haluk bilginer'in mükemmel bir dizisidir. netflix maratonumuza keşke böyle bir diziyle başlasaydık.
devamını gör...

tipe bak. resmen ben belalıyım uzak dur diye bağırıyor.
tabi kızlar bazen duygusal davranıp gönlüne laf geçiremiyor öyle olmuş muhtemelen.
üzülüyorum böyle haberleri görünce.
devamını gör...

cnbc-e’de izlediğim 5 sezonluk , ilk gösterimi 1997 yılı olan dizi. robert downey’i de ilk bu dizide görmüştüm; tahminimce de bu diziyle ünlenmiştir.

başrolde olan calista flockhart , aynı zamanda indiana jones filminden tanıdığımız harrison ford’un eşi. dizide ise genç ve başarılı bir avukatı canlandırıyor. duygusal olarak çalkantılı, aşk hayatında başarısız olmuş, bununla birlikte eski sevgilisiyle aynı yerde çalışmak zorunda kalmış bir karakter.

ofisteki diğer çalışanların da normal bir profil çizdiğini söyleyemeyiz. zaten şirketin sahibi olan richard fish’in sürekli değişen aşk hayatı her bölümde yer alıyor. lucy liu’nun da dizinin kadrosunda olduğunu belirteyim.

en çok sevilen ve bilinen sahnesi dancing baby olarak bilinir. biyolojik saatinin tik takları ve geç kalmışlık hissiyle gördüğü halüsinasyon:



dizi bir kaç defa emmy ödülü aldı. 5.sezondan sonra izleyici kitlesi azalınca iptal edildi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanımlarını sevdiğim yazarları takip ediyorum. sözlüğü açınca "takip" sekmesinden neler yazmışlar diye bakıp oyluyorum. onlar kendilerini biliyor.

çoğu benim bu başlıkta yaptığım gibi laf kalabalığı yapmıyor. teşekkür ederim kendilerine.
devamını gör...

olimpiyatlarda finale çıkmaya hak kazandı. madalyayı garantiledi, rengi altın olsun. inanıyoruz, alacağız.
edit: başardık. bravo mete! gurur duyduk. okçulukta ve tokyo 2020deki ilk altınımızı bize kazandırmış oldu. çok mutluyuz.
devamını gör...

kendi adıma sadece türkiye bazında olmayan şeydir. insanlardan da dünyadan da ümidimi kestim ben. bencil zihinlerimiz tüm canlılara zehir ediyor dünyayı.
devamını gör...

bu başlığa yazmadan önce sevgili boop ile kısa bir sohbetimiz olmuştu. ben de bu sohbete istinaden bu başlık altında türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlara yaklaşım konusunda kısa bir inceleme yazma gereği duydum. bu girdinin ilerleyen kısımlarında okuyacaklarınız bir çoğunuzu rahatsız edebilir.

hazırsanız kemerleri bağlayın sert bir giriş yapacağız konuya.

engellilik başlığına türkiye'de ikamet eden engelli bireylerin sorunlarını mesleki tecrübelerime dayanarak yazdım. okuyacaklarınıza hazırlık olması için öncelikle orada yazmış olduklarımı okumanızı öneririm.

türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu bugün ifadelerden ziyade imkanlar noktasında güçlük geçmektedir. küçük yaşlardan itibaren ihtiyaç duydukları destek eğitim kapsamında bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden ayda toplam 12 saat yararlanabilmektedir. evet, doğru duydunuz 1 ay içerisinde toplam 12 saat. çocuklarda ayda 8 saat bireysel eğitim ve 4 saat grup eğitim hakkı tanınmaktadır. bu süre içinde çocuklar engellilik derecelerine göre yaşıtlarının sahip olduğu fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişim düzeyine erişmeye çalışır ancak aklı selim ile düşünen her birey bu sürenin yetersizliği karşısına dehşete düşmektedir.

özellikle 2-5 yaş arasında uyaran eksikliği tanısı almış çocuklarda yoğunlaştırılmış eğitim alması halinde raporlarının tamamen kalkması söz konusu olabiliyorken - ki bu hayatının geri kalan kısmını tamamen bağımsız sürdürebilmesi manasına gelir- inisiyatif alınmayarak kısıtlı eğitim süresince ''ne olabiliyorsa o olsun '' mottosuyla kayıp ediliyor ve çok uzun yıllar boyunca eğitim almak durumunda kalıyor ve çoğunlukla tamamen bağımsız hale gelemiyor. bu durumun temel sebebi ise eğitim yukarıda bahsettiğim üzere eğitim sürelerinin kısıtlılığı. buradan okuyabileceğiniz üzere ebeveynler kendilerini yırtıyor ''ders saatleri yetmiyor'' diyerek tabi sonuçlar ne? büyük puntolar ile yazacağım; hiç

gel gelelim bu çocuklar güç bela sosyal hayata katılabilecek bilişsel becerileri kazandığı durumda onları bekleyen senaryoları incelemeye. lise ve en az ön lisans bölümlerinden mezun olanlar ekpss sınavına girerek devlet dairelerinde iş bulabiliyor ancak kadro açılırsa. * eyy devletlü han sultan hazretlerinin öyle deliler gibi kadro açıp istihdam sağladığı söylememi beklemiyordunuz her halde, değil mi? buradan bir tık yapıp 2021 yılında açılan kadroları inceleyebilirsiniz. koskoca şehirlerde 1-2 kişi kadroya geçebiliyor ve bu insanlarda gayet sınav ücreti ödüyor. koskoca ösym, çocukların cebinde ki 120 lirada göz dikiyor ama bu başka entrynin konusu.

eee bu insanlar taş yemeyecek değil mi? amaç ne? kişiyi en bağımsız yaşayacak hale getirmek. bunun için ne gerek? iş gerek. doğru düzgün engelli personel istihdam çalışmaları yapılmadığı için özel şirketler sanki bu insanlar çalışmıyormuş gibi, babasının hayrına aylık ödeniyormuş gibi muamele ile çalıştırıyor insanları. bildiğiniz mesaiye kalıyorlar, kaybolan evraklardan dolayı sürekli yönetime şikayet ediyorlar çünkü iş ahlaksızlığının da afrikası türkiye. iş yerinde karşılaşılabilecek her türlü aksiliğin sorumlusu tutuluyor ve çok ciddi mobbinge maruz kalıyorlar. bu mobbingi uygulayan şirketleri burada saymaya başlasam, sizde boykot kararı alsanız; markete gidince alış veriş yapacak 3 tane firma bulamazsınız o boyutlara ulaşan bir haksızlık söz konusu.

yani yukarıda bahsettiklerimden özetle türkiye'de yaşamakta olan engelli vatandaşların hitaplardan önce somut ihtiyaçlarına cevap veren resmi yönetmeliklere ihtiyaçları var. insana insan gibi muameleye ihtiyaçları var, hepimiz gibi. her şeyden önce insanın varlığına duyulan saygıya ihtiyaçları var, hepimiz gibi. türkiye'de yaşayan engelli vatandaşların somut dertleri var ve dolayısıyla öncelikle somut çözümlere ihtiyaçları var.

somut derken hakikaten somut düzenlemelere ihtiyaçları var. şekil a;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


gel gelelim ifadenin yerine yurduna önemine. evet, yukarıda okuduklarınız girdi hükmünde giriş metni idi.

sosyokültürel referans içeren hakaretler başlığında bir miktar inceledik aslında bu durumu. biz memlekette asıl konuşulması gereken husus; g.te g.t demek değil. götü göte hakaret olarak kullanmak şöyle ki kör olmak, sağır olmak, zihinsel engelli olmak bir durumu ifade eden sözcüklerdir ancak yolda ayağı taşa takılan arkadaşınıza; ''kör müsün abi?'', aynı cümleyi iki kere kurmak zorunda kaldığınız arkadaşınıza; ''sağır mısın aq?'' *, kavga sırasında saçma sapan hareketler eden arkadaşınıza; ''spastik misin hocam?'' derseniz şayet bu durumu engel türünden etkilenmiş insana diyemezsiniz çünkü daha önce bunu hakaret mahiyetinde kullanmış olmanız vicdanınızı rahatsız etmeye başlar ve kişilerin, kişisel özelliklerini hakaret olarak kullanma durumu o kişisel özelliğin terminolojisine karşılık gelen ifadeden daha hasar vericidir.

bu durumu bir hikaye ile daha açıklayıcı hale getireyim isterseniz;
dipnot; sal artık sal diyenleri duyuyorum. o sebeple hikaye kısmını spoiler olarak yazacağım dileyen o kısmı atlasın.


yıllar evvel ben bir devlet üniversitesine bağlı otizm merkezinde öğretmen olarak çalışıyor aynı zamanda okuyordum. 1 yıl boyunca bu okulda çalışmaya devam ettim. her ne ise. bu kurumun ismi ilk başlarda ; otistik çocuklar okulu idi daha sonra otizmli çocuklar iş okulu oldu en son özel gereksinimli bireyler iş okulu oldu ancak bilin bakalım ne değişmedi? eğitim yönetmeliği. o üniversitede derslere giren koca koca profesörler yan odamda çaylarını yudumladı derslere girmedi. ekstra projeler yürütülmedi. şimdi sorarım size; bunca isim değişikliği neye hizmet etti? yalnızca bizim vicdan mastürbasyonu yapmamıza yaradı ben söyleyeyim size. 18 yaşımdan itibaren özel eğitim sektöründe aralıksız çalıştım. üniversite okurken özel rehabilitasyon merkezlerinde çalıştım, üniversiteye bağlı olanlarda çalıştım, koca koca profesörlerle ders anlattım ama günün sonunda benim yukarıda bahsettiğim; ''kişinin özellikleri hakaret malzemesi edilmemelidir'' düsturunu öğretemedim.


hikaye time bitti.

girdinin konusuna geri dönelim buralar dağılmadan. türkiye'de asıl mevzulardan birisi bizim kültür olarak kişisel özellikleri hakaret yada hitap olarak kullanmak konusunda takıntımız. her köyde vardır değil mi bir çolak ahmet, sağır fatma , topal hüseyin işte bu mesele biraz bizim kanımıza işlemiş işin doğrusu halbuki bugün gençler bilgisayar oyununda biraz kötü oynayan oyuncuya; ''kolsuz musun? sjhfjkdfhsdk'' diyor. peki ya gerçekten kolsuz birini gördüğünde?

bizim ülkede ilk girdide bahsedilenlerden önce somut problemlerin çözülmesi ardından kişinin özelliklerinin hakaret mahiyetinde kullanılmasının ayıp olduğu düsturunun oturması gerekiyor. zira bugün türkiye'de yumuşatılan kibarlaştırılan ifadeler muhatap için değil kurum yada şahısların vicdanını rahatlatması için yumuşatılıyor.

sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim efendim. kafanıza kalpler fırlatıyorum*
devamını gör...

lol'ün ukdesi.
the lord of the rings (kitap)'de gandalf'ın büyüleyici güzelliğe sahip dostu. aynı zamanda yılkı atlarının reisidir.
gölgeyele rohan'ın en iyi atıdır ama kimse bu ata binmeyi başaramaz ta ki gandalf'la karşılaşana kadar. gölgeyele dinginlenemez ve eyer vurulamaz bu sebepten dolayı gandalf eyersiz biner. çok hızlı, ,görenlerin gözlerini bir türlü alamadıkları muhteşem bir yılkıdır. gandalf'ın yoldaşı olmuştur. büyücünün her ıslık çalışında yanına gelir. nazgulların karşısında durabilen tek orta dünya atıdır.
devamını gör...

