleşiyor şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum ayten üstüne
saatim her zaman ayten'e beş var ya da aytenli beş geçiyor
ne ya...na baksam gördüğüm o
gözümü yumsam aklımdan ayten geçiyor bana sorarsanız mevsimlerden aytendeyiz günlerden aytenertesidir
odur gün gün beni yaşatan
onun kokusu sarmıştır sokakları
onun gözleridir şafakta gördüğüm
akşam kızıllığında onun dudakları
başka kadını övmeyin yanımda gücenirim aytenii övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
bir kadehte sizinle içeriz ayten'li iki laf ederiz onu siz de seversiniz benim gibi
ama yağma yok
ayten'i size bırakmam
alın tek kat elbisem i size vereyim cebimde bir on liram var
onu da alın gerekirse
ben ayten'i düşünürüm, üşümem
üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar parasızlık da bir şey mi
ölüm bile kötü değil
aytensizlik kadar
ona uğramayan gemiler batsın ondan geçmeyen trenler devrilsin onu sevmeyen yürek taş kesilsin kapansın onu görmeyen gözler onu övmeyen diller kurusun
iki kere iki dört elde var ayten bundan böyle dünyada
aşkın adı ayten olsun.
devamını gör...
milyon kere ayten

ben bir ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi
ayten'li içkiler içip
sarhoş oluyorum ne güzel
hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin biraz ayten sürüyorum güzelleşiyor şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum ayten üstüne
saatim her zaman ayten'e beş var ya da aytenli beş geçiyor
ne ya...na baksam gördüğüm o
gözümü yumsam aklımdan ayten geçiyor bana sorarsanız mevsimlerden aytendeyiz günlerden aytenertesidir
odur gün gün beni yaşatan
onun kokusu sarmıştır sokakları
onun gözleridir şafakta gördüğüm
akşam kızıllığında onun dudakları
başka kadını övmeyin yanımda gücenirim aytenii övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
bir kadehte sizinle içeriz ayten'li iki laf ederiz onu siz de seversiniz benim gibi
ama yağma yok
ayten'i size bırakmam
alın tek kat elbisem i size vereyim cebimde bir on liram var
onu da alın gerekirse
ben ayten'i düşünürüm, üşümem
üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar parasızlık da bir şey mi
ölüm bile kötü değil
aytensizlik kadar
ona uğramayan gemiler batsın ondan geçmeyen trenler devrilsin onu sevmeyen yürek taş kesilsin kapansın onu görmeyen gözler onu övmeyen diller kurusun
iki kere iki dört elde var ayten bundan böyle dünyada
aşkın adı ayten olsun
devamını gör...

tanrının bıraktığı yerden biz başlayalım
üç milyar insanın yarısını sen öldür yarısını ben
üç kişi kalsak yetişir yeryüzünde
yaklaş bana
seninle kardeş değiliz

hüzünle karışık sevinçlerinden kurtul artık
arzuların o belli belirsiz sıcaklığını sev
biliyorsun önce tanrı insanı yarattı
sonra insan sevgiyi
ne yapsak boş
ne kadar çabalasak faydasız
geriye dönemeyiz
olanlar oldu iş işten geçti
çamurumuza sevgi karışmış bi kere

kim bu şarkıları söyleyen
karcığar faslından düm tek üzere
aklım bir yere erişti durdu
susun
şimdi üçgenlerle oynuyorum
kaldırın bu daireleri
bir model kız geldi soyundu karşımda
saçlarından üç fırça yaptım
üç tüp boyam vardı
veronez yeşili zümrüt yeşili krom yeşili
hepsini kattım birbirine
senin yeşilini buldum
senin yeşilinde orkestralar debussy'den çalıyordu senin yeşilinde unuttum siyahlığımı

bu deli eden uğultu nerden geliyor
kim kırdı bu aynaları
toplayın yüzümüzü görelim
çirkin değiliz artık
bir kapı açıldı önümüzde ölümsüzlüğe
güzeliz
sabahlar bizimle dolu
ışık diyordun al işte
kör kuyular kadar ışıdı yeryüzü
renk diyordun al işte bak
çarşılar dolusu kırmızı
süt beyazından geceler
sarı güneşler ortasında turuncu bir gün
yitirilmiş saadetlerin bahçesinde mor çiçekler

kardeş değiliz diyorum inanmıyorsun
yalan bunca faziletler yalan
bizi bu ciğeri beş para etmez insanlar mahvediyor
aldırma diyorum sana
dünya ikimiz için yaratıldı
üç milyar insan iş olsun diye geldi yeryüzüne

verdiğin her kederin yüreğimde yeri var
hangi kitabı açtıysam seni okudum yıllardır
hangi aynaya baktıysam seni gördüm
gel desen gelemem
git desen gidemem
öl desen kanım akmaz
anladım artık seni sevmek yüce bir şey
anladım seni sevmek tanrı'ya yaklaşmak gibi

insanlar içinde bir sana inandım
bir seni sevdim kendimden başka
uykularımın bölündüğü saatlerde
sendin düşündüğüm soluk soluk
sivri bıçaklar gibiydin karanlığımda
gözümü yumsam seni görüyordum
oynak türkülere benziyen yürüyüşünle
sen çıkıyordun karşıma
karanlığımda
iki yıldızdı ellerin görülmedik
karanlığımda
bir orman yangınıydı dudakların

istesen hayat verirdim bu karanlıklara
istesen gökyüzünü bir mendil gibi yırtardım
denizlerden göllerden nehirlerden
sana görmediğin renkler yaratırdım
zamanın ötesinde
yeni bir dünya kurardım sana
insansız
tanrısız kedersiz
severdin dağ rüzgarlarının serinliğince
yaşardın
bu sefil dünyamızdan uzak

bir yanıp bir sönen ışıklar gibiyim
yumruk kadar yüreğimde sen varsın
kutsal kederler içinde seninleyim artık
sarı badanalı evlerde başbaşayız
bütün duvarlara gölgen vurmuş
kokun sinmiş bütün perdelere
kapılarda parmakların beyaz beyaz
sokaklarda ayaklarının izi
ben bu sokaklarda ölsem
kaldırımlar çekmez ağırlığımı
söylesem aşkımı asırlar boyunca
bu iki yüzlü insanlar anlamaz beni

desem ki yeryüzüne beş peygamber geldi
beşincisi sensin

desem ki iki kişi kaldık dünyada
ikincisi sensin
desem ki birisi var yeri göğü var eden
o da sen olurdun
sana tapmak için
kilden bir heykel yapardım güzelliğince
bilsem ki sen tanrı'dan iyisin
bilsem ki tanrı senden güzel değil

senin o kocaman kocaman gözlerin yok mu
nasıl duruyor boşluğunda arzuların anlamıyorum nasıl nasıl bakıyor bana
böyle merhametten uzak
git diyorsun
nereye gideyim
ümitlerim ne olacak
bunca şiirleri kim söyleyecek sana
kim anlatacak dünyaya sığmayan güzelliğini

gitmek mümkün olsa da gitsem uzaklara
sevmesem seni bir daha
paramparça etsem yüreğimi cam gibi
sonra yaksam
savursam küllerini karlı dağlardan açık denizlerden
yine seni severdim toz toz
yine sana tapardım küllerin ağırlığınca

bu oksijen gazı olmasa da olurdu
ama beethoven gelmeseydi dünyaya
seni bu kadar sevemezdim
ikimizin ortasında o duruyor
sağımızda birinci keman
solumuzda ikinci keman
karşımızda üçüncü keman
sonra orglar flütler kontrbaslar
sustur şu orkestrayı beethoven
şimdi dokuzuncu senfoninin sırası mı

bunca yalnızlıklar bunca yoksulluklar benim işim değil
bu çirkinliği ben yaratmadım
ne de bu kahpe güzellikleri
bende sevmediğin ne varsa senden türedi
şu karanlık bakışlar
şu ellerin pisliği
şu dudaklarımdan çıkan iğrenç sözler
besbelli senin eserin
ne buldumsa sende buldum kötülükten yana
ne öğrendimse senden öğrendim
seni sevdikten sonra başladım yaşamağa

seni tanrı yarattıysa beni kim yarattı
bu azabı kim verdi bana
çıngıraklı yılanların zehrini içtim
balinaların kusmuklarını
kükürt kokulu imkansızlıklar içindeyim
oysa güzeldim tarihin ilk çağlarında
görsen şaşardın
öyle aydınlıktım
öyle iyiydim
kobalt mavileriyle doluydu yüreğim
kurşun beyazlarıyla
severdin beni
midye kabuklarının yeşilliğince

sonunda dediğim çıktı işte
samanyolundan bir yıldız düştü dünyaya
sinekler gibi eziliverdi insanlar
her şey bir anda olup bitti
yapayalnız kaldık
ne radyo-aktivite ne mantar şeklinde bulutlar
ne yaşamak sevinci ne ölüm korkusu
sonunda üç kişi kaldık dünyada
sen
ben
bir de jiro'nun lesko'su

yine bana bakarken yüzün kızarıyor
toplum kurallarından kurtulamadın daha
bütün çayırlar bomboş
görmüyor musun
al başını dağlara çık
avaz avaz şarkı söyle sokaklarda
bir kibrit çak
bütün evler yansın
yüzbin yılın öcünü al bu şerefsiz dünyadan
sonra kaldır kendini denize at
biraz serinle
sevebildiğim kadar insanım ben
on gram arsenik yeter canıma
beni düşünme

uzan mistral rüzgarlarının üzerine
nünbüs bulutlar geliyor kaç
uykumuz bölündü çırılçıplağız
kum fırtınaları başladı
çin seddinin ötesinde
gölgemizi bir asya şehrinde
taklamalan çöllerinde kaldı rüyalarımız
haydi git
yok olduk iki olduğumuz yerde
haydi git
bir kalırsak yine varolacağız
devamını gör...
gülleri sarı severim, toprağı ıslak
türküleri yanık, şiirleri hoyrat
havayı nemli, çayı demli
bir seni olduğun gibi...
bir seni herşeye rağmen,
bir seni hala...
devamını gör...
çıkmaz sokak
bir daha dünyaya gelsem
yine seni severdim
beni üzesin diye
beni deli divane edesin diye
biliyorum
sen de bir daha dünyaya gelsen
yine beni sevmezdin
kahrımdan öleyim diye

ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
bakışlarında beni
dinlendiren bir şey var;
kıyısındaymış gibi
en sakin denizlerin...
devamını gör...
yeni denk geldim bu şiirine, daha önce okuduğumu anımsamıyorum. "nabzın benim bileklerimde vurmakta" demiş bir mısrada, bu sözün güzelliğini ve ağırlığını kabullenmeye çalışıyorum.


şimdi en açık renginde gözlerin
şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak
anlatılmaz bir şey var aramızda hazin
şiir gibi bir şey seninle yaşamak

bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin
yıldızların en parlak olduğu zamansın
denizlerim senin kıyılarında sakin
bırak ellerini avuçlarımda kalsın

çirkin olan,fena olan ne varsa unut
gözlerimin söylediği şarkıyı dinle
ellerimizde sevgi içimizde umut
bütün iyilikleri paylaşalım seninle

aşkın büyülü sesini duyuyor musun
şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde
gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun
çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde

varlığın dudaklarımda bir bal tadı
yokluğun en korkuncu ölümlerin
senden başka dindiren olmadı
acısını içimde kanayan yerin

benimle kal zaman bitinceye kadar
benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca
bir ömürdür seninle geçen dakikalar
ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca

şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz
nabzın benim bileklerimde vurmakta
artık bütün kaygıların ötesindeyiz
benimle en güzelsin aynalardan uzakta
devamını gör...
her şey güzeldi bir zaman, çok önce
şehirler, insanlar, güneş deniz
mutluluğumu görebilirdiniz.
çökmeseydi içime bu son gece

her şey bir anda bitmeseydi, yazık
olmasaydı gençliğime aptalca
belki de o yerlere varırdık
o uzak dağlara ulu: koskoca

orada her şey değişirdi belki
açardı umutlarımız bakarsın
ateş rengi, kan rengi güller gibi
toprağında kim bilir hangi aşkın

oysa şimdi nerdeyiz, neyiz bak
her umut belirtisinden uzağız
o sevilmiş gözlerde saf ve berrak
bir ayna bile yok bakacağımız

her şey kurşuni bir renk almış, soğuk
bozkırlardır uzayan önümüzde
kime baksan o yüz: veremli, soluk
tek mavi kalmamış gökyüzümüzde

her yerde bitmişliği güzelliğin
kum kamyonları putreller betonlar
sonra ta beşikten mezara deyin
sıfırlar, yüzler, binler ve milyonlar

hadi öl bakalım ölebilirsen
zincirlerle bağlıyken yaşamaya
omuzla yükünü, hadi yalnız sen
isterse gücün olmasın taşımaya

yenik düşmüşüz işte gerçek ortada
çökmüş boynumuza zulmün elleri
bir tutsak, bir dolap beygiri ya da
bir mahkum gibiyiz kaç yıldan beri

yargıç hükmünü çoktan vermiş oku
boynundaki yaşamak fermanını
yaşamak sonra ölmek; iki korku
geri getirmezken bir anını

terkedilmiş şehirleri bilirsin
bilirsin gömülmüş uygarlıkları
ve düşün ki; patlaması bilincin
yırtmaya yetmiyor karanlıkları

öyleyse çek sapla göğe bıçağını
de ki; benim işim tanrılıktan güç
benim hem yüksek, hem en aşağı
işte ellerimde sonsuzluk ve hiç

de ki; ömür verdin; en büyük yalan
de ki; beden verdin; içi boş ve kof
işte! yüce eserin, işte insan
ve yırt göğsünü, bağır: of tanrım of.
devamını gör...
6 haziran 1973
pırıl pırıl bir yaz günüydü
aydınlıktı, güzeldi dünya
bir adam düştü o gün galata kulesi’nden
kendini bir anda bıraktı boşluğa
ömrünün baharında
bütün umutlarıyla birlikte
paramparça oldu
bir adam benim oğlumdu...
devamını gör...
şiir nedir ki alın şiirin denizini bırakayım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tamam bu korkunç espriden sonra herhangi bir sayfayı açıp sağ taraftaki ilk şiiri bırakıyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
çirkin kadınlar

rüyamda çirkin kadınlar gördüm dün gece
yüzlerini elleriyle kapatmışlardı
bakışlarında çirkin olmanın utancı
kalplerinde tanrıların merhameti vardı.

ölümü hatırlattı bana çirkin kadınlar
ölüm daha güzel değildi yaşamaktan
bakıp bakıp ağladılar sessizce
bütün aynalara uzaktan

bir asır kadar uzun dakikalar geçti
yalvardılar tanrıya çirkin kadınlar
güzel olmayı dilediler gök gibi, deniz gibi

bir an için tanrı olmadığıma yandım
rüyamda çirkin kadınlar gördüm dün gece
ve bir ölüm uykusundan uyandım.
devamını gör...

verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
seni özlediğim içindir.
beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
seni özlediğim içindir.
yaşıyorsam; içimde umut varsa,
yine seni özlediğim içindir.

seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
devamını gör...
bırakma beni sevdiğim
gidişine dayanamam
hasret gözyaşlarımla
kendimi avutamam
dönerim dersin ama
kadere inanmam
bıraktığın anılarınla
ben sensiz yaşayamam
devamını gör...
beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın.
devamını gör...
ben eylül sen haziran

bir eylüldü başlayan içimde
ağaçlar dökmüştü yapraklarını
çimenler sararmıştı
rengi solmuştu tüm çiçeklerin
gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
katar gidiyordu kuşlar uzaklara
deli deli esiyordu rüzgar
dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

neydi o bir zamanlar
sevmişliğim, sevilmişliğim
o heyheyler, o delişmenlikler neydi
ne bu kadere boyun eğmişliğim
ne bu acıdan korlaşan yürek
ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

beni kötü yakaladın haziran
gamlı, yıkık eylül sonuma
bir ilk yaz tazeliği getirdin
masmavi göğünle
cana can katan güneşinle
pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
çiçekler açtı dokunduğun
çimler büyüdü yürüdüğün
ve güller katmer oldu güldüğün yerde

başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
oldurduğun yemişlerin ağırlığından
dallarım yere değiyor
güneşi batmadan saçlarının
bir dolunay doğuyor bakışlarından
gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
ölebilirim artık

ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
baksana; parmak uçlarım ateş
lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
benimle meydan oku her çaresizliğe
benimle uyu, benimle uyan
birlikte varalım on üçüncü aylara


--alıntı!--
devamını gör...
"kollarımın bütün gücüyle vuracağım
er geç sesimi duyuracağım sana
başımı soğuk demirlere dayayıp
adını söyleyeceğim mahşer gününe kadar
dağlara taşlara güzelliğini haykıracağım
ve bütün yaratıklara
rüzgarın söylediği bir masal gibi
seni anlatacağım

inan
hiçbir şey değişmedi yeryüzünde
belki biz değiştik
sevgilerimizi söyleyemez olduk
göremez olduk nice güzellikleri
yalanı öğrendik
utanmayı öğrendik
inandık sonraları
bütün yaratıklardan üstün olduğumuza

sana yaklaşmak için
dallarından gün ışığı geçmeyen ormanlara düştük
aramızdaki demir kapı belki hiç açılmayacak
senin ışığını görmeden kapanacak gözlerimiz

karanlık aman vermiyor
hangi kapıyı aralasak gece
ne yapsak çaresiz
kokunu getiren rüzgar da olmasa
bir manası kalmayacaktı yaşamanın

şimdi hiç değilse
hayaliyle avunmadayız
zaman içinde bir başka zamanın
insan çırpındıkça bir bataklığa saplanıyor
yaşadıkça ölüme
çaresiz olmak bir şey değil
çaresizliğini kabullenmek zor geliyor insana

aynaya bakıyorum
bir beyazlık, bir boşluk
hani benim yüzüm
dudaklarım, ellerim hani
halbuki gözlerim de görüyor
kör değilim

fakat sen varsın içimde
yakan, kör eden bir karanlığın var senin
nefes, nefes yaşadığımız
avuç, avuç içtiğimiz bir karanlığın var

şimdi bütün ihtirasların sustuğu saatteyiz
elini sürdüğün her şey yok olabilir
her şey eriyebilir şu anda
bu varlığın yokluğa yaklaştığı andır

al beni de erit ateşinde gözbebeklerinin
erit beni
ruhumu aşkının potasında yak
kahrolsun bu karanlıklar
bu mesafeler
bu zaman
ben seni istiyorum
ya seninle yaşamak
ya da sende yok olmak"

karanlıkta erimek.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"ümit yaşar oğuzcan'dan bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim