güzelleşen kadın
aşk kadınları güzelleştirir..
devamını gör...
kendinle aran nasıl sorunsalı
birbirini çok iyi tanıyan iki yabancı gibiyiz şu aralar. ne o konuşuyor ne de ben halini hatrını soruyorum. haybeye yaşayıp gidiyoruz, akışına bıraktık her şeyi. belki bir gün barışırız.
devamını gör...
iğrenç espriler
ığdır'ın ilk harfi ığdır.
devamını gör...
sıfır takipçisi olan bir yazarı ciddiye almak
kendini ifade etmek, güzel vakit geçirmek yerine sosyal medya kullanır gibi takipçi kovalayan insanın dert edeceği şeydir.
devamını gör...
şahsiyet
kurgu olmasına çok sevindiğim bir konuyu ele alıyor dizi. son bölümünde içim çekildi resmen. bir kız çocuğunun dünyası yerle bir olurken insanların nefes alabilmeye devam etmesi midemi bulandırdı.
--- alıntı ---
eğer bir suç işlemek istiyorsan ama suçlanmak istemiyorsan, tek yapman gereken etrafına bir kalabalık toplamak. çünkü bir suçu yeterince büyük bir kalabalıkla birlikte işlersen, o artık suç değildir.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
eğer bir suç işlemek istiyorsan ama suçlanmak istemiyorsan, tek yapman gereken etrafına bir kalabalık toplamak. çünkü bir suçu yeterince büyük bir kalabalıkla birlikte işlersen, o artık suç değildir.
--- alıntı ---
devamını gör...
en çok yarım bırakılan kitaplar
harper lee bülbülü öldürmek
devamını gör...
bilgi içerikli tanım girmek
yapan yazarın sözlüğe büyük katkı sunduğu bir eylemdir. bununla birlikte birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum. elbette burası academia değil, yine de alıntı yapılan kaynağın belirtilmesi daha faydalı bir tanım ortaya çıkaracaktır. tabi ki tercih yine size aittir ben sadece bir rica da bulundum.
devamını gör...
haşlanmış harikalar diyarı ve dünyanın sonu
çok sevdiğim ve çok beğendiğim bir haruki murakami kitabı. haruki murakami modern japon edebiyatının en önemli isimleriden, bu kitap da onun ilk çıkan eserlerinden yanlış hatırlamıyorsam. buna rağmen oldukça başarılı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. kendisi eşsiz bir hayal gücüne ve kendine has bir yazım tarzına sahip. bu kitabında her iki özelliğine de şahit oluyorsunuz. kitabın ilk kısımları biraz sıkıyor insanı fakat olaylar açıldıkça ve yazarın yazım tarzına alıştıkça akmaya başlıyor kitap. sonunda olayları öyle bir yere bağlıyor ki şaşıp kalıyorsunuz, hele ki o finali, ah o finali...
spoiler sayılıyor mu bilmiyorum fakat gene de riske atmak istemedim. kitaba beni çeken en önemli detaylardan birisi karakterlerin isimlerinin olmaması. ve ben bu ayrıntıyı çok sonra fark ettim, yazarın o kadar başarılı bir yazım tarzı var ki böyle bir olayı bile çok sonra fark ettirebiliyor. cidden enteresan bir olay.
kitabın finalindeki spoiler sayılmayacak çok sevdiğim bir alıntıyla noktalamak istiyorum entryi.
sesli sesli ağlamak istedim ama ağlayamazdım. gözyaşı akıtmak için fazlasıyla yaşlanmış, deneyimlerden geçmiştim. dünyada gözyaşı dökülemeyecek üzüntüler vardır işte. bunu kimseye anlatamayacağınız gibi, anlatsanız bile kimsenin anlayamayacağı türden şeylerdir. o üzüntü şekli hiç değişmeden, rüzgarsız bir gecede yağan kar gibi sessizce yüreğinizde birikir durur.
spoiler sayılıyor mu bilmiyorum fakat gene de riske atmak istemedim. kitaba beni çeken en önemli detaylardan birisi karakterlerin isimlerinin olmaması. ve ben bu ayrıntıyı çok sonra fark ettim, yazarın o kadar başarılı bir yazım tarzı var ki böyle bir olayı bile çok sonra fark ettirebiliyor. cidden enteresan bir olay.
kitabın finalindeki spoiler sayılmayacak çok sevdiğim bir alıntıyla noktalamak istiyorum entryi.
sesli sesli ağlamak istedim ama ağlayamazdım. gözyaşı akıtmak için fazlasıyla yaşlanmış, deneyimlerden geçmiştim. dünyada gözyaşı dökülemeyecek üzüntüler vardır işte. bunu kimseye anlatamayacağınız gibi, anlatsanız bile kimsenin anlayamayacağı türden şeylerdir. o üzüntü şekli hiç değişmeden, rüzgarsız bir gecede yağan kar gibi sessizce yüreğinizde birikir durur.
devamını gör...
animasyon film
bir işle uğraşırken izlemeyi sevdiğim film türüdür. ülkemizdeki yetrnekli dublaj sanatçıları sayesinde izlemek daha keyifli hale gelmektedir.
devamını gör...
ateistlerin sevilmemesi
neden olduğuna dair bir fikrim yok gercekten.
yani inanmıyor ama iyi bir karakter ise neden sevilmesin? var mesela ateist arkadaşlarım ama kimseye zararı yok hatta iyi bir bilgi ile gidersen iman bile edecek kadarda açık.
yani inanmıyor ama iyi bir karakter ise neden sevilmesin? var mesela ateist arkadaşlarım ama kimseye zararı yok hatta iyi bir bilgi ile gidersen iman bile edecek kadarda açık.
devamını gör...
çalıntı tanım girmek
alıntı kullanıp kaynak gösteren çok az yazar var. bazen uzunca bir yazıya denk geliyorum bakıyorum ki bildiğim bir yazı bu. yazıyı apardığı kitabı biliyorum, altta kitap adı filan yok. elli kişi beğenmiş yirmi kişi favlamış filan.
devamını gör...
termos
içine konulan sıvının ısısını muhafaza eden harika alet.
iç içe geçmiş iki kabın arasındaki hava emilerek oluşturulan vakum ortamı sayesinde termosun içi ve dışı arasında oluşacak ısı transferi engellenir. böylelikle içindeki sıvının ısısı muhafaza edilmiş olur.
iskoç bilim insanı james dewar 1892 yılında icad ettiği bu kabı sadece bilimsel çalışmalar için labaratuarda kullanmıştır. dewarın yardımcısı reinhold burger ise bu kabın yiyecek ve içeceklerin de ısısını uzun süre koruyacağını anlayarak kendisi de ayrıca üretip patentini almış ve yunanca therme'den gelen thermos markası adı altında satışa sunmuştur. dewar kendisine dava açsa da kaybetmiştir.
termos kelimesi aslında ürün ismi olarak değil marka olarak ortaya çıkmıştır.
en değer verdiğim kişisel eşyalarım arasında ilk üçe yazacağım mucizevi alettir. uzun süredir kullandığım stanley, thermos ve penguen(yerli) gibi üç farklı marka ısı koruma süreleri farklı olsa da henüz beni hayal kırıklığına uğratmamıştır.
edit : noktalama
iç içe geçmiş iki kabın arasındaki hava emilerek oluşturulan vakum ortamı sayesinde termosun içi ve dışı arasında oluşacak ısı transferi engellenir. böylelikle içindeki sıvının ısısı muhafaza edilmiş olur.
iskoç bilim insanı james dewar 1892 yılında icad ettiği bu kabı sadece bilimsel çalışmalar için labaratuarda kullanmıştır. dewarın yardımcısı reinhold burger ise bu kabın yiyecek ve içeceklerin de ısısını uzun süre koruyacağını anlayarak kendisi de ayrıca üretip patentini almış ve yunanca therme'den gelen thermos markası adı altında satışa sunmuştur. dewar kendisine dava açsa da kaybetmiştir.
termos kelimesi aslında ürün ismi olarak değil marka olarak ortaya çıkmıştır.
en değer verdiğim kişisel eşyalarım arasında ilk üçe yazacağım mucizevi alettir. uzun süredir kullandığım stanley, thermos ve penguen(yerli) gibi üç farklı marka ısı koruma süreleri farklı olsa da henüz beni hayal kırıklığına uğratmamıştır.
edit : noktalama
devamını gör...
dead poets society
senaristliğini tom schulman'ın üstlendiği, peter weir yönetiminde 1989 yılında çekilen film. türkçeye ölü ozanlar derneği olarak çevrilmiştir. robin williams başrolde olduğundan izlenmediyse hemen izlenmelidir, hatta tekrar tekrar izlenmelidir.
sonunda bir sanat eserinin güzelliğinin verdiği hüzünden dolayı ağlatabilir, bu yüzden peçeteler hazırlanmalıdır.
ailelerin çocuklarını doktor, avukat, mühendis yetiştirsin diye katı kurallar ve sıkıcı derslerle çevrili okula vermesini, o okulda öğrencilerin gerçek öğretmenle tanışmasını konu alıyor diyebiliriz en basit haliyle. muhafazakar ve katı bir şekilde yetiştirilmeye çalışan çocukların şiirle, edebiyatın güzelliğiyle ve anın değeriyle tanışması da gerçek öğretmen john keating sayesinde olur. film elbet bu kadar basit değildir, içerisinde sistem, aile, yönetim eleştirisini de bulundurur. ailelerin yanlış tutumu çocuğunun hayallerini, hislerini ve hayatını mahvedebilir.
bu katı yönetimler bir yana dursun, okulda geçmiş yıllarda öğretmenleri keating'in daha bir öğrenciyken kurduğu ''ölü ozanlar derneği'' keating'in öğrencilerinin dikkatini çeker ve tekrar aktif hale getirilir. geceleri gizlice toplanıp şiirler okuyup konuşmalar yaparak birbirlerine içlerini açarlar.
hayatta asıl yapmak istediğini bulması bir insan için en zor ama belki de en değerli şeydir. keyifli izlemeler.

görsel kaynak.
--- alıntı ---
size neler söylendiğinin önemi yok, kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir.
--- alıntı ---
sonunda bir sanat eserinin güzelliğinin verdiği hüzünden dolayı ağlatabilir, bu yüzden peçeteler hazırlanmalıdır.
ailelerin çocuklarını doktor, avukat, mühendis yetiştirsin diye katı kurallar ve sıkıcı derslerle çevrili okula vermesini, o okulda öğrencilerin gerçek öğretmenle tanışmasını konu alıyor diyebiliriz en basit haliyle. muhafazakar ve katı bir şekilde yetiştirilmeye çalışan çocukların şiirle, edebiyatın güzelliğiyle ve anın değeriyle tanışması da gerçek öğretmen john keating sayesinde olur. film elbet bu kadar basit değildir, içerisinde sistem, aile, yönetim eleştirisini de bulundurur. ailelerin yanlış tutumu çocuğunun hayallerini, hislerini ve hayatını mahvedebilir.
bu katı yönetimler bir yana dursun, okulda geçmiş yıllarda öğretmenleri keating'in daha bir öğrenciyken kurduğu ''ölü ozanlar derneği'' keating'in öğrencilerinin dikkatini çeker ve tekrar aktif hale getirilir. geceleri gizlice toplanıp şiirler okuyup konuşmalar yaparak birbirlerine içlerini açarlar.
hayatta asıl yapmak istediğini bulması bir insan için en zor ama belki de en değerli şeydir. keyifli izlemeler.

görsel kaynak.
--- alıntı ---
size neler söylendiğinin önemi yok, kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir.
--- alıntı ---
devamını gör...
bengi dönüş
nietzsche'nin sonsuz döngü manasına gelen kuramıdır. üstinsanı anlatmak için ya da üstinsanın oluşum evrelerini anlatabilmek için kullanılmış bir kavramdır. hoş üstinsan nedir, neye göre üstinsan, kime göre üstinsan vb. sorular da insanın aklına gelmiyor değil de neyse şimdi konumuz bu değil. -yani evet bu ama tam olarak değil*- gelelim bengi dönüşe. evrende olup biten her şeyin sonsuza değin tekrarlanması olarak açıklanabilecek bir kuramdır. fakat insan bu döngüyü fark etmemektedir. bu görüşü "şen bilim" adlı kitabında açıklayan ve bu durumun gerçekten var olup olmadığına dair bir kanıt sunmayan nietzsche şöyle der:
--- alıntı ---
eğer bir şeytan gece gündüz seni izlese , en gizli düşüncelerine girip şöyle derse ne olurdu : yaşamakta olduğun ve yaşamış olduğun bu yaşamı bir kez daha ve sayısız kez yaşamak zorundasın. yeni bir şeyle karşılaşmayacaksın , tersine her şey aynı olacak
--- alıntı ---
--- alıntı ---
eğer bir şeytan gece gündüz seni izlese , en gizli düşüncelerine girip şöyle derse ne olurdu : yaşamakta olduğun ve yaşamış olduğun bu yaşamı bir kez daha ve sayısız kez yaşamak zorundasın. yeni bir şeyle karşılaşmayacaksın , tersine her şey aynı olacak
--- alıntı ---
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan yazar iticiliği
olmayan iticiliktir. en azından büyük bir çoğunluk için yoktur. bir kulağımızın arkası kaldı karışılmadık. orası da karıştırılır muhtemelen yakında.
kim ne koyarsa koysun, ne amacı olursa olsun. bırakın istediği gibi davransın.
kim ne koyarsa koysun, ne amacı olursa olsun. bırakın istediği gibi davransın.
devamını gör...
yazarların puanlarını renkli mahlasa harcama nedeni
karma puan batıyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
[her papatya, bir gün solar. aynısefalar gibi...]
müzik benim ilacım, şarkılar benim zehrim ve ben intihar eden bir notayım.
kendi isteğimle kendimi, kendi düşüncelerime esir bıraktım ve inanın bana artık bundan kurtulamıyorum.
ne yapmam gerekiyor? kurtuluş yolu hangi cadde üzerinde? bilmiyorum.
*
ayaklarım yalnızca ileri doğru giden bir ibre gibiydi..
soğuk hava yakıyordu ellerimi, buzdan ateşleriyle. en son durdum. durdum yolun ortasında. şehrin gürültülü sesi kulaklarımı sağır edercesine şiddetliydi.
hiçbir amacı olmayan hâlimle, utanmadan dolaşıyordum bu sokakları. yavaşça etrafa baktım ve deniz tam karşımdaydı.
'gökyüzü denize aynaydı ve deniz gökyüzünün yansımasıydı'
*
keşke yalnızca bir karınca olsaydım.
küçükken ezdiğim o karıncalardan herhangi biri olsaydım ve ezilseydim bir ayakkabının altında.
önümü bile görmeden ilerliyordum... korna sesleri gökteki çığlıkla orkestra kurmuştu ve yağmur bir piyanoydu. piyano...
ağaçlar bu orkestraya eşlik edercesine dans ediyordu ve kurumuş yapraklar esen rüzgarla birlikte uçuşuyordu havada.
kuşlar solistti bu sanat cümbüşünde. kelebekler renk renkti.. umudu bağırıyorlardı sessizliğin dilinde.
*
hayatın tek sorununun iki oyuncak eksik olduğu zamanlar vardı.
koltuğun altında yaşadığına inandığım oyuncanlar ülkesinden söz etmek istiyorum sizlere...
geleceğin en azından geçmişe göre daha tasasız olduğu ve anlamların henüz anlam bulmadığı zamanlar.
çocukluk.
en büyük yalan neydi?
mesela kalemimin ucunu açmayı bir türlü beceremezdim,
kayboldu demek yalandan sayılır mı?
gerçeklerin çarptığı yıkılan bir duvardan ibaretim şimdi.
değişim, kozasından çıkan kelebeğin kanatları mı?
düşünceler benim stresim.
*
tek hücreli odaların olduğu bir hapishanede, bütün suçluların müebbet yediği doyumsuz düşünceler...
*
tarihi geçmiş bir yemeğin bozuk tadı gibidir gelecek.
*
gelecek; çocukken çarptığınız tümseklerin büyürken hissettiğiniz travmasından ibaret.
*
bana, huzurun merhemini verir misiniz?
iltihaplı kalbimin içine sürmek istiyorum...
müzik benim ilacım, şarkılar benim zehrim ve ben intihar eden bir notayım.
kendi isteğimle kendimi, kendi düşüncelerime esir bıraktım ve inanın bana artık bundan kurtulamıyorum.
ne yapmam gerekiyor? kurtuluş yolu hangi cadde üzerinde? bilmiyorum.
*
ayaklarım yalnızca ileri doğru giden bir ibre gibiydi..
soğuk hava yakıyordu ellerimi, buzdan ateşleriyle. en son durdum. durdum yolun ortasında. şehrin gürültülü sesi kulaklarımı sağır edercesine şiddetliydi.
hiçbir amacı olmayan hâlimle, utanmadan dolaşıyordum bu sokakları. yavaşça etrafa baktım ve deniz tam karşımdaydı.
'gökyüzü denize aynaydı ve deniz gökyüzünün yansımasıydı'
*
keşke yalnızca bir karınca olsaydım.
küçükken ezdiğim o karıncalardan herhangi biri olsaydım ve ezilseydim bir ayakkabının altında.
önümü bile görmeden ilerliyordum... korna sesleri gökteki çığlıkla orkestra kurmuştu ve yağmur bir piyanoydu. piyano...
ağaçlar bu orkestraya eşlik edercesine dans ediyordu ve kurumuş yapraklar esen rüzgarla birlikte uçuşuyordu havada.
kuşlar solistti bu sanat cümbüşünde. kelebekler renk renkti.. umudu bağırıyorlardı sessizliğin dilinde.
*
hayatın tek sorununun iki oyuncak eksik olduğu zamanlar vardı.
koltuğun altında yaşadığına inandığım oyuncanlar ülkesinden söz etmek istiyorum sizlere...
geleceğin en azından geçmişe göre daha tasasız olduğu ve anlamların henüz anlam bulmadığı zamanlar.
çocukluk.
en büyük yalan neydi?
mesela kalemimin ucunu açmayı bir türlü beceremezdim,
kayboldu demek yalandan sayılır mı?
gerçeklerin çarptığı yıkılan bir duvardan ibaretim şimdi.
değişim, kozasından çıkan kelebeğin kanatları mı?
düşünceler benim stresim.
*
tek hücreli odaların olduğu bir hapishanede, bütün suçluların müebbet yediği doyumsuz düşünceler...
*
tarihi geçmiş bir yemeğin bozuk tadı gibidir gelecek.
*
gelecek; çocukken çarptığınız tümseklerin büyürken hissettiğiniz travmasından ibaret.
*
bana, huzurun merhemini verir misiniz?
iltihaplı kalbimin içine sürmek istiyorum...
devamını gör...
nato kafa nato mermer
bir olay üzerine konuşulurken; algılama kapasitesi minimumda olan kişiler için, naparsan yap olmayacak manasında kullanılan bir deyiş. öz hakiki türkçe değil ama çok güzel yerleşmiş dilimize. genelde öğretmenler ve ebeveynler tarafından öğrenci kişisi çocuğu üzmek niyetiyle kullanılır, yapmayın yazıktır.
devamını gör...
hiperaljezi
ağrıya karşı duyarlılığın artması durumudur. hiperaljezide ağrı algılanmasında artış görülür.
primer veya sekonder olarak ayrılabilir. primer hiperaljezide, ağrı algılayan reseptörlerin hassasiyeti artmıştır. sekonder hiperaljezide ise omurilikte ağrı iletimi yapan nöronların aktivasyon eşiğinde düşme meydana gelmiştir.
primer veya sekonder olarak ayrılabilir. primer hiperaljezide, ağrı algılayan reseptörlerin hassasiyeti artmıştır. sekonder hiperaljezide ise omurilikte ağrı iletimi yapan nöronların aktivasyon eşiğinde düşme meydana gelmiştir.
devamını gör...
