hüma kuşu
cennet kuşu, türk edebiyatında umay kuşu olarak geçer.
dil kökeni farsçadır.
hüma, çok yükseklerden, ayakları yere hiç değmeden, dinlenmeden uçabilen efsanevi bir kuş türüdür.
bazı kaynaklarda ayaklarının olmadığı bile yazılır.
görünüşü hakkında çeşitli tanımlar vardır: birincisi, güvercin büyüklüğünde, yeşil gagalı, sarı kanatlı olduğu yönünde.
bir diğer benzetme ise, serçeden büyük, boz saksağana benzeyen bir kuş olduğu yönündedir.
eski zamanlarda, hükümdarlar ölünce, halk bir meydanda toplanırmış.
hüma kuşu kimin başına konarsa ya da gölgesi kimin üzerine düşerse o kişiyi tahta geçirirlermiş.
beklemediği büyük bir nimete kavuşmak anlamına gelen, başına devlet kuşu konmak deyimi buradan gelmektedir.
yine hümayun terimi de buradan geliyor.
dil kökeni farsçadır.
hüma, çok yükseklerden, ayakları yere hiç değmeden, dinlenmeden uçabilen efsanevi bir kuş türüdür.
bazı kaynaklarda ayaklarının olmadığı bile yazılır.
görünüşü hakkında çeşitli tanımlar vardır: birincisi, güvercin büyüklüğünde, yeşil gagalı, sarı kanatlı olduğu yönünde.
bir diğer benzetme ise, serçeden büyük, boz saksağana benzeyen bir kuş olduğu yönündedir.
eski zamanlarda, hükümdarlar ölünce, halk bir meydanda toplanırmış.
hüma kuşu kimin başına konarsa ya da gölgesi kimin üzerine düşerse o kişiyi tahta geçirirlermiş.
beklemediği büyük bir nimete kavuşmak anlamına gelen, başına devlet kuşu konmak deyimi buradan gelmektedir.
yine hümayun terimi de buradan geliyor.
devamını gör...
kendi saçını kesmek
kolay olmayan ve biraz da cesaret isteyen bir eylem.
ben de uzun zamandır saçlarımı kendim kesiyorum ve şekil veriyorum. önceden iyi olmuyordu ve düzelttirmem gerekiyordu. şimdilerde durum biraz düzeldi.
kendi kendime bir şeyler başarmak iyi hissettiriyor ve kendime yetebilmek noktasında da ilerleme inancımı artırıyor.
ben de uzun zamandır saçlarımı kendim kesiyorum ve şekil veriyorum. önceden iyi olmuyordu ve düzelttirmem gerekiyordu. şimdilerde durum biraz düzeldi.
kendi kendime bir şeyler başarmak iyi hissettiriyor ve kendime yetebilmek noktasında da ilerleme inancımı artırıyor.
devamını gör...
kitap kulübü hakkında her şey
dün akşam saatleri itibariyle ilk online toplantısı yapılmış kulüp. ben de katılımcı olarak oradaydım. bu toplantıda, okuduğumuz bir kitap üzerine konuşuldu. elimde olmayan nedenlerden ötürü her ne kadar konuşamasam da yazılı yorumlarımla olaya dahil oldum.
bence keyifliydi. sonra bilgilendiriciydi. toplantıya katılanların kitap hakkındaki görüşleri ilginçti. sorulan sorular kaliteliydi.
bu tip kulüp toplantıların bir diğer güzel yanı ise normal hayatlarımızda kitap üzerine konuşacak birilerini bulamayan ben gibi kişilerin, bu tip etkinliklerle bu eksikliği giderebilmesidir. bazen bir kitap üzerine konuşmak ne kadar da iyi geliyor değil mi.*
bence keyifliydi. sonra bilgilendiriciydi. toplantıya katılanların kitap hakkındaki görüşleri ilginçti. sorulan sorular kaliteliydi.
bu tip kulüp toplantıların bir diğer güzel yanı ise normal hayatlarımızda kitap üzerine konuşacak birilerini bulamayan ben gibi kişilerin, bu tip etkinliklerle bu eksikliği giderebilmesidir. bazen bir kitap üzerine konuşmak ne kadar da iyi geliyor değil mi.*
devamını gör...
celal şengör'ün ilber ortaylı'ya dipsiz kuyu pezevenk demesi
fatih altaylı'nın ilber ve celal hoca ile yaptığı programların hepsini izlediğim; aralarındaki dialog ve atışmalara alışık olduğumdan herhalde, bana çok doğal ve tatlış geldi.. ayrıca hanımın yerine ben olsam puhahahaha diye böğürürdüm*
devamını gör...
değersizlik hissi
değersizlik hissi, onu yaşayan için de üzerine konuşmak için ele alan kişi için de can sıkıcıdır. empati yapılması zordur, yaşadığı şey değersizlik olmayıp da "değersiz hissediyorum" diyenlere karşı hissettiğimiz acımayı bir yana bırakırsak, sevdiklerini anlamak adına, gerçekten empati kurmak isteyenler için kara delik gibi; hissetmeye çalışırsanız boşluğa düşeceğiniz bir histir, bu yüzden ancak yaşayanlar bilir.
bir insan değersiz hissediyorsa, ya gerçekten değersizdir ki bu işin en acı kısmıdır; ya da değer görmek istediği kişi/kişiler onu önemsemiyordur. insan öyle bir canlı ki tüm arzusunu bir yere odaklayabilir, tek bir kumara tüm maddi manevi sermayesini yatırabilir. kaybettiğinde de tüm şiirini tüketmiş hisseder, genellikle değersizlik hissi de bundan kaynaklıdır. çünkü gerçekten değersiz bir insan, öyle ya da böyle bunun farkına varacak ve kendisinin işe yaramaz bir insan olduğunu kabullenecektir. dolayısıyla bundan sitem eden insanlar, değer görecek biri olduğuna inanan insanlardır.
bir insan tüm sevgisini, umutlarını ve hayallerini bir insan üzerine kanalize ettiği zaman, bu duyguyu yaşaması çok yüksek ihtimaldir. zira herkesin hayatında ona değer veren, onu merak eden en kötü bir tane insan vardır. işte bu insana veya insanlara yüklediğimiz anlam azalmışsa, eğer onların paylarını da bir başka insana aktarmışsak; ki genellikle sağlam bir aşık bunu yapar, o halde değerli hissetmemiz tek bir insanın elindedir. bununla alakalı dostoyevski babamızın, yeraltından notlar kitabında harika bir sözü vardır: "aşık olmak, aşık olduğumuz insana üzerimizde her türlü kötülüğü yapma yetkisi vermektir"
o halde, kendi başına değersiz bir budaladan başka bir şey olmadığını düşünen insan dışında, değer görmeyi belirli bir insanın ya da insanların ellerine bırakanlar bundan dolayı sitem edemezler. kendi kazdıkları kuyuyu öncelikle kendileri doldurmaları gerekir. bunun bir türlü farkına varamayan bu dostlarımız, esasında hiçbir şekilde sevgilerini istemedikleri ama bir şekilde içlerini dökecek samimiyeti buldukları insanlara dert yanarlar: "değersiz hissediyorum, kimse beni sevmiyor, içim içimi kemiriyor" hatta ve hatta "yaşamanın pek anlamı yok"
hepimiz zaman zaman kendimizi değersiz hissederiz. bu his genellikle yanıltıcıdır, sana bakış açını değiştirmen gerektiğini söyleyen bir uyarıdır. değersiz hissettiğimiz vakitlerde mutlaka çayımızı içerken üç dört metre uzağımızda annemiz ya da babamız bizi sevgiyle süzmektedir, bunaldığımızı hissettiği için güzel bir kabak tatlısı yapmanın planlarını yapmaktadır. biz bunu ısrlarla görmezden geliriz ya da görmek istemeyiz; çünkü ya bir kalbe sığıntı olmak için yanıp tutuşuyoruzdur ya da ait olmadığımız bir zümreye yaranmanın planlarını yapıyoruzdur.
değersiz hissediyorum diyene, bunu ima edene iyi bir kalple yaklaşan insanların bilmeleri gereken önemli konulardan biriyle ilgili birkaç kelam edip konuyu kapatacağım. bu, insanın içinde olan, konu başlıklarından bağımsız her daim görebileceğiniz, potansiyel nankörlüğüdür. ben bir konuyla alakalı "hep verdim hep verdim, sonra yüzüme sıçtılar, yazıklar olsun" diyen insanları hiç sevmem. dolayısıyla buradan bir drama çıkarmayalım. mesele, iyi bir yaklaşımın, her değer görmüyorum diyene yöneltilmemesi gerektiği, insanın aldatılmış hissine kapılabileceğini bilmektir. değersizlik hissi, empatisi zor, dolayısıyla belirlemesi de zordur ve bunu bir ego tatmini için potansiyel nankör mü kullanıyor yoksa gerçekten değersiz hisseden bir gariban mı iyi anlamak gerekir.
son paragrafı yazmamın sebebi de insanları önemsemenin; yirmi birinci yüzyıldaki en önemli ve değerli edimlerden biri olmasıdır. kısıtlı bir kaynaktır ve güvensizliğin bu denli yaygın olduğu bir dönemde, bunu harcamakta dikkatli olmak gerekir. sonra buz gibi, duygusuz, kayıtsız bir insan olup çıkarsınız ya da bununla itham edilirsiniz.
bir insan değersiz hissediyorsa, ya gerçekten değersizdir ki bu işin en acı kısmıdır; ya da değer görmek istediği kişi/kişiler onu önemsemiyordur. insan öyle bir canlı ki tüm arzusunu bir yere odaklayabilir, tek bir kumara tüm maddi manevi sermayesini yatırabilir. kaybettiğinde de tüm şiirini tüketmiş hisseder, genellikle değersizlik hissi de bundan kaynaklıdır. çünkü gerçekten değersiz bir insan, öyle ya da böyle bunun farkına varacak ve kendisinin işe yaramaz bir insan olduğunu kabullenecektir. dolayısıyla bundan sitem eden insanlar, değer görecek biri olduğuna inanan insanlardır.
bir insan tüm sevgisini, umutlarını ve hayallerini bir insan üzerine kanalize ettiği zaman, bu duyguyu yaşaması çok yüksek ihtimaldir. zira herkesin hayatında ona değer veren, onu merak eden en kötü bir tane insan vardır. işte bu insana veya insanlara yüklediğimiz anlam azalmışsa, eğer onların paylarını da bir başka insana aktarmışsak; ki genellikle sağlam bir aşık bunu yapar, o halde değerli hissetmemiz tek bir insanın elindedir. bununla alakalı dostoyevski babamızın, yeraltından notlar kitabında harika bir sözü vardır: "aşık olmak, aşık olduğumuz insana üzerimizde her türlü kötülüğü yapma yetkisi vermektir"
o halde, kendi başına değersiz bir budaladan başka bir şey olmadığını düşünen insan dışında, değer görmeyi belirli bir insanın ya da insanların ellerine bırakanlar bundan dolayı sitem edemezler. kendi kazdıkları kuyuyu öncelikle kendileri doldurmaları gerekir. bunun bir türlü farkına varamayan bu dostlarımız, esasında hiçbir şekilde sevgilerini istemedikleri ama bir şekilde içlerini dökecek samimiyeti buldukları insanlara dert yanarlar: "değersiz hissediyorum, kimse beni sevmiyor, içim içimi kemiriyor" hatta ve hatta "yaşamanın pek anlamı yok"
hepimiz zaman zaman kendimizi değersiz hissederiz. bu his genellikle yanıltıcıdır, sana bakış açını değiştirmen gerektiğini söyleyen bir uyarıdır. değersiz hissettiğimiz vakitlerde mutlaka çayımızı içerken üç dört metre uzağımızda annemiz ya da babamız bizi sevgiyle süzmektedir, bunaldığımızı hissettiği için güzel bir kabak tatlısı yapmanın planlarını yapmaktadır. biz bunu ısrlarla görmezden geliriz ya da görmek istemeyiz; çünkü ya bir kalbe sığıntı olmak için yanıp tutuşuyoruzdur ya da ait olmadığımız bir zümreye yaranmanın planlarını yapıyoruzdur.
değersiz hissediyorum diyene, bunu ima edene iyi bir kalple yaklaşan insanların bilmeleri gereken önemli konulardan biriyle ilgili birkaç kelam edip konuyu kapatacağım. bu, insanın içinde olan, konu başlıklarından bağımsız her daim görebileceğiniz, potansiyel nankörlüğüdür. ben bir konuyla alakalı "hep verdim hep verdim, sonra yüzüme sıçtılar, yazıklar olsun" diyen insanları hiç sevmem. dolayısıyla buradan bir drama çıkarmayalım. mesele, iyi bir yaklaşımın, her değer görmüyorum diyene yöneltilmemesi gerektiği, insanın aldatılmış hissine kapılabileceğini bilmektir. değersizlik hissi, empatisi zor, dolayısıyla belirlemesi de zordur ve bunu bir ego tatmini için potansiyel nankör mü kullanıyor yoksa gerçekten değersiz hisseden bir gariban mı iyi anlamak gerekir.
son paragrafı yazmamın sebebi de insanları önemsemenin; yirmi birinci yüzyıldaki en önemli ve değerli edimlerden biri olmasıdır. kısıtlı bir kaynaktır ve güvensizliğin bu denli yaygın olduğu bir dönemde, bunu harcamakta dikkatli olmak gerekir. sonra buz gibi, duygusuz, kayıtsız bir insan olup çıkarsınız ya da bununla itham edilirsiniz.
devamını gör...
musicbuddy
kafamın bir köşesinde şunu dinleyerek güneşin batışını izliyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük zaafları
kadı... öhm.. pardon..
"kadıların osmanlı adalet sistemine olumlu etkileri.."
"kadıların osmanlı adalet sistemine olumlu etkileri.."
devamını gör...
mal
bazen hakaret olarak da kullanılan kelime.
devamını gör...
yansıma sözcük
kuzunun melemesi
rüzgarın uğultusu
yaprağın hışırdaması.
rüzgarın uğultusu
yaprağın hışırdaması.
devamını gör...
kozmonot
rus uzay insanı.
devamını gör...
laurie anderson
5 haziran 1947'de doğmuş, amerikalı deneysel sanatçı.
post-modernist sanatın en büyük temsilcilerinden, sanatında aklınzıa gelecek her şeyi kullanır, sokak sanatçılarını da görebilirsiniz, video teknikleri ile bir şeyler anlatan bir kadını veyahut sahne sanatlarında bağırıp çağıran bir çocuğu, bunların hepsini ise ciddi bir eleştiri ile harmanlar ve kendi tarzına ait müthiş bir iş çıkarır ortaya
kuzey kutbu ve alaska'ya gitmiş, bir dönem gazetelerde yazarlık yapmış, ilk gösterisini de 1970 yılında buz üstünde düetler isimli bir performansı ile gerçekleştirmiş.
onu en önden izleyenlerden birisi de kimmiş biliyor musunuz? the velvet underground'ın üzgün bakışlı evladı, lou reed! eriyen buzlar üzerinde saatlerce kovboy şarkıları söylemiş bu ablamız, reklam şarkılarının, sloganlarının bizim hayatımızı değiştirdiğini düşünen bu ablamız, saatlere saçma sapan sözler ile saçma sapan sesleri bir araya getirerek şarkılar söyleyerek bu durumu eleştirmek istemiş kendi çapında, adına da çevresel müzik parçası adını vermiş.
bu ablamız 2008 yılında ise kiminle evlenmiş biliyor musunuz? 2013 yılında kaybettiğimiz sevgili lou reed!
post-modernist sanatın en büyük temsilcilerinden, sanatında aklınzıa gelecek her şeyi kullanır, sokak sanatçılarını da görebilirsiniz, video teknikleri ile bir şeyler anlatan bir kadını veyahut sahne sanatlarında bağırıp çağıran bir çocuğu, bunların hepsini ise ciddi bir eleştiri ile harmanlar ve kendi tarzına ait müthiş bir iş çıkarır ortaya
kuzey kutbu ve alaska'ya gitmiş, bir dönem gazetelerde yazarlık yapmış, ilk gösterisini de 1970 yılında buz üstünde düetler isimli bir performansı ile gerçekleştirmiş.
onu en önden izleyenlerden birisi de kimmiş biliyor musunuz? the velvet underground'ın üzgün bakışlı evladı, lou reed! eriyen buzlar üzerinde saatlerce kovboy şarkıları söylemiş bu ablamız, reklam şarkılarının, sloganlarının bizim hayatımızı değiştirdiğini düşünen bu ablamız, saatlere saçma sapan sözler ile saçma sapan sesleri bir araya getirerek şarkılar söyleyerek bu durumu eleştirmek istemiş kendi çapında, adına da çevresel müzik parçası adını vermiş.
bu ablamız 2008 yılında ise kiminle evlenmiş biliyor musunuz? 2013 yılında kaybettiğimiz sevgili lou reed!
devamını gör...
gay çiftli dizi önerileri
modern family.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın guzel insanlar. pazartesi sabahına uyanmanın derdi tasası içindesiniz. güzelim uykunuzu alamadınız. küfrede küfrede işe gideceksiniz. farkindayim. biktiniz bu hayattan. haklisiniz. guzel bir gün dilemekten baska yapacak bir şey gelmiyor elden ama harikasınız, cok iyisiniz. gününüz umdugunuzdan daha guzel geçsin. hoşca kalın.
devamını gör...
günümüz insanının evlenmeme sebepleri
ince eleyip sık dokuyan bir nesiliz.eskiden direkt evleniliyordu bazen bu durum sadece evlenmek için evlenmekdi. şimdi ölç,biç,tart düşün düşün.
devamını gör...
9 temmuz 2021 new york'un sular altında kalması
bir inşaat mühendisi olarak şunu söyleyebilirim: uzun zaman sonra fazla bir yağış almış, o kadar! biliyorsunuz ki, dünya üzerindeki her şehrin ama her şehrin altyapı veya üst yapı planlaması çok eskiye dayanmaktadır. üstyapıları hadi, kurtabiliyoruz belki ama altyapıya ulaşmak çok kolay olmuyor.
bu altyapı sistemleri de belli bir hidrolojik ve belli bir nüfus öngörüsüyle tasarlanıyor. şu olayda konumuzun nüfus olduğunu düşünmüyorum, konumuz hidrolojik. yani, bu sistemleri tasarlayanlar, yağış verilerine göre yapıyor bu işi. ben de yaptım bu işi.
daha önce new york'da bulunmadım, oranın coğrafik özelliklerini bilemem ama ankara'yı çok iyi biliyorum. mesela, ankara'nın çoğu yerinde bir dere vardır ve ankaralılar olarak bu derelerin üzerinde yaşıyoruz. yanlış planlanan veya düzgün derive edilmemiş bir sürü dere, ankara 30 dakika yağış aldığında dolup taşıyor ve bu manzaralara şahit oluyoruz.
new york'da da bu durum olmuş olabilir veya belki bin yılda bir görülecek bir yağışı altyapı kaldıramamış olabilir.
geçmiş olsun.
bu altyapı sistemleri de belli bir hidrolojik ve belli bir nüfus öngörüsüyle tasarlanıyor. şu olayda konumuzun nüfus olduğunu düşünmüyorum, konumuz hidrolojik. yani, bu sistemleri tasarlayanlar, yağış verilerine göre yapıyor bu işi. ben de yaptım bu işi.
daha önce new york'da bulunmadım, oranın coğrafik özelliklerini bilemem ama ankara'yı çok iyi biliyorum. mesela, ankara'nın çoğu yerinde bir dere vardır ve ankaralılar olarak bu derelerin üzerinde yaşıyoruz. yanlış planlanan veya düzgün derive edilmemiş bir sürü dere, ankara 30 dakika yağış aldığında dolup taşıyor ve bu manzaralara şahit oluyoruz.
new york'da da bu durum olmuş olabilir veya belki bin yılda bir görülecek bir yağışı altyapı kaldıramamış olabilir.
geçmiş olsun.
devamını gör...
normal sözlük yönetimine açık çağrı
böyle başlıkları görünce benjamin bizi oval odaya toplayıp, orta doğu neden karıştı yine diye kızıyor bize. çağrılarınızı, önerilerinizi, fikirlerinizi başlık açmak yerine moderatörlere iletseniz, rahatsız olduğunuz girdileri şikayet etseniz ne güzel olur. ayrıca:
(bkz: #17027)
(bkz: #17027)
devamını gör...



