sümerlerde şehir devletlerine verilen isimdir.
devamını gör...

yiyip-içip, okuyup-gezen
devamını gör...

zamanında şöyle bir işe imza atmış olan.

devamını gör...

genellikle bilgi veya zeka gerektiren esprilere gülüyorum. hatta bazen yapıyorum lakin anlayan çok olmadığı için yapmaktan vazgeçiyorum.
devamını gör...

bilgi felsefesi. bilginin imkanı, doğası ve doğruluğuyla ilgilenir. “doğru bilgi imkanlıdır” ve “doğru bilgi imkansızdır” diye iki ana kola ayrılır. mesela 3 büyükler* rasyonalizm*’i savunur.
devamını gör...

popi olunmaz, popi doğulur diyerek katılmadığım başlık.

(bkz: vermeyince mabud neylesin sultan mahmud)

edit: gözüm üstünde alan garner.*
devamını gör...

yeni bir dil öğrenmek isteyenlerin mutlaka kullanması gereken oldukça basit bir tekniktir. gölgeleme tekniği, bir diğer adı ile taklit ederek öğrenmek. çocukken konuştuğunuz dili elinize bir kitap alarak çalışarak öğrenmediniz doğru mu? elbette doğru. yeni bir dil öğrenirken kendinizi o dile maruz bırakmanız gerekmekte. yeni bir youtube hesabı açıp hesap içindeki videoları tamamen öğrenmek istediğiniz dildeki videolar ile doldurabilirsiniz. birkaç video izledikten sonra otomatik olarak dolacaktır zaten.

bu aşamadan sonra yapmanız gereken videoları iyice dinlemek ve varsa alt yazılarını açmak. videoları izlerken bir yandan da konuşan kişiyi taklit etmeye çalışın. durdurun tam olarak onun aksanında olmasa da onun söylediklerine yakın şekilde taklit etmeye çalışın. bir süre sonra anlamlarını kendiniz anlamaya başlayacaksınız. anlamadığınız kelimelerin çevirisine bakmayın, ne demek olduğunu araştırın. bir süre sonra konuşan kişinin ne dediğini anlayacaksınız, düşünürken de o dilde düşünmeye çalışın. türkçe düşünüp bir başka dilde konuşmanız oldukça zordur.

kelime çalışması yazım çalışması yapmayalım mı? elbette yapın ancak kelimeleri ezberlemek yerine öğrenmeye çalışın. bir kelimeyi 100 kere öğrenmek istediğiniz dilde ve türkçe de yazarak öğrenemezsiniz. mutlaka örnekler ile hayatınıza dahil etmeye çalışın. gölgeleme tekniğinde atlanmaması gereken bir detay daha bulunmakta. öğrenmek istediğiniz dilin ana dilindeki kişiler ile birebir sohbet etmelisiniz.

e liana, bunu nasıl yapacağız? oldukça basit. öğrenmek istediğiniz dilin adını yazıp sonuna discord server yazın. çıkan sunuculardan birkaçına girerek sizin gibi o dili öğrenmeye çalışan ve ana dili o dil olan kişiler ile konuşabilirsiniz. örnek: learn korean discord server.

korece öğrenme maceramda kullandığım tekniktir gölgeleme tekniği, oldukça olumlu geri dönüşleri oluyor, özellikle discord sunucularına sohbetlere katılmak.

gölgeleme tekniği ile ilgili örnek youtube videosu
devamını gör...

kudüs şehrinin kurucusudur. savaşta güçlü bir düşmanı öldürmüş bu ona krallık vermiştir. davut, orta boylu uzun ve kıvırcık saçlı, uzun kirpikli güzel yüzlü ve güzel sesli bir peygamberdir. sesinin gür, tok ve güzel olmasından davud-i ses denir. cennet sakinlerine kur'an-ı kerim okuyacağı söylenir. yine bir gün oruç tutup bir gün tutmamaya davut orucu denir. oğlu yine kendisi gibi hem kral hem peygamber olan hz.süleyman'dır. savaş zırhını ilk bulan kişi olarak anılır. onu rüyamda gören bir kişi olarak söylemeliyim ki kesinlikle bir peygamber sureti vardır. kendisine kitap indirilen dört peygamberden biridir. yine hz. davut duası vardır ki sık sık onun güzel duasıyla dualarımı taçlandırırım. şöyledir: "bismillahirrahmanirrahim allah'ım bana seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevdiğin ameller işlemeyi nasip eyle. senin sevgini bize canımızdan, malımızdan ve buz gibi berrak sulardan daha ileri kıl. amin ecmain."
devamını gör...

unutulanların yerine konulan geçici elemanım. asıl sahibi geldiği anda şutlanıyorum. (bkz: xay=şey)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evet yolsuzluk yolunda ama.
devamını gör...