kendisini kaf dağı’nın zirvesinde gören talihsiz yazar beyanıdır.
devamını gör...

kesin afrikalı , siyahi erkekleri kıskandıran bir saaanat çalışması olmuş.
devamını gör...

adını duyduğumda aklıma erşan kuneri ve organize işler sahnesini getiren iskoç aksanlı "aygır gibi çekici" rahmetli hollywood aktörüdür
devamını gör...

ilk zamanlardaki paspal halini göz önüne alırsak eğer belki de o pısırık, ezik adam halleri ile doksanlar cemaatçilerini örneklendirdiği düşünülebilir. kıyafetleri bedenine oldukça büyük, kendisi sakin ve kibar görünüyordu o zamanlarda. sinsi ve sessizdi. herkesle iyi geçinmeye çalışan ara eleman gibiydi. insanları öldürür iz bırakmazdı.
zamanla yükseldi, bütün sistemi bozdu. kaşlarını aldırdı, karnını doyurdu, kilo aldı artık kıyafetleri üzerine tam oturuyordu. hatta kendisine özel kıyafetler dikiliyordu. arabalarını sürekli üst modellere taşıdı, kullandığı cep telefonları pahallı modellere dönüştü, oturduğu evler her zaman daha pahallı ve görkenli hale dönüştü.
cemaatçi midir? olabilir, parayı hiç görmedik, her zaman hizmet için kullandı*. bunun yanında her zaman pahallı zevkleri oldu, ilginç*.
cemaatçi olmadığına dair en büyük kanıt, cemaatçi erkek çantasını asla gözümüze sokmadı, kim bilir belki de takım elbisesinin içinde taşıyordu veya arabada tutuyordu. o çantanın eksiliği cemaatçi olmadığı ihtimalini güçlendiriyor.
bir diğer en önemli nokta ise bürokratların ve iş adamlarının müstehcen kasetlerini ele geçirdiğinde hepsini yok ettirmesiydi. malumunuz cemaatçilerin en büyük silahıydı kaset komploları.
her neyse, arkadaşlarım lütfen her kötülüğü ve çirkinliği bir cemaatçilere yüklemeyin. ben bu cemaatin 2007'de yaptığı pislikler sebebiyle bedel ödemişlerdenim. evet pisliklerdi, çok acılara neden oldular, çok canlar yaktılar, hayatları bitirdiler. biliyorsunuz ki bugün her bir felaketin faturasını bunlara kesenler var. aklınız varsa eğer bu oyuna düşmeyin. gerçi yukarı tükürsek bıyık, aşağı tükürsek top sakal.
iki ucu pislikli değnek.
aynı rengin morciverdi.
bu ülkede bir cemaat gider, başka bir cemaat gelir. bugün devlet kurumlarının içindeki yapılanmaları iyice inceleyiniz. bu bir zihniyet meselesidir. hastalıklı bir toplumda yaşıyoruz. dün polat alemdar vardı. bugün alparslan çakırbeyli var.
(u: )alparslan ismi tesadüfen seçilmiş olamaz değil mi?
devamını gör...

parmak izim. dünyada sadece bana özgü olan desen.
devamını gör...

tek kelimeyle dandik firma. bir kez kullandım ve bacaklarım çürüdü yolculuk ederken. koltuk araları çok dar. uçak desen ayrı bir gürültülüydü zaten. hayatımda yaptığım en gergin uçak yolculuğuydu. allahtan kısa mesafeydi de 1 saat içinde eziyetten kurtuldum. kesinlikle tavsiye etmem.
devamını gör...

irlandalı'mın barbie evi yarasından sonra bir yaramı da ben paylaşmak istedim şimdi.
hani şu mama yiyip kaka yapan akıllı bebekler vardı, ağlayınca mamasını yediriyor daha sonra kakasını yapınca bezini değiştiriyordunuz. heh işte o bebeklere ilk gördüğüm günden beri vurgundum. nerede görsem "ben bundan istiyorum" derdim bizimkilere ama ağlamazdım hiç. zaten şimdiye kadar "ben bundan istiyorum" diye ağladığım bir şey olmadı hayatımda. alınmıyorsa ya diretiyor ya da kabulleniyordum sanırım emin değilim. ama o bebek benim hassas noktamdı. hiç unutmam bir gün bir hastane işi için izmir'e gittik sonrasında büyük bir markete girdik. markette gezerken olmazsa olmazım olan oyuncak reyonunun önünde durduk.
yere oturdum "ben bu bebeği istiyorum lütfen anne alın" dedim. babam "ama bu çok pahalı" dedi. "ama istiyorum, çok istiyorum" dedim. babam elini cebine attı, yokladı. "tamam ama onu alırsan kardeşine oyuncak alamayız, şu diğer bebeklere bakalım mı?" dedi. bu cümle değil de bu cümleyi kurmadan önce cebini yoklaması içimde bir yerleri acıttı. sonra annem "bak şu emzikli bebekler var ya, onlardan alalım. eczaneden de biberon alırız ben sana mama hazırlarım yediririz bebeğe" dedi. "üstünü de örter uyutur muyuz anne?" dedim. "ninni bile söyleriz" dedi. sonra yerden kalktım, babamın elini tuttum, ucuz olan bebeği, sonra da erkek oyuncaklarının reyonuna gidip oradan da kardeşime oyuncak kamyonunu aldık.
o gün el ele çıktık marketten ama bende minik bir değişiklik vardı. küçük minik bir değişiklik ama beni büyüten bir şeydi. babamın arkasını dönüp cebini kontrol etmesi, sonra o cümleyi kurması büyüttü sanki beni.
her neyse sonra annem söz verdiği her şeyi yaptı. o emzik emen bebek alındı bana, biberonu da. annem bir sürü kıyafet bile dikti. kardeşimin oyuncak kamyonunda gezdirdim bebeğimi. o gün iyi ki o mama yiyip kaka yapan bebeği değil de sadece emzik emen bebeği aldım. o gün iyi ki babamın yeterli parası yoktu ve ben bazı şeyleri erken anladım.
şimdi istediğim her bebeği alacak param olsa bile o gün o marketten ailemle birlikte el ele bir şeylerin farkına vararak çıkmam en büyük zenginlikti sanırım bana.
yeri gelmişken sizi seviyorum anne ve baba, ha bir de seni de başımın belası kardeşim!
devamını gör...

bahar kokusu
devamını gör...

şebnem ferah ın kanserden vefat eden ablası için yazdığını öğrendiğimden beri her dinlediğimde daha da içime oturan muhteşem şarkı...
devamını gör...

6-7 yıldır sözlüklerde yazdığım için tanışılıp, konuşulup varılan ilişki hâllerinin birçoğunu yaşadım. böbreklerim sağlam, kırık çıkık kopuk da yok. risk budur arkadaşlar, sözlükte biriyle tanışarak bu riski sırtlanan bir yiğit olmayı kabul etmeniz ve arkanızda bıraktıklarınıza bakmamanız gerekiyor.
şaka bir yana instagramda, twitterda tanışıp buluşmaya okey birinin burada tanışılan biriyle görüşmeyi püh pühlemesi oldukça saçmadır. ha bu meselelerin internet üzerinden neticelenmesine tamamen karşı olanlara ise saygı duyuyorum. olabiler.
devamını gör...

devasa bir balon. yapay ünlü. sahte müzisyen. covercıbaşı. reklam ajanslarının bu kadar fazla insan tarafından yoğun duygularla sevilmeyen ve asla da sevilmeyecek olan alelade birine ilgi duyabilmesine şaşırtan birey. çok daha fazlasını yazardım da, malum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim