yağmur
şu sıralar en çok özlenen, mevsimlerin dili.
her bir mevsimde ayrıdır anlattığı. sonbaharın geldiğini hafif ıhlamurlu kuru yaprak kokusuyla karışan suyun kokusundan anlar bir yağmur sevdalısı. kış içinde sise ya da kara değerek kalın bulutlardan soğuk soğuk yağışıyla sıcaklığa ne kadar uzak kaldığını gösterir. ilkbaharda renklenen dallar ve çimenli rüzgarıyla ılık bir elin dokunuşunu, yazın da tülü andıran bulutların içinde şehre telaşlı telaşlı şöyle bir uğrayıp geçiverişini andırır. her seferinde anlattığı farklıdır hani, hızıyla çocukları, hüznü, bereketi, kızgınlığını anımsatır. şakacıdır bazen, ya da hiç şakası olmaz üzerinizde ıslanmadık bir parça kalmadığında. gelişiyle toprağın kaynaşması hiçbir şeye vakti olmayanları kızdıradursun, dünyanın kucağındakilerin kanması gereken ab-ı hayattır sicim zarafetindeki damlalar.
ah keşke hiç özletmese kendini bu kadar...
her bir mevsimde ayrıdır anlattığı. sonbaharın geldiğini hafif ıhlamurlu kuru yaprak kokusuyla karışan suyun kokusundan anlar bir yağmur sevdalısı. kış içinde sise ya da kara değerek kalın bulutlardan soğuk soğuk yağışıyla sıcaklığa ne kadar uzak kaldığını gösterir. ilkbaharda renklenen dallar ve çimenli rüzgarıyla ılık bir elin dokunuşunu, yazın da tülü andıran bulutların içinde şehre telaşlı telaşlı şöyle bir uğrayıp geçiverişini andırır. her seferinde anlattığı farklıdır hani, hızıyla çocukları, hüznü, bereketi, kızgınlığını anımsatır. şakacıdır bazen, ya da hiç şakası olmaz üzerinizde ıslanmadık bir parça kalmadığında. gelişiyle toprağın kaynaşması hiçbir şeye vakti olmayanları kızdıradursun, dünyanın kucağındakilerin kanması gereken ab-ı hayattır sicim zarafetindeki damlalar.
ah keşke hiç özletmese kendini bu kadar...
devamını gör...
diğergam
diğergamlık başkalarının yararına da kendi yararı kadar gözetme ya da diğer insanlara maddi veya manevi hiçbir çıkar gözetmeksizin yararlı olmaya çalışma ve bencillik karşıtı hareketlerde bulunma olarak tanımlanır.
devamını gör...
kullanmak için can atılan replikler
+fakir mi oluyoruz?
-daha neler.
-daha neler.
devamını gör...
shakespeare'in sevilen sözleri
insanlar göründükleri gibi olmalıdır. eğer değillerse hiç görünmesinler daha iyi.
devamını gör...
günaydın sözlük başlığına yazan erkek
dün sapık diyorlardı,
bugün meriç.
yarın ola hayrola.
bugün meriç.
yarın ola hayrola.
devamını gör...
uzun soyadlı olmak
kadınlar için daha acı bir durum.kendi soyadı uzun ve evleneceği kişinin soyadı'da uzunsa,brezilya burjuvazisi gibi oluyor ikisi birleştiği zaman.kısaca bobo'mu desek hanfendi?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kadın adamı çok uzun zamandır tanımıyordu ama biliyordu işte. adama baktı ve bir süredir içinde tuttuğu hislerini artık söylemeye karar verdi, belki bu son görüşmeleri olacaktı, belki böylesi doğruydu herkes için ya da belki de kadının dedikleri adamda bir “aydınlanma” yaratacaktı ki sonrası ile ilgili şu an bu satırları yazan kişinin bile fikri yoktu...
“sanırım zamanında birisi önce her şeyiniz olup,
sonra da her şeyinizi almış gitmiş...” *
kısa bir durakladı kadın, elindeki kahve fincanını yavaşça bıraktı ve sadece adama baktı. tepkisiz yüzünden anlamadığı bir gölge geçiyordu o anda...tanıdığını sandığı adamın hiç bilmediği ikliminin, hiç bilmediği hüznüydü o geçen... ve yakalayamayacağını biliyordu.
bıraktı...
sonra devam etti konuşmaya çünkü bu durum susmanın her ikisini de daha karanlık bir kuyuya atacağı bir hal almaya başlamak üzereydi. dökülmeliydi içlerine sakladıkları, ki kadın zaten uzun süre saklayamazdı da. sandığı gibi olmadığını bildiği birisine onun da onda sandığı gibi birisi olmadığını anlatmanın doğru kelimelerini arıyordu ellerini kahve fincanına götürüp adeta ondan güç aldığı o kısacık sessizlik anında ve buldu kendince...
“şimdi bu kadar uğraş bundan olmalı;
hiç kimse her şeyiniz olmasın diye!
ama merak etmeyin, hepimizin geçmişten getirdiği, sık sık dokunduğu ve dokundukça da depreşen yaraları var.
kimimizin sırtında, kimimizin kalbinde...
ben sizi görmeye çalıştıkça siz kaçmak da değil bu tam olarak belki fakat anlam veremediğim bir giz perdesi ardına saklıyorsunuz kendinizi. o yaralar orada öylece dururken illa birileri denk gelip canınızı yakacak. izin verin ben sakince dokunayım onlara, ben göreyim. merak etmeyin hırpalayıp, acıtmam sizi, belki benzerdir yaralarımız, yakmam canınızı söz. hem kimse de kimseye zorla merhem olamaz ki yani ısrarcı değil gönüllüyüm sadece.”
adam kuşkusuz böyle bir açıklama beklemiyordu kadından. tepkisizliğine anlamsız bakan gözleri eşlik etmeye başlamıştı. içten içe kendine kızıyordu yeterince derine gizleyemediği için acılarını. demek ki yeterince dikkatli bakan herkes görebilirdi acılarını, demek ki yeterince dikkat edecek kadar kimseyi tutmamalıydı hayatında. evet bu adam böyleydi, derdi mütemadiyen kendisi olduğu için karşısındakinin anlattığı şey zerre etki etmiyordu. yine ve yine kendine kızmakta meşguldü hep olduğu gibi.
kadın anlamıştı, ne derse desin fikri değişmeyecekti adamın. hiçbir çabası karşılık bulmuyordu ve zorlamanın da anlamı yoktu artık. adam kendi içine dalmışken kadın sessizce kalktı masadan. gidip hesabı ödedi önce, sonra da ona iletilmesini rica ettiği bir not bıraktı adama;
“bazen unutmak kelimesini bir kağıttan silmek unutmaktan daha uzun sürüyor inanın, tıpkı az önce beni unuttuğunuz gibi...”
ve kadın oradan da, adamın hayatından da çıktı gitti hiç yokmuş, hiç olmamış gibi...
duvar... *
“sanırım zamanında birisi önce her şeyiniz olup,
sonra da her şeyinizi almış gitmiş...” *
kısa bir durakladı kadın, elindeki kahve fincanını yavaşça bıraktı ve sadece adama baktı. tepkisiz yüzünden anlamadığı bir gölge geçiyordu o anda...tanıdığını sandığı adamın hiç bilmediği ikliminin, hiç bilmediği hüznüydü o geçen... ve yakalayamayacağını biliyordu.
bıraktı...
sonra devam etti konuşmaya çünkü bu durum susmanın her ikisini de daha karanlık bir kuyuya atacağı bir hal almaya başlamak üzereydi. dökülmeliydi içlerine sakladıkları, ki kadın zaten uzun süre saklayamazdı da. sandığı gibi olmadığını bildiği birisine onun da onda sandığı gibi birisi olmadığını anlatmanın doğru kelimelerini arıyordu ellerini kahve fincanına götürüp adeta ondan güç aldığı o kısacık sessizlik anında ve buldu kendince...
“şimdi bu kadar uğraş bundan olmalı;
hiç kimse her şeyiniz olmasın diye!
ama merak etmeyin, hepimizin geçmişten getirdiği, sık sık dokunduğu ve dokundukça da depreşen yaraları var.
kimimizin sırtında, kimimizin kalbinde...
ben sizi görmeye çalıştıkça siz kaçmak da değil bu tam olarak belki fakat anlam veremediğim bir giz perdesi ardına saklıyorsunuz kendinizi. o yaralar orada öylece dururken illa birileri denk gelip canınızı yakacak. izin verin ben sakince dokunayım onlara, ben göreyim. merak etmeyin hırpalayıp, acıtmam sizi, belki benzerdir yaralarımız, yakmam canınızı söz. hem kimse de kimseye zorla merhem olamaz ki yani ısrarcı değil gönüllüyüm sadece.”
adam kuşkusuz böyle bir açıklama beklemiyordu kadından. tepkisizliğine anlamsız bakan gözleri eşlik etmeye başlamıştı. içten içe kendine kızıyordu yeterince derine gizleyemediği için acılarını. demek ki yeterince dikkatli bakan herkes görebilirdi acılarını, demek ki yeterince dikkat edecek kadar kimseyi tutmamalıydı hayatında. evet bu adam böyleydi, derdi mütemadiyen kendisi olduğu için karşısındakinin anlattığı şey zerre etki etmiyordu. yine ve yine kendine kızmakta meşguldü hep olduğu gibi.
kadın anlamıştı, ne derse desin fikri değişmeyecekti adamın. hiçbir çabası karşılık bulmuyordu ve zorlamanın da anlamı yoktu artık. adam kendi içine dalmışken kadın sessizce kalktı masadan. gidip hesabı ödedi önce, sonra da ona iletilmesini rica ettiği bir not bıraktı adama;
“bazen unutmak kelimesini bir kağıttan silmek unutmaktan daha uzun sürüyor inanın, tıpkı az önce beni unuttuğunuz gibi...”
ve kadın oradan da, adamın hayatından da çıktı gitti hiç yokmuş, hiç olmamış gibi...
duvar... *
devamını gör...
islam
mutluluk ve umut
devamını gör...
düz dünya teorisi
aşı karşıtlığı ve red pill gibi amerika orijinli olan saçma sapan akım.
yalnız fark ettiğim bir durum var. amerikan çıkışlı akımlara biz çoğu ülkeden çok daha rahat adaptasyon sağlıyoruz. o da enteresan yani...
son olarak; düzlüğü kanıtlamak için önerimi sunup kaçıyorum: arkadaşlar dünya yuvarlak olsaydı eğer arjantinliller aşağı düşerlerdi, hint okyanusu falan aşağıya dökülürdü. dökülmüyor çünkü dünya düz düz... ayrıca yuvarlak olsaydı uçaklar uzaya çıkardı atmosferi delip... çıkamıyorlar neden ? çünkü dünya düz...
üstte yazdıklarıma inanacak, anadolu irfanı ile yoğrulup büyümüş 250.000 insan bulabilirim. buna dair inancım tam.
yalnız fark ettiğim bir durum var. amerikan çıkışlı akımlara biz çoğu ülkeden çok daha rahat adaptasyon sağlıyoruz. o da enteresan yani...
son olarak; düzlüğü kanıtlamak için önerimi sunup kaçıyorum: arkadaşlar dünya yuvarlak olsaydı eğer arjantinliller aşağı düşerlerdi, hint okyanusu falan aşağıya dökülürdü. dökülmüyor çünkü dünya düz düz... ayrıca yuvarlak olsaydı uçaklar uzaya çıkardı atmosferi delip... çıkamıyorlar neden ? çünkü dünya düz...
üstte yazdıklarıma inanacak, anadolu irfanı ile yoğrulup büyümüş 250.000 insan bulabilirim. buna dair inancım tam.
devamını gör...
annelerdeki ben sana aynısını evde yaparım ekolü
şefkatten gelen ekoldür.
mazur görmek lazım.
bazı şeyleri yaparlar ama bazı şeyleri yapamazlar (sakın yapamayacaklarını söylemeyin hayırlı evlat olun)
sağlığımızı paramızı düşünen şefkatli anne ekolüdür.
mazur görmek lazım.
bazı şeyleri yaparlar ama bazı şeyleri yapamazlar (sakın yapamayacaklarını söylemeyin hayırlı evlat olun)
sağlığımızı paramızı düşünen şefkatli anne ekolüdür.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
yürürken şurda bi çay simit yapayım dediğim an da yanıma konan ve simidime ortak olan güzellik.
(yavru bir kumru)
hizliresim.com/P1M5O1
(yavru bir kumru)
hizliresim.com/P1M5O1
devamını gör...
hoşlandığın kişiyi görünce dönmeyen dil bozulan diksiyon
ek olarak; sürekli kikirdemek, suratta aptal bir sırıtış, komik olsun olmasın her şeye kahkaha atmak...
devamını gör...
geceye ismet özel şiirlerinden bir dize bırak
ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum.
devamını gör...
başlık açarken dikkat edilmesi gereken kurallar
... şöyle kadın , .... şöyle erkek vb. tarzı şeyler
devamını gör...
türkiye'nin 61 yıldır ab'ye girememesinin sebebi
kokoreç sevmesidir.
devamını gör...
normal sözlük'ün başarılı olma nedeni
başarı nedeni söyleyebilmek için ortada bir başarı olması gerekli. online sayısının sebebi bu kadar insanın kendini başka bir mecraya ait hissetmemesi olabilir ve tabi ki sözlüğün kullanışlı oluşu da etkili tabi ki.
devamını gör...
everybody wants to be a cat
gypsy jazz versiyonunu bayıla bayıla dinlediğim cover.
hot club du nax adlı gruptan geliyor
hot club du nax adlı gruptan geliyor
devamını gör...
kristof kolomb
encrypted-tbn0.gstatic.com/...
afişin çevirisi: aranıyor: kristof kolomb büyük hırsızlık, soykırım, ırkçılık, bir kültürün yok oluşunu başlatan tecavüz, işkence ve yerli halkın sakat bırakılması ve büyük yalanın kışkırtıcısı 500 yıllık turizm. bu afişi de çalın zaten her şeyi çaldınız.
1992’de, amerika’nın “keşfedilişinin” 500. yılı kutlamaları yapılır; kolomb yılı (columbus day) ilan edilen bu yılı, batı uygarlığı, “kahraman” kolomb’un kahramanlıklarını övgüyle anlatan filmler, kitaplar, paneller, sergilerle karşılarken; amerikan yerlileri, “suçlu” kolomb’un suçlarını amerika birleşik devletleri’nin new mexico eyaletindeki taos pueblo’sunda astıkları afişle böyle anlatıyorlardı. afişte kolomb, başına oklar saplanmış olarak tasvir ediliyordu.
kıta yerlileri bu dönemde, “keşif”in ve “kolomb”un kendileri için taşıdığı anlamı dünyaya duyurmak için, bir dizi toplantı düzenledi. 1987’de ekvator’da toplanan amerika kıtaları arası konferansı’nı, yine aynı yıl bogota’da, 1990’da brezilya’da, 1991’de guatemala’da gerçekleşen buluşmalar izledi. bolivya yerlileri, “500 yıllık direniş” sloganını benimsemişlerdi. meksika’da, 23 örgütün katılımıyla 500 yıllık yerli ve halk direnişi meksika konseyi kuruluyordu. guatemala’da ise, maya yeni uyanış koordinasyonu oluşuyordu.
amerika kıtasının yerli halkının, gerek kolomb'a gerekse ondan sonra gelen diğer avrupalılara karşı gösterdiği misafirperver ve cömert tavır onları adeta büyülemişti.
kızılderililerle (tainolar diye de adlandırılan arawak yerlileri) ilk kez karşılaşan kristof kolomb, onlarla ilgili ispanyol kralı ve kraliçesine yazdığı mektupta şöyle der:
“bu insanlar o kadar yumuşak başlı, barışsever ki, yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına majestelerinizin önünde ant içebilirim. komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar; davranışları terbiyeli ve övgüye değer. son derece sade, dürüst ve aşırı düzeyde eli açık insanlar. herhangi birinden, sahip olduğu herhangi bir şey istenince, hemen veriyorlar. başkalarına olan sevgileri, kendi özlerine olandan çok daha fazla. bu yerliler, dünyanın en iyi, en nazik insanları; kötülüğün ne olduğunu bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. silah taşımıyorlar, silahın ne olduğunu da bilmiyorlar. onlara bir kılıç gösterdim, keskin tarafından tuttular ve ellerini yaraladılar.” bu sözlerin hemen ardından ise şöyle yazar: “elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”*
amerika kıtası keşfedildiğinde oraya medeniyetten önce ölüm gitti. vahşet, hırsızlık, soykırım gitti. peki daha sonra medeniyet gitti mi? hayır! çünkü oranın yerlileri “beyaz adam”dan çok daha medeniydiler. hırsızlığı, insan öldürmeyi bilmiyorlardı. huzur içinde yaşayan büyük bir aile gibiydiler.
“beyaz adam” gelince onu misafirperverce ve samimiyetle ağırladılar. yiyeceklerinden bol bol ikram ettiler. topraklarını açtılar. hatta altınlarının da çoğunu karşılığında hiçbir şey beklemeksizin bu yeni misafirlerle paylaştılar. fakat “beyaz adam”ın gözü doymuyordu. ne kadar verirlerse hep daha fazlasını istiyordu. en sonunda canlarını da istedi. verdiler…
iki şey öğretti hayat bize. bir; tarihi kazananlar yazar. iki; kazananlar her zaman haklı değildir.
“kızılderili gerçek amerikalıydı. neredeyse hepsi yok oldu ama unutulmayacaklar. toprakları için nasıl savaştıklarının tarihi, zamanın silemeyeceği kanla yazıldı. güneş onların tanrısıydı, açık hava, kiliseleriydi. doğa, onların bütün sayfalarını bildikleri tek kitaptı.” ~ charles m. russell
afişin çevirisi: aranıyor: kristof kolomb büyük hırsızlık, soykırım, ırkçılık, bir kültürün yok oluşunu başlatan tecavüz, işkence ve yerli halkın sakat bırakılması ve büyük yalanın kışkırtıcısı 500 yıllık turizm. bu afişi de çalın zaten her şeyi çaldınız.
1992’de, amerika’nın “keşfedilişinin” 500. yılı kutlamaları yapılır; kolomb yılı (columbus day) ilan edilen bu yılı, batı uygarlığı, “kahraman” kolomb’un kahramanlıklarını övgüyle anlatan filmler, kitaplar, paneller, sergilerle karşılarken; amerikan yerlileri, “suçlu” kolomb’un suçlarını amerika birleşik devletleri’nin new mexico eyaletindeki taos pueblo’sunda astıkları afişle böyle anlatıyorlardı. afişte kolomb, başına oklar saplanmış olarak tasvir ediliyordu.
kıta yerlileri bu dönemde, “keşif”in ve “kolomb”un kendileri için taşıdığı anlamı dünyaya duyurmak için, bir dizi toplantı düzenledi. 1987’de ekvator’da toplanan amerika kıtaları arası konferansı’nı, yine aynı yıl bogota’da, 1990’da brezilya’da, 1991’de guatemala’da gerçekleşen buluşmalar izledi. bolivya yerlileri, “500 yıllık direniş” sloganını benimsemişlerdi. meksika’da, 23 örgütün katılımıyla 500 yıllık yerli ve halk direnişi meksika konseyi kuruluyordu. guatemala’da ise, maya yeni uyanış koordinasyonu oluşuyordu.
amerika kıtasının yerli halkının, gerek kolomb'a gerekse ondan sonra gelen diğer avrupalılara karşı gösterdiği misafirperver ve cömert tavır onları adeta büyülemişti.
kızılderililerle (tainolar diye de adlandırılan arawak yerlileri) ilk kez karşılaşan kristof kolomb, onlarla ilgili ispanyol kralı ve kraliçesine yazdığı mektupta şöyle der:
“bu insanlar o kadar yumuşak başlı, barışsever ki, yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına majestelerinizin önünde ant içebilirim. komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar; davranışları terbiyeli ve övgüye değer. son derece sade, dürüst ve aşırı düzeyde eli açık insanlar. herhangi birinden, sahip olduğu herhangi bir şey istenince, hemen veriyorlar. başkalarına olan sevgileri, kendi özlerine olandan çok daha fazla. bu yerliler, dünyanın en iyi, en nazik insanları; kötülüğün ne olduğunu bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. silah taşımıyorlar, silahın ne olduğunu da bilmiyorlar. onlara bir kılıç gösterdim, keskin tarafından tuttular ve ellerini yaraladılar.” bu sözlerin hemen ardından ise şöyle yazar: “elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”*
amerika kıtası keşfedildiğinde oraya medeniyetten önce ölüm gitti. vahşet, hırsızlık, soykırım gitti. peki daha sonra medeniyet gitti mi? hayır! çünkü oranın yerlileri “beyaz adam”dan çok daha medeniydiler. hırsızlığı, insan öldürmeyi bilmiyorlardı. huzur içinde yaşayan büyük bir aile gibiydiler.
“beyaz adam” gelince onu misafirperverce ve samimiyetle ağırladılar. yiyeceklerinden bol bol ikram ettiler. topraklarını açtılar. hatta altınlarının da çoğunu karşılığında hiçbir şey beklemeksizin bu yeni misafirlerle paylaştılar. fakat “beyaz adam”ın gözü doymuyordu. ne kadar verirlerse hep daha fazlasını istiyordu. en sonunda canlarını da istedi. verdiler…
iki şey öğretti hayat bize. bir; tarihi kazananlar yazar. iki; kazananlar her zaman haklı değildir.
“kızılderili gerçek amerikalıydı. neredeyse hepsi yok oldu ama unutulmayacaklar. toprakları için nasıl savaştıklarının tarihi, zamanın silemeyeceği kanla yazıldı. güneş onların tanrısıydı, açık hava, kiliseleriydi. doğa, onların bütün sayfalarını bildikleri tek kitaptı.” ~ charles m. russell
devamını gör...
öte ışıklar arzusu
bir muhteşem nilgün marmara şiiri.
...
yükselteceğine bir köşesine eğer,
bilseydim bile gerçeklenen bu arzu
sonrasında
zamanlardan kaç zaman
yoksayacağını ucuz benimi,
bu yakıcı isteği yinelemekte engel ne ki?
işit beni yıldız bebeğim bebek yıldızım
esirgeme el uzatışını güçsüzlüğüme
seçilmiş olan eline
zor yaşayanın teslimine!
az bir sevgiyle al beni gökyüzüne, o görkemli
mabede yönetici çemberinin içine!
yıldız tutkunum sana.
...
yükselteceğine bir köşesine eğer,
bilseydim bile gerçeklenen bu arzu
sonrasında
zamanlardan kaç zaman
yoksayacağını ucuz benimi,
bu yakıcı isteği yinelemekte engel ne ki?
işit beni yıldız bebeğim bebek yıldızım
esirgeme el uzatışını güçsüzlüğüme
seçilmiş olan eline
zor yaşayanın teslimine!
az bir sevgiyle al beni gökyüzüne, o görkemli
mabede yönetici çemberinin içine!
yıldız tutkunum sana.
devamını gör...
