yazarların sahip olduğu prensipler
hiçbir koşulda hayvanlara zarar vermemek. nerede bir aç kedi görsem onu doyurmadan oradan ayrılmam. odamı temizlemeden uyumam. laubalilikten nefret ederim. bir işi yarım bırakmak en son isteyeceğim şeydir. annem için dünyayı yakarım! çalışmayı severim. vs.
devamını gör...
mutlu eden küçük şeyler
az evvel salçası bol, kallavi bir tost yedim. bir kaç saat götürür beni bu mutluluk.*
devamını gör...
7 şubat 2021 takvim gazetesi'nin alışveriş tavsiyeleri
- sizi sömüren iktidara oy vermeyin.
bence bu tavsiye tek başına yeterliydi.
tanım: takvim denen gazetemsi şeyin utanç verici ve ülkenin geldiği noktayı gösteren haberdir.
bence bu tavsiye tek başına yeterliydi.
tanım: takvim denen gazetemsi şeyin utanç verici ve ülkenin geldiği noktayı gösteren haberdir.
devamını gör...
kadın üniversitesi
çağ dışı bir olaydır. insan nasıl sosyal hayatta iki cins olarak varlığını sürdürüyorsa, bu eğitim hayatında da bu şekilde karma olmalıdır. kadını erkeği ayrıştırıp bir grubu sakınmaya çalışmak yerine, bireyleri eğitip toplumsal bilinci oluşturmak en mantıklısıdır.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
neron - roma'yı yaktığım gerçeği
devamını gör...
8 binler kulübü
feragat edenleri bana yönlendirmeli.sevgili agatha'nın bütün, bütün kitaplarını istiyorum istiyorum*
devamını gör...
paint it black
ayda en az birkaç doz alınması gereken the rolling stones parçası.
form geçici klas kalıcıdır.
form geçici klas kalıcıdır.
devamını gör...
girift radyo yayını
sevgili zeynep çınar ın bizlerle paylaşacağı bilgileri, türküleri heyecanla beklediğim yayındır.
dinleyeceklerim için saatleri saydığım doğrudur.
dinleyeceklerim için saatleri saydığım doğrudur.
devamını gör...
yağmur kaçağı
şair attilâ ilhan'ın yayınlanan üçüncü şiir kitabının ismi (ilk ikisi duvar ve sisler bulvarı). şair bu kitap için şöyle diyor:
"sisler bulvarı yayımlandı, çok da ilgi gördü, gel gör ki o gün bugün içimde ukde olan bir değişiklikle: şengil (salim şengil-yayıncı), gönderdiğim müsveddeyi fazla kalın bulmuş, şiirlerden bazılarını ikinci bir şiir kitabı için ayırmıştı. kısacası, sonradan yağmur kaçağı adıyla yayımlanan şiir kitabı, gerçekte benim ilk derlediğim sisler bulvarı'nın içinden bölünmüş bir parçaydı. başkalarını bilmem ama, benim için hep öyle kaldı."
aynı isimli bir de şiir vardır kitapta: yağmur kaçağı. şair, bu eseri ile ilgili de şöyle demiştir:
"yağmur kaçağı da, pia gibi, üçüncü şahsın şiiri gibi, böyle bir sevmek gibi bir kerede yazdığım şiirlerdendir. ünü büyük. 50 ve 60 yılları boyunca, kim bilir kaç delikanlı, kaç genç kıza bu şiiri okumuş, ya da yazmıştır? şimdi toplum hayatının yüksek kademelerinde seyreden bazı kişiler, özel söyleşilerimizde, diğer bazıları gibi bu şiiri de ezberden okumuşlar, ilk gençlik yıllarında sevdalarını bununla ifade ettiklerini söylemişlerdir..."
yağmurluysa hava ve yanımdaysa sevdiğim*, bu şiiri mırıldanmam kaçınılmazdır:
elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem, beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek, yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa, eylülse, ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam, yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek, yoksa beni
"sisler bulvarı yayımlandı, çok da ilgi gördü, gel gör ki o gün bugün içimde ukde olan bir değişiklikle: şengil (salim şengil-yayıncı), gönderdiğim müsveddeyi fazla kalın bulmuş, şiirlerden bazılarını ikinci bir şiir kitabı için ayırmıştı. kısacası, sonradan yağmur kaçağı adıyla yayımlanan şiir kitabı, gerçekte benim ilk derlediğim sisler bulvarı'nın içinden bölünmüş bir parçaydı. başkalarını bilmem ama, benim için hep öyle kaldı."
aynı isimli bir de şiir vardır kitapta: yağmur kaçağı. şair, bu eseri ile ilgili de şöyle demiştir:
"yağmur kaçağı da, pia gibi, üçüncü şahsın şiiri gibi, böyle bir sevmek gibi bir kerede yazdığım şiirlerdendir. ünü büyük. 50 ve 60 yılları boyunca, kim bilir kaç delikanlı, kaç genç kıza bu şiiri okumuş, ya da yazmıştır? şimdi toplum hayatının yüksek kademelerinde seyreden bazı kişiler, özel söyleşilerimizde, diğer bazıları gibi bu şiiri de ezberden okumuşlar, ilk gençlik yıllarında sevdalarını bununla ifade ettiklerini söylemişlerdir..."
yağmurluysa hava ve yanımdaysa sevdiğim*, bu şiiri mırıldanmam kaçınılmazdır:
elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem, beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek, yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa, eylülse, ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam, yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek, yoksa beni
devamını gör...
yoldaş'ın dayak yediğini görseniz ne yaparsınız sorunsalı
bir şey yapmam.
çünkü yoldaş akıllı adam
yenileceği dövüşe girmez.
yannındaki kızları sakinleştiririm.
çünkü yoldaş akıllı adam
yenileceği dövüşe girmez.
yannındaki kızları sakinleştiririm.
devamını gör...
gözlük
soğuk havalarda sıcak bir mekana girildiğinde buharlanışı kör eder insanı, nankör eder o an sayıp sövesiniz gelir o camlara.
devamını gör...
işaret dili
aslında bu yazıyı dilin gelişimi ve insan evrimine etkisi yazı dizisinde çok önceden paylaşmıştım ama, sanki bu başlık altına kaydırmak daha doğru gibi geldi.
öncelikle işitme engelli insanlar üzerinde yapılan araştırmalara değinmek istiyorum. bu insanlar kendi aralarında işaret diliyle konuşurlarken beyinlerinin hangi bölgelerinin aktif olduğu incelenmiş. evet, sesli iletişim kurabilen işitme engeli olmayan insanların konuşurlarken beyinlerinin aktif olan bölgeleriyle aynı. broca ve wernicke bölgeleri. halbuki beynin daha çok görsel olaylarla ilgili sağ yarı küresinin aktif olması beklenirdi, değil mi? hayır.
bir de edward klima ve eşi ursula bellugi'nin çalışmalarına değinmek istiyorum. hayır, klimanın mucidi değil, klimanın mucidi willis carrier. edward klima işaret dili üzerine uzmanlaşmış bir dilbilimci. beyinlerinin sağ yarı küresi ve sol yarı küresi hasar görmüş işitme engelli insanlar üzerine bir araştırma yapıyorlar ve sonunda ödül de alıyorlar. işaret diliyle iletişim sırasında beyninin sol yarı küresi hasar görmüş kişiler, sağ yarı küresi hasar görmüş kişilere göre, ilgili kelimelerin karşılığı işaretlerde daha fazla hata yapıyorlar. halbuki işaret dilini görsel bir iletişim aracı olarak düşündüğümüz için, beyninin sağ yarı küresi hasar görmüş işitme engelliler daha fazla hata yapmalıydı, değil mi? hayır.
işaret diliyle de olsa iletişim sırasında beynin sol yarı küresinin daha çok aktif olduğu bu araştırmayla da gözlemlenmiş oluyor. hatta yapılan araştırmalar işaret dilinin kendi içinde bir gramer yapısının da olduğunu gösteriyor. evrimsel açıdan işaret dilinin konuşma diline giden yolda nasıl bir basamak olduğu sanırım biraz şekillenmiştir.
işitme engelli bireyler doğuştan olduğu gibi sonradan da bu duruma gelmiş olabilirler. hatta işitme engelinin seviyesine göre iletişim becerileri de farklılık gösterebilir. aldıkları özel eğitimin ve çevrelerindeki insanların bilinç seviyelerine göre okuyabilme (sessiz okuma), yazabilme gibi becerileri de geliştirebilirler. bu bireyler için eğitim ve çevrelerindeki insanların farkındalık seviyeleri, beyin ve sosyal zeka gelişimleri için çok önemlidir. neden derseniz?
çocukken yaz tatillerinde köye giderdik. köydeki çocuklar bana bir kız göstermek istediler. zincirle ağaca bağlı bir kızdı. ona yaklaşmamı istediler. yaklaşmak isteyince saldırgan ve sinirli bir şekilde üstüme doğru atıldı. diğer çocuklar gülüştü, çünkü böyle olacağını biliyorlardı. o an 12-13 yaşlarında bir kız çocuğunun bu şekilde ağaca bağlanmasına çok üzülmüştüm. şimdi o kızın işitme engelli olduğunu tekrar düşününce olay aslında çok daha vahim bir hal alıyor. 78-79 yıllarında, bilinçsiz bir aile hatta bilinçsiz bir toplum içinde, işitme engelli olarak dünyaya geliyorsunuz. gerekli eğitimi alamadığınız için çevrenize uyum sağlayamıyorsunuz. uyum sağlayamadıkça dışlanıyor ve hor görülüyorsunuz. ve bu tutum sizi saldırganlaştırıyor. saldırganlaştıkça çözümü sizi ağaca baklamakta buluyorlar. sonra çocuklar sanki zincirle bağlı bir köpeği sinirlendirir gibi sizinle uğraşıyorlar ve çaresizliğinizle eğleniyorlar...
doğuştan işitme engelli insanların bir iç sesi yoktur. bir dakikalığına iç sesinizin olmadığını düşünün. gerçi bunu düşünebilmek için dahi bir iç sese ihtiyacınızın olması da güzel bir paradoks. tabi durum değerlendirmelerini görsel olarak beyninizde canlandırabiliyorsanız bunu başarabilirsiniz. işitme engelli olmadığı halde iç sesi olmadığını iddia eden insanlar bunu bu şekilde başarabiliyorlar. peki işitme engelliler nasıl başarıyorlar? onların iç sesleri de işaret dili olarak tezahür ediyor. yani iç dünyalarında kendi kendileriyle işaret diliyle iletişim kuruyorlar. şimdi bu insanların eksiksiz, iyi bir eğitim almalarının gerekliliği çok daha iyi anlaşılmıştır.
dünyadaki toplumsal, sosyal, ekonomik düzen ve eğitim sistemi doğal olarak, işitme engeli olmayan insanların yaşam koşullarına uygun olarak gelişmiştir. fakat bu düzene uyum sağlaması gereken, işitme engelli %4-5 bir topluluk vardır. yani kabaca 360 milyonun üzerinde, amerika nüfusu kadar bir insan topluluğu demek.
işaret dili bölgeden bölgeye farklılık gösterse de, evrensel ortak bir işaret dili geliştirilse? ilköğretimden itibaren okullarda işaret dili eğitimi verilse? acaba farkındalığı artmış, empati kurabilme yeteneği gelişmiş bir toplum elde edebilir miydik? ya da zaten toplumun farkındalığı ve empati yeteneği belli bir seviyeye çıktıktan sonra böyle bir atılım mı olağandır?
devamını gör...
örnek bir vatandaş olup polisten korkmak
pek örnek olduğum söylenemez fakat idare ederim. geçenlerde taksim'e bir uğradım. istiklal caddesinde yığınla polis, asker, bekçi görmek beni çok tedirgin etti.
özellikle bazılarının elinde silahlar vardı ve öyle volta atıyorlardı. belki tedbir evet ama çok ürkünç. bu memleketi böyle görmek beni çok üzüyor. ne bileyim belki ben abartıyorum.
özellikle bazılarının elinde silahlar vardı ve öyle volta atıyorlardı. belki tedbir evet ama çok ürkünç. bu memleketi böyle görmek beni çok üzüyor. ne bileyim belki ben abartıyorum.
devamını gör...
erik dalı gevrektir
erik toplamak için ağaca çıkmaya çalışırken yüzüme yüzüme çarpan gerçek. erik dalı gevrek arkadaşlar, basmaya gelmiyor.
devamını gör...
normal sözlük’teki rütbe sevdası
sizde sevdalanirsiniz bir gün. hiç buraya öyle taraklarda bezim yok filan demeyin yani. siz de bir gün istersiniz.
devamını gör...
bazı şair hikayeleri
anlatılana göre cemal süreya ve ahmed’in arkadaşlıkları çok eskilere dayanıyordu.
haftanın hemen hemen her gecesi ulus gazetesi’nde buluşur, oradan meyhanenin yolunu tutar, sabaha karşı da kızılay’a kadar yürüyüp orada ayrılırlardı.
bir gece aniden ortadan kayboldu ahmed. ne gazeteye gelir oldu, ne de her zaman gittikleri meyhaneye.
cemal süreya sonunda onu salaş bir mekanda rakı şişesinin başında buldu.
kadehinden büyük bir yudum aldıktan sonra “sana karşı büyük bir hata işledim” dedi ahmed; “o yüzden kaçıyordum. kız kardeşine aşık oldum…”
dostundan aldığı cevap işe şu sözcüklerden ibaretti: “bunu neresi hata. senden daha iyisini mi bulacak?”
sonrasını şöyle anlatıyor cemal süreya: “kardeşime söyledim. kız şaşırdı, ikisi de birbirini tanımıyor. ‘evlen kız, türkiye’nin en iyi şairi’ dedim. zafer çarşısındaki kahvede sözleştik. tanışacaklar. aldım gittim kardeşimi. bekle bekle ahmed yok. kız bozuldu, onuruna dokundu. ertesi gün öğrendim ki, temiz gömleği olmadığı için gelememiş ahmed.”
doğdun,
üç gün aç tuttuk
üç gün meme vermedik sana
adiloş bebem,
hasta düşmeyesin diye,
töremiz böyle diye,
saldır şimdi memeye,
saldır da büyü...
bunlar,
engerekler ve çıyanlardır,
bunlar,
aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır,
tanı bunları,
tanı da büyü...
bu, namustur
künyemize kazınmış,
bu da sabır,
ağulardan süzülmüş.
sarıl bunlara
sarıl da büyü.
haftanın hemen hemen her gecesi ulus gazetesi’nde buluşur, oradan meyhanenin yolunu tutar, sabaha karşı da kızılay’a kadar yürüyüp orada ayrılırlardı.
bir gece aniden ortadan kayboldu ahmed. ne gazeteye gelir oldu, ne de her zaman gittikleri meyhaneye.
cemal süreya sonunda onu salaş bir mekanda rakı şişesinin başında buldu.
kadehinden büyük bir yudum aldıktan sonra “sana karşı büyük bir hata işledim” dedi ahmed; “o yüzden kaçıyordum. kız kardeşine aşık oldum…”
dostundan aldığı cevap işe şu sözcüklerden ibaretti: “bunu neresi hata. senden daha iyisini mi bulacak?”
sonrasını şöyle anlatıyor cemal süreya: “kardeşime söyledim. kız şaşırdı, ikisi de birbirini tanımıyor. ‘evlen kız, türkiye’nin en iyi şairi’ dedim. zafer çarşısındaki kahvede sözleştik. tanışacaklar. aldım gittim kardeşimi. bekle bekle ahmed yok. kız bozuldu, onuruna dokundu. ertesi gün öğrendim ki, temiz gömleği olmadığı için gelememiş ahmed.”
doğdun,
üç gün aç tuttuk
üç gün meme vermedik sana
adiloş bebem,
hasta düşmeyesin diye,
töremiz böyle diye,
saldır şimdi memeye,
saldır da büyü...
bunlar,
engerekler ve çıyanlardır,
bunlar,
aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır,
tanı bunları,
tanı da büyü...
bu, namustur
künyemize kazınmış,
bu da sabır,
ağulardan süzülmüş.
sarıl bunlara
sarıl da büyü.
devamını gör...
kalbi kırılmış bir kadının yapabilecekleri
bir şey yapan kadından değil hiçbir şey yapmayan kadından korkulması gereken durumdur.
kalbi kırılan kadin önce inzivaya çekilir. kalp kırıklığını sindirmesi lazım. olayı, durumu kavrayabilmesi için bu şart. kavradıktan sonra işte o zaman yapması gerekenlere karar verir. ya bu kalp kırıklığını sindirip, köşesine çekilir ya da bu kalp kırıklığına sebep olan, durum ve kişileri düşünür. ya intikam ya ölüm! kısmı burda devreye girer.
benim kalbim kırıldıysa sizinki de kırılacak der ve çeker kuşanma kılıçlarını. hah!! işte bu kadının yapacakları sınırlıdır. bunun kalbi daha çok kırılır. çünkü keskin sirke küpüne zarar verir misali. yine en çok zararı kendine verir.
gelelim benim en sevdiğim kadın türüne. bu kadın var ya tek başına bin orduya bedeldir. kalp kırıklığını sessizliğiyle halleder. el altından, kimse görmeden, bilmeden, duymadan. karda yürür de izini belli etmez hatunum. bunun yapacaklarının sınırı yoktur. kalbini kıran kişilerden hep bir adım öndedir. sizi önemsemiyorum izlenimi verir. siz daha yaptıklarını anlamazken o çoktan üsküdar'ı geçmiştir bile. bedduası, ah'ları da tutar böylelerinin. kırıldığı, inceldiği yerden inceltir, kırar.
kalbi kırılan kadin önce inzivaya çekilir. kalp kırıklığını sindirmesi lazım. olayı, durumu kavrayabilmesi için bu şart. kavradıktan sonra işte o zaman yapması gerekenlere karar verir. ya bu kalp kırıklığını sindirip, köşesine çekilir ya da bu kalp kırıklığına sebep olan, durum ve kişileri düşünür. ya intikam ya ölüm! kısmı burda devreye girer.
benim kalbim kırıldıysa sizinki de kırılacak der ve çeker kuşanma kılıçlarını. hah!! işte bu kadının yapacakları sınırlıdır. bunun kalbi daha çok kırılır. çünkü keskin sirke küpüne zarar verir misali. yine en çok zararı kendine verir.
gelelim benim en sevdiğim kadın türüne. bu kadın var ya tek başına bin orduya bedeldir. kalp kırıklığını sessizliğiyle halleder. el altından, kimse görmeden, bilmeden, duymadan. karda yürür de izini belli etmez hatunum. bunun yapacaklarının sınırı yoktur. kalbini kıran kişilerden hep bir adım öndedir. sizi önemsemiyorum izlenimi verir. siz daha yaptıklarını anlamazken o çoktan üsküdar'ı geçmiştir bile. bedduası, ah'ları da tutar böylelerinin. kırıldığı, inceldiği yerden inceltir, kırar.
devamını gör...
yazarların ay'a çıkarken dinleyecekleri şarkı
devamını gör...
beyaz sapot
turunçgillere uzaktan akraba olan meksika, orta amerika, kosta rika civarlarında yetişen tropikal bir ağaç türüdür.

bilimsel adı casimiroa edulis olarak geçiyor. santa domingo şeftalisi olarak da bilinir. bir diğer adlandırması ise "mamey sapote" dir.
mamey ismin tarihi ise şöyle gelmektedir; dünyanın en güzel ağaçlarından, dallarının şeklinden ve dallarının tepesinde bulunan güzel yeşil yapraklar nedeniyle "kokusu ve tadı ile kralların meyvesi" anlamında bu isim verilmiştir.mamey isminin kaynağı
yetişkin bir ağacın boyu 5-16 metreye kadar ulaşmaktadır. ve yıl boyunca yaprakları yeşil olarak kalıyor.
ağacın meyvesi yaklaşık 20 cm uzunluğunda ve 700 gram ağırlığındadır. meyvenin dörtte biri kadar büyüklükte olan çekirdeği tek parça halinde meyvenin merkezinde bulunur. bu ağacın meyvesi ilk olgunlaşmadan önceki süreçte yeşil renktedir. zaman geçtikçe dış kabuğu sararır ve olgunlaşır. sararan kabuğunun altında muz, armut, vanilya aromasına benzer etimsi bir yapı bulunur.

mamey meyvesinin hasat vakti yani en uygun toplanma zamanı şubat ve temmuz ayları arasındadır. bu meyve direk kabuğu temizlenip yenilebilir veya restaurantlarda kullanılarak çeşitli yemekler yapılabilir. aynı zamanda bu meyve eski zamanlarda meyvenin çekirdeği ve kabuğu toz haline getirilip böcek ilacı olarak kullanılmış. aynı zamanda geleneksel tıpta ishal, enfeksiyon hastalıkları veya göz hastalıklarında kullanılıyor. isterseniz de bu meyveyi dondurma ve tatlı yapımında da kullanabilirsiniz.
mamey meyvesi sadece tadı için değil besin değerleri için de tüketilen bir meyvedir.
tüketilen her 100 gram mamey 124 kalori için, 0,5 gram doymuş yağ, 0.2 gram çoklu doymamış yağ, 0.1 gram tekli doymamış yağ ve 0.1 gram trans yağda dağıtılan 0.1 toplam yağ. 7 mg sodyum, 454 miligram potasyum, 25 gram lif ve 5 gram şeker içinde dağıtılan 20 gram karbonhidrat, a vitamini ile b1.5 vitamini arasında 12 gram protein, kalsiyum (18 mg), b6 vitamini (0.7 mg), c vitamini (23 mg), demir (0.8 mg) ve magnezyum (11 mg).

bilimsel adı casimiroa edulis olarak geçiyor. santa domingo şeftalisi olarak da bilinir. bir diğer adlandırması ise "mamey sapote" dir.
mamey ismin tarihi ise şöyle gelmektedir; dünyanın en güzel ağaçlarından, dallarının şeklinden ve dallarının tepesinde bulunan güzel yeşil yapraklar nedeniyle "kokusu ve tadı ile kralların meyvesi" anlamında bu isim verilmiştir.mamey isminin kaynağı
yetişkin bir ağacın boyu 5-16 metreye kadar ulaşmaktadır. ve yıl boyunca yaprakları yeşil olarak kalıyor.
ağacın meyvesi yaklaşık 20 cm uzunluğunda ve 700 gram ağırlığındadır. meyvenin dörtte biri kadar büyüklükte olan çekirdeği tek parça halinde meyvenin merkezinde bulunur. bu ağacın meyvesi ilk olgunlaşmadan önceki süreçte yeşil renktedir. zaman geçtikçe dış kabuğu sararır ve olgunlaşır. sararan kabuğunun altında muz, armut, vanilya aromasına benzer etimsi bir yapı bulunur.

mamey meyvesinin hasat vakti yani en uygun toplanma zamanı şubat ve temmuz ayları arasındadır. bu meyve direk kabuğu temizlenip yenilebilir veya restaurantlarda kullanılarak çeşitli yemekler yapılabilir. aynı zamanda bu meyve eski zamanlarda meyvenin çekirdeği ve kabuğu toz haline getirilip böcek ilacı olarak kullanılmış. aynı zamanda geleneksel tıpta ishal, enfeksiyon hastalıkları veya göz hastalıklarında kullanılıyor. isterseniz de bu meyveyi dondurma ve tatlı yapımında da kullanabilirsiniz.
mamey meyvesi sadece tadı için değil besin değerleri için de tüketilen bir meyvedir.
tüketilen her 100 gram mamey 124 kalori için, 0,5 gram doymuş yağ, 0.2 gram çoklu doymamış yağ, 0.1 gram tekli doymamış yağ ve 0.1 gram trans yağda dağıtılan 0.1 toplam yağ. 7 mg sodyum, 454 miligram potasyum, 25 gram lif ve 5 gram şeker içinde dağıtılan 20 gram karbonhidrat, a vitamini ile b1.5 vitamini arasında 12 gram protein, kalsiyum (18 mg), b6 vitamini (0.7 mg), c vitamini (23 mg), demir (0.8 mg) ve magnezyum (11 mg).
devamını gör...
