iyi parti genel başkan yardımcısının homofobik tweet'e cevabı
dünyaya bir gram faydası olmayan, oksijen israfı bir mahlukata verilmiş okkalı cevaptır. iyi parti genel başkanı olarak değil sadece, aynı zamanda bir baba olarak verilecek en güzel cevabı vermiş vekilimiz.
devamını gör...
kimseyi sevememek
normal olan durumdur. günümüzde metropol insanında yalnızlık karşısında dehşete kapılmaya varan anlamsız ve sebepsiz bir tepki söz konusu. bu bağlamda, hala yalnızlık bir başarısızlık ve hüsran olarak nitelendiriliyor. fakat gerçek şu ki herkes kendi hayatını yaşıyor, herkes yalnız doğdu, ve herkes kendi mezarında tek başına yatacak.
yine bu bağlamda, kimseyi sevememek, korkunç bir hal değil, tam aksine hala bir başkasında bir mutluluk edinebileceğine dair sürekli tersi ispatlanan bir umuttan vazgeçme hali, neredeyse bir "erme" durumudur. yalnızlıktan korkmuyorsanız eğer, tek başınıza bir evde kimseyle konuşmadan yaşayabiliyor ve bunu yadsımıyorsanız, gayet makul bir haldir. ne öyle tehlikeli bir sürece sürükler insanı, ne de öldürür. tam aksine, insanı sürekli sömüren, insandan sürekli birşeyler koparıp aslında hiçbirşey vermeyen, üstüne üstlük bunu "dosluk, kardeşlik, sevgililik" gibi içi boşaltılmış zırvalıklarla meşru kılmaya çalışan fazlalıkları hayatınızdan çıkardığınızda, ömrünüz boyunca size sadık kalacak ve size eşlik edecek tek kişiyle başbaşa kalıyorsunuz, kendinizle...
yine bu bağlamda, kimseyi sevememek, korkunç bir hal değil, tam aksine hala bir başkasında bir mutluluk edinebileceğine dair sürekli tersi ispatlanan bir umuttan vazgeçme hali, neredeyse bir "erme" durumudur. yalnızlıktan korkmuyorsanız eğer, tek başınıza bir evde kimseyle konuşmadan yaşayabiliyor ve bunu yadsımıyorsanız, gayet makul bir haldir. ne öyle tehlikeli bir sürece sürükler insanı, ne de öldürür. tam aksine, insanı sürekli sömüren, insandan sürekli birşeyler koparıp aslında hiçbirşey vermeyen, üstüne üstlük bunu "dosluk, kardeşlik, sevgililik" gibi içi boşaltılmış zırvalıklarla meşru kılmaya çalışan fazlalıkları hayatınızdan çıkardığınızda, ömrünüz boyunca size sadık kalacak ve size eşlik edecek tek kişiyle başbaşa kalıyorsunuz, kendinizle...
devamını gör...
güne bir özdemir asaf şiiri bırak
sana gitme demeyeceğim.
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.
sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.
sana gitme demeyeceğim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyeceğim
sen de bilme, lavinia
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.
sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.
sana gitme demeyeceğim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyeceğim
sen de bilme, lavinia
devamını gör...
normal sözlük’ün normal olmayan yazarları veri tabanı
devamını gör...
hiçliğin tadı
charles baudelaire tarafından yazılmış olan umutsuzluğun şiiri. şiirin orijinal ismi le goût du néant ve şairin şiir derlemesi olan les fleurs du mal'ın -dilimize kötülük çiçekleri olarak çevrilmiştir- spleen et ıdéal bölümünde yer alıyor. çaresizliğin ve huzursuzluğun baudelaire tarafından yeniden tanımlanışı demek yanlış olmayacaktır. baudelaire'ın kendine has benzetmeleri bu şiirde de yer bulmuş kendine. baudelaire derinin altından yavaşça içeri sızmak isteyen bir şair hiç olmadı bana kalırsa. o daha çok aşk şiirlerinde de, umutsuzluğunda da ve hatta ölüm arzusunda dahi kelimelerinin yeni bilenmiş bir bıçak gibi olmasını tercih ediyordu. konu zaman olduğunda da pek farklı yaklaşmamış. onun kelimelerinin niyeti içeri sızmak değildi zaten içeride olan bir şeyden söz ediyorlardı. bu şiir şüphesiz bunun en güzel yansıması. "zamana neden bunca düşmanlık?" sorusunun da cevabı niteliğinde.
ey hüzünlü ruhum.
ihtiyar budala.
kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
işe yaramaz beygir
uzan olduğun yere dayanmasını bil.
sönmeyen yanı var mı dünyanın...
ruhum, acılarını örtün.
ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.
yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak
artık ne kavganın tadı
ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.
elveda kavalın türküsü
flütün iççekici elveda
somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..
ruhum sevgili baharının bitti.
o çılgın kokuların tükendiği zamandır..
ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya
ıssız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor
geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi
gerek yok sığınmaya
ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi
ruhum dünyanın çığlarını çağır.
seni sarıp döne döne götürecektir zaman.
morne esprit, autrefois amoureux de la lutte,
l'espoir, dont l'éperon attisait ton ardeur,
ne veut plus t'enfourcher! couche-toi sans pudeur,
vieux cheval dont le pied à chaque obstacle butte.
résigne-toi, mon coeur; dors ton sommeil de brute.
esprit vaincu, fourbu! pour toi, vieux maraudeur,
l'amour n'a plus de goût, non plus que la dispute;
adieu donc, chants du cuivre et soupirs de la flûte!
plaisirs, ne tentez plus un coeur sombre et boudeur!
le printemps adorable a perdu son odeur!
et le temps m'engloutit minute par minute,
comme la neige immense un corps pris de roideur;
— je contemple d'en haut le globe en sa rondeur
et je n'y cherche plus l'abri d'une cahute.
avalanche, veux-tu m'emporter dans ta chute?
ey hüzünlü ruhum.
ihtiyar budala.
kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
işe yaramaz beygir
uzan olduğun yere dayanmasını bil.
sönmeyen yanı var mı dünyanın...
ruhum, acılarını örtün.
ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.
yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak
artık ne kavganın tadı
ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.
elveda kavalın türküsü
flütün iççekici elveda
somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..
ruhum sevgili baharının bitti.
o çılgın kokuların tükendiği zamandır..
ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya
ıssız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor
geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi
gerek yok sığınmaya
ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi
ruhum dünyanın çığlarını çağır.
seni sarıp döne döne götürecektir zaman.
morne esprit, autrefois amoureux de la lutte,
l'espoir, dont l'éperon attisait ton ardeur,
ne veut plus t'enfourcher! couche-toi sans pudeur,
vieux cheval dont le pied à chaque obstacle butte.
résigne-toi, mon coeur; dors ton sommeil de brute.
esprit vaincu, fourbu! pour toi, vieux maraudeur,
l'amour n'a plus de goût, non plus que la dispute;
adieu donc, chants du cuivre et soupirs de la flûte!
plaisirs, ne tentez plus un coeur sombre et boudeur!
le printemps adorable a perdu son odeur!
et le temps m'engloutit minute par minute,
comme la neige immense un corps pris de roideur;
— je contemple d'en haut le globe en sa rondeur
et je n'y cherche plus l'abri d'une cahute.
avalanche, veux-tu m'emporter dans ta chute?
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
içim içime sığmıyor günlerdir,ne yatabiliyorum ne oturabiliyorum elime aldığım kitabı bir iki sayfadan fazla okuyamayıp bırakıyorum.
yediğim içtiğim bir iki lokma hep saman tadında,saman da yemiştim geçmiş zamanda oradan anımsıyorum tadını...
günler geceleri kovalarken tek yaptığım balkonda oturup çay kahve içmeye çalışmak onu bile doğru dürüst yapamadım.
sırt çantamı hazırladım bir gece sabah ilk uçakla yurt dışına çıktım,ara ara küçük anektodlar ile andığım ormana...
burası beni hep çağırırdı belki koca ağaçların kökleri kanım ile ıslandığı için belki dostlar ile orada geçirdiğimiz vakitler için,bilmiyorum.
havaalanından çıkışta bir taksiye binip ormanın adını söylediğim de taksici geriye dönüp bana bakınca “sür” dedim.
ormana yakın bir yerde inip yürümeye başladım adımlarım sıklaştıkça içimde bir ferahlık duyuyordum bir kavuşma vardı o an orada bir özlemin bir hasretin vuslata ermesi.
yükseklere tırmandıkça tırmandım taa ki takatim kesilene kadar,sırtımı koca bir gövdeye yaslayıp bir sigara yaktım ve sessizliğin sesini dinlemeye koyuldum.
geceyi bekliyorum en karanlık anını işte o zaman içimdeki en karanlık ben ortaya çıkacak,kimselere anlatamadığım her ne varsa ormanda yüzyüze gelecektim bir daha...
zifiri bir gece daha binlerce gecem gibi,içim gibi kalbim gibi.
ne çok sevdiğimi uğurlamışım çocukluktan bu yana bir de kendime bakıyorum ve diyorum doğruymuş o söz “iyiler uzun yaşamazmış”
içimde biriken öfke bir haykırış ile patlarken o sesten korkan hayvanların sesleri ve kanat çırpışları geliyor kulağıma,sonra?
sonrası yok.
bir su sesi ile uyanıyorum üstüm çıplak sırtım her yerim çizikler içinde ellerim de kurumuş kanlar ve çıkmış bir kaç parmak.
onları yerine oturturken sağlam acı çekiyorum ama ses çıkaracak halim kalmamış.
avuç avuç su içiyorum günlerce su içmemiş gibi,saatler sonra çantamı bulup sigarayı çakmağı görünce tebessüm edip bir kaç sigara içip yedek olarak aldığım tişörtü giyip yürümeye başladım.
hafiflemiştim biraz ormandan çıkarken dönüp koca ormana teşekkür ettim beni çağırdığı ve misafir ettiği için.
şimdi dönüş zamanı...
yediğim içtiğim bir iki lokma hep saman tadında,saman da yemiştim geçmiş zamanda oradan anımsıyorum tadını...
günler geceleri kovalarken tek yaptığım balkonda oturup çay kahve içmeye çalışmak onu bile doğru dürüst yapamadım.
sırt çantamı hazırladım bir gece sabah ilk uçakla yurt dışına çıktım,ara ara küçük anektodlar ile andığım ormana...
burası beni hep çağırırdı belki koca ağaçların kökleri kanım ile ıslandığı için belki dostlar ile orada geçirdiğimiz vakitler için,bilmiyorum.
havaalanından çıkışta bir taksiye binip ormanın adını söylediğim de taksici geriye dönüp bana bakınca “sür” dedim.
ormana yakın bir yerde inip yürümeye başladım adımlarım sıklaştıkça içimde bir ferahlık duyuyordum bir kavuşma vardı o an orada bir özlemin bir hasretin vuslata ermesi.
yükseklere tırmandıkça tırmandım taa ki takatim kesilene kadar,sırtımı koca bir gövdeye yaslayıp bir sigara yaktım ve sessizliğin sesini dinlemeye koyuldum.
geceyi bekliyorum en karanlık anını işte o zaman içimdeki en karanlık ben ortaya çıkacak,kimselere anlatamadığım her ne varsa ormanda yüzyüze gelecektim bir daha...
zifiri bir gece daha binlerce gecem gibi,içim gibi kalbim gibi.
ne çok sevdiğimi uğurlamışım çocukluktan bu yana bir de kendime bakıyorum ve diyorum doğruymuş o söz “iyiler uzun yaşamazmış”
içimde biriken öfke bir haykırış ile patlarken o sesten korkan hayvanların sesleri ve kanat çırpışları geliyor kulağıma,sonra?
sonrası yok.
bir su sesi ile uyanıyorum üstüm çıplak sırtım her yerim çizikler içinde ellerim de kurumuş kanlar ve çıkmış bir kaç parmak.
onları yerine oturturken sağlam acı çekiyorum ama ses çıkaracak halim kalmamış.
avuç avuç su içiyorum günlerce su içmemiş gibi,saatler sonra çantamı bulup sigarayı çakmağı görünce tebessüm edip bir kaç sigara içip yedek olarak aldığım tişörtü giyip yürümeye başladım.
hafiflemiştim biraz ormandan çıkarken dönüp koca ormana teşekkür ettim beni çağırdığı ve misafir ettiği için.
şimdi dönüş zamanı...
devamını gör...
koronavirüs salgını depremler ve tüm felaketlerin imamoğlu yüzünden olduğunu söylemek
hatta ispanyol gribinin sebebi de imamoğludur.
tanım: saçma sapan bir söylemdir.
tanım: saçma sapan bir söylemdir.
devamını gör...
komik ilaç isimleri
yetişkinlere bu isimler normal gelse de ergenlerin şakalaşmalarında kullandıkları komik ilaç isimleri...
bengay: kas gevşetici…amcam “ben gay” dedi.
relaxol: antidepresan ilacı…manitam bana “relax ol” dedi.
esram: antidepresan ilacı…esra isimli kıza esram diyerek kızdırıyorum, ilaç ismi diyorum.
aferin: soğuk algınlığı tedavisinde kullanılır. hastalanınca aferin diyorlar
emedur: mide bulantılarını önlemekte kullanılır. "doktorun biri halama eme dur” diye yazı yazmış. eniştem çok sinirlenmiş.
biokadin: fitil. “biyonik kadın”.
vermidon: ağrı kesici bu ilacı ergenler “ver bi don” diye söyler.
lansor: mide yanmasını giderir. “lan sor” denirken lan kelimesi yüksek sesle söylenir.
antepsin: mide ilacıdır. “antep değilim, ismim kerim” derler.
urfamycin: antibiyotiktir. “urfa değilim, sen laz mısın”.
nibulen: mantar kremi. ne bu len, anlamadım?
anadur: nandrolon fenopropionat ampul: anadur denince teyze “niye durayım ki, ana dur diyorsun.
saridon: analjezik. doktor sari don verdi, oysa hep beyaz don giyerdim.
popolin: pişik kremi. yaşlılar bu kelimeyi söylerken ergenler güler.
ma ka ta: hemoroid ilacı.
aminomix novum: serum. ergenler hızlı söyleyip güler.
gotu kola: şifalı bir bitki olarak gıda takviyesi olarak alınır. kola kelimesini kolla diye okuyup gülerler.
penisilin: antibiyotik.
cafergot: kas gevşetici. ismi cafer olanlar ile dalga geçmekte kullanırlar.
sonra da kendileri farklı ilaç isimleri uydurur, photoshop yöntemi ile de sahte ilaç resimleri oluştururlar. yeri geldiğinde biz de güleriz onların uydurduğu ilaç isimlerine.
bengay: kas gevşetici…amcam “ben gay” dedi.
relaxol: antidepresan ilacı…manitam bana “relax ol” dedi.
esram: antidepresan ilacı…esra isimli kıza esram diyerek kızdırıyorum, ilaç ismi diyorum.
aferin: soğuk algınlığı tedavisinde kullanılır. hastalanınca aferin diyorlar
emedur: mide bulantılarını önlemekte kullanılır. "doktorun biri halama eme dur” diye yazı yazmış. eniştem çok sinirlenmiş.
biokadin: fitil. “biyonik kadın”.
vermidon: ağrı kesici bu ilacı ergenler “ver bi don” diye söyler.
lansor: mide yanmasını giderir. “lan sor” denirken lan kelimesi yüksek sesle söylenir.
antepsin: mide ilacıdır. “antep değilim, ismim kerim” derler.
urfamycin: antibiyotiktir. “urfa değilim, sen laz mısın”.
nibulen: mantar kremi. ne bu len, anlamadım?
anadur: nandrolon fenopropionat ampul: anadur denince teyze “niye durayım ki, ana dur diyorsun.
saridon: analjezik. doktor sari don verdi, oysa hep beyaz don giyerdim.
popolin: pişik kremi. yaşlılar bu kelimeyi söylerken ergenler güler.
ma ka ta: hemoroid ilacı.
aminomix novum: serum. ergenler hızlı söyleyip güler.
gotu kola: şifalı bir bitki olarak gıda takviyesi olarak alınır. kola kelimesini kolla diye okuyup gülerler.
penisilin: antibiyotik.
cafergot: kas gevşetici. ismi cafer olanlar ile dalga geçmekte kullanırlar.
sonra da kendileri farklı ilaç isimleri uydurur, photoshop yöntemi ile de sahte ilaç resimleri oluştururlar. yeri geldiğinde biz de güleriz onların uydurduğu ilaç isimlerine.
devamını gör...
2021 yılı müze giriş ücretlerine yüzde 20 ile 35 arasında zam yapılması
bari müzelere dokunmayın dediğim başlık. insanlara tarihlerini, kültürlerini sunan müzeleri gezmeye teşvik edecekleri yerde... çok ilginç.
1 yıl kullanılabilen müzekart+ türk vatandaşları için 60, öğrenciler için ise 30 lira. bu bilgi burada dursun. kartın geçerli olmadığı yerlerde bu zamlara maruz kalmak zorundayız ama yine de işe yarıyor. tek tek bilet almaya hiç gerek yok. arkeoloji müzesi'ne 60 lira vereceğime müzekart'la istediğim zaman girebiliyorum.
1 yıl kullanılabilen müzekart+ türk vatandaşları için 60, öğrenciler için ise 30 lira. bu bilgi burada dursun. kartın geçerli olmadığı yerlerde bu zamlara maruz kalmak zorundayız ama yine de işe yarıyor. tek tek bilet almaya hiç gerek yok. arkeoloji müzesi'ne 60 lira vereceğime müzekart'la istediğim zaman girebiliyorum.
devamını gör...
yaş ilerledikçe azalan şeyler
yaşam sevinci.
ama yinede halimize şükürler olsun her zaman beterin beteri vardır.
ama yinede halimize şükürler olsun her zaman beterin beteri vardır.
devamını gör...
biri hiçbiri binlercesi
italyan oyun ve öykü yazarı luigi pirandello tarafından 1909 yılnda yazmaya başladığı ancak 1926 yılında tamamlayıp yayımladığı felsefi ve mizahi bir roman. kitabın ana kahramanı vitangelo moscarda' nın bir gün aynada yüzünü incelerken karısının ona burnunun sağa doğru yamuk olduğunu söylemesi ile hayatı altüst oluyor ve içsel bir buhranın başlangıcı oluyor. 28 yıl boyunca hiç bu eğriliği fark etmeyen moscarda insanın varoluşundan bu yana kendine bakış açısı ile diğer insanların bakış açısının ve gördüğü şeylerin birbirinden farklı olduğunu anlıyor. sorgulamaya başlıyor ve her insan için farklı bir moscardo olduğunun ama aslında asıl moscardo'nun kim olduğunun bilincine varıyor. oldukça ilginç ama bir o kadar da akıcı olan bu kitapta bu sorgulamaya ve buhrana şahit oluyor ve ara ara okuyucuya da kendini ve benlik kavramını sorgulatıyor.*benlikler arasında kaybolan delirmiş bir moscardoyu okuyoruz ve yazar bize moscardo ile şu soruyu sorgulatıyor:
"insan bir midir. hiç midir, yoksa binlerce midir?"
başkalarının bende birini gördüğü ama o birinin de benim tanımadığım bir ben olduğu; başkalarının ancak bana ait olmayan gözlerle dışarıdan bakarak görebildikleri ve tanıyabildikleri o birisine, benim içimde ve onlara göre benim görüntüm olduğu hâlde( demek ki 'benim' dediğim aslında benim için değildi!!) bana hep yabancı olarak bir görüntü atfedecek olmaları; onlara göre benim olan bu hayatın içine giremeyeceğim düşüncesi, benim huzurumu kaçırıyordu.
"insan bir midir. hiç midir, yoksa binlerce midir?"
başkalarının bende birini gördüğü ama o birinin de benim tanımadığım bir ben olduğu; başkalarının ancak bana ait olmayan gözlerle dışarıdan bakarak görebildikleri ve tanıyabildikleri o birisine, benim içimde ve onlara göre benim görüntüm olduğu hâlde( demek ki 'benim' dediğim aslında benim için değildi!!) bana hep yabancı olarak bir görüntü atfedecek olmaları; onlara göre benim olan bu hayatın içine giremeyeceğim düşüncesi, benim huzurumu kaçırıyordu.
devamını gör...
je m'en vais
çekip gitmenin en hüzünlü hali olan vianney şarkısı. güzel ve çirkin'e yapılan gönderme özenle dikilmiş gibi uymuş şarkıya. aslında tam olarak kalan kişinin hiç burada bile olmayışının bilincine varıldıktan sonra gitmekten geliyor şarkının özü. yani bir noktada aslında hiç burada olmayan birinden ne kadar gidilebilir ki ve nefretten ziyade acı besler insanı. et la belle n'est jamais sage.
kafamda dönüp duruyor uzun metrajlı bir filmin görüntüleri
senin güzel benim ise çirkin (canavar) olduğum
ama güzel hiçbir zaman bilge değildir
ne zaman çıkıp hatanın sende olduğunu
ve beni sevmeyi hiç beceremediğini söyleyeceksin?
senin ve senin gibilerin cehenneme kadar yolu var
ben gidiyorum.
kafamda dönüp duruyor uzun metrajlı bir filmin görüntüleri
senin güzel benim ise çirkin (canavar) olduğum
ama güzel hiçbir zaman bilge değildir
ne zaman çıkıp hatanın sende olduğunu
ve beni sevmeyi hiç beceremediğini söyleyeceksin?
senin ve senin gibilerin cehenneme kadar yolu var
ben gidiyorum.
devamını gör...
şapkalı fevzi dayı
mutlaka takip edilmesi gereken, izleyeni varoluşsal kaygılara salan, müzik dünyasının devrimci bir karakteri olduğunu düşündüğüm büyük sanatçıdır.

kendisi bafralıdır ama eğer yanlış anlamadıysam almanya’da çalışarak yıllarca çok para kazanmış ve hayali olan albümlere ve kendine ait bir programa sahip olmuştur böylelikle.

müzikal yeteneği sizi bir daha müzik dinlemeye tövbe ettirecek haldedir. albüme okuduğu şarkılarda bile detone olabilen, bir türlü sözlerle müziği denk getiremeyen, yaptığı danslarla sinir sisteminde bir bozukluk olduğunu düşündüren fevzi dayı modaya ve şıklık kavramına da savaş açmıştır.

kliplerinde hep aynı konu üzerine eğilen fevzi dayı, danslarında da çeşitliliğe gitmeyi tercih etmez.
vatan borcu
potpori
ailenizin kanalı tempo tv’de fevzi dayı songül zar show isimli programın dördüncüsünü yayınlayan fevzi dayı canlı performansı ile insan ırkının merhametsizliğini kanıtlamıştır.
fevzi dayı show
her laf arasında çok para kazandığından bahseder, program partnerine “ evet şimdi ne yapalım? ben mi söyleyeyim bir şarkı yoksa sen mi?” dedikten sonra, her seferinde şarkıyı kendisi söyleyen fevzi dayı gömleğini de pantolonunun içine emaneten koyarak serseri serbest stili ile bohem program sunucusu tavrını güçlendirir.

bu özgüven, bu azim en azından bir klibini açıp izlemenizi gerektirir bence.

kendisi bafralıdır ama eğer yanlış anlamadıysam almanya’da çalışarak yıllarca çok para kazanmış ve hayali olan albümlere ve kendine ait bir programa sahip olmuştur böylelikle.

müzikal yeteneği sizi bir daha müzik dinlemeye tövbe ettirecek haldedir. albüme okuduğu şarkılarda bile detone olabilen, bir türlü sözlerle müziği denk getiremeyen, yaptığı danslarla sinir sisteminde bir bozukluk olduğunu düşündüren fevzi dayı modaya ve şıklık kavramına da savaş açmıştır.

kliplerinde hep aynı konu üzerine eğilen fevzi dayı, danslarında da çeşitliliğe gitmeyi tercih etmez.
vatan borcu
potpori
ailenizin kanalı tempo tv’de fevzi dayı songül zar show isimli programın dördüncüsünü yayınlayan fevzi dayı canlı performansı ile insan ırkının merhametsizliğini kanıtlamıştır.
fevzi dayı show
her laf arasında çok para kazandığından bahseder, program partnerine “ evet şimdi ne yapalım? ben mi söyleyeyim bir şarkı yoksa sen mi?” dedikten sonra, her seferinde şarkıyı kendisi söyleyen fevzi dayı gömleğini de pantolonunun içine emaneten koyarak serseri serbest stili ile bohem program sunucusu tavrını güçlendirir.

bu özgüven, bu azim en azından bir klibini açıp izlemenizi gerektirir bence.
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
hamal'ın, hamile ile birlikte tahammülle de kökteş olup tahammülün hamallık anlamına gelmesi ve hamilenin de köken olarak türkçe'de de hamile yerine kullanılan yüklü anlamına gelmesi daha ilginçtir.
edit: anlatım bozukluğu giderildi. bir de biraz karışık olmuş sanki ama sınavlar yaklaştı idare et sözlük.
edit: anlatım bozukluğu giderildi. bir de biraz karışık olmuş sanki ama sınavlar yaklaştı idare et sözlük.
devamını gör...
lise koridorundaki kalorifer
ne aşklara ne yıkışlara ne kavgalara ne dedikodulara şahit olmuştur. sıcacıktır, bizdendir.
devamını gör...
geceye ismet özel şiirlerinden bir dize bırak
"kalbime döneceğim ama hangi yolla"
devamını gör...
yazarların hayatlarını devam ettirme motivasyonları
şu kitabı da bitireyim.
devamını gör...
bir insanın zeki olduğunu gösteren detaylar
bilinen bir şeyi farklı şekillere bürüyerek ifade edebilme özelliği vardır bu kişilerin. bu şekil bazen kelimeyle şiir veya espiriye dönüşür, bazen bir araçla sanat eserine veya hareketle tiyatroya, spora dönüşür. aynı şeyi farklı olarak ifade edebilmektir bence zekilik.
devamını gör...

