ümitcan uygun'un tahliye edilmesi
aleyna çakır cinayetiyle ilgili olmaksızın, yalnızca sosyal medya hesabı üzerinden uyuşturucu kullanımına dair paylaşım yaptığı için altı aydır tutukluluğu süren herifin, bu suçla ilgili tutukluluğunun sona erdiği ifadesini içeren haber. "adalet" dediğimiz mecra, kendisini aleyna çakır cinayeti'nin baş şüphelisi olarak tutuklamaya yeterli delil görmemişti yanlış hatırlamıyorsam. kendisinden rutin adli testler dahi istenmedi.
adalet sadece bir mecra evet.
adalet sadece bir mecra evet.
devamını gör...
düşünmemeyi düşünmek
eylem yine düşünme.
devamını gör...
yazarlar bugün bir kelime olsa olacakları kelime
sıkıldım.
devamını gör...
aldatılmamak için yapılması gerekenler
aldatacak insan ağzınızla kuş tutsanız bile aldatır. ilişkilerinizde kendiniz olun yeter.
devamını gör...
sen bir aysın
sen bir ayısın diye okuduğum için her şeyi mahvettigimi dusundurdu...
guzelmis bu arada.
simdi boş atmayalim az biraz sözlerini atalim ilgili türkünün;
sen bir аysın ben kаrа gece
gel derim gel derim gel derim
bu cаn senin sersebil ettim
al derim аl derim аl derim
guzelmis bu arada.
simdi boş atmayalim az biraz sözlerini atalim ilgili türkünün;
sen bir аysın ben kаrа gece
gel derim gel derim gel derim
bu cаn senin sersebil ettim
al derim аl derim аl derim
devamını gör...
2001 yılındaymış gibi yazmak
ikiz kuleler bombalandığı için
abd her akşam trabzon üzerinden geçen uçaklarla ırak'a bombalar yolluyor, seslerini duyuyorum, tam ben oğlumu yatırırken. ben oğlumu uykuya yatıyorum abd ırak'taki çocukları ölüme yolluyor.
dünya ne garip bir yer.
abd her akşam trabzon üzerinden geçen uçaklarla ırak'a bombalar yolluyor, seslerini duyuyorum, tam ben oğlumu yatırırken. ben oğlumu uykuya yatıyorum abd ırak'taki çocukları ölüme yolluyor.
dünya ne garip bir yer.
devamını gör...
hobaaa3434
eleştirirken hep sandviç metodu kullanın. aksi takdirde bu gibi durumlarla karşılaşıyoruz. dün ben de eleştirel tanım girdim nickaltına. mesaj atıp sorularıma açıklık getirdi ve çiçek olduk. yani şurada gül gibi geçinmek varken, dondurulmuş hesaplar sırf laf sokmak için geri dönüp, esirgemediği lafı sokup, yeniden gidiyor. hayret bir şey. biraz karşıyı düşünmek, kırmamak bu denli zor olmamalı. kafa dağıtmak için burdayız. tatlı tatlı atışın ama dövüşmen guzum.
ps: gevura kızıpta oruç bozulmaz. offline’ken okuyo musun bilmem, umarım geri dönersin.
ps: gevura kızıpta oruç bozulmaz. offline’ken okuyo musun bilmem, umarım geri dönersin.
devamını gör...
sivas'ta 30 erkeğin grup seks yaparken basılması
sevişiyorlar efendim durduramıyoruz.
devamını gör...
yazarları bugün mutlu eden olaylar


nasıl mutlu olmayayım yahu?
güzelliğe bak güzelliğe.
en sevdiğim çizerin kitabı gelmiş.
en sevdiğim diğer çizerlerin kitabı niye gelmemiş? püffff.
haberleri izlememeye çalışıyorum.
izlediğimde içim kan ağlıyor.
dünden beri tv kapalı evde. ben zaten tv izlemem pek anneme de açtırtmıyorum. tansiyon hastası zaten en son izmir depreminde hastanelik olmuştu üzüntüden. o başlıklara girip okumuyorum oraya yazmak istemedim bu yüzden.
ayrıca bu memlekette mutlu olmak, mutlu kalmak çok zorlaştı artık. kendi iç huzurunu yakalasan bile hergün yeni bir şey oluyor insanı huzursuz eden dibe çeken.
bir an önce bitsin artık.
düşün şu memleketin yakasından.
devamını gör...
bergen
acıklı hayat hikayesini okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkamamıştım.
kısaca özet geçmem gerekirse asıl adı belgin sarılmışer veya bilinen sahne adıyla bergen, türk arabesk-fantezi şarkıcısıdır.15 temmuz 1958 yılında doğmuştur. birincilikle konservatuvara girmiştir. daha sonra sahnelere çıkmaya başlayacak ve okulu bırakacaktır.yaşını büyüttükten sonra norveç’in bergen şehrinden esinlendi ve kendisine bu ismi taktı. adana’dan sahne teklifi aldı ve hayatının yönünün değişeceğinden habersiz yola çıktı. olaylı aşkı yalçın'ın onu terketmesi sonucu, adana'da sahne alırken onu izlemeye gelen halis onun bir şekilde gönlünü kazanmış ve halis ile nişanlanmıştır.
her şey de bundan sonra başlamıştır zaten. halis, sürekli ona dayak atıyor,eziyet ediyor ve şiddet uyguluyordu. derken halis artık eve gelmemeye başlar. evliliklerinin de bir senaryo olduğunu öğrenir. halis zaten evlidir ve üstelik 3 tane de çocuğu vardır. nikah memuru, evlilik cüzdanları, her şey sahtedir.bunun üzerine annesinin yanına ankara'ya döner. ama halis o evde yokken ankaradaki evde yangın çıkarmıştı. her ne kadar halis, ben yapmadım dese de (ki yangını o çıkarmıştı)bergen yine inandı ve bir şans daha verdi halis'e. hatta yıllar sonra hayatını anlatmasını sağlayan yeğenine;
"bazen insanlar hiddetli sever, ölesiye sever, yaşadıkları kötü olaylar sevgisinden bir şey götürmez.” demiştir.
halis bir şekilde ikna eder bergen'i , hatta ona karısından boşanacağını söyler ve boşanır da. şimdi gerçekten evlenirler. fakat bir şart koşar halis. "bergen’in sahneye çıkmasını istemiyordu". bergen bir şekilde bu şartı kabul eder ve evlenirler. tabi eski günler yine kendini gösterir. halis yine ona işkence ediyor, dayak atıyordu. sonunda bergen dayanamaz ve bu kez kaçıp izmir’e gider. yeniden sahnelere döner. bu artık bir inada döner. halis sahneye çıkmasına deliriyor, bergen de inadına çıkıyordu. bu artık bergen’in kaçtığı halis’in kovaladığı bir ilişkiye dönmüştü. hiddet sınırını aştı ve halis, bergen’e ‘ üç gün sonra bütün gazeteler senden bahsedecek’ demişti.
31 ekim 1982'de halis tarafından yüzüne atılan kezzap sonucu iki gözünü de kaybetti, daha sonra sol gözü görme yetisi kazandı ve sağ gözünün hasarı yüzünden saçlarını sağ gözünün üzerine atmasıyla, bazense güneş gözlüğüyle olan imajıyla akıllarda kaldı.
1986'da yayınladığı üçüncü stüdyo albümü "acıların kadını albümü ve kendi hayat hikayesini anlatan albümle aynı adlı filmde oynamasının ardından "acıların kadını" olarak anılmaya başladı. sanat yaşamı boyunca sen affetsen ben affetmem, kader diyemezsin, benim için üzülme, elimde duran fotoğrafın, neden dönmesin gibi pek çok şarkı bıraktı.
14 ağustos 1989’da, kayseri’deki bir konserinin ardından evine gitmek için taksiye biner. yanında annesi de vardır. önlerini kesen bir araç ve içinden halis'in çıkıp silahla ateş etmesi sonucu 30 yaşını dolduramadan hayatını kaybeder.
kısaca özet geçmem gerekirse asıl adı belgin sarılmışer veya bilinen sahne adıyla bergen, türk arabesk-fantezi şarkıcısıdır.15 temmuz 1958 yılında doğmuştur. birincilikle konservatuvara girmiştir. daha sonra sahnelere çıkmaya başlayacak ve okulu bırakacaktır.yaşını büyüttükten sonra norveç’in bergen şehrinden esinlendi ve kendisine bu ismi taktı. adana’dan sahne teklifi aldı ve hayatının yönünün değişeceğinden habersiz yola çıktı. olaylı aşkı yalçın'ın onu terketmesi sonucu, adana'da sahne alırken onu izlemeye gelen halis onun bir şekilde gönlünü kazanmış ve halis ile nişanlanmıştır.
her şey de bundan sonra başlamıştır zaten. halis, sürekli ona dayak atıyor,eziyet ediyor ve şiddet uyguluyordu. derken halis artık eve gelmemeye başlar. evliliklerinin de bir senaryo olduğunu öğrenir. halis zaten evlidir ve üstelik 3 tane de çocuğu vardır. nikah memuru, evlilik cüzdanları, her şey sahtedir.bunun üzerine annesinin yanına ankara'ya döner. ama halis o evde yokken ankaradaki evde yangın çıkarmıştı. her ne kadar halis, ben yapmadım dese de (ki yangını o çıkarmıştı)bergen yine inandı ve bir şans daha verdi halis'e. hatta yıllar sonra hayatını anlatmasını sağlayan yeğenine;
"bazen insanlar hiddetli sever, ölesiye sever, yaşadıkları kötü olaylar sevgisinden bir şey götürmez.” demiştir.
halis bir şekilde ikna eder bergen'i , hatta ona karısından boşanacağını söyler ve boşanır da. şimdi gerçekten evlenirler. fakat bir şart koşar halis. "bergen’in sahneye çıkmasını istemiyordu". bergen bir şekilde bu şartı kabul eder ve evlenirler. tabi eski günler yine kendini gösterir. halis yine ona işkence ediyor, dayak atıyordu. sonunda bergen dayanamaz ve bu kez kaçıp izmir’e gider. yeniden sahnelere döner. bu artık bir inada döner. halis sahneye çıkmasına deliriyor, bergen de inadına çıkıyordu. bu artık bergen’in kaçtığı halis’in kovaladığı bir ilişkiye dönmüştü. hiddet sınırını aştı ve halis, bergen’e ‘ üç gün sonra bütün gazeteler senden bahsedecek’ demişti.
31 ekim 1982'de halis tarafından yüzüne atılan kezzap sonucu iki gözünü de kaybetti, daha sonra sol gözü görme yetisi kazandı ve sağ gözünün hasarı yüzünden saçlarını sağ gözünün üzerine atmasıyla, bazense güneş gözlüğüyle olan imajıyla akıllarda kaldı.
1986'da yayınladığı üçüncü stüdyo albümü "acıların kadını albümü ve kendi hayat hikayesini anlatan albümle aynı adlı filmde oynamasının ardından "acıların kadını" olarak anılmaya başladı. sanat yaşamı boyunca sen affetsen ben affetmem, kader diyemezsin, benim için üzülme, elimde duran fotoğrafın, neden dönmesin gibi pek çok şarkı bıraktı.
14 ağustos 1989’da, kayseri’deki bir konserinin ardından evine gitmek için taksiye biner. yanında annesi de vardır. önlerini kesen bir araç ve içinden halis'in çıkıp silahla ateş etmesi sonucu 30 yaşını dolduramadan hayatını kaybeder.
devamını gör...
yazarların birbirine yürümesi
+ buralardan yazar geçti mi?
nasıl bi yazar?
+fark etmez.
nasıl bi yazar?
+fark etmez.
devamını gör...
madalyalı yazarlar özelliğinin gelmesi
yani ne konuşuldu ne yazıldı çizildi arkadaş. 150 kelimeyi geçen belirli kategorilerdeki her yazı için +20 karma veriyor altı üstü. 10 tane yazsan 200 karma, bi rozet etmiyor. çerez parası, karması.
burayı seviyorum, burada yazmayı da ama sık sık kendime, ara ara da miko’ya söylediğim bir cümle var: “biz napıyoruz burada?” yine aynı soruyu soruyorum kendime, bu başlığa yazılanları okudukça. bence çok gereği olmayan ve yine bence, iyi hazırlanılmamış bi hamleydi bu madalya olayı. kurdele gibi takılıyor, taksınlar nazarlık olsun lafım yok ama. ama. her zaman var ya hani bi ama, işte ondan. “150 kelime” yazmayı çok bulan insanları gördükçe kulağımda ilgili cümle çınlıyor. sonra buraya yazdığım en uzun yazının kelime sayısına bakıyorum: 1790. 150 kelime ne kadar tutuyor diye bakıyorum, ilk iki paragrafı sadece.
yanlış anlaşılmasın, kimsenin tarzına lafım yok hatta ben de yıllarca kısa kısa yazdım, buraya ilk geldiğimde de hatta #463724. dedim ya, tarz meselesi. ama yani gerçekten, okur yazar bi kitle var diye gelip otağımı kurduğum yerde 2 paragraflık yazı yazamayan, bunu çok gören insanların olduğunu görmek, ne diyeyim. tekrarlıyorum, yazmayan değil, yazamayan. çok garip gerçekten, çok acayip.
burayı seviyorum, burada yazmayı da ama sık sık kendime, ara ara da miko’ya söylediğim bir cümle var: “biz napıyoruz burada?” yine aynı soruyu soruyorum kendime, bu başlığa yazılanları okudukça. bence çok gereği olmayan ve yine bence, iyi hazırlanılmamış bi hamleydi bu madalya olayı. kurdele gibi takılıyor, taksınlar nazarlık olsun lafım yok ama. ama. her zaman var ya hani bi ama, işte ondan. “150 kelime” yazmayı çok bulan insanları gördükçe kulağımda ilgili cümle çınlıyor. sonra buraya yazdığım en uzun yazının kelime sayısına bakıyorum: 1790. 150 kelime ne kadar tutuyor diye bakıyorum, ilk iki paragrafı sadece.
yanlış anlaşılmasın, kimsenin tarzına lafım yok hatta ben de yıllarca kısa kısa yazdım, buraya ilk geldiğimde de hatta #463724. dedim ya, tarz meselesi. ama yani gerçekten, okur yazar bi kitle var diye gelip otağımı kurduğum yerde 2 paragraflık yazı yazamayan, bunu çok gören insanların olduğunu görmek, ne diyeyim. tekrarlıyorum, yazmayan değil, yazamayan. çok garip gerçekten, çok acayip.
devamını gör...
tevafuk
arapça wfk kökünden gelen "birbirine uygun olma, denk gelme" gibi bir anlam taşıyan sözcük ve sanırım farkında olmadan başlığının açılmasına sebep oldum. ne mutlu bana.
"tevafuk kelimesini kullananlar korkunç" diyen yazara teessüf ederim.
sık olmamakla birlikte kullandığım bir kelimedir ve gayet güzel bir anlama sahiptir. türkçe karşılığı yok tam olarak, ama her durumun her dilde karşılığı yoktur. ne yapalım biz de başka dillerden ödünç alıyoruz.*
yuh yani! nasıl bir islamofobi bu... ayrıca bu kelime islam'dan çok önce de vardı arapça'da muhtemelen.
"tevafuk kelimesini kullananlar korkunç" diyen yazara teessüf ederim.
sık olmamakla birlikte kullandığım bir kelimedir ve gayet güzel bir anlama sahiptir. türkçe karşılığı yok tam olarak, ama her durumun her dilde karşılığı yoktur. ne yapalım biz de başka dillerden ödünç alıyoruz.*
yuh yani! nasıl bir islamofobi bu... ayrıca bu kelime islam'dan çok önce de vardı arapça'da muhtemelen.
devamını gör...
sineklere laf anlatmak
gerçekten deveye hendek atlatmaktan zordur. anlatıyorum tekrar tekrar "dünyada küresel sermayeyi elinde tutan güçler istemese kimse elinde bir çatal dahi tutamaz" diye. vızzz uçuyor çatala konuyor biri, biri cama vurup duruyor, biri lambanın etrafında... hepsi manyak bunların!
devamını gör...
ölüm maskesi ile kız
frida kahlo'nun 'ölüm maskesi ile kız' adlı tablosu.bu tuhaf parça, çorak bir manzaranın önünde duran genç bir kızı tasvir ediyor. elinde bir adet sarı çiçek tutuyor ve yüzünde de kafatası maskesi bulunuyor.bu sayede kahlo, izleyiciyi ölümle ilgili temalar üzerine düşünmeye teşvik eder. son olarak, ayağının dibinde duran canavarca bir maske, tüyler ürpertici bu tabloya daha da fazla gizem katıyor.
tablo diego rivera ile dramatik boşanmasından bir yıl önce resmedilmiştir. bu dönemde yaptığı birçok resim gibi bu parça da kahlo’nun soyutlanma ve yalnızlık hislerinden esinlenmiştir.
tablo diego rivera ile dramatik boşanmasından bir yıl önce resmedilmiştir. bu dönemde yaptığı birçok resim gibi bu parça da kahlo’nun soyutlanma ve yalnızlık hislerinden esinlenmiştir.
devamını gör...
iyi arkadaş olunan birinden zamanla uzaklaşmak
zamanla kullanıldığınızı hissettiğinizde, sahte samimiyete tahammül edemediğinizde, yapılan yanlışlara rağmen şans verdiğinizde ve iyi niyetiniz defalarca suistimal edildiğinde yapılan eylem.
devamını gör...
ali babacan
kürsüde herkesin önünde ağlayarak "benim kız kardeşim 28 şubat döneminde okuldan uzaklaştırma cezası aldı" söylemi ile sen de mi brütüs? dedirten kişi. 23 yıllık mevzuyu, hele ki artık tamamen ortadan kalkmış bir konuyu temcit pilavı gibi yeniden sürmek de neyin nesi yahu...
devamını gör...

