belhanda’nın sözleşmesinin fesh edilmesi
belhanda'nın şimdiye kadar yaptığı ettiği, verilmeyen cezalar falan bunlar geride kaldı konuşulmaya değmez. ama adam haklı beyler, koskoca galatasaray kulübü yıllardır bir zemini adam edemiyorsa bunu futbolcuda söyler hocada söyler yorumcuda söyler. maksimum bir zemin için türkiye şartlarında harcayacağın para 7-8 milyon tl arası. en iyi çim uzmanını getirsen alacağı para aylık 15 bin euro. yani kaba hesap 1 milyon dolar gibi bir paraya istersen wembley stadında ki gibi bir zemine sahip olabilirsin. ama ne yazık ki o vizyon yok işte. vizyon sağa sola saldırmak, kendine hata mal etmeyip sürekli etrafı suçlamak. ben bir taraftarım, taraftar gözü ile bakınca dahi bunları görebiliyorum, siz bu işin içindesiniz ve bunları göremiyorsanız ya salaksınız, ya da bizi koparıyosunuz. (bkz: kim kimi koparıyor kendi payının)
devamını gör...
kadınların sevilmeyen davranışları
kullanıcı adından ötürü ciddiye alamıyorum bir daha söyle..
devamını gör...
ceo
türkiye'de genelde kemal derviş muamelesi görürler.
batıyoruz, "bir ceo bulalım şirketin başına koyalım da bizi kurtarsın" muhabbeti çok olur.
işin komik yanı, işe de yarar.
kısacası bizde, kayyumdan önceki son çıkış insanlarıdır.
patronun zengin ve şımarık çocuğu amerikadan döner, şirketin başına geçer.
o şirket batar, ceo gelir kurtarır.
sistem bu şekilde ilerler.
batıyoruz, "bir ceo bulalım şirketin başına koyalım da bizi kurtarsın" muhabbeti çok olur.
işin komik yanı, işe de yarar.
kısacası bizde, kayyumdan önceki son çıkış insanlarıdır.
patronun zengin ve şımarık çocuğu amerikadan döner, şirketin başına geçer.
o şirket batar, ceo gelir kurtarır.
sistem bu şekilde ilerler.
devamını gör...
türk dizilerinin temel sorunu
toplum vasatını yansıtamamaktır.
dizi senaryolarında bir kaç tema işlenir. zengin kız fakir oğlan*, aşiret, mafya, asker, polis temalı diziler vs vs.
asıl üzerinde konuşulması gereken; toplumun isteği bu doğrultuda olduğu için mi bu temalar işlenir, yoksa toplumu dizayn etmek için mi bu temalar işlenir? olmalıdır.
şahsi fikrim televizyon programlarının hemem hemen hepsinde, bir toplum mühendisliğinin söz konusu olduğu yönündedir. çünkü televizyon dediğimiz olgu; bir ikna mekanizmasıdır. bu mekanizma, kitleler üzerinde müthiş etkiler bırakır.
televizyonda gördüğümüz saati, elbiseyi, arabayı almak isteriz. televizyon dizilerinde ise; izlediğimiz, gördüğümüz hayatları yaşama isteği belirir. özgün senaryoların ortaya çıkmaması, yapılan işlerin tekrara düşmesi bu durumun sonucudur. yani bir dayatma söz konusudur. kabullenen zaten kabullenmiştir, asıl hedef kitle, kabullenmeyen kitledir. aslında izlediğimiz dizilerde bile, reklama maruz kaldığımız gerçeği söz konusudur.
türk dizilerinin sorunlarından biri de kendini tekrar etmesidir.
her yıl yaz dizilerinde gördüğümüz saçma sapan kurgular ile kendini tekrar eden yavan tatil dizileri, her sezon yeni baştan başka isimlerle izlediğimiz mafyavari kahramanlık öyküleri, polisiye tarzında başarılı olmuş dizilere tekrardan bir yenisinin eklenmesi; yeni şeyler üretmek yerine, denenmiş ve kolay olan garantili işlerdir.
bu durumun toplum tarafından karşılığı vardır. malum dizinin tişörtünün basılmış olması, her sokağa malum simgenin karalanmış olması; bu durumun toplum tarafından kabullendiğini gösterir.
asıl mesele; toplumun neyin iyi, neyin kötü olduğu noktasında doğru kararlar verememesidir. yapılan işlerin kalitesiz olmasının bir nedeni de, arz-talep döngüsünün sonucudur.
özgün dizilerin ortaya konulduğu zaman; efsane olmasının nedeni de bu durumdur. izleyici leyla ile mecnun* izlediğinde, daha önce izlemediği gerçek anlamda kaliteli bir iş görmüştür. ya da işler güçler* izlediğinde, öncesinde cesaret edilemeyen bir öykünün varlığını fark eder.
uzun lafın kısası; kaliteli işler bekliyor isek, kaliteli işlere destek vermeliyiz.
dizi senaryolarında bir kaç tema işlenir. zengin kız fakir oğlan*, aşiret, mafya, asker, polis temalı diziler vs vs.
asıl üzerinde konuşulması gereken; toplumun isteği bu doğrultuda olduğu için mi bu temalar işlenir, yoksa toplumu dizayn etmek için mi bu temalar işlenir? olmalıdır.
şahsi fikrim televizyon programlarının hemem hemen hepsinde, bir toplum mühendisliğinin söz konusu olduğu yönündedir. çünkü televizyon dediğimiz olgu; bir ikna mekanizmasıdır. bu mekanizma, kitleler üzerinde müthiş etkiler bırakır.
televizyonda gördüğümüz saati, elbiseyi, arabayı almak isteriz. televizyon dizilerinde ise; izlediğimiz, gördüğümüz hayatları yaşama isteği belirir. özgün senaryoların ortaya çıkmaması, yapılan işlerin tekrara düşmesi bu durumun sonucudur. yani bir dayatma söz konusudur. kabullenen zaten kabullenmiştir, asıl hedef kitle, kabullenmeyen kitledir. aslında izlediğimiz dizilerde bile, reklama maruz kaldığımız gerçeği söz konusudur.
türk dizilerinin sorunlarından biri de kendini tekrar etmesidir.
her yıl yaz dizilerinde gördüğümüz saçma sapan kurgular ile kendini tekrar eden yavan tatil dizileri, her sezon yeni baştan başka isimlerle izlediğimiz mafyavari kahramanlık öyküleri, polisiye tarzında başarılı olmuş dizilere tekrardan bir yenisinin eklenmesi; yeni şeyler üretmek yerine, denenmiş ve kolay olan garantili işlerdir.
bu durumun toplum tarafından karşılığı vardır. malum dizinin tişörtünün basılmış olması, her sokağa malum simgenin karalanmış olması; bu durumun toplum tarafından kabullendiğini gösterir.
asıl mesele; toplumun neyin iyi, neyin kötü olduğu noktasında doğru kararlar verememesidir. yapılan işlerin kalitesiz olmasının bir nedeni de, arz-talep döngüsünün sonucudur.
özgün dizilerin ortaya konulduğu zaman; efsane olmasının nedeni de bu durumdur. izleyici leyla ile mecnun* izlediğinde, daha önce izlemediği gerçek anlamda kaliteli bir iş görmüştür. ya da işler güçler* izlediğinde, öncesinde cesaret edilemeyen bir öykünün varlığını fark eder.
uzun lafın kısası; kaliteli işler bekliyor isek, kaliteli işlere destek vermeliyiz.
devamını gör...
rütbe profil uyumu
rastgele rütbe verilmediğinin göstergesidir.
" koleksiyoncu" olarak verilen rütbemi çok sevdim, sanırım tanımlarımda bolca bulunan şarkı ve fotoğraflardan esinlenilmiş, emeği geçenlere teşekkür ederim.
" koleksiyoncu" olarak verilen rütbemi çok sevdim, sanırım tanımlarımda bolca bulunan şarkı ve fotoğraflardan esinlenilmiş, emeği geçenlere teşekkür ederim.
devamını gör...
sensiz iki gün
cenk'in arka bahçesi ukdesidir.
1997 yılında piyasaya çıkan hakan taşıyan’ın aynı isimli albümündeki muhteşem şarkının ismidir.
şarkı cemal safi’nin bir şiirinden bestelenmiştir ve yoğun oranda acı içerir. aşık değilseniz, aşk acısı çekmiyorsanız, düzenli ve mutlu bir aşk hayatınız varsa bile bu şarkıyı dinlediğiniz anda leyla’nın aşkından çöllerde susuz kalmış mecnun’a döneceksiniz.
şarkı piyasaya ilk çıktığı günden itibaren efsane olacağını göstermiş ve kağıda sarılarak sahildeki kayalıklarda içilen biraların ayrılmaz eşlikçisi olmuştur.
hakan taşıyan’ın ünlü olmasına vesile olan şarkı başlarda hakan taşıyan’ın müslüm gürsel taklitçisi olarak görülmesine neden olmuştur. ancak belirli bir benzerlik olsa da hakan taşıyan zaman içinde kendine has bir insan olduğunu kanıtlamıştır.
şarkının sözleri daha önce de söylediğim gibi cemal safi’ye aittir ve e.t.a hoffmann ya da edgar allen poe’nun hayal bile edemeyeceği kadar karanlıktır. stephen king dinlese sütten kesilir diyeceğim kadar da korkutucu anlatımlar vardır şarkının içinde.
golgotha’ya bir inip çıkmalık bu şarkı sevgilisinden iki gün ayrı kalan bir adamın o iki gün içinde çektiği acıları anlatır.
sensiz iki gün
şiirin tamamını alıntılıyorum:
nere gizlendimse aşikâr oldum
hedefte gördüler sensiz iki gün
dertler avcı oldu, ben şikâr oldum
insafsız vurdular sensiz iki gün.
gözlerde avcıya yaranmak hazzı
zevkten dört köşeydi hepsinin ağzı
üstüme atıldı yüzlerce tazı
başımda durdular sensiz iki gün.
ayağıma prangalar taktılar
gözlerimi dağladılar yaktılar
iki koldan, bir alnımdan çaktılar
çarmıha gerdiler sensiz iki gün.
kâle almadılar dileklerimi
yaraslar emdi iliklerimi
bükülmez sandığın bileklerimi
kırk yerden kırdılar sensiz iki gün.
tenimle bin çeşit dert senli benli
her yanım kan revan gör ki ne denli
iğneli, çivili, çatal dikenli
tellere sardılar sensiz iki gün.
her cevre göğsünü geren kalbime
eyyub'un sabrına eren kalbime
cennete sorgusuz giren kalbime
sırrını sordular sensiz iki gün.
eseni efsanem olmasın kuşkun
ecel âciz kaldı, azrail şaşkın
nihayet onlarda ölümsüz aşkın
farkına vardılar sensiz iki gün.
1997 yılında piyasaya çıkan hakan taşıyan’ın aynı isimli albümündeki muhteşem şarkının ismidir.
şarkı cemal safi’nin bir şiirinden bestelenmiştir ve yoğun oranda acı içerir. aşık değilseniz, aşk acısı çekmiyorsanız, düzenli ve mutlu bir aşk hayatınız varsa bile bu şarkıyı dinlediğiniz anda leyla’nın aşkından çöllerde susuz kalmış mecnun’a döneceksiniz.
şarkı piyasaya ilk çıktığı günden itibaren efsane olacağını göstermiş ve kağıda sarılarak sahildeki kayalıklarda içilen biraların ayrılmaz eşlikçisi olmuştur.
hakan taşıyan’ın ünlü olmasına vesile olan şarkı başlarda hakan taşıyan’ın müslüm gürsel taklitçisi olarak görülmesine neden olmuştur. ancak belirli bir benzerlik olsa da hakan taşıyan zaman içinde kendine has bir insan olduğunu kanıtlamıştır.
şarkının sözleri daha önce de söylediğim gibi cemal safi’ye aittir ve e.t.a hoffmann ya da edgar allen poe’nun hayal bile edemeyeceği kadar karanlıktır. stephen king dinlese sütten kesilir diyeceğim kadar da korkutucu anlatımlar vardır şarkının içinde.
golgotha’ya bir inip çıkmalık bu şarkı sevgilisinden iki gün ayrı kalan bir adamın o iki gün içinde çektiği acıları anlatır.
sensiz iki gün
şiirin tamamını alıntılıyorum:
nere gizlendimse aşikâr oldum
hedefte gördüler sensiz iki gün
dertler avcı oldu, ben şikâr oldum
insafsız vurdular sensiz iki gün.
gözlerde avcıya yaranmak hazzı
zevkten dört köşeydi hepsinin ağzı
üstüme atıldı yüzlerce tazı
başımda durdular sensiz iki gün.
ayağıma prangalar taktılar
gözlerimi dağladılar yaktılar
iki koldan, bir alnımdan çaktılar
çarmıha gerdiler sensiz iki gün.
kâle almadılar dileklerimi
yaraslar emdi iliklerimi
bükülmez sandığın bileklerimi
kırk yerden kırdılar sensiz iki gün.
tenimle bin çeşit dert senli benli
her yanım kan revan gör ki ne denli
iğneli, çivili, çatal dikenli
tellere sardılar sensiz iki gün.
her cevre göğsünü geren kalbime
eyyub'un sabrına eren kalbime
cennete sorgusuz giren kalbime
sırrını sordular sensiz iki gün.
eseni efsanem olmasın kuşkun
ecel âciz kaldı, azrail şaşkın
nihayet onlarda ölümsüz aşkın
farkına vardılar sensiz iki gün.
devamını gör...
sadece cahillerin kuracağı cümleler
bana söz verdi, bi'daha beni aldatmayacakmış.
devamını gör...
natalie portman
ilk filmi léon: the professional ile 13 yaşında tüm dünya tarafından tanınmış, tüm zamanların en iyi - öğüt niteliğinde - repliklerinden birinin muhatabı güzel kadın.
"intikam iyi bir şey değil mathilda,
inan unutmak daha iyi".
"intikam iyi bir şey değil mathilda,
inan unutmak daha iyi".
devamını gör...
kürk mantolu madonna film olursa kim oynamalı sorunsalı
devamını gör...
yavru kedi sahiplenmek
arabanın motorunda bulmuşlardı, daha 1 aylık bile diildi. veteriner fazla yaşamaz bu dedi. gene de aldım eve getirdim. daha kendi bacağına sıçıyordu. mamayı havanda dövüp verdim, şırıngayla besledim. 2 hafta sonra 1. senemiz doluyor birlikte. şu dünyada yavru bir kediden daha sevimli çok az şey vardır.
devamını gör...
kedi sevgisi
başka hiçbir şeye benzemez.
"benim de şu cihana gelişim bir güzelden ötürü" dizelerindeki "güzel" aslında kedidir.
"benim de şu cihana gelişim bir güzelden ötürü" dizelerindeki "güzel" aslında kedidir.
devamını gör...
sevgiliyi seks yapamayacak kadar sevmek
seksi tabu, kötü aşağılayıcı olarak gören insanların içine düştüğü durumdur.
devamını gör...
orta doğu
amerika ve israil'in şekillendirdiği bölge.
devamını gör...
yks2021
mezun olarak bu sınava gireceğim. kazandığım bölümü sınavdan sonra yazacağım bakalım hayırlısı hakkımızda.
edit:yazılım müh.
edit:yazılım müh.
devamını gör...
ömür hanımla güz konuşmaları
beni anlatan dizeleri;
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
devamını gör...
dalyarak başlığının kapalı olması
o konuda yönetime ben de çok kırgınım.
(bkz: söylendiğinde küfür sanılan sözler)
#528967
(bkz: dalyarak)
"başlık yönetim tarafından silinmiştir."
silah olarak kullanılan sopa ya da işe yaramaz kimse anlamına geliyor.
(bkz: söylendiğinde küfür sanılan sözler)
#528967
(bkz: dalyarak)
"başlık yönetim tarafından silinmiştir."
silah olarak kullanılan sopa ya da işe yaramaz kimse anlamına geliyor.
devamını gör...
çocukken inanılmaz kıymetli olan şeyler
barbie ve el emeği göz nuru olan kıyafetleri.
devamını gör...
catatumbo
kelime anlamı dinmeyen fırtına olan, görmeden ölünmemesi gereken, muazzam bir doğa olayı.
venezuela'da catatumbo nehri'yle marakaibo gölü'nün el ele tutuştuğu yerde oluşan bulutların çarpışması sonucu şimşek fırtınası başlıyor. şimşekler yılın 140 veya 160 gecesinde, 10 saat boyunca ve saatte 280 ila 300 kez çakıyor aynı anda.

parlaklıkları dolayısıyla 400 km öteden görülebilen şimşekler, denizcilere deniz feneri olarak görev yapıyor.
şimşek ve yıldırımlar oluşturdukları elektrik ile havadaki oksijeni ayrıştırır, ozon oluşumunu tetikler. bu sebepten bu alan dünyanın en büyük ozon kaynağı oluyor.
venezuela'da catatumbo nehri'yle marakaibo gölü'nün el ele tutuştuğu yerde oluşan bulutların çarpışması sonucu şimşek fırtınası başlıyor. şimşekler yılın 140 veya 160 gecesinde, 10 saat boyunca ve saatte 280 ila 300 kez çakıyor aynı anda.

parlaklıkları dolayısıyla 400 km öteden görülebilen şimşekler, denizcilere deniz feneri olarak görev yapıyor.
şimşek ve yıldırımlar oluşturdukları elektrik ile havadaki oksijeni ayrıştırır, ozon oluşumunu tetikler. bu sebepten bu alan dünyanın en büyük ozon kaynağı oluyor.
devamını gör...


