m. serdar kuzuloğlu
okan bayülgen'in bir programında denk gelince ki; yanındaki diğer konuklar konusunun uzmanı epey aydın insanlardı birkaç videosunu izledim. hakkaten bazı insanların bu denli balon olmasına inanamıyor insan.
kötü veya yanlış bir şey söylemiyor ya da bilemiyorum bana denk gelmedi o kadar dayanamadım çünkü ama sahiden çok boş ve vakit kaybı şeyler. televizyonlarda bile kalmadı böyle insanlar. yani bir youtuber olsam ne söyler ne anlatırdım diye düşünüyorum bazen de; hakkaten bu insanlar çok özgüvenli, zamanları ve paraları çok sanırım. yukarıdakileri okuyunca insan hayret ediyor gerçekten.
gidin ingilizce çalışın ya da iki belgesel izleyin boş verin fikrimce.
kötü veya yanlış bir şey söylemiyor ya da bilemiyorum bana denk gelmedi o kadar dayanamadım çünkü ama sahiden çok boş ve vakit kaybı şeyler. televizyonlarda bile kalmadı böyle insanlar. yani bir youtuber olsam ne söyler ne anlatırdım diye düşünüyorum bazen de; hakkaten bu insanlar çok özgüvenli, zamanları ve paraları çok sanırım. yukarıdakileri okuyunca insan hayret ediyor gerçekten.
gidin ingilizce çalışın ya da iki belgesel izleyin boş verin fikrimce.
devamını gör...
çeyiz sermek
bununla ilgili yapılmış televizyon programı bile vardı. 5 gelin her gün birinin evini eleştiriyorlardı. programın bir bölümü de çeyizlerin değerlendirilmesiydi. geçen diyaloglar akıllara zarardı. biri diğerinin patiğini yetersiz bulur. öbürü lifleri beğenmez.
(bkz: gelin evi)
(bkz: gelin evi)
devamını gör...
süper ince siyah külotlu çorap
80lik dedeyi bile diriltir. yok böyle bir aşk pınarı.
bir spagetti olsaydım dimdik olurdum tabakta, delice.
bir spagetti olsaydım dimdik olurdum tabakta, delice.
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
otizmli gibi davranmak.
yıllar yıllar önce tek nefeste sönüverecek bir çiçek olarak yaşarken onu gördüm. eski eniştenizi. ondan bir önceki ilişkimde adam bana neden 73 gündür aramıyorsun diye sormuştu. bilmiyordum aramam gerektiğini. ilişki süreci henüz kafamda oturmamıştı. aramak, mesaj göndermek ve bir şeyleri paylaşmak lazım kısmında eksik kalıyordum.
hâl böyle üğken eski enişteniz ile ilişkim benim yıl içinde 5 gün ortalara çıkmam ile yaşanıyordu. bir gidiyordum 5 ay yokum. o 5 aylık dönemde kendimi eve kapatmıştım ergen hikayesi yazıyordum mesela. 8 ay yoksam çalışıyordum. ılk başlarda yokladı, çözmeye çalıştı, şöyle bir tutup çekmeye çalıştı ama olmadı. ben o zamanlar durumu yine böyle algılamıyordum. her şey normal geliyordu. 3-4 sene önce başka bakmaya başladım bu sürece. şimdi daha başka anlıyorum. olgunlaşıyorum. 55 yaşına gelince ergenlikten çıkacağım sanırım.
ona her dönüşümde beni gülümseyerek karşıladı. hiç hesap sormadı ve suçlamadı. sanki daha dün görüşmüş gibi sıcacık şekilde karşıladı.
yirmilerin başı. üzüldüğüm an göz temasını anında keserdim ve ortamdan uzaklaşmaya çalışırdım. ilk seferinde bu durumla karşılaşınca sanırım oturup uzun haftalar bu yaşanan şeyi düşünmüş. ondan sonra yine yaşandı bu. göz temasını kesip ortamdan uzaklaşınca peşimden gelirdi gizlice, arkamdan takip ederdi. bilirdim. taksiyle eve dönerken o da arabayla takip ederdi. bir kez bile sen neden böyle yapıyorsun demedi. bu durumun isteğim dışında olduğunu anlamıştı. süreç sırasında güvende olduğumdan emin olmaya çalışmasını çok asil bir davranış olarak görürüm hep. başkası olsa bu davranışı şımarıklık olarak görür. o bunu şımarıklıktan yapmadığımı bir şekilde fark etmişti.
bana sağımı solumu öğretmek için sürekli alıştırmalar yapardı. sağ ve sol oyunu oynardı. sağ eller havaya diye aynı anda ellerimizi kaldırırdık. öğrenemedim ama. olsun.
surekli göz teması kuramadığımı fark ettikten sonra yine bu durumla ilgili bir şey söylemedi. gözlerini kaçırarak konuşurdu. başka bir yere baktığım zamanlar çok dikkatli bakardı, ona döndüğüm zaman aniden çevirirdi kafasını. kendisiyle göz göze gelmek zordu çünkü psikolojik olarak rahat etmemi isterdi. bir süre sonra ( sanıyorum 5- 6 sene) dakikalarca gözlerine bakabilmeye başlamıştım. sanırım bunu sağlamak için yavaş yavaş alıştırdı gözlerine.
sesleri çok iyi duyduğum ve bu durum korkuya neden olduğu için hep kalabalığa uzak mekanlara götürürdü. herkese arkam dönük olacak uzak bir masa bulurdu. yemek öncesi bir rutinim vardı, onu yapmamı beklemeden yemek yemeğe başlamazdı. yolculuk boyunca araba motoru çok ses çıkarmasın diye hızını sabitlerdi. çayımı hangi bardakta içtiğimi ya da ne zaman üşüyeceğimi bilirdi. bunların hiçbirini ben söylememiştim. görüyordu, alışıyordu, saygı duyuyordu.
sakar olduğumu anladıktan sonra kendisi sağ olsun fazladan elim kolum olmuştu. sakarlık yapmamı engelleyecek kadar dikkatli davranmaya başlamıştı.
meslek hayatının en mutlu gününde, başarısı kalabalıklar tarafından bilinirken o benim girdiğim kıytırık işi kutlamak için yemeğe götürmüştü. başarısından bahsetmedi, hep benim kıytırık iş üzerine konuştu ve benim adıma çok mutluydu. ayrıca çoğu girdiğim yere beni cesaretlendirmek için gelir, iste bu sefer en iyi işi bulduğumu söylerdi. bir süre sonra işten çıktığım zaman yine destek olmaya başlardı var gücüyle.
duygusal cümlelerden hiç anlamazdı. pek iyi şey söylemezdi de. özledim bile diyemezdi. ancak görüştüğümüz onca yıl boyunca sen şöylesin, bunu bile yapamıyorsun, yap, bak işte böyle yapman gerekiyor gibi cümleler ile karşıma geçmek yerine otizmli gibi davranarak daha sağlıklı iletişim kurma çabası gütmesi hep içimin sıcacık olmasına neden olur. sanırım bundan daha güzel seni seviyorum diyemez kimse.
insanların birbirinden çok kolay vazgeçtiği ve hep daha iyisinin olduğunu düşündüğü bu acayip dönemin içinde belki doya doya izlemek isterken sırf rahatsız olmayayım diye yüzüme bakmaması. ah ah.
yıllar yıllar önce tek nefeste sönüverecek bir çiçek olarak yaşarken onu gördüm. eski eniştenizi. ondan bir önceki ilişkimde adam bana neden 73 gündür aramıyorsun diye sormuştu. bilmiyordum aramam gerektiğini. ilişki süreci henüz kafamda oturmamıştı. aramak, mesaj göndermek ve bir şeyleri paylaşmak lazım kısmında eksik kalıyordum.
hâl böyle üğken eski enişteniz ile ilişkim benim yıl içinde 5 gün ortalara çıkmam ile yaşanıyordu. bir gidiyordum 5 ay yokum. o 5 aylık dönemde kendimi eve kapatmıştım ergen hikayesi yazıyordum mesela. 8 ay yoksam çalışıyordum. ılk başlarda yokladı, çözmeye çalıştı, şöyle bir tutup çekmeye çalıştı ama olmadı. ben o zamanlar durumu yine böyle algılamıyordum. her şey normal geliyordu. 3-4 sene önce başka bakmaya başladım bu sürece. şimdi daha başka anlıyorum. olgunlaşıyorum. 55 yaşına gelince ergenlikten çıkacağım sanırım.
ona her dönüşümde beni gülümseyerek karşıladı. hiç hesap sormadı ve suçlamadı. sanki daha dün görüşmüş gibi sıcacık şekilde karşıladı.
yirmilerin başı. üzüldüğüm an göz temasını anında keserdim ve ortamdan uzaklaşmaya çalışırdım. ilk seferinde bu durumla karşılaşınca sanırım oturup uzun haftalar bu yaşanan şeyi düşünmüş. ondan sonra yine yaşandı bu. göz temasını kesip ortamdan uzaklaşınca peşimden gelirdi gizlice, arkamdan takip ederdi. bilirdim. taksiyle eve dönerken o da arabayla takip ederdi. bir kez bile sen neden böyle yapıyorsun demedi. bu durumun isteğim dışında olduğunu anlamıştı. süreç sırasında güvende olduğumdan emin olmaya çalışmasını çok asil bir davranış olarak görürüm hep. başkası olsa bu davranışı şımarıklık olarak görür. o bunu şımarıklıktan yapmadığımı bir şekilde fark etmişti.
bana sağımı solumu öğretmek için sürekli alıştırmalar yapardı. sağ ve sol oyunu oynardı. sağ eller havaya diye aynı anda ellerimizi kaldırırdık. öğrenemedim ama. olsun.
surekli göz teması kuramadığımı fark ettikten sonra yine bu durumla ilgili bir şey söylemedi. gözlerini kaçırarak konuşurdu. başka bir yere baktığım zamanlar çok dikkatli bakardı, ona döndüğüm zaman aniden çevirirdi kafasını. kendisiyle göz göze gelmek zordu çünkü psikolojik olarak rahat etmemi isterdi. bir süre sonra ( sanıyorum 5- 6 sene) dakikalarca gözlerine bakabilmeye başlamıştım. sanırım bunu sağlamak için yavaş yavaş alıştırdı gözlerine.
sesleri çok iyi duyduğum ve bu durum korkuya neden olduğu için hep kalabalığa uzak mekanlara götürürdü. herkese arkam dönük olacak uzak bir masa bulurdu. yemek öncesi bir rutinim vardı, onu yapmamı beklemeden yemek yemeğe başlamazdı. yolculuk boyunca araba motoru çok ses çıkarmasın diye hızını sabitlerdi. çayımı hangi bardakta içtiğimi ya da ne zaman üşüyeceğimi bilirdi. bunların hiçbirini ben söylememiştim. görüyordu, alışıyordu, saygı duyuyordu.
sakar olduğumu anladıktan sonra kendisi sağ olsun fazladan elim kolum olmuştu. sakarlık yapmamı engelleyecek kadar dikkatli davranmaya başlamıştı.
meslek hayatının en mutlu gününde, başarısı kalabalıklar tarafından bilinirken o benim girdiğim kıytırık işi kutlamak için yemeğe götürmüştü. başarısından bahsetmedi, hep benim kıytırık iş üzerine konuştu ve benim adıma çok mutluydu. ayrıca çoğu girdiğim yere beni cesaretlendirmek için gelir, iste bu sefer en iyi işi bulduğumu söylerdi. bir süre sonra işten çıktığım zaman yine destek olmaya başlardı var gücüyle.
duygusal cümlelerden hiç anlamazdı. pek iyi şey söylemezdi de. özledim bile diyemezdi. ancak görüştüğümüz onca yıl boyunca sen şöylesin, bunu bile yapamıyorsun, yap, bak işte böyle yapman gerekiyor gibi cümleler ile karşıma geçmek yerine otizmli gibi davranarak daha sağlıklı iletişim kurma çabası gütmesi hep içimin sıcacık olmasına neden olur. sanırım bundan daha güzel seni seviyorum diyemez kimse.
insanların birbirinden çok kolay vazgeçtiği ve hep daha iyisinin olduğunu düşündüğü bu acayip dönemin içinde belki doya doya izlemek isterken sırf rahatsız olmayayım diye yüzüme bakmaması. ah ah.
devamını gör...
normal sözlük'te sürekli islam'ı kötüleyen başlık ve tanımlara müsaade etmek
el altından moderasyona kimse bana fikir özgürlüğünden bahsetmesin diye ültimatom verilen yeni bir dinci saçmalamasıdır.
aksi takdirde diye paragrafı bağlamış.
tabi istediğin bu değilse diye yine tehdit ederek yazısını bitirmiş.
tam olarak istediğimiz bu,
''fikirlerimizi işid kafalılardan korkmadan ifade edebilmek.''
(bkz: kafa sözlük'ü aktrollerin örtülü tehdit etmesi)
aksi takdirde diye paragrafı bağlamış.
tabi istediğin bu değilse diye yine tehdit ederek yazısını bitirmiş.
tam olarak istediğimiz bu,
''fikirlerimizi işid kafalılardan korkmadan ifade edebilmek.''
(bkz: kafa sözlük'ü aktrollerin örtülü tehdit etmesi)
devamını gör...
0rh(-) negatif trombosit aranıyor
yukarıya sabitlense dediğim başlık.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
dünyayı değiştiremeyeceğimi anladığım,insanların yanlışlarından inatla dönmediklerini ve daha kötüye gittiklerini gördüğüm yaştayım . bir umut varsa bile üç kuruş için çoktan şerefle birlikte satılmıştır.
devamını gör...
yazarların en sevdiği şiir
alfred bester'in "tiger tiger" adlı bilimkurgu kitabının girişinde yer alan, aynı isimli bir william blake şiiridir.
tyger tyger, burning bright,
in the forests of the night;
what immortal hand or eye,
could frame thy fearful symmetry?
in what distant deeps or skies.
burnt the fire of thine eyes?
on what wings dare he aspire?
what the hand, dare seize the fire?
and what shoulder, & what art,
could twist the sinews of thy heart?
and when thy heart began to beat,
what dread hand? & what dread feet?
what the hammer? what the chain,
in what furnace was thy brain?
what the anvil? what dread grasp,
dare its deadly terrors clasp!
when the stars threw down their spears
and water'd heaven with their tears:
did he smile his work to see?
did he who made the lamb make thee?
tyger tyger burning bright,
in the forests of the night:
what immortal hand or eye,
dare frame thy fearful symmetry?
selahattin özpalabıyıklar'dan çevirisini de bırakayım şuraya.
kaplan! kaplan! gecenin ormanında
ışıl ışıl yanan parlak yalaza,
hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
kurabildi o korkunç simetrini?
hangi uzak derinlerde, göklerde
yandı senin ateşin gözlerinde?
o hangi kanatla yükselebilir?
hangi el ateşi kavrayabilir?
ve hangi omuz ve hangi beceri
kalbinin kaslarını bükebildi?
ve kalbin çarpmaya başladığında,
hangi dehşetli el? ayaklar ya da
neydi çekiç? ya zincir neydi?
beynin nasıl bir fırın içindeydi?
neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
ölümcül korkularını alabilir avcuna?
yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
güldü mü o, görünce eserini?
kuzu'yu yaratan mı yarattı seni?
kaplan! kaplan! gecenin ormanında
ışıl ışıl yanan parlak yalaza,
hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
kurabilir o korkunç simetrini?
edit: imla
tyger tyger, burning bright,
in the forests of the night;
what immortal hand or eye,
could frame thy fearful symmetry?
in what distant deeps or skies.
burnt the fire of thine eyes?
on what wings dare he aspire?
what the hand, dare seize the fire?
and what shoulder, & what art,
could twist the sinews of thy heart?
and when thy heart began to beat,
what dread hand? & what dread feet?
what the hammer? what the chain,
in what furnace was thy brain?
what the anvil? what dread grasp,
dare its deadly terrors clasp!
when the stars threw down their spears
and water'd heaven with their tears:
did he smile his work to see?
did he who made the lamb make thee?
tyger tyger burning bright,
in the forests of the night:
what immortal hand or eye,
dare frame thy fearful symmetry?
selahattin özpalabıyıklar'dan çevirisini de bırakayım şuraya.
kaplan! kaplan! gecenin ormanında
ışıl ışıl yanan parlak yalaza,
hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
kurabildi o korkunç simetrini?
hangi uzak derinlerde, göklerde
yandı senin ateşin gözlerinde?
o hangi kanatla yükselebilir?
hangi el ateşi kavrayabilir?
ve hangi omuz ve hangi beceri
kalbinin kaslarını bükebildi?
ve kalbin çarpmaya başladığında,
hangi dehşetli el? ayaklar ya da
neydi çekiç? ya zincir neydi?
beynin nasıl bir fırın içindeydi?
neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
ölümcül korkularını alabilir avcuna?
yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
güldü mü o, görünce eserini?
kuzu'yu yaratan mı yarattı seni?
kaplan! kaplan! gecenin ormanında
ışıl ışıl yanan parlak yalaza,
hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
kurabilir o korkunç simetrini?
edit: imla
devamını gör...
polaroid fotograf makinesi
birkaç sene öncesine kadar almayı düşündüğüm ama son zamanlarda vazgeçtiğim fotoğraf makinesi türüdür.
kaliteli bir kamerası olan telefon ile fotoğraf çekme hobime devam edeceğim.
kaliteli bir kamerası olan telefon ile fotoğraf çekme hobime devam edeceğim.
devamını gör...
eski oyunlar
devamını gör...
senden çok var
biiiir... çok sıkıldım.*
devamını gör...
türk kürt kardeştir yalanı
küçükken rumların yoğun yaşadığı bir yerde yaşardım. bir bakkalımız vardı mesela 'kürt mehmet amca' kürt ne demek bilmezdim. diğer mehmet'lerden ayırmak için kullanılan bir lakap sanardım. günaydın kürt mehmet amca diye girerdik her sabah bakkala, her sabah bana ve rum arkadaşlarıma kocaman gülümsemesiyle karşılık verirdi. ergenliğimde başka bir yere taşındık ve ben paskalyanın aslında bizim bayramımız olmadığını, kürtçe diye bir dil olduğunu, yumurta boyamanın, ya da insanlara kürt - türk - rum demenin yanlış anlaşılabileceğini öğrendim. o kadar üzüldüm ki. ne kadar mutluyduk oysa biz o küçük semtte. kimse birbirini yanlış anlamaz, herkes birbirinin inancına, milliyetine saygı duyar, birlikte kutlar, birlikte üzülürdük. kiliseden, cem evinden ve camiden kaldırılan cenazeleri, evlerine yakın olduğu için sanardım ben, ölülerin bile ayrıştırıldığını bilmezdim.
anneme ve babama en büyük minnetim bu yöndedir. beni ve kardeşimi, insanları ayrıştırmadan kabul etmeyi öğrettiler. dilerim böyle ebeveynler artar.
zihniyetlerinizden öperim tatlışlar!
anneme ve babama en büyük minnetim bu yöndedir. beni ve kardeşimi, insanları ayrıştırmadan kabul etmeyi öğrettiler. dilerim böyle ebeveynler artar.
zihniyetlerinizden öperim tatlışlar!
devamını gör...
10 mayıs psikologlar günü
psikolojinin öneminin anlaşıldığı, birçok meslek ile aramızdaki farkın artık öğrenildiği, insanların mesleğimizle ilgili daha fazla bilgi sahibi olduğu, insanların kendini psikoloğa gidince deli hissetmediği, bağımsız bir meslek yasamızın olduğu bir gelecek dileği ile...
..psikologlar günümüz kutlu olsun..
..psikologlar günümüz kutlu olsun..
devamını gör...
şükrü paşa
pasajında sesi büzüşesiceler olduğu rivayet edilir.*
devamını gör...
en sevdiğiniz animasyon film serisi
kessssinlikle shrek.
ilk filmi belki 100 kere seyretmişimdir, repliklerin %80'ini de ezbere biliyorum ama gel gör biri "shrek var izleyelim" desin aynı bu modda izlemeye gidiyorum:
ilk filmi belki 100 kere seyretmişimdir, repliklerin %80'ini de ezbere biliyorum ama gel gör biri "shrek var izleyelim" desin aynı bu modda izlemeye gidiyorum:
devamını gör...
bırakmak istenilen şeyler
herkesi insan yerine koymayı bırakmak istiyorum. sonra kendilerini bir halt zannediyorlar. alışmamışlar.
devamını gör...
kırık
kemik bütünlüğünün bozulmasıdır. yaş ilerledikçe kırık riski de artar.
devamını gör...
3000 lira maaşı küçümseyen insan
o küçümsemese zaten 3000 lira dile gelip "ya ben ne halta yarıyorum ki?" diyecek. akıl ve ruh sağlığını korumak adına en doğrusunu yapmış kişidir. onca dert arasında bir derde daha ne yer var ne de lüzum.
devamını gör...
sokak hayvanlarını besliyoruz kampanyası
güzel bir kampanya.
aslında eski zamanlara kıyasla çok daha iyi bir noktada olduğunu düşünüyorum sokak hayvanlarını besleme/barındırma çabalarının. tabi ki eskiden de vardı evde pişen yemeklerden artanları hayvanlar için dışarıya bırakan insanlar ama sosyal medyanın örgütleme gücü sayesinde çok daha fazla kişinin aklına düşürülmüş oldu bu tür davranışlar.
mesela eskiden sokakta çöpe bir şey atarken, çöpün içinden kedi fırlardı. o tatlış, aç mı aç küçük karnını doyurmak için nasibini çöplerde arardı çünkü kedicik. şimdi bakıyorum, yıllardır hiç çöpten fırlayan kedi yahut bir deri bir kemik köpek görmüyorum çok şükür. hele kediler, epey besili ve tontiş oldular son yıllarda.
biz de elden geldiğince, mümkün olduğunca katılmaya çalışıyoruz bu harekete. özellikle yazın su konusu da oldukça önemli. mümkünse uzun süre güneş almayan bölgelere koyun ki çok çabuk buharlaşmasın.
bu arada, kuşlar için de iyilik yapmaya çalışan arkadaşlar mümkünse ekmek, bisküvi gibi yiyecekler vermesin. bunlar kuşlar için pek sağlıklı değil hatta uzun vadede ölümcül diyorlar. internetten küçük bir araştırmayla daha faydalı yiyecekleri bulup verirseniz çok daha iyi olur.
seviyorum hayvanlara yardım eden insanları; iyi ki varlar.
aslında eski zamanlara kıyasla çok daha iyi bir noktada olduğunu düşünüyorum sokak hayvanlarını besleme/barındırma çabalarının. tabi ki eskiden de vardı evde pişen yemeklerden artanları hayvanlar için dışarıya bırakan insanlar ama sosyal medyanın örgütleme gücü sayesinde çok daha fazla kişinin aklına düşürülmüş oldu bu tür davranışlar.
mesela eskiden sokakta çöpe bir şey atarken, çöpün içinden kedi fırlardı. o tatlış, aç mı aç küçük karnını doyurmak için nasibini çöplerde arardı çünkü kedicik. şimdi bakıyorum, yıllardır hiç çöpten fırlayan kedi yahut bir deri bir kemik köpek görmüyorum çok şükür. hele kediler, epey besili ve tontiş oldular son yıllarda.
biz de elden geldiğince, mümkün olduğunca katılmaya çalışıyoruz bu harekete. özellikle yazın su konusu da oldukça önemli. mümkünse uzun süre güneş almayan bölgelere koyun ki çok çabuk buharlaşmasın.
bu arada, kuşlar için de iyilik yapmaya çalışan arkadaşlar mümkünse ekmek, bisküvi gibi yiyecekler vermesin. bunlar kuşlar için pek sağlıklı değil hatta uzun vadede ölümcül diyorlar. internetten küçük bir araştırmayla daha faydalı yiyecekleri bulup verirseniz çok daha iyi olur.
seviyorum hayvanlara yardım eden insanları; iyi ki varlar.
devamını gör...
