enzim
t: protein yapılı biyolojik katalizörlerdir.
özellikleri:
•bir reaksiyonu başlatmazlar, başlayan reaksiyonu hızlandırırlar.
•bir tepkimeden sonra tekrar kullanılabilirler.
•takımlar halinde çalışırlar.
•hücre içinde sentezlenirler. ama hem hücre içinde hem de hücre dışında kullanılırlar.
•reaksiyondan etkilenmeden(değişmeden) çıkarlar.
•tersinir* çalışırlar.(sindirim ve solunum hariç.)
•enzimler dna tarafından subustrata* uygun olarak ribozom organelinde sentezlenir.
•aktivasyon enerjisini düşürür. şu şekil;

enzimler yapı olarak iki sınıfta inceleniyor;
basit enzim:sadece protein kısmından meydana gelen enzimlerdir. yani sadece apoenzime* sahiptir.
bileşik enzim(haloenzim):protein yapılı kısımlarla birlikte yapısında kofaktör*de barındıran enzimlerdir. yani;
apoenzim + kofaktör = haloenzim
》apoenzimler, enzimlerin ptotein yapısına sahip olan kısımlar olduğu için canlılar kendilerine özgü apoenzim üretir.
》her apoenzim kendine özgü bir kofaktör ile çalışır. ancak her kofaktör birden çok apoenzim çeşidiyle çalışabilir. bu yüzden hücre içinde apoenzim çeşidi sayısı kofaktör çeşidi sayısından fazladır.
enzimlerin çalışmasını etkileyen faktörleri şöyle sıralayabilirim;
1-sıcaklık: enzimler protein yapılı oldukları için sıcaklık değişiminden etkilenirler. enzimlerin en verimli çalıştıkları sıcaklık derecesine optimum (en uygun) sıcaklık denir.

2-su miktarı:enzimler belirli miktarda suyun bulunduğu ortamlarda aktiftir. hücrelerde su miktarı %15'in altına düşerse enzimler çalışmaz.

3-aktivatör ve inhibitör:enzimlerin etkinliğini arttıran maddelere aktivatör* yavaşlatan maddelere ise inhibitör* denir.
4-ph değeri

5-enzim-subustrat yoğunluğu

6-subustrat yüzey alanı

not: görsel kaynaklar aşağıdadır.
kaynak 1kaynak 2kaynak 3kaynak 4kaynak 5kaynak 6
edit: düzenleme.
özellikleri:
•bir reaksiyonu başlatmazlar, başlayan reaksiyonu hızlandırırlar.
•bir tepkimeden sonra tekrar kullanılabilirler.
•takımlar halinde çalışırlar.
•hücre içinde sentezlenirler. ama hem hücre içinde hem de hücre dışında kullanılırlar.
•reaksiyondan etkilenmeden(değişmeden) çıkarlar.
•tersinir* çalışırlar.(sindirim ve solunum hariç.)
•enzimler dna tarafından subustrata* uygun olarak ribozom organelinde sentezlenir.
•aktivasyon enerjisini düşürür. şu şekil;

enzimler yapı olarak iki sınıfta inceleniyor;
basit enzim:sadece protein kısmından meydana gelen enzimlerdir. yani sadece apoenzime* sahiptir.
bileşik enzim(haloenzim):protein yapılı kısımlarla birlikte yapısında kofaktör*de barındıran enzimlerdir. yani;
apoenzim + kofaktör = haloenzim
》apoenzimler, enzimlerin ptotein yapısına sahip olan kısımlar olduğu için canlılar kendilerine özgü apoenzim üretir.
》her apoenzim kendine özgü bir kofaktör ile çalışır. ancak her kofaktör birden çok apoenzim çeşidiyle çalışabilir. bu yüzden hücre içinde apoenzim çeşidi sayısı kofaktör çeşidi sayısından fazladır.
enzimlerin çalışmasını etkileyen faktörleri şöyle sıralayabilirim;
1-sıcaklık: enzimler protein yapılı oldukları için sıcaklık değişiminden etkilenirler. enzimlerin en verimli çalıştıkları sıcaklık derecesine optimum (en uygun) sıcaklık denir.

2-su miktarı:enzimler belirli miktarda suyun bulunduğu ortamlarda aktiftir. hücrelerde su miktarı %15'in altına düşerse enzimler çalışmaz.

3-aktivatör ve inhibitör:enzimlerin etkinliğini arttıran maddelere aktivatör* yavaşlatan maddelere ise inhibitör* denir.
4-ph değeri

5-enzim-subustrat yoğunluğu

6-subustrat yüzey alanı

not: görsel kaynaklar aşağıdadır.
kaynak 1kaynak 2kaynak 3kaynak 4kaynak 5kaynak 6
edit: düzenleme.
devamını gör...
kafa açan radyo meet the crew
bugünkü kafa açan kesitimizde kafa sözlük radyosu ekibini tanıyacağız. öncelikle sesleri bana ulaştırdığı için gomercan’a ve tüm ekibe teşekkürlerimi sunarım.
yorum bırakmayı , kafa açan kesitleri takip etmeyi unutmayalım. *
kafa açan radyo izlemek için;
buradan izleyebilirsiniz
diğer tüm kesitler için;
(bkz: kafa açan kesitler)
yorum bırakmayı , kafa açan kesitleri takip etmeyi unutmayalım. *
kafa açan radyo izlemek için;
buradan izleyebilirsiniz
diğer tüm kesitler için;
(bkz: kafa açan kesitler)
devamını gör...
çocukken sahip olmak isteyip sahip olamadığınız şeyler
akülü araba.
turu 1 liraya binip bitirmemek için elimden gelen çabayı sarf ediyordum.
şimdi her çocukta var.
turu 1 liraya binip bitirmemek için elimden gelen çabayı sarf ediyordum.
şimdi her çocukta var.
devamını gör...
bilemezsin (yazar)
adını görünce "bilemezsin sen küçüğüm... sevdalılar beni anlar..." diye ferdi tayfur'a bağladığım yazardır.
devamını gör...
sevdiğin insanı terk etmek
sürekli denenmiş ama bir şeyler başarılamamışsa, affedilen hatalar tekrarlanıyorsa, özel alanlara sürekli müdahale ediliyor ve artık kişiler birbirlerini mutsuz ediyorsa, saygı kalmamış ve bencillik ön plana çıkar olmuşsa, artık egoların savaşı sözkonusuysa sevseniz de terketmek zorunda kalabilirsiniz. çünkü bazen gerçekten "olmuyorsa olmuyordur" ve zorlamanın alemi yoktur...
devamını gör...
kalbimiz seninle denilen yazar
devamını gör...
alınganlık
dostoyevski’nin ünlü romanı “yeraltından notlar”ın kahramanı, kendini tanıtmaya “ben hasta bir adamım” diye başlar. yeraltı kahramanı, dönemin toplumsal yapısının yarattığı bir tiptir ama aynı zamanda yalnızlığı, kendi kabuğuna sıkışmışlığı, yıkıcılığı ve alınganlığıyla sınır durum (borderline) kişilik bozukluğu gösterir. içinde büyüyen sevgisiz boşluğu nefretle tıkamaya çalışır.
alınmak, “bir sözün, bir davranışın kendisine söylediğini veya yapıldığını sanarak incinmek, kırılmak” anlamına gelir. alınganlık ise “çabuk kırılmak, gücenmek” demektir. alınganlar, kendileriyle ilgili olmayan şeyleri, kendilerine mal eder, havadan nem kaparlar.
psikolojide “normal” ile “anormal” arasındaki fark genellikle niteliksel değil nicelikseldir. yani hastalıklı sayılanla norm dâhilinde kabul edilenin mekanizmaları aynıdır. dolayısıyla sağlıklı kabul edilebilecek bir (nevrotik) alınganlıktan söz edilebileceği gibi, ilişkileri bozan (sınır-düzey) alınganlıktan ve gerçeklikten kopuk (psikotik) alınganlıktan bahsedilebilir.
alınganlık, hafif şiddette bir kişilik özelliği, ağır düzeyde bir kişilik bozukluğu ve daha ağır şiddette bir dağılmayı işaret eder. bazen alıngan olmayan insanlar ruhsal bozukluk (örneğin depresyon) döneminde alınganlık gösterebilirler; yani yaşam olayları ve hastalıklar nedeniyle alınganlığın şiddetinde farklılıklar görülebilir.
alınganlık iki düzlemde ele alınabilir. ilki yüzeyde, kolayca görünen düzlemdir: alınganlık "özgüven eksikliğinden" kaynaklanır. kendine güvenemeyen biri, çevresinde olup bitenleri kendine yöneltebilir. zihinsel karmaşasından kaçmak için diğer insanların gerçekte yüksüz yaklaşımlarını kötü yönde yorumlar; yani nötr olanı negatif olarak algılarlar.
ikincisi, daha derinde ve ilkel olan düzlemdir: alınganlık kendimizi aşırı önemsemeyle ilgilidir. ağır/psikotik alınganlıkta nesne (kişi) seçiciliği de kalmaz: sanrı (hezeyan) tüm dünyayı kaplar: “herkes benim hakkımda konuşuyor, dedikodumu yapıyorlar, bana terbiyesizlik yaptı”, der psikotik özne. dolayısıyla daha derin bir önem ve değer sorununu yansıtır. bu değersizliğin en uç noktası megalomanidir. inkâr (ben değersiz değilim) ve karşıt tepki oluşturma (çok değerliyim) adı verilen savunmalara başvurulur.
psikozun en sık görülen şekli paranoid şizofreni’deki iki temel düşünce bozukluğu, alınganlık ve şüpheciliktir. alınganlıktan şüpheciliğe giden ilerleme düşünce bozukluğunun şiddetini yansıtır. paranoyada ilkel bir savunma mekanizması olarak yansıtma kullanılır. bir nevi hayali ihracattır yansıtma: psikotik özne içindeki “kötü”yü ihraç eder, başkasının zihnine ekerek büyütür sonra kendi üzerine geri döndürür. (örneğin, "bana büyük terbiyesizlik yaptı" gibi iddialara neden olur.)
özsaygı ve özgüveni etkileyen her durum (hastalık, yaşlılık, fazla eleştiriye maruz kalma, kayba neden olan yaşam olayları) da alınganlığın dozunu arttırabilir.
dönemsel alınganlıklar vicdanen rahatsız olduğumuz zamanlarda ortaya çıkar. kendimizi eleştirdiğimiz, suçladığımız zaman alıngan oluruz. kendi zihnimizde kurduğumuz mahkemede suçlu bulunduysak, cezayı başkalarının vicdanı aracılığıyla kesmeye çalışırız. insanların bakışlarını, sözlerini zihnimizdeki sanal mahkemede aleyhimizde delil olarak kullanırız. yasayı aştığımızın veya yanlış yaptığımızın duyulduğu/bilindiğiyle ilgili büyüsel bir düşünce esir alır bizi. alınganlık; suçluluk, utanç ve kaygıyla ilgilidir. olumsuz duyguların bir alaşımıdır. bu nedenle baş edilmesi güç bir durumdur ve ilişkileri yıpratır. özellikle eksik ya da hatalı olduğumuzu düşündüğümüz durumlarda alınganlığımız artar.
alınmak, “bir sözün, bir davranışın kendisine söylediğini veya yapıldığını sanarak incinmek, kırılmak” anlamına gelir. alınganlık ise “çabuk kırılmak, gücenmek” demektir. alınganlar, kendileriyle ilgili olmayan şeyleri, kendilerine mal eder, havadan nem kaparlar.
psikolojide “normal” ile “anormal” arasındaki fark genellikle niteliksel değil nicelikseldir. yani hastalıklı sayılanla norm dâhilinde kabul edilenin mekanizmaları aynıdır. dolayısıyla sağlıklı kabul edilebilecek bir (nevrotik) alınganlıktan söz edilebileceği gibi, ilişkileri bozan (sınır-düzey) alınganlıktan ve gerçeklikten kopuk (psikotik) alınganlıktan bahsedilebilir.
alınganlık, hafif şiddette bir kişilik özelliği, ağır düzeyde bir kişilik bozukluğu ve daha ağır şiddette bir dağılmayı işaret eder. bazen alıngan olmayan insanlar ruhsal bozukluk (örneğin depresyon) döneminde alınganlık gösterebilirler; yani yaşam olayları ve hastalıklar nedeniyle alınganlığın şiddetinde farklılıklar görülebilir.
alınganlık iki düzlemde ele alınabilir. ilki yüzeyde, kolayca görünen düzlemdir: alınganlık "özgüven eksikliğinden" kaynaklanır. kendine güvenemeyen biri, çevresinde olup bitenleri kendine yöneltebilir. zihinsel karmaşasından kaçmak için diğer insanların gerçekte yüksüz yaklaşımlarını kötü yönde yorumlar; yani nötr olanı negatif olarak algılarlar.
ikincisi, daha derinde ve ilkel olan düzlemdir: alınganlık kendimizi aşırı önemsemeyle ilgilidir. ağır/psikotik alınganlıkta nesne (kişi) seçiciliği de kalmaz: sanrı (hezeyan) tüm dünyayı kaplar: “herkes benim hakkımda konuşuyor, dedikodumu yapıyorlar, bana terbiyesizlik yaptı”, der psikotik özne. dolayısıyla daha derin bir önem ve değer sorununu yansıtır. bu değersizliğin en uç noktası megalomanidir. inkâr (ben değersiz değilim) ve karşıt tepki oluşturma (çok değerliyim) adı verilen savunmalara başvurulur.
psikozun en sık görülen şekli paranoid şizofreni’deki iki temel düşünce bozukluğu, alınganlık ve şüpheciliktir. alınganlıktan şüpheciliğe giden ilerleme düşünce bozukluğunun şiddetini yansıtır. paranoyada ilkel bir savunma mekanizması olarak yansıtma kullanılır. bir nevi hayali ihracattır yansıtma: psikotik özne içindeki “kötü”yü ihraç eder, başkasının zihnine ekerek büyütür sonra kendi üzerine geri döndürür. (örneğin, "bana büyük terbiyesizlik yaptı" gibi iddialara neden olur.)
özsaygı ve özgüveni etkileyen her durum (hastalık, yaşlılık, fazla eleştiriye maruz kalma, kayba neden olan yaşam olayları) da alınganlığın dozunu arttırabilir.
dönemsel alınganlıklar vicdanen rahatsız olduğumuz zamanlarda ortaya çıkar. kendimizi eleştirdiğimiz, suçladığımız zaman alıngan oluruz. kendi zihnimizde kurduğumuz mahkemede suçlu bulunduysak, cezayı başkalarının vicdanı aracılığıyla kesmeye çalışırız. insanların bakışlarını, sözlerini zihnimizdeki sanal mahkemede aleyhimizde delil olarak kullanırız. yasayı aştığımızın veya yanlış yaptığımızın duyulduğu/bilindiğiyle ilgili büyüsel bir düşünce esir alır bizi. alınganlık; suçluluk, utanç ve kaygıyla ilgilidir. olumsuz duyguların bir alaşımıdır. bu nedenle baş edilmesi güç bir durumdur ve ilişkileri yıpratır. özellikle eksik ya da hatalı olduğumuzu düşündüğümüz durumlarda alınganlığımız artar.
devamını gör...
insanı en sakin anında bile sinir eden şeyler
"sana bir şey söyleyeceğim" deyip "neyse, boş ver" diyen insan.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
bugün ikibinyirmibir’in de artık yavaş yavaş toparlanmaya başladığını hissedince bu yıla girerken yazdığım şiirden bir parçayı paylaşmak istedim.*
...
bana uzak olan her şeyi üst üste koyarak
şimdi bir yol yapıyorum
etmiyor benle senin kadar uzak.
uzak; içimizi ürperten nemli yaz akşamları.
gözlerimize ıslak kurşunlar doğrultan uzak.
uzak dediğin en çok nedir ki canım
yaramıza batırdığımız bir hançer ancak
biz bezginler tayfası,
aynı uçurumdan bakarak giriyoruz her yeni yıla.
hep daha kötüsü artık olmaz derken
en kötüsüne hazırlıksız yakalanıyoruz.
biz bezginler tayfası;
aşktan ve ayrılıktan bezenler.
bir kere yaşamakla yetti
bezdirmeye bizi bir aşk.
bir kere tadınca ayrılığı
bezdirdi bizi bin kez canımızdan.
canımız
banka kuyruğunda
canımız halk ekmek kuyruğunda
canımız piyango bileti kuyruğunda
canımız zamanında çıkmayınca hangi kuşu ürküttük?
canım
sana daha umutlu şiirler getirecektim bu yıl
daha sevimli, daha narin, daha yakın cana
fakat yeminliyim artık
cebimde baldıran taşırken
elimde ab-ı hayat sallamamaya
hem bunca gürültüde en çok nedir bir şiir?
yaramıza batırdığımız bir hançer daha.
...
...
bana uzak olan her şeyi üst üste koyarak
şimdi bir yol yapıyorum
etmiyor benle senin kadar uzak.
uzak; içimizi ürperten nemli yaz akşamları.
gözlerimize ıslak kurşunlar doğrultan uzak.
uzak dediğin en çok nedir ki canım
yaramıza batırdığımız bir hançer ancak
biz bezginler tayfası,
aynı uçurumdan bakarak giriyoruz her yeni yıla.
hep daha kötüsü artık olmaz derken
en kötüsüne hazırlıksız yakalanıyoruz.
biz bezginler tayfası;
aşktan ve ayrılıktan bezenler.
bir kere yaşamakla yetti
bezdirmeye bizi bir aşk.
bir kere tadınca ayrılığı
bezdirdi bizi bin kez canımızdan.
canımız
banka kuyruğunda
canımız halk ekmek kuyruğunda
canımız piyango bileti kuyruğunda
canımız zamanında çıkmayınca hangi kuşu ürküttük?
canım
sana daha umutlu şiirler getirecektim bu yıl
daha sevimli, daha narin, daha yakın cana
fakat yeminliyim artık
cebimde baldıran taşırken
elimde ab-ı hayat sallamamaya
hem bunca gürültüde en çok nedir bir şiir?
yaramıza batırdığımız bir hançer daha.
...
devamını gör...
bilim bir gün tanrının varlığını somut olarak ispatlarsa olabilecek şeyler
olmayanı kanıtlamak olanı kanıtlamaktan daha mı zor ki bilim kesin tanrı yoktur diyemiyor. birisi hangi din doğru yol bilelim demiş. arkadaşım, dört kitabın manası "la ilahe illallah" gerisine eyvallah.
devamını gör...
kitap sayfalarını ayraç niyetine katlayan insan
kitaplar konusunda aşırı hassas olduğum için asla yapmayacağım hareket. bir keresinde yakın bir arkadaşım, zor bela dil dökerek ince memed 3 ü almıştı benden. kitabın bir sayfasına çay dökülmüş biraz. huyumu bildiği için haberim olmamasına rağmen gidip yenisini almıştı.
devamını gör...
ekşi sözlük'ün normal sözlük'ü sansürlemesi
bir “ağlayacaksan oynamayalım”ı da ekşi sözlüğe uzatayım hemen. kendilerini gülünç duruma düşürmüşler.
t: saçmalıktır.
t: saçmalıktır.
devamını gör...
kaşkolnikov
bir alt katmanım olan atmosfere karşı ilgisinden dolayı ve hiç bir ülkenin umrunda bile olmayan iklim değişikliğini önemseyerek konu ile ilgili aydınlatıcı tanımlarıyla takdirimi kazanan yazardır.
sevgili kaşkolnikov hakkındaki düşüncelerime geçmeden önce, sözlükteki nick6 kullanımı ile ilgili bir kaç kelam etmek istiyorum, yüksek müsaadelerinizle.
yazarlara nick6 yazmamaya kararlıydım efendim. ta ki nick6nın bana göre çok yanlış kullanıldığını görene kadar.
sevgililerin birbirlerine mesaj göndermeleri mi dersiniz, kankaların birbirlerine selam vermeleri mi derseniz, bazı yazarların ilgi çekmeye
çalışmaları mı dersiniz? denizkızları mı dersiniz, kuşlar mı dersiniz? heeyy ne duruyorsunuz be atın kendinizi denize.
evet efendim ne ararsanız var son zamanların nickaltlarında. ayrıca akışı gereksiz yere meşgul etmesi de cabası.
ben de bu duruma tepki olarak tanımlarını okumaktan, zevk aldığım yazarlar için nick6 yazmaya karar verdim.
bu karardan sonra ilk olarak sevgili hunidaşım kuzguncaktaki vişneye yazdığımı belirterek buradan kendisine selam ederim. kendileri, vişnelerini ve hunisini bizden esirgemesin efendim.
evet yine bir hunidaş a nickaltı yazmaktan mutluluk duyuyorum efendim.
o cinsiyetsiz tanım yazmayı becerebilen nadir yazarlardan. tanımları, öncelikle ben insanım diye bas bas bağırıyor. duyun bu sesi efendim. bu tür yazarları okumak hoşuma gidiyor.
onun çok yönlü ve sanatçı bir ruha sahip olduğunu hissedebiliyorum.
o tam bir kitap kurdu. swann'ların tarafını okuyan, dosto hayranı bir kitap sevgilisi.
manilerinde bile insan kırmaktan uzak.
insan gibi bir insan.
sevgili kaşkolnikov hakkındaki düşüncelerime geçmeden önce, sözlükteki nick6 kullanımı ile ilgili bir kaç kelam etmek istiyorum, yüksek müsaadelerinizle.
yazarlara nick6 yazmamaya kararlıydım efendim. ta ki nick6nın bana göre çok yanlış kullanıldığını görene kadar.
sevgililerin birbirlerine mesaj göndermeleri mi dersiniz, kankaların birbirlerine selam vermeleri mi derseniz, bazı yazarların ilgi çekmeye
çalışmaları mı dersiniz? denizkızları mı dersiniz, kuşlar mı dersiniz? heeyy ne duruyorsunuz be atın kendinizi denize.
evet efendim ne ararsanız var son zamanların nickaltlarında. ayrıca akışı gereksiz yere meşgul etmesi de cabası.
ben de bu duruma tepki olarak tanımlarını okumaktan, zevk aldığım yazarlar için nick6 yazmaya karar verdim.
bu karardan sonra ilk olarak sevgili hunidaşım kuzguncaktaki vişneye yazdığımı belirterek buradan kendisine selam ederim. kendileri, vişnelerini ve hunisini bizden esirgemesin efendim.
evet yine bir hunidaş a nickaltı yazmaktan mutluluk duyuyorum efendim.
o cinsiyetsiz tanım yazmayı becerebilen nadir yazarlardan. tanımları, öncelikle ben insanım diye bas bas bağırıyor. duyun bu sesi efendim. bu tür yazarları okumak hoşuma gidiyor.
onun çok yönlü ve sanatçı bir ruha sahip olduğunu hissedebiliyorum.
o tam bir kitap kurdu. swann'ların tarafını okuyan, dosto hayranı bir kitap sevgilisi.
manilerinde bile insan kırmaktan uzak.
insan gibi bir insan.
devamını gör...
çorum'da sarıkız paniği
"havanın ısınması ile" ne oluyor lan dedim... haber geçen yılın temmuzuna ait.
devamını gör...
memleketinin adını söylemeden anlat
bol bol fındık ve 28 plakalı araçlar. kara lahana. hamsi. mavi ile yeşilin en güzel buluştuğu yer olup 42. ve 47. gönüllü alaylarının yiğitlerinin çıktığı yerdir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
insanlar sırtlarından birbirlerine çok benziyorlar. bir tshirt. bir saç kesimi. bir omuz genişliği. o yürüyen merdivenin başında gördüğüm sen değildin tabi ki. gördüğümde de biliyordum bunu. açımdan dolayı gözden bir-iki saniye içinde kaybolacaktın yine de bilincim kontrol edemedi kas sistemimi. adımlarım hızlandı, öne doğru kaykıldım. sen değildin. çabam beni acı acı bile gülümsetmedi.
bugün bir şeyler yazacağım belliydi aslında. sevişme sonra diyalogları başlığına yazabilirdim ya da gün içinde büründüğüm başka tür ruh hallerinin tezahürlerini. sevdiğim insanlarla zaman zaman hatalı bir şekilde bütünleşmemi kritize edebilirdim. korumacılık içgüdümden söz edebilirdim. abartma dürtümü ne kadar zor dizginlediğimden olabilirdi ya da. sabit fikir konusunu bir ara ele alacağım ama o kesin. diğerleriyle ilgili söz vermiyorum. belli olmaz benim işim. diyeceğim o ki, bugün hissetmiştim bir şeyler çıkaracağımı içimden. bir süredir yine stand by’a aldım kendimi. gittiği yere kadar. kendi zamanlamalarımı ayarladığım düzleme geri dönene kadar böyle olacak bu galiba. neyse, hallederiz zamanı gelince. ama böyle olacağı/olabileceği gelmemişti aklıma ne yalan söyleyeyim. çok güzel patlar kaba etimde öngörülerim kendimle ilgili. sık sık haklı çıkmama rağmen insanlar hakkında üstelik. bu da böyle bir çelişkimiz olsun.
özlem garip bir duygu değil aslında. bir sürü tanımı/formu var. anlatılmış durmuş binyıllardan beri. bir şekilde karşılıyor/kapsıyor bu tanımlar herkesi. ama işte bilmek yönetmeye yetmiyor bu duyguyu. özlüyorsunuz, tanımlıyorsunuz, somutlaştırıp yüzleşiyorsunuz. bedeninizde bir yerinizde konumlandırıyorsunuz, sonra çat, beyniniz yürüyen merdivene binmek üzere bir adamın özlediğiniz kişiden sırt nakli yaptırmış olabileceği ile ilgili gerzek bir yanılgıyla sizi ve tüm çabanızı duvardan duvara vuruyor. tanımsız/anlamsız noktaya geri dönüyorsunuz; yumru. allahın belası o yumru.
o tshirtten yüzlerce (binlerce?) satmıştır mağaza. sırt da sırta benzer nihayetinde. bir insandı bir yerlere gitmekte olan şu an bunlara sebep olduğundan bihaber. varmış mıdır gittiği yere? varsın. onun sırtını özleyecek olan başkalarını ardında bırakarak bir gün çekip gideceği bu hayatı tüm derdi, tasası, yoğunluğu, yorgunluğu ama en çok da mutluluğu ile yaşasın dilerim.
sesini özledim. kokunu özledim. o dimdik yürüyüşünü özledim. çok özledim.
bugün bir şeyler yazacağım belliydi aslında. sevişme sonra diyalogları başlığına yazabilirdim ya da gün içinde büründüğüm başka tür ruh hallerinin tezahürlerini. sevdiğim insanlarla zaman zaman hatalı bir şekilde bütünleşmemi kritize edebilirdim. korumacılık içgüdümden söz edebilirdim. abartma dürtümü ne kadar zor dizginlediğimden olabilirdi ya da. sabit fikir konusunu bir ara ele alacağım ama o kesin. diğerleriyle ilgili söz vermiyorum. belli olmaz benim işim. diyeceğim o ki, bugün hissetmiştim bir şeyler çıkaracağımı içimden. bir süredir yine stand by’a aldım kendimi. gittiği yere kadar. kendi zamanlamalarımı ayarladığım düzleme geri dönene kadar böyle olacak bu galiba. neyse, hallederiz zamanı gelince. ama böyle olacağı/olabileceği gelmemişti aklıma ne yalan söyleyeyim. çok güzel patlar kaba etimde öngörülerim kendimle ilgili. sık sık haklı çıkmama rağmen insanlar hakkında üstelik. bu da böyle bir çelişkimiz olsun.
özlem garip bir duygu değil aslında. bir sürü tanımı/formu var. anlatılmış durmuş binyıllardan beri. bir şekilde karşılıyor/kapsıyor bu tanımlar herkesi. ama işte bilmek yönetmeye yetmiyor bu duyguyu. özlüyorsunuz, tanımlıyorsunuz, somutlaştırıp yüzleşiyorsunuz. bedeninizde bir yerinizde konumlandırıyorsunuz, sonra çat, beyniniz yürüyen merdivene binmek üzere bir adamın özlediğiniz kişiden sırt nakli yaptırmış olabileceği ile ilgili gerzek bir yanılgıyla sizi ve tüm çabanızı duvardan duvara vuruyor. tanımsız/anlamsız noktaya geri dönüyorsunuz; yumru. allahın belası o yumru.
o tshirtten yüzlerce (binlerce?) satmıştır mağaza. sırt da sırta benzer nihayetinde. bir insandı bir yerlere gitmekte olan şu an bunlara sebep olduğundan bihaber. varmış mıdır gittiği yere? varsın. onun sırtını özleyecek olan başkalarını ardında bırakarak bir gün çekip gideceği bu hayatı tüm derdi, tasası, yoğunluğu, yorgunluğu ama en çok da mutluluğu ile yaşasın dilerim.
sesini özledim. kokunu özledim. o dimdik yürüyüşünü özledim. çok özledim.
devamını gör...
4 nisan 2021 103 emekli amiralin bildirisine soruşturma açılması
bildiriyi tekrar okudum. suç unsuru addedilebilecek bir şey bulamadım. kuvvetle muhtemel takipsizlikle sonuçlanacak olan soruşturmadır. ancak başka birilerine gözdağı olacağı hususu da tartışmasızdır.
edit: söz konusu bildiriye ilişkin bir takım siyasi kişiler ya da gazeteciler tarafından sübjektif görüşlerin açıklanmaya başlamasıyla (rütbelerini sökelim, emekli maaşlarını keselim vb.) konu maalesef köpürtülmektedir.
(bkz: gündem oluşturma)
(bkz: gündemi belirleme)
(bkz: gündemi değiştirme)
edit: söz konusu bildiriye ilişkin bir takım siyasi kişiler ya da gazeteciler tarafından sübjektif görüşlerin açıklanmaya başlamasıyla (rütbelerini sökelim, emekli maaşlarını keselim vb.) konu maalesef köpürtülmektedir.
(bkz: gündem oluşturma)
(bkz: gündemi belirleme)
(bkz: gündemi değiştirme)
devamını gör...
40 yaşında olup 20 yaşında gösteren insan
küçük tavuk her daim piliçtir..
devamını gör...




