itici gelen hitap şekilleri
eyy amerika, eyy fransa..!
devamını gör...
annus mirabilis
roman rakamıyla mdclxvi yani 1666 yılı, isac newton'ın 1665-1666 yılı arasına atfedilen, daha sonra einstein'ın katkılarıyla 1905 yılında tekrar anılan the year of wonders. harikalar yılı. yılı harika kılan şey ise bir dahi ve dahinin sihirli eseridir. ha bir de milenyuma denk gelmesi itibarıyla, galatasaray'ın uefa kupası aldığı yıla da annus mirabilis derler. oradaki dahi de göööya fatih terimdir.
addettendir; beşiktaş.
addettendir; beşiktaş.
devamını gör...
kafa sözlük övgü kuşağı
insanlara birbiriyle olan arkadaşlığını paylaşması veya mizah yapması yanlış olmamalı. ne güzel işte buluşmuşlar, yemiş, içmişler. bundan güzel ne olabilir ki ?
en güzel şeydir, yeni insanlarla tanışmak, bir şeyler paylaşmak.
bu değerlerimizi kaybetmememiz lazım. ben gıbta ediyorum.
ben yalnızım diye herkes aynı kaderi yaşamak zorunda değil.
kızmayalım böyle paylaşımlara.*
en güzel şeydir, yeni insanlarla tanışmak, bir şeyler paylaşmak.
bu değerlerimizi kaybetmememiz lazım. ben gıbta ediyorum.
ben yalnızım diye herkes aynı kaderi yaşamak zorunda değil.
kızmayalım böyle paylaşımlara.*
devamını gör...
başkaların istediği şekilde yaşamak
doğan cüceloğlu'nun ben bu hayatı yaşadım mı sorusuna hayır cevabı vermektir. böyle yaşayan kişi öfkelidir.suratı asıktır.gergindir. etrafa negatiflik saçar. senin de öyle olmanı ister. nefreti kendine ve onu bu hayata iten çevresinedir ama bunu ona yapanlardan değil de suçu olmayan kişilerden alır. zor kişidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
marakeş
fas'ın ünlü şehri, dünyanın en iyi 20 gastronomi şehrinden biri. dünyanın dört bir yanından gelen yemek meraklıları ve gurmeler, bu şehrin ilginç restoranlarını dolduruyor. şehrin mimarisi, kırmızı renkli binaların yanı sıra, kendine has mutfağı ile de ziyaretçileri cezbediyor.
devamını gör...
kapalı çarşı'da saygı duruşunda yürüyen adamın dövülmesi
yanlış kardeşim, ramazanda oruç tutmuyor diye dayak yiyen adamdan ne farkı var ki şimdi bu adamın?
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.
bu günde sabah oldu ve inşallah bu günde akşam olacak.
keyifli olsun de mi?
çünkü
ne olursa olsun yaşamaya mecbursun
bulutsuzluk özlemi
bu gün canın çok sıkın
her şey sana zor geliyor
olabilir
bu gün aşkın bitmiş
o seni terk edip gitmiş
olabilir.
bu günde sabah oldu ve inşallah bu günde akşam olacak.
keyifli olsun de mi?
çünkü
ne olursa olsun yaşamaya mecbursun
bulutsuzluk özlemi
bu gün canın çok sıkın
her şey sana zor geliyor
olabilir
bu gün aşkın bitmiş
o seni terk edip gitmiş
olabilir.
devamını gör...
ebu euroclassic notturno
bbc radio 3 editörlüğünde klasik, romantik ve barok döneme ait klasik eserlerin yayınladığı gece kuşağı programıdır. ana yayıncı/dağıtıcısının avrupa yayın birliği (bkz: european broadcasting union) (ebu) olduğu programdaki eserler dünya'nın (çoğu zaman avrupa'nın) önde gelen bestecilerinin eserleridir ve dünya'nın önde gelen orkestraları tarafından çalınırlar. önceden planlanmış 2 saatlik 3 modül halinde toplam 6 saat olarak yayınlanan program ilk kez 1998 yılında avrupa'daki klasik müzik dinleyicileri ile buluşmuştur. günümüzde 11 ebu üyesi ülke ve bu ülkelerin kamu radyoları tarafından bbc ve ebu'nun ürettiği uluslararası frekanstan canlı yayınlanır. avrupa yayın birliği (ebu), radyolar arası bu alışverişe "euroradio live operations" adını vermektedir. yayıncı ülkeler bulgaristan (hristo botev, bnr), hırvatistan (hr3), yunanistan (ert webradio), macaristan (bartok radio, mtva), polonya (pr2), romanya (radio romana muzical, ror), slovenya (radio devin, rtv), isveç (p2, sveriges radio), türkiye (trt radyo3, trt) ve programın editörü birleşik krallık (radio 3, (gbkz: bbc))'tır. türkiye saati ile 01:00-07:00 saatleri arasında dinlenebilmektedir. ayrıca programda dinlediğiniz eserleri isim olarak bulabileceğiniz şöyle bir sitesi de mevcuttur.
devamını gör...
profil fotoğrafı kedi olan yazarlar
profil fotoğrafı kendi olan yazarlar diye okuduğum başlıktır.
bütün profil fotoğrafı kedi olan yazarlardan özür diliyorum.
hepiniz çok tatlısınız. (kedilere diyorum)
bütün profil fotoğrafı kedi olan yazarlardan özür diliyorum.
hepiniz çok tatlısınız. (kedilere diyorum)
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
zehra abla vardı bizim. üniversitede, 3. lisansını yapan biriydi. çok severdim, ablam yoktu, abla gibiydi.
üniversite 2. sınıfım o zamanlar. sessiz, ilaç kutusuyla dolaşan, uykusuz, her uykusuz insan gibi yorgun, her yorgun insan gibi de hayattan bezmişim. o gün de benim doğum günümdü. ders arasında kafamı sıraya koymuş uyuklarken amfiye biri girdi. sonra ayakucum yavaş yavaş aydınlandı.
o anı hiç unutmam. kafamı kaldırdığımda karanlıklar içerisinde bir yüz, o yüzün elinde minik bir pasta, üzerinde bir mum, "hancım iyi ki doğdun, iyi ki varsın!" diyip sırıtmakta. ne yapacağımı bilememiştim.
o gün doğum günümü sadece zehra abla kutlamıştı.
üniversite 2. sınıfım o zamanlar. sessiz, ilaç kutusuyla dolaşan, uykusuz, her uykusuz insan gibi yorgun, her yorgun insan gibi de hayattan bezmişim. o gün de benim doğum günümdü. ders arasında kafamı sıraya koymuş uyuklarken amfiye biri girdi. sonra ayakucum yavaş yavaş aydınlandı.
o anı hiç unutmam. kafamı kaldırdığımda karanlıklar içerisinde bir yüz, o yüzün elinde minik bir pasta, üzerinde bir mum, "hancım iyi ki doğdun, iyi ki varsın!" diyip sırıtmakta. ne yapacağımı bilememiştim.
o gün doğum günümü sadece zehra abla kutlamıştı.
devamını gör...
yay burcu kadını
(bkz: hi my i run)
deli dolu, aynı zamanda anaç ve oturaklı. adalet duygusu yüksek ne istediğini bilen ve istediği şeyi elde de edebilen... bağımsızlık timsali, sıkıya gelemeyen her ortama uyum sağlayabilen kadınlardır.
deli dolu, aynı zamanda anaç ve oturaklı. adalet duygusu yüksek ne istediğini bilen ve istediği şeyi elde de edebilen... bağımsızlık timsali, sıkıya gelemeyen her ortama uyum sağlayabilen kadınlardır.
devamını gör...
cinsiyetçi başlık açanlar uçurulsun kampanyası
kurallar sert olmalıdır yoksa burası da diğer sözlüklerden bir farkı kalmayacaktır...
(bkz: yeniyim)
(bkz: yeniyim)
devamını gör...
ilk yorum yapma hastalığı
yoruma 'ilk yorum' diye giriş yaparlar. bu büyük başarı bir adet bim poşeti hakediyor.
devamını gör...
sıfır
işine gelmediği zaman etliye sütlüye hiç karışmayan şerefsiz sayı.
adam olsa her işlemde dik durur elinden geleni yapardı, öbürleri it gibi koşsun bu dingil işine gelmedi mi "abi ben etkisiz elemanım, bacağım ağrıyor" diye kaytarsın.
yakacam olm seni!
(bkz: sabahın beşinde rakamlardan nefret edecek kadar manyak olmak)
adam olsa her işlemde dik durur elinden geleni yapardı, öbürleri it gibi koşsun bu dingil işine gelmedi mi "abi ben etkisiz elemanım, bacağım ağrıyor" diye kaytarsın.
yakacam olm seni!
(bkz: sabahın beşinde rakamlardan nefret edecek kadar manyak olmak)
devamını gör...
bedava olsa bile tercih edilmeyecek markalar
casper
general mobile.
general mobile.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
bana olmuş kan davalı
bunlar hep köylü adabı
terk et git buraları
aşamadıysan ortaçağı.
bunlar hep köylü adabı
terk et git buraları
aşamadıysan ortaçağı.
devamını gör...
eti browni intense
vakti zamanında yetmişbeş yaşındaki babamla hastanede muayene sırası beklerken kendisine aldığım kektir.
o yaşıma kadar babamın bir şeyi çok beğenip ikincisini istediği hiç bir şey görmemiştim. ikincisini istediğinde büyük bir keyifle bir tane de kendime almak için kantinin yolunu tutmuştum.
babamı sonsuzluğa uğurladığımdan beri yemeyi bırakın, raftaki haline bile bakamıyorum. insanı kedere sokan küçük detaylardan biri oldu benim için.
umarım günün birinde alışırım buna. barışırım yine kendisiyle...
o yaşıma kadar babamın bir şeyi çok beğenip ikincisini istediği hiç bir şey görmemiştim. ikincisini istediğinde büyük bir keyifle bir tane de kendime almak için kantinin yolunu tutmuştum.
babamı sonsuzluğa uğurladığımdan beri yemeyi bırakın, raftaki haline bile bakamıyorum. insanı kedere sokan küçük detaylardan biri oldu benim için.
umarım günün birinde alışırım buna. barışırım yine kendisiyle...
devamını gör...

