ve o dolmuşta bunu duymayıp, az ilerde inceeeeekkk vaaarrrr diye bağıran bir denyo hep çıkar.*
devamını gör...

aşık olduğum insanın, en iyi arkadaşıma dönüşmesi tercihimdir.
devamını gör...

yunan mitolojisinde tanrıların kralı, göklerin hakimi zeus'un yarattığı insanlar eskiden dört kollu, dört bacaklı, bir kafada iki ayrı yüze sahip, sırtlarından birbirlerine yapışmış şekilde ve her insan çift olarak yaşar şekildeymiş. bu insanlar çifter çifter mutlu şekilde yaşamlarını sürdürürken, keyiflerine düşkünlükten dolayı tanrıları zeus'a şükretmeyi unutunca zeus insanları uyarmış. kendisini unutan halka krallığına yakışan bir ceza vermek isteyen zeus, onların huzurunu toplamak için kolları sıvamış. bakanların gözlerini kör edecek kadar parlak olan bıçağıyla insanları ikiye bölen zeus (şimşeğiyle ayırdığı da söylenir), onların ruhlarını da ikiye bölmüş. artık her insandan iki tane varmış, yani birbirinin eşi olmayan ama birbirinin eşi olan parçalar her tarafa dağılmış. zeus insanları diğer parçalarından ayrı yaşamakla lanetlemiş ve böylelikle ömürleri boyunca ruh eşlerini aramaları için onları cezalandırmış. aynı zamanda zeus'un insanlığa hediyesi olarak bilinen ruh eşini arama olayı bu lanetle beraber günümüze kadar gelmiştir. yunan mitolojisinden gelen ruh eşi efsanesi dünyanın bir ucundaki ruh eşini bulma olasılığıyla, insanları bir arada tutarak bir çeşit düzen sağlamaktadır.
devamını gör...

ya bu nasıl kan dondurucu bir vahşettir? bir insanı canlı canlı yakmak, insanlığınıza tüküreyim. midem bulanıyor artık böyle insanlardan.
karısını aldatıyormuş hem de komşusuyla. daha önceden kadını darp etmiş kadın kaçmış gitmiş yine evine getirmiş. sonra tekrar böyle bir olay yaşandığında yine kavga etmişler ve adam karısını alıp ormanlık alana götürmüş. kafasına taşla vurmuş üzerine benzin döküp yakmaya başlamış, sonrasında da kendisi bi sigara yakıp izlemiş! öldü diye gitmiş ama kadın kendi kendine söndürmüş. üstelik bu iğrenç mahluğun çocukları da var. karısına bunları yaşatan kim bilir çocuklara neler yaşattı. umarım tez vakitte en ağır cezaya çarptırılır.
buradan
devamını gör...

insan yaş aldıkça sahip olduklarından vazgeçmeyi öğreniyor. en azla yetinmeyi öğretiyor hayat. maddi manevi her şeyin en azı.
sevilmeden yaşamak üzmüyor 20'den sonra.
devamını gör...
(tematik)

bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu diğer nesnelerden ayıran, iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin oluşunu belirten özelliği demektir.
devamını gör...
(tematik)

taşıtların bir dizi halinde emniyetle seyredebilmeleri için ayrılmış olan taşıt yolu bölümüdür.
devamını gör...

parmak maymun olarak da bilinen "cüce ipek maymunu" doğada var olan 13 maymun türünün en küçüğüdür. boyları yaklaşık olarak 13 cm'dir.
parmak maymun güney amerika'daki yağmur ormanlarında yaşayan küçük bir maymun türüdür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ayrıca çokta tatlılar
devamını gör...

ilk okuduğum günden bu yana beni acayip cezbeden bir şiir. her okuyuşumda biçim olarak bir çok şiirde bulamadığım lezzeti verdiğini itiraf etmeliyim lakin bu kadar güzel hissin arasında merakımı uyandıran bu anlamsızlık bütünü zannımca bir anlamı ifade ediyor olmalı diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. tabi bu giz dolu mısraların hakikatini elbet şairi bilebilir fakat nedense şiir üstüne değil şiirin bende uyandırdıkları üstüne bir kaç kelam etme isteği uyandığından bu girdiyi oluşturuyorum.

şimdi öncelikle dikkatimi celbeden şiirin en başındaki “aman,” kısmı. burda en hafif tabirinden bir umursamazlık hissediyorum. bir de manası bence iki noktayı işaret eden bi’ “zenci”miz var. bir kere “zenci” olmasının birinci gerekliliği; kendisinin toplumun çoğunluğundan belki de hepsinden farklı olmasıdır. bu farklılıktan yahut farklılıklardan ötürü de bu zenci ya toplum tarafından dışlanmış üçüncü bir kişiye işaret eden bir “zenci”, bu yüzden de “aman,” diyen kişimiz ilgili intihar eylemini gereksiz yahut saçma bulmaktadır. ikinci ihtimal ise dışlandığını hisseden aslında bizzat kendisi olan “zenci” mizdir.

öyleyse buraya kadar ki kısımda olan “aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci” mısrası bence içinde iki anlam barındırıyor olabilir. kuvvetle muhtemel ilk seçeneğim; dışlandığını hisseden zencimizin “ulan bıktım beni yalnızlığa mecbur bırakmanızdan” mottosundan hareketle kendisini asmasının aslında kimse tarafından da umursanmayacağını bilmesine ironi yoluyla bir serzenişte bulunmasıdır.

“üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten”

ilk bakışta bakılınca ne alaka dedirten bir mısra olabilir. ama ilk dörtlüğün bütünü, amacına ulaşamayan bir eylemi anlatmaktadır. yani ortada ölmek isteyen biri var, bunun için de bir girişimde bulunuyor ama isteyerek yahut istemeyerek bunu beceremiyor.

herkesin uyuduğu bir saat düşünün. kendini asan bir adam, asmak için kümesin üstüne denk gelen bir odada yahut evlerden uzak bir kümesin içinde bu eylemi gerçekleştiriyor olsun. bu iki mısra da bu beceriksizliğe bir atıftır zannımca.

“ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci.
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten...”

ilk başta dediğim, gibi iki ihtimal var hala. ilk ihtimal “kendini asmayı beceremeyen o adamın yerinde olsam utanırdım. hem ölmek istiyorsun, hem de bunun gerekliliklerini yerine getirmekten acizsin” anlamı taşıyor olabilir. ya da kuvvetle muhtemel ihtimalim olarak; “beni farklı gördükleri o kadar fazla şeyim var ki, bunlardan biri de belki bugün yapmak istediğim şeyi başarmama engel oldu” sitemi olabilir.

gelelim ikinci dörtlüğümüze. ikinci dörtlükte mısraları atlayarak birleştirince bence asıl hikaye o zaman ortaya çıkıyor...

“iyi nişan alırdı, kendini asan zenci.
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci..”

ilk mısrada ihtimaller dahilinde olan zencimiz çok iyi kararlar alamazdı diyebilirim. o kadar ki; eş tercihi yahut evlilik kararı diyelim kötü bir karar aldığından sonuç olarak bitmiş bir ilişkisi belki de ilişkileri var. hatta “boşanmada birinci” derken ilişkilerden değil, ilişkinin bitiş hızından bile bahsedebiliriz. hatta “iyi nişan alabilen” zencimizin intihar yolu olarak kendini ipe çekmek istemesi de ilk kıtadaki “dersini bilmeyen öğrenci” ye bir atıftır zannımca.

ikinci bir ihtimal olarak ilk kıtadaki şişmanlıkla, “bira içmez, ağlardı babası değirmenci” mısrası arasında bir bağ bulunduğunu düşünüyorum. yani şişmanlığı ağırlık olarak değil de, insan arzuları, istekleri olarak düşünürsek; aslında elinde olan imkanların sınırlarını kestirebilen, ama arzularının bu imkanların çok üstünde olduğunun farkında olan ve bu farkındalıktan dolayı acı çeken bir zencimiz olduğu sonucuna varıyorum.

yani özetle; sahip olduğu/sahip olduğunu zannettiği farklılıklardan ötürü çoğunluk tarafından dışlanarak yalnızlığa mahkum edilmiş bir insanın; aslında ölmek istemediği halde (ki çünkü gerçekten isteseydi bunu gerçekten becerebileceği yetkinlikte tercihleri seçerdi) farkına varılması isteği üzre çareyi ölümde arayıp; -burda kurtuluş değildir ölüm, girdiği ruh halinin çoğunluk tarafından farkedilmeyeceğini bile bile farkedilmesini istemektir- bulamamasını, bunun da kendisinde uyandırdığı sıkıntıyla artan/dışavuran şiddet duygusunu haketmediğini düşündüğü birilerine/şeylere yansıtmaktan da korktuğunu düşünüyorum.

çünkü;

çooook canı sıkılıyor,
kuş vurabilir isterse...
devamını gör...

"adem aleyhisselamdan şimdiye dek her zaman, her millet ve memlekette adaleti şiar etmeleri sayesinde mülk kendi hanedanları elinde baki kalmıştır." sözünün sahibi olan selçuklu veziridir.*
devamını gör...

bugün sigara almaya çalışırken küfür yedim. acım henüz taze. şöyleki; sigaramatikin yanına park ettim. arabadan indiğim saniye ayakta zor duran zapzayıf bir kadın beni fark ediyor. dağa tırmanmalık çantası var yerde. bir eğiliyor, bir kalkıyor. bir şeyler arıyor çantasında. bulamadı, beni süzdü sonrasında bana sigara almamda yardımcı olur musun dedi. tamam dedim kartı tutuyorum, parayı sokun makineye diyorum, beceremiyor. bir daha denedik ve makine benim karttan ödemeyi gerçekleştirdi. aşağı düşen sigarayı aldı bana verdi tekrar deneyelim dedi.
zamanım yok, gitmem gerek dedim çünkü agresifleşiyordu sigaraya ulaşamadıkça. ya dur gitme, derdim bedava sigara almak değil, kartım evde kalmış, sen yine kartınla al, öde ben sana para vereyim diyor ve hayır, zamanım yok gerçekten dememle birlikte ben arabaya oturana kadar saydırıyor da saydırıyor. hem de hiç yaratıcı değil. anneli klişeler gönderiyor ağzı dolu dolu arkamdan. o da yetmiyor ve o meşhur şarküteri ürünü olmakla suçluyor beni.
eve yetişene kadar neler çektim bir ben biliyorum. o neydi ya? *
hiç bir şekilde cevap vermediğim kadın bana hiç hak etmediğim halde neler söyledi. ayıp sana.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güzel kadındır , farklı bir aurasi vardır bu nedenle soğuk denir asil denir bana göre pamuk gibi insandır. tanıdığımdan değil sokak hayvanları için yaptıklarını bildiğimden.
devamını gör...

keyfim ve kahyası.
devamını gör...

fazlasıyla nahif ve öz bir şarkı. insanda sevme ve sevilme arzusu oluşturan bir şarkı aynı zamanda. evet, aşk denen şeyin kalmadığı, belki de hiç var olmadığı, sevginin belirsiz ve samimiyetsiz olduğu bu zamanda.
hayatta arka planda bu şarkı çalsa huzurlu olurdu sanırım.
devamını gör...

sürü psikolojisine uyup hiçbir zaman düşüncelerimi fikirlerimi değiştirmedim. popoya popo demekten de vazgeçmedim. *beğenen beğensin beğenmeyen de beğenmesin çok da tın.
devamını gör...

(bkz: elektronik araçlara vurarak çalışmaya zorlamak)
biten tükenmez kalemi hohlayarak hayata döndürmeye çalışmak.
devamını gör...

hastanemizin manzarasını bırakıyorum buraya;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başlarım mizahınıza.bugün bi insanın canı yansa sen mi vereceksin hesabını? bana kalsa veririm en az 10 sene içerde birbirlerine yapsinlar kara mizahlarini. bu ülkedeki kötülük yetti artık.
devamını gör...

öldüm.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim