bu ikileme göre ne kadar iyi niyetli olursanız olun biriyle fazla yakınlaşır, fazla samimileşirseniz, istemeden de olsa o kişiyle çatışmaya ve birbirinize zarar vermeye başlarsınız. oysa ki asla geçmemeniz gereken bir çizgi vardır ve o çizgiyi geçmeniz ilişkinin hasar almasına ve temellerinde çatlaklar oluşmasına neden olur. bu durumu bir ilişkinin başında her şey güllük gülistanlık iken, sonradan tahammülsüzlüğün ve sert kavgaların baş göstermesinden anlayabilirsiniz.

bu nedenle kirpi ikilemi, insanların sadece aşk hayatlarında değil, tüm ilişkilerinde arada yeterli mesafe bırakmaları gerektiğini, konfor alanına saygı gösterilmesinin önemini savunur. bunun yanı sıra insanlarla aranızdaki mesafeyi çok açmanın da donmaya, yani yalnızlığa neden olacağını söyler.
devamını gör...

buz dansı; içinde 'buz' kelimesi geçen bir ifade nasıl olur da kalpleri eritir,sorusunun cevabını zamanla aldığınız bir spor dalıdır; hayır, daha doğrusu 'sporcuların icra ettiği bir sanattır' ki aslında tüm artistik buz pateni kategorileri bu tanıma uygundur,bunun sebebi ise buz pateninin 'buz üzerinde yapılan bale' olmasıdır.

buz dansı gibi artistik buz pateni yarışmalarında çiftlerin yarıştığı kategorilerde müzikle uyum,kostümlerin ve mimiklerinin parça ile ahengi gibi kriterlere ek olarak çiftlerin figürlerinin birbiriyle senkronizasyonu da çok önemlidir.çiftler burada diğer sporlar gibi salt takım arkadaşlığından daha öte bir kavrayışta ve sezgi gücünde bulunmalıdır.bunun anlamı şudur;sporcular diğer arkadaşlarının hareketlerini daha o harekete geçmeden tahmin edecek bir bağa sahip olurlar ki bu çiftler de aksi bir durum olmadığı sürece daima en yüksek puanları kazanan yarışmacılar olur.sonuçta bizlere yaşattıkları görsel şölen ve kan akışımızı hızlandıran bir 'sanat oluşturma süreci' meydana gelir.

buz dansını diğer dallardan ayıran temel nokta;axel,lutz,flip,toeloop vb atlayışların olmamasıdır ki bu tehlikeli hareketlerin yüreğine yük olduğu benim gibi insanların bu açıdan favori kategorisi olabilir buz dansı.

sıkı bir olimpiyat izleyicisi olmasanız dahi bir süre sonra figürlere gözünüz alışır ve hangi çiftin birinci olacağı hakkında tutarlı bir tahmine sahip olursunuz.tabii bu tahminler genelde zor olmaz çünkü yeni ortaya çıkan genç yeteneklerin* olmadığı durumlarda genelde hep aynı çiftler* kupayı kaldırmaktadır. fakat bahsettiğim yeteneklerin aynı yarışmada denk gelmesi durumunda birinciliğe alışan yarışmacının şöyle hatalar yapması da çok doğaldır elbette(1.25 sn'de):
ama pek hata değil gibi

sporcuların icra ettiği sanat demiştim değil mi? :


ekleme:yazdıklarımın bir kısmı kendi fikirlerimdir, kesinlik içeren ve geniş kabul gören bilgiler olmayadabilirler;aman dikkat.
devamını gör...

babamın lafıydı; ne yaparsan yap ama yüzünü yere düşürecek bir şey yapma.
devamını gör...

bazı yazarları tanımasam da tanıyorum hissi veren başlıktır.
devamını gör...

ece temelkuran kitabıdır.

bir televizyon programında masaya doğru eğilerek karşısındakinin gözlerinin içine bakarak hayalkırıklığı, başkasının adına duyulan bir utanç, şaşkınlığın cilaladığı bir öfke ve tüm güzelliğiyle şöyle demişti ece:

“ siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz.”

evet, sonuna soru işareti koymadım, fikir tartışmalarını imla ve noktalama hataları ya da anlatım bozuklukları üzerinden yürüten sanal insanlar rahatsız olabilir bundan ama ece bir soru sormadı aslında orda. ne yaptığını varın siz düşünün.

yukarıdaki paragraftan el alarak devam edeyim yazmaya. insanlar sanki tek derdimiz anlatım bozukluğu imiş, sanki başka bir bozukluk yokmuş dünyada, sanki her yer cioran’ın virgülleri ile doluymuş gibi dilbilgisel dertlerle hemhal olurken dünya hiç olmadığı kadar vahşi bir hale gelmekle meşgul. hem de bu işle o kadar meşgul ki içinde yaşayan insanların umutsuzluğunun farkına bile varmıyor.

bir üst paragrafta anlattıklarıma bakmayın siz. neyi nasıl anlattığımız önemlidir tabii ki. muktedirlerin dilini kullanmaya başlayan mazlum yenilmeye mahkumdur. tam da o durumdayız şu an. güçlü olanın kötü dediğine kötü demeye başladık ve bu bize sahte bir güvenlik hissi veriyor ama şimdilik. şimdilik çünkü gücü elinde bulunduranlar bir gün bize de kötü diyecekler. o zaman kendi kendine savaşmaya başlamamak için kendi kendine savaşmaya başlayacak insanlar kendi içlerinde.

bir zamanlar gazete okumak gibi bir alışkanlığım vardı. üç sözcüklü cümleleri alt alta yazıp köşe kapmaca oynayan yazarlar baş tacı edilince bıraktım bu alışkanlığı ama o günlerden bana kalan “ gelip benim deli köşemde duran” ece’dir. onun yazılarını okumak için alırdım gazeteyi. özlemişim ece’yi, hem de çok. sanki yıllar sonra buluşmuş gibi olduk bu kitapla.

dünya kötü, daha da kötü olacak. dibi gördükçe karanlık artıyor. karanlık arttıkça dip daha derinlere kaçıyor. düşmelere doyamadık. gözlerimiz karanlığa o kadar alıştı ki aydınlıktan korkar olduk.

ama bu da geçer...
devamını gör...

doğu karadeniz bölgesinde yer alan, plaka kodu 29 olan, 2016 yılında nüfusu 162.748 olan bir ilimizdir.

doğuda (bkz: bayburt), batıda (bkz: giresun), kuzeyde (bkz: trabzon) ve güneyde (bkz: erzincan) ile komşudur.
gezilecek bir çok yeri bulunur. karaca mağarası, tomara şelalesi, artabel gölleri, örümcek ormanları, imera manastırı, süleymaniye mahallesi (eski gümüşhane), limni gölü, kent müzesi, satala antik kenti, kov kalesi ve gümüşhane evleri bunlardan bazılarıdır.

yemek kültürü karadeniz yemek kültürü ile benzerdir. pestil - köme, kuşburnu ve ürünleri (marmelatı, çayı, meyve suları vb.) bilinir. halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. tarım alanlarının çoğu kelkit ilçesindedir (bkz: kelkit). kelkit kültür olarak erzincan'a daha yakındır.
coğrafyası büyük ölçüde dağlıktır . şehir merkezinden harşit çayı geçer (bkz: harşit çayı) bu akarsuyun debisi rafting için elverişlidir ayrıca diğer doğa sporları da yapılmaktadır.

2008 yılında açılmış bir üniversitesi de vardır. üniversite öğrencileri esnafın ana geçim daha doğrusu geçirme kaynağıdır. ulaşım sadece kara yolu ile sağlanır en yakın havalimanları trabzon ve erzincan havalimanlarıdır.
devamını gör...

sıfır, zero, нуль.
devamını gör...

isimlerini karıştırmayın.

gerisi kolay.
devamını gör...

ayrılırken genelde daha çok seven kırıcı olmuyor. bilâkis hem seven hem ezilen hem de terk edilen kendisi oluyor.
devamını gör...

yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren psikolojik bir rahatsızlıktır. bildiğiniz üzere insan sosyal bir varlıktır. günlük hayatta öyle ya da böyle birçok insanla diyalog kurmak zorunda kalır. sosyal anksiyete sahibi insanlar diğer insanların rahatlıkla yaptığı insanlarla yüzyüze konuşma, telefonla konuşma gibi aktiviteleri kolayca yapamazlar. özellikle tanımadıkları insanların yanında veya bir grup insanın yanında inanılmaz rahatsız hisseder o ortamdan uzaklaşmak isterler. kendi düşüncelerini dümdüz ifade etmekte güçlük çeker konuşmak zorundaysa kafasında planlayıp onlarca filtreden geçirirler. bazen bu zorunlu diyaloglarda yüzleri kızarır veya konuşamadan kilitlenirler. bu sebeple arkadaş veya sevgili bulmakta güçlük çekerler. insanlar tarafından sıklıkla yanlış anlaşılırlar. kibirli soğuk yahut ezik görülebilirler. bugün aldıgım bir geri dönüşe göre benimle ilk tanıştığında ofisteki sevgili arkadaşlar yaşam enerjisi bitmiş bunun depresyonda mı nedir şeklinde bir ilk izlenim edinmişler. bu durum beni ziyadesiyle üzdü maalesef. hele bir sene kadar ağır antidepresan kullanıp yan etkilerle boğuşurken konuşkan ve samimi olduğum süreçlerden geçip ilacı bıraktıgımda da nispeten ortalama bir insan ayarı tutturduğumu düşünüyorken. kendim istemesem bile günlük hayata adapte olmak için defalarca ortamlara girmiş ve insanlarla random konuşmuşumdur, çabalıyorum çünkü. ama olmuyor kardeşim işte bu kadar yapabiliyorum ben de. ki zaten yapı olarak sevgi dolu, insancıl biri değilim, sosyal anksiyeteyle buluşunca ortamın awkward silence yaratıcısı oluveriyorum bir anda. maske de takıyorum hep, surat ifadem de değil problem. ama insanlar nasıl oluyorsa anlıyorlar*. normal insanlar gibi yaşamak için hayatımın sonuna kadar ilaç mı kullanacağım veya 7/24 sarhoş mu gezecegim diye düşünüyorum bazen ister istemez*. zor hacı ne diyelim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gemlik/bursa
devamını gör...

yahya kemal beyatlı, nazım hikmet'in hocası. nazim'ın annesiyle bir süre sonra aşk yaşamaya başlıyorlar. nazım hikmet bunu farkedince derse gelen hocasının cebine bir not bırakıyor. "hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz!"
devamını gör...

bir iki ay önce biri “daha fazla konuşamayız şartlardan dolayı” tarzı bi mesaj atmıştı ve ilk defa mesaj atışıydı bu. yani daha önce hiç konuşmamışken daha fazla nası konuşamayacağımızı sormuştum kendisine ama işte açıklayamamıştı da doğal olarak. ilginçti gerçekten ya.*
devamını gör...

twitter.com/bpthaber/status...
bu adam chp’li mi yoksa, hdp’li mi? amedspor’lu oyuncu jiletle saldırmadı mı? taraftarları istiklal marşını yuhlamadı mı? bu adam daha neyini savunuyor? cidden oy kaybedelim diye yapıyorlar. atam olsaydı ilk başta bunları sallandırırdı.
devamını gör...

özgün adı le fabuleux destin d'amélie poulain olan ve ülkemizde amelie ismiyle vizyona giren bir jean-pierre jeunet filmi, bir feel-good movie. başrolünde audrey tautou oynamaktadır. tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük ilgi görmüştür.
devamını gör...

yıldız tilbe’nin söylediği sözdür.kendisine katılıyorum
devamını gör...

sesi anne karnındaki seslere benzemesinden sebep çocukların uyurken sesini dinlemeyi sevdikleri, ev süpürmeye yarayan elektronik alet. toz torbalıları vardı eskiden şimdi toz torbasız ve su hazneli olanları var ama bana göre en sağlıklıları temizlik robotu şeklinde olan daha fonksiyonelleri. oldum olası sesi ben eğrelti etmiştir. vın vın vınnn... neyseki artık az ses çıkartanları veya sessiz olanları var.
devamını gör...

ismi, kral mausolos'un adından türetilmiştir. bu isim türkçe'de mozole olarak kullanılıyor. mausolos için yaptırılan anıt mezardan sonra yapılan tüm anıtlara da mozole denmiş.
devamını gör...

çok hoş sohbeti olan, tanımlarıyla da içimizi ısıtan değerli bir yazar.
devamını gör...

sıkça rastlanan eylem.

benim umurumda değil bir insan bana kadın mı demiş, bayan mı demiş... hepsinin kullanılabileceği yer var, kullanılamayacağı yer var. karı diye hitap eden orman kaçkınları var yahu ülkede! bayan onun yanında solda sıfır kalıyor.

beni de linçleyebilirsiniz hiç dert değil ama maalesef her zamanki gibi ülkece yanlış yeriyle uğraşıyoruz işin. değişmesi gereken şey kelimelerden önce zihniyetler. her gün kadın öldürülen ülkede herkes kadına kadın dese ne olur, demese ne?.. siz sanıyorsunuz ki bayan kelimesini bıraktıkları zaman zihniyetleri de değişecek. çok ama çok yanılıyorsunuz ne yazık ki. keşke bu kadar kolay olsaydı bu iş, o zaman hepinizden önce ben savunurdum bu muhabbeti. koskoca bir eğitim, gelenek görenek problemini öyle bir kelimeyi zorla söyleterek değiştiremeyiz. sorun çok daha derin.

bu biraz şeye benziyor; hani "beni bilmem kimle aldatıyormuşsun." dediğiniz kişinin, esas problemi kenara bırakıp "kimden öğrendin?" ya da "sen benim telefonumu mu karıştırdın?" diye sormasına...

neyse, ne desek bir şey değişmeyecek belli ki. bu ülke ne zaman ki şekilleri, etiketleri bırakıp öz ile ilgilenir, o zaman belki bir şeyler değişir. şimdilik ufukta bir değişim görünmüyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim