ilginçliği tartışılır ama ben çok geç yaşlarda öğrenmiştim, siz de mahrum kalmayın istedim. meyve ve sebzeleri ayırt etmenin aslında çok kolay bir yolu varmış. çekirdeği olanlar meyve, olmayanlar sebze. evet evet muz bir sebze. domates de meyve.
devamını gör...

(bkz: clytie)
devamını gör...

kafa sözlükte yazdıklarını okurken vaybe dediğim şahane bir yazar. keyifle takip ediyordum. kalemi mükemmel.
devamını gör...

tazedir. zira bayat yumurta çok kolay soyulur.
tabi bir ihtimal namusunu korumaya çalışıyordur.
devamını gör...

acayip kafa adam. sohbet ettik ettik, vedalaştık, 15 dakika sonra tekrar bir mesaj: ''ayakkabılarımı burada unutmuşum''. 15 dakika yalın ayak gezmiş kamil. biz de bize güzelliği getirecek diye bekliyoruz. (bkz: ama kafamız nasıl güzel biliyo' musun)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hepimizin çocukluğunda bir kez de olsa okuduğu, çoğumuzun sevdiği kitaplara sahip jack london’un 1907 yılında yayımladığı kitabı adem’den önce , taş devrinde geçen bir bilim kurgu.
evet eğer bilimkurgu ve de evrim konusunu seviyorsanız, okurken sıkılmayım diyorsanız, bir çırpıda okuyup bitireceğiniz çok güzel bir eser adem’den önce.
jack london’u bir çoğumuzun tanıdığını düşünerek kitap hakkında biraz bilgi verip düşüncelerime geçmek istiyorum.
kitap 1907’de yani charles darwin’in evrim teorisini ortaya atışından neredeyse 50 yıl sonra yayınlanıyor. london kitabı yazarken stanley waterloo’nun 1986’da yayınlanmış olan“story of ab” isimli romanından etkilenmiş. bunu da zaten kendisine intihal suçları yöneltilince kabul etmiş. ama bunun yanında da insanın evrimine ait düşüncenin kendisine ait olduğunu eklemiş. çoğu eleştirmen waterloo’nun kitabını uzun ve sıkıcı bulmakla birlikte london’un kitabını kısa ve akıcı olduğunu söylemiş.
london kitabında amerikalı bir çocuğun rüyasında tarih öncesi çağları görmesiyle başlayıp, o tarih öncesi çağdaki anıları anlatmasıyla devam eden bir kurgu sunuyor. burada bahsedilen üç tür var;

1.ateş insanları( ateşi kullanmayı bilen, en son türe daha yakın olan tür.)
2.ağaç insanları ( tırmanma ve tutunma yetenekleri gelişmiş, daha çok ağaçlarda yaşayan ilkel tür.)
3.halk insanları (mağaralarda yaşayan, tırmanma yetenekleri yanı sıra yürüme ve koşma yetenekleri de gelişmiş, ateş insanları ile ağaç insanları arasındaki ara tür.)

london kitabında birden fazla kez “atavizm” kelimesini kullanıp açıklamalar yapıyor. peki terimsel olarak nedir atavizm?
atavizm: bir canlı türünde var olmakla birlikte birkaç kuşaktır görünmeyen bir özelliğin birdenbire alt soylarda ortaya çıkması anlamına gelmektedir.
bunun da kitaptaki en güzel örneği karakterimizin rüyasında düşme hissine kapılmasını aslında geçmişte yaşayan atalarımızdan bize aktarılan anılardan kaynaklı olduğunu söylemesi. hemen alıntıyı ekleyelim.

“örneğin boşlukta kayma (ya da düşme) düşleri vardır. en yaygın düş olaylarından biridir bu ve hemen herkesin başından geçmiştir. hocamın açıkladığına göre ırksal bir anıymış bu. o pek uzaktan akraba olduğumuz ağaç adamları’ndan kalmaymış. ağaçlarda yaşayan bu yarı-insanlar için yüksekten düşme tehlikesi çok büyük ve somut bir korkuymuş. birçokları böyle bir düşme sonucu can vermişler; hemen hepsinin başından da korkutucu düşme olayları geçmiş; hayatlarını ancak alçak dallara tutunarak kurtarabilmişler. bu şekilde son dakikada önlenen korkunç bir düşüş, büyük bir şok yaratırmış. bu şok da birtakım molekülsel değişimlere yol açarmış. bu değişimler sonraki kuşakların beyin hücrelerine aktarılmış ve kısaca ırksal anılar haline gelmişler. yani siz ya da ben, uykuda ya da tam uykuya dalacağımız sırada boşlukta düşer gibi olup da yere değmezden bir saniye önce yerimizden sıçradığımız zaman, ağaç tepelerinde yaşamış olan dedelerimizin başına gelenleri hatırlamaktan başka bir şey yapmıyoruz. beyin hücrelerinde meydana gelen değişimler bu duyguyu kalıtımsal hale getirmiş. (sf.16)”


bu pasajı okuyunca rüyamda düşüp korktuğum anların anlamlı hale geldiğini de belirtmeden geçemeyeceğim.
vahşi doğayı, yaşayan vahşi hayvanları, içgüdüsel davranışları, canlıların özelliklerinin nasıl aktarıldığını sade ve akıcı bir şekilde okumamızı sağlıyor london. dilini o kadar sevdim ki hiç sıkılmadan bir günde okuyup bitirilebilecek bir kitap. çok güzel pasajlara sahip , 163 sayfa kadar kısa ama akıcı muazzam bir eser okumak istiyorsanız ve jak london’u seviyorsanız muhakkak okuyun derim.
ben çok severek okudum ve sevdiğim birkaç alıntıyı bırakıp kaçıyorum. keyifli okumalar diliyorum..


“…fiil çekimi diye bir şey yoktu. geçmişten mi yoksa gelecekten mi söz ettiğimiz, ancak cümlenin genel anlamından çıkarılabilirdi. konuşmalarımız hep somut şeyler üstüneydi, çünkü hep somut şeyler düşünürdük. pantomim de geniş bir yer tutuyordu konuşmalarımızda. en basit bir soyutlama bile bizim düşünce yeteneğimizin ötesindeydi denilebilir; ayrıca, herhangi bir soyutlamaya erişebilen biri çıktığında, bunu türdeşlerine anlatmakta bin bir güçlük çekerdi. düşündüğünü söyleyecek söz dağarcığına sahip değildi çünkü.”

“inanın bana insanı hayrete düşürecek kadar basit varlıklardık”

“bense –yani bugünkü benliğim– büyüyüp akıllandıkça düşlerimin özüne daha derinden girebiliyordum. bazen kişi düş görürken bunun farkındadır. hele gördüğü kötü bir düşse, bunun yalnızca bir düş olduğunu yineleyerek avutur kendisini. işte ben de aynı şekilde kendi düşüme girerdim ve bunun sonucu ortaya çıkan acayip çift kişiliğim, olayların hem oyuncusu hem de seyircisi olurdu. ve çoğu kez çağdaş ben, ilkel ben’in sersemliği, mantıksızlığı, kafasızlığı ve genel olarak korkunç aptallığı karşısında fena halde sinirlenmiş, sabırsızlanmışımdır.”


not: bu kitabı canım sözlüğünkitap edebiyat kulübü ile değerlendirmek için okudum. değerlendirmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

son zamanlarda hırsızlar eve girerken yanlarında getiriyorlar. malum türk halkı altınları hep evde saklayınca.
devamını gör...

katılmadığım başlıktır.
kafa sözlük küfür etmeden küfür etmemiz için hayal gücümüzü geliştirmeye çalışıyor.
devamını gör...

kış mevsimine geri dönmek istiyorum. soğuktan nefes alamıyordum ama hava şimdiki gibi bunaltıcı değildi.
devamını gör...

alın size mis gibi bilgi içerikli entry. bilgi vermiyor diyenler utanır mı? sanmam.

neyse benim konum bu değil zaten. diyelim ki 4 arkadaş deniz mahsülleri lokantasına gittiniz ortaya bir tane ahtapot istediniz.

şimdi bu 4 kişiden birisi ahtapotun çükünü yemiş olacak, korkunç bir şey değil mi bu.

garsonun bir ön bilgilendirme yapması lazım, bakın bunu yiyorsunuz ama şey denk gelebilir diye.

neyse ki ahtapot falan yediğimiz yok, yiyenler veya buna niyet edenler bunu bilerek yesin.

hadi selametle.
devamını gör...

bir taraftan varlığın bütün ağırlığını kendi omuzlarında hissederken, diğer taraftan onun bir saçmalıktan ibaret olduğunun farkında olmaktır.
devamını gör...

bağımlılık yaptığı taktirde herkesin içinde yalnız kalmanıza sebep olacak durumdur ki bence eftal olan da budur.

" geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan,
tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.
kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan
bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık. "
cahit sıtkı tarancı
devamını gör...

üniversiteye girdiğim sene başörtüsü yasağı kalkmak üzereydi. biz de arkadaşlarımıza destek vermiştik. çünkü bana göre haksızlığa uğrayanı savunmak görevdi. salt iyi amaçlarla hareket etmiştik. nereden bilelim bu arkadaşların her meselede bir komplo aradığını, kendileri hariç herkesi ahlaksız gördüklerini, aynı şeyleri hissetmediğimizi, aynı dili konuşmadığımızı...

yıllar geçti ve artık başörtülü hakimler, öğretmenler, polisler ve askerler var. çalıştığım alkollü içkiler sektörünü bile denetlemeye gelen arkadaşlar başörtülü. asla tokalaşmıyorlar. haram saydıkları içkiyi bırakın tatmayı, şişesini bile tutmamaya çalışarak denetlemeye çalışıyorlar. artık ne kadar denetleyebildiklerini size bırakıyorum. işin gerektirdiği hiçbir niteliğe sahip olmayan, erkeklerle tokalaşmayı dahi reddeden bir kafaya gıda sektörünün denetlenmesi emanet edilmiş.

danıştay, sabah akşam reislerini öven twitler giren tesettürlü yargıç bacılarımızla doldurulmuş. okullarımız ve hastanelerimiz cemaat çıkışlı, 7. yüzyıldan kalma kafalara emanet.

daha geçenlerde özlem zengin'i gördünüz. artık seviye işkencenin normalleştirilmesine kadar geldi. üstelik kendileri gibi başörtülü bacılarına da zulmediyorlar. zulüm konusuna master yaptılar. ellerinden gelse kendi inançlarına aykırı olan her şeyi yasaklayacaklarına, ülkeyi islam devletine çevireceklerine hiç şüpheniz olmasın. aynı mahallelerde yaşadığımıza bakmayın, biz çoktan bölünmüşüz. bunların zihinlerinde ve kalplerinde zaten zındıkmışız da haberimiz yokmuş. yüzlerinize gülen komşularınız en ufak kıvılcımda sizi boğazlamaya gelecek. bunu yapacaklarını defalarca ulusal televizyonlardan ilan ettiler. camide içki içtilerle, yalancı gelinlerle, 15 temmuzlarla bunun provalarını yaptılar. bizler onlar için karıları, kızları, malları ve canları helal olan gayrimüslimleriz.

ben pişmanım, pek çok arkadaşımız pişman, milyonlar pişman. fakat devran döndüğünde ne atamız mustafa kemal gibi yumuşak davranacağız, ne de cumhuriyeti bir grup şeyhe teslim eden babalarımız gibi saf olacağız.
devamını gör...

ankara metrosunda sabah 9 dersine yetişmeye çalışırken, o zamanki sevgilim olan kişi omzumda uyurdu, yine öyle bir gün kızılaydan beytepeye gitmeye çalışıyoruz, karşımızda çok minnoş pamuk gibi saçlı hippi tarzında giyinmiş bir teyze oturuyordu, sevgilim de omzumda uyurken sürekli kafası omzumdan kayıyor ve ben de her seferinde kafasını geri itiyordum omzuma, teyze ile bir an göz göze geldik ve o kadar tatlı bir şekilde gülümsemişti ki. o günün güzel geçmesi için yetmişti bana, içimi ısıtmıştı. öyle anlar oluyor ki bazen ihtiyacınız olan tek şey bir yabancının gülümsemesi olabiliyor. (bkz: creepy bir gülümseme değil tabi)
devamını gör...

sağ olsun biri yanımda o kadar çok dinledi ki şu şarkıyı, kafamın içinde sürekli tekrar tekrar çalıyor.
gün içinde birden "alaz alaz yanalım.." diye yükselmem de ayrı konu zaten.*
devamını gör...

her dizide eşcinsel ve siyahi olmasından ve sevişme sahnesi olmasından ötürü, yuksek ihtimalle polat ve çakır aşk yaşardı. belki memati siyahi olurdu. hatta polat sadece yüzünü değil cinsiyetinide değiştirmiş olurdu.*
güllü zaten kesin trans olurdu. elif ve canan da arada kaçamak yapardı belki.*
hatta belki biraz bilim kurgu aksiyon da eklenir, abdülhey yarı robot olurdu.**

ibb.co/S708pYF
devamını gör...

beslenme çantasına konulan kahvaltılıklar
devamını gör...

getir yemek açıldığı günden beri hızla kan kaybeden yemek siparişi uygulaması.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim