"...
bi' de "seviyo'm" dedi
"sana yanıyo'm" dedi
"inan ölüyo'm" dedi vah, vah, vah
iş verip tüydü ortada koydu
aşkıma kıydı vah, vah, vah... "

ankaralı yasin'in şarkısıdır. hareketli ve eşlik etmesi güzel bir şarkıdır.
devamını gör...

peeehh kaç gün ceza almış yazar? yani tamam sivri dilli, bazen de iplemiyor falan ama... sözlüğün en güzel yazanlarından.
devamını gör...

bu sözlüğü keşfetmemi sağlayan youtuber. birçok fikrinde kendimi buluyorum, çok sempatik. kitap incelemleri (bkz: huzur sokağı) bayılıyorum. ayrıca ses tonundan kaynaklı sanırım ne zaman dinlesem uykum geliyor, ninni gibi.
devamını gör...

net bir cevabı olmayan sorudur.

her insanın teni farklı özelliklerde olduğu için her insanın en iyi parfümü farklıdır.
devamını gör...

yazıkmış, kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların. her şeye hazırım diyorum sana.. herkesin inandığı bir şey vardır bu *** hayatında. benimkisi de sensin. napayim....
-kader
devamını gör...

ilk ananas yediğimde dünya başıma yıkılmıştı. yok ananas şöyle güzel yok ananas böyle manyak. enginarın meyve olanı anasını satim.
devamını gör...

bir ocean vuongkitabıdır.

kendimizi, acılarımızı, sevinçlerimizi, aşklarımızı, nefretlerimizi, intikamlarımızı ve dünya üzerinde varlığımızı o kadar önemsiyoruz ki evrenin sonsuz bir zaman içinde devinip durduğunu fark etmekten aciziz.

başlangıcı bilinmeyen sonu görünmeyen bitimsiz bir zamanın içinde zavallı insan hayatının bir hükmü yoktur. insanın kendine uzun gelen ömrü aslında evren için bir andır. ve biz her ne yaparsak yapalım, ne kadar muhteşem olursak olalım bu sadece bir an sürecek bir eylemdir.

vietnam savaşı dünya çok şey anlattı ama bu çok şey arasında vietnam’dan amerika’ya gelen vietnamlıların hikayesi çok az yer tuttu. bu kitap da o çok az yerin bir kısmını kaplayan muhteşem bir kitap.

kitabın yazarı tanımadığı insanlar arasında bir yol bulmaya çalışan bir erkek. annesi, anneannesi, amerikalı olan dedesi, hapisteki babası ve aşık olduğu genç adam çerçevesinde amerika’da tutunmaya çalışıyor.

bu hayatta kalma hikayesini annesine yazdığı bir mektup aracılığıyla bize de aktarıyor. farklı olmak zordur. amerika’da renginiz, etnik kökeniniz ve cinsel eğiliminiz yüzünden dışlanmanız o kadar sıradan bir olay ki. ya bu özelliklerin üçü de amerikalıların abdestini kaçıracak türdense?

yazar hepsini anlatıyor annesine uzun uzun. birlikte yaşadıkları her şeyi de, annesinden gizli yaşadığı her şeyi de. bu bir iç çöküş, bir hesaplaşma, bir yüzleşme. ancak annesi okuma yazma bilmediği için bu muhasebenin muhatabı kim?
devamını gör...

sanıldığının aksine bir lütuf değil, vazifedir. bir insanı olduğu gibi kabul etmeyip bir kalıba sokmaya çalışmak hatanın en büyüğüdür
devamını gör...

3. ayımın dolmasıyla* maçın zor geçeceğini bilmiyordum özür dilerim mahlasını alarak gerçekleştirmeyi düşündüğüm eylem.*

şimdi fark ettim de, honki ponki çok sıkıcı da fena olmayabilir.*
devamını gör...

şöyle yapan kız böyle yapan kız diye kafayı yemiş yazar. bu kadar rahatsızsan ağlayarak günlüğüne yaz. burada senin saçmalıklarını görmek zorunda değil kimse.
senden hiç hoşlanmadım.
devamını gör...

montaigne kim? ama iyi demiş.
devamını gör...

yine her zamanki gibi biraz bilimsel, biraz lay lay lom takılmak istiyorsanız, bu akşam 20:00'de agora meyhanesi'ne bekliyoruz hepinizi.

günün konusunun anlam ve önemine istinaden;
devamını gör...

müthiş kolaylık sağlayan, gözlük çilesine son veren,
bir tane bile göz doktorunun olmamasına şaştığım,
üç beş vakte kadar yaptırmayı düşündüğüm ameliyat.
devamını gör...

bu adam çile çekse izlerim dedirten tarantino filmlerinden biri. uma thurman, darly hannah ve david carradine rollerinde adeta yükselmiştir. tarantino'nun kill bill'den 9 sene önce çektiği pulp fiction filminin bir sahnesinde kill bill hakkında ufak göndermeler olması gibi hoş bir detaydan da söz etmek isterim.

--- alıntı ---

"those of you lucky enough to still have their lives, take them with you! however, leave the limbs you’ve lost! they belong to me, now!"

--- alıntı ---
devamını gör...

haber buram buram yandaşlık ve yağ kokuyor. ilk satırını okurken insan sinirlenmek ve tiksinmek arasında gidip geliyor. haberde geçen bir metin aynen şöyle: "bu ödeme karşılıksız yapılıyor. kadınlara yönelik devlet yardım eli uzatılıyor." vallahi pes.

görende kadınlara 2500 tl ödeme yapılıyor, kadınlar kimseye muhtaç olmadan, ay sonunu getiriyor sanır.

iktidarda chp olsa idi, metin şöyle olurdu: "halka reva görülen para 650 tl. cehape zihniyeti refah içinde yüzerken, muhtaç kadınları sefalet içinde bırakıyor"
devamını gör...

nihan kaya’nın 2018 yılında çıkardığı, aile üzerinden tüm kutsal değerleri sorguladığı kitabıdır.

geçen sene pandemiye ara verilen haziran ayında aldım bu kitabı. son on yılda oluşturduğum doğrularımın bir kısmının altını çizdi, bir kısmını güncelledi bu kitap.

nihan kaya ülkemizde ve dünyada trend olan iyi aile olma iyi aile olmayı, içine mecburi eğitimi de alacak kadar kapsamlı sorguluyor.

mecburi eğitimin sanayi devrimi icadı olduğundan bahsediyor. bizlerin yerlere göklere sığdıramadığımız mecburi eğitim, sanayi devrimi sonrası ağır şartlarda çalışmak istemeyen, hiç bir cezadan korkmayan işçilerin, itaatkar kılınması için aristokratların ürettiği bir projedir. en alıcı zamanlarında, çocuklara öğretmen ve idareciler tarafından dayatılan, otoriteye itaatin yüklendiği kurumlardır okullar.

ne kadar manidar. o zaman sadece karnını doyurmak, başına bir çatı kondurmak için çalışan işçiler, şu zamanda kapitalizmin onlara pazarladığı tüketim endeksli yaşamdan eksik kalmamak için gece gündüz çalışıyor.

çalışmak değil sıkıntılı olan, sıkıntılı olan harcayarak var olmak için çalışmak merakı.

nihan kaya tüm otoriteler karşı duran bir yazar. haliyle dine de karşı duruyor. kurban üzerinden tanrıyı sorguluyor. tanrının bu isteği ona çok mantıklı gelmiyor.

din dışındaki tüm fikirleri bana da çok yakın geldiği için, bir tek ayrılık beni kitaptan uzaklaştırmadı.

nihan kaya’nın, sorunları çözmek yerine kabul etmeliyiz minvalinde bir yaklaşımı var. sorunlar genelde kabul edildiğinde, kendiliğinden çözülebilir. müdahalenin sanıldığı gibi iyi bir şey olmadığından dem vuruyor. içinde potansiyel barındıran çocuklara müdahale ederek onları sadece istediğimiz gibi yaparak sadece kendimizi rahatlattığımızı, bunun bencilce bir şey olduğunu, bu yüzden çocuklarımızı bir ömür mutsuz insanlara dönüştürdüğümüzü yazıyor.

tam da lgs sınavına günü için bir kitap aslında.

çocuğundan bir şey öğrenmeye açık olmayan çocuğuyla ilişkisinde karşılıklı bir rıza ve etkileşimle değişmeyen hiç bir anne baba, iyi anne baba olamaz. dışarıdan ne kadar müşfik sevecen, anlayışlı görünürlerse görünsünler.
hatta ne kadar iyi anne baba olduğunuzun en önemli göstergesi, çocuğunuza ne kadar çok şey öğretebildiğiniz değil
çocuğunuzdan ne kadar çok şey öğrenebildiğinizdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

'anabilim dalı'nın güzel sanatlar fakülte ve enstitülerindeki karşılığıdır. ilk duyduğunda insan biraz şaşırıyor ama sonradan düşününce çok mantıklı olduğunu da anlıyor. sanatı ve bilimi birbirinden ayrı tutmak gereklidir çünkü.
devamını gör...

elin dursa parmakların durmuyor iko, parmaklarını ısıt da birgün böyle kalma.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

12 farklı alanda uzman olmamın istenmesi ve 5 kuruş para alamamam bir de üstüne para vermem.

yks öğrencisi.

tanım : mesleğimizin en zor yanını paylaştığımız başlık.
devamını gör...

macar sineması tarihinin en usta yönetmenlerinden olan bela tarr üstadın andrey tarkovski biçiminde kendisine has bir üslüpla çektiği 2000 yılına ait şaheser. laszlo krasznahorkai‘nin ”the melancholy of resistance” kitabından ustaca senaryolaştırdığı ve bohem bir havada siyah beyaz olarak çektiği filmde öylesine sessiz ama bir o kadar da vurucu açılış yapar ve bu sizi daha filmin ilk dakikalarında içine çeker. valuska'nın barda anlattığı hikayeler anlatım biçimi kişilere biçtiği roller hiç bitmesin istersiniz. çünkü aslında bitmesini istemediğimiz umuttur yönetmen bunu senaryoda o kadar güzel yedirmiştir ki izlerken bir gotik masalın içerisinde bulursunuz kendinizi ve o bar hiç kapanmasın istersiniz. filmin ikinci yarısında valuska'nın yaşamında gördüklerine giriş yaparız aç gözlü insanları, savaşın yıkımlarını, açlığı, yağmayı, aşkı ve terkedilmeyi . hele hastane sahnesi son sahne umudun valuska'nın çıplak bedeninde sokaklarda yeşerdiği o son sahneyi anlatmak için kelimeler kiyafyetsiz kalır. bilmeden tanımadan saygı duyulan güya yüksek rütbeliler olmayan sirk hep bir umut dolu olan valuska.


werckmeister harmoniak için tanımsız konusuz konunun kişinin kendisi olduğu bir film diyebiliriz. varoluşun ne olduğu ve insanın bu varoluştaki yerinin bilinmediği ve düşünülmediği kara olmasına rağmen bembeyaz bir film, izleyen herkesin her izlediğinde kendinden başka başka şeyler bulabileceği farklı unsurlara şahit olacağı her sahnesini tekrar tekrar yorumlayacağı bir film.

yönetmenin ustalık işi olan bu film macar sineması sevenler için mükemmel bir deneyim olacaktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim