pame radyo yayını
ege adalarına götürdünüz bizleri. dalgaların sesini alıyorum müziğin ritmiyle birlikte. çok keyifli. iyi yayınlar sevgili marikaki.
devamını gör...
klasikleşmiş muhteşem yüzyıl replikleri
(bkz: zinhar)
devamını gör...
kargalar büyücüsü
ngũgĩ wa thiong'o ngugi wa thiong oadlı kenyalı bir yazarın elinden çıkmış müthiş eser. uzun bir yazı yazacağım, çünkü kitap da oldukça kalın. ayrıntı yayınları’ndan ( ki gördüğüm kadarıyla çok farklı yazarların kitaplarını çevirerek harika iş yapıyorlar) toplam 798 sayfalık bir kitap. ama garanti ediyorum ki tek bir sayfasında dahi sıkılmayacaksınız. olay örgüsü muhteşem işlenmiş.
kitabı ilk okumaya başladığım zamanki heyecanı bitirince de yaşadım. nadide bir şey bulduğunuzda heyecan yaşarsınız ya, ben de gerçekten hayran olduğum bir kitap/yazar keşfettiğimde aynı heyecanı yaşıyorum. en son bu heyecanı ‘körlük’ kitabında yaşamıştım; körlük kitabını bilenler heyecanımın boyutunu takdir ederler diye düşünüyorum.
bir kere gereksiz betimlemeler yok; bu kadar kalın kitaplarda genelde konu lastik gibi uzatılır, gereksiz betimlemelere boğulur kitap. ama bu kitapta betimleme çok az, karakterleri ve olayların geçtiği mekanları kafanızda canlandırmak tamamen hayalgücünüze bağlı. merak etmeyin, okudukça kafanızda temsili bir kahraman resmi yaratıyorsunuz. ee peki betimleme yok, lastik gibi uzatmak yok, bu kitap neden bu kadar kalın derseniz, iç içe geçmiş bir çok olayı içinde barındırıyor. demem o ki dolu dolu bir kitap .
konusu kısaca şöyle: aburirya adlı bir afrika ülkesi’nde , bir diktatör ve tesadüflerin sonucu kendisini kargalar büyücüsü olarak bulan kamiti’nin yollarının çakışmasını anlatıyor.
bundan sonrası tamamen spoiler; isterseniz kitabı bitirdikten sonra bu bölümü okuyabilirsiniz.
yazarın öncelikte diktatörlüğü yaşadığını ve yerinde gördüğünü söylemeliyim.kitap içindeki , bazen abartıyla anlatılan olaylar bence yazarın gerçekten yaşadıklarını ve gördüklerini anlatıyor. yani diktatörlük rejimini gören bir yazardan , diktatör bir hükümdarı okuyorsunuz. bunu her ne kadar mizahi bir dille anlatsa da ( mizahı gerçekten harika, bazı yerleri kahkahayla okuyorsunuz) aslında roman gerçekleri anlatmaktadır.
nedense idi amin’den esinlendiğini düşünüyorum bazı bölümlerde. idi amin’in düşmanlarını yok edip yemedi ile ilgili hikayeleri bilirsiniz.burada da hükümdar, soğuk savaş döneminde batının yardımıyla tahta geçmiş, komünist düşmanlarını öldürmüş ve aslında batıya hizmetle o konuma gelmiştir. öldürdüğü düşmanlarının kemiklerinden büyük bir oda yapmış ve kimi zaman kendini o odaya kapatarak : ‘bakın beni alt edeceğinizi sandınız ama en son gülen benim’ diye onlara asıl güçlünün kim olduğunu gösteriyor kendi çapında.
ee diktatör olur da yanında şakşakçıları olmaz mı? machokali yurtdışına giderek gözlerini büyütmüş ve hükümdara ‘sizin için, size tehlike olacak herkesi görebilirim böylece’ diyerek bakanlık koltuğunu kapmıştır. sikiokuu ise kulaklarını büyütmüş ve ‘sizin kulağınız olacağım, düşmanlarınızın tüm konuşmalarını böylece duyabileceğim’ demiştir. o da böylece bakanlık koltuğunu kapmıştır. ülkede belli mevkiye gelenlerin ve zenginlerin ilk yaptığı şey ise ‘mercedes benz’ almak*. çok garip , hiç bir yerde görmemiştim
bunu*
kargalar büyücüsü olayı ise komik ve tesadüfler içeriyor. kargalar büyücüsü olan kamiti , fakir bir aileden geliyor. ailesi zor bela onu hindistan’a gönderip akademik eğitim almasını sağlıyor. ülkeye 2 diplomayla gelen kamiti, iş bulacağından emindir ama nafile. aç aç her gün iş ararken bir gün çöplükte açlıktan bayılır ve ruhu bir kuş olup bedenini terk eder. havada süzülür ve bedenine geri döner. ama o sırada çöpçüler onu ölü zannedio soymak istemişler ve kamiti tekrar canlanınca korkmuş ve ‘şeytanı gördük’ diye etrafı velveleye vermişlerdir. daha bunun benzeri bir çok tesadüf onu kargalar büyücüsü olmaya itmiştir. bu tesadüf zinciri de öyle kısa değil efendim, bir başlasam 200 sayfada ancak anlatabilirim.
kamiti iş ararken nyawira ile tanışır. nyawira’nın patronunun onu aşağılayarak ‘iş yok’ demesi, sonrasında ‘cennete yürüyüş’ başkanı seçilen tjarika(nyawira’nın patronu), oluşan rüşvet ağı ve oluşan ucu bucağı olmayan kuyruklar.
hükümdarın kitap sonlarına doğru iyice paranoyaklaşıp, etrafında güçlü olan herkesi öldürmeye başlaması ve keyfi kanunlarla insanların suçsuz yere nasıl ölüme mahkum edildiği , diktatörlüğün yani tek insan rejiminin keyfiliğini gözler önüne seriyor. çünkü ülke=hükümdar; ülke hükümdarın malı gibi görülüyor.
afrika ve afrikalıların alışkanlıkları, inançları hakkında da çok şey öğreniyoruz. yazar halk masallarını aralara yerleştiriyor. genel olarak anladığım , afrikalıların hurafelere fazlasıyla bağlılığı ve yazar bir anlamda bunu eleştiriyor. kafamdaki soru işareti şu ki: kargalar büyücüsü’nün gerçekten gücü var mı, yoksa insanlara verdiği tavsiyeler onları farklı şekilde adım atarak başarı sağlamasını mı sağlamıştır. çünkü olaylar , o kadar tesadüfi olarak ilerliyor ki , büyücünün başarısı mı yoksa tesadüfler silsilesi mi diye şüpheye düşüyorsunuz.
yazarın bir eleştirisi daha var: ülkede , özellikle belli bir gelir seviyesinde olan kişilerde peydah olan ‘beyazlık’ ve ‘eğer’ hastalığı. sanırım halkının, beyazlara imrenmesini ve siyahlıklarından utanmalarını ve beyazları kendilerinden üstün görmelerini bu şekilde eleştiriyor ve bunu ‘hastalık’ olarak belirtiyor. çok parası vardır, mevkisi vardır ama hala kendini üstün hissedemez, çünkü beyaz değildir; bu düşünce de hastalıktır.
hükümdara ve sisteme karşı oluşan halk hareketinin öncülerinin kadın olması ve cesaretleri kitapta sıkça yer buluyor. hatta kitapta bu başkaldırı için şunu der:
kadınların törelerin ağırlığını taşımak zorunda bırakılmalarına da karşı çıkıyoruz’.
erkek egemen bir toplumda , kadınların başkaldırmaları hükümetçe de tehdit olarak görülüyor. kadının, söz hakkı olmayacak, yediği dayağı hazmedip oturacak ve eşi başkalarıyla gönül eğlendirirken oturup ses çıkarmayacak. ‘kadının önemli görevlerde işi nedir, otursun evinde’ politikası ve töreleri hüküm süren bir ülkede , bu kadın direnişi sizi heyecanlandırıyor. hükümdarın tehdit olarak gördüğü iki kesim var: aydınlanma ihtimali olan öğrenciler ve kadınlar. çünkü onun varlığını tehdit edecek olan, aydınlanmış çocuklar ve organize olmuş kadınlar. bunu şimdi ülkemize uygulayın; kadın hakları karşıtı bazı politikaların ve kanunların nedenini daha iyi anlayacaksınız umarım. kitapta ne demiş:
içinde doğduğun kabileyi seçme şansın yok ama birlikte olmak istediğin kişileri seçmek senin elinde. biyoloji kaderdir;siyasetse seçim’
kitabın sonlarına doğru , ülkeye sözde demokrasinin gelmesi ülkede özelleştirmeyi getirmiş; abd’nin avrupa’nın zengin maden yataklarını işletme hakları ; petrol şirketlerine de sahil şeridinde araştırma yapmalarına izin verilmiştir. bunlar zaten afrika’nın gerçekleridir. o kadar zengin maden yatakları olan bir bölgede, insanların açlıktan ölmeleri ancak bu şekilde açıklanabilir.
kitapta alıntılayacağım o kadar çok yer var ki ama sadece ana fikri içeren aşağıdaki paragrafı bırakacağım. okuyun, okutun. elimde olsa bu kitaptan milyonlarca nüsha çıkartıp, dağ taş tepe gezerek herkese okuturdum. belki insanlar yaklaşan tehlikeleri görür ve ayağını denk alır.
şunu gördüm: avrupa,17.yy civarı , afrika’daki kimilerini kötülüğüyle dölledi. bu gebeliklerden köle plantastonunun köle şoförleri doğdular, onlar sömürge plantasyonunun sömürge şoförlerine dönüştüler, onlarsa yıllar sonra sömürge sonrası dönemin plantasyonunda neo-kolonyal pilotlara dönüştüler. şimdi ise küresel ölçekteki bir plantasyonun modern şoför ve pilotlarına mı dönüştüler yoksa? ama afrika kendi cinsini de dölledi ve bu da halkımıza ‘kahramanlarımızı öldürseniz de biz kadınlar umutla yeni kahramanlıklara gebeyiz’ türkülerini söyletti. bu yüzden, ata yadigarını satıp savanlara umutsuzca haykırmayın, mirasımızı korumak için mücadele verenlerin başarılarına gururla gülümseyin
kitabı ilk okumaya başladığım zamanki heyecanı bitirince de yaşadım. nadide bir şey bulduğunuzda heyecan yaşarsınız ya, ben de gerçekten hayran olduğum bir kitap/yazar keşfettiğimde aynı heyecanı yaşıyorum. en son bu heyecanı ‘körlük’ kitabında yaşamıştım; körlük kitabını bilenler heyecanımın boyutunu takdir ederler diye düşünüyorum.
bir kere gereksiz betimlemeler yok; bu kadar kalın kitaplarda genelde konu lastik gibi uzatılır, gereksiz betimlemelere boğulur kitap. ama bu kitapta betimleme çok az, karakterleri ve olayların geçtiği mekanları kafanızda canlandırmak tamamen hayalgücünüze bağlı. merak etmeyin, okudukça kafanızda temsili bir kahraman resmi yaratıyorsunuz. ee peki betimleme yok, lastik gibi uzatmak yok, bu kitap neden bu kadar kalın derseniz, iç içe geçmiş bir çok olayı içinde barındırıyor. demem o ki dolu dolu bir kitap .
konusu kısaca şöyle: aburirya adlı bir afrika ülkesi’nde , bir diktatör ve tesadüflerin sonucu kendisini kargalar büyücüsü olarak bulan kamiti’nin yollarının çakışmasını anlatıyor.
bundan sonrası tamamen spoiler; isterseniz kitabı bitirdikten sonra bu bölümü okuyabilirsiniz.
yazarın öncelikte diktatörlüğü yaşadığını ve yerinde gördüğünü söylemeliyim.kitap içindeki , bazen abartıyla anlatılan olaylar bence yazarın gerçekten yaşadıklarını ve gördüklerini anlatıyor. yani diktatörlük rejimini gören bir yazardan , diktatör bir hükümdarı okuyorsunuz. bunu her ne kadar mizahi bir dille anlatsa da ( mizahı gerçekten harika, bazı yerleri kahkahayla okuyorsunuz) aslında roman gerçekleri anlatmaktadır.
nedense idi amin’den esinlendiğini düşünüyorum bazı bölümlerde. idi amin’in düşmanlarını yok edip yemedi ile ilgili hikayeleri bilirsiniz.burada da hükümdar, soğuk savaş döneminde batının yardımıyla tahta geçmiş, komünist düşmanlarını öldürmüş ve aslında batıya hizmetle o konuma gelmiştir. öldürdüğü düşmanlarının kemiklerinden büyük bir oda yapmış ve kimi zaman kendini o odaya kapatarak : ‘bakın beni alt edeceğinizi sandınız ama en son gülen benim’ diye onlara asıl güçlünün kim olduğunu gösteriyor kendi çapında.
ee diktatör olur da yanında şakşakçıları olmaz mı? machokali yurtdışına giderek gözlerini büyütmüş ve hükümdara ‘sizin için, size tehlike olacak herkesi görebilirim böylece’ diyerek bakanlık koltuğunu kapmıştır. sikiokuu ise kulaklarını büyütmüş ve ‘sizin kulağınız olacağım, düşmanlarınızın tüm konuşmalarını böylece duyabileceğim’ demiştir. o da böylece bakanlık koltuğunu kapmıştır. ülkede belli mevkiye gelenlerin ve zenginlerin ilk yaptığı şey ise ‘mercedes benz’ almak*. çok garip , hiç bir yerde görmemiştim
bunu*
kargalar büyücüsü olayı ise komik ve tesadüfler içeriyor. kargalar büyücüsü olan kamiti , fakir bir aileden geliyor. ailesi zor bela onu hindistan’a gönderip akademik eğitim almasını sağlıyor. ülkeye 2 diplomayla gelen kamiti, iş bulacağından emindir ama nafile. aç aç her gün iş ararken bir gün çöplükte açlıktan bayılır ve ruhu bir kuş olup bedenini terk eder. havada süzülür ve bedenine geri döner. ama o sırada çöpçüler onu ölü zannedio soymak istemişler ve kamiti tekrar canlanınca korkmuş ve ‘şeytanı gördük’ diye etrafı velveleye vermişlerdir. daha bunun benzeri bir çok tesadüf onu kargalar büyücüsü olmaya itmiştir. bu tesadüf zinciri de öyle kısa değil efendim, bir başlasam 200 sayfada ancak anlatabilirim.
