domestic hıyar
an itibarıyla domestic hıyar semtin sokaklarında bunu söylüyormuş diyorlar:
modlara uyarı editi: domestic kırmızı çizgimizdir, başlıklarını seyre çıkarmayınız.
modlara uyarı editi: domestic kırmızı çizgimizdir, başlıklarını seyre çıkarmayınız.
devamını gör...
para vermediği için dedesini döverek kör bırakan torun
seyhan'da bazı temiz semtler hala var olsa da berbat yerler daha fazla.
yalnız elemanın hayatı da dram'dan hallice. baba ölsün, anne evlenip gitsin.
bu çocuk iş arıyor, uğraşıyor da mı bulamıyor yoksa gerçekten yan gelip yatıyor mu onu bilmiyoruz. dedeye darp hoş görülecek şey değil orası net ama tipik, kısa ve öz 3. sayfa haberi formatı.
bildiğimiz ise şu ki işsizlik çok, hayat ya da para kazanmak kolay değil.
yalnız elemanın hayatı da dram'dan hallice. baba ölsün, anne evlenip gitsin.
bu çocuk iş arıyor, uğraşıyor da mı bulamıyor yoksa gerçekten yan gelip yatıyor mu onu bilmiyoruz. dedeye darp hoş görülecek şey değil orası net ama tipik, kısa ve öz 3. sayfa haberi formatı.
bildiğimiz ise şu ki işsizlik çok, hayat ya da para kazanmak kolay değil.
devamını gör...
apache
apaçi. klasik kızılderili kıyafetleri değil pantalon, gömlek giyen, tüy takmayıp, başlarına kırmızı bir bez bağlayan, bizim apaçi dediğimiz, atabascan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
kuzey amerikadaki kızılderililer içinde beyazlara karşı bu kabileden daha uzun süre savaşan yoktur. daha ingilizce konuşan beyaz adamlar amerikaya yeni yeni geliyorken, apache' ler meksika'dan gelen ispanyolca konuşan beyazlarla çatışmaya çoktan başlamışlardı. bugünkü arizona ve new mexico eyaletlerinde yaşıyorlardı ve kendilerini kaçırıp, köle olarak madenlerde çalıştıran ispanyolca konuşan beyazlarla 300 yıla yakın savaştıkları tahmin ediliyor.
1860'larda ingilizce konuşan beyazlar gelipte onları rezervasyona kapatacaklarını söyleyince her iki tarafla birden savaşmaya başladılar. gerilla gibi savaşıyor, devamlı yer değiştiriyorlardı. ama sonunda a.b.d ve meksika ordusunun ortak operasyonlarıyla çoğu öldürüldü. en son meşhur savaşçı reisleri geronimo'nun 1886'da teslim alınmasıyla hepsi florida'ya sürüldü. tabi florida deyince aklınıza bugünkü miami gelmesin. o zamanlar timsahların gezdiği, her yerin bataklık dolu olduğu ve dağlarda yaşayan kızılderililerin bu ortama alışamayıp sıtma olup ölmesiyle sonuçlanan bir yerdi. sonunda kızılderililerin çoğu sıtmadan ölünce birileri acıdıda, batıdaki bir rezervasyona gönderildiler.
kuzey amerikadaki kızılderililer içinde beyazlara karşı bu kabileden daha uzun süre savaşan yoktur. daha ingilizce konuşan beyaz adamlar amerikaya yeni yeni geliyorken, apache' ler meksika'dan gelen ispanyolca konuşan beyazlarla çatışmaya çoktan başlamışlardı. bugünkü arizona ve new mexico eyaletlerinde yaşıyorlardı ve kendilerini kaçırıp, köle olarak madenlerde çalıştıran ispanyolca konuşan beyazlarla 300 yıla yakın savaştıkları tahmin ediliyor.
1860'larda ingilizce konuşan beyazlar gelipte onları rezervasyona kapatacaklarını söyleyince her iki tarafla birden savaşmaya başladılar. gerilla gibi savaşıyor, devamlı yer değiştiriyorlardı. ama sonunda a.b.d ve meksika ordusunun ortak operasyonlarıyla çoğu öldürüldü. en son meşhur savaşçı reisleri geronimo'nun 1886'da teslim alınmasıyla hepsi florida'ya sürüldü. tabi florida deyince aklınıza bugünkü miami gelmesin. o zamanlar timsahların gezdiği, her yerin bataklık dolu olduğu ve dağlarda yaşayan kızılderililerin bu ortama alışamayıp sıtma olup ölmesiyle sonuçlanan bir yerdi. sonunda kızılderililerin çoğu sıtmadan ölünce birileri acıdıda, batıdaki bir rezervasyona gönderildiler.
devamını gör...
çorbacıda bir tas çorbayla 6 sepet ekmek yemek
(bkz: gariban)
üniversitede arkadaşlarla çorbacıya gitmiştik. öğrenciyiz, paramız kısıtlı. adam çorbayı getirdi yanında da ekmek. önce sepetteki ekmek bitti. sonra ikinci sepeti istedik. onu da yedik ama yok, doymadık. hepimiz birbirimize kızıyoruz "yeter artık doy" diye ama ekmekler gelince hapur hupur yiyoruz. neyse, utana sıkıla üçüncüyü de istedik. açıkçası onu da yedik. sonra yine utana sıkıla hesabı ödemeye gittik. ödeyip uzadık oradan.
yanisi parasızlık itiyor bu durumlara. yoksa gider kebap yerdik, napalım mercimek çorbasını.
buradan çorbacı abiye teşekkürler, kolay gelsin demek istiyorum. *
üniversitede arkadaşlarla çorbacıya gitmiştik. öğrenciyiz, paramız kısıtlı. adam çorbayı getirdi yanında da ekmek. önce sepetteki ekmek bitti. sonra ikinci sepeti istedik. onu da yedik ama yok, doymadık. hepimiz birbirimize kızıyoruz "yeter artık doy" diye ama ekmekler gelince hapur hupur yiyoruz. neyse, utana sıkıla üçüncüyü de istedik. açıkçası onu da yedik. sonra yine utana sıkıla hesabı ödemeye gittik. ödeyip uzadık oradan.
yanisi parasızlık itiyor bu durumlara. yoksa gider kebap yerdik, napalım mercimek çorbasını.
buradan çorbacı abiye teşekkürler, kolay gelsin demek istiyorum. *
devamını gör...
haki
parka rengi olarak da bildiğimiz yeşil ile kahverengi arası gidip gelen renk.
devamını gör...
regl kanına hükmetmek
bir yolunun olması gereken hede. isteyen rahatlamak için 1 litreye kadar kan akıtabilsin, istemeyen hiç akıtamasın. düşünün. süper güç gibi bişi. milyarder olabiliriz. sözlük mafyasını diriltecek fonu da elde etmiş oluruz böylelikle. efsane raconlar var bizde.
devamını gör...
rocky
filmin senaryosunu da yazan sylvester stallone beyaz boksör fikrini efsane muhammed ali ile dövüşen chuck wepner' dan alır. televizyonda seyrettiği bu maçtan çok etkilenir.
bu maç için ali'ye 1.5 milyon dolar garanti para verilmiş, wepner ise 100.000 dolara imza atmıştır. bu, para wepner'ın şimdiye kadar kazandığı tüm paradan kat be kat daha fazladır. bu nedenle hiç düşünmeden imza atar.
1975 yılındaki maçta herkes chuck wepner'ın 3. raunda kadar zor dayanacağı fikrindedir.. ancak muhammed ali ne kadar sert vurursa vursun dayanır ve 15 raund ali'ye karşılık verir. hatta wepner efsaneyi bir sefer yerede serer., hakem sayar ama 15 raund sonunda chuck wepner maçı teknik nakavtla kaybeder.
muhammed ali daha sonra wepner'in yumruğu ile değil ayağına bastığı için düştüğünü söyler. wepner hakem sayarken köşesine çekilir ve menajerine " arabayı çalıştır. bankaya gidiyoruz. milyoneriz." der. buna wepner'ın menajeri cevabı ise: "arkanı dönsen iyi olur. kalkıyor ve kızgın görünüyor." olur.
ancak stallone seneler sonra ilham kaynağının wepner olduğunu ısrarla reddetmiş.
aşağıdaki videodan wepner' in efsaneyi yere serdiği anları seyredebilirsiniz.
bu maç için ali'ye 1.5 milyon dolar garanti para verilmiş, wepner ise 100.000 dolara imza atmıştır. bu, para wepner'ın şimdiye kadar kazandığı tüm paradan kat be kat daha fazladır. bu nedenle hiç düşünmeden imza atar.
1975 yılındaki maçta herkes chuck wepner'ın 3. raunda kadar zor dayanacağı fikrindedir.. ancak muhammed ali ne kadar sert vurursa vursun dayanır ve 15 raund ali'ye karşılık verir. hatta wepner efsaneyi bir sefer yerede serer., hakem sayar ama 15 raund sonunda chuck wepner maçı teknik nakavtla kaybeder.
muhammed ali daha sonra wepner'in yumruğu ile değil ayağına bastığı için düştüğünü söyler. wepner hakem sayarken köşesine çekilir ve menajerine " arabayı çalıştır. bankaya gidiyoruz. milyoneriz." der. buna wepner'ın menajeri cevabı ise: "arkanı dönsen iyi olur. kalkıyor ve kızgın görünüyor." olur.
ancak stallone seneler sonra ilham kaynağının wepner olduğunu ısrarla reddetmiş.
aşağıdaki videodan wepner' in efsaneyi yere serdiği anları seyredebilirsiniz.
devamını gör...
gece buzdolabını açıp hiçbir şey almadan kapatmak
dolap icindekilerin guvende olduklarini kontrol etmektir.
devamını gör...
yazarların yazmak istediği şiir
kelimeler adamın sesiyle huzur veriyor kalbe diyerek dinlemeyi sevdiğim için ilk onu bırakıyorum.
okumak isteyen için,
ömür hanımla güz konuşmaları
...ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. yağmur ha yağdı ha yağacak. in-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz dü-
şünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
diyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
tından?
dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bi-
lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
nelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
öğrendik böylece.
yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
ne ki? yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
içine alan kocaman bir yanılsama... değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. koşullarım beni
oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
avutmaya beni. bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni
konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...yalnızım
ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...sularım
toprağa sızıyor bak. yüzümü geceler örtüyor. binlerce taş
saklanıyor içimde. kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?
kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
nuşuyorlar ki...bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten? sözü
yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor
muyum? olsun. yanıldığımı biliyorum ya...
yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun
aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik
sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
iç zenginliği verir insana. dünyanın usul usul ağaran o
puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. anlık
izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
kalıcı ömürlüdür...alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
bizi değişmek çirkinleştirir de.
kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. istemenin kuralı
yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
ne yerinde ne yersiz...
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hü-
nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...kıyılarımız duy-
gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde...o kıyısız gökyüzü nasıl sığar
küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
cereye...nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? ve nedir
ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
içimize. çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.
dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...sızar
iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...
dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. yıldım ömrümün ka-
lıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım. gökyüzü masmavi gülümsedi
yine. doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. umudun
ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
atlasından. ne aldanış! bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
kurşuni-külrengi mi yoksa?
gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım, gözlerimle değil
dudaklarımla. yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
maktan. delilik mi dedin? kim bilir...belki de yerde sü-
rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim
değil mi? kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak
yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir
at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?
okumak isteyen için,
ömür hanımla güz konuşmaları
...ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. yağmur ha yağdı ha yağacak. in-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz dü-
şünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
diyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
tından?
dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bi-
lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
nelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
öğrendik böylece.
yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
ne ki? yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
içine alan kocaman bir yanılsama... değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. koşullarım beni
oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
avutmaya beni. bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni
konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...yalnızım
ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...sularım
toprağa sızıyor bak. yüzümü geceler örtüyor. binlerce taş
saklanıyor içimde. kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?
kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
nuşuyorlar ki...bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten? sözü
yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor
muyum? olsun. yanıldığımı biliyorum ya...
yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun
aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik
sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
iç zenginliği verir insana. dünyanın usul usul ağaran o
puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. anlık
izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
kalıcı ömürlüdür...alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
bizi değişmek çirkinleştirir de.
kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. istemenin kuralı
yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
ne yerinde ne yersiz...
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hü-
nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...kıyılarımız duy-
gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde...o kıyısız gökyüzü nasıl sığar
küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
cereye...nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? ve nedir
ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
içimize. çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.
dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...sızar
iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...
dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. yıldım ömrümün ka-
lıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım. gökyüzü masmavi gülümsedi
yine. doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. umudun
ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
atlasından. ne aldanış! bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
kurşuni-külrengi mi yoksa?
gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım, gözlerimle değil
dudaklarımla. yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
maktan. delilik mi dedin? kim bilir...belki de yerde sü-
rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim
değil mi? kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak
yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir
at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?
devamını gör...
iyi erkeklerin nerede olduğu problemi
kötü kadınların balkonunda mıydı?
(bkz: aforizma kasmak)
(bkz: aforizma kasmak)
devamını gör...
özenilen meslekler
milletvekili.
devamını gör...
güne bir söz bırak
yapacak bir şey yok gözler yaşlı....
devamını gör...
yalnızlığın en çok dokunduğu an
düşünün müzik eşliğinde bir grup insanla beraber amansızca eğleniyorsunuz bir sahilde (ya da nereyi hayal ederseniz) . eğlence? ne garip bir kelime.. bana göre karanlıkta geceyi izlemektir. ( tabii sigara olmazsa olmazımdır. ) her neyse. sesten kulak zarınızın patlayacağını düşünürken dans eden insanlar çevrelemiştir sizi. belki de sevdiğiniz ya da sizi çok seven insanlar bunlar. işte yalnızlık; eğlenip gülen insanlar sizi çevrelerken, sizin onlara yabancı kalmanızdır. yeni doğan bir bebeğin etrafındakileri anlamaya çalışması gibi anlamsız bir o kadar da merakla bakmanızdır o insanlara. bir de o an içinizde garip bir keder, yüzünüzde derin bir hüzün oluşur. bu duruma aslında siz de şaşırırsınız. her şey yolunda neden böyle hissediyorum dersiniz. yalnızlık o kadar yoğun bir haldedir ki artık, üşüdüğünüz zaman üzerinize giydiğiniz bir hırka kadar somuttur .durum gittikçe garip bir hal almaya başlar, insanlar yalnızlığınızın kokusunu almıştır. siz daha kafanızdaki soruları, kalbinizde ki bu acıyı çözmeye çalışırken bir de yapmacık insanların neden böyle duruyorsun, bir sorun mu var? gibi gereksiz sorularına maruz kalırsınız. burdan sonra zaten tutuşan kalbinizde artık yangınlar vardır. söndürmeye çalışayım derken alevler her yere yayılır ve siz yalnızlık içinde yanarsınız. söndürmek için bir fırsat yoktur artık, gittikçe alışırsınız bu yangın yerine. öğrenirsiniz yalnızlığı. iyileşmek için zaman, en azından bu iyiliği yapabilirim kendime dersiniz. zamanın bi b*ka yaramadığınıda böylece öğrenir ve bir lütuf olarak görürsünüz yalnızlığı ve en önemlisi yanmayı.. hata yapıp yapmadığınızdan emin değilsinizdir yine de uğraşmazsınız iyileşmek için. sonuçta ölen bir beden nasıl tekrar yaşama dönmüyorsa biz de yandık arkadaşlar geriye ne kaldı ki iyileşmek için çabalayacağız. işte bunları düşündüğünüz her an yalnızlığın en çok koyduğu andır.
devamını gör...
sözlükte hep aynı yazarları görmek
sürekli ama sürekli başıma gelen durumdur. bütün sözlüğü sağ baştan sayarım öyle aynı geliyor artık.
kenarda 350 kişi online oluyor ama o kadar online olduğunu hissettirmiyor. garip.
bir kesim ciddi ciddi burada sexting yapıyor ve tanım okumuyor.
kenarda 350 kişi online oluyor ama o kadar online olduğunu hissettirmiyor. garip.
bir kesim ciddi ciddi burada sexting yapıyor ve tanım okumuyor.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
sözlüğe büyük katkısı olan yazar. tanımları makale gibi okunur.
devamını gör...
mutlu evliliğin sırları
toparlanabilme becerisi. aşk :biter evlenseniz de evlenmeseniz de. sevgi :azalır artar bitti dersiniz kuytuda köşede bekler dengesi yoktur evlenseniz de evlenmeseniz de. güven: yapmayın lütfen o asla öyle bir şey yapmaz dediğiniz anda çok pis darbe alırsınız. herkes her şeyi yapar. saygı : kimse kimseye koşulsuz inanılmaz bir hoşgörüyle saygı duymaz. duymalı ama yeri gelir ayaklar altına yeri gelir başınızın tepesine çıkar bu saygı. buna öyle çok bel bağlamayın. arkadaşlık : öncelikle eski ilişkilerini bildiğiniz bir arkadaşınızla evlenmeyin bu tamamen kişisel fikir ilişkiye bile başlamayın hatta. insansınız hazmedemezsiniz benim için önemi yok dersiniz başka yerden patlar o iş. arkadaş arkadaştır eş eş sevgili sevgili. birlikte vakit geçirme: işte bu nokta çok bilinmeyenli denklem. bir süre sonra ayrı odalarda ayrı şeyleri izleyebilir, dışarıda bağımsız aktivitelere katılabilirsiniz arada bir birlikte vakit geçiriliyorsa bunu benimle ilgilenmiyorsun hiç birlikte bir şeyler yapmıyoruz ajitasyonuyla yükseltmenin alemi yok. yapışık ikiz değilsiniz. her neyse ilişkiniz, evliliğiniz boka batacak, ağacın tepesine çıkacak vs vs bin türlü hali var. önemli olan şu sorular: bu insanla kalmak istiyor muyum ve toparlayabilir miyiz? onu düzelteyim, kendimi değiştireyim gibi cümleler sakın ama sakın kurmadan. daha yazılır ama uzadı yazı, merve boluğur psikolojisini yaşadım bir an iyi kafaymış tavsiye ederim.
devamını gör...
kedi ile köpek arasındaki farklar
kedi insanın efendisidir, köpek can dostudur.
devamını gör...
şu an duymak istediğiniz söz
bulaşıkları makinaya koydum annecim.
devamını gör...
insanı yoran şeyler
insanı insandan alâ yoranı yoktur.
devamını gör...
mastor
saygıdeğer yazarımız canla başla sözlükteki yangina su taşıyor. sagolsun.var olsun.
devamını gör...