yoldaş'tan normal sözlük yazarlarına açık mektup
dünyanın en tatlı bal porsuğu'nu burada tanımış biri olarak, kafasözlük’ te bulunmaktan, yazmaktan, okumaktan ve kısmen de olsa katkı sağlamaktan, bu güzel oluşumun içinde olmaktan ve elbette bir bal porsuğu olma yolunda ki emin adımlarımdan gurur duyuyorum. hepimiz bir bal porsuğuyuz.( swh)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
az ışık, gölge çokça…
alnımız damla damla ter içinde ve kanatlarımız …
oradakiler biliyor ama biz bilmiyoruz, niye koşuyoruz, niye kan ter içindeyiz, niye korkuyoruz?
gözümüze düşen gölgeler anlatıyor da bize, biz neden duymuyoruz? biz?
“uyanmaya çalışıyor” diyor orada olan diğerleri, çok sakin görünenler, yani her şeyi çok bilen adamlar!
bir böcek gibi tüm koridorlarında geziniyorlar beynimizin. ışıkları söndürüyorlar. çok fazla gürültü var.
ve çok sesli kirliler korosu…
her şey susuyor birden.
yalnızlığımız, içimizden içimize devrilen ıssız bir ağaç gibi … ve kabarmış bir deniz kadar tehlikeli.
kızgın ve kırgınız… uyanıyoruz yine de. hazırız, kabuğumuzdan çıkmaya.
…
tüm zamanların silindiği bir yer var…
hiç sorgulamadan derinlerine dalmak istediğim bir deniz. illa o sahil…
yol’a düşüyorum. sınırları yok ruhumun. kendimi arıyorum.
itaat ediyorum içimdeki ses’e. büyük bir denizin kalbine çekiliyorum.
gülümsüyorum bir ırmağın içinden, akıyor her şey… hayat içime akıyor.
gecenin ve gündüzün sırlarına eğiliyorum.
deniz’im, ev’im, evren’im… içindeyim.
…
ateş… en fazla bir kuş tüyü kadar yaklaşabiliyor içimizden dışımıza.
düşlerimizin arasına sığmıyor kanatlarımız.
o düşler ki; camdan duvarları. görüyoruz.
kuzey yıldızına gebe seyirlerimiz oluyor gökyüzünde. bulutların arasından el sallayan renkli ışıklarımız… gün oluyor leonardo gülümsüyor bize, o sahilden.
anladığımız oluyor hesapsız, kitapsız sevmeyi, beyninde değil kalbinde gezinmeyi sevgilinin…
bir çocuk oyunu gibi geliyor yaşamak… herkesin elinde oyuncak.
denizin şarkısıyla kayboluyor zaman ve gitgide büyüyor zamansızlığımız, yüzünü gök kubbeye dönmüş bir çiçek gibi…
varoluşun sessizliği içinde cibran’ı anlatıyor sevgili. mevlana’yı,’ nietzsche’yi ve nazım’ı ve daha ışığı yüzyıllarca sönmeyecek nice büyük öğretmenleri…
ne güzel anlatıyor.
mevsimden mevsime yol alıyoruz, her ‘an’ bir öncekinin solunda-sağında el ele…
meddimiz de oluyor, cezrimiz de…
silindiğimiz de oluyor her şeyden.
cumartesi oluyor sonra gün… bir’in ertesi… özlemlerin, ayak seslerinin öncesi…
çok zaman önce yazılmış bir kitabın sayfaları arasında dans ediyoruz, şarkımız kırık.
başucumuzda aşk.
harfleri toplayıp cümle kuracağız, olmuyor. denizleri kırmızıya boyuyoruz.
söz’den eksilen, kalpte işitiliyor. sessizlik bu yüzden var.
yaşadık, gerçekti, biliyoruz. hüzünlü ama yaslı değil şarkımız. kendimizden çıkıp kendimize dönmenin güzelliği…. yaşamı bize getiren, bizi yaşama götüren aşk değil mi? güzelliğin sonsuzluğunda yalnızca bir iz, değiliz.
…
uyumalıyız şimdi. söndürün ışıkları ve siz! kendini bilmeyen ama her şeyi çok bilenler, çıkın dışarı!
alnımız damla damla ter içinde ve kanatlarımız …
oradakiler biliyor ama biz bilmiyoruz, niye koşuyoruz, niye kan ter içindeyiz, niye korkuyoruz?
gözümüze düşen gölgeler anlatıyor da bize, biz neden duymuyoruz? biz?
“uyanmaya çalışıyor” diyor orada olan diğerleri, çok sakin görünenler, yani her şeyi çok bilen adamlar!
bir böcek gibi tüm koridorlarında geziniyorlar beynimizin. ışıkları söndürüyorlar. çok fazla gürültü var.
ve çok sesli kirliler korosu…
her şey susuyor birden.
yalnızlığımız, içimizden içimize devrilen ıssız bir ağaç gibi … ve kabarmış bir deniz kadar tehlikeli.
kızgın ve kırgınız… uyanıyoruz yine de. hazırız, kabuğumuzdan çıkmaya.
…
tüm zamanların silindiği bir yer var…
hiç sorgulamadan derinlerine dalmak istediğim bir deniz. illa o sahil…
yol’a düşüyorum. sınırları yok ruhumun. kendimi arıyorum.
itaat ediyorum içimdeki ses’e. büyük bir denizin kalbine çekiliyorum.
gülümsüyorum bir ırmağın içinden, akıyor her şey… hayat içime akıyor.
gecenin ve gündüzün sırlarına eğiliyorum.
deniz’im, ev’im, evren’im… içindeyim.
…
ateş… en fazla bir kuş tüyü kadar yaklaşabiliyor içimizden dışımıza.
düşlerimizin arasına sığmıyor kanatlarımız.
o düşler ki; camdan duvarları. görüyoruz.
kuzey yıldızına gebe seyirlerimiz oluyor gökyüzünde. bulutların arasından el sallayan renkli ışıklarımız… gün oluyor leonardo gülümsüyor bize, o sahilden.
anladığımız oluyor hesapsız, kitapsız sevmeyi, beyninde değil kalbinde gezinmeyi sevgilinin…
bir çocuk oyunu gibi geliyor yaşamak… herkesin elinde oyuncak.
denizin şarkısıyla kayboluyor zaman ve gitgide büyüyor zamansızlığımız, yüzünü gök kubbeye dönmüş bir çiçek gibi…
varoluşun sessizliği içinde cibran’ı anlatıyor sevgili. mevlana’yı,’ nietzsche’yi ve nazım’ı ve daha ışığı yüzyıllarca sönmeyecek nice büyük öğretmenleri…
ne güzel anlatıyor.
mevsimden mevsime yol alıyoruz, her ‘an’ bir öncekinin solunda-sağında el ele…
meddimiz de oluyor, cezrimiz de…
silindiğimiz de oluyor her şeyden.
cumartesi oluyor sonra gün… bir’in ertesi… özlemlerin, ayak seslerinin öncesi…
çok zaman önce yazılmış bir kitabın sayfaları arasında dans ediyoruz, şarkımız kırık.
başucumuzda aşk.
harfleri toplayıp cümle kuracağız, olmuyor. denizleri kırmızıya boyuyoruz.
söz’den eksilen, kalpte işitiliyor. sessizlik bu yüzden var.
yaşadık, gerçekti, biliyoruz. hüzünlü ama yaslı değil şarkımız. kendimizden çıkıp kendimize dönmenin güzelliği…. yaşamı bize getiren, bizi yaşama götüren aşk değil mi? güzelliğin sonsuzluğunda yalnızca bir iz, değiliz.
…
uyumalıyız şimdi. söndürün ışıkları ve siz! kendini bilmeyen ama her şeyi çok bilenler, çıkın dışarı!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
ters’ten yakamoz
paslı ikindilerin ertesinde
ay yükselir merdivenlerden
gece ip gibi dolaşır ayaklarıma
ışıkla lekelenmek için, biraz
heceleri toplasan
şahittir yenilgiye
şeytan minareleri
tut ki ay
tepetaklak
düşüyor yeryüzüne
beyaz,
ürkek,
tut ki aşk
sürülmemiş bakir toprak
göz çukurlarımda
bir avuç düş birikintisi
koku terk ediyor tenimi
tut,
ışık yoksa gölge de yok!
nereye bu göç
bu ürkek beyaz
ve düştüğünde tortusu az
bir kentin uyku provasıdır ölüm ve cömerttir de
cam kırığı bir ses parmak uçlarımda
kime dokunsam
cam gibi sert
gözyaşı melekleri
bağışlıyorum sizi
ağlayın
ağlayın ki uzasın artık saçlarım
ve düşmesin tellerimden kızıl tavrı cambazın
paslı ikindilerin ertesinde
ay yükselir merdivenlerden
gece ip gibi dolaşır ayaklarıma
ışıkla lekelenmek için, biraz
heceleri toplasan
şahittir yenilgiye
şeytan minareleri
tut ki ay
tepetaklak
düşüyor yeryüzüne
beyaz,
ürkek,
tut ki aşk
sürülmemiş bakir toprak
göz çukurlarımda
bir avuç düş birikintisi
koku terk ediyor tenimi
tut,
ışık yoksa gölge de yok!
nereye bu göç
bu ürkek beyaz
ve düştüğünde tortusu az
bir kentin uyku provasıdır ölüm ve cömerttir de
cam kırığı bir ses parmak uçlarımda
kime dokunsam
cam gibi sert
gözyaşı melekleri
bağışlıyorum sizi
ağlayın
ağlayın ki uzasın artık saçlarım
ve düşmesin tellerimden kızıl tavrı cambazın
devamını gör...
normal sözlük'e eksileme butonu gelsin kampanyası
youtube’a giriyorsunuz. bilimsel verilerle, saatlerce, günlerce hatta aylarca vakit harcadığı çalışmayı 10 dakikada anlatmış. emek harcamış. yanlış bilgi yok çünkü kanıta dayalı bilgi. ama nasılsa beğenmeyen yine de çıkıyor. beğenmeme tuşuna basan mutlaka oluyor. olacaktır da. insanlık mükemmelliğe erişemedi.
yani bu özellik aslında faydasız. bir tanım çok beğenilmiş de olabilir ama bu o tanımı doğru ve gerçek yapmaz. beğeni butonları aslında anket gibidir. anket sonuçları da kültüre, toplumun bilgi seviyesine, coğrafyaya göre değişiklik gösterir.
bu sebeple benim açımdan en mantıklısı en fazla sadece “beğen” tuşu olmasıdır.
yani bu özellik aslında faydasız. bir tanım çok beğenilmiş de olabilir ama bu o tanımı doğru ve gerçek yapmaz. beğeni butonları aslında anket gibidir. anket sonuçları da kültüre, toplumun bilgi seviyesine, coğrafyaya göre değişiklik gösterir.
bu sebeple benim açımdan en mantıklısı en fazla sadece “beğen” tuşu olmasıdır.
devamını gör...
1. nesil yazarların kendilerini prens veya prenses zannetmeleri
şaka yollu ya da ciddi, bugün sözlükte oldukça net bir biçimde gözlemlenen durumdur. burada neyin kibri var, gerçekten anlamıyorum. özellikle modların da bu duruma müsaade etmeleri canımı sıkmaktadır. belki de tek ayrıcalığınız bu sözlüğe çaylak arkadaşlardan daha önce kaydolmanızdır, bu hiç mi düşünülmez?
imza: burada sadece öğrendiğim, yaptığım ve deneyimlediğim şeyleri paylaşmak isteyen sıradan bir 1. nesil yazar.
(bkz: çaylakların aşırı ezik olduğu gerçeği)
imza: burada sadece öğrendiğim, yaptığım ve deneyimlediğim şeyleri paylaşmak isteyen sıradan bir 1. nesil yazar.
(bkz: çaylakların aşırı ezik olduğu gerçeği)
devamını gör...
geceye anlam katan sözler
“nasıl anlayacak sen gibi birisi?
ışık kaynağısın sen ki bir iris’in,
nasıl anlatacak ben gibi birisi?
yâr sen benim yüreğimin dilisin…”
ışık kaynağısın sen ki bir iris’in,
nasıl anlatacak ben gibi birisi?
yâr sen benim yüreğimin dilisin…”
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
aynı muhid, aynı ev, aynı yatak. gözlerimi açıyorum, ev kadar sessiz kalkıyorum. aynı gün...yataktan kalkıp banyoya gidiyorum, yüzümü yıkayıp, aynaya bakıyorum. aynı ben...
devamını gör...
behzat ç. dizisindeki harun karakteri
metroda hamile kadına yer vermemesi eleştirilince “pardon şişman sandım” savunması, sokrates’in savunmasından büyük olan dizi karakteri.
devamını gör...
bir alttaki yazara gereksiz bir bilgi bırak
cips paketlerinin içinde oksijen değil azot bulunur. böylece mikroorganizmaların üremesi ve cipslerin bayatlaması önlenir.
devamını gör...
değersizlik hissi
o kadar yorgunum ki ne birşey düşünecek halim var nede daha fazla kırgınlık taşıyacak halim var. ağlamak istiyorum saatlerce ama izin vermiyorlar. gitmek istiyorum ama icimdeki şeylerden kaçabilecek miyim bilmiyorum. meşgul olmaya çalışıyorum, hızlı hızlı yürüyorum, son ses muzik dinliyorum ama icimdeki çığlıkları susturmaya gücüm yetmiyor. halden anlayan yorgunluğumu görebilen insanlara o kadar ihtiyacım varki... sevilmeye özellikle. ama değersiz hissediyorum kendimi
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
#782919 cirkin miyim? belki evet. peki ben bu durumda ne yapıyorum? hiçbir şey. umrumda mi? hayır. çünkü kafam rahat. hayatta tek amacım var, o da hayallerimi gerçekleştirmek. belki de bu dünyaya hiç gelmemiş gibi gitmek. herkes beğenilmek ister, ben de dahil ama bu benim için her zaman ikinci planda yer aldı. hayata tutunmamı sağlayan sey de hayallerimi gerceklestirmek lucifercığım. ha ben hayallerimi gerçekleştirirken belki yanımda bana destek olan, yardım eden ve hayatıma ortak olan bir insan olabilir ama benim hayatımın amacı o kişi değil. kısacası hayatımı kendimi beğendirmek ve arzu edilmek için yaşamadıgim için dış görünüsümü sıkıntı etmiyorum.
devamını gör...
birine geç kalmak
yok yok sakin olun öyle geç gelmek falan gibi durumdan bahsetmiyorum.
benim bahsettiğim murathan mungan'ın yalnız bir opera şiirinde bahsettiği geç kalmak türünden, vesikalı yarim filmindeki çok eskiden rastlaşacaktık sözündeki geç kalmak.
yalnız bir opera
benim bahsettiğim murathan mungan'ın yalnız bir opera şiirinde bahsettiği geç kalmak türünden, vesikalı yarim filmindeki çok eskiden rastlaşacaktık sözündeki geç kalmak.
yalnız bir opera
devamını gör...
türkiye'nin aşı sorunu bitmiştir
sabah sabah telefona gelen haber bildirimi. adamlar manşet atmış.
bakan koca'dan şok açıklama: bitirdik!
ananı avradını diyerek haberi açtım. tabii ki inanmak istediğim şey bir ütopyaydı ama olsundu. sonuçta beşerdik ve şaşabilirdik.
sonra haberi okudum. aşı sorununu bitirmişler. buna da şükür diyerek kapadık haberi.
bakan koca'dan şok açıklama: bitirdik!
ananı avradını diyerek haberi açtım. tabii ki inanmak istediğim şey bir ütopyaydı ama olsundu. sonuçta beşerdik ve şaşabilirdik.
sonra haberi okudum. aşı sorununu bitirmişler. buna da şükür diyerek kapadık haberi.
devamını gör...
kim phuc
aşağıda ki ikonik fotoğrafın adı the terror of war. soldaki kızın adı kim phuc. gerçek adı phan thi kim phuc. fotoğraf vietnam savaşı sırasında 8 haziran 1972 de associated press muhabiri olan ve henüz 21 yaşındaki nick ut tarafından çekilmiş (sağdaki resimde kim phuc ile birlikte). bu fotoğraf ile kendisi 1973 yılında gazeteciliğin oscarı olan pulitzer ödülünü ve world press photo of the year ödülünü kazanıyor.

