islam
ekseriyetle gavur diye nitelendirilen ülkelerin islam ülkelerinden daha fazla islama yakın ve müreffeh olması gibi bir tezatlık vardır. kul hakkı, adalet, eğitim, sosyal devler vs.
devamını gör...
satırla saldırıya uğrayan kadını izleyen insan müsveddeleri
videoyu izlerken aklıma kadir şeker geldi.
kadını kurtarmak istedi, üstün türk hukuku çocuğun anasını belledi.
şimdi ortada bir duyarsızlık varsa bu biraz da hukuk sisteminin suçu değil mi.?
insan müsveddeleri suçlu da, hukuk müsveddeleri çok mu masum.
kadını kurtarmak istedi, üstün türk hukuku çocuğun anasını belledi.
şimdi ortada bir duyarsızlık varsa bu biraz da hukuk sisteminin suçu değil mi.?
insan müsveddeleri suçlu da, hukuk müsveddeleri çok mu masum.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem, eksiksiz ölürdüm..
attila ilhan -pia
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem, eksiksiz ölürdüm..
attila ilhan -pia
devamını gör...
hiçbir yere ait olamamak
insanların yanlış tutumları, ön yargıları ve umursamaz halleri nedeniyle kişi üzerinde oluşan histir.
günümüzde bir çok insanın yaşadığı, yaşamak zorunda bırakıldığı bir histir maalesef.
günümüzde bir çok insanın yaşadığı, yaşamak zorunda bırakıldığı bir histir maalesef.
devamını gör...
12 ocak 2021 rte'den sosyal medya değerlendirmesi
--- alıntı ---
dünya çapında 2,5 milyar kullanıcıya sahip olan whatsapp kişisel verilerin birçok şirketle paylaşımına olanak tanıyan yeni sözleşmesini duyurdu. 8 şubat'ta hayata geçecek olan whatsapp sözleşmesini kabul etmeyenler uygulamayı kullanamayacak.bu kararın ardından milyonlarca kullanıcının whatsapp kullanmaktan vazgeçip başka mesajlaşma uygulamalarına yönelirken, rekabet kurumu da whatsapp ve facebook hakkında soruşturma başlattı.
şirketin aldığı karar türkiye'de en önemli gündem maddelerinden biri olarak öne çıkarken, ak parti myk'da cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan'ın yapmış olduğu değerlendirme dikkat çekti.
--- alıntı ---

buradan
dünya çapında 2,5 milyar kullanıcıya sahip olan whatsapp kişisel verilerin birçok şirketle paylaşımına olanak tanıyan yeni sözleşmesini duyurdu. 8 şubat'ta hayata geçecek olan whatsapp sözleşmesini kabul etmeyenler uygulamayı kullanamayacak.bu kararın ardından milyonlarca kullanıcının whatsapp kullanmaktan vazgeçip başka mesajlaşma uygulamalarına yönelirken, rekabet kurumu da whatsapp ve facebook hakkında soruşturma başlattı.
şirketin aldığı karar türkiye'de en önemli gündem maddelerinden biri olarak öne çıkarken, ak parti myk'da cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan'ın yapmış olduğu değerlendirme dikkat çekti.
--- alıntı ---

buradan
devamını gör...
aile hayatı sorunsuz olan insan
muhtemelen başkalarının hayatına zarar vermeyecek olan insandır aynı zamanda.
ne istediğini bilerek yaşar, etrafında ki insanları saçma sapan şeylere zorlamaz.
başka insaları kendine örnek alır, ama bazı tipler gibi kıskanıp saldırmaz.
kısaca kendine özgü ve iyi bir insan olur genelde bu insanlar.
ne istediğini bilerek yaşar, etrafında ki insanları saçma sapan şeylere zorlamaz.
başka insaları kendine örnek alır, ama bazı tipler gibi kıskanıp saldırmaz.
kısaca kendine özgü ve iyi bir insan olur genelde bu insanlar.
devamını gör...
antarktika'da doğan ilk insan
antarktika kıtasında arjantin'e ait olan esperanza istasyonunda doğan ilk belgelenmiş kişi 7 ocak 1978 doğumlu arjantinli (bkz: emilio palma)'dır.
edit: kendisinin vatandaşlığı arjantin'dir.
edit: kendisinin vatandaşlığı arjantin'dir.
devamını gör...
normal sözlük'ün 35 yaş istilasına uğramış olması
geldik mi yine x,y,z problemine.
devamını gör...
normal sözlük'te çaylaklık
artık mevcuttur efendim. ama buradaki çaylaklık sistemi diğerlerine göre çok daha adil.
en azından çıkma kriterleri var. kör kuyuya atılan taş gibi değil.
şimdiden '' hoşgeldiniz '' diyorum, çaylak arkadaşlara.
en azından çıkma kriterleri var. kör kuyuya atılan taş gibi değil.
şimdiden '' hoşgeldiniz '' diyorum, çaylak arkadaşlara.
devamını gör...
depresyon belirtileri
dsm 5' e göre ( diagnostic statictical manual) (amerikan psikiyatri birliğinin kullandığı sınıflama)
aşağıdaki belirtilerden en az 5 tanesi 2 hafta süreyle mevcut olmalı;
1-çökkün duygudurum
2-normal etkinliklere karşı belirgin bir biçimde
azalmış ilgi, zevk alamama
3-anlamlı derecede kilo kaybı ya da kilo alımı
4-insomnia veya hipersomnia
5-psikomotor retardasyon veya ajitasyon
6-yorgunluk, bitkinlik, enerji kaybı
7-değersizlik veya suçluluk duyguları
8-düşüncelerini belli bir konu üzerine
yoğunlaştıramama veya kararsızlık
9-ölüm düşünceleri, intihar girişimi ya da planları.
aşağıdaki belirtilerden en az 5 tanesi 2 hafta süreyle mevcut olmalı;
1-çökkün duygudurum
2-normal etkinliklere karşı belirgin bir biçimde
azalmış ilgi, zevk alamama
3-anlamlı derecede kilo kaybı ya da kilo alımı
4-insomnia veya hipersomnia
5-psikomotor retardasyon veya ajitasyon
6-yorgunluk, bitkinlik, enerji kaybı
7-değersizlik veya suçluluk duyguları
8-düşüncelerini belli bir konu üzerine
yoğunlaştıramama veya kararsızlık
9-ölüm düşünceleri, intihar girişimi ya da planları.
devamını gör...
alkol
her türlü mikropla savaşan bir dezenfektandır.
devamını gör...
introsunu geçemediğiniz diziler
biriniz de çıkıp sherlock demedi mi be? ayıptır.
devamını gör...
savaş ve barış
1869 yılında yazılan bu kitap 1225 sayfadan oluşuyor. ilginç bir bilgi var benim etkilendigim, savaş ve barış tolstoy'un eşi tarafından 7 kez elle yazılarak çoğaltılmış.
çok kalın diye okumayanlara duyurulur.
çok kalın diye okumayanlara duyurulur.
devamını gör...
piyon
satranç oyununda stratejik bir taş olma potansiyelini taşıyan rütbesiz askerdir. okuyup büyük adam olması beklenir. ama piyonun işi zordur. hem büyük cengâverler gibi hareket kabiliyeti gelişmemiştir hem de arkadaşlarının sıyâneti olmadan güvenle ilerleyemez. o'nun ürkek yürüyüşlerinde adımları kısa; fakat çok istikrarlıdır. hedefi, başına bir belâ gelmeden, fillerin birbiriyle uğraştığı kanlı harp sahasında fark edilmeden, ufak ufak yol alarak düşman saflarının arkasına sarkmaktır. hele ki yanına bir at, kale ya da fil nezâretini de alırsa, o zaman yürüyüşü daha bir çalımlı olacaktır. ona büyük adamlığın ufkunu gösterenler, onu meşakkatli yolunda koruyup kollayanlar, belki her hamlede teker teker budanacaktır; ancak, piyon karşıya geçip yeni üniformasını kuşandığında, onun için fedâ olanların intikamını alma niyetini tazeleyecek ve onları onurlandıracaktır.
devamını gör...
boşanmanın ülkemizde bir aile faciası olarak düşünülmesi
insanlar kavga ederek ayrıldığı için normaldir. biz bu ilişkiyi sürdürüremiyoruz ikimiz içinde doğrusu ayrılmak denmediği için doğrudur.
devamını gör...
güneş (yazar)
"gün doğdu hep uyandık
siperlere dayandık
bağımsızlık uğruna
alkanlara boyandık"
evet bu dörtlükte geçen gün doğdu kavramının ana öğesi olan "güneş" ile olan tanışmamdan biraz bahsetmek isterim. her zaman olduğu gibi taburemde oturmuş, gazetemi okuyordum. o gün okuduğum haberler ile bugün okuduğum haberler arasında değişen bir şey yok gördüğüm kadarıyla. insanlar, onlar gibi olmayanları çok rahat bir şekilde eleştirme hakkını fütursuzca kendilerinde görebiliyor. bahsedilen "yorum ve düşünce özgürlüğü" kavramının aslında başka özgürlükler ile kesiştiği noktada sınırlandığının farkında değiller.ayrıca anayasamızda bununla ilgili maddeler mevcuttur.
anayasa madde 26. – herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
aihs m.10 ifade özgürlüğü
herkes görüşlerini açıklama ve ifade özgürlüğüne sahiptir. bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.
1789 tarihli insan ve vatandaş hakları bildirgesi: “hürriyet başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmesidir.”
insan hakları evrensel bildirgesi 29. maddesi ‘’ herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.’’
kısacası sonsuzluk kavramına benzettikleri bu görüş ile aslında yapılmaması gereken bir şeyi yaptıkları ve en kötüsü bunu fark edemeyecek durumda olmaları gerçeği ile yaşadığımızı kabul etmekten başka çaremiz yok.ben sözlükte tanıştığım güzel insanlarla olan tanışma hikayelerimi gerekirse sayfalarca yazmaya devam edeceğim bu konuda bir sorun yok çünkü birine hitaben yazdığım bu yazı ile hitap ettiğim kişinin yüzünde bir anlık bile bir gülümseme oluşturabiliyorsam ne mutlu bana. o kişilerden biride mahallenin sevdiği isimlerden olan "delikanlı" -"ibrahim"- "güneş".
ne diyordum heh güzel insanlar diyordum. bu bahsettiğim gazete haberleri nedeniyle bir ağırlık geldi oturdu içime. gazeteyi güzelce katlayıp masanın üzerine bıraktım. neden güzelce bıraktım? başka biri daha okuyabilsin diye. o ağırlığın verdiği hisle gazeteyi top yapıp bir kenara da fırlatadabilirdim ama yapmadım çünkü "beyin bedava" lütfen kullanalım. yazmadan,konuşmadan bir kaç kez düşünüp akabinde eyleme geçelim. böyle şeyleri düşüneduruyorken çok sevdiğim kardeşim "mortaks" koşa koşa bana doğru geldi. nefes nefese kalmış. "abi abi biliyor musun kim gelmiş mahalleye" dedi. "hayır bilmiyorum abicim" dedim. " delikanlı ibrahim güneş gelmiş" demesiyle başımdan aşağı bir kazan kaynar su dökülmüş gibi ateş bastı beni.eyvah eyvah dedim kendimi yerlere attım. ben daha geç çıkmasını bekliyordum. mahalleye cezaevinden gelmişti ve ben onu hiç ziyarete gitmemiştim. iki satır mektup bile yazmamıştım. hemen batak oynarken hesap tuttuğum saman kağıdın arkasını çevirdim sarı lacivert tükenmez kalemi aldım başladım bir şeyler karalamaya. o zaman yazmıştım ama yollayamadım utandım diyecektim tabi yersen.

"sevgili güneş,
bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, kahvede yıllarca oyun eşi olan iki insan olarak tekrardan hesap ödemek kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken hesap kitlemek zorunda kalmasaydım. bütün batak eşlerimden hesap ödemeye giderken kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski ortime yapmış olduğum gibi, büyük bir borç batağı içinde bırakmasaydım. bankalardan da kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı hesapları ben ödemiş olsaydım; ya da bazı oyunları hiç kaybetmemiş olsaydık ve hesap ödememiş olsaydık da bu sebeple kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi güneş, aklını başına topla.cepte para kalmadı as kız sende iken neden kızı atıp esnemedin. bir el ile oyun kaybettik ve cepteki son parayı hesaba verdik.o oyundan sonra ben asla iyi değilim güneş, seni ocağın önünde hesap öderken son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa, aklımda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi seninle tekrardan ortak olmaya geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek bir söz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.
orti piyasa canlandı. pandemi nedeniyle insanlar kahvelere hücum etti. masalar yumruklanıyor,ıstakalar devriliyor,taşlar çalınıyor, hesaplar yanlış tutuluyor. hayat normale dönüyor ama anormal bir normale. hele bi gel uzaklar
sevgilerle ortin.

güzelce katladım bunu cebime koydum. hayır oğuzcum atay'ı bu meseleye neden kattım biliyor musunuz? oğuz atay gerçeği var. geçmiş gün ya da gelecek gün farketmez "elbet bir gün buluşacağız, ben buradayım sevgili okurum, sen neredesin" der kendisi.
postmodern havaları kenara bırakayım yoksa "ibrahim-güneş" beni pıçaklayacak. baaattin capsi bırakayım belki biraz arayı yumuşatır.

mortaks " abi çok tatlıdır kendisi bir şey demez" diyor ama kahvede "koz ver! koz ver!" diyerek masaya vuran dayı tavırlarından haberi yok. ben başıma geleceği biliyorum ama neyse dedim yürü gidelim. oğuzcum atay'a güveniyorum yoksa hayatta gitmezdim.
olmazsa biraz ahmet hamdi tanpınar'dan alıntı yaparım "halit ayarcı" gibi davranırım bu iş tamam diyorum kendi kendime. ama o yol öyle uzun geldi ki sanki sırat köprüsünde sınavdan geçiyorum. hayır o köprüden de geçmedim ama bizimki tasvir sadece. allah günah yazmaz inşallah. biraz din konuları ile ilahi bir hava katar mistik bir ortam oluşturursam belki unutur, unutmasa bile belki görmezden gelir gibisinden kafamda planlar yapıyorum.kafamda tilkiler bu şekilde kovalamaca oynarken bir anda karşıma dikilmesin mi !! resmen buz tuttum o an. heykel gibi kala kaldım. " insan insana kavuşmaz, ibrahim güneş kenshine kavuşur " dedikten sonra bir sarıldı ah ne özlemişim ortimi. buzlar eridi gitti. cebimden çıkarıp mektubu verdim. o gün bir şey demedi fakat bugün oldu halen dalga geçer benimle. bir koz olarak saklar mektubumu.

şimdi içeri nasıl düştü? içeride tanıştığı kankisi "yeşilevham" ile olan hikayesini başka zaman anlatacağım. şu an "güneş" hakkında yazmak için buradayım. kendisi inanılmaz biridir. onun iletilerini sırayla okumam. açarım herhangi bir sayfayı herhangi bir iletisini okurum. beğeni atmayı bile unutuyorum bazen çünkü öyle kaptırıyorum kendimi hikayelerine. emin abi ah emin abi.
mahşerin dört atlısı vardır sözlükte benim için. nedense bu dörtlü aklımda bir zincirin halkaları gibi sırasıyla gelirler.
"güneş"-"robnaja"-"yeşilevham"-"yedinci dem". bilirsiniz akımlar ve takipçileri vardır. işte bu dörtlü bir akımın önde gelen yazarları ancak hangi akım onu söyleyebilecek teknik bilgiye sahip değilim. onu da bilgili biri çıkıp söylesin.
beni ve tayfamı böyle dörtlü bir ekibe koysak sanırım bremen mızıkacıları olurduk. ama bu dörtlü yazar grubumuz kategori olarak gerçekten ayrı bir yerde tutulmalı.
iletilerini okurken minos labirentine giren theseus gibi hissediyorum kendimi.hem keyif alıyorum hem kaybolmamak için kendimi sağlama alıyorum.alt tab yapıp durmasam iletilerinin arasında kaybolupgidebilirgillerden biri olabilirdim.
şimdi farkettim acaba bu labirentin içinde bir minotaur ya da “here’s johnny” diyecek bir jack "nicholson" torrance çıkar mı? ara sıra okurken böyle kaybolup gidebiliyorum ama iyi manada.
yazılarını okurken bilmiyorum siz de duyuyor musunuz ama kelimeleri hafiften kulağınıza bir şeyler fısıldıyor gibi. aklıma "siren" denilen mitolojik varlıklar geldi. yoksa yoksa sözlüğün gizli sirenlerinden biri kendisi mi ? bu dörtlü akıma sirenler akımı mı desek diyeceğim fakat teknik bilgim sıfır benden de ancak böyle bir akım çıkardı.

kendisini şu şekilde tanıtmak isterim ki demek istediğimi anlayacaktır diye umut ediyorum. bu söyleyeceklerimin çok kullanıldığı o dönemi net hatırlıyordur diye düşünüyorum.
"o birrrr" sözlüğün en değerli yazarlarından biri
"o birrrrrrrr" delikanlı olarak çağrılan bir emin abi anlatıcısı
"o birrrrrrrrrrrrr kiii üççç güneşşşşş geliyoorrrrr.
ah be ne günlerdi.
yazdıklarını okurken cenazelerde yediğim bedava cantık-ayran tadını alıyorum.sınava girmişim de böyle arka arkaya hep bildiğim sorular çıkmış keyfi alıyorum. yazılarını bedava okuyabiliyorum diye kendimi şanslı hissediyorum. fransa 98 dünya kupası maçları havasında heyecan dolu bir hava var iletilerinde. ah o ronaldo sakatlanmayacaktı ki her şey çok güzel olabilirdi.

fransa 98 demişken kendisi ile az mahalle maçlarında defans oynamadık. defans yapacağız diye aşağı mahallenin çocuklarını az hırpalamadık. mahalle kavgalarına hele hiç girmiyorum. her birinden ayrı bir nickaltı yazısı çıkar. bu arada aşağı mahallenin mız mız çocuğu "robnaja" seni de unutmadık koca yürekli ağlak "gandalfsever" forvet. ne ağlardın o mahalle maçlarında güneş ayağına tekme attı diye. ahh ahh...
bu arada ilk iletilerinde " ilk senesinde yatay geçiş ile memlekete gideceğini söyleyip o ile yerleşen ünversite öğrencisi" havası sezdim ama bir şey demiyorum aramızda. dükkan bile açabiliriz istersen öğrenci çok buralarda.
toparlamak gerekirse karanlık ve kaos severlerin iletilerinin arasında adeta bir "güneş" gibi doğuyor iletileri. öyle bir ışık saçıyor ki yazdıkları ile eğer iletilerini görmemişseniz bir göz doktoruna görünmenizde fayda vardır diyebilirim. çok mu abartıyorum diyorum ama "teşbihte hata olmaz"
şimdi bu kadar foyamızı ortaya döktüm onu birine benzetmezsem olmaz. mortaks kardeşimin katkıları ve hakkındaki güzel yorumları ile onu "belle" olarak seçiyoruz.

belle gibi yaşamak istediği maceraları yaşayıp bunu bizimle paylaşan bir prensestir.

yazılarında kimi zaman gerçek kimi zaman harika bir kurgu ile kendinden bir "hikaye delikanlısı" gibi bahseder. içerik üretmek tam da onun işi ve hayal gücünün sınır tanımadığına mutlak bir suretle eminim. kısa olmasına rağmen bu kadar etkili hikayeler ancak bu kadar usta bir prensesin elinden çıkabilirdi.
gerçekten belle'nin dediği gibi "bazı insanlar hayal güçlerini kullanıyor".
canavarın içindeki iyi tarafı ortaya çıkaran belle gibi hikayeleri ile bizimde içimizdeki iyiliğe adeta bir "güneş" oluyor kendisi. özellikle iyi yanlarımıza ışık tutuyor. yazdıklarını okuduktan sonra oturup bir kaç dakika düşünüyorsunuz kendiniz ile ilgili. otonom bir şekilde karakter analizi yapıyor ve yaptırıyor yazıları.
lafı iyice uzatmadan buralardan uzaklaşayım ama çok uzakta değilim. her zaman olduğum yerdeyim. görüşmek üzere...
not: duydum ki robnaja ile ortak radyo programı yapmadan önce bir takım havadisler yaşanmış ama yaşananlardan haberiniz yok tabi. ahh ahh size video ile bu durumu izah ediyorum. " yaptım ama sor bir niye yaptım"...
robnaja ve güneş huzurlarınızda... 7:14 ten başlıyor aralarında geçenler. bu arada mavi ceket "naja" ya çok yakışıyor.
siperlere dayandık
bağımsızlık uğruna
alkanlara boyandık"
evet bu dörtlükte geçen gün doğdu kavramının ana öğesi olan "güneş" ile olan tanışmamdan biraz bahsetmek isterim. her zaman olduğu gibi taburemde oturmuş, gazetemi okuyordum. o gün okuduğum haberler ile bugün okuduğum haberler arasında değişen bir şey yok gördüğüm kadarıyla. insanlar, onlar gibi olmayanları çok rahat bir şekilde eleştirme hakkını fütursuzca kendilerinde görebiliyor. bahsedilen "yorum ve düşünce özgürlüğü" kavramının aslında başka özgürlükler ile kesiştiği noktada sınırlandığının farkında değiller.ayrıca anayasamızda bununla ilgili maddeler mevcuttur.
anayasa madde 26. – herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
aihs m.10 ifade özgürlüğü
herkes görüşlerini açıklama ve ifade özgürlüğüne sahiptir. bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.
1789 tarihli insan ve vatandaş hakları bildirgesi: “hürriyet başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmesidir.”
insan hakları evrensel bildirgesi 29. maddesi ‘’ herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.’’
kısacası sonsuzluk kavramına benzettikleri bu görüş ile aslında yapılmaması gereken bir şeyi yaptıkları ve en kötüsü bunu fark edemeyecek durumda olmaları gerçeği ile yaşadığımızı kabul etmekten başka çaremiz yok.ben sözlükte tanıştığım güzel insanlarla olan tanışma hikayelerimi gerekirse sayfalarca yazmaya devam edeceğim bu konuda bir sorun yok çünkü birine hitaben yazdığım bu yazı ile hitap ettiğim kişinin yüzünde bir anlık bile bir gülümseme oluşturabiliyorsam ne mutlu bana. o kişilerden biride mahallenin sevdiği isimlerden olan "delikanlı" -"ibrahim"- "güneş".
ne diyordum heh güzel insanlar diyordum. bu bahsettiğim gazete haberleri nedeniyle bir ağırlık geldi oturdu içime. gazeteyi güzelce katlayıp masanın üzerine bıraktım. neden güzelce bıraktım? başka biri daha okuyabilsin diye. o ağırlığın verdiği hisle gazeteyi top yapıp bir kenara da fırlatadabilirdim ama yapmadım çünkü "beyin bedava" lütfen kullanalım. yazmadan,konuşmadan bir kaç kez düşünüp akabinde eyleme geçelim. böyle şeyleri düşüneduruyorken çok sevdiğim kardeşim "mortaks" koşa koşa bana doğru geldi. nefes nefese kalmış. "abi abi biliyor musun kim gelmiş mahalleye" dedi. "hayır bilmiyorum abicim" dedim. " delikanlı ibrahim güneş gelmiş" demesiyle başımdan aşağı bir kazan kaynar su dökülmüş gibi ateş bastı beni.eyvah eyvah dedim kendimi yerlere attım. ben daha geç çıkmasını bekliyordum. mahalleye cezaevinden gelmişti ve ben onu hiç ziyarete gitmemiştim. iki satır mektup bile yazmamıştım. hemen batak oynarken hesap tuttuğum saman kağıdın arkasını çevirdim sarı lacivert tükenmez kalemi aldım başladım bir şeyler karalamaya. o zaman yazmıştım ama yollayamadım utandım diyecektim tabi yersen.

"sevgili güneş,
bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, kahvede yıllarca oyun eşi olan iki insan olarak tekrardan hesap ödemek kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken hesap kitlemek zorunda kalmasaydım. bütün batak eşlerimden hesap ödemeye giderken kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski ortime yapmış olduğum gibi, büyük bir borç batağı içinde bırakmasaydım. bankalardan da kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı hesapları ben ödemiş olsaydım; ya da bazı oyunları hiç kaybetmemiş olsaydık ve hesap ödememiş olsaydık da bu sebeple kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi güneş, aklını başına topla.cepte para kalmadı as kız sende iken neden kızı atıp esnemedin. bir el ile oyun kaybettik ve cepteki son parayı hesaba verdik.o oyundan sonra ben asla iyi değilim güneş, seni ocağın önünde hesap öderken son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa, aklımda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi seninle tekrardan ortak olmaya geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek bir söz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.
orti piyasa canlandı. pandemi nedeniyle insanlar kahvelere hücum etti. masalar yumruklanıyor,ıstakalar devriliyor,taşlar çalınıyor, hesaplar yanlış tutuluyor. hayat normale dönüyor ama anormal bir normale. hele bi gel uzaklar
sevgilerle ortin.

güzelce katladım bunu cebime koydum. hayır oğuzcum atay'ı bu meseleye neden kattım biliyor musunuz? oğuz atay gerçeği var. geçmiş gün ya da gelecek gün farketmez "elbet bir gün buluşacağız, ben buradayım sevgili okurum, sen neredesin" der kendisi.
postmodern havaları kenara bırakayım yoksa "ibrahim-güneş" beni pıçaklayacak. baaattin capsi bırakayım belki biraz arayı yumuşatır.

mortaks " abi çok tatlıdır kendisi bir şey demez" diyor ama kahvede "koz ver! koz ver!" diyerek masaya vuran dayı tavırlarından haberi yok. ben başıma geleceği biliyorum ama neyse dedim yürü gidelim. oğuzcum atay'a güveniyorum yoksa hayatta gitmezdim.
olmazsa biraz ahmet hamdi tanpınar'dan alıntı yaparım "halit ayarcı" gibi davranırım bu iş tamam diyorum kendi kendime. ama o yol öyle uzun geldi ki sanki sırat köprüsünde sınavdan geçiyorum. hayır o köprüden de geçmedim ama bizimki tasvir sadece. allah günah yazmaz inşallah. biraz din konuları ile ilahi bir hava katar mistik bir ortam oluşturursam belki unutur, unutmasa bile belki görmezden gelir gibisinden kafamda planlar yapıyorum.kafamda tilkiler bu şekilde kovalamaca oynarken bir anda karşıma dikilmesin mi !! resmen buz tuttum o an. heykel gibi kala kaldım. " insan insana kavuşmaz, ibrahim güneş kenshine kavuşur " dedikten sonra bir sarıldı ah ne özlemişim ortimi. buzlar eridi gitti. cebimden çıkarıp mektubu verdim. o gün bir şey demedi fakat bugün oldu halen dalga geçer benimle. bir koz olarak saklar mektubumu.

şimdi içeri nasıl düştü? içeride tanıştığı kankisi "yeşilevham" ile olan hikayesini başka zaman anlatacağım. şu an "güneş" hakkında yazmak için buradayım. kendisi inanılmaz biridir. onun iletilerini sırayla okumam. açarım herhangi bir sayfayı herhangi bir iletisini okurum. beğeni atmayı bile unutuyorum bazen çünkü öyle kaptırıyorum kendimi hikayelerine. emin abi ah emin abi.
mahşerin dört atlısı vardır sözlükte benim için. nedense bu dörtlü aklımda bir zincirin halkaları gibi sırasıyla gelirler.
"güneş"-"robnaja"-"yeşilevham"-"yedinci dem". bilirsiniz akımlar ve takipçileri vardır. işte bu dörtlü bir akımın önde gelen yazarları ancak hangi akım onu söyleyebilecek teknik bilgiye sahip değilim. onu da bilgili biri çıkıp söylesin.
beni ve tayfamı böyle dörtlü bir ekibe koysak sanırım bremen mızıkacıları olurduk. ama bu dörtlü yazar grubumuz kategori olarak gerçekten ayrı bir yerde tutulmalı.
iletilerini okurken minos labirentine giren theseus gibi hissediyorum kendimi.hem keyif alıyorum hem kaybolmamak için kendimi sağlama alıyorum.alt tab yapıp durmasam iletilerinin arasında kaybolupgidebilirgillerden biri olabilirdim.
şimdi farkettim acaba bu labirentin içinde bir minotaur ya da “here’s johnny” diyecek bir jack "nicholson" torrance çıkar mı? ara sıra okurken böyle kaybolup gidebiliyorum ama iyi manada.
yazılarını okurken bilmiyorum siz de duyuyor musunuz ama kelimeleri hafiften kulağınıza bir şeyler fısıldıyor gibi. aklıma "siren" denilen mitolojik varlıklar geldi. yoksa yoksa sözlüğün gizli sirenlerinden biri kendisi mi ? bu dörtlü akıma sirenler akımı mı desek diyeceğim fakat teknik bilgim sıfır benden de ancak böyle bir akım çıkardı.

kendisini şu şekilde tanıtmak isterim ki demek istediğimi anlayacaktır diye umut ediyorum. bu söyleyeceklerimin çok kullanıldığı o dönemi net hatırlıyordur diye düşünüyorum.
"o birrrr" sözlüğün en değerli yazarlarından biri
"o birrrrrrrr" delikanlı olarak çağrılan bir emin abi anlatıcısı
"o birrrrrrrrrrrrr kiii üççç güneşşşşş geliyoorrrrr.
ah be ne günlerdi.
yazdıklarını okurken cenazelerde yediğim bedava cantık-ayran tadını alıyorum.sınava girmişim de böyle arka arkaya hep bildiğim sorular çıkmış keyfi alıyorum. yazılarını bedava okuyabiliyorum diye kendimi şanslı hissediyorum. fransa 98 dünya kupası maçları havasında heyecan dolu bir hava var iletilerinde. ah o ronaldo sakatlanmayacaktı ki her şey çok güzel olabilirdi.

fransa 98 demişken kendisi ile az mahalle maçlarında defans oynamadık. defans yapacağız diye aşağı mahallenin çocuklarını az hırpalamadık. mahalle kavgalarına hele hiç girmiyorum. her birinden ayrı bir nickaltı yazısı çıkar. bu arada aşağı mahallenin mız mız çocuğu "robnaja" seni de unutmadık koca yürekli ağlak "gandalfsever" forvet. ne ağlardın o mahalle maçlarında güneş ayağına tekme attı diye. ahh ahh...
bu arada ilk iletilerinde " ilk senesinde yatay geçiş ile memlekete gideceğini söyleyip o ile yerleşen ünversite öğrencisi" havası sezdim ama bir şey demiyorum aramızda. dükkan bile açabiliriz istersen öğrenci çok buralarda.
toparlamak gerekirse karanlık ve kaos severlerin iletilerinin arasında adeta bir "güneş" gibi doğuyor iletileri. öyle bir ışık saçıyor ki yazdıkları ile eğer iletilerini görmemişseniz bir göz doktoruna görünmenizde fayda vardır diyebilirim. çok mu abartıyorum diyorum ama "teşbihte hata olmaz"
şimdi bu kadar foyamızı ortaya döktüm onu birine benzetmezsem olmaz. mortaks kardeşimin katkıları ve hakkındaki güzel yorumları ile onu "belle" olarak seçiyoruz.

belle gibi yaşamak istediği maceraları yaşayıp bunu bizimle paylaşan bir prensestir.

yazılarında kimi zaman gerçek kimi zaman harika bir kurgu ile kendinden bir "hikaye delikanlısı" gibi bahseder. içerik üretmek tam da onun işi ve hayal gücünün sınır tanımadığına mutlak bir suretle eminim. kısa olmasına rağmen bu kadar etkili hikayeler ancak bu kadar usta bir prensesin elinden çıkabilirdi.
gerçekten belle'nin dediği gibi "bazı insanlar hayal güçlerini kullanıyor".
canavarın içindeki iyi tarafı ortaya çıkaran belle gibi hikayeleri ile bizimde içimizdeki iyiliğe adeta bir "güneş" oluyor kendisi. özellikle iyi yanlarımıza ışık tutuyor. yazdıklarını okuduktan sonra oturup bir kaç dakika düşünüyorsunuz kendiniz ile ilgili. otonom bir şekilde karakter analizi yapıyor ve yaptırıyor yazıları.
lafı iyice uzatmadan buralardan uzaklaşayım ama çok uzakta değilim. her zaman olduğum yerdeyim. görüşmek üzere...
not: duydum ki robnaja ile ortak radyo programı yapmadan önce bir takım havadisler yaşanmış ama yaşananlardan haberiniz yok tabi. ahh ahh size video ile bu durumu izah ediyorum. " yaptım ama sor bir niye yaptım"...
robnaja ve güneş huzurlarınızda... 7:14 ten başlıyor aralarında geçenler. bu arada mavi ceket "naja" ya çok yakışıyor.
devamını gör...
nesli tükenmiş hayvanlar
vejetaryen timsah.
bu timsahın en bilinen örneği hindistan'ın ananthapura gölü'nde yaşayan babiya isimli timsahtı ancak timsahın efsanevi bir canlı olduğuna inanılıyordu. otla beslendiği karelere paylaşılınca "efsanevi canlı" oluşu yönündeki düşünceler eksildi fakat nereye baksanız mitolojik canlı olduğu yönünde işaretler görmeniz olası.

edit: göl ismi düzenlemesi.
bu timsahın en bilinen örneği hindistan'ın ananthapura gölü'nde yaşayan babiya isimli timsahtı ancak timsahın efsanevi bir canlı olduğuna inanılıyordu. otla beslendiği karelere paylaşılınca "efsanevi canlı" oluşu yönündeki düşünceler eksildi fakat nereye baksanız mitolojik canlı olduğu yönünde işaretler görmeniz olası.

edit: göl ismi düzenlemesi.
devamını gör...