kamiti iş ararken nyawira ile tanışır. nyawira’nın patronunun onu aşağılayarak ‘iş yok’ demesi, sonrasında ‘cennete yürüyüş’ başkanı seçilen tjarika(nyawira’nın patronu), oluşan rüşvet ağı ve oluşan ucu bucağı olmayan kuyruklar.
hükümdarın kitap sonlarına doğru iyice paranoyaklaşıp, etrafında güçlü olan herkesi öldürmeye başlaması ve keyfi kanunlarla insanların suçsuz yere nasıl ölüme mahkum edildiği , diktatörlüğün yani tek insan rejiminin keyfiliğini gözler önüne seriyor. çünkü ülke=hükümdar; ülke hükümdarın malı gibi görülüyor.
afrika ve afrikalıların alışkanlıkları, inançları hakkında da çok şey öğreniyoruz. yazar halk masallarını aralara yerleştiriyor. genel olarak anladığım , afrikalıların hurafelere fazlasıyla bağlılığı ve yazar bir anlamda bunu eleştiriyor. kafamdaki soru işareti şu ki: kargalar büyücüsü’nün gerçekten gücü var mı, yoksa insanlara verdiği tavsiyeler onları farklı şekilde adım atarak başarı sağlamasını mı sağlamıştır. çünkü olaylar , o kadar tesadüfi olarak ilerliyor ki , büyücünün başarısı mı yoksa tesadüfler silsilesi mi diye şüpheye düşüyorsunuz.
yazarın bir eleştirisi daha var: ülkede , özellikle belli bir gelir seviyesinde olan kişilerde peydah olan ‘beyazlık’ ve ‘eğer’ hastalığı. sanırım halkının, beyazlara imrenmesini ve siyahlıklarından utanmalarını ve beyazları kendilerinden üstün görmelerini bu şekilde eleştiriyor ve bunu ‘hastalık’ olarak belirtiyor. çok parası vardır, mevkisi vardır ama hala kendini üstün hissedemez, çünkü beyaz değildir; bu düşünce de hastalıktır.
hükümdara ve sisteme karşı oluşan halk hareketinin öncülerinin kadın olması ve cesaretleri kitapta sıkça yer buluyor. hatta kitapta bu başkaldırı için şunu der:
kadınların törelerin ağırlığını taşımak zorunda bırakılmalarına da karşı çıkıyoruz’.
erkek egemen bir toplumda , kadınların başkaldırmaları hükümetçe de tehdit olarak görülüyor. kadının, söz hakkı olmayacak, yediği dayağı hazmedip oturacak ve eşi başkalarıyla gönül eğlendirirken oturup ses çıkarmayacak. ‘kadının önemli görevlerde işi nedir, otursun evinde’ politikası ve töreleri hüküm süren bir ülkede , bu kadın direnişi sizi heyecanlandırıyor. hükümdarın tehdit olarak gördüğü iki kesim var: aydınlanma ihtimali olan öğrenciler ve kadınlar. çünkü onun varlığını tehdit edecek olan, aydınlanmış çocuklar ve organize olmuş kadınlar. bunu şimdi ülkemize uygulayın; kadın hakları karşıtı bazı politikaların ve kanunların nedenini daha iyi anlayacaksınız umarım. kitapta ne demiş:
içinde doğduğun kabileyi seçme şansın yok ama birlikte olmak istediğin kişileri seçmek senin elinde. biyoloji kaderdir;siyasetse seçim’
kitabın sonlarına doğru , ülkeye sözde demokrasinin gelmesi ülkede özelleştirmeyi getirmiş; abd’nin avrupa’nın zengin maden yataklarını işletme hakları ; petrol şirketlerine de sahil şeridinde araştırma yapmalarına izin verilmiştir. bunlar zaten afrika’nın gerçekleridir. o kadar zengin maden yatakları olan bir bölgede, insanların açlıktan ölmeleri ancak bu şekilde açıklanabilir.
kitapta alıntılayacağım o kadar çok yer var ki ama sadece ana fikri içeren aşağıdaki paragrafı bırakacağım. okuyun, okutun. elimde olsa bu kitaptan milyonlarca nüsha çıkartıp, dağ taş tepe gezerek herkese okuturdum. belki insanlar yaklaşan tehlikeleri görür ve ayağını denk alır.
şunu gördüm: avrupa,17.yy civarı , afrika’daki kimilerini kötülüğüyle dölledi. bu gebeliklerden köle plantastonunun köle şoförleri doğdular, onlar sömürge plantasyonunun sömürge şoförlerine dönüştüler, onlarsa yıllar sonra sömürge sonrası dönemin plantasyonunda neo-kolonyal pilotlara dönüştüler. şimdi ise küresel ölçekteki bir plantasyonun modern şoför ve pilotlarına mı dönüştüler yoksa? ama afrika kendi cinsini de dölledi ve bu da halkımıza ‘kahramanlarımızı öldürseniz de biz kadınlar umutla yeni kahramanlıklara gebeyiz’ türkülerini söyletti. bu yüzden, ata yadigarını satıp savanlara umutsuzca haykırmayın, mirasımızı korumak için mücadele verenlerin başarılarına gururla gülümseyin
devamını gör...
jüristokrasi
jüristokrasi, yargıçlar yönetimi anlamına gelir. demokrasinin aksine, yargıçların oligarşik bir yönetim oluşturmasını tanımlar ve eleştirel bir anlam taşır.
halkın iradesi ne olursa olsun yüksek yargı organlarının başında bulunan kişilerin siyasi görüşlerinin dışında kanun yapılamaması veya bu şekilde yapılan kanunların geçerliliğinin kaldırılması yoluyla etkisini gösterir.
olgunlaşmamış, oturmamış demokrasilerde sıkça görülen 'jüristokrasi'de yargı kurumunun başında bulunan kimselerin yorum kabiliyetleri, şahsi içtihatları ön plana çıkar ve yargıçların öznel yorumları ile şekillenen yasalar ile ülke yönetilmeye çalışılır. jüristokrasi halka hesap vermez, siyaseten sorumsuzdur.
yargının siyasallaşması sonucu oluşur. yüksek yargı makamlarına hakim olan siyasi ideolojinin farklı görüşlerden yargıçların hukuki yeterlikleri olsa bile o makamlara gelmesini engellemesi yoluyla varlığını sürdürür.
halkın iradesi ne olursa olsun yüksek yargı organlarının başında bulunan kişilerin siyasi görüşlerinin dışında kanun yapılamaması veya bu şekilde yapılan kanunların geçerliliğinin kaldırılması yoluyla etkisini gösterir.
olgunlaşmamış, oturmamış demokrasilerde sıkça görülen 'jüristokrasi'de yargı kurumunun başında bulunan kimselerin yorum kabiliyetleri, şahsi içtihatları ön plana çıkar ve yargıçların öznel yorumları ile şekillenen yasalar ile ülke yönetilmeye çalışılır. jüristokrasi halka hesap vermez, siyaseten sorumsuzdur.
yargının siyasallaşması sonucu oluşur. yüksek yargı makamlarına hakim olan siyasi ideolojinin farklı görüşlerden yargıçların hukuki yeterlikleri olsa bile o makamlara gelmesini engellemesi yoluyla varlığını sürdürür.
devamını gör...
normal sözlük’te kankacılık
''ponçiğim benim ya, sen olmasan gerçekten tadı olmaz buraların, keyifle okuyorum tanımlarını'' şeklinde vuku bulurlar genel olarak. birliğiniz daim olsun. muhtemelen daha önce doğru düzgün bir şey okumadığınız için olsa gerek burada adam elmaya '' bir meyvedir '' yazsa beğeni butonunu parçalıyorsunuz. ponçik kankacılarım benim ya.
bir de bu kankacılar genel olarak eksileme özelliğinin gelmesinden çok korkarlar. bir yerde eksileme özelliğinin gelmesini istemeyen birini görürseniz bilin ki o bir kankacıdır. ondan uzak durun. çünkü o sizi zaten bulur.
bir de bu kankacılar genel olarak eksileme özelliğinin gelmesinden çok korkarlar. bir yerde eksileme özelliğinin gelmesini istemeyen birini görürseniz bilin ki o bir kankacıdır. ondan uzak durun. çünkü o sizi zaten bulur.
devamını gör...
ormanci
ilk beğenimi veren yazar, kendisine selam olsun, teşekkürler güzel insan.
devamını gör...
çayın hüzne iyi gelmesi
iyi gelmediği duygu durum yok ki.
ağla iyi gelir, gül iyi gelir, tatlı ye yakışır, tuzlu ye yakışır, kitap oku yakışır, sözlükde yaz yakışır vb.
her yere götürülür.
yok böyle bir kanka.
ağla iyi gelir, gül iyi gelir, tatlı ye yakışır, tuzlu ye yakışır, kitap oku yakışır, sözlükde yaz yakışır vb.
her yere götürülür.
yok böyle bir kanka.
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
nerdesiniz millet? ben geldim. kalkın hadi. party yapacağız.
devamını gör...
ama kafamız nasıl güzel radyo programı
iyi akşamlar sevgili yazarlar...
hüzün candır’ın sağlıkla ilgili yaşadığı bir durumdan dolayı bu akşam programı maalesef yapamayacağız. özürlerimizi lütfen kabul edin ve haftaya bir maniniz olmaz ise cumartesi kimselere söz vermeyin olur mu?
biz burada olabilmek için elimizden geleni yapacağız çünkü. herkese keyifli bir akşam diliyoruz...
sevgiler sözlük *
hüzün candır’ın sağlıkla ilgili yaşadığı bir durumdan dolayı bu akşam programı maalesef yapamayacağız. özürlerimizi lütfen kabul edin ve haftaya bir maniniz olmaz ise cumartesi kimselere söz vermeyin olur mu?
biz burada olabilmek için elimizden geleni yapacağız çünkü. herkese keyifli bir akşam diliyoruz...
sevgiler sözlük *
devamını gör...
nöbetçi moderatöre şafak kaç toprağım diye sormak
ıslak ve turuncu tuvalet terlikliğidir.
günün belirli saatlerinde mesaj kutunuzda belirir. git dersin gitmez, sus dersin susmaz, yapma dersin yapar, uğraşma dersin uğraşır. neyse ki yok böyle yazarlar, aman dostlar düşman başına!*
şayet olsaydı onlara söylemek istediğim tek bir cümle vardı:
günün belirli saatlerinde mesaj kutunuzda belirir. git dersin gitmez, sus dersin susmaz, yapma dersin yapar, uğraşma dersin uğraşır. neyse ki yok böyle yazarlar, aman dostlar düşman başına!*
şayet olsaydı onlara söylemek istediğim tek bir cümle vardı:
devamını gör...
çocukken okunan ilk kitap
gerçekçi olalım, cin ali.
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
#188575 yazar aeneas,
maalesef benimde gözlemlediğim birşeydir bu, ve çok üzülürüm, 9-10 sene önce, hatırı sayılır bir mağazalar zinciri dünya markasının, "türkiye" birşey, bilmemne müdürlüğü gibi üst düzey bir konumda yönetici bir kadınla tanıştım, arkadaşımızın arkadaşı, iş ortamı değil, bişeyler yiyip içiyoruz...
kadın 42 yaşında bekar, hiç evlilik yapmamış, yurtdışında okumuş, yaşamış çalışmış (kuzeyde baya refah bir ülke) yükselmiş etmiş, gelmiş, ev bulmuş, baba bir semtte, bakın burası çokomelli.. arkadaşı evlendiği için bekar evinin eşyalarını komple vermiş, buda almış... diyorki eşyalara bakmadım bile.. (!)
"ben nasıl olsa >evlenince< yeni eşyalar alıcam kendime,
>o zaman< istediğim gibi güzel şeyler seçerim, alırım, şimdi "niye" alıyım *..."
bakın ikinci el alınabilir, kullanılabilir, burada mevzu, kadının parası var, kendini layık görmüyor, layık olacağı günü bekliyor..
o anda bütün hayranlığımın, soru sorma isteğimin gittiğini, omuzlarımın filan düştüğünü, öylece kaldığımı hatırlıyorum...
peki dedim, başka ne konuşabilirimki kendisiyle, evlenene kadar ve evlendikten sonrası bu kadar farkeden bir insan...
şu anda, tek başınayken güzel bir hayatı hak ettiğini düşünmüyor arkadaş..
evlendiği güne kadar, evleneceği günü bekleyecek.. yani bir erkekle evli olduğunda beğendiği eşyaları alıp üstüne oturmaya hakkı olacak.. bugün hangi eşyalarla yaşadığı önemli değil.. hakkı değil, öyle sanıyor.. ne acı değilmi..
o arkadaşın maaşının 10 da birini filan alıyormuşumdur o zaman bende yalnız yaşıyorum, 40 m2 (yarısı da teras (u: ?)) minicik bir çatı katıydı ama herşeyimi yeni almıştım, ev sıfırdı ama, beyaz eşyaların yarısını ben ödedim istediğim marka olsun diye, mutfağını büyüttüm ettim, ve 2 sene sonra ev sahibine bıraktım, herkesin uygun bişey al, ikinci el ucuz bişeyler al, demesine sinir oluyordum, niye ucuz eşyalar kullanayım ya, niye değersiz eşyalar kullanayım, istediğim beğendiğim şeyleri ucuza mal etmeye çalışabilirim, o başka,
o zamanlar kafamı kurcalayan birçok şeyin adını koyamamıştım, ama bugün daha iyi biliyorumki, bize çocukluğumuzdan başlayarak öğretilen, isteyerek veya istemeyerek bilinçaltımıza sokulan birçok şey yan lış... hemde çok yanlış...
kendini iyi şeylere layık görmeyen, iyi insanlara, iyi erkeklere layık görmeyen, çalışkan başarılı, akıllı kadınların, bir yerde artık uyanması gereken bir konu bu..
bir ilişki, kadın, erkek, arkadaş, sevgili, aile.. nasıl olmalı, doğrusu nedir, kimin neye hakkı vardır, neye hakkı yoktur, bunlar bize öğretilmiyor maalesef..
kendi kendine öğrenmek de baya zaman alıyor...
"4/4 lük kadınlar görüyorum, güzellik, zerafet, şıklık, entelektüel birikim vs. fakat at hırsızı görünümlü, 100 kelime ile hayatını idame eden tiplere bağlanıp aşk acısı çekiyorlar, insan insanla sınanıyor demekki..."
nejat işler
maalesef benimde gözlemlediğim birşeydir bu, ve çok üzülürüm, 9-10 sene önce, hatırı sayılır bir mağazalar zinciri dünya markasının, "türkiye" birşey, bilmemne müdürlüğü gibi üst düzey bir konumda yönetici bir kadınla tanıştım, arkadaşımızın arkadaşı, iş ortamı değil, bişeyler yiyip içiyoruz...
kadın 42 yaşında bekar, hiç evlilik yapmamış, yurtdışında okumuş, yaşamış çalışmış (kuzeyde baya refah bir ülke) yükselmiş etmiş, gelmiş, ev bulmuş, baba bir semtte, bakın burası çokomelli.. arkadaşı evlendiği için bekar evinin eşyalarını komple vermiş, buda almış... diyorki eşyalara bakmadım bile.. (!)
"ben nasıl olsa >evlenince< yeni eşyalar alıcam kendime,
>o zaman< istediğim gibi güzel şeyler seçerim, alırım, şimdi "niye" alıyım *..."
bakın ikinci el alınabilir, kullanılabilir, burada mevzu, kadının parası var, kendini layık görmüyor, layık olacağı günü bekliyor..
o anda bütün hayranlığımın, soru sorma isteğimin gittiğini, omuzlarımın filan düştüğünü, öylece kaldığımı hatırlıyorum...
peki dedim, başka ne konuşabilirimki kendisiyle, evlenene kadar ve evlendikten sonrası bu kadar farkeden bir insan...
şu anda, tek başınayken güzel bir hayatı hak ettiğini düşünmüyor arkadaş..
evlendiği güne kadar, evleneceği günü bekleyecek.. yani bir erkekle evli olduğunda beğendiği eşyaları alıp üstüne oturmaya hakkı olacak.. bugün hangi eşyalarla yaşadığı önemli değil.. hakkı değil, öyle sanıyor.. ne acı değilmi..
o arkadaşın maaşının 10 da birini filan alıyormuşumdur o zaman bende yalnız yaşıyorum, 40 m2 (yarısı da teras (u: ?)) minicik bir çatı katıydı ama herşeyimi yeni almıştım, ev sıfırdı ama, beyaz eşyaların yarısını ben ödedim istediğim marka olsun diye, mutfağını büyüttüm ettim, ve 2 sene sonra ev sahibine bıraktım, herkesin uygun bişey al, ikinci el ucuz bişeyler al, demesine sinir oluyordum, niye ucuz eşyalar kullanayım ya, niye değersiz eşyalar kullanayım, istediğim beğendiğim şeyleri ucuza mal etmeye çalışabilirim, o başka,
o zamanlar kafamı kurcalayan birçok şeyin adını koyamamıştım, ama bugün daha iyi biliyorumki, bize çocukluğumuzdan başlayarak öğretilen, isteyerek veya istemeyerek bilinçaltımıza sokulan birçok şey yan lış... hemde çok yanlış...
kendini iyi şeylere layık görmeyen, iyi insanlara, iyi erkeklere layık görmeyen, çalışkan başarılı, akıllı kadınların, bir yerde artık uyanması gereken bir konu bu..
bir ilişki, kadın, erkek, arkadaş, sevgili, aile.. nasıl olmalı, doğrusu nedir, kimin neye hakkı vardır, neye hakkı yoktur, bunlar bize öğretilmiyor maalesef..
kendi kendine öğrenmek de baya zaman alıyor...
"4/4 lük kadınlar görüyorum, güzellik, zerafet, şıklık, entelektüel birikim vs. fakat at hırsızı görünümlü, 100 kelime ile hayatını idame eden tiplere bağlanıp aşk acısı çekiyorlar, insan insanla sınanıyor demekki..."
nejat işler
devamını gör...
kuşlara ziyafet
fıstık, ufalanmış kek parçaları, yulaf ve kurutulmuş meyvelerden kuş keki yaparak kuşlara ziyafet verebilirsiniz.
- sıcağa dayanıklı bir kabın içine yukarıda bahsedilen besinlerden toplam 500 gr. kadar koyun.
- 250 gr. kadar katı yağı bir tavada düşük ısıda eritin. yağı dikkatlice karışımın üzerine dökün ve keki soğumaya bırakın.
- soğuduğunda keki kaptan çıkarın ve bahçeye, sokaklara vs. yerleştirin.*
- sıcağa dayanıklı bir kabın içine yukarıda bahsedilen besinlerden toplam 500 gr. kadar koyun.
- 250 gr. kadar katı yağı bir tavada düşük ısıda eritin. yağı dikkatlice karışımın üzerine dökün ve keki soğumaya bırakın.
- soğuduğunda keki kaptan çıkarın ve bahçeye, sokaklara vs. yerleştirin.*
devamını gör...
kondrül
güneş sistemi'nin oluşum aşamasından kalmış olan, genellikle silikat adı verilen minerallerden oluşan, milimetrik boyutlardaki bir çeşit kum. gökkumu olarak da bilinir. bazı gök taşlarının yapısında bulunur.
devamını gör...
homo-duplex
emile durkheim göre, bir yanda sınırsız arzu ve isteklerin oluşturduğu ilkel benliği olan, öte yanda diğer insanlar ve toplumla kurulan ilişkiden meydana gelen toplumsal benliği olan, insanın tek insan değil çifte insan olduğu anlamında terim.
insanı insan yapan, toplumsal yönüdür. insanın ancak ilkel yönünün, denetim altına alınması ile toplum var olabilir.
insanı insan yapan, toplumsal yönüdür. insanın ancak ilkel yönünün, denetim altına alınması ile toplum var olabilir.
devamını gör...
ölmedim ama hafif sürünüyorum (yazar)
mod olur olmaz görevlerini en iyi ve hızlı şekilde yerine getiren biricik yazar.
sözlük dışında bir olayın gerçekleşmesi için haftalardır uğraşıp bir dönüt bekliyordum, kendisiyle konuşurken bir de baktım ki mail gelmiş. ölmedim ama hafif sürünüyorum mahlasındaki hafif olumsuzluğa rağmen insana büyük bir şans getiriyor efenim, kanıtlara dayalı hem de*.
söylemedi demeyin.
sözlük dışında bir olayın gerçekleşmesi için haftalardır uğraşıp bir dönüt bekliyordum, kendisiyle konuşurken bir de baktım ki mail gelmiş. ölmedim ama hafif sürünüyorum mahlasındaki hafif olumsuzluğa rağmen insana büyük bir şans getiriyor efenim, kanıtlara dayalı hem de*.
söylemedi demeyin.
devamını gör...
aksesuar olarak fotoğraf makinesi kullanan insan
kendi istediği gibi davranan insandır. kimseyi ilgilendirmez.
devamını gör...
ergenekon destanı
cengiz han döneminde moğollaştırılmış destandır. ancak bu efsanenin kökleri ve ana motifleri açıkça göktürkler ile alakalıdır. göktürk devleti, milattan sonra 6. yüzyıldan itibaren bir cihan imparatorluğu olmuş ve yüzyıllarca yaşamıştır.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
bolca huzur, bolca yaşanmışlık, bolca şükür. birde üstüne sağlıklı olduğum için elhamdülillah.
45 yaşımı sevdim, gelsin 46 onu da seveyim inşallah.
45 yaşımı sevdim, gelsin 46 onu da seveyim inşallah.
devamını gör...
israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
oturmuşlar çok bildiğini sanaraktan bir şeyler karalamışlar türden bazı yorumlar okudum.tarih sahnesinde her şey değişir.değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.bir yer fethedilir,onu layık olan devlet yönetir.neredeyse yeryüzünde hiçbir yer ilk keşfedildiği millette kalmadı ki zaten kudüs sadece yahudilerindir (israel)demek yanlış olur.üstelik işgalci,çete olan bu sömürgeci bencil devletvari insan topluluğu bu şekilde tacizlerle hak iddia edemez.haklı değiller ama yüzde yüz haklı dâhi olsalardı bu tavır ve tutumlarından dolayı hak edene
yani filistin'e bırakmalıdırlar.yönetemiyorlar.kitaplarında hoşgörünün adı yalnızca kendi kanından olanlara karşı var.bırakalım artık kudüs'ü siyonist bencillere yakıştırmayı.dünyanın hiçbir yerinde bir milletin toprağını bu şekilde gasp etmek,o ülkenin namusu sayılan tüm dinin kutsalllarına ev sahipliği yapan yere saldırı düzenlemek kabul edilemez...
yani filistin'e bırakmalıdırlar.yönetemiyorlar.kitaplarında hoşgörünün adı yalnızca kendi kanından olanlara karşı var.bırakalım artık kudüs'ü siyonist bencillere yakıştırmayı.dünyanın hiçbir yerinde bir milletin toprağını bu şekilde gasp etmek,o ülkenin namusu sayılan tüm dinin kutsalllarına ev sahipliği yapan yere saldırı düzenlemek kabul edilemez...
devamını gör...