bazı şarkılar çok özel olduğu kadar bazı isimler ile çok özdeşleşmiştir. bir sezen aksu şarkısını sezen aksu'dan güzel söyemek çok zordur mesela.

tarkan firuze'yi sezen aksu'dan güzel söyleyince çok etkilenmiştim.

keza ibrahim tatlıses şarkıları için benzer şey geçerlidir. çok spesifiktir. kimseye yakışmaz

kalben haydi söyle'yi öyle bir söylemişti ki şok olmuştum.

ama bu nil ipek denilen hanım efendi öyle bir şey yaptı ki;

yılların şarkısı ''gözleri aşka gülen'' kimler kimler söyledi . zeki müren, funda arar, nesrin sipahi, nev, göksel, emel sayın saymakla bitmez hepsi birbirinden özel, büyük isim.

youtube'a gözleri aşka gülen yazdığımızda ilk başta nil ipek çıkıyor. pek bir şey demeye de gerek yok aslında. saygı duyulur. şapka çıkarılır.

ben ilk dinlediğimde küçük süreli bir baygınlık geçirir gibi oldum. ne oluyor lan dedim. ne dinliyorum ben? ondan sonra severek dinlemeye devam ettim. çok keyifli bir sesi var. ben çok seviyorum kendisini.
devamını gör...

aklımda " kafaya takanı kafasıyla birlikte uçururuz" cümlesinin oluşmasını sağlayan başlıktır. nedensizce sevdim bunu, aklıma (bkz: kırk haramiler marşı)nı getirdi*.
devamını gör...

çoğu zaman, beyaz şahinle sağdan 80 le giderken, yanımdan 120 ile geçen son model arabalara bakıyormuşum gibi bir hissiyat yaşatan trafik. nick altı için ayrı bir sekme fikri gayet isabetli olur.
devamını gör...

tek küçük ama pahalı lüksümün lego olması ile ilk taşı atacağım yayın olacaktır.

evet şu anda sanırım 90.000 ile 120.000 arasında bir parça sayısına sahibim. (30.000'lik kısım bir arkadaşımdan artık yeter ula diye devrettiği kısım. tam sayısını bilmiyorum rivayet öyle.)
devamını gör...

yerine yenilerinin konulmamasıdır.

"ibrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim"

(bkz: asaf halet çelebi)
devamını gör...

bu kadar güçlü olmaya gerek kalmadan da bir şeyler yapılabilir bence, yeterince acı çekmiyor muyuz zaten?
devamını gör...

yüksek lisans/doktora/iş başvurularında sıklıkla istenen mektup türü.

yüksek lisans/doktora için bu mektupları okuyup rapor veren bir üniversite çalışanı olarak tavsiye vermek istedim, umarım yardımı dokunur. iğrenç, berbat, komik mektuplar yazıyor çoğu insan hem de kafasında dert ediniyor bunu. benim görevim içinde küfür/argo ifade olanları elemek üzerineydi(boş bir işti yani ama küfür yazan orijinal arkadaşlar vardı gerçekten). nitekim bu boş işi değerlendirip iyileri kendim için ayırdım. binlerce mektuptan 20 iyi belki ayırabildim 4 başvuru döneminde. şu sözlüğe yazabilen insan çok önde sıradan bir insana göre öncelikle bu konuda içiniz rahat olsun. kıyaslandığınız mektuplar çok komikler çünkü.

şimdi bu mektup sizin için fırsat, kendinizi anlatmanız için, kısa sürede güzel bir özet geçebilmeniz için bulunmaz nimet, kıymetini bilerek yazın.

yapmanız gerekenleri kısa öz anlatacağım(altta kısımda daha ayrıntılı anlatacağım yazılması gerekenleri) çünkü sıklıkla bu hatalara denk geliyorum:
+kısa cümleler kurulması mecburi.
+gerçekten dersini aldığınız ya da türkiyede saygın prof'ların sözleri veya düşüncelerine yer vermek.(steve jobs yazıyor bazı insanlar, komik duruyor.)
+hayat mottosu belirlemek, örneğin "carpe diem". bunun hocanızın bir lafı olması daha makbul. "bilmem kim hocamdan öğrendiğim ve hayatımın sonuna kadar uygulayacağım gerçek ise; 'carpe diem'" (şüpheniz olmasın okuyan çok etkilenecektir, üstteki maddeyle beraber yapılırsa daha güzel olur.)
+2 hocadan fazlasının adını geçirmeyin.
+giriş gelişme ve sonuç vs kendinize en makul geleni yapın. 4 paragraf daha iyi gözüküyor ama. birbirini tekrar eden mektuplar sağlam sırıtıyor. sizce kendinizi anlatmanız, neden oraya başvurduğunuzdan daha önemliyse onu 2. paragrafa alın vs. neticede özgün bir tarz belirleyin.
+neden oraya başvurduğunuzu yazın. oranın hakkında bilgi sahibi olduğunuzu gösterin, bilginiz yoksa bilgi edinin. (üniversitenizin bilmem ne konusunda çok iyi olduğunu biliyorum ve sürekli olarak takip ediyorum şeklide)
+2 üniversiteye aynı mektubu göndermeyin, bundan haberdar olunuyor bazı bölümlerde, özellikle aynı üniversite 2 tercih yaparken. mülakatta alay konusu olursunuz ruhunuz bile duymaz neden alay konusu olduğunuzu.
+1 paragrafta çalışmalarınızdan bahsedin, kendinizden bahsedin, eğitim hayatınızın nasıl geçtiğini anlatın, kişisel özelliklerinizden bahsedin ve şu cümleyi kurun "beni diğerlerinden ayıran özelliğimin dirseğimi yalayabilmek olduğunu düşünüyorum". çünkü bilmek istiyoruz ne konuda iyisin, ukalalık değil bu. kiminin disiplin hayatında ön plandadır, kiminin sosyal beceresi. buna göre seçilecek zaten ilgili kişi.
+sonuç kısmına; eğer kabul alırsam, üniversitenizin kültürünü benimseyeceğime şeklinde temiz cümleler yazın ve kendinizi gelecekte nerede gördüğünüzden bahsedin.
+1 paragraf bunu neden yapmak istediğinizi anlatsın.
+kimseyi ya da hiçbir şeyi kötülemeyin.
+başlığa saçma şeyler yazmayın. başlık niyet mektubu zaten. 'bilmem ne enstitüsüne' gibi başlıklar atanlar çok var, dilekçe değil güzel kardeşim bu. torpil kağıdı gibi düşün bunu.
+imzaya garip şeyler yazmayın, adres falan gibi. isim, tarih, imza olsun sadece.
+gereksiz kelime kullanmayın. "mihenk taşıdır" gibi kalıplarla yazarsanız, kimse o mektuba vakit ayırmaz. 'elzem' gibi kelimeler mesela, akademiye yakışmıyor.
+imla hatalarını bir bilen arkadaşınıza düzelttirin, imla hatası çok kötü gözüküyor(abartı bir imla istenmiyor tabi ama noktalı virgül, 2 nokta kullanmayı bilmeyen adamın mektubunu niye okuyalım diye düşünülüyor.)
---------------------------------------

şimdi asıl üst seviye dediğimiz mektuplarda gördüğümse; adamların/kadınların gerçekten özgün tarzlarının olması ve edebiyatı parçalamadan 1-2 kelime ile edebiyat yapmalarıydı. bu kişilerin yazdıklarını okurken; zaten kabul edilmeseler bile hayatlarında başarılı olacaklar diye içimden geçiriyordum.

kimseden çekinmeden, içinizdekileri doya doya yazın işte, kararlı olun, ne yaptığınızdan emin olun, neden yaptığınızdan şüpheniz olmasın. samimi bir dil kullanın, laubali de olmayın; işinize odaklanın sadece. yazmak için yazmayın. eğer bu şekilde düşünmekte zorlanıyorsanız, zaten mektubunuz kabul edilmeyecek gibi düşünün ve şansınızı öylesine deniyormuş gibi davranın bana kalırsa çünkü bu mektup iyi yazılırsa şansınız artıyor ancak kötü yazılırsa şansınızı azaltmıyor. siz sadece kötü yazarsanız bir fırsatı kaçırmış oluyorsunuz. bu her üniversitede böyle.

ayrıca güzel niyet mektubu yazan insanların ortak noktası da mezun oldukları üniversiteye başvurmamalarıydı. genelde idealist insanlar yerinde duramaz daha iyisini hedefler aynısıyla yetinmez imajı veriyorlar mektuplarında da, krizi gole çevirmek bu resmen. yani başka üniversiteye başvuranlar bu mektupla 10 adım öne geçebilirler.
---------------------------------------

cevap verilmesini istediğimiz sorular ise:

1.giriş:
-neden bu üniversiteye başvurdun? (kısa özet)
-çalışmak istediğin hoca var mı? (tek cümle)
-neden yüksek lisans/doktora yapmak istiyorsun? (tek cümle, kısa özet)
-şu anki güncel durumun nedir?(örneğin 2 senedir bilmem ne şirketinde çalışıyorum veya geçtiğimiz dönemde bilmem ne yüksek lisansından mezun oldum) (tek cümle)
-farklı üniversiteyse veya farklı bölümse neden bu şekilde bir başvuru yaptın.(tek cümle="at gözlüklerimi çıkarmak için farklı bir üniversiteye başvurdum" veya "üniversiteniz kafakopter konusunda mükemmel olduğu için üniversitenize başvurdum.")
not:4-6 cümle arası ideal; yukardakilerin sıralamasını paragraflarınızın sıralamasına göre yapın.
2.paragraf:
-yüksek lisans/doktora yapma sebeplerinizi daha uzun ifadelerle yazın. 2. paragrafın girişi kesinlikle bu olsun.
-senin için bilim nedir?
-senin hayata bakış açın nelerdir?
-okurken etkilendiğin hocam kimdir ve neyinden etkilendin, hangi sözü senin hep aklında kaldı ve bunu uyguladın ve uygulayacaksın?
-bu programa başvurmamda altta yatan düşüncen nedir? (etkili bir cümle örneği: "fizik bilimi benim için çok özeldir çünkü fizik öğrendikçe, aslında olan bilgisizliğimin çok olduğunu fark etmemdir.") ===> entropi bilgisi var, öğrenme isteği var, alçakgönüllük var, okuduğu alana hakimiyet var, var oğlu var bu cümlede.
-öğrenmeyi neden seversin? öğrenmek nedir?
-paragrafın sonunda ilgili alanda yüksek lisans/doktora yapmanın sizi çok mutlu edeceğini yazın.(aynen bu şekilde yazsanız bile kafidir.)
3.paragraf:
-lisans/yüksek lisans eğitiminde nasıl bir öğrenciydin? (hiç devamsızlık yapmayan bir öğrenciydim gibi)
-ne tür çalışmalarda bulundun, neyin üzerine tez/bitirme ödevi yaptın? ne tür etkinliklere katıldın?(sadece kendi alanınızda olanları yazın 3 etkinlikten fazlası -çok iyi etkinlikler değilse- okuyanı sinirlendirir.) örnek="yüksek lisans eğitimimde en hızlı kafakopter yapma yarışması üzerine girişimlerde bulundum." örnek="yüksek lisans tezimi at nallarının işlevselliği üzerine yazdım."
-kendi alanın dışında nelerde iyisin, neler öğrenmek için fedakarlık yaptın?(derslerde benden istenenlerin yanı sıra şunları öğrenmek için şu girişimlerde bulundum. bu girişimlerde bulunma sebeplerim rahatın batması sebebiyledir.)
-sizin için en iyi öğrenme nedir?(tek başıma çalışmak ya da usta çırak ilişkisiyle öğrenmek gibi.)
-sizi diğerlerinden ayıran özelliğiniz nedir?
-öğrendiklerim kalıcı oldu çünkü sebep sonuç ilişkisi kurdum gibi cümleler de kullanabilirsiniz. (ezbere dayalı eğitimi kötülemeyin sakın)
not:sizin olmayan bir şeyi yazmayın, disiplinli değilseniz disiplinli olduğunuzu kesinlikle yazmayın. samimiyet her zaman kazandırır ondan haberiniz olsun.(bilgisizliğin samimiyeti olmaz bunu da belirteyim. bilgisizliğin sebepleri var olabilir ama bu alanınız dışında yerlere başvuruyorsanız tolere edilir.)
4.sonuç:
-üniversitenizin saygınlığının bilince misin?
-kendini gelecekte nerede görüyorsun?
-kabul alırsanız yine bu durumun sizi mutlu edip etmeyeceğini yazın.(tekrara düşmek bazen vurguyu güçlendirir, tekrarda sakınca yok bu yüzden.)


son not: eski üniversitenizi, aldığınız dersleri, öğrendiklerini kötülemeyin. hiçbir şey hakkında "saçma" gibi ifadeler kullanmayın.
devamını gör...

5 senedir içinde bulunduğum durum.özellikle tek yaşıyorsanız en klişe tabirle gelenin gidenin eksik olmadığı ,sanılanın aksine epey de eksisi olan yaşam biçimi. turizm beldesi olduğu için özellikle daha pahalı bir hayat yaşamak zorunda kalıyorsunuz, kiralar büyük şehirler seviyesinde olur ,yeme içme sektörü turiste göre fiyatlandırma götür. tek cazip tarafı bir sene boyunca bir haftalık tatil hayali için çalışmamak sanırım.
devamını gör...

ekonomimiz şahlanıyor.
devamını gör...

hastasıyım, net..
ilk çıktığında, herkes yattıktan sonra gizlice televizyonu açıp, karanlıkta onu izlerdim.. çocuktum daha dikkatimi çekmiş..
sonra hep izledim, çok seviyorum onu,
öyle fanlık hayranlık anlamında değil ama, objektif dinleyebiliyorum, katılmadığım fikirleri de var, kendisini tanımayı çok isterdim, bu başlığı açmayı düşünüyordum, şimdi tesadüfen gördüm sözlüğe girişte, ekşi yi onun sayesinde tanıdım sevdim, hatta girdim, buraya gelmemde de aslında onun girip okuma ihtimalinin de etkisi var :) kendi evinde çekilmiş bir video var, sevdiği küçük eserleri almış, tanınmamış sanatçıların eserlerini, o büyük galerilerdeki pahalı eserlere inanmıyor, yani onu pazarlama ile kandıramazsınız, gerçek olan, anlamlı ve değerli eserleri bulmuş, bugün istese en baba kanalda en baba günde saatte gelir oturur televizyona, hiçbir kanalda hayır demez, parada kazanır, ismi kaşe olmuş, ama radyo programı yapıyor.. anlamlı olanı, ruhu olanı "tercih ediyor" buyursunlar demesi olsun, hoşuna giden akıllıca bir espri duyunca uzata uzata gülmesi olsun, bayılıyorum kendisine..
mesela arkadaşlarım bana birşey anlatırken, bir kavram, yada bir durum, benim anlamam için şunu söylerler "mesela okan bayülgen gibi" o zaman anlarım.. gidip ben sizin hayranınızım filanda demem yani, o tarz da değilim, ama bir şekilde, özellikle iş vesilesiyle filan tanışmayı çok isterdim, kız arkadaşı zaten uzay bir kadın, cv si yle dövüyor bütün eski sevgililerini, şu an beraberlermi bilmiyorum ama biraz sıkılmış gibi görünüyor.. seviyor öyle özgün kadınları, akıllı, özgüvenli kadınları, biliyorum ama ne bileyim, merakını dindirmişse, şu saatlerde sıkılmış olması lazım, evlilikle ilgili tespitleri çook yerinde ve enteresandır, kimsedende duyulmamış şeylerdir, ve sporla ilgili çok şahidim var, spor ve vücuduna çok zaman ayıranlarla ilgili aynı şeyleri söylemiştim daha önce, sosyal medyadaki paylaşımlarla ilgilide öyle, kızına koyduğu isimde benim ondan öncede kullandığım kelime istanbulla aynı, ve son olarak çocuğuna dünyadaki başkentlere gidip kalabilmesi için evler alması beni benden almıştır diyip ben harakiri yapmaya gidermişim
seni seviyorum okan bayülgen
bana ilham veriyorsun
devamını gör...

alaturka tuvaletler de kalma süresinin uzamasıyla.. başa gelen durum..
devamını gör...

kediler.
devamını gör...

imla hatası yapması.
devamını gör...

halihazırda yazmış olduğum kitabın girişi şu şekildedir;

"soğuk ve yağışlı bir güz sabahıydı. güneş henüz doğmamıştı. kül rengi bulutlar gökyüzünü kapatıyor, yeryüzündeki her şeyin hastalıklı bir griye bürünmesine neden oluyordu. uzaklarda bir karga sürüsünün çığlıkları savaşı bekleyen askerlerin yüreklerine uğursuzluk korkusu salıyordu."
devamını gör...

fikirlerinizi, hislerinizi yok sayması.
devamını gör...

hayatı komedi sananlar son espriyi iyi düşünsünler.

lucius annaeus seneca
devamını gör...

ispanyol futbolcu gerar pique'nin eşi olur aynı zamanda. la tortura isimli şarkısı favorimdir.
devamını gör...

küçükken nasıl da kıskanırdım bu fotoğrafları görünce. ama şimdi anlıyorum ki elinden tuttuğu o çocuk hepimiziz.

"beni görmek demek,mutlaka yüzümü görmek değildir.benim fikirlerimi,benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir." dediğinde yanılmıyordu.

kaç yaşına gelirsek gelelim çocuklar gibi kutlayacağımız bayramımız kutlu olsun!

açtığın yolda, gösterdiğin hedefe!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ülkemizde çokça kişinin haritada yerini bile bilmediği ama komşusunun hakkından çok hakkını gözettiği ülkedir.
devamını gör...

sesini çıkaran insanları önce toplum sonra yüksek mecralardaki insanlar susturdu yıllarca, yavaş yavaş insanlar geri çekildi, bu öğrenmeyen bir toplum için ne yapsalar fayda etmeyeceğini düşündüler belki de, bugünü kurtarma peşine düştü herkes, kimse kendini tehlikeye atmak istemedi, oysa özgürlük için bazı fedakarlıklar yapılmalıydı, herkes birbirinden bekledi, birlik anlayışını yıktılar, fikirler arasında uçurum oluşmasını sağladılar, herkes birbirinin düşmanı oldu. oysa biz farklılıklarımızla bir olabilen bir toplumduk. ne yazık ki ilkemizi ve ülkümüzü unutturdular geçmis nesile ve gelecek nesile.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim