binali yıldırım
kazandığı hiçbir seçim olmayan, oturduğu makamlara atanarak gelmiş siyasetçi.
devamını gör...
yüze çarpan top
yüze çarpması fenadır ama özellikle erkekler için öyle bir bölge vardır ki, aşk acısından beterdir. futbolcular neden serbest vuruş sırasında baraj kurarken yüzlerini değil, bermuda şeytan üçgenlerini korurlar sanıyorsunuz?
aman ha.
(bkz: vay ki ne vay of ki ne of)
aman ha.
(bkz: vay ki ne vay of ki ne of)
devamını gör...
geceye bir 90'lar şarkısı bırak
nazan öncel-gitme kal bu şehirde.
devamını gör...
kuzey ege'de görülen deniz salyaları
çöp kutusu alışkanlığı olmayan kaç kişinin şişesi o denize saplandı? yıllar boyu kaç hanenin, kaç fabrika ve tesisin ne kadar miktar atığı denizi boğuyor?
acil eylem planı kadar acil insan planı da uygulanmalı. insanın para hırsı, cahilliği, aymazlığı, vurdumduymazlığı, görmezden gelmesi ile de mücadele edilmeli.
acil eylem planı kadar acil insan planı da uygulanmalı. insanın para hırsı, cahilliği, aymazlığı, vurdumduymazlığı, görmezden gelmesi ile de mücadele edilmeli.
devamını gör...
jean piaget
çağdaş psikolojinin en önemli adamlarından biridir. piaget'nin bilişsel gelişim kuramı hala bi araştırma konusu olarak güncelliğini korumakta. piaget'nin en büyük farkı, felsefi kaygılarla yaptığı psikolojik çalışmalardır. epistemoloji başlığı altında bilginin kökleri, mantık, matematik ve bilim felsefesi ilgilendiği başlıca alanlar. genetik epistemolojinin babası olarak bilinir piaget. psikolojide deneysel çalışmalardan elde edilen verilerin epistemolojik soruşturmalardan ayrılamayacağını ileri sürerek 'genetik epistemoloji' adıyla yeni bir yaklaşım belirlemiştir. özellikle, ''mantık ve matematiğin kökeni dildedir'' diyen viyana çevresinin tutumunu eleştirir ve bu sığ yaklaşımdan kurtulmak için yeni bir yaklaşım önerir. piaget'nin genetik epistemoloji yaklaşımındaki en önemli bahis bilimsel bilgiyi oluşturan kavram ve işlemlerin psikolojik kökenidir. kısaca g.e anlayışı, insanın bilgiyi oluştururkenki bilişsel süreçlerinin veya işlemlerinin(piaget'de ''işlem'' kavramının özel bi yeri vardır) psikogenetik analizi yapılmadan, bilgi fenomeninin anlaşılamayacağını açıklamaya çalışır. psikogenetik analiz epistemolojinin her şeyden evvel ilk yöntemidir de denebilir.
devamını gör...
tükenmişlik sendromu
hepimiz bu tanımı meryem uzerli sayesinde öğrendik-bildik. sonra herkesin ağzında bi tükenmiş sendromu kaldı gitti,kimi gerçekten tükendi,kimi meryem uzerli gibi parayı görünce tükendim ben ya deyip memleketine döndü. tükenmesi bitince de geri ülkemize geldi.
devamını gör...
inci küpeli kız
kızın başörtüsündeki lacivert renkte bu kadar yüksek kalitede bir boya kullanılması göz alıcı derecede şaşırtıcı.
devamını gör...
yaşadığın şehri çekici yapan detaylar
işkembe
içli köfte
soğan kebabı
....
içli köfte
soğan kebabı
....
devamını gör...
otobüs yolculuğu
üniversite yıllarımın kimi zaman çilesi, kimi zaman dinlencesi olan, insanı bazen illallah ettiren, bazen durduk yerde bir gece çiğköfteye aşermiş gibi canının çektiği bir seyahat biçimi.
üniversite istanbulda. aile bir ilçesinde taşrada bir şehrin. iki şehrin ortasında bir ilçe, en yakın hava alanı üç saat falan. baktım dört beş aktarmayla 8-9 saatte gidiyorum uçakla, tek atar temiz atar 15 saat bi şekil akar, diyerek bir kez yolculuk yaptıktan sonra bir daha da uçağa binmedim zaten. sonrası sana dair uzayıp giden bir sürü düşünce.*
ilk sigaramı ödüllü* bir dinlenme tesisinde içtim, bana şimdilerde gülünç gelen bir sebepten. öyle işte, bağrımıza bir hançeri batırır gibi olan ve bitimsizcesine sancıdıkça sancıyan melaneti nasıl da yıllar sonra buruk bir gülümseme ile hatırlayıveriyoruz?
başlarda telefonun ekranına asla bakamazdım. hemen başım ağrıyıverirdi. benim için hayatın en derin sorgulamaları anlamına gelirdi bu. yalan yok iyi de uyurdum. uyumadığım vakitler hayatım film şeridi gibi geçerdi gözlerimin önünden. ilk aşk, ilk kavga, ölümün sıcaklığı karşısındaki ilk sessizlik, ilk intikam ve dahası. nedense her şeyin ilkini hatırlamaya çalışır, bir çoğunu bulandığı griden çıkarır, tozunu alır parlatırdım. hangi his, hangi tepki, hangi insani durum idiyse, üzerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun artık benimleydi o ilk.
dahası onca yaşanmışı farklı alternatifleriyle yeniden yeniden yaşardım. bilgi yarışmalarında son soruyu doğru yapar kendimi kürsüde bulurdum birinci olarak. futbol turnuvasında o son penaltıyı gole çevirmiş olurdum ve ellerimin arasında havalanan kupaya gururla bakardım. uzaktan izlemezdim o selvi boylu güzeli, ellerini ellerimin arasına...*
sonra üniversite üçüncü sınıfta kurtlar vadisini izleyeyim dedim öyle birden. yani o kadar birden oldu ki fena sardı, çok fena. işte o zaman ilk defa otobüs yolculuğunda doğru düzgün elime telefonu alıp o yolculuk boyunca dört bölüm izledim. hatta dinlenme tesisinde mercimek çorbasına racon kesen bir polat alemdar olmuştum, öyle keskin bakmaya başlamıştım falan. tabi bu dört bölümü izlemek, artık otobüs yolculuğunda telefon ekranına bakabileceğim anlamına da geliyordu. öyle ki dönüş yolculuğunda en çok sevdiğim şiirimi yazdım. o kadar ki o şiirden önceki tüm şiirlerimi de yırttım attım. o şiir halen canım ciğerim. bana gaza gelip de şair diyenlere; bir gün sahiden o şiirden daha iyisini yazdığımı hissedersem bu meseleyi yeniden konuşuruz dediğim canım şiir*.
ve daha neler. doğrudur, otobüs yolculuğunun çirkinlikleri de çoktur. güzellikleri hatırlayıp, güzellikleri perçinleyip, güzellikleri büyütmeli. bizi başka ne paklar bunca çirkinlikten?*
üniversite istanbulda. aile bir ilçesinde taşrada bir şehrin. iki şehrin ortasında bir ilçe, en yakın hava alanı üç saat falan. baktım dört beş aktarmayla 8-9 saatte gidiyorum uçakla, tek atar temiz atar 15 saat bi şekil akar, diyerek bir kez yolculuk yaptıktan sonra bir daha da uçağa binmedim zaten. sonrası sana dair uzayıp giden bir sürü düşünce.*
ilk sigaramı ödüllü* bir dinlenme tesisinde içtim, bana şimdilerde gülünç gelen bir sebepten. öyle işte, bağrımıza bir hançeri batırır gibi olan ve bitimsizcesine sancıdıkça sancıyan melaneti nasıl da yıllar sonra buruk bir gülümseme ile hatırlayıveriyoruz?
başlarda telefonun ekranına asla bakamazdım. hemen başım ağrıyıverirdi. benim için hayatın en derin sorgulamaları anlamına gelirdi bu. yalan yok iyi de uyurdum. uyumadığım vakitler hayatım film şeridi gibi geçerdi gözlerimin önünden. ilk aşk, ilk kavga, ölümün sıcaklığı karşısındaki ilk sessizlik, ilk intikam ve dahası. nedense her şeyin ilkini hatırlamaya çalışır, bir çoğunu bulandığı griden çıkarır, tozunu alır parlatırdım. hangi his, hangi tepki, hangi insani durum idiyse, üzerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun artık benimleydi o ilk.
dahası onca yaşanmışı farklı alternatifleriyle yeniden yeniden yaşardım. bilgi yarışmalarında son soruyu doğru yapar kendimi kürsüde bulurdum birinci olarak. futbol turnuvasında o son penaltıyı gole çevirmiş olurdum ve ellerimin arasında havalanan kupaya gururla bakardım. uzaktan izlemezdim o selvi boylu güzeli, ellerini ellerimin arasına...*
sonra üniversite üçüncü sınıfta kurtlar vadisini izleyeyim dedim öyle birden. yani o kadar birden oldu ki fena sardı, çok fena. işte o zaman ilk defa otobüs yolculuğunda doğru düzgün elime telefonu alıp o yolculuk boyunca dört bölüm izledim. hatta dinlenme tesisinde mercimek çorbasına racon kesen bir polat alemdar olmuştum, öyle keskin bakmaya başlamıştım falan. tabi bu dört bölümü izlemek, artık otobüs yolculuğunda telefon ekranına bakabileceğim anlamına da geliyordu. öyle ki dönüş yolculuğunda en çok sevdiğim şiirimi yazdım. o kadar ki o şiirden önceki tüm şiirlerimi de yırttım attım. o şiir halen canım ciğerim. bana gaza gelip de şair diyenlere; bir gün sahiden o şiirden daha iyisini yazdığımı hissedersem bu meseleyi yeniden konuşuruz dediğim canım şiir*.
ve daha neler. doğrudur, otobüs yolculuğunun çirkinlikleri de çoktur. güzellikleri hatırlayıp, güzellikleri perçinleyip, güzellikleri büyütmeli. bizi başka ne paklar bunca çirkinlikten?*
devamını gör...
hasta toplumlar
kültür antropolojisi profesörü olan robert edgerton, tarafından 1992 yılında yayınlanan kitap (sick societies). bu kitap antropolojinin yerleşik kalıplarına kapsamlı bir meydan okuma olup, ilkel toplumların gelenek göreneklerinin bazen toplumları hasta ettiği ve hatta ölüme (yok olmaya) sürüklediğini göstermektedir.
türk toplumunun geleceği üzerine kafa yoran herkesin okumasında fayda olduğunu naçizane düşünmekteyim.
türk toplumunun geleceği üzerine kafa yoran herkesin okumasında fayda olduğunu naçizane düşünmekteyim.
devamını gör...
selcuksportshd'nin maç ekranına girerken sorduğu soru
hahahah genel kültürmüş, malum takımın şakşakçılığını icra eden adamların genel kültürüne sektireyim afedersin.
devamını gör...
sevgilin ya da eşin tarafından aldatılsan affeder misin sorunsalı
affederim tabii ki. hayatımdan tamamen def ederek özgür bırakırım. insan hem affedemedikleriyle yaşarsa deliriyor. en iyisi salıvermek. mutluluklar dilerim olmayan şerefiyle.
devamını gör...
lazca
taşıdıkları kültür ve yaşadıkları doğanın uyumundan olsa gerek, aynı anda hem türkçe hem de lazcayı konuşma alışkanlığı edinmişler. fakat şehir dışında okuyan yeni nesil ve göç eden lazlar, dillerine uzak kalmışlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
oynadım fotoğrafla... çok keskinleştirdim.
manzara çekemiyorum maalesef...
olmuyor bir türlü. her şeyi geçtim; kompozisyon ayarlayacak sanatsal bakış açım yok...her neyse..
genellikle aksiyon dolu kuşları çektiğimden, tripod zaten yok. buna rağmen aynın dünyaya en yakın olduğu zaman, 2020 mart aylarında ''süper ay'' olayı gerçekleşmişti... madem ay ayağımıza kadar geldi; bir iki deneme yapalım madem dedik. ancak bu kadar becerebildim.
''süper ay''
manzara çekemiyorum maalesef...
olmuyor bir türlü. her şeyi geçtim; kompozisyon ayarlayacak sanatsal bakış açım yok...her neyse..
genellikle aksiyon dolu kuşları çektiğimden, tripod zaten yok. buna rağmen aynın dünyaya en yakın olduğu zaman, 2020 mart aylarında ''süper ay'' olayı gerçekleşmişti... madem ay ayağımıza kadar geldi; bir iki deneme yapalım madem dedik. ancak bu kadar becerebildim.
''süper ay''
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
''eğer bir gün bilim ve ben ters düşer isem bilimi seçin.''
devamını gör...
diplomasız ekonomi uzmanı
baktım ben var mıyım diye yokmuşum.
devamını gör...
türklerin katledilerek müslüman olması
ne müslüman romantiklerin iddia gibi bir günde binlerce çadır müslüman olmuştur, ne de müslüman sevmeyenlerin iddia ettiği gibi iki adet katliam ile olmuştur.
türklerin müslüman olması bir olay değil, bir olgudur ve bir süreçtir. hiçbir milleti birkaç günde müslüman yapamazsınız. buna türkler de dahil.
türkler anadolu ve iran coğrafyasına geldikleri zaman burada ciddi bir müslüman çoğunluğu söz konusuydu. müslüman olmayan bir devletin müslümanların bu kadar sık bir coğrafyayı yönetmesinin bir felakete söz açması şöyle dursun, bu aynı zamanda halifelik ve ümmet anlayışının sağladığı siyasi gücü de adeta yok yere geri çevirmek anlamına gelirdi.
bu bir idi, türklerin müslümanlığı kabul etmesi her şeyden önce bir siyasi meseledir. aynı şekilde türk ve müslüman ülkeler arasında yıllarca gelişen ticari ve kültürel ilişkiler, ve türklerin mezvubahis müslüman devletlerde paralı askerlik yapması. türklerin bozkır medeniyetini terk ederek, zaman içinde yerleşik yaşamı ve bununla beraber islamiyeti kabul etmesini sağlayan bir süreci doğurmuştur.
aynı şekilde islamı resmi olarak kabul etmiş karahanlı hükümdarı satuk buğra'nın dönemi (932) ve talkan ve curcan katliamlarının yaşandığı dönem arasında (709-711) iki asırdan fazla süre vardır. kaldı ki, satuk buğra han döneminde her ne kadar islam resmi olarak kabul edilmişse de, karahanlı halkının büyük çoğunluğu hala tengriciliğe mensup idi. ki bu da bahsettiğim süreci açıklar.
diğer tanım: artık müslüman olmayan biri olarak tarafsızca ele almaya çalıştığım yazı.
türklerin müslüman olması bir olay değil, bir olgudur ve bir süreçtir. hiçbir milleti birkaç günde müslüman yapamazsınız. buna türkler de dahil.
türkler anadolu ve iran coğrafyasına geldikleri zaman burada ciddi bir müslüman çoğunluğu söz konusuydu. müslüman olmayan bir devletin müslümanların bu kadar sık bir coğrafyayı yönetmesinin bir felakete söz açması şöyle dursun, bu aynı zamanda halifelik ve ümmet anlayışının sağladığı siyasi gücü de adeta yok yere geri çevirmek anlamına gelirdi.
bu bir idi, türklerin müslümanlığı kabul etmesi her şeyden önce bir siyasi meseledir. aynı şekilde türk ve müslüman ülkeler arasında yıllarca gelişen ticari ve kültürel ilişkiler, ve türklerin mezvubahis müslüman devletlerde paralı askerlik yapması. türklerin bozkır medeniyetini terk ederek, zaman içinde yerleşik yaşamı ve bununla beraber islamiyeti kabul etmesini sağlayan bir süreci doğurmuştur.
aynı şekilde islamı resmi olarak kabul etmiş karahanlı hükümdarı satuk buğra'nın dönemi (932) ve talkan ve curcan katliamlarının yaşandığı dönem arasında (709-711) iki asırdan fazla süre vardır. kaldı ki, satuk buğra han döneminde her ne kadar islam resmi olarak kabul edilmişse de, karahanlı halkının büyük çoğunluğu hala tengriciliğe mensup idi. ki bu da bahsettiğim süreci açıklar.
diğer tanım: artık müslüman olmayan biri olarak tarafsızca ele almaya çalıştığım yazı.
devamını gör...
normal sözlük fenomeni olacağını düşündüğünüz yazarlar
kesinlikle "benimdir" demeyeceğim kişi. siz de demeyin bence, kötü duruyor.
aklımda bir isim yok ama genel olarak sözlüklerden gördüğüm kadarıyla, fenomenlik pek de yazdıklarınızın güzelliğiyle ölçülmüyor. fenomenlerin kimisi siyaset konusunda aşırı derece göze batan xtrollerden, kimisi dinle ve dindarlarla ilgili ağır sözler sarf edenlerden, kimisi de başlıklara çarşaf çarşaf fotoğraf koyup cinsel hayatını en ince ayrıntısına dek anlatanlardan çıkıyor.
bu halka normal insanlar pek yaramaz. o nedenledir ki, o kişi ben değilim.
aklımda bir isim yok ama genel olarak sözlüklerden gördüğüm kadarıyla, fenomenlik pek de yazdıklarınızın güzelliğiyle ölçülmüyor. fenomenlerin kimisi siyaset konusunda aşırı derece göze batan xtrollerden, kimisi dinle ve dindarlarla ilgili ağır sözler sarf edenlerden, kimisi de başlıklara çarşaf çarşaf fotoğraf koyup cinsel hayatını en ince ayrıntısına dek anlatanlardan çıkıyor.
bu halka normal insanlar pek yaramaz. o nedenledir ki, o kişi ben değilim.
devamını gör...
ahmaklar gemisi
theodore kaczynski'nin serhat elfun demirkol tarafından çevrilmiş metni. çeviri son derece başarılı, metin hakkında söyleyecek birşey yok, kısaca 'kaczynski' deyip konuşmayı kesebiliriz.
burada:
bir zamanlar, bir geminin kaptan ve zabitleri kendi denizciliklerini çok beğenir ve kendilerine çılgınca hayran olurlardı. gemiyi kuzeye çevirdiler ve tehlikeli buzullarla karşılaşıncaya kadar yol aldılar. kendilerine yalnızca denizcilikteki ebedi başarılarını gösterme fırsatı vermek için kuzeye doğru çok daha tehlikeli sularda yol almaya devam ettiler.
gemi daha yüksek enlemlere ulaştıkça, yolcular ve mürettebat giderek rahatsız oldu ve aralarında tartışmaya, içerisindeki bulundukları koşullar hakkında şikayet etmeye başladılar.
“titriyorum” dedi usta gemici, “bu kadar kötü bir yolculukta daha önce hiç bulunmamıştım. güverte buzla kaplı; gözetleme yerindeyken rüzgar ceketimi bıçak gibi kesiyor; ön yelkene camadana vururken neredeyse parmaklarım donuyor; ve tüm bunlar için ayda 5 şilin alıyorum.”
“bunun kötü olduğunu mu düşünüyorsun!” dedi kadın yolcu. “soğuktan geceleri uyuyamıyorum. bu gemideki kadınlar erkekler kadar battaniye alamıyor. bu adil değil!”
meksikalı gemici sözü kesip konuşmaya katıldı: “¡chingado! ben, ingiliz gemicinin aldığı maaşın sadece yarısını alıyorum. bu iklimde kendimizi sıcak tutmak için bol yiyeceğe ihtiyacımız var ve ingilizler daha çok alıyor. en kötüsü, zabitler sürekli emirlerini ispanyolca yerine ingilizce olarak veriyor.”
“herkesten daha çok şikayet edecek nedenim var.” dedi amerikan yerlisi gemici. “eğer soluk benizliler atalarımın topraklarını yağmalamasaydı, bu gemide, buzdağlarının ve kutup rüzgârlarının arasında olmayacaktım. hoş, sakin bir gölde kanoyla gezinecektim. tazminatı hak ediyorum. en azından, kaptan bana barbut oynatmam için izin vermeli ki biraz para kazanabileyim.”
lostromo söz aldı: “dün, birinci zabit bana “ibne” dedi. isimler takılmadan eşcinsel ilişkiye girme hakkım var.”
bu gemide kötü davranılan sadece siz insanlar değilsiniz,” diyerek yolcuların arasındaki hayvansever araya girdi. sesi öfkeyle titriyordu. “geçen hafta ikinci zabiti geminin köpeğini iki kere tekmelerken gördüm!”
yolculardan biri üniversite profesörüydü. ellerini ovuşturarak hiddetle söylendi, “bunların hepsi korkunç! ahlaksız! ırkçılık, seksizm, türcülük, homofobi, işçi sınıfının sömürülmesi! ayrımcılık! toplumsal adalete sahip olmalıyız: meksikalı gemici için eşit maaş, bütün gemiciler için yüksek maaş, amerikan yerlisi için tazminat, kadınlar için eşit battaniye, eşcinsel ilişki hakkı ve köpeği daha fazla tekmelemek yok!”
yolcular “evet, evet!” diye bağırdı. mürettebat “hay hay!” diye bağırdı. “ayrımcılık! haklarımızı talep etmeliyiz!”
kamarot boğazını temizledi.
“hepinizin şikayet etmek için iyi nedenleri var. fakat bana göre gerçekten yapmamız gereken şey gemiyi döndürmemiz ve güneye doğru gitmemiz, çünkü eğer kuzeye gitmeye devam edersek er geç batacağız. sonra maaşlarınızın, battaniyelerinizin, eşcinsel ilişki haklarınızın size yararı olmayacak, çünkü hepimiz boğulacağız.”
fakat kimse onu dinlemedi, çünkü o sadece bir kamarottu.
kaptan ve zabitler, kıç güvertedeki makamlarından tartışmayı izliyor ve dinliyordu.
birbirlerine gülümsediler ve göz kırptılar. kaptanın el hareketiyle üçüncü zabit kıç güverteden indi. yolcular ve mürettebatın toplandığı yere ağır adımlarla yürüdü ve onların arasında durdu. çok ciddi bir ifade takınarak konuştu:
“biz kaptanlar kabul etmeliyiz ki bu gemide mazur görülemez şeyler olmakta. şikayetlerinizi duyana kadar bu kadar kötü bir durum olduğunu anlayamadık. bizler iyi niyetli insanlarız ve sizler için en iyisini yapmak istiyoruz. ancak kaptan oldukça eski kafalı ve kendi bildiği yolda ilerler. somut değişiklikler yapmadan önce biraz kışkırtılması gerekebilir. benim şahsi fikrim, eğer gayretle protesto ederseniz – fakat her zaman barışçıl ve geminin kurallarını ihlâl etmeden – kaptanın ataletini sarsar ve gayet haklı olarak şikayet ettiğiniz problemlere çözüm getirmeye zorlarsınız.
bunu söyledikten sonra üçüncü zabit kıç güverteye doğru yol aldı. gider gitmez yolcular ve mürettebat arkasından, “orta yolcu! reformcu! liberal! kaptanın yardakçısı!” diye bağırdı. fakat yine de söylediği gibi yaptılar. kıç güvertenin önünde buluştular. kaptanlara hakaretler savurdular ve haklarını talep ettiler: usta gemici “daha yüksek maaş ve daha iyi çalışma koşulları istiyorum,” diye haykırdı. kadın yolcu “kadınlar için eşit battaniye” diye haykırdı. meksikalı gemici “emirleri ispanyolca olarak almak istiyorum.” diye haykırdı. amerikan yerlisi gemici “barbut oynatma hakkı istiyorum.” diye haykırdı. lostromo “ibne olarak adlandırılmak istemiyorum.” diye haykırdı. hayvansever “köpeğin daha fazla tekmelenmesine hayır.” diye haykırdı. profesör “devrim, hemen şimdi.” diye haykırdı.
kaptan ve zabitler aceleyle bir araya toplandı ve birkaç dakika görüştü. bütün bu süre boyunca birbirlerine göz kırptılar, gülümsediler ve birbirlerini doğrularcasına kafalarını öne eğdiler. daha sonra kaptan kıç güvertenin önünde durdu ve büyük bir cömertlik göstererek, usta gemicinin maaşının ayda 6 şiline yükseltileceğini; meksikalı gemicinin maaşının ingiliz gemicinin üçte ikisi kadar olacağını, ve ön yelkene camadana vurma emrinin ispanyolca verileceğini; kadın yolcuların bir battaniye daha alacağını; amerikan yerlisi gemicinin cumartesi akşamları barbut oynatabileceğini; lostromonun gizlice eşcinsel ilişkiye girdiği sürece ibne olarak anılmayacağını ve mutfaktan yemek çalmak gibi gerçekten ahlaksız şeyler yapmadığı sürece köpeğin tekmelenmeyeceğini duyurdu.
yolcular ve mürettebat bu imtiyazları büyük bir zafer olarak kutladı. fakat ertesi sabah, tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler.
usta gemici “ayda altı şilin çok düşük bir ücret ve hâlâ ön yelkene camadana vururken parmaklarım donuyor” diyerek homurdandı. meksikalı gemici “hâlâ ingilizlerle aynı maaşı veya bu iklim için yeterli yiyeceği alamıyorum” dedi. kadın yolcu “biz kadınlar hâlâ kendimizi sıcak tutacak kadar battaniyeye sahip değiliz” dedi. diğer yolcular ve mürettebat da benzer şikayetlerde bulundu. profesör onları kışkırttı.
konuşmalarını bitirdiklerinde, kamarot, bu sefer diğerlerinin duymamazlıktan gelemeyeceği kadar yüksek bir sesle konuştu:
“köpeğin mutfaktan bir parça ekmek çaldığı için tekmelenmesi, kadınların eşit battaniyeye sahip olmaması, usta gemicinin parmaklarının donması gerçekten korkunç; ve lostromonun istediği halde neden erkeklerle ilişkiye giremediğini anlamıyorum. fakat buzulların şu an nasıl kalın olduklarına ve rüzgârın nasıl daha fazla sert estiğine bakın! bu gemiyi geriye, güneye doğru çevirmemiz gerekiyor. eğer kuzeye gitmeye devam edersek, buzullara çarpacak ve batacağız.
“ah, evet,” dedi lostromo, “kuzeye doğru gitmeye devam etmemiz gerçekten korkunç bir şey. fakat neden tuvalette sevişmek zorundayım? neden ibne olarak anılmam gerekiyor? diğer herkes gibi iyi biri değil miyim?”
“kuzeye doğru ilerlemek korkunç” dedi kadın yolcu. “fakat görmüyor musun? tam da bu nedenle kadınların kendilerini sıcak tutmak için daha çok battaniyeye ihtiyacı var. hemen şimdi kadınlar için eşit battaniye talep ediyorum!”
“tamamen doğru” dedi profesör, “kuzeye doğru yol almak hepimiz için büyük sıkıntılar yaratıyor. fakat yönümüzü güneye doğru çevirmek gerçekçi olmaz. zamanı geri çeviremezsin. durumumuzun üstesinden gelmek için iyi hazırlanmış bir yol bulmalıyız.”
“bak” dedi kamarot, “kıç güvertedeki bu dört kaçık adamın yollarına devam etmesine izin verirsek, hepimiz batacağız. eğer gemiyi tehlikeden uzaklaştırırsak, daha sonra çalışma koşulları, kadınlar için battaniye ve eşcinsel ilişki hakkı için endişelenebiliriz. ama önce bu gemiyi çevirmemiz gerekiyor. eğer bir kısmımız birlik olur, bir plan yapar ve biraz cesaret gösterirsek, kendimizi kurtarabiliriz. çok fazla insana gerek yok – yedi veya sekizimiz yeterli. kıç güverteye saldırabilir, bu delileri gemiden atabilir ve gemiyi güneye çevirebiliriz.”
profesör sesini yükseltti ve sert bir şekilde “şiddete inanmıyorum. ahlaksızca.” dedi.
lostromo “şiddet kullanmak etik değil” dedi.
kadın yolcu “şiddetten çok korkuyorum” dedi.
kaptan ve zabitler herşeyi izliyor ve dinliyordu. kaptanın bir işaretiyle üçüncü zabit ana güverteye indi. yolcuların ve mürettebatın arasına kadar geldi ve gemide hâlâ bir takım sıkıntılar olduğunu söyledi.
“epey ilerleme kaydettik” dedi. “fakat daha fazlası gerçekleşmeyi bekliyor. usta gemicinin çalışma koşulları hâlâ sert, meksikalı hâlâ ingiliz ile aynı maaşı alamıyor, kadınların hâlâ erkekler kadar battaniyesi yok, amerikan yerlisi’nin cumartesi geceleri oynattığı barbut ellerinden alınan toprakları için değersiz bir karşılık, lostromonun eşcinsel ilişkiye tuvalette girmesi adil değil ve köpek hâlâ kimi zaman tekmeleniyor.
“bence kaptanın yeniden harekete geçirilmeye ihtiyacı var. eğer hep birlikte başka bir protesto gerçekleştirirseniz işe yarayacaktır – şiddetsiz olduğu sürece.”
üçüncü zabit geminin kıç tarafına doğru ilerlerken, yolcular ve mürettebat arkasından hakaretler yağdırdı. ama yine de ne dediyse yaptılar ve başka bir protesto için geminin kıç güvertesi önünde toplandılar. çılgınca bağırıp çağırdılar, yumruklarını savurdular ve hâttâ kaptana çürük yumurta attılar (ustalıkla yana çekildi).
kaptan ve zabitler şikayetleri dinledikten sonra aceleyle bir araya toplandı. konuşmaları süresince birbirlerine göz kırptılar ve sırıttılar. daha sonra kaptan kıç güvertenin önüne geldi ve usta gemiciye parmaklarını sıcak tutsun diye bir eldiven verileceğini, meksikalı gemicinin ingiliz gemicinin dörtte üç maaşı kadar maaş alacağını, kadınlara bir battaniye daha verileceğini, amerikan yerlisi gemicinin cumartesi ve pazar geceleri barbut oynatabileceğini, lostromonun karanlıktan sonra alenen eşcinsel ilişkiye girebileceğini ve kimsenin kaptanın özel izni olmadan köpeği tekmeleyemeyeceğini söyledi.
yolcular ve mürettebat bu büyük devrimci zafer karşısında çok mutluydu. fakat ertesi günle birlikte tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler ve aynı eski sıkıntılar hakkında söylenmeye başladılar.
kamarot bu sefer sinirleniyordu.
“sizi ahmaklar!” diye bağırdı. “kaptanın ve zabitlerin neler yaptıklarını görmüyor musunuz? bu gemiyle ilgili yanlışın ne olduğunu düşünemeyesiniz diye battaniyeler, maaşlar ve köpeğin tekmelenmesi hakkındaki saçma şikayetlerinizle sizleri meşgul etmeyi sürdürüyorlar – gemi kuzeye doğru daha da ilerliyor ve hepimiz boğulmuş olacağız. eğer sadece bir kaçınız aklını başına toplar, bir araya gelir ve kıç güverteyi basarsak, bu gemiyi çevirebilir ve kendimizi kurtarabiliriz. fakat tüm yaptığınız, çalışma koşulları, barbut oynatma ve eşcinsel ilişki hakkı gibi önemsiz küçük konular hakkında ağlaşmak.”
yolcular ve mürettebat öfkelendi.
“önemsiz!!” diye ağladı meksikalı, “ingiliz gemicinin sadece dörtte üçü kadar maaş almam sence adil mi? önemsiz mi?”
“benim sıkıntıma nasıl saçma diyebiliyorsun?” diye bağırdı lostromo. “ibne olarak anılmanın küçük düşürücü olduğunu bilmiyor musun?”
“köpeği tekmelemek ‘önemsiz küçük bir konu’ değil!” diye haykırdı hayvansever. “zalimce, insafsızca, vahşice!”
kamarot, “pekâlâ” dedi. “bu konular önemsiz ve saçma değil. köpeği tekmelemek insafsız ve vahşice. ibne olarak anılmak küçük düşürücü. fakat gerçek sorunumuzla karşılaştırıldığında – geminin hâlâ kuzeye gidiyor olduğu gerçeğiyle karşılaştırıldığında – sizin şikayetleriniz önemsiz ve saçma, çünkü eğer bu gemiyi derhal çeviremezsek hepimiz boğulacağız.
“faşist!” diye haykırdı profesör.
“karşı devrimci!” dedi kadın yolcu. tüm yolcular ve mürettebat birbirlerinin ardından konuşmaya katıldı. kamarotu faşist ve karşı devrimci olarak suçladılar. onu bir kenara itip maaşlar, kadınlar için battaniye, eşcinsel hakları ve köpeğe nasıl davranılması gerektiği hakkında söylenmeye devam ettiler. gemi kuzeye doğru yol almaya devam etti. bir süre sonra iki buzdağı arasında parçalandı ve herkes boğuldu.
burada:
bir zamanlar, bir geminin kaptan ve zabitleri kendi denizciliklerini çok beğenir ve kendilerine çılgınca hayran olurlardı. gemiyi kuzeye çevirdiler ve tehlikeli buzullarla karşılaşıncaya kadar yol aldılar. kendilerine yalnızca denizcilikteki ebedi başarılarını gösterme fırsatı vermek için kuzeye doğru çok daha tehlikeli sularda yol almaya devam ettiler.
gemi daha yüksek enlemlere ulaştıkça, yolcular ve mürettebat giderek rahatsız oldu ve aralarında tartışmaya, içerisindeki bulundukları koşullar hakkında şikayet etmeye başladılar.
“titriyorum” dedi usta gemici, “bu kadar kötü bir yolculukta daha önce hiç bulunmamıştım. güverte buzla kaplı; gözetleme yerindeyken rüzgar ceketimi bıçak gibi kesiyor; ön yelkene camadana vururken neredeyse parmaklarım donuyor; ve tüm bunlar için ayda 5 şilin alıyorum.”
“bunun kötü olduğunu mu düşünüyorsun!” dedi kadın yolcu. “soğuktan geceleri uyuyamıyorum. bu gemideki kadınlar erkekler kadar battaniye alamıyor. bu adil değil!”
meksikalı gemici sözü kesip konuşmaya katıldı: “¡chingado! ben, ingiliz gemicinin aldığı maaşın sadece yarısını alıyorum. bu iklimde kendimizi sıcak tutmak için bol yiyeceğe ihtiyacımız var ve ingilizler daha çok alıyor. en kötüsü, zabitler sürekli emirlerini ispanyolca yerine ingilizce olarak veriyor.”
“herkesten daha çok şikayet edecek nedenim var.” dedi amerikan yerlisi gemici. “eğer soluk benizliler atalarımın topraklarını yağmalamasaydı, bu gemide, buzdağlarının ve kutup rüzgârlarının arasında olmayacaktım. hoş, sakin bir gölde kanoyla gezinecektim. tazminatı hak ediyorum. en azından, kaptan bana barbut oynatmam için izin vermeli ki biraz para kazanabileyim.”
lostromo söz aldı: “dün, birinci zabit bana “ibne” dedi. isimler takılmadan eşcinsel ilişkiye girme hakkım var.”
bu gemide kötü davranılan sadece siz insanlar değilsiniz,” diyerek yolcuların arasındaki hayvansever araya girdi. sesi öfkeyle titriyordu. “geçen hafta ikinci zabiti geminin köpeğini iki kere tekmelerken gördüm!”
yolculardan biri üniversite profesörüydü. ellerini ovuşturarak hiddetle söylendi, “bunların hepsi korkunç! ahlaksız! ırkçılık, seksizm, türcülük, homofobi, işçi sınıfının sömürülmesi! ayrımcılık! toplumsal adalete sahip olmalıyız: meksikalı gemici için eşit maaş, bütün gemiciler için yüksek maaş, amerikan yerlisi için tazminat, kadınlar için eşit battaniye, eşcinsel ilişki hakkı ve köpeği daha fazla tekmelemek yok!”
yolcular “evet, evet!” diye bağırdı. mürettebat “hay hay!” diye bağırdı. “ayrımcılık! haklarımızı talep etmeliyiz!”
kamarot boğazını temizledi.
“hepinizin şikayet etmek için iyi nedenleri var. fakat bana göre gerçekten yapmamız gereken şey gemiyi döndürmemiz ve güneye doğru gitmemiz, çünkü eğer kuzeye gitmeye devam edersek er geç batacağız. sonra maaşlarınızın, battaniyelerinizin, eşcinsel ilişki haklarınızın size yararı olmayacak, çünkü hepimiz boğulacağız.”
fakat kimse onu dinlemedi, çünkü o sadece bir kamarottu.
kaptan ve zabitler, kıç güvertedeki makamlarından tartışmayı izliyor ve dinliyordu.
birbirlerine gülümsediler ve göz kırptılar. kaptanın el hareketiyle üçüncü zabit kıç güverteden indi. yolcular ve mürettebatın toplandığı yere ağır adımlarla yürüdü ve onların arasında durdu. çok ciddi bir ifade takınarak konuştu:
“biz kaptanlar kabul etmeliyiz ki bu gemide mazur görülemez şeyler olmakta. şikayetlerinizi duyana kadar bu kadar kötü bir durum olduğunu anlayamadık. bizler iyi niyetli insanlarız ve sizler için en iyisini yapmak istiyoruz. ancak kaptan oldukça eski kafalı ve kendi bildiği yolda ilerler. somut değişiklikler yapmadan önce biraz kışkırtılması gerekebilir. benim şahsi fikrim, eğer gayretle protesto ederseniz – fakat her zaman barışçıl ve geminin kurallarını ihlâl etmeden – kaptanın ataletini sarsar ve gayet haklı olarak şikayet ettiğiniz problemlere çözüm getirmeye zorlarsınız.
bunu söyledikten sonra üçüncü zabit kıç güverteye doğru yol aldı. gider gitmez yolcular ve mürettebat arkasından, “orta yolcu! reformcu! liberal! kaptanın yardakçısı!” diye bağırdı. fakat yine de söylediği gibi yaptılar. kıç güvertenin önünde buluştular. kaptanlara hakaretler savurdular ve haklarını talep ettiler: usta gemici “daha yüksek maaş ve daha iyi çalışma koşulları istiyorum,” diye haykırdı. kadın yolcu “kadınlar için eşit battaniye” diye haykırdı. meksikalı gemici “emirleri ispanyolca olarak almak istiyorum.” diye haykırdı. amerikan yerlisi gemici “barbut oynatma hakkı istiyorum.” diye haykırdı. lostromo “ibne olarak adlandırılmak istemiyorum.” diye haykırdı. hayvansever “köpeğin daha fazla tekmelenmesine hayır.” diye haykırdı. profesör “devrim, hemen şimdi.” diye haykırdı.
kaptan ve zabitler aceleyle bir araya toplandı ve birkaç dakika görüştü. bütün bu süre boyunca birbirlerine göz kırptılar, gülümsediler ve birbirlerini doğrularcasına kafalarını öne eğdiler. daha sonra kaptan kıç güvertenin önünde durdu ve büyük bir cömertlik göstererek, usta gemicinin maaşının ayda 6 şiline yükseltileceğini; meksikalı gemicinin maaşının ingiliz gemicinin üçte ikisi kadar olacağını, ve ön yelkene camadana vurma emrinin ispanyolca verileceğini; kadın yolcuların bir battaniye daha alacağını; amerikan yerlisi gemicinin cumartesi akşamları barbut oynatabileceğini; lostromonun gizlice eşcinsel ilişkiye girdiği sürece ibne olarak anılmayacağını ve mutfaktan yemek çalmak gibi gerçekten ahlaksız şeyler yapmadığı sürece köpeğin tekmelenmeyeceğini duyurdu.
yolcular ve mürettebat bu imtiyazları büyük bir zafer olarak kutladı. fakat ertesi sabah, tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler.
usta gemici “ayda altı şilin çok düşük bir ücret ve hâlâ ön yelkene camadana vururken parmaklarım donuyor” diyerek homurdandı. meksikalı gemici “hâlâ ingilizlerle aynı maaşı veya bu iklim için yeterli yiyeceği alamıyorum” dedi. kadın yolcu “biz kadınlar hâlâ kendimizi sıcak tutacak kadar battaniyeye sahip değiliz” dedi. diğer yolcular ve mürettebat da benzer şikayetlerde bulundu. profesör onları kışkırttı.
konuşmalarını bitirdiklerinde, kamarot, bu sefer diğerlerinin duymamazlıktan gelemeyeceği kadar yüksek bir sesle konuştu:
“köpeğin mutfaktan bir parça ekmek çaldığı için tekmelenmesi, kadınların eşit battaniyeye sahip olmaması, usta gemicinin parmaklarının donması gerçekten korkunç; ve lostromonun istediği halde neden erkeklerle ilişkiye giremediğini anlamıyorum. fakat buzulların şu an nasıl kalın olduklarına ve rüzgârın nasıl daha fazla sert estiğine bakın! bu gemiyi geriye, güneye doğru çevirmemiz gerekiyor. eğer kuzeye gitmeye devam edersek, buzullara çarpacak ve batacağız.
“ah, evet,” dedi lostromo, “kuzeye doğru gitmeye devam etmemiz gerçekten korkunç bir şey. fakat neden tuvalette sevişmek zorundayım? neden ibne olarak anılmam gerekiyor? diğer herkes gibi iyi biri değil miyim?”
“kuzeye doğru ilerlemek korkunç” dedi kadın yolcu. “fakat görmüyor musun? tam da bu nedenle kadınların kendilerini sıcak tutmak için daha çok battaniyeye ihtiyacı var. hemen şimdi kadınlar için eşit battaniye talep ediyorum!”
“tamamen doğru” dedi profesör, “kuzeye doğru yol almak hepimiz için büyük sıkıntılar yaratıyor. fakat yönümüzü güneye doğru çevirmek gerçekçi olmaz. zamanı geri çeviremezsin. durumumuzun üstesinden gelmek için iyi hazırlanmış bir yol bulmalıyız.”
“bak” dedi kamarot, “kıç güvertedeki bu dört kaçık adamın yollarına devam etmesine izin verirsek, hepimiz batacağız. eğer gemiyi tehlikeden uzaklaştırırsak, daha sonra çalışma koşulları, kadınlar için battaniye ve eşcinsel ilişki hakkı için endişelenebiliriz. ama önce bu gemiyi çevirmemiz gerekiyor. eğer bir kısmımız birlik olur, bir plan yapar ve biraz cesaret gösterirsek, kendimizi kurtarabiliriz. çok fazla insana gerek yok – yedi veya sekizimiz yeterli. kıç güverteye saldırabilir, bu delileri gemiden atabilir ve gemiyi güneye çevirebiliriz.”
profesör sesini yükseltti ve sert bir şekilde “şiddete inanmıyorum. ahlaksızca.” dedi.
lostromo “şiddet kullanmak etik değil” dedi.
kadın yolcu “şiddetten çok korkuyorum” dedi.
kaptan ve zabitler herşeyi izliyor ve dinliyordu. kaptanın bir işaretiyle üçüncü zabit ana güverteye indi. yolcuların ve mürettebatın arasına kadar geldi ve gemide hâlâ bir takım sıkıntılar olduğunu söyledi.
“epey ilerleme kaydettik” dedi. “fakat daha fazlası gerçekleşmeyi bekliyor. usta gemicinin çalışma koşulları hâlâ sert, meksikalı hâlâ ingiliz ile aynı maaşı alamıyor, kadınların hâlâ erkekler kadar battaniyesi yok, amerikan yerlisi’nin cumartesi geceleri oynattığı barbut ellerinden alınan toprakları için değersiz bir karşılık, lostromonun eşcinsel ilişkiye tuvalette girmesi adil değil ve köpek hâlâ kimi zaman tekmeleniyor.
“bence kaptanın yeniden harekete geçirilmeye ihtiyacı var. eğer hep birlikte başka bir protesto gerçekleştirirseniz işe yarayacaktır – şiddetsiz olduğu sürece.”
üçüncü zabit geminin kıç tarafına doğru ilerlerken, yolcular ve mürettebat arkasından hakaretler yağdırdı. ama yine de ne dediyse yaptılar ve başka bir protesto için geminin kıç güvertesi önünde toplandılar. çılgınca bağırıp çağırdılar, yumruklarını savurdular ve hâttâ kaptana çürük yumurta attılar (ustalıkla yana çekildi).
kaptan ve zabitler şikayetleri dinledikten sonra aceleyle bir araya toplandı. konuşmaları süresince birbirlerine göz kırptılar ve sırıttılar. daha sonra kaptan kıç güvertenin önüne geldi ve usta gemiciye parmaklarını sıcak tutsun diye bir eldiven verileceğini, meksikalı gemicinin ingiliz gemicinin dörtte üç maaşı kadar maaş alacağını, kadınlara bir battaniye daha verileceğini, amerikan yerlisi gemicinin cumartesi ve pazar geceleri barbut oynatabileceğini, lostromonun karanlıktan sonra alenen eşcinsel ilişkiye girebileceğini ve kimsenin kaptanın özel izni olmadan köpeği tekmeleyemeyeceğini söyledi.
yolcular ve mürettebat bu büyük devrimci zafer karşısında çok mutluydu. fakat ertesi günle birlikte tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler ve aynı eski sıkıntılar hakkında söylenmeye başladılar.
kamarot bu sefer sinirleniyordu.
“sizi ahmaklar!” diye bağırdı. “kaptanın ve zabitlerin neler yaptıklarını görmüyor musunuz? bu gemiyle ilgili yanlışın ne olduğunu düşünemeyesiniz diye battaniyeler, maaşlar ve köpeğin tekmelenmesi hakkındaki saçma şikayetlerinizle sizleri meşgul etmeyi sürdürüyorlar – gemi kuzeye doğru daha da ilerliyor ve hepimiz boğulmuş olacağız. eğer sadece bir kaçınız aklını başına toplar, bir araya gelir ve kıç güverteyi basarsak, bu gemiyi çevirebilir ve kendimizi kurtarabiliriz. fakat tüm yaptığınız, çalışma koşulları, barbut oynatma ve eşcinsel ilişki hakkı gibi önemsiz küçük konular hakkında ağlaşmak.”
yolcular ve mürettebat öfkelendi.
“önemsiz!!” diye ağladı meksikalı, “ingiliz gemicinin sadece dörtte üçü kadar maaş almam sence adil mi? önemsiz mi?”
“benim sıkıntıma nasıl saçma diyebiliyorsun?” diye bağırdı lostromo. “ibne olarak anılmanın küçük düşürücü olduğunu bilmiyor musun?”
“köpeği tekmelemek ‘önemsiz küçük bir konu’ değil!” diye haykırdı hayvansever. “zalimce, insafsızca, vahşice!”
kamarot, “pekâlâ” dedi. “bu konular önemsiz ve saçma değil. köpeği tekmelemek insafsız ve vahşice. ibne olarak anılmak küçük düşürücü. fakat gerçek sorunumuzla karşılaştırıldığında – geminin hâlâ kuzeye gidiyor olduğu gerçeğiyle karşılaştırıldığında – sizin şikayetleriniz önemsiz ve saçma, çünkü eğer bu gemiyi derhal çeviremezsek hepimiz boğulacağız.
“faşist!” diye haykırdı profesör.
“karşı devrimci!” dedi kadın yolcu. tüm yolcular ve mürettebat birbirlerinin ardından konuşmaya katıldı. kamarotu faşist ve karşı devrimci olarak suçladılar. onu bir kenara itip maaşlar, kadınlar için battaniye, eşcinsel hakları ve köpeğe nasıl davranılması gerektiği hakkında söylenmeye devam ettiler. gemi kuzeye doğru yol almaya devam etti. bir süre sonra iki buzdağı arasında parçalandı ve herkes boğuldu.
devamını gör...
