annelerin garip huyları
sürekli temizlik yapmak ve yaptırmaktır. haftanın her günü masumlar apartmani dizisindeki safiye ve gulben gibi tulumları üstümüze çekip, çamaşır suyu ve diğer deterjanlari soluyarak evin her tarafını silip süpürdükten sonra, fazla deterjanı solumanin etkisiyle antrede karşılaşınca analı-kizli birbirimizi tanımama durumuna gelip birbirimizden 50 krş isteyecek duruma geldikten sonra köşemize çekilmektir. bir diğeri eve geç geldiğim ya da en normal halimde oldugum gunlerde bile dik dik yüzüme bakıp " bana söylemek istediğin bir şey var mi" sorusuyla ortada hiçbir şey yokken bir anda gelen bi haltlar yemişim ben paniğini yaşatmasıdır. son olarak ise yemek+ temizlik yapınca canim kızım,bunu ben yaptım, bunu ben doğurdum edasıyla halka seslenis yapan annemin, yemek + temizlik yapmayınca beni evladi olarak görmemesi bunu kabul etmemesi ve sanki babamın eve kuma getirip,getirdiği kumadan ben olmuşum edasıyla bana yabancı bir nesneymisim gibi davranması da bir başka garip huyudur.
devamını gör...
kırmamak için kırılmak
karşınızdaki insanın sizin için çok özel bir yeri yoksa, sonucuna değmeyecek durumdur.
devamını gör...
attargah
attar binlerce yıl öncesinin öz türkçesi'nde at anlamına gelmektedir.
attargah şarkısı ise atların asilliğinden bahseden eski türk şarkısıdır. daha sonra ise bir savaş şarkısı olmuş ve atalarımız bu şarkı ile orta asya'da büyük zaferler kazanmıştır.
geleneksel türk müzikleri yapan alta-kai grubu tarafından söylenmektedir.
milliyetçilik, sömürücülerin değil; mustafa kemal devrimcilerinin bayrağıdır - uğur mumcu.
attargah şarkısı ise atların asilliğinden bahseden eski türk şarkısıdır. daha sonra ise bir savaş şarkısı olmuş ve atalarımız bu şarkı ile orta asya'da büyük zaferler kazanmıştır.
geleneksel türk müzikleri yapan alta-kai grubu tarafından söylenmektedir.
milliyetçilik, sömürücülerin değil; mustafa kemal devrimcilerinin bayrağıdır - uğur mumcu.
devamını gör...
hayvanların mesleği olsaydı kim ne olurdu sorusu
devamını gör...
splendeurs et misères des courtisanes
honoré de balzac tarafından kaleme alınmış ve dilimize kibar fahişelerin ihtişamı ve sefaleti olarak veya kibar fahişeler ismi ile çevrilmiş eser. esasında yazarın comédie humaine koleksiyonunun bir parçası olan ve illusions perdues'un devamı niteliğinde sayabileceğimiz bir eser diyebiliriz.
eser dört ayrı bölümden oluşmaktadır bunlar sırasıyla; esther heureuse, à combien l’amour revient aux vieillards, où mènent les mauvais chemins, la dernière incarnation de vautrin olarak adlandırılmıştır. balzac dönemini oldukça iyi aktrabilmiş olsa da karakterler biraz çiğ geldi diyebilirim. dönemin toplum yapısını az çok anlayabilmek için güzel bir eser ama karakterler ne kadar derin yazılmış gibi görünsede klişe olmaktan sıyrılamamışlar. lucien karakterini bunun biraz dışında tutacağım, ben çarpık bir ahlak anlayışına sahip karakterleri açıkçası seviyorum belki bundan ötürü çok objektif yaklaşamıyorum ama düşününce karakterlerin büyük çoğunluğu ahlaki açıdan çarpık zaten. yeraltı dünyası, fuhuş ve adalet sisteminin çirkin taraflarını; topumun yüzündeki maskeyi söküp çıkarır gibi net ve çarpıcı aktarmış balzac fakat buna rağmen trajik biten üzücü bir aşk hikayesi olarak yer etti aklımda. okuması biraz güç açıkçası, balzac kolay okuyup anlam verilecek biçimde yazmıyor. betimlemelerle boğuşmaktan konunun ucu kaçtığı çok oluyor, ana hikayede bulunan karakterler de biraz sönük kaldığı için okuyucu için işkence halini almaya başlayabiliyor. yine de döneme tuttuğu ayna açısından okunmaya değer ama le père goriot ve illusions perdues okuyup bıraksanız da bir şey değişmezdi muhtemelen.
--- alıntı ---
ıl n’est pas inutile de faire observer que de si considérables fortunes ne s’acquièrent point, ne se constituent point, ne s’agrandissent point, ne se conservent point, au milieu des révolutions commerciales, politiques et industrielles de notre époque, sans qu’il y ait d’immenses pertes de capitaux, ou, si vous voulez, des impositions frappées sur les fortunes particulières. on verse très peu de nouvelles valeurs dans le trésor commun du globe. tout accaparement nouveau représente une nouvelle inégalité dans la répartition générale. ce que l’état demande, il le rend ; mais ce qu’une maison nucingen prend, elle le garde. […] forcer les états européens à emprunter à vingt ou dix pour cent, gagner ces dix ou vingt pour cent avec les capitaux du public, rançonner en grand les industries en s’emparant des matières premières, tendre au fondateur d’une affaire une corde pour le soutenir hors de l’eau jusqu’à ce qu’on ait repêché son entreprise asphyxiée, enfin toutes ces batailles d’écus gagnées constituent la haute politique de l’argent. certes, il s’y rencontre pour le banquier, comme pour le conquérant, des risques ; mais il y a si peu de gens en position de livrer de tels combats que les moutons n’ont rien à y voir. ces grandes choses se passent entre bergers. aussi, comme les exécutés (le terme consacré dans l’argot de la bourse) sont coupables d’avoir voulu trop gagner, prend-on généralement très peu de part aux malheurs causés par les combinaisons des nucingens. qu’un spéculateur se brûle la cervelle, qu’un agent de change prenne la fuite, qu’un notaire emporte les fortunes de cent ménages, ce qui est pis que de tuer un homme ; qu’un banquier liquide ; toutes ces catastrophes, oubliées à paris en quelques mois, sont bientôt couvertes par l’agitation quasi marine de cette grande cité. les fortunes colossales des jacques cœur, des médici, des ango de dieppe, des auffredi de la rochelle, des fugger, des tiepolo, des corner, furent jadis loyalement conquises par des privilèges dus à l’ignorance où l’on était des provenances de toutes les denrées précieuses ; mais, aujourd’hui, les clartés géographiques ont si bien pénétré les masses, la concurrence a si bien limité les profits, que toute fortune rapidement faite est : ou l’effet d’un hasard et d’une découverte, ou le résultat d’un vol légal. perverti par de scandaleux exemples, le bas commerce a répondu, surtout depuis dix ans, à la perfidie des conceptions du haut commerce, par des attentats odieux sur les matières premières. partout où la chimie est pratiquée, on ne boit plus de vin ; aussi l’industrie vinicole succombe-t-elle. on vend du sel falsifié pour échapper au fisc. les tribunaux sont effrayés de cette improbité générale. enfin le commerce français est en suspicion devant le monde entier, et l’angleterre se démoralise également. le mal vient, chez nous, de la loi politique. la charte a proclamé le règne de l’argent, le succès devient alors la raison suprême d’une époque athée. aussi la corruption des sphères élevées, malgré des résultats éblouissants d’or et leurs raisons spécieuses, est-elle infiniment plus hideuse que les corruptions ignobles et quasi personnelles des sphères inférieures.
ikinci bölüm: à combien l'amour revient aux vieillards.
--- alıntı ---
eser dört ayrı bölümden oluşmaktadır bunlar sırasıyla; esther heureuse, à combien l’amour revient aux vieillards, où mènent les mauvais chemins, la dernière incarnation de vautrin olarak adlandırılmıştır. balzac dönemini oldukça iyi aktrabilmiş olsa da karakterler biraz çiğ geldi diyebilirim. dönemin toplum yapısını az çok anlayabilmek için güzel bir eser ama karakterler ne kadar derin yazılmış gibi görünsede klişe olmaktan sıyrılamamışlar. lucien karakterini bunun biraz dışında tutacağım, ben çarpık bir ahlak anlayışına sahip karakterleri açıkçası seviyorum belki bundan ötürü çok objektif yaklaşamıyorum ama düşününce karakterlerin büyük çoğunluğu ahlaki açıdan çarpık zaten. yeraltı dünyası, fuhuş ve adalet sisteminin çirkin taraflarını; topumun yüzündeki maskeyi söküp çıkarır gibi net ve çarpıcı aktarmış balzac fakat buna rağmen trajik biten üzücü bir aşk hikayesi olarak yer etti aklımda. okuması biraz güç açıkçası, balzac kolay okuyup anlam verilecek biçimde yazmıyor. betimlemelerle boğuşmaktan konunun ucu kaçtığı çok oluyor, ana hikayede bulunan karakterler de biraz sönük kaldığı için okuyucu için işkence halini almaya başlayabiliyor. yine de döneme tuttuğu ayna açısından okunmaya değer ama le père goriot ve illusions perdues okuyup bıraksanız da bir şey değişmezdi muhtemelen.
--- alıntı ---
ıl n’est pas inutile de faire observer que de si considérables fortunes ne s’acquièrent point, ne se constituent point, ne s’agrandissent point, ne se conservent point, au milieu des révolutions commerciales, politiques et industrielles de notre époque, sans qu’il y ait d’immenses pertes de capitaux, ou, si vous voulez, des impositions frappées sur les fortunes particulières. on verse très peu de nouvelles valeurs dans le trésor commun du globe. tout accaparement nouveau représente une nouvelle inégalité dans la répartition générale. ce que l’état demande, il le rend ; mais ce qu’une maison nucingen prend, elle le garde. […] forcer les états européens à emprunter à vingt ou dix pour cent, gagner ces dix ou vingt pour cent avec les capitaux du public, rançonner en grand les industries en s’emparant des matières premières, tendre au fondateur d’une affaire une corde pour le soutenir hors de l’eau jusqu’à ce qu’on ait repêché son entreprise asphyxiée, enfin toutes ces batailles d’écus gagnées constituent la haute politique de l’argent. certes, il s’y rencontre pour le banquier, comme pour le conquérant, des risques ; mais il y a si peu de gens en position de livrer de tels combats que les moutons n’ont rien à y voir. ces grandes choses se passent entre bergers. aussi, comme les exécutés (le terme consacré dans l’argot de la bourse) sont coupables d’avoir voulu trop gagner, prend-on généralement très peu de part aux malheurs causés par les combinaisons des nucingens. qu’un spéculateur se brûle la cervelle, qu’un agent de change prenne la fuite, qu’un notaire emporte les fortunes de cent ménages, ce qui est pis que de tuer un homme ; qu’un banquier liquide ; toutes ces catastrophes, oubliées à paris en quelques mois, sont bientôt couvertes par l’agitation quasi marine de cette grande cité. les fortunes colossales des jacques cœur, des médici, des ango de dieppe, des auffredi de la rochelle, des fugger, des tiepolo, des corner, furent jadis loyalement conquises par des privilèges dus à l’ignorance où l’on était des provenances de toutes les denrées précieuses ; mais, aujourd’hui, les clartés géographiques ont si bien pénétré les masses, la concurrence a si bien limité les profits, que toute fortune rapidement faite est : ou l’effet d’un hasard et d’une découverte, ou le résultat d’un vol légal. perverti par de scandaleux exemples, le bas commerce a répondu, surtout depuis dix ans, à la perfidie des conceptions du haut commerce, par des attentats odieux sur les matières premières. partout où la chimie est pratiquée, on ne boit plus de vin ; aussi l’industrie vinicole succombe-t-elle. on vend du sel falsifié pour échapper au fisc. les tribunaux sont effrayés de cette improbité générale. enfin le commerce français est en suspicion devant le monde entier, et l’angleterre se démoralise également. le mal vient, chez nous, de la loi politique. la charte a proclamé le règne de l’argent, le succès devient alors la raison suprême d’une époque athée. aussi la corruption des sphères élevées, malgré des résultats éblouissants d’or et leurs raisons spécieuses, est-elle infiniment plus hideuse que les corruptions ignobles et quasi personnelles des sphères inférieures.
ikinci bölüm: à combien l'amour revient aux vieillards.
--- alıntı ---
devamını gör...
28 ocak 2022 sözlükte yaşanan kaos
(bkz: kaos görmeyen masum liseli).
devamını gör...
aldatmaca
senaryolarda sıkça başvurulan yöntemlerden biridir.
seyircinin tahminlerini başka bir yöne çekerek, iyice şaşırtmak amacıyla başvurulan senaryo hilesidir.
örneğin; kendi halinde bir karakteri, senaryo yazarı kuşkulu ve karanlık bir karakter olarak gösterir. seyircinin dikkatini bu karakter üzerine toplar. olayda, seyircinin gözünün önündeki başka bir karakterin parmağı vardır.
seyircinin tahminlerini başka bir yöne çekerek, iyice şaşırtmak amacıyla başvurulan senaryo hilesidir.
örneğin; kendi halinde bir karakteri, senaryo yazarı kuşkulu ve karanlık bir karakter olarak gösterir. seyircinin dikkatini bu karakter üzerine toplar. olayda, seyircinin gözünün önündeki başka bir karakterin parmağı vardır.
devamını gör...
spontane radyo yayını
sevgili sözlük insanları selam,
cenk'in arka bahçesi ile birlikte yaptığımız yayınlardan üçüncüsü için bu akşam dokuzda sözlük radyosu'nda buluşalım istiyoruz.
akşamki temamız 'yalan'.
yalanlardan bahsedecekken bir parça dürüstlük sizin için gelsin*. yayınımız öyle spontane falan olamıyor bazen . çünkü sevgili cenkubal ile sohbet ederken bir yandan da "aaa bunu konuşmak çok eğlenceli. / bundan kesin bahsedelim." derken dediğimiz şeyleri yayına taşıyoruz. ve kendi anı arşivimiz için parçalar biriktirdiğimiz yayınlara tanık oluyorsunuz. ama bir şeyi de itiraf etmeliyim sizlerin orada olduğunuzu bilmek *ve tanımlarınızla eşlik etmeniz bizi inanılmaz mutlu ediyor.
ne diyordum. saat 21.00'de. hadi gelin ve birlikte sohbet edelim.
görsel için de elbette alkışlarımızı, canım yayın partnerim, cenk'in arka bahçesi'ne gönderiyoruz.
cenk'in arka bahçesi ile birlikte yaptığımız yayınlardan üçüncüsü için bu akşam dokuzda sözlük radyosu'nda buluşalım istiyoruz.
akşamki temamız 'yalan'.
yalanlardan bahsedecekken bir parça dürüstlük sizin için gelsin*. yayınımız öyle spontane falan olamıyor bazen . çünkü sevgili cenkubal ile sohbet ederken bir yandan da "aaa bunu konuşmak çok eğlenceli. / bundan kesin bahsedelim." derken dediğimiz şeyleri yayına taşıyoruz. ve kendi anı arşivimiz için parçalar biriktirdiğimiz yayınlara tanık oluyorsunuz. ama bir şeyi de itiraf etmeliyim sizlerin orada olduğunuzu bilmek *ve tanımlarınızla eşlik etmeniz bizi inanılmaz mutlu ediyor.

ne diyordum. saat 21.00'de. hadi gelin ve birlikte sohbet edelim.
görsel için de elbette alkışlarımızı, canım yayın partnerim, cenk'in arka bahçesi'ne gönderiyoruz.
devamını gör...
öleceğini bilmek rahatlatır mı korkutur mu sorunsalı
bir gün öleceğini bilmek rahatlatır.
hangi gün öleceğini bilmek korkutur
(bkz: bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?)
hangi gün öleceğini bilmek korkutur
(bkz: bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?)
devamını gör...
anti savar
(bkz: kalbimiz seninle)
devamını gör...
daddy (yazar)
tanımış olduğum en cömert yazardır, var olsun.
devamını gör...
cahil insanların ortak özellikleri
her şeyi bilmeleri.
devamını gör...
gece 02.14 gibi tüm yazarlara gelen ağlama hissi
harbiden neden herkes ağlıyor? benden gizli bir espri mi yaptı biri anlamadım. ühühhüüh.
devamını gör...
azin nesin'in gürültü yapan komşusuna yazdığı mektup
duygularıma tercüman olan mektup.
ne hafta içi fark ediyor ne hafta sonu...
ne gece fark ediyor ne gündüz...
gerçekten ben de bazen ev değil üretim yapılan bir yer olduğunu düşünüyorum üst katta. hatta sadece üst katta değil, 1-2 dairede daha...
bir benzerini yazıp koysam mı kapılarına acaba?
sanmıyorum ki anlasınlar da kendilerini toplasınlar. kabahat bunlarda değil. kabahat bu binayı malzemeden çalmak uğruna kâğıt gibi yapanda, buna bu binayı yapma izni verende...
ne hafta içi fark ediyor ne hafta sonu...
ne gece fark ediyor ne gündüz...
gerçekten ben de bazen ev değil üretim yapılan bir yer olduğunu düşünüyorum üst katta. hatta sadece üst katta değil, 1-2 dairede daha...
bir benzerini yazıp koysam mı kapılarına acaba?
sanmıyorum ki anlasınlar da kendilerini toplasınlar. kabahat bunlarda değil. kabahat bu binayı malzemeden çalmak uğruna kâğıt gibi yapanda, buna bu binayı yapma izni verende...
devamını gör...
nefret etmek
nefret güçsüz insanların hissettiği bir duygudur.
şöyle açıklayayım; birisinden zarar gördünüz, size karşı bir yanlışı oldu. bu yanlışa bir karşılık verebilecek güçteyseniz yani bu zararı tahsil edecek kuvvetiniz varsa nefret etmezsiniz gider zararınızı tahsil edersiniz. yani nefret etmekle zaman kaybetmezsiniz. ama elinizden bir şey gelmiyorsa tek yapabileceğiniz yatağınıza uzanıp tavana bakıp o kişiden nefret etmek olur.
söz gelimi; hitler elinde bir ordusu yokken yani gücü yokken evet yahudilerden nefret ediyordu. ama bir ordusu varken yahudilere yaptıkları nefretle değildi. o artık güçlüydü ve eyleme geçmişti. şimdi nefret etme sırası yahudilerdeydi. yani güçsüzlük sırası.
şöyle açıklayayım; birisinden zarar gördünüz, size karşı bir yanlışı oldu. bu yanlışa bir karşılık verebilecek güçteyseniz yani bu zararı tahsil edecek kuvvetiniz varsa nefret etmezsiniz gider zararınızı tahsil edersiniz. yani nefret etmekle zaman kaybetmezsiniz. ama elinizden bir şey gelmiyorsa tek yapabileceğiniz yatağınıza uzanıp tavana bakıp o kişiden nefret etmek olur.
söz gelimi; hitler elinde bir ordusu yokken yani gücü yokken evet yahudilerden nefret ediyordu. ama bir ordusu varken yahudilere yaptıkları nefretle değildi. o artık güçlüydü ve eyleme geçmişti. şimdi nefret etme sırası yahudilerdeydi. yani güçsüzlük sırası.
devamını gör...
yeni covid-19 belirtileri
bir kaç haftadır gözlemlediğim kadarıyla baş ağrısı, bogaz ağrısı, ateş ve öksürük.
ilk dalgadan sonra ateş çok sık rastlamadigimiz bir belirtiydi ama şuan neredeyse tüm hastalara ağrı kesici-ates düşürücü ilaç yapıyoruz.
dediğim gibi bunlar hastalarımda gözlemlediğim yaygın belirtiler.
ilk dalgadan sonra ateş çok sık rastlamadigimiz bir belirtiydi ama şuan neredeyse tüm hastalara ağrı kesici-ates düşürücü ilaç yapıyoruz.
dediğim gibi bunlar hastalarımda gözlemlediğim yaygın belirtiler.
devamını gör...
günaydın sözlük
devamını gör...
normal sözlük erkeklerinin aşırı kaba ve kırıcı olmaları
bugün de dışlandık çok şükür.genellemeleri ciddiye almıyorum.
devamını gör...
normallik faşizmi
normallik nedir?
türk dil kurumunun sözlüğünde ''normal'' sözcüğü:
- aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum
- kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun
olarak tanımlanıyor.
pekala : kime göre neye göre?
aşırılığı ne ile ölçüyoruz? eksikliği? ortalama durumu kim belirliyor? kuralları hangi mecralar koydu? alışılagelen nedir? olağan nasıl olunur? neye uygunluk?
tanımı ise; tüm bu unsurların birileri tarafından dayatılmasına normallik faşizmi denir.
eğer normallik tüm bu unsurlar çerçevesinde şekilleniyorsa bu unsurları oluşturan kişi/kişilere ve kurumlara baştan anormal tanısı konmalıdır o halde.
insan özünün yaratıcılığı, davranışları, algılayışı ve eylemlerini bir çerçeve içine oturtmaya çalışmak aşırılık, taşkınlık, uygunsuzluk değil de nedir?
shut the fuck up! lan
türk dil kurumunun sözlüğünde ''normal'' sözcüğü:
- aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum
- kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun
olarak tanımlanıyor.
pekala : kime göre neye göre?
aşırılığı ne ile ölçüyoruz? eksikliği? ortalama durumu kim belirliyor? kuralları hangi mecralar koydu? alışılagelen nedir? olağan nasıl olunur? neye uygunluk?
tanımı ise; tüm bu unsurların birileri tarafından dayatılmasına normallik faşizmi denir.
eğer normallik tüm bu unsurlar çerçevesinde şekilleniyorsa bu unsurları oluşturan kişi/kişilere ve kurumlara baştan anormal tanısı konmalıdır o halde.
insan özünün yaratıcılığı, davranışları, algılayışı ve eylemlerini bir çerçeve içine oturtmaya çalışmak aşırılık, taşkınlık, uygunsuzluk değil de nedir?
shut the fuck up! lan
devamını gör...

