larmina
yağmurlu bir gecede şehrin sokaklarına çıkıp onunla birlikte bağıra bağıra bu şarkıyı söylemek istiyorum, zira benim bet sesim onun güzel sesi sayesinde tolere edilebilir ancak. hep yazsın, hep söylesin, çok da mutlu olsun.
devamını gör...
normal sözlük'ün başarılı olma nedeni
bir sözlüğe içimizi dökme açlığımıza derman olmuştur, alternatifinde çaylak gezerken burada ciddiye alınmak hoşa gitmiştir. tanım patlaması yaşıyorum sayın sözlük, çok doluymuşum durduramıyorum.
devamını gör...
ilk buluşmada yapılmaması gerekenler
benim gibi iltifat alıp utanınca ne yapacağınızı şaşırıp karşınızdakine kaba davranmayın..
devamını gör...
en son mutlu hissedilen an
1. sınıf karne günüm. karneyi almışım hepsi 5, koşuyorum sonra birden düştüm çakıllı topraklı bir yolda ellerimin içi kanadı karneye bulaştı kan izleri. annemin beni kaldırırken sözleri " kesin nazar oldun sen. " demesi. ellerim acıyor ama mutluyum, hatırladığım sanırım son mutlu an.
devamını gör...
bakire kadınla evlenmek isteyen erkek
geçmiş yıllarda bir kondom firması, türkiye piyasasına girmeden erkeklerin penis boyutlarıyla ilgili anket yaptırır. ve çıkan sonuçlara göre en büyük boy kondomları piyasaya sürer. kısa süre içinde de iflas eder.
yine ortadoğu erkeğinin erken boşalma konusundaki ünü meşhurdur. bunun için medeni bir insan gibi doktora gidip terapi almaz. gerizekalı şekilde ski uyuşturan ürünler kullanır. hatta penisine dişinol sürmeyi düşünen andavallar bile tanıyorum.
yine bu bağlamda, cinsel olarak tatmin edemediği kadını fahişe ilan etme eşiği cok düşüktür.
zaten iğrenç ağzımızda, herkesin anası, bacısı, karısı "fahişe" değil mi? iki yetersiz cümlemizden birisi, kadını cinsel olarak cezalandırmak değil mi?
bakire kız arama saplantısını kadın sünneti meselesinden ayrı düşünemeyiz. o iğrenç yöntemleri burada şimdi yazmayı midem elvermiyor. lakin araştırmanızı öneririm.
özü itibariyle, kız çocuğu yetişkin olduğunda seksten zevk alamasın diye yapılan ilkel bir cerrahi işlemdir.
bakire kız takıntısı da biraz buna benzer. cinsel olarak yetersizliğinin farkında olan ortadoğu erkeği, gözü açılmamış kadın ister. iğrenç bir komplekstir bu.
ortadoğu kadınına çocukluğundan itibaren, cinsellikten zevk aldığını erkeğine göstermemesi yolunda gizli mesajlar verilir. zira seksten zevk alanlar sadece orospulardır.
lakin sağlıklı cinselliğiyle barışmış kadın yaşamda bütün kirli erkekliği yenmiş ve gerçek güce ulaşmış kadındır.
biz erkekler olarak biraz fazla korkağız. nedeni çok derinlerde vahşi kompleksler nedeniyle bu kadından korkuyoruz.
ve ömrümüz, aldığımız milyonlarca nefesle birlikte lumpenlikler bataklığında, bir gram toplumsal gelişmeden uzak kahrolup gidiyor.
not: zaten hayatımız devlet sansürüyle az batırılmış gibi bir de sözlükte sansür mantıksızlığı...
yine ortadoğu erkeğinin erken boşalma konusundaki ünü meşhurdur. bunun için medeni bir insan gibi doktora gidip terapi almaz. gerizekalı şekilde ski uyuşturan ürünler kullanır. hatta penisine dişinol sürmeyi düşünen andavallar bile tanıyorum.
yine bu bağlamda, cinsel olarak tatmin edemediği kadını fahişe ilan etme eşiği cok düşüktür.
zaten iğrenç ağzımızda, herkesin anası, bacısı, karısı "fahişe" değil mi? iki yetersiz cümlemizden birisi, kadını cinsel olarak cezalandırmak değil mi?
bakire kız arama saplantısını kadın sünneti meselesinden ayrı düşünemeyiz. o iğrenç yöntemleri burada şimdi yazmayı midem elvermiyor. lakin araştırmanızı öneririm.
özü itibariyle, kız çocuğu yetişkin olduğunda seksten zevk alamasın diye yapılan ilkel bir cerrahi işlemdir.
bakire kız takıntısı da biraz buna benzer. cinsel olarak yetersizliğinin farkında olan ortadoğu erkeği, gözü açılmamış kadın ister. iğrenç bir komplekstir bu.
ortadoğu kadınına çocukluğundan itibaren, cinsellikten zevk aldığını erkeğine göstermemesi yolunda gizli mesajlar verilir. zira seksten zevk alanlar sadece orospulardır.
lakin sağlıklı cinselliğiyle barışmış kadın yaşamda bütün kirli erkekliği yenmiş ve gerçek güce ulaşmış kadındır.
biz erkekler olarak biraz fazla korkağız. nedeni çok derinlerde vahşi kompleksler nedeniyle bu kadından korkuyoruz.
ve ömrümüz, aldığımız milyonlarca nefesle birlikte lumpenlikler bataklığında, bir gram toplumsal gelişmeden uzak kahrolup gidiyor.
not: zaten hayatımız devlet sansürüyle az batırılmış gibi bir de sözlükte sansür mantıksızlığı...
devamını gör...
ay şarkısı
saian'ın eşi ayda erkurt hanım efendi için yazdığı ve yine klibinde eşini oynattığı muhteşem şarkı.
klip o kadar şeker ki eşi sürekli gülümsüyor, e bu kadar romantik ve anlamlı bir hareket bana yapılsa ben de 32 diş gezerdim herhal.
önce sözlere bakalım:
onun başı bağlı kolunda bir sepet
geçip giderdi çarşıdan gözlerinde sebep
öyle gerçekti ki sokaktan o geçtiği vakit
kalbi yok – taşır gövdesinde şüpheli bir paket
ooooo
benim önümde birkaç dize
onun evinde bir gudubet var
ooooo
tıpkı bembeyaz bir yarı tanrı
dönüp bakarken yere düştüğüm
dilimde bir ay şarkısı saat on beş otuz
sen arnavut taşlar üstündesin okus pokus
o gece demlenir kimin koynunda ─e pes be!
kanar koynunda bir karanfil pis bir nefesle
herkes ona bakardı sanki çizmiş onu monet
susardı dudaklarımda shakespeare'den bir sone
ağzında çıkan her ifade renk ve dua
bir kısa öykü anlamdan kurtulan merhaba
kaldım lal
yüzündeki fal
beni say
gece gibi sar
bir masal
günlerden pazar
yıldız kaysa
beni gelip alsa
olsam bir şövalye
sepetinde molière
ve göğsündeki ay taşından kolye
nefes alıp verdikçe yaklaşır yıldızlara!
la la la la la la!
bakıp su falına düşünür
uzaktan bir gemi alıp götürür bütün o gündüz düşünü
yüzünün plastik biçimi – bir reform mu?
tıpkı müjdeler gibi yeni bir estetik formu
yüzü güne dönük ama sırtında gece
bazı başka dilden konuşur bilmem ki nece
ağlar onun yüzü hem yas hem edalı
dokunmazdı çiçeklere bile sanki vebalı
ve bir gün konuverdi ayaklarına bir serçe
düştü evrenle yüzünün arasına bir perçem
düş ormanının içinde yakınsak bir mercek
onca yalanın içinde şişiverdi gerçek
ooooo
kaldırsa bir başını yıldızlara uzansa değer
ooooo
tırnakları neşe kaplı fakat dargınmış meğer
yavaş sesle soyunurdu eski liman üstünde
ve hep aya dönerdi evdekine küstüğünde
benim gövdemdeki peki ateş mi logos mu?
eteklerini kaldıran poyraz mı lodos mu?
fakat o gece bana döndü yüzü aya değil
dedi ki başımın üstündeki yıldızları say hadi!
ve yıldızlar çırılçıplak karşımda
artık bir gömlek bile satmazlar bana çarşıda
kaldım lal
yüzündeki fal
beni say
gece gibi sar
bir masal
günlerden pazar
yıldız kaysa
beni gelip alsa
olsam bir şövalye
sepetinde molière
ve göğsündeki ay taşından kolye
nefes alıp verdikçe yaklaşır yıldızlara!
la la la la la la!
şimdi de şarkı:
ay şarkısııııı
klip o kadar şeker ki eşi sürekli gülümsüyor, e bu kadar romantik ve anlamlı bir hareket bana yapılsa ben de 32 diş gezerdim herhal.
önce sözlere bakalım:
onun başı bağlı kolunda bir sepet
geçip giderdi çarşıdan gözlerinde sebep
öyle gerçekti ki sokaktan o geçtiği vakit
kalbi yok – taşır gövdesinde şüpheli bir paket
ooooo
benim önümde birkaç dize
onun evinde bir gudubet var
ooooo
tıpkı bembeyaz bir yarı tanrı
dönüp bakarken yere düştüğüm
dilimde bir ay şarkısı saat on beş otuz
sen arnavut taşlar üstündesin okus pokus
o gece demlenir kimin koynunda ─e pes be!
kanar koynunda bir karanfil pis bir nefesle
herkes ona bakardı sanki çizmiş onu monet
susardı dudaklarımda shakespeare'den bir sone
ağzında çıkan her ifade renk ve dua
bir kısa öykü anlamdan kurtulan merhaba
kaldım lal
yüzündeki fal
beni say
gece gibi sar
bir masal
günlerden pazar
yıldız kaysa
beni gelip alsa
olsam bir şövalye
sepetinde molière
ve göğsündeki ay taşından kolye
nefes alıp verdikçe yaklaşır yıldızlara!
la la la la la la!
bakıp su falına düşünür
uzaktan bir gemi alıp götürür bütün o gündüz düşünü
yüzünün plastik biçimi – bir reform mu?
tıpkı müjdeler gibi yeni bir estetik formu
yüzü güne dönük ama sırtında gece
bazı başka dilden konuşur bilmem ki nece
ağlar onun yüzü hem yas hem edalı
dokunmazdı çiçeklere bile sanki vebalı
ve bir gün konuverdi ayaklarına bir serçe
düştü evrenle yüzünün arasına bir perçem
düş ormanının içinde yakınsak bir mercek
onca yalanın içinde şişiverdi gerçek
ooooo
kaldırsa bir başını yıldızlara uzansa değer
ooooo
tırnakları neşe kaplı fakat dargınmış meğer
yavaş sesle soyunurdu eski liman üstünde
ve hep aya dönerdi evdekine küstüğünde
benim gövdemdeki peki ateş mi logos mu?
eteklerini kaldıran poyraz mı lodos mu?
fakat o gece bana döndü yüzü aya değil
dedi ki başımın üstündeki yıldızları say hadi!
ve yıldızlar çırılçıplak karşımda
artık bir gömlek bile satmazlar bana çarşıda
kaldım lal
yüzündeki fal
beni say
gece gibi sar
bir masal
günlerden pazar
yıldız kaysa
beni gelip alsa
olsam bir şövalye
sepetinde molière
ve göğsündeki ay taşından kolye
nefes alıp verdikçe yaklaşır yıldızlara!
la la la la la la!
şimdi de şarkı:
ay şarkısııııı
devamını gör...
başarısız yemek yapma anısı
12 yaşlarındayken teyzemin doğum günü için pasta yapmak istedim. evde de kimse yoktu akşam geleceklerdi. internetten tarife göre malzemeleri koydum fırına verdim ama hamur o kadar çoktu ki kekin üstü pişmişti sadece. sonra o keki çöpte görünce kızmasınlar diye poşete koyup elbise dolabının üstüne koydum, sonra çöpe atarım diye. marketten hazır kek alıp pasta yaptım(çok bir şeye benzememişti) sonra o pişmeyen keki aylarca unutmuşum. bir gün abim elbise dolabının üstünde bir şey ararken tesadüfen keki bulmuş. kokuşmuş çürümüş tabi. annemle gülüp çöpe atmışlar. hala gülerler buna.
devamını gör...
eto'o bitmiş
şuan oynuyor olsa falcao'dan daha faydalı olurdu diye düşünüyorum.
devamını gör...
ölmek istemek
her şey üst üste gelip çıkış yolu bulamadığında insan ölmeyi düşünüyor istemsiz. sonra bunu istemeye başlıyor. işte ondan sonrasında cesaret giriyor devreye. canına kıyacak kadar cesur musun?
devamını gör...
siyahın en çok yakıştığı şey
siyah her şeye yakışabilen bir renk aslında ancak tek yakışmayacağı yer insan kalbi olurdu sanırım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ne diyeyim ki? sanki iyiye gidecek ? iyiyi unutmak ne kadar acıymış, ne kadar anlatılamazmış. o '' kalem '', işte o kalem. madem defterin sayfaları kapkara, neden yazdın ki, neden daha da ağırlaştırdın ki ?
içim bağırıyor, gözlerim bağırıyor, ruhum bağırıyor. bağırıyor da dile gelemiyor. her şeye sırt çevirmek kolay mı sanki ?
ama olmayınca olmuyor, gitmiyor bu yük artık. o kadar eziyor ki, o kadar ışığı kapatıyor ki, düş kurmaya bile kapıyı açtırmıyor.
ben zaten vazgeçtim her şeyden, zaten bitirdim içimdeki duyguları. artık bekleme zamanı benim için. en zor beklemek bu olsa gerek. çünkü en gerçek bekleme bu.
bekliyorum,
umutlar semada kaybolmuşken
gönül prangalardan kıpırdayamazken
gözden yanağa izler oluşmuşken
artık kaybedecek bir şey kalmamışken
ruhum dünyadan kopmuşken
aciz bedenim toprağa hasretken
kulaklarım bir sese hasretken
heyhat, bunca yüke rağmen yürek çırpınırken
bekliyorum....
içim bağırıyor, gözlerim bağırıyor, ruhum bağırıyor. bağırıyor da dile gelemiyor. her şeye sırt çevirmek kolay mı sanki ?
ama olmayınca olmuyor, gitmiyor bu yük artık. o kadar eziyor ki, o kadar ışığı kapatıyor ki, düş kurmaya bile kapıyı açtırmıyor.
ben zaten vazgeçtim her şeyden, zaten bitirdim içimdeki duyguları. artık bekleme zamanı benim için. en zor beklemek bu olsa gerek. çünkü en gerçek bekleme bu.
bekliyorum,
umutlar semada kaybolmuşken
gönül prangalardan kıpırdayamazken
gözden yanağa izler oluşmuşken
artık kaybedecek bir şey kalmamışken
ruhum dünyadan kopmuşken
aciz bedenim toprağa hasretken
kulaklarım bir sese hasretken
heyhat, bunca yüke rağmen yürek çırpınırken
bekliyorum....
devamını gör...
tahammül
haml: taşıma, yüklenme
tahammül: yük yüklenme, dayanma
fersa: geçen, aşan
tahammülfersa: tahammül edilemez, çekilmez, dayanılmaz
sözlükteki boş tartışmalara tahammül edemiyordu.
böylesi tahammülfersa tartışmaları ilk kez görmüş, inanamıştı.
tahammül: yük yüklenme, dayanma
fersa: geçen, aşan
tahammülfersa: tahammül edilemez, çekilmez, dayanılmaz
sözlükteki boş tartışmalara tahammül edemiyordu.
böylesi tahammülfersa tartışmaları ilk kez görmüş, inanamıştı.
devamını gör...
güne bir siyasetçi yalanı bırak
dün dündü.. bugün bugündür..
bir vizyonsuzluk vecizesi..
bir vizyonsuzluk vecizesi..
devamını gör...
fyodor pavloviç karamazov
edebiyatta en önemli 100 karakter, protagonist, antagonist vs. listesi yapılsa herhalde ilk otuza girerdi. ben otuzuncu sıraya koyabilirim. ya da... vazgeçtim, on beşinci sıraya koyuyorum.
pavloviç karamazov aslında basit bir insandır dosto'nun dediği üzere. hemen hemen her mujikte görülebilecek özelliklere sahiptir. yani sıradandır, bir esprisi yoktur.
fakat dostoyevski şunun da farkındadır: sıradanlık diye bir şey yoktur. her şey sıradandır, değişim imkansızdır. insanlar değişmez. bu sözleri raskolnikov'da, yani suç ve ceza'da duyuyoruz.
ve herkesin sıradan olma mevzusunu en güzel işleyen romanlarından biri de ölüler evinden anılar'dır. burada dosto'nun sıradan pavloviç karamazov'da göstermek istediği cevhere ulaşırız. en basit, kötü veya iyi insanda bile o aynı cevher vardır. yani varoluşumuz. zaten bu varoluşumuzun en dip noktasını da yeraltından notlar'da görürüz.
fyodor pavloviç karamazov'dan bahsetmiyor gibi gözükmemişimdir umarım. bu başka romanlardan (elbette dosto'nun) bahsetme nedenim karakterin yaratılışının daha iyi anlaşılması gerekmesi.
böylesine bir kadın düşkünü karakter, kendi kendine bir felsefeye de sahiptir. burada şöyle bir şey söylüyordu: "her kadında bir cevher vardır, önemli olan bunu görmek."
bu tarz bir şey söylüyordu işte... yani buradaki esas nokta, en sıradan insanın bile bir felsefesi, bir aklının olduğudur. onu diğerlerinden ayıran noktalar vardır elbet. belki başka insanlar gerçekten daha derindir, o içsel cevhere, varoluşa ulaşmak daha zordur. ama tünel ne kadar uzun olursa olsun illaki aydınlık vardır. pavloviç karamazov'un tüneli küçüktür. dolayısıyla fyodor pavloviç karamazov böyle anlaşılmalıdır.
ayrıyeten bir eleştirmenin dediği şey aklıma geldi... hangi eleştirmendi hatırlamıyorum ama insancıklar kitabında bütün ileriki romanlarındaki tiplemelerin mevcut olduğundan bahsetmişti. ippolit terentyev benzeri bir kişi hatırlıyorum mesela insancıklar'da.
ölümünden bahsetmeye gerek duymuyorum, en azından şimdilik. üzerine daha çok düşünmem gerekiyor. yine de ölümüyle doğan çevresel değişim çok önemli bir nokta. çocuklarındaki değişimler özellikle irdelenmelidir. bu da kısmi bir notum olsun geleceğe.
pavloviç karamazov aslında basit bir insandır dosto'nun dediği üzere. hemen hemen her mujikte görülebilecek özelliklere sahiptir. yani sıradandır, bir esprisi yoktur.
fakat dostoyevski şunun da farkındadır: sıradanlık diye bir şey yoktur. her şey sıradandır, değişim imkansızdır. insanlar değişmez. bu sözleri raskolnikov'da, yani suç ve ceza'da duyuyoruz.
ve herkesin sıradan olma mevzusunu en güzel işleyen romanlarından biri de ölüler evinden anılar'dır. burada dosto'nun sıradan pavloviç karamazov'da göstermek istediği cevhere ulaşırız. en basit, kötü veya iyi insanda bile o aynı cevher vardır. yani varoluşumuz. zaten bu varoluşumuzun en dip noktasını da yeraltından notlar'da görürüz.
fyodor pavloviç karamazov'dan bahsetmiyor gibi gözükmemişimdir umarım. bu başka romanlardan (elbette dosto'nun) bahsetme nedenim karakterin yaratılışının daha iyi anlaşılması gerekmesi.
böylesine bir kadın düşkünü karakter, kendi kendine bir felsefeye de sahiptir. burada şöyle bir şey söylüyordu: "her kadında bir cevher vardır, önemli olan bunu görmek."
bu tarz bir şey söylüyordu işte... yani buradaki esas nokta, en sıradan insanın bile bir felsefesi, bir aklının olduğudur. onu diğerlerinden ayıran noktalar vardır elbet. belki başka insanlar gerçekten daha derindir, o içsel cevhere, varoluşa ulaşmak daha zordur. ama tünel ne kadar uzun olursa olsun illaki aydınlık vardır. pavloviç karamazov'un tüneli küçüktür. dolayısıyla fyodor pavloviç karamazov böyle anlaşılmalıdır.
ayrıyeten bir eleştirmenin dediği şey aklıma geldi... hangi eleştirmendi hatırlamıyorum ama insancıklar kitabında bütün ileriki romanlarındaki tiplemelerin mevcut olduğundan bahsetmişti. ippolit terentyev benzeri bir kişi hatırlıyorum mesela insancıklar'da.
ölümünden bahsetmeye gerek duymuyorum, en azından şimdilik. üzerine daha çok düşünmem gerekiyor. yine de ölümüyle doğan çevresel değişim çok önemli bir nokta. çocuklarındaki değişimler özellikle irdelenmelidir. bu da kısmi bir notum olsun geleceğe.
devamını gör...
anne yemeği
mevzu bahis anne yemeği ise bir mercimek çorbası bile başka gelir çocuğa diiiğ mi?
kızanım okulda iki gündür ana çorbası diye sayıklar durur. bana bu akşam mercimek çorbası yapmak farz oldu.
kızanım okulda iki gündür ana çorbası diye sayıklar durur. bana bu akşam mercimek çorbası yapmak farz oldu.
devamını gör...
akıldan geçeni bulamamak
nickim gibi bir şeydir. bu durum o kadar üzüyor ki beni. yahu ben o şeyi binbir emekle öğrenmişim, sen neden onu gidip zihnimin arka köşelerine saklıyorsun. evet sana söylüyorum beynim, bu sitemim sana!
devamını gör...