kim phuc fotoğraf çekildiğinde henüz 9 yaşındaymış. güney vietnam kuvvetleri bir köyün yakınındaki kuzey vietnam askerleri yerine yanlışlıkla bu kızın yaşadığı köye napalm saldırısı düzenliyorlar. kim phuc'da korku içerisinde ağlayarak kameraya doğru koşuyor. acı içinde çığlık atarken gökyüzünden düşen napalm bombalarından umutsuzca kaçan çıplak bir kız çocuğunun üzücü görüntüsü, şimdiye kadar çekilmiş en ünlü fotoğraflardan biri olarak hafızalardadır.
kim phuc o anı daha sonra şöyle anlatmış: --- alıntı ---"köyde sığınağın etrafında oynamamıza izin verilirdi ve üç gündür oradaydık. dördüncü gün havada uçak gözükünce askerler bize elimizden geldiğince hızlı koşmamızı söyledi. uçağı gördüm,çok hızlı ve çok yakındı, sonra düşen dört bombayı gördüm. önce patlama sesini duydum, sonra aniden her yerde yangın çıktı ve sol kolumun yandığını gördüm ve vurarak söndürmeye çalıştım, bu arada elbisemde vücüdumda iken yanmaya başlamıştı. bir yandan koşuyor, bir yandan soyunuyor, bir yandan da çok sıcak, çok sıcak diye ağlayarak bağırıyordum."--- alıntı ---

kim phuc fotoğraf çekildiğinde henüz 9 yaşındaymış. güney vietnam kuvvetleri bir köyün yakınındaki kuzey vietnam askerleri yerine yanlışlıkla bu kızın yaşadığı köye napalm saldırısı düzenliyorlar. kim phuc'da korku içerisinde ağlayarak kameraya doğru koşuyor. acı içinde çığlık atarken gökyüzünden düşen napalm bombalarından umutsuzca kaçan çıplak bir kız çocuğunun üzücü görüntüsü, şimdiye kadar çekilmiş en ünlü fotoğraflardan biri olarak hafızalardadır.
kim phuc o anı daha sonra şöyle anlatmış: --- alıntı ---"köyde sığınağın etrafında oynamamıza izin verilirdi ve üç gündür oradaydık. dördüncü gün havada uçak gözükünce askerler bize elimizden geldiğince hızlı koşmamızı söyledi. uçağı gördüm,çok hızlı ve çok yakındı, sonra düşen dört bombayı gördüm. önce patlama sesini duydum, sonra aniden her yerde yangın çıktı ve sol kolumun yandığını gördüm ve vurarak söndürmeye çalıştım, bu arada elbisemde vücüdumda iken yanmaya başlamıştı. bir yandan koşuyor, bir yandan soyunuyor, bir yandan da çok sıcak, çok sıcak diye ağlayarak bağırıyordum."--- alıntı ---
devamını gör...
sinek
iğrenç ve tiksinç olsalar da, göz ardı etmemek gerekir ki bir uçuş mucizesine sahip böceklerdir. bu canlılar gibi, insanlığın ilerisi için uçabilen bir hava taşıtı yapabilmeleri kolay görünmüyor. mesela bir karasineğin uçuşa geçmeden önceki hazırlıkları şu şekildedir :
önce yönünü belirler. sonra dengeyi ayarlayarak uçuş pozisyonuna geçer. alıcı antenleri ile rüzgarın esme kuvvetini ve yönünü hesap eder. bütün bu işlemleri saniyeler içinde yaparak havalanır. sineğin bir incir çekirdeği kadar minicik beyni, gelişmiş bir bilgisayar teknolojisinin bile yapamayacağı mucizeye sahip.
sineklerin bıraktığı yumurtalar milyonları bulur. daha çok bataklık alanlar ve çöplük bölgelerine bırakırlar bu yumurtaları. yumurtalar çatlayıncaya minicik larvalar her tarafa dağılır. daha sonra bu larvaların çevresinde koza misali bir kabuk meydana gelir. sonra karasinek de bu kabuğun içinde gelişmeye başlar. büyüyüp ergin bir duruma geldiğinde de kabuğundan havalanıp doğru evimize gelir. kovmaya kalksak döner dolaşır yine gelir, kapıdan kovsak bacadan gelir. öyle de istenmeyen ve inatçı bir böcektir.
karasinek, öyle hızlı uçar ki, kanat çırpışı saniyede 200 sayıyı buluyor. kendimizden pay biçelim, saniyede 200 kez kolumuzu salladığımızı düşünelim, işte o zaman kollarımız omuzlarımızdan kopar ve uçar giderdi. bunların tat alma organı, dilleri değil ayakları. yiyeceklerin üzerine hiç durmadan gezinme sebepleri de ayaklarından tat almaları.
bunlar dışında bu böceklerin gıpta ettirici özelliklerinden biri de tavanda yürümeleri. hepimizi aşağıya çeken bu yerçekimi bir bunları çekmiyor. buna sebep de ayaklarında bulunan vantuzlar. işte o vantuzlar cama yapışan minibüs tabelası gibi bastıkları yere yapışıyor.
önce yönünü belirler. sonra dengeyi ayarlayarak uçuş pozisyonuna geçer. alıcı antenleri ile rüzgarın esme kuvvetini ve yönünü hesap eder. bütün bu işlemleri saniyeler içinde yaparak havalanır. sineğin bir incir çekirdeği kadar minicik beyni, gelişmiş bir bilgisayar teknolojisinin bile yapamayacağı mucizeye sahip.
sineklerin bıraktığı yumurtalar milyonları bulur. daha çok bataklık alanlar ve çöplük bölgelerine bırakırlar bu yumurtaları. yumurtalar çatlayıncaya minicik larvalar her tarafa dağılır. daha sonra bu larvaların çevresinde koza misali bir kabuk meydana gelir. sonra karasinek de bu kabuğun içinde gelişmeye başlar. büyüyüp ergin bir duruma geldiğinde de kabuğundan havalanıp doğru evimize gelir. kovmaya kalksak döner dolaşır yine gelir, kapıdan kovsak bacadan gelir. öyle de istenmeyen ve inatçı bir böcektir.
karasinek, öyle hızlı uçar ki, kanat çırpışı saniyede 200 sayıyı buluyor. kendimizden pay biçelim, saniyede 200 kez kolumuzu salladığımızı düşünelim, işte o zaman kollarımız omuzlarımızdan kopar ve uçar giderdi. bunların tat alma organı, dilleri değil ayakları. yiyeceklerin üzerine hiç durmadan gezinme sebepleri de ayaklarından tat almaları.
bunlar dışında bu böceklerin gıpta ettirici özelliklerinden biri de tavanda yürümeleri. hepimizi aşağıya çeken bu yerçekimi bir bunları çekmiyor. buna sebep de ayaklarında bulunan vantuzlar. işte o vantuzlar cama yapışan minibüs tabelası gibi bastıkları yere yapışıyor.
devamını gör...
en iyi arkadaşa aşık olmak
çok yakınsa, her şeyini anlıyorsa, şefkat gösteriyorsa, yargılamıyorsa kaçınılmaz sondur.
devamını gör...
sex education
başlarken "vakit geçireyim de kafam dağılsın" diye başlamıştım ama beni baya ters köşe yaptı. tamam çerezlik bir dizi olarak görülebilir, eğlencelidir de ama salt komedi demek haksızlık olur bence. dizide bölümler ilerledikçe karakterlerin değişen psikolojisi ve bakış açısı gayet yerinde ve etkileyici anlatılmış. en dikkat çekici olan nokta benim için, eric'in babasının muhafazakar ve koyu katolik birisi olmasına rağmen cinsel yönelimi konusunda, her şeye rağmen oğlunun arkasında durması...
devamını gör...
sevgilisine tektaş alamayan erkek
tek taşını kendisi alıp, tek başına kendisi takan kadınlarımızı bu başlık altına davet ediyorum.
devamını gör...