şark kurnazı kafasıyla düşünen müteahhittir.

colorado üniversitesinden orta asya tarihi ihtisaslı profesör jürgen von hildebrand bu konuyu şöyle anlatıyor.

"...qin hanedanlığı bu adamı müteahhit olarak seçerken epey fevri davranmıştı. xin-dhoung isimli bu kurnaz müteahhit, her 10 metrede bir kullanılması gereken üç araba çimento çuvalının maliyetli olduğunu görerek tek arabaya indirmiş ve sanayiden tedarik ettiği alçıpan ile duvarları bir güzel doldurmuştu, geri kalan ödeneği de usulsüzlük ederek cebe indirmişti. nasıl olduysa bu durumu fark edip erkenden müdahale eden hanedanlık, xin-dhoung'nu idam etmek için hücreye atar fakat dhoung gece vakti hücrenin parmaklıklarını bükerek kaçar ve rize'ye doğru yol alır. qin hanedanlığı bu durumu görünce küplere biner ve çin seddini yıkıp bu sefer japon mühendisleri tutarlar. xin-dhoung'un rize'de yaptığı kalıcı konutlar yüzyıllar boyunca varlığını devam etse de, dayanıksız olduğu ve yapımında sahil kumu katıldığı gerekçesiyle yıkılıp imara açılır. nitekim, huylu huyundan vazgeçmemiştir."

orta asya uygarlıklarının yükselişi (1976)
devamını gör...

bu yüzyıllardır insanların cevap aradığı bir sorudur.
her insana göre değişiklik gösterir.
ben öğrenmek için yazıyorum
düşünmek için yazıyorum
sanırım yaşar kemal diyordu “yazar yazdığından fazlasını bilmeli”
bence durum tamamen böyle olmalı bir yazı ele alacaksanız mutlaka ama mutlaka onun hakkında bilgilenmeniz öğrenmeniz araştırma yapmanız gerekiyor bu çok faydalı bir şey.
ama kendiniz için bir yazı ele alacaksanız düşünmek için yazarsınız rahatlamak ve düşünmek için.
bazen insanın kendine itiraf edemeyeceği şeyler vardır kimseye söyleyemeyeceği şeyler insan bunları yazarak kabullenmeye düşünmeye çalışır.
yazmak son derece basit ama son derece zor bir meseledir.
toplumda bazı yazarlar vardır bunları hisseder bilirsiniz edebiyat yaparlar (olumsuz bir anlamda)
lan kes edebiyat yapma dersiniz içinizden.
bazı yazarlar ise edebiyat yapmadan edebiyat yaparlar bu çok önemli ve değerlidir.
biraz uzun bir yazı oldu ama bu sorunun cevabı herkese göre değişecektir ve değişmelidir.
devamını gör...

hakikat esintileri taşıyan bir film. belki her şeyin hakikat esintisi dediğim husustan pay aldığından ötürü böyledir bu durum. lakin filmin insanlara anlattığı ve onlarda uyandırdığı hisler, dürtüler paha biçilemez de. açıkçası filmi izlediğim süreç boyunca güldüğüm, kahkaha attığım da oldu. fakat insan şöyle diyebilir bu duruma: "böyle bir filme nasıl gülebilir, kahkaha atabilirsin?" - "neden güldün?" - "ağlamaktan, korkmaktan başka nasıl gülebilecek bir şey buldun?"

açıkça bilmiyorum diyebilirim bu soruların cevabına. şahsım adına konuşacak olursam, bu filmde kendimde bir şey gördüm. filmin içeriğinden bahsetmiyorum elbette, bir şey öğrendim demek istiyorum kendimle ilgili. ben olanca hassaslığımı gözler önüne sererken aslında edebiyat tutkusu içinde yanıp tutuşan bir bireyin yaptıklarına benzer davranıyormuşum. yani sanırım. belki diyeceklerim gücendirici olabilir ama kendimde görmeyi umduğum derinliği bu filmde apaçık görebilme fırsatı buldum. belki film varoluşa hitap ediyordur da. ki bence öyle... yahut gülmemin hatta kahkaha atmamın sebeplerinden birisi insan denilen yaratığın özünde ne kadar da vahşi, ne kadar da acımasız olduğudur. hatırlıyorum da final sahnesinde oturduğum yerden dikelmiştim. ağzım açık bir şekilde ekrana bakıyordum. "bu da mı?" gibi bir yorumum oldu o esnada.

dünya bir trajedi mekanı. "hayatın dehşetine karşı verilebilecek tek zekice taktik ona karşı küstahça gülmektir." diyen kierkegaard'a selam veriyorum. özünde bu gogolvari davranıştır belki de yaptığım.

film korkunç muydu? evet! yani kısmen olsa da korkunçtu. pek çok insan bakmak istemeyecektir ve anında filmi kapatacaktır. konuşulanlardan bazılarını aşağıda paylaşacağım az sonra. onu da lütfen okumayın eğer rahatsız olacaksanız. fakat bir anlam bulma umuduyla okuyacak olanlarınız varsa da kendilerini hazırlasın.

film güzel miydi? fena değildi. ama güzel miydi? hayır, sanıyorum. alt metinden bazı çıkarsamalar edinebilirsiniz ve belki benim yaşadıklarımı yaşayabilirsiniz. yani özünde benim gibi bir insan -ki övünüyor gibi olmayayım, normal bir insan işte-sadece görmek istediğim hakikati, yani bilgiye karşı koyamadığım o doyumsuzluğu göz önüne alıyorum- benim gibi bir insan özünü görme şansını yakaladı. bu öz neydi? işte bunu kimsecikler cevaplandıramaz benlikleri için. sanıyorum hayattaki en zor işlerden biridir. belki sibirya'ya sürgüne gidersek fyodor mihayloviç dostoyevski gibi, anca öyle görme şerefine erişebiliriz kendimizi.

belki beni psikopat olarak nitelendirecek olacaktır filmi izledikten sonra. ki mutlaka olacaktır, böyle insanları tanıyorum. fakat onları sevgiyle kucaklıyorum. belki benim gibi bir bedbaht (çok affedersiniz) böyle bir çukura düşerekten kendi varoluşuna hakaret ediyor. "hanımlar! baylar!" diyerekten üslubumu pekiştireyim öyleyse. edebiyat yapmaya gelmediğimin pekala farkında olsam da hislerimi olanca açıklığıyla sizlere gösterebilme derdindeyim. af buyurunuz.

kısaca şunu diyebilirim sanırım, filmin sinematografisini beğenmedim. diyaloglar da pek oturaklı değildi. fakat alt metinden çok yararlandım.

son olarak bu filmi izlemenizi önerir miyim? belki film kültürünüz oturduktan sonra evet, ondan önce hayır. böylesine basit anlatılmış ve bir noktada da anlatılamamış bir gerçeği izlemenizi ilk etapta önermiyorum.

filmde dikkatimi çeken bir şey de bunca zalimliği sergilemekten geri durmayan adamların, kadınların friedrich nietzsche, charles baudelaire gibi insanlardan bahsedebilmeleri. entelektüel bir birikimlerinin olduğu izlenimi verilmiş olduğunu düşünmekteyim. aynı zamanda hakikati kendilerince keşfettiklerini. çünkü:

ağlamaktansa gülmeyi tercih ederler. şeytana uyuyoruz, günah işliyoruz ama bunda ağlanacak bir şey yok ki, gibi bir düşüncedeler. önemli olan mutlu olmak. "mutlu olun! gülün" diye bağırılır...

şimdi alıntılar.

--- alıntı ---

bölüm isimleri:
antinferno - girone delle manie - girone della merda - girone del sangue

"her şeyin aşırısı iyidir."

"yetişme çağını yaşarken, yalnızca aşkla yatıp aşkla kalkar kızlar. radyo dinleyip çaylarını içerler ve umursamazlar özgür olmanın anlamını. ve hiçbir zaman düşünmezler, burjuvazi tereddüt etmeden neden öldürür çocuklarını."

"değerli arkadaşlar birbirimizin kızlarıyla evlenerek, yazgılarımızı sonsuza dek bir kılıyoruz."

"yazgıları, zevkimize uşaklık etmekten ibaret olan güçsüz yaratıklar. dış dünyanın bahşettiği o özgürlük denen saçmalığı umarım burada bulmayı beklemiyorsunuzdur. herhangi bir yasal hakka sahip olmaktan uzaksınız. dünya üzerinde hiç kimse burada olduğunuzu bilmiyor. dünyanın ilgisinden o kadar uzaksınız ki, bu açıdan zaten ölüsünüz. işte yaşamlarınıza hükmedecek kurallar:

saat tam 6.00'da, tüm grup içinde hikaye anlatıcılarının olduğu ve bunların sırayla oturup belirlenen bir konu üzerine seri öyküler anlatacağı, adına alem odası denilen yerde toplanmak zorundadır.
arkadaşlarımız herhangi bir anında toplantıyı bölebilirler ve bunu mümkün olduğunca sık yapmayı severler. hikayelerin amacı da zaten hayal gücünü harekete geçirmektir. her çeşit müstehcenlik serbesttir. akşam yemeğinden sonra, beyler, genellikle baküs alemi olarak bilinen seks partisini yöneteceklerdir. alem gereğince salon ve diğer odalar şehvet ateşiyle tutuşmuş olacaktır. tüm katılımcılar ritüele uygun bir biçimde giyinmiş olarak koridorda hazır bulunacaklardır. takip eden süreçte, pozisyon değiştirerek, eş değiştirerek karışık halde ve ensest türde olmak üzere hayvanlar gibi çiftleşilecek, zina ve anal seks yapılacaktır. bu şekilde bunu her gün sürdüreceğiz. eğer bir erkek bir kadınla seks yaparken yakalanırsa bir uzvunu kaybedecek şekilde cezalandırılacaktır. en büyük saygısızlık olması bakımından, dini bir davranışta bulunan herhangi biri ölümle cezalandırılacaktır."

"bazıları yalnızca tutkuları onları zorladıklarında kötülük yapabilirler. bazıları daima mutsuzdur ve onların hayatlarının tamamı bir gece önce yaptıklarından ötürü her sabah yaşadıkları pişmanlıktır."

"görkemli olan ne varsa kökeni kanla yıkanmıştır. ve bununla birlikte, dostlarım, belleğim beni yanıltmıyorsa, evet, öyle. 'kan dökmeden, merhamet olmaz. kan dökmeksizin.' "

--- alıntı ---

hakikati kanla mı haykırıyor bu film yoksa? sanmıyorum. sadece kendinize bir şey katabilirsiniz belki benim gibi. ki önemli olan kendinize bir şey katmak da değil. önemli olan duyumsamaktır. varlığı ve vahşeti duyumsamak. bu da sezgiyle olacaktır elbette.

gördüklerim... hiçbir şeydi özünde. ama kendimi gördüm bir şekilde. akıl sarayımın zindanlarına gizlediğim kendimi gördüm. creepy? nope. o ben çoktan zindandan kaçmıştı belki de. benliğim ikiye bölünmüştür yahut. gülücükler.
devamını gör...

hanıma kupa çeker misin beli ağrıyomuş dedi ünideyken komşum.. lan ben tıp doktoru olucam alternatif tıptan anlamam diyemedim. gidip çektim. nenem sağolsun anlattıydı telefonda. evet size nasıl hacamatçı olunur vlog çekecem . hah.
devamını gör...

küçükken insanın şanslı büyüdüğünü gösteren nedenlerden biridir.

banyo sonrası babanne evindeki insan ölüsü o battaniyenin altına girer,tavana yansıyan sobanın ateşi ile içim ısınırdı. kemiklerine kadar ısıtan o soba yeri gelir bir kestanenin kokusuyla büyülerken yeri gelir elini yıkadıktan sonra suyu fışkırtır çıkan su baloncuklarinin sesi ve görüntüsüyle büyülenirdim. bazen portakal veya limon kabuğu kokusu huzur verirdi. sabah serinlikte okula gitmek için salonda kahvaltı yaparken en yakin arkadaşımdı o soba. ekmeğimi üstüne koyar ısıtır yerken bir yandan da muhabbet ederdik karşılıklı. şans eseri elim çarpmıştı bir kere. sağ elimin üstündeki soba yanığıni ne zaman görsem hep o zamanlara gider yoğun bir özlem çekerim.

şanslı çocuklardık bir zamanlar. sonra büyüdük işte falan.
devamını gör...

ne hissediyorsanız onu söyleyin. yalan söylemeye hiç gerek yok.
devamını gör...

bu bilgiyi öğrenmek beni oldukça sarstı. tavuk bile kafasız 10 - 15 saniye ayakta durabiliyorken bazı insanların kafasız 60 yıl yaşayabilmesi ilginçmiş dediğim bilgi bu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim