dismonere bir hastalıktır. kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. acı eşiği erkeklere göre yüksek olan kadınların dahi dayanamadığı bir durumken abartılıyor sanılması acınasıdır.
devamını gör...

kimseyi tanımadığım, hiçbir sokağını bilmediğim bir yerde beni yalnız bıraksınlar sözlük. bunaldım. 1 gün yüzümüz gülüyorsa 3 gün acısı çıkıyor. bugün sma hastası 16 yaşında bir genç geldi hastaneye. o an şükrettim, fazlasına ihtiyacım yoktu aslında. sağlığım yerindeydi. ama beni delirtiyorlar sözlük. psikologlara da inanmıyorum.* bana okulda gördükleri teorileri mi uygulayacaklar? vaka mıyım ben, insan mı? belki de çok şımarık bir insanımdır. ve bunu okuyan çoğu kişi benden nefret edecektir. ama bakın, gerçekten huzur o kadar önemli bir şey ki. hasret kaldım.
devamını gör...

felsefenin amacı soru sormaktır.
devamını gör...

kendi kendimize akım mı türetiyoruz?.. doğru gelmişim: isteksizm..
devamını gör...

klipteki selin demiratar seksiliği.
devamını gör...

25 mayıs 1985 cumartesi günü saat 05:00
devamını gör...

(bkz: laf arasında imalı sözler)
devamını gör...

şu sıralar birçok tanımın tanım kurallarına uymadığını görmem ile birlikte malum sözlükten aldığım* başlıktır.
dileyen örnekleri geliştirerek sözlüğe katkıda bulunabilir.

başlık: aşk

güzeldir (yanlış)

çok severim. (tabi ki yanlış)

hakkında çok şey söylenmesine rağmen gizemine hala koruyan garip duygudur. (doğru tanım)

başlık: yürümek

o ne ya yeniyor mu? ( yanlış tanım)

müzik eşliğinde yapılınca kat edilen mesafeyi ölçmenin zorlaştığı eylem.* (doğru tanım)
devamını gör...

bir kadının en güzel makyajı "gülüşü" dür.
bu gülüşte tüm samimiyeti, sıcaklığı hissedebilirsiniz. hissettirene ne mutlu! güldürene ne mutlu!
onca yüze sürülen boya ile bile yarışamaz. o gülüşte ne güzellikler vardır... kadınlarımızın gülüşünü alanları, içindeki çocuğu öldürenlere yazık...
hayata inat gülelim, gülümseyelim...
devamını gör...

grinin benim için hayata denk düşen fazlaca uzun biraz gereksiz anlamı:

soluk bir kartpostalın arkasına heyecanla yazılmış birkaç cümleyi düşünmekten kendimi bir türlü kurtaramıyorum. nasıl oluyor da elimizin altında ağır bir tahakkümle hükmettiğimiz onca şey birden grileşerek uzaklaşan bir hatıraya dönüşüveriyor. fotoğraflara, mevsimlere ve ihtiyar yüzlere baktıkça bu hayatın asıl rengi griymiş gibi geliyor bana. insan nerde, nasıl ve kiminle olursa olsun bir yanı her zaman mat ve gri. bana kalırsa hatıra dediğimiz; o bazen naif bazen unutulası, bazen garip ve ince bir tılsıma dönüşen geçmiş zaman vakalarının bir rengi varsa gri olmalı. çünkü ben gri renge ihtiyatla baktığım zaman, çocukluğumun geçtiği sokak gözlerimin önünden uzun uzun ilerleyerek toprak bir top sahasına dönüşüyor. ben yalnız kendim dönüp herhangi bir şeye baktığım zaman neyi geçiriyorsam aklımdan, hayatı ve hatıraları onunla tanımlıyorum. bir renge böyle bir yükü yüklemenin haksızlığı beni ürkütmüyor. çünkü beyaz, yalnız ve sadece beyaz olması ile tüm kirlerin günahını üzerine almışken, griye elbette ne hissettiğini sormayacaklar. fakat bir soruyu yine de tereddütsüz cevaplayamıyorum: kapıdan adımını atar atmaz sokağın pisliğini üstüne yüklenmek mi, artık temiz kalmışlığı hafızalarda dahi hatrı sayılacak kadar tartışılır bir sokağın bizatihi kendisini sırtlamak mı? hangisi, çocukluk arkadaşımızın yere düşmesine artık üzülmeyecek kadar içindekini yitirmek kadar ağır? tam burda; bir gece yarısı aslında modern insanlığın hiç de derdi olmayan bir renk üzerine kafa patlatmanın cevabını buluyorum. bu cevap diğer tüm cevaplarımdan farklı hiçbir yola açılmıyor. insan; bir renk, bir başka insan, bir ağaç, gökyüzü, küfürlü bir duvar, hatta kırık bir şemsiye gördüğünde aynı cevabı bulduğu için duraksıyor: ömrümüz çok çabuk grileşiyor. hıçkırmaktan boğazının yırtılması da sevinç naralarından sesinin kısılması da bir süre sonra gözlerinin önünde aynı eksik, aynı soğuk, aynı soluk renge dönüşüyor. o zaman, yalnızca bir renge değil aslında bir ömre kafa patlattığını nihai netice olarak anlıyor insan. fakat griden ve ömrümden bağımsız olarak ısrarla soruyorum: yalnızca bir rengi yahut yalnızca bir kartpostalı gecelerce düşünüp kafa patlatsaydım ve bu; ne bir ömür yahut daha mühim veya gereksiz herhangi bir şey anlamına gelmeseydi, yani ben sırf modern dünya gündemini hiç meşgul etmeyen çok küçük ve zavallı bir şey için beynimin çeperlerini acımasızca kazımış olsaydım, bundan utanacak mıydım? yani ben kendimi paraladığım her neyse; insanlar nazarında kıymetli olduğunda mı vaktimi ve beynimi boşa harcamamış olacaktım? ben, yalnızca bir rengi bu kadar düşünmüş olmanın, insanlar tarafından hoyratça kınanacağı düşüncesinin verdiği eziklikle mi "aslında bu kendimi paraladığım yalnızca bir renk değildir" diye izaha ihtiyaç duyuyor ve yazıyor ve yazıyorum?

gri, kartpostal veya her neyse. insan düşündükçe çıldıran, çıldırdıkça insana düşman olan bir varlıktan başka şey değil. dönüp dolaşıp insana gelen bu kaçıncı lakırdı. üstelik ömür acımasızca grileşirken.
gri, ömrümüzü fütursuzca tüketirken anılarımızı emanet ettiğimiz güzide renk.
devamını gör...

tamam kardeş en entel sizsiniz.
devamını gör...

hakkında yapılan olumsuz eleştiriyi kabullenebilmek.
belki üzülürsün, belki kızarsın ama eğer haklı bir eleştiriyse ders almaya bakıp kendini geliştirebilirsin. tabii burada bahsettiğim eleştiri adı altında edilen hakaret içerikli söylemler değildir.
devamını gör...

ölüm, yani sevdiğin daha uzun zaman göreceğin birinin yok olup gitmesi. cidden bazen ufak hesaplar peşinde zavallı oluyoruz.
devamını gör...

size günaydın diyorum,dertlerim ve ben uykuya dalıyorum..
devamını gör...

bir (bkz: yılmaz erdoğan)şiiridir.


her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır
devamını gör...

bu durumu yaşamayan bilemez. o kadar ağır bir durum ki, insan kendini taşıyamıyor, kendiyle boğuluyor. bedeni fiziksel olarak var ama ruhu her gün ölüyor.zihin istiyor ki ruhla bedeni buluşturayım. o sınırda çok gezdim. çok mayınlar patladı, kendimden çok parça kaybettim. hiç bir zaman intihar edeni, teşebbüsü olanı yargılamadım. köksüz olmak, sağa sola savrulmak çok acı.
devamını gör...

türkiye'de anneler günü 2021 yılında 9 mayıs pazar gününe denk gelmektedir. peki bu anneler günü nereden geliyor?
anneler günü ilk ne zaman kutlandığı hakkında birçok rivayet vardır. bir rivagete göre abd'nin philedelphia şehrinde yaşayan anna jarvis adında bir kadının 1905 yılında vefat eden annesine sevgisini ve özlemini için dile getirmek için her sene kutlama yapma isteğiyle ile birlikte doğmuştur. bu kutlama ilk kez 1908 yılında 407 çocuk ve annenin bir araya gelmesiyle yapılmıştır. başka bir rivayete göre pek çok tanrının annesi olarak kabul edilen rhea çeşitli kutlamalarla onurlandırılmaktadır. bu kutlamalar genellikle ilkbahar mevsiminde gerçekleşmektektedir.
tüm annelerin anneler gününü kutlarım. annelerimiz baş tacımızdır.
devamını gör...

eski türkçede (orta asya dönemi) asker anlamına geldiği söylense de bu konuda birlik yoktur. subaşı, subay gibi sözcüklerde, su uyur düşman uyumaz gibi atasözlerinde yaşasa da aslında büyük ihtimalle kuvvet anlamına gelen bir sözcük.
süngü, süsmek, sümmek (itmek, itelemek), sümük, sümkürmek gibi sözcükler ve hatta 'sümsük'ten 'süpürmek'e, 'sürmek'ten 'sürtmek'e, sürtünmek'e kadar daha pek çok sözcüğün de kökü 'sü'dür.
devamını gör...

+1 ile beğeniyi yapıştırdığım pozlardır.

yahu sanat eseri gibi kadın.
devamını gör...

yaşanan bir anlaşmazlığa ilişkin cevaplar içeren başlık.

anladığım kadarıyla ortada, taraflar arasında yaşanmış bir iletişim sıkıntısı var. nereden vardım bu kanıya? şuradan: sek'in diğer başlıkta yazdığı


ben yayın esnasında süremi 30 dk geçtim ve yayın sürem 1,20 dk falan oldu diye kapat artık şeklinde mesajlar aldım. sol framede en üste sabitlenmedi başlığım.


cümlesinden...

yayın saati dolduğu halde süre 30 dakika kadar aşılmış. burada 2 ihtimal var:
- sek, yayını kafasına göre uzattı ama yönetim için bunda bir sakınca olmadığından ses çıkarılmadı buna,
- sek, yönetimin bilgisi dahilinde yayını uzattı, yani uzatmasında sorun yoktu ama çok uzatması da istenmedi.

sizi bilmem ama en azından bana göre yönetimin her iki durumda da kendisiyle acilen iletişime geçerek ya "tamamdır, sıkıntı yok, devam edebilirsin. zaten sonrasında başka yayın yok" demiş olması ya "uzatabilirsin ama sadece yarım saat kadar" demiş olması ya da süreyi birkaç dakika geçtiği ve yayını kapatmak üzere konuyu toparlamadığı anda "süreyi fazla geçirme. şu kadar saat üzerinden konuşup anlaşmıştık. belki bir sonraki programı uzatırız duruma göre" demesi gerekirdi. yani açıkçası, benim yayınımın arkasında başka program olmasa ve yarım saati geçirdiğim halde ses çıkarılmasa, ben de devam etmeyi düşünebilirdim. bir anda "kapat çabuk" gibi sıkıştırılırsam da "ne oluyoruz yahu!" düşüncesine sürüklenirdim. yani konunun bu kısmında sek'in haklı olduğunu düşünüyorum.

başlık sabitlenmemesi olayına ise diğer başlık altında yazmıştım yorumlarımı. burada tekrarlamaya gerek yok.

kuzguncuktaki vişne'ye katılıyorum ve bu durum nedeniyle iki tarafın da üzüldüğünü düşünüyorum. eğer karşılıklı olarak bir kötü niyet yoksa (ki ben olduğunu sanmıyorum) çözülmeyecek bir problem değil sanırım bu.

ve bana göre, sek haklı olsa da sonuç şu: "eğer ortada çok uzun süren bir anlaşmazlık varsa, iki taraf da haksızdır" diye bir söz var. önümüzdeki saatler yahut günler içerisinde bu konu iki tarafı da memnun edecek şekilde çözülürse herkesin iyi niyetinden emin olacağız. yok eğer bu olay böyle uzayıp gider ve bu program bir daha yayına alınmazsa, en iyi ihtimalle en az tek tarafın, en kötü ihtimalle iki tarafın da burnundan kıl aldırmadığını, geri adım atmadığını ve uzlaşma yoluna gitmediğini anlamış olacağız ki, bu da uzun vadede 2 tarafı da haksız konuma düşürebilir bence.

***

özet geç diyenler için; olayın bu hale gelmesinden tarafları geçtim, dinleyiciler bile memnun olmadığına göre, işin tatlıya bağlanması gerektiğini düşünüyorum. sözlük için bir şeyler yapılmak isteniyorsa, bu tür durumlarda uzlaşmak da bunun bir gereğidir. kimseyi böyle şeyler için kırmamak, küstürmemek taraftarıyım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim