imparator tamarin
sakallı maymun olarak da bilinen bu tür güney amerika’da, peru’nun doğusunda amazon havzasında yaşamakta olan; henüz yok olma tehlikesi olmayan bir maymun türüdür. bolivya ve brezilya’nın bazı bölgelerinde de görülmüştürler.
adının alman imparatoru ikinci wilhelm'den ilham alınarak konulduğu düşünülmektedir. tamarinler en küçük maymun türlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
çoğunlukla kılları gri renktedirler, göğüslerinde ise sarı benekler bulunur. elleri ve ayakları siyah, kuyruğu ise kahverengidir. boyları 30-40 cm arasında değişir ve ortalama olarak 500 gr ağırlığındadırlar.

onların asıl ilginç özellikleri ise dişileri çekmek için kullandığı ve son derece ilgi çekici olan sakalları ve bıyıklarıdır.

4 ila 20 kişiden oluşan sosyal bir grup içerisinde yaşarlar ve grubun içerisinde baskın olan dişi, diğer erkeklerle çiftleşir. bunun sonucunda yaklaşık olarak 145 gün süren gebelik meydana gelir. gebelik sonunda dişi, ikiz yavru doğurur.
ormanlarda, ağaçlar üzerinde çok atik bir şekilde hareket edebilirler. çeşitli bitkiler, bitki nektarları ve böcekler sayesinde beslenirler.
pençeleri ve elleri nesneleri tutma ve yakalama konusunda oldukça profesyoneldirler. mesela pençeleri yardımıyla bitki gövdelerini parçalayabilirler ve içlerinden çıkan sakızı yiyebilirler.
adının alman imparatoru ikinci wilhelm'den ilham alınarak konulduğu düşünülmektedir. tamarinler en küçük maymun türlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
çoğunlukla kılları gri renktedirler, göğüslerinde ise sarı benekler bulunur. elleri ve ayakları siyah, kuyruğu ise kahverengidir. boyları 30-40 cm arasında değişir ve ortalama olarak 500 gr ağırlığındadırlar.

onların asıl ilginç özellikleri ise dişileri çekmek için kullandığı ve son derece ilgi çekici olan sakalları ve bıyıklarıdır.

4 ila 20 kişiden oluşan sosyal bir grup içerisinde yaşarlar ve grubun içerisinde baskın olan dişi, diğer erkeklerle çiftleşir. bunun sonucunda yaklaşık olarak 145 gün süren gebelik meydana gelir. gebelik sonunda dişi, ikiz yavru doğurur.
ormanlarda, ağaçlar üzerinde çok atik bir şekilde hareket edebilirler. çeşitli bitkiler, bitki nektarları ve böcekler sayesinde beslenirler.
pençeleri ve elleri nesneleri tutma ve yakalama konusunda oldukça profesyoneldirler. mesela pençeleri yardımıyla bitki gövdelerini parçalayabilirler ve içlerinden çıkan sakızı yiyebilirler.
devamını gör...
kriptozooloji
varlığı kanıtlanamayan/tartışmalı varlıkların kanıtlanmasını amaçlayan* bir pseudoscience alt türüdür.* bu varlıklara da kriptidler* denir. en bilindiklerinden örneğin; van gölü canavarı ve koca ayak. kriptidlerin listesine buradan ulaşabilirsiniz.
the pseudo-scientific study of oceanic neo-cryptid zoology
the pseudo-scientific study of oceanic neo-cryptid zoology
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
eski komşumuz televizyon izlerken karışık kuruyemişini(açıkta satılan)yiyor.bir anda ağzında değişik bir tat hissediyor.çıkarıp baktığında maalesef koyun pisliği.
devamını gör...
bu başlıkta ateist ateist konuşuyoruz
ateizm, tanrı veya tanrıların varlığına dair inanç yokluğudur, bir yaratıcıya inanmamaktır. müslümanlara ve islamiyete hakaret etmek değil, beyinden yoksun bırakılmış çocuklar.
şimdi muhabbetinize devam edebilirsiniz.
şimdi muhabbetinize devam edebilirsiniz.
devamını gör...
sigarayı bırakmak
14 yaşımdan beri günde minimum 1 paket olarak içtiğim bu zıkkımı bu gece bırakıyorum. bunu buraya yazıyorum çünkü ne zaman çevremdekilere söylediysem tekrar başladım, tükürdüğümü yaladım ve bundan dolayı özgüvenimi kaybettim. sanırım sigaranın en büyük zararlarından biri de bu. yine kendimi kötü hissetmek istemiyorum. bu kararı verme sebeplerimi aşağıya eklemek istiyorum ki iradesizliğe yenik düşeceğimi hissettiğimde gelip okuyayım.
-kondisyonum ve vücut direncim genç yaşıma rağmen hayli düştü.
-kronik bronşit ve zatürre geçmişim var. orta yaşta koah sebebiyle boğulmak istemiyorum. 1 yıl daha yaşamanın, nefes almanın kıymetini yaşarken nefessiz kalanlar bilir. fayda getirmeyecek olan o son pişmanlığın çaresizliğini yaşamak istemiyorum.
-yakın zamanda bir aile kuracağım. tertemiz bir sayfa açılacak hayatımda. beyazı katrana bulamak istemiyorum.
-çevremdeki insanlara ve kendime güzel kokmak istiyorum.
-tütün gibi kıymetsiz bir şeyin benim hayatımı ele geçirmesine, duygudurumumu ve sağlığımı etkilemesine, aktivitelerime, düşüncelerime, hobilerime, boş vakitlerime, çalışma düzenime, odaklanmama hükmetmesine karşı çıkıyorum.
-bu soğuk havada dizinin bir bölümü bitince niye hırkamı giyip taa balkona çıkıp titreyerek sigara içiyorum? akıl mantık alır mı bunu?
bu entry benim boynumdaki izmaritten tasmaya bir başkaldırıdır. hayırlı ve istikrarlı editlerde görüşmek üzere. 19.04.2021
-kondisyonum ve vücut direncim genç yaşıma rağmen hayli düştü.
-kronik bronşit ve zatürre geçmişim var. orta yaşta koah sebebiyle boğulmak istemiyorum. 1 yıl daha yaşamanın, nefes almanın kıymetini yaşarken nefessiz kalanlar bilir. fayda getirmeyecek olan o son pişmanlığın çaresizliğini yaşamak istemiyorum.
-yakın zamanda bir aile kuracağım. tertemiz bir sayfa açılacak hayatımda. beyazı katrana bulamak istemiyorum.
-çevremdeki insanlara ve kendime güzel kokmak istiyorum.
-tütün gibi kıymetsiz bir şeyin benim hayatımı ele geçirmesine, duygudurumumu ve sağlığımı etkilemesine, aktivitelerime, düşüncelerime, hobilerime, boş vakitlerime, çalışma düzenime, odaklanmama hükmetmesine karşı çıkıyorum.
-bu soğuk havada dizinin bir bölümü bitince niye hırkamı giyip taa balkona çıkıp titreyerek sigara içiyorum? akıl mantık alır mı bunu?
bu entry benim boynumdaki izmaritten tasmaya bir başkaldırıdır. hayırlı ve istikrarlı editlerde görüşmek üzere. 19.04.2021
devamını gör...
mutlu olmaya utanmak
etrafımızda o kadar çok mutsuz insan var ki, mutlu olmaya çekinir olduk.
her yer yoksunluk eki dolu, biz bu devirde hangi olumlu duyguyu yaşayabiliriz?
larktwain_123_ ukdesi
her yer yoksunluk eki dolu, biz bu devirde hangi olumlu duyguyu yaşayabiliriz?
larktwain_123_ ukdesi
devamını gör...
the life you can save
felsefe ve etik profesörü peter singer'ın 2009 yılında yayınlanan kitabı.
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.
- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.
kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.
sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.
siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.
- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.
kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.
sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.
siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
devamını gör...
kahvaltıda yaş pasta yemek
dün doğum gününüz olduğunu gösterir. iyiki doğdunuz...
devamını gör...
her beğeni bir karma puan
ya da çaylak olduğun için beğeni hakkın yoktur ama yazıyı beğendiğinden favlarsın
devamını gör...
supportgirl
vay be, zaman su gibi akmış. daha çaylakken nickaltının açıldığını hatırlıyorum.*
devamını gör...
sözlükte yer yerinden oynarken online olmayan yazar
gece yarısından sonra sözlüğe girdiğinde "ben neredeyim" diye ekranın üstüne bakacaktır.
bu gece sözlüğe girmemiş olmayı dilerdim. yarın kim bilir ne düşünecektim?
bu gece sözlüğe girmemiş olmayı dilerdim. yarın kim bilir ne düşünecektim?
devamını gör...
çerez tabağındaki leblebileri yememek
ötekileştirilmiş leblebilerin de haklarını savunabileceğimiz başlık.
devamını gör...
patates baskısı
inanılmaz bir ana ve ilkokul etkinliği. hususi bunun için eve patates alındığını hatırlıyorum. papatesleri ikiye keser ortalarına istenilen şekil oyulur ve sulu boyaya batırılır sonra oradan kaldırılıp beyaz kağıda baskı yapılaraktan sanat icra edilir. sonra kullanılan patatesler 90 derecelik fırına... şaka şaka mundar olur patatesler.* sabahsı resmi okula götürür, sonra tekrar eve getirir ve bir tarafa sallarsınız.
devamını gör...
babaların garip huyları
hunharca halk tv izlemek.
sanırsın televizyonu halk tv icat etmiş ve vefa borcunu ödüyor.
sanırsın televizyonu halk tv icat etmiş ve vefa borcunu ödüyor.
devamını gör...
göz rengini değiştirme ameliyatı
yapay iris ya da lazer yöntemlerinden biriyle yapılan ameliyat.
gözümüze rengini veren pigmentler arttıkça göz rengimiz de koyulaşır. lazer uygulaması ile kahverengi ve siyah gözlerde bol miktarda bulunan pigmentleri, bulundukları tabakadan temizlemek mümkündür. göze yapay iris yerleştirildiğinde de aynı sonuç elde edilir.
her ne kadar birçok insanı sevindiren bir gelişme olsa da, oldukça riskli ameliyatlardan biri bu. biliyorsunuz ki gözlerimiz ıslak organlar. sürekli olarak temizlenen havuzlar gibi bir sirkülasyon sistemleri var. göz içerisinde bulunan sıvı, belirli yollardan gözden tahliye edilir, sürekli orada kalmaz. lazerle işe yaramaz hale gelen pigmentler, göz içerisinde birikebilir ve bu sistemin tıkanmasına neden olabilir. böyle bir şey gerçekleşirse gözden tahliye edilemeyen sıvı orada birikir ve gözdeki sağlıklı hücreleri sıkıştırarak onların da ölmesine neden olur. bunun sonucu da ne yazık ki kalıcı körlük.
yapay iris olayı daha az riskli olsa da tamamen risksiz değil elbette. bunu, gözünüzün içerisine ameliyatla lens takılıyormuş gibi düşünebilirsiniz. *
göz renginden memnun olmayan ve kalıcı olarak renkli gözlü olmak isteyen varsa, bu tür yöntemlere başvurmadan önce riskleri de iyice düşünmeliler. zira lazer yönteminde risk oranı %25 civarında. söz konusu göz kadar önemli bir organsa bu sayı hiç de az değil.
ameliyat öncesi ve sonrası:

görselin kaynağı
gözümüze rengini veren pigmentler arttıkça göz rengimiz de koyulaşır. lazer uygulaması ile kahverengi ve siyah gözlerde bol miktarda bulunan pigmentleri, bulundukları tabakadan temizlemek mümkündür. göze yapay iris yerleştirildiğinde de aynı sonuç elde edilir.
her ne kadar birçok insanı sevindiren bir gelişme olsa da, oldukça riskli ameliyatlardan biri bu. biliyorsunuz ki gözlerimiz ıslak organlar. sürekli olarak temizlenen havuzlar gibi bir sirkülasyon sistemleri var. göz içerisinde bulunan sıvı, belirli yollardan gözden tahliye edilir, sürekli orada kalmaz. lazerle işe yaramaz hale gelen pigmentler, göz içerisinde birikebilir ve bu sistemin tıkanmasına neden olabilir. böyle bir şey gerçekleşirse gözden tahliye edilemeyen sıvı orada birikir ve gözdeki sağlıklı hücreleri sıkıştırarak onların da ölmesine neden olur. bunun sonucu da ne yazık ki kalıcı körlük.
yapay iris olayı daha az riskli olsa da tamamen risksiz değil elbette. bunu, gözünüzün içerisine ameliyatla lens takılıyormuş gibi düşünebilirsiniz. *
göz renginden memnun olmayan ve kalıcı olarak renkli gözlü olmak isteyen varsa, bu tür yöntemlere başvurmadan önce riskleri de iyice düşünmeliler. zira lazer yönteminde risk oranı %25 civarında. söz konusu göz kadar önemli bir organsa bu sayı hiç de az değil.
ameliyat öncesi ve sonrası:

görselin kaynağı
devamını gör...
bülbülü öldürmek
edebiyat ve okuma kulübünün başlattığı kitap okuyoruz akımında okunacak ilk kitabın adıdır..
devamını gör...
şiir inceleme
şiir nedir?
şiirin tek bir tanımı yoktur. hatta biraz abartarak söyleyelim; şiirin, şiiri tanıyıp, bilenlerin sayısı kadar tanımı olabilir. nedir şiiri bu kadar 'özel' kılan? şiiri bilen insan sayısı kadar tanımı olmasını sağlayan?
ben bugün, şiirin edebi tanımları üzerinde durmayacağım. şiiri tıpkı öğrencilerime anlatır gibi, 'formülleştirerek' anlatmaya çalışacağım.
şiir kısaca; ses + imaj/imge'dir.
şimdi 'ses'le neyi kastettiğimizi açalım:
ses aslında şiirin biçimine ait her şeydir; şiirin nazım şekli, şiirin nazım birimi, şiirin ölçüsü, şiirin kafiye dizilişi, şiirin kafiye ve varsa redifleri, şiirdeki bilinçli ses tekrarları; aliterasyonlar ve asonanslar.....
şiirde, imge/imaj nedir onu açalım şimdi de:
imge/imaj dediğimiz şey, şiire ait her türlü anlamsal/bağlamsal niteliktir. yine formülize ederek açıklamaya çalışırsak:
şiirleri; şiirin konusu, şiirin ana duygusu -theme/tema-, şiirin -eğer varsa- vermek istediği mesaj, şiirde kullanılan edebi sanatlar, şiirin imge dünyası (şiiri okuduğumuzda gözümüzde canlananlar), şiirde kullanılan sözcüklerin seçimi (dil ve anlatım)... özellikleriyle irdelediğimizde ortaya koyduğumuz her şeydir.
şimdi, yukarıdaki açıklamaları okuyanlar "bu da nedir, yazar bize ne anlatmaya çalışıyor?" diyebilirler.
bu soruya çok basitçe bir cevap verirsek, lisedeki edebiyat derslerinde ve üniversitelerdeki 'dil' bölümlerinde, bir şiir inceleneceği zaman yukarıdaki kriterlerden hareket edilir. bu kişiler -öğrenciler (?)- için şiir, yalnızca 'ruhlarında fırtınalar estiren bir söz mucizesi' değildir. onlar bir şiiri yukarıda saydığım kıstaslar çerçevesinde didik didik ederler.
belki siz de bundan sonra bir şiiri okurken, yukarıya yazdıklarımı hatırlar ve şiire bir de bu çerçeveden bakarsınız.
not: ilerde bu yazdıklarımı, örnek bir şiir üzerinde göstermek, şiiri bu formüle uygun olarak incelemek istiyorum.
şiirin tek bir tanımı yoktur. hatta biraz abartarak söyleyelim; şiirin, şiiri tanıyıp, bilenlerin sayısı kadar tanımı olabilir. nedir şiiri bu kadar 'özel' kılan? şiiri bilen insan sayısı kadar tanımı olmasını sağlayan?
ben bugün, şiirin edebi tanımları üzerinde durmayacağım. şiiri tıpkı öğrencilerime anlatır gibi, 'formülleştirerek' anlatmaya çalışacağım.
şiir kısaca; ses + imaj/imge'dir.
şimdi 'ses'le neyi kastettiğimizi açalım:
ses aslında şiirin biçimine ait her şeydir; şiirin nazım şekli, şiirin nazım birimi, şiirin ölçüsü, şiirin kafiye dizilişi, şiirin kafiye ve varsa redifleri, şiirdeki bilinçli ses tekrarları; aliterasyonlar ve asonanslar.....
şiirde, imge/imaj nedir onu açalım şimdi de:
imge/imaj dediğimiz şey, şiire ait her türlü anlamsal/bağlamsal niteliktir. yine formülize ederek açıklamaya çalışırsak:
şiirleri; şiirin konusu, şiirin ana duygusu -theme/tema-, şiirin -eğer varsa- vermek istediği mesaj, şiirde kullanılan edebi sanatlar, şiirin imge dünyası (şiiri okuduğumuzda gözümüzde canlananlar), şiirde kullanılan sözcüklerin seçimi (dil ve anlatım)... özellikleriyle irdelediğimizde ortaya koyduğumuz her şeydir.
şimdi, yukarıdaki açıklamaları okuyanlar "bu da nedir, yazar bize ne anlatmaya çalışıyor?" diyebilirler.
bu soruya çok basitçe bir cevap verirsek, lisedeki edebiyat derslerinde ve üniversitelerdeki 'dil' bölümlerinde, bir şiir inceleneceği zaman yukarıdaki kriterlerden hareket edilir. bu kişiler -öğrenciler (?)- için şiir, yalnızca 'ruhlarında fırtınalar estiren bir söz mucizesi' değildir. onlar bir şiiri yukarıda saydığım kıstaslar çerçevesinde didik didik ederler.
belki siz de bundan sonra bir şiiri okurken, yukarıya yazdıklarımı hatırlar ve şiire bir de bu çerçeveden bakarsınız.
not: ilerde bu yazdıklarımı, örnek bir şiir üzerinde göstermek, şiiri bu formüle uygun olarak incelemek istiyorum.
devamını gör...


