tahammül seviyesinin düşmesidir. uff kimlerle muhatap oluyoruz ulan kısmına geldiğiniz an bitmişsinizdir. başka bir çevreye gitme vakti gelmiştir.
devamını gör...

ya ne saçma bu tarz düşünceler anlayamıyorum.bana çok mantıksız geliyor.bırakalım bu beden algılarını.insanlar sırf bu algılar yüzünden kendilerinden nefret ediyor.
devamını gör...

“beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. tedirgin etme beni. bu sefer geride bir şey bırakmadım. tasımı tarağımı topladım geldim. neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. beni uyandır.”
― oğuz atay, tutunamayanlar

başka da bişey demeye gerek yok gibi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kabahati özründen büyük açıklama. katilin gözünde eskortun insan olmadığı ve öldürülmesinin normal olduğunu ortaya koyuyor. işin acı yanı herkes oturup gerçekten sevgilisi mi yoksa eskort mu onu tartışıyor.
ister eskort olsun, ister sevgili, ister metres, ister karısı olsun farketmez. insan insandır ve cinayet ise cinayet. bunun aması yoktur. hatta şantajcı bile olsa farketmez. şantaj yapılıyorsa kalkar polise giderseniz. şantaj yapılıyorsa ya yasal olmayan bir şey yapıyorsunuz ya da ahlaki olmayan bir şey ve bununla yüzleşmek, şantaja uğradığınız konu hakkında sorumluluk almak yerine öldürüyorsunuz.
cinayetin bahanesi olmaz, cinayetin derecesi insanın yaptığı işe, cinsiyetine ya da sosyal statüsüne göre değişmez. en azından değişmemeli.
devamını gör...


ne zaman bize derler:
yaşamakta bir artış var,

demek istemezler kadınların
genişledi bedenleri.

demek istemezler boyu uzun
ağaçların bulutlardan.

yolculuk edilebilir
demek istemezler
birazcık bir çiçekte.

sevişenler her gün sabahtan
akşama dek sarmaş dolaş
demek istemezler.

demek isterler ki düpedüz
zorlaşmada gittikçe
insanca yaşamak.
devamını gör...

nasıl yani?kim aldatmış, askere giden kim?
devamını gör...

oldum olası saçma bulduğum yalancı-bilim. astrolojiye inanıp hayatında önemli yer veren insanlarda anlamadığım bir şekilde inatçılık gördüm. "hayır balıkla kova anlaşamaz, çünkü merkür'ün jüpiter'e retrosu güneşe göre terste kalıyo..." pffts. çok gerginmişim, bunun sebebi hep yükselenimmiş.

yahu ne alakası var? hepimiz belli bir günde doğmuş sıradan insanlarız, niye her harekete kozmolojik bir anlam yüklemeye çalışıyor insan anlamıyorum. şunu hiç gördünüz mü bilmiyorum ama "starstuff" olmak için bu kadar kasmaya gerek yoktu yani.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ne yıldızlar bizim ne yaptığımızla ilgileniyor, ne gezegenler kindred'ın seçimlerini etkilemek için sıralanıyor, ne de bütün bu astronomik olayların benim yaşantımla bir ilgisi var...

astroloji bana göre saçma ve dayanaksız bir şey, bunu her yerde söylüyorum, bir kez de burada söyleyeyim. insanlarda gördüğüm inatçılık da tam olarak böyle olmasa da şöyle bir şey: "ben çok agresif bir karakterim çünkü ejderha burcuyum", "reglim 2 gün erken başladı çünkü merkür retrosu", "dolunay kedi burcunda, bu hafta algıların açılacak şansın yaver gidecek", "çok rasyonel yaklaşıyosun ama bence şans vermelisin, sen balık burcusun"*. elimden geldiğince kibar olmaya çalışıp böyle şeylere ilgi duymadığımı söylüyorum insanlara fakat ya kutsalına küfretmişim gibi tepki görüyorum, ya da ısrar üstüne ısrar.

buna benzer başka şeyler daha var ama onlar hakkında konuşunca öldürüyorlar bu ülkede. henüz ülke olarak hazır değiliz sanırım.
devamını gör...

genelde spora yeni başlayan insanlarda oluşan durumdur.

tatlı bir ağrıdır.

bende genellikle çok fazla mekik çektiğim zamanlarda oluşur.
devamını gör...

ajitasyon temelli propagandalarla sistemin nasıl çalıştığını anlamayan insanları etkileyerek ayakta kalmayı ancak başarabilen ideoloji. insanın doğasını ve ekonomik sistemin nasıl çalıştığını tam olarak anlayan birinin bunu desteklemesi mümkün değildir. ancak hayalini kurabilir.

neyse ben burada nispeten az bilinen bir komünizm eleştirisini yazmak istiyorum. bu da komünizmin demokrasiyle olan doğal uyumsuzluğudur.
insanlık tarihi boyunca demokrasinin atina, ceneviz, novgorod gibi hep tüccar şehirlerinin yönetim şekli olduğu görülmektedir. bu eğilimin sebebinin insanların özel mülküne el koyabilecek güçte bir monarşinin çıkmasını engellemek olduğu sanılmaktadır. eğer daron acemoğlu'nun ulusların çöküşü kitabında sömürgecilik dönemi ispanya'sının sahip olduğu zenginliği kaybedişini anlattığı bölümü de okursak konu daha net anlaşılmış olur.
kısaca şöyle;
hollandalı zengin bir baba, iki oğlundan birini ispanya'ya diğerini abd'ye yatırım yapmaları maksadıyla gönderir. ancak ispanya'ya gönderdiği oğlunun mallarına kıytırık bir sebepten ötürü ispanya kralı el koyar ve çocuğu da hapse attırır. baba da abd'ye gönderdiği, zenginliğine zenginlik katmakta olan oğlundan aldığı parayla ispanya'da ki oğlunu kurtarır ve bütün ailesi ve servetiyle birlikte abd'ye taşınır.

bu hikaye özel mülk-demokrasi ilişkisini ne güzel anlatıyor değil mi?

buna ek olarak birde bir akıl yürütmesi yapalım. diyelim komünist bir ülkede yaşıyorsunuz. eğer devletin başındaki klik diktatörleşmeye başlarsa buna karşı nasıl direnirsiniz? düşünün; karşı propaganda yapmada kullanabileceğiniz bütün matbaalar, bütün televizyon ve radyo kanalları, bütün internet sunucuları, eylemlere insan taşımda kullanacağınız bütün otobüsler vs. her şey zaten devletin, dolayısıyla diktatörleşen kliğin kontrolünde. bu saydıklarımın hiçbirini direnmede kullanmanıza izin vermeyecekleri aşikar. işte bu da bize komünist ülkelerin niçin çok kısa bir sürede kanlı diktatörlüklere dönüştüğünü çok güzel bir şekilde gösteriyor. komünist bir ülkenin demokratik kalabilmesi neredeyse bir mucize gibi.

bütün bunlara bakarak özel mülkün olmadığı yerde demokrasinin de olmayacağını söyleyebiliriz; komünizmin demokrasiyle doğal bir uyumsuzluğunun olduğunu da.

edit: özel mülk bir "güç" türüdür. eğer özel mülkünüzü kaybettiyseniz gücünüzü de kaybetmişsinizdir. komünist ülkelerin insanları "eşit" değil zayıftır.
devamını gör...

polnalyubvi*'nin nahif sesiyle seslendirdiği çok güzel bir rusça şarkı. her bir cümlesinin altını çizmek ve duvarıma asmak istiyorum. dinlemenizi ve anlamanızı tavsiye ederim. *

çeviri eşliğinde dinlemek isteyenler için:

sözleri:

как же так получается,
земля все же кончается
тот, кого ты нежно любил
сейчас от тебя отрекается

окутанный пледом тепла, что сгорает
вонзаясь, как тысячи гроз
своими глазами я сделаю море
чтоб ветер нас вместе унёс

я не чувствую больше ничего,
я никак и ничто

сердце отнимут затопчут и выкинут
и ты снова падаешь в жизнь
где люди не слышат, где люди не видят
где люди не умеют любить
и в комнате пыльной до пепла сгорает
ещё один бессмысленный день
все серое стало совсем безымянным
в безмолвном дыхании стен

я не чувствую больше ничего, я никак и ничто

как же так получается,
земля все же кончается
тот, кого ты нежно любил
сейчас от тебя отрекается


devamını gör...

örneğin: azerbaycan türkçesi ya da nogayca şive kapsamındadır. karadeniz’de bir laz’ın konuştuğu bozuk türkçe ise “ağız” mefhumu kapsamında değerlendirilir.
devamını gör...

telomer çift sarmal dna'nın uçlarında bulunan herhangi bir gen kodlamayan, özelleşmiş kromatin parçasıdır. bu yapı dna'nın parçalanmasını önler. telomeri, ayakkabı bağlarının ucunda bulunan plastik parçalara benzetebiliriz. vücudumuz genç kalabilmek için ve kendini yenilemek için hücre bölünmesine girer. ve hücre her bölünmeye girdiğinde telomerler sürekli kısalır. birçok çevresel etkende telomerlerin kısalmasına neden olur. stres, sigara, kötü beslenme gibi. anne rahmindeyken telomer uzunluğu 15.000 baz çiftiyken doğuma kadar embriyo o kadar hızlı hücre bölünmeleri geçirir ki bebek doğduğunda 10.000 baz çiftine kadar kısalır telomerler. genellikle yaşlandığımızda telomer uzunlukları 4.000-5.000 baz çifti uzunluğu kalır. ve bu hücreler işlev yapamaz duruma gelirler.
dolly doğduğunda telomerleri kısaydı – hücresel olarak yaşlı doğmuştu.
devamını gör...

keşke sözlüğe kayıt aşamasında iki elimizi de kullanmamız gereken bir test olsa. zira son zamanlarda bir eli şeyinde çok fazla tip doluşmaya başladı.
devamını gör...

her zaman söylerim ve egoist olarak karşılanırım ama benim mottom, benim aforizmam, benim sözüm, benim sloganım:
"sanatını konuştur ya da beni taklit et."
devamını gör...

ekşide olsun, twitterda olsun, burada dahil olsun bu söze ifrit olan tipler çok fazla ama ne hikmetse bu ülkenin yemeğini yer ve suyunu içer. demişmiydim ( büyük harfler ile : ne mutlu türküm diyene ) .
devamını gör...

aranılan kişinin telefonu kapalıysa, anons hemen devreye girer.
eğer, kapalı değil çekmiyorsa bu anons 3-4 saniye sonra devreye girer.
devamını gör...

öncelikle merhaba, size komşunun tuhaf davranışlarından ziyade komşumla yaşadığım turşu ödüllü tuhaf bir olayı anlatmak istiyorum.
bundan üç yıl önce olması lazım, bir gün evde otururken kapıda bir kıpırdanma duydum ve sese çıktım. iri yarıca, gençten bir çocuk(ikimiz de öğrenciyiz o zamanlar) elinde eski bir kartla kapı açmaya çalışıyor. biraz seyrettim, baktım açamıyor yardımcı olayım ben açarım dedim, açtım da. keşke o an bunu başaramamış, tüm havamı söndürmüş olsaydım ama bilemezdim ki, nereden bileyim.
kapıyı açtık, sevimli sevimli teşekkür etti, rahatsız ettim kusura bakma dedi ve evine girdi. bu arada bu yaşananlar çalıştığım için hep akşam dokuz on saatlerinde yaşanıyor.
ertesi gün yine geldi, yine açtık kapıyı. ertesi gündü, bir gündü iki gündü derken iki haftayı aştı olay, rahatsız oluyorum ama kapıyı açtığımız kart bende duracak kadar da her iki taraf için benimsenen bir durum var ortada. alışınca da bi rahatlık aldı bizimkini. önceleri kız arkadaşını görmüyordum artık üç güne bir ikisini de karşımda görmeye başladım. biri kapımı çalıyor, diğeri ricada bulunuyor sonra onlar bir köşede kapıyı açmamı bekleyip ben eve girene kadar da sevimlilik yapıyordu. ( teşekkür ederiz, kusura bakma seni de rahatsız ediyoruz hep böyle, bir ihtiyacın olursa sakın çekinme sen de bize söyle. asabileşen gönlümü alma taktikleri)
bu arada bunu söylemeden geçemem artık bende de nasıl bir psikolojik rahatsızlık başladıysa "ya bu kez açamazsam" düşüncelerine kapılıp kendime yükleniyordum. her neyse... birkaç kez daha oflaya puflaya da olsa açtım kapıyı.( yok anlamıyor bir türlü ona ofladığımı, canını sıkıyorlar heralde cafede diyor. oğuz atay kadar anlaşılmamak nedir hissediyorum, ben de anlamıyor ne de olsa diye konuşmadan işimi yapıyorum)
bu sessizliğin beni "ben bu düzeni bozarım" evresine getirdiğinin farkında değil, anlamak da istemiyor olabilir bilmiyorum. tek bildiğim şey; artık rahat bir nefes almak istediğim.
bu karar kaçıncı güne tekabül ediyor pek bir önemi yok ama kırılma anı bu günden itibaren başlıyor. bir gün iş yerinde tüm mesaim boyunca "eve gideceksin ve o kapıyı mahalle yansa açmayacaksın sonra da hiç olmadığın kadar özgürsün" diyerek uzun zamandır arkasında durmadığım kendimin ellerinden tutmaya karar verdim. eve gidince en sevdiğim pijamalarımı giyip kapıyı açmayacağım anı beklemeye başladım. baş belası beni çok bekletmeden geldi, ufak ufak zile dokunuyor, aradaki ses boşluğunda ise evde miyim diye yokluyor. o zili çaldıkça ben en rahat olmam gereken kendi evimde kedi yürüyüşü yapıyorum. ağrıma gidiyor bu çaresiz halim. yine kendime kızıyorum "sen kendin başına bela ettin, şimdi kurtul!" neyse ben kendimle hesaplaşırken vazgeçip gitti sonunda. oh dedim oh, ya yeni bir kurban bulacak kendine ya da çilingire gidiyor. o kadar özgür o kadar çok huzurluydum ki gittiğinde, beni etkileyen ne varsa onlardan uzak durabilmenin değerini öpüp başıma koydum. tabi mutlu anlar çabuk biter benim için. aradan 20-25 dk ancak geçti, hem ev hem de iş arkadaşım olan melike'den bir mesaj geldi. "aşkım senin şu manyak var ya kapısını açtırıp duran seni sordu. evdedir çıkalı çok oldu dedim." şaşkın şaşkın ne kadar baktım mesaja bilmiyorum ama hemen üstünkörü bir plan yapıp işe koyuldum. bu aptal dostluğun nişanı olan kartla ufak bir not kıstırdım kapısına. "kusura bakma ama kabak tadı vermeye başladı bu yaptığın. kendine yeni bir uşak bul ya da çilingire gidebilirsin ama benim kapıma gelme bir daha"
hemen içeri girip pusuya yattım, sessizce yarım saat kadar bekledim. arkadaşıyla gelip kapıyı açtılar tabi notla kartı da aldılar eminim bundan.
aradan iki gün geçti ses seda çıkmadı hiç, kapı sesi de duymadım üçüncü gün kapımı çaldı açmadım. gece melike işten dönünce elinde orta boylarda bir kavanoza kurulmuş acı biber turşusuyla geldi. (yalnız turşu, biberine sarımsağına kullanılan sirkeye kadar organik. memleketten kapıp getirdiği, anne eli değdiği o kadar belli ki kavanozu bile evde yöresel rüzgarlar estirmeye yetiyor)

"kusura bakmasın ev arkadaşım memlekete giderken benim anahtarı da götürmüş dün gece geldi, artık anahtarım var sıkıntı yapmasın yani, turşuyu da şimdi getirebildim, kabul etsin rahatsız ettik o kadar" diye de tembihlemiş melike'yi. melike gülmekten yerde kıvranıyor ben iki gün daha bekleseydin bu kadar kendini hırpalamayacaktın diye hem gülüp hem yine kendime kızıyorum. aslında hala hatırladıkça gülüyorum kimdin, biz neydik... bu tuhaf komşum buralardaysa onu affettiğimi söylemek istiyorum.
devamını gör...

vacilando, yolculuk yapmayı seven ve ayrıca yolculuk ile bir yere varmaktan daha çok yolculuk yapmanın kendisinin değerli olduğunu düşünen kişilere denir. amaç bir yere varmak değil sadece yolculuğu yaşamak olarak görülür. yol izlemenin verdiği dinginliği tecrübe etmiş kişilerdir.
devamını gör...

şahsen kapanmayan gönül yaraları ile .
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim