eylül (mehmet rauf)
eylül... iç ısıtan yaz aylarının sonunda bize hayatın gerçekleri kadar soğuk kışı hatırlatan, yaz sıcaklığını sonbahar esintileriyle buluşturup tatil havasından çıkarıp bizi işlerimize, okullarımıza kavuşturan o nadide ay. seveni de, sevmeyeni de muhtemelen çoktur ama, hayatının yazını daha yaşayamamış ben için soğuk aylar hayatın gerçekleriyle yüzleşmekten çok kendini güvende hissetme ayları oluyor. ben daha yolun başında, kış ayındayım. ilkbaharı ne zaman görebilirim bilmem. umarım o zamanlar yakındır.
kitap olan eylül’den bahsetmeye başlayacak olursam, size kitabın suat adlı karakterin hayatının sonbaharını anlattığını söylemeliyim.
bu tanımın “çok da spoiler vermeden” ibaresiyle kitabı anlatmaya başladığım kısmını tekrar okuduğum zaman kitabın tamamını birkaç cümleyle özetlemiş olduğumu fark ettim, bu nedenle yazdıklarımı değiştirmeden spoiler şeklinde buraya giriyorum, isteyen okusun.
çok da spoiler vermeden * size kitabı anlatmam gerekirse, suat’ın hayatının mahvoluşunu yavaşça izliyoruz. o sadık, iyi niyetli, hayatının yazındaki kadının eşi süreyya’nın ilgisizliğinden dolayı boşluğa düşüşünü, acı çekişini, bir çıkış yolu arayışını ve buluşunu, daha doğrusu çıkış yolu sandığı şeyin kendi mahvına yol açışını okuyoruz. kocasından bulamadığı sevgiyi, başkasının, necip’in gözlerinde bulan zavallı suat, zamanla süreyya’nın ikisi arasındaki bu münasebeti anlamasıyla onu hayata bağlayan tek şeyi, necip’i, nasıl kaybettiğini izliyoruz bir bakıma.
türk edebiyat tarihinin ilk başarılı * psikolojik romanı olan eylül, bilinç akışı tekniğinin harika kullanıldığı bir kitap olmasının yanında her yönüyle belki de servetifünun döneminin en başarılı romanlarından biri olabilir, o dönemden okuduğum hiçbir roman, bende eylül romanının bıraktığı o etkiyi bırakamadı ki o dönemin romanları beni çok kolay etkilerler, çünkü onlara hayranım.
kitabı okurken sanki kitap karakterleri karşımdaymış da ben onların çırpınışlarına gözlerimle şahit oluyormuşum gibi hissettim, beni büyüleyen bu kitabı bitirmeden kitabı okuduğum o iki günlük sürede rahat edemedim. size de kitabı okumanızı kesinlikle öneririm.
ve son olarak, umarım siz de suat gibi hayatınızın eylül’ünde değilsinizdir, o güzel yapraklarınız dökülmüyordur, tam aksine hayat ağacınız güzel kokulu çiçeklerle doludur. hayatının kışında olanlara da ayrıca selamlar, her güzelliğin bir zorluk ardından geldiğini unutmasınlar. *
kitap olan eylül’den bahsetmeye başlayacak olursam, size kitabın suat adlı karakterin hayatının sonbaharını anlattığını söylemeliyim.
bu tanımın “çok da spoiler vermeden” ibaresiyle kitabı anlatmaya başladığım kısmını tekrar okuduğum zaman kitabın tamamını birkaç cümleyle özetlemiş olduğumu fark ettim, bu nedenle yazdıklarımı değiştirmeden spoiler şeklinde buraya giriyorum, isteyen okusun.
çok da spoiler vermeden * size kitabı anlatmam gerekirse, suat’ın hayatının mahvoluşunu yavaşça izliyoruz. o sadık, iyi niyetli, hayatının yazındaki kadının eşi süreyya’nın ilgisizliğinden dolayı boşluğa düşüşünü, acı çekişini, bir çıkış yolu arayışını ve buluşunu, daha doğrusu çıkış yolu sandığı şeyin kendi mahvına yol açışını okuyoruz. kocasından bulamadığı sevgiyi, başkasının, necip’in gözlerinde bulan zavallı suat, zamanla süreyya’nın ikisi arasındaki bu münasebeti anlamasıyla onu hayata bağlayan tek şeyi, necip’i, nasıl kaybettiğini izliyoruz bir bakıma.
türk edebiyat tarihinin ilk başarılı * psikolojik romanı olan eylül, bilinç akışı tekniğinin harika kullanıldığı bir kitap olmasının yanında her yönüyle belki de servetifünun döneminin en başarılı romanlarından biri olabilir, o dönemden okuduğum hiçbir roman, bende eylül romanının bıraktığı o etkiyi bırakamadı ki o dönemin romanları beni çok kolay etkilerler, çünkü onlara hayranım.
kitabı okurken sanki kitap karakterleri karşımdaymış da ben onların çırpınışlarına gözlerimle şahit oluyormuşum gibi hissettim, beni büyüleyen bu kitabı bitirmeden kitabı okuduğum o iki günlük sürede rahat edemedim. size de kitabı okumanızı kesinlikle öneririm.
ve son olarak, umarım siz de suat gibi hayatınızın eylül’ünde değilsinizdir, o güzel yapraklarınız dökülmüyordur, tam aksine hayat ağacınız güzel kokulu çiçeklerle doludur. hayatının kışında olanlara da ayrıca selamlar, her güzelliğin bir zorluk ardından geldiğini unutmasınlar. *
devamını gör...
bim sözlük olsa alınabilecek nickler
bim açılmadan kuyruğu giren müşteri
bim aktüel ürünler kataloğu
bim aktüel ürünler kataloğu
devamını gör...
sözlüğe veda edip yeni hesaptan giriş yapmak
kandırmayalım şimdi birbirimizi.
günü geldi hepimiz görünmez olmak istedik ve sanal alem şu anlık sadece farklı hesaplarla bunu bize sağladı. belki yakın zamanda hologram teknolojisiyle de sağlayacak.
*
işte duyarlar kasılır, vedalar edilir "beni bugünümden dünden ettiler" şarkıları söylenir ve hesap kapatılır ama işte 10 saniye sonra yeni hesap açılıp gelinilir.
işte arkandan tam "o nasıl gidişti" falan diyenlerin mesaj kutusunda bildirim belirir.
"selam canım ben x kişiyim bu yeni hesabım, y kişisine haddini bildirmek için hesabımı kapattım" şeklinde.
günü geldi hepimiz görünmez olmak istedik ve sanal alem şu anlık sadece farklı hesaplarla bunu bize sağladı. belki yakın zamanda hologram teknolojisiyle de sağlayacak.
*
işte duyarlar kasılır, vedalar edilir "beni bugünümden dünden ettiler" şarkıları söylenir ve hesap kapatılır ama işte 10 saniye sonra yeni hesap açılıp gelinilir.
işte arkandan tam "o nasıl gidişti" falan diyenlerin mesaj kutusunda bildirim belirir.
"selam canım ben x kişiyim bu yeni hesabım, y kişisine haddini bildirmek için hesabımı kapattım" şeklinde.
devamını gör...
mesaj alımı kapalı olan yazar
niye bu kadar mesele edilen yazardır gerçekten anlamak güç.
açık olsa fingirdeşiyo karı kız kovalıyo dersiniz,
kapalı tutsak nickaltı girilsin diye diyorsunuz.
yani her halükarda bok atacak bir şey buluyorsunuz.
ileri zekanız ne zaman kimseyle iletişim kurmak istememekten kaynaklandığını farkedecek merak ediyorum.
açık olsa fingirdeşiyo karı kız kovalıyo dersiniz,
kapalı tutsak nickaltı girilsin diye diyorsunuz.
yani her halükarda bok atacak bir şey buluyorsunuz.
ileri zekanız ne zaman kimseyle iletişim kurmak istememekten kaynaklandığını farkedecek merak ediyorum.
devamını gör...
aspava
allah
sağlık
para
afiyet
versin
amin
bu klişeyi tekrarlayalım da başkentli olduğumuz belli olsun.
sağlık
para
afiyet
versin
amin
bu klişeyi tekrarlayalım da başkentli olduğumuz belli olsun.
devamını gör...
değiştirmek istediğiniz tarihi bir olay
çitleri çevirip ilk kez burası benimdir diyen insanı ortadan kaldırırdım.
çünkü dünyadaki bütün sorunlar benimdir diyenler yüzünden başladı.
çünkü dünyadaki bütün sorunlar benimdir diyenler yüzünden başladı.
devamını gör...
çalışma masanızdaki en ilginç şey
olmayan şey. çalışma masamda dikkatimi dağıtacak hiçbir şey tutmam. orta dünya ovaları kadar sakin olmalıdır masam.
devamını gör...
ülkemizde saygı duyulan meslekler
çok para kazandıran herhangi bir meslektir. bu ülkede insanlar artık eğitim düzeyine değil, maddi güce saygı duyuyorlar.
devamını gör...
1200 tl para verdiğim yurdun kahvaltısı
ülkemizin en büyük sorunlarından biri: eğitimi ticaret olarak görmek.
bir yere üniversite mi kuruldu? hali hazırda kiralık evi olanlar hemen kiraları yükseltirler. bazıları daha da ileri giderek, aynı dairede yaşayan öğrencilerden kişi başı ücret talep ederler. onlara göre üniversite=kazanç.
sonra efendime söyliyim, övünülüyor ya şu kadar üniversite açtık diye. bu kadar üniversite açıyorsan, kapasitesi kadar da devlet yurdu açmak zorundasın. yoksa iş özel yurtlara düşer ve özel yurtların da aylık ödemeleri türkiye’deki geliri düşük ailelerin sayısını hesap edersek ciddi bir rakam. bazı öğrenciler part-time işte çalışmak zorunda kalacak , bu durumda eğitimin eşit olduğunu söyleyemeyiz.
özel üniversiteler, özel liseler. paran varsa range rover, paran yoksa game over. parayı veren düdüğü çalar. buradan da eğitim=ticaret diyebiliriz.
ülkede eğitim, ticaret olarak görülmeye devam ettiği müddetçe de bir arpa boyu yol gidemeyiz.
bir yere üniversite mi kuruldu? hali hazırda kiralık evi olanlar hemen kiraları yükseltirler. bazıları daha da ileri giderek, aynı dairede yaşayan öğrencilerden kişi başı ücret talep ederler. onlara göre üniversite=kazanç.
sonra efendime söyliyim, övünülüyor ya şu kadar üniversite açtık diye. bu kadar üniversite açıyorsan, kapasitesi kadar da devlet yurdu açmak zorundasın. yoksa iş özel yurtlara düşer ve özel yurtların da aylık ödemeleri türkiye’deki geliri düşük ailelerin sayısını hesap edersek ciddi bir rakam. bazı öğrenciler part-time işte çalışmak zorunda kalacak , bu durumda eğitimin eşit olduğunu söyleyemeyiz.
özel üniversiteler, özel liseler. paran varsa range rover, paran yoksa game over. parayı veren düdüğü çalar. buradan da eğitim=ticaret diyebiliriz.
ülkede eğitim, ticaret olarak görülmeye devam ettiği müddetçe de bir arpa boyu yol gidemeyiz.
devamını gör...
büyük çin kıtlığı
diğer adlarıyla üç yıllık felaket ya da üç yıllık büyük kıtlık. 1959-1961 yılları arasında çin'de gerçekleşen kıtlık olayı. insanlık tarihinin en ölümcül kıtlığıdır. aynı zamanda dünya tarihinde insanın sebep olduğu en büyük felaketlerden biridir.
resmi rakamlara göre 15 milyon, bazı araştırmacılara göreyse 55 milyon insan hayatını kaybetmiştir. bu da, en iyi ihtimalle, hiroşima ve nagasaki'ye atılan atom bombalarının sebep olduğu toplam ölümün 66 katı kadar insanın ölmesi demek. en kötü ihtimal ise, insanlık tarihinin en kanlı savaşı olan 2. dünya savaşı'nda bütün dünyanın vermiş olduğu kaybın yarısından fazlasına tekabül ediyor.
kıtlığın en büyük sebebi, çin komünist partisi'nin (çkp) 1958 ile 1962 yılları arasında güttüğü büyük ileri atılım* politikalarıdır. bu politikalara paralel olarak, rus tarım uzmanı trofim lysenko'nun fikirlerine dayanarak tarımcılık organizasyonunda zararlı birtakım değişiklikler yapılmıştı. bu değişiklikler de aslında büyümeyi durduracak ve daha düşük verimle sonuçlanacaktı. üzerine, aşırı kuraklık ve seller gibi doğal afetler de yaşanacaktı. neticede 1962'de çin halk cumhuriyeti'nin ikinci başkanı olan liu shaoqi kıtlığın sebebini "%30 doğal afetler, %70 insan yapımı hatalar" olarak değerlendirirken; bir süre sonra çkp de kıtlığın ana sebebinin büyük ileri atılım politikaları olduğunu, sağcı karşıtı hareket, çin-sovyet ayrılığı ve doğal sebepler gibi birkaç diğer gerekçeyle birlikte, resmen itiraf edecekti.
büyük ileri atılım sırasında çiftçilik halk komünlerinde organize edilmeye çalışıldı ve özel mülkiyete ait arazinin ekilmesi ve çiftlik sahibi olmak yasaklandı. bu halk komünleri arasında rekabet özendirildi. bu da beklenen tahıl üretimi rakamlarının olabileceğinden fazla astronomik rakamlarla gösterilmesiyle sonuçlandı. bu da bir çeşit aşırı bolluk yanılsamasına sebep olacaktır. hatta bu aşırı bolluk yanılsamasının etkisiyle; demir ve çelik üretimi ekonomik büyüme için bir gereklilik olarak görüldüğünden, milyonlarca köylüye demir-çelik üretiminde çalışmaları ve tarım işlerinden uzak durmaları emredilmiştir. bazı tarihçiler bu yanılsamayı kıtlığın ana sebebi olarak değerlendirir.
ek olarak o tarihlerde başlatılan dört haşere harekatında vatandaşlardan tarlaları korumak için serçeleri ve mahsul yiyen diğer yabani kuşları imha etmeleri istendi. kuşlar tükenene kadar vuruldu ya da yere inmekten korkutuldu. neticesinde özellikle serçelerin yok edilmesi, şiddetli bir ekolojik dengesizliğe ve çekirge gibi ekin yiyen böceklerin patlamasına sebep oldu. 1960 yılında mao zedong serçelere karşı eylemi durduracak ve dördüncü haşerat olarak tahtakurularını gösterecekti.
esasen, kıtlık çin'in her bölgesinde aynı zamanda ve aynı şiddette gerçekleşmedi. ama normalde gıda üretiminin gerçekte düşmediği yerleşimlerde bile maoist yönetim kıtlık sebebiyle gıda ürünlerine el koyduğu için şaşırtıcı bir gıda bulunabilirliği kaybı yaşandı. öyle ki, kişi başına daha fazla gıda üreten bölgelerde şaşırtıcı şekilde daha fazla ölüm rapor edilecektir.
felaket sırasında hükümet tarafından örtbas etme yoluna gidildi. doktorların ölüm raporlarında açlıktan bahsetmesi ve raporlaması yasaklandı. propaganda amaçlı üretimin yolunda olduğunu gösteren afişler ve reklamlar yayınlandı. bütün bunların yanında kuraklık ve seller gibi doğal afetlerin varlıklarının ya da etkilerinin çin hükümeti tarafından gizlenmesi ve bu afetlere verilen reaksiyonların başarısızlıklardan bahsetmeden, direkt başarı olarak lanse edilmesi; kıtlığa karşı hızlı cevap verebilmeyi de imkansız kılacaktı.
takvimler 1962'yi gösterdiğinde ise tarihin en başarısız kalkınma planlarından biri olan büyük ileri atılım nihayet sonlandırılacaktır. sonraki zamanlarda da tarım ve sanayi sistemlerini kökten değiştirecek olan "reformlar ve açılma programı" başlatılacaktır. zaman geçtikçe devlet bazı demografik verileri paylaşmaya başlayacak ve kıtlık üzerine akademik çalışmalar da böylece başlamış olacaktır.
büyük çin kıtlığı'nın insanlık tarihine bıraktığı en çarpıcı gerçek, görülen yamyamlık vakalarıdır. insan yamyamlığının çeşitli şekillerde yaşandığına dair birtakım resmi belgeler ve raporlar, bunu, "20. yüzyılda görülmemiş bir ölçekte" olarak değerlendirir. buna göre; insanlar önce kendi hayvanlarını, sonra sokak hayvanlarını, bitkileri, ağaçları ve son çare olarak da insanları yemeye başladılar. önce mezarları kazdılar ve tamamen çürümemiş cesetleri yediler. daha sonra ise savunmasız konumdaki çocuklar ikincil hedefler oldu. genelde komşu çocukları ve ailesi ölmüş olan çocuklar tercih ediliyordu. hatta bazı kişiler, kendi aile üyelerine dahi kastetmişlerdi.
---
ve okuyanlara sonsuz teşekkürler! bitti.
işbu giri; zamanında kendi kendime sorduğum "ya bu çinliler neden yarasa yiyor?" sorusu üzerine, yani tamamen kişisel merakım üzerine yaptığım üstünkörü bir araştırmaya dayanıyor. türkçe pek derli toplu kaynak bulamamış; tek tük yaptığım bir iki okuma dışında, ilgili ingilizce wikipedia sayfasını okumuş, kendimce özetlemiş, notlar almıştım. bu giri üzerindeki emeği büyüktür, herhalde bahsetmesem olmazdı. akademik bir amaç gütmediği için de kaynak olarak wikipedia'yı göstermekte beis görmüyorum. hatta içimde hep ukte kalmıştı.*
resmi rakamlara göre 15 milyon, bazı araştırmacılara göreyse 55 milyon insan hayatını kaybetmiştir. bu da, en iyi ihtimalle, hiroşima ve nagasaki'ye atılan atom bombalarının sebep olduğu toplam ölümün 66 katı kadar insanın ölmesi demek. en kötü ihtimal ise, insanlık tarihinin en kanlı savaşı olan 2. dünya savaşı'nda bütün dünyanın vermiş olduğu kaybın yarısından fazlasına tekabül ediyor.
kıtlığın en büyük sebebi, çin komünist partisi'nin (çkp) 1958 ile 1962 yılları arasında güttüğü büyük ileri atılım* politikalarıdır. bu politikalara paralel olarak, rus tarım uzmanı trofim lysenko'nun fikirlerine dayanarak tarımcılık organizasyonunda zararlı birtakım değişiklikler yapılmıştı. bu değişiklikler de aslında büyümeyi durduracak ve daha düşük verimle sonuçlanacaktı. üzerine, aşırı kuraklık ve seller gibi doğal afetler de yaşanacaktı. neticede 1962'de çin halk cumhuriyeti'nin ikinci başkanı olan liu shaoqi kıtlığın sebebini "%30 doğal afetler, %70 insan yapımı hatalar" olarak değerlendirirken; bir süre sonra çkp de kıtlığın ana sebebinin büyük ileri atılım politikaları olduğunu, sağcı karşıtı hareket, çin-sovyet ayrılığı ve doğal sebepler gibi birkaç diğer gerekçeyle birlikte, resmen itiraf edecekti.
büyük ileri atılım sırasında çiftçilik halk komünlerinde organize edilmeye çalışıldı ve özel mülkiyete ait arazinin ekilmesi ve çiftlik sahibi olmak yasaklandı. bu halk komünleri arasında rekabet özendirildi. bu da beklenen tahıl üretimi rakamlarının olabileceğinden fazla astronomik rakamlarla gösterilmesiyle sonuçlandı. bu da bir çeşit aşırı bolluk yanılsamasına sebep olacaktır. hatta bu aşırı bolluk yanılsamasının etkisiyle; demir ve çelik üretimi ekonomik büyüme için bir gereklilik olarak görüldüğünden, milyonlarca köylüye demir-çelik üretiminde çalışmaları ve tarım işlerinden uzak durmaları emredilmiştir. bazı tarihçiler bu yanılsamayı kıtlığın ana sebebi olarak değerlendirir.
ek olarak o tarihlerde başlatılan dört haşere harekatında vatandaşlardan tarlaları korumak için serçeleri ve mahsul yiyen diğer yabani kuşları imha etmeleri istendi. kuşlar tükenene kadar vuruldu ya da yere inmekten korkutuldu. neticesinde özellikle serçelerin yok edilmesi, şiddetli bir ekolojik dengesizliğe ve çekirge gibi ekin yiyen böceklerin patlamasına sebep oldu. 1960 yılında mao zedong serçelere karşı eylemi durduracak ve dördüncü haşerat olarak tahtakurularını gösterecekti.
esasen, kıtlık çin'in her bölgesinde aynı zamanda ve aynı şiddette gerçekleşmedi. ama normalde gıda üretiminin gerçekte düşmediği yerleşimlerde bile maoist yönetim kıtlık sebebiyle gıda ürünlerine el koyduğu için şaşırtıcı bir gıda bulunabilirliği kaybı yaşandı. öyle ki, kişi başına daha fazla gıda üreten bölgelerde şaşırtıcı şekilde daha fazla ölüm rapor edilecektir.
felaket sırasında hükümet tarafından örtbas etme yoluna gidildi. doktorların ölüm raporlarında açlıktan bahsetmesi ve raporlaması yasaklandı. propaganda amaçlı üretimin yolunda olduğunu gösteren afişler ve reklamlar yayınlandı. bütün bunların yanında kuraklık ve seller gibi doğal afetlerin varlıklarının ya da etkilerinin çin hükümeti tarafından gizlenmesi ve bu afetlere verilen reaksiyonların başarısızlıklardan bahsetmeden, direkt başarı olarak lanse edilmesi; kıtlığa karşı hızlı cevap verebilmeyi de imkansız kılacaktı.
takvimler 1962'yi gösterdiğinde ise tarihin en başarısız kalkınma planlarından biri olan büyük ileri atılım nihayet sonlandırılacaktır. sonraki zamanlarda da tarım ve sanayi sistemlerini kökten değiştirecek olan "reformlar ve açılma programı" başlatılacaktır. zaman geçtikçe devlet bazı demografik verileri paylaşmaya başlayacak ve kıtlık üzerine akademik çalışmalar da böylece başlamış olacaktır.
büyük çin kıtlığı'nın insanlık tarihine bıraktığı en çarpıcı gerçek, görülen yamyamlık vakalarıdır. insan yamyamlığının çeşitli şekillerde yaşandığına dair birtakım resmi belgeler ve raporlar, bunu, "20. yüzyılda görülmemiş bir ölçekte" olarak değerlendirir. buna göre; insanlar önce kendi hayvanlarını, sonra sokak hayvanlarını, bitkileri, ağaçları ve son çare olarak da insanları yemeye başladılar. önce mezarları kazdılar ve tamamen çürümemiş cesetleri yediler. daha sonra ise savunmasız konumdaki çocuklar ikincil hedefler oldu. genelde komşu çocukları ve ailesi ölmüş olan çocuklar tercih ediliyordu. hatta bazı kişiler, kendi aile üyelerine dahi kastetmişlerdi.
---
ve okuyanlara sonsuz teşekkürler! bitti.
işbu giri; zamanında kendi kendime sorduğum "ya bu çinliler neden yarasa yiyor?" sorusu üzerine, yani tamamen kişisel merakım üzerine yaptığım üstünkörü bir araştırmaya dayanıyor. türkçe pek derli toplu kaynak bulamamış; tek tük yaptığım bir iki okuma dışında, ilgili ingilizce wikipedia sayfasını okumuş, kendimce özetlemiş, notlar almıştım. bu giri üzerindeki emeği büyüktür, herhalde bahsetmesem olmazdı. akademik bir amaç gütmediği için de kaynak olarak wikipedia'yı göstermekte beis görmüyorum. hatta içimde hep ukte kalmıştı.*
devamını gör...
isminde ulama olan ünlüler
gökhan özen,
serdar ortaç,
ekrem imamoğlu,
ırmak arıcı...
serdar ortaç,
ekrem imamoğlu,
ırmak arıcı...
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
ona gelecek bir zararın bile bile kendinize gelmesine izin vermek
devamını gör...
paganizm
boş olduğunu görünce dumura uğradığım başlık. yazalım madem, merak edene paganizm'e giriş olsun.
politeistik & panteistik doğa dinleri bütünüdür.
geneli itibariyle paganizm aslında ibrahimi olmayan her dini kapsayan bir şemsiye terimdir, ancak kendi çevrelerinde ağırlıklı olarak doğa dinleriyle anılır.
modern paganizm çok zengin ve farklı geleneklerden oluşur. burada geleneklerden kasıt, farklı dinlerdir, ancak yine alakalı çevreler içerisinde pagan dinleri gelenekler veya "yollar" olarak anılır ve birbirinden ayrılır.
(bkz: neopaganizm)
her pagan oturmuş düzene ve işleyişe sahip bir geleneği takip etmek durumumda değildir, maneviyat hakkında kendi görüşlerini takip ederek kendi yollarını çizebilirler, bu yönüyle günümüzde çoğu pagan dini öznelliği yüceltir ve kişisel deneyimi ön plana çıkartır. dolayısıyla paganizm dogmatik değildir. paganlar doğaya hürmet ederler ve pek çok tanrı & tanrıçaya tapabilirler. buna onurlandırmak veya onurlanmak denir.
paganizm'in çokça tanrısının bulunmasının sebebi, doğanın kendi içinde bulunan çeşitliliğini tanımaya dayanır. bazı paganlar, tanrı ve tanrıçaları bir bireyler bütünü olarak görür, tıpkı bir insan toplumu gibi. diğerleri, örneğin antik zamanlardan bu yana osiris ve isis'in takipçileri, günümüzün wicca temelli paganları ile birlikte, bütün tanrıçaları bir büyük tanrıça olarak görürler, bütün tanrıları ise bir bütün; birbirleriyle olan ahenk ve düzenli etkileşimleri, evrenin sırlarını yaratır ve imgeler bize.
buna rağmen de pek çok gelenekte en yüksekte yüce bir ilahi prensip olduğu düşünülür, herakleitos'un deyimiyle "zeus olarak anılmak isteyen ve istemeyen bir tanrı." gibi. bu prensip bazıları için de her şeyin büyük tanrıça ve annesi'dir. isis'in ilk yüzyıl yazarı apuleyus'a olduğu gibi, bu paragrafta ikincil olarak bahsettiğim prensip günümüzde çoğu batılı pagan tarafınca takip edilir.
ama diğerleri, hıristiyan antikliğinde paganizm'i eski haline kavuşturan imparator julian gibi, günümüz vakitlerinde bazı hindu mistikler ile birlikte, soyut bir yüce kaideye inanırlar, her şeyin kaynağı ve özü. ama bu paganlar bile, diğer ruhani varlıkların daha yüce olabileceği ihtimalini kabul etmekle birlikte, kendilerini kutsal olarak tanırlar, yanlış veya kısmi olmayan. bahsetmiş olduğum bir'e inanan paganlar henoteist olarak adlandırılırlar, bir doğru ilahiliğe inanıp diğer bütün tanrıları reddeden monoteistlerden ayrı olarak.
biraz da tanrıçaya değinmeli. bütün pagan dinleri kutsallığın feminen yüzünü tanırlar, tanrıçalar barındırmayan bir pagan dinini, pagan dini olarak tanımlamak epey zordur. odin ya da mitra kültü gibi bazı pagan yolları, bir erkek tanrıya da özel bir bağlılık sunarlar. ama monoteistlerin yaptığının aksine, diğer tanrı ve tanrıçaları reddetmezler. judaizm, islam ya da hıristiyanlık gibi pagan olmayan dinlerin dişi bir kutsallık fikrinden iğrenmesi durumunun aksine.
politeistik & panteistik doğa dinleri bütünüdür.
geneli itibariyle paganizm aslında ibrahimi olmayan her dini kapsayan bir şemsiye terimdir, ancak kendi çevrelerinde ağırlıklı olarak doğa dinleriyle anılır.
modern paganizm çok zengin ve farklı geleneklerden oluşur. burada geleneklerden kasıt, farklı dinlerdir, ancak yine alakalı çevreler içerisinde pagan dinleri gelenekler veya "yollar" olarak anılır ve birbirinden ayrılır.
(bkz: neopaganizm)
her pagan oturmuş düzene ve işleyişe sahip bir geleneği takip etmek durumumda değildir, maneviyat hakkında kendi görüşlerini takip ederek kendi yollarını çizebilirler, bu yönüyle günümüzde çoğu pagan dini öznelliği yüceltir ve kişisel deneyimi ön plana çıkartır. dolayısıyla paganizm dogmatik değildir. paganlar doğaya hürmet ederler ve pek çok tanrı & tanrıçaya tapabilirler. buna onurlandırmak veya onurlanmak denir.
paganizm'in çokça tanrısının bulunmasının sebebi, doğanın kendi içinde bulunan çeşitliliğini tanımaya dayanır. bazı paganlar, tanrı ve tanrıçaları bir bireyler bütünü olarak görür, tıpkı bir insan toplumu gibi. diğerleri, örneğin antik zamanlardan bu yana osiris ve isis'in takipçileri, günümüzün wicca temelli paganları ile birlikte, bütün tanrıçaları bir büyük tanrıça olarak görürler, bütün tanrıları ise bir bütün; birbirleriyle olan ahenk ve düzenli etkileşimleri, evrenin sırlarını yaratır ve imgeler bize.
buna rağmen de pek çok gelenekte en yüksekte yüce bir ilahi prensip olduğu düşünülür, herakleitos'un deyimiyle "zeus olarak anılmak isteyen ve istemeyen bir tanrı." gibi. bu prensip bazıları için de her şeyin büyük tanrıça ve annesi'dir. isis'in ilk yüzyıl yazarı apuleyus'a olduğu gibi, bu paragrafta ikincil olarak bahsettiğim prensip günümüzde çoğu batılı pagan tarafınca takip edilir.
ama diğerleri, hıristiyan antikliğinde paganizm'i eski haline kavuşturan imparator julian gibi, günümüz vakitlerinde bazı hindu mistikler ile birlikte, soyut bir yüce kaideye inanırlar, her şeyin kaynağı ve özü. ama bu paganlar bile, diğer ruhani varlıkların daha yüce olabileceği ihtimalini kabul etmekle birlikte, kendilerini kutsal olarak tanırlar, yanlış veya kısmi olmayan. bahsetmiş olduğum bir'e inanan paganlar henoteist olarak adlandırılırlar, bir doğru ilahiliğe inanıp diğer bütün tanrıları reddeden monoteistlerden ayrı olarak.
biraz da tanrıçaya değinmeli. bütün pagan dinleri kutsallığın feminen yüzünü tanırlar, tanrıçalar barındırmayan bir pagan dinini, pagan dini olarak tanımlamak epey zordur. odin ya da mitra kültü gibi bazı pagan yolları, bir erkek tanrıya da özel bir bağlılık sunarlar. ama monoteistlerin yaptığının aksine, diğer tanrı ve tanrıçaları reddetmezler. judaizm, islam ya da hıristiyanlık gibi pagan olmayan dinlerin dişi bir kutsallık fikrinden iğrenmesi durumunun aksine.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
dışarıda güzel bir hayat var, fakat onu yaşayamıyorum.
güneş batarken çevresinde onlarca tonda renk oluşturuyor, fakat tam manasıyla hissedemiyorum.
bitmek bilmeyen hayallerim ve hedeflerim var, yanlarına bile yaklaşamıyorum çünkü adım atamıyorum.
güneş batarken çevresinde onlarca tonda renk oluşturuyor, fakat tam manasıyla hissedemiyorum.
bitmek bilmeyen hayallerim ve hedeflerim var, yanlarına bile yaklaşamıyorum çünkü adım atamıyorum.
devamını gör...
hardal
1976 yılında kurulmuş türk rock grubu.
grup üyeleri:
şükrü yüksel – vokal, gitar, klavye (1976-1984, 1994-2000)
aydın şencan – geri vokal, bas gitar (1976-1984, 1994-2000)
cahit kukul – back vokal, gitar (1976-1984, 1994-2000)
sedat avcı – davul (1976-1984, 1994-2000)
özkan turgay – klavye (1976-1984, 1994-2000)
çıkardıkları albümler:
nasıl? ne zaman? (1978)
nereden nereye! (1983)
yeniden doğuş (1999)
grup üyeleri:
şükrü yüksel – vokal, gitar, klavye (1976-1984, 1994-2000)
aydın şencan – geri vokal, bas gitar (1976-1984, 1994-2000)
cahit kukul – back vokal, gitar (1976-1984, 1994-2000)
sedat avcı – davul (1976-1984, 1994-2000)
özkan turgay – klavye (1976-1984, 1994-2000)
çıkardıkları albümler:
nasıl? ne zaman? (1978)
nereden nereye! (1983)
yeniden doğuş (1999)
devamını gör...
muz diyeti
muz yiyerek yapılan diyet şekli.
şu an ismini hatırlayamadığım yabancı ve genç bir kadın her gün 20 muz yiyerek zayıflamıştı. haberlere de konu olmuştu. yine böyle yabancı bir adam vardı muz diyeti ile zayıflayan. diyetisyenler tek besinle zayıflamayı doğru bulmuyor ama bana çok absürt gelmiyor. herkes kendi vücudunu tanır. uzun vadeli olmadığı sürece yapılabilirliği var gibi duruyor. muz sonuçda tok tutar ama biraz pahalı. neyse ki yazarımızın bahsettiği diyette günde 4 adet yeniyor. 20 tane olsaydı hem zayıflanamazdı hem de bütçeyi zorlardı. muzun kilosu 18-20 tl bandında değişiyor.
şu an ismini hatırlayamadığım yabancı ve genç bir kadın her gün 20 muz yiyerek zayıflamıştı. haberlere de konu olmuştu. yine böyle yabancı bir adam vardı muz diyeti ile zayıflayan. diyetisyenler tek besinle zayıflamayı doğru bulmuyor ama bana çok absürt gelmiyor. herkes kendi vücudunu tanır. uzun vadeli olmadığı sürece yapılabilirliği var gibi duruyor. muz sonuçda tok tutar ama biraz pahalı. neyse ki yazarımızın bahsettiği diyette günde 4 adet yeniyor. 20 tane olsaydı hem zayıflanamazdı hem de bütçeyi zorlardı. muzun kilosu 18-20 tl bandında değişiyor.
devamını gör...
yazarların çocukluk travması
saygı duyulmaması
sevgi esirgenmesi
ayrımcılık yapılması
kıyas
küçümsenme
duygusal açıdan korunmama....
sevgi esirgenmesi
ayrımcılık yapılması
kıyas
küçümsenme
duygusal açıdan korunmama....
devamını gör...
politikofobi
politikacılardan korkma durumudur.
devamını gör...
insanlardan umudu kesmek
insanların umudunuzu kırması yüzünden başa gelen durumdur.
bunlardan bir b*k olmaz dersiniz artık. güvenmek uğraşmak muhatap olmak istemezsiniz.
hemen hemen her insan hayatının bir noktasında bu duyguyu yaşar ve insanlardan umudu keser.
kendini dağa taşa verir alkole verir kedi besler köpek besler insanlardan kaçmaya çalışır.
bunlardan bir b*k olmaz dersiniz artık. güvenmek uğraşmak muhatap olmak istemezsiniz.
hemen hemen her insan hayatının bir noktasında bu duyguyu yaşar ve insanlardan umudu keser.
kendini dağa taşa verir alkole verir kedi besler köpek besler insanlardan kaçmaya çalışır.
devamını gör...
tez yazımı
büyük bir heyecanla başlanılan ama içine girdikçe, danışman hoca beğenmeyip sürekli bir değişime tabi tuttukça sinir bozucu bir hal alan yazım çalışmasıdır. genellikle yüksek lisansta bir ürün ortaya koymaktan ziyade, bir akademik çalışma ortaya koymayı öğrenme amacı güdülmektedir.
devamını gör...