ankara gar katliamı
dinmeyen sızı. kapanmayan yara. sorulacak en büyük hesaplardan. türkiye tarihinin gördüğü en kanlı terör saldırısı! 103 can! binlerin, milyonların kalbine düşmüş yangın! suçluları da azmettirenleri de bildiğimiz, tam da bu sebepten konuşulmayan katliam.
unutmayacağız, affetmeyeceğiz. yargılanacaksınız!
unutmayacağız, affetmeyeceğiz. yargılanacaksınız!
devamını gör...
200 milyon dolarlık mirasın varislerinden kedi choupette
chanel'in yaratıcı direktörü karl lagerfeld hayatını kaybedince kedisi choupette 200 milyon dolarlık mirasa ortak olmuştu. “bir kediye aşık olabileceğimi hiç düşünmemiştim" diyen lagerfeld'in büyük aşkı olan choupette, ünlü modacıyla beraber özel jetlerde uçuyor ve binlerce dolarlık elmas kolyeler takıyordu. sevimli kedi sahibi öldükten sonra da lüks hayatına devam ediyor. dünyanın en zengin kedisi ve moda kampanyalarının tanınmış yüzü olan choupette iki bakıcı ve korumayla paris'te yaşamakta.
choupette'in karakteri oldukça kokoş bir hanımefendiyi andırıyor. kendi zevkine özel olarak tasarlanmış beş adet ipad'i var. karl lagerfeld'in 2017 yılında kendi markası tarafından piyasaya sürülen kedili koleksiyonun tamamı choupette'ten ilham alınarak tasarlanmıştı. 2014 yılında karl lagerfeld imzalı choupette adlı bir kitap piyasaya sürülmüş, aynı yıl shu uemura adlı japon kozmetik markası shupette adı altında güzel ürünleri serisi çıkarmıştı. choupette reklam çekimleri ve güzellik ürünleri markasından bugüne dek 4 milyon dolar civarında para kazandı.

ınstagram'da yüzbinlerce kişinin takip ettiği choupette “kendi ayakları üzerinde durabilen özgür bir kız” olarak tanınıyor. lagerfeld'in gözde erkek mankenlerinin de, brad kroenig başta olmak üzere bu güzel kıza çok düşkün olduğu biliniyor.
choupette'in karakteri oldukça kokoş bir hanımefendiyi andırıyor. kendi zevkine özel olarak tasarlanmış beş adet ipad'i var. karl lagerfeld'in 2017 yılında kendi markası tarafından piyasaya sürülen kedili koleksiyonun tamamı choupette'ten ilham alınarak tasarlanmıştı. 2014 yılında karl lagerfeld imzalı choupette adlı bir kitap piyasaya sürülmüş, aynı yıl shu uemura adlı japon kozmetik markası shupette adı altında güzel ürünleri serisi çıkarmıştı. choupette reklam çekimleri ve güzellik ürünleri markasından bugüne dek 4 milyon dolar civarında para kazandı.

ınstagram'da yüzbinlerce kişinin takip ettiği choupette “kendi ayakları üzerinde durabilen özgür bir kız” olarak tanınıyor. lagerfeld'in gözde erkek mankenlerinin de, brad kroenig başta olmak üzere bu güzel kıza çok düşkün olduğu biliniyor.
devamını gör...
türkçenin yetersiz bir dil olması
orta çağ orta doğu'sunda var olan temelsiz inanış. kâşgarlı mahmud, dîvânu lugâti't-türk'ü yazarak açık bir şekilde arap oğullarına, ali şir nevaî ise muhakemetü'l-lugateyn'i yazarak fars oğullarına türk dilinin yeterli bir dil olduğu öğretmişlerdir. bugün ne türkoloji ne de dilbilimin içinde bu saçma düşüncenin zerresi yoktur. zaten diller bir at değildir ki yarıştırılsın. modern dilbilim her dili işlenmesi gereken bir cevher olarak görür, mesele o cevheri ne kadar iyi, işe yarar ve "saf" halini koruyarak işlediğiniz. haa orta çağ'dan kalma bu inanışlar söylediğim coğrafyada devam ediyorsa o onların geri kalmışlığıdır.
devamını gör...
değeri bilinmeyen türkler
devamını gör...
40 gözaltı öyküsü ve diğerleri
bir sadık yalsızuçanlar kitabıdır.
bu kitap hakkında yazacak çok şeyim var. ve hepsini de yazacağım. öncelikle kitabın içeriğinden biraz bahsedip sonra yazarın kendisi hakkında söyleyeceklerimi söyleyip sonra da yazarla karşılaşmamdan bahsedeceğim ve bunların hepsini yaparken içimdeki devrim ateşi ile okuyan herkesi kucaklamaya devam edeceğim, sadık yalsızuçanlar dahil.
bu tanımı yazıp yazmamakta çok tereddüt ettim aslında ama sonunda yazmaya karar verdim. bu minicik kitabı ilk okuduğumda o kadar sevdim ki hemen kütüphanemdeki yeniden okunacak kitaplar arasına koydum kitabı. ve yıllar sonra yeniden okudum. etkisini kaybetmemişti. kitap adı üstünde gözaltı öykülerini anlatmaktaydı ve benim gözümde devrimci bir yazar canlandı okurken. ama değilmiş. ve bu benim hiç umrumda olmadı.
yazarın bu kitabını okuduktan sonra elbette her zaman yaptığım şeyi yaptım ve bütün kitaplarını aldım. ve çevremde edebiyat sever geçinen bazı arkadaşların ama o nurcu eleştirileri ile boğuşmak zorunda kaldım. her eleştiriye “ şu kitapları bir okuyun, sonra konuşalım” dediysem de olmadı. ama ben okumaya devam ettim. görüşlerimizin tamamen farklı olması bu yazarın çok iyi bir yazar olduğunu değiştirmedi, değiştirmeyecek.
yazarla karşılamam ise çok daha değişik bir andı benim için. üç entel insan üsküdar’da bir çay bahçesinde oturmuş, sıkıcı sıkıcı edebiyat konuşmaları yaparken konu sadık yalsızuçanlar’a geldi birden. üçümüz de hayranmışız yazara. birbirimize şu kitabı, o denemesi, bu öyküsü diye anlatırken yazar birden oturduğum açık hava çay bahçesine geldi ve bir iskemleye oturup çay söyledi.
tabii ki bizim aramızda hararetli bir tartışma çıktı yazarla konuşup konuşmama konusunda. onlar gidip konuşmaktan yana iken ben buna şiddetle karşı çıktım. çünkü yazarın umduğumuz gibi biri çıkmama ihtimali benim korkutuyordu. ve eğer düşündüğüm gibi olursa yazarı bir daha okuyamayacağımı da biliyordum. bir murat menteş vakası olabilirdi. biz kendi aramızda uzun uzun tartışırken yazar çayını içip gitti zaten. hala düşünürüm keşke gitse miydik yanına diye .
demem o ki aslında yazarın kim olduğu belki önemlidir ama neye inandığı iyi bir yazar olduğu sürece benim için mesele bile değildir ve bu bir tarafsızlık masalıdır.
bu kitap hakkında yazacak çok şeyim var. ve hepsini de yazacağım. öncelikle kitabın içeriğinden biraz bahsedip sonra yazarın kendisi hakkında söyleyeceklerimi söyleyip sonra da yazarla karşılaşmamdan bahsedeceğim ve bunların hepsini yaparken içimdeki devrim ateşi ile okuyan herkesi kucaklamaya devam edeceğim, sadık yalsızuçanlar dahil.
bu tanımı yazıp yazmamakta çok tereddüt ettim aslında ama sonunda yazmaya karar verdim. bu minicik kitabı ilk okuduğumda o kadar sevdim ki hemen kütüphanemdeki yeniden okunacak kitaplar arasına koydum kitabı. ve yıllar sonra yeniden okudum. etkisini kaybetmemişti. kitap adı üstünde gözaltı öykülerini anlatmaktaydı ve benim gözümde devrimci bir yazar canlandı okurken. ama değilmiş. ve bu benim hiç umrumda olmadı.
yazarın bu kitabını okuduktan sonra elbette her zaman yaptığım şeyi yaptım ve bütün kitaplarını aldım. ve çevremde edebiyat sever geçinen bazı arkadaşların ama o nurcu eleştirileri ile boğuşmak zorunda kaldım. her eleştiriye “ şu kitapları bir okuyun, sonra konuşalım” dediysem de olmadı. ama ben okumaya devam ettim. görüşlerimizin tamamen farklı olması bu yazarın çok iyi bir yazar olduğunu değiştirmedi, değiştirmeyecek.
yazarla karşılamam ise çok daha değişik bir andı benim için. üç entel insan üsküdar’da bir çay bahçesinde oturmuş, sıkıcı sıkıcı edebiyat konuşmaları yaparken konu sadık yalsızuçanlar’a geldi birden. üçümüz de hayranmışız yazara. birbirimize şu kitabı, o denemesi, bu öyküsü diye anlatırken yazar birden oturduğum açık hava çay bahçesine geldi ve bir iskemleye oturup çay söyledi.
tabii ki bizim aramızda hararetli bir tartışma çıktı yazarla konuşup konuşmama konusunda. onlar gidip konuşmaktan yana iken ben buna şiddetle karşı çıktım. çünkü yazarın umduğumuz gibi biri çıkmama ihtimali benim korkutuyordu. ve eğer düşündüğüm gibi olursa yazarı bir daha okuyamayacağımı da biliyordum. bir murat menteş vakası olabilirdi. biz kendi aramızda uzun uzun tartışırken yazar çayını içip gitti zaten. hala düşünürüm keşke gitse miydik yanına diye .
demem o ki aslında yazarın kim olduğu belki önemlidir ama neye inandığı iyi bir yazar olduğu sürece benim için mesele bile değildir ve bu bir tarafsızlık masalıdır.
devamını gör...
mr tfue
youtube'da rastgele dolaşırken karşıma çıkan ve beni inanılmaz etkileyen insan.
eski çağlarda yerleşimin insanlar tarafından nasıl olduğunu resmen gözler önüne seren harika videoları var.
bir çubuğu varki tek başına dünyalara bedel.
kumsalda cazibeli kale yapmakta zorlanan biri olarak gördüklerimle ayakta alkışlamaktan ve daha fazla izleyicisi olması için buradan birilerine ulaşmaktan başka bir şey yapamayacağımı düşündüm.
o arkadaki soft müzikte insanı dinlendirilen aynı zamanda merakla şimdi ne yapacak düşüncesini oluşturuyor.
hemen bir videosunu bırakayım, dikkat edin bağımlılık yapabiliyor.
eski çağlarda yerleşimin insanlar tarafından nasıl olduğunu resmen gözler önüne seren harika videoları var.
bir çubuğu varki tek başına dünyalara bedel.
kumsalda cazibeli kale yapmakta zorlanan biri olarak gördüklerimle ayakta alkışlamaktan ve daha fazla izleyicisi olması için buradan birilerine ulaşmaktan başka bir şey yapamayacağımı düşündüm.
o arkadaki soft müzikte insanı dinlendirilen aynı zamanda merakla şimdi ne yapacak düşüncesini oluşturuyor.
hemen bir videosunu bırakayım, dikkat edin bağımlılık yapabiliyor.
devamını gör...
dogelore
geçtiğimiz günlerde 3. senesini kutlayan minnoş ötesi bir subreddit. bu sub’ın başrolü ise o meşhur pozu ile bilinen bir shina inu.

foto üzerine çeşitli caption yerleştirerek yahut fotonun kendisini değişik şekillere sokarak yapılan meme’ler paylaşılıyor burada. doge ilk ve esas karakterdir. bunun yanı sıra birçok yan karakter de vardır. en bilinenleri;
cheemsburbger, karen, noah, isabelle, phoebe, lil bro, big bro, walter, deborah, buff doge, dave ve diğerleri…

genelde doge’nin günlük maceraları işleniyor. hayatına giren ve benimsenen tüm karakterler, wiki’de kendine yer buluyor. zamanla birçok yeni karakter geliyor ve gidiyor. bazısı ara ara yine geliyor..
neyse efendim, dediğim gibi bu günlerde 3. senesini kutladı ve giderek büyüyor. büyüdükçe de daha minnoş oluyor bu sub. güldürme garantilidir. üçüncü senesine özel birkaç link ve görsel paylaşmak istedim;

minnoşlu bir şarkı;
www.reddit.com/r/dogelore/c...
cheems ve doge;
benim en favori karakterim ise cheemsburbger. konuşması ve duruşu ile ekstra tatlı ve sevilesidir.
buff doge vs cheems ise başlı başına bir efsanedir. takipteyim efendim.

foto üzerine çeşitli caption yerleştirerek yahut fotonun kendisini değişik şekillere sokarak yapılan meme’ler paylaşılıyor burada. doge ilk ve esas karakterdir. bunun yanı sıra birçok yan karakter de vardır. en bilinenleri;
cheemsburbger, karen, noah, isabelle, phoebe, lil bro, big bro, walter, deborah, buff doge, dave ve diğerleri…

genelde doge’nin günlük maceraları işleniyor. hayatına giren ve benimsenen tüm karakterler, wiki’de kendine yer buluyor. zamanla birçok yeni karakter geliyor ve gidiyor. bazısı ara ara yine geliyor..
neyse efendim, dediğim gibi bu günlerde 3. senesini kutladı ve giderek büyüyor. büyüdükçe de daha minnoş oluyor bu sub. güldürme garantilidir. üçüncü senesine özel birkaç link ve görsel paylaşmak istedim;

minnoşlu bir şarkı;
www.reddit.com/r/dogelore/c...
cheems ve doge;
benim en favori karakterim ise cheemsburbger. konuşması ve duruşu ile ekstra tatlı ve sevilesidir.
buff doge vs cheems ise başlı başına bir efsanedir. takipteyim efendim.
devamını gör...
çok arzu edilip sonra boş verilen şeyin gerçekleşmesi
(bkz: murphy kanunları)
o şey kesin istemekten vazgeçtiğinde seni bulacaktır.
o şey kesin istemekten vazgeçtiğinde seni bulacaktır.
devamını gör...
hasan can kaya
meyvesini yiyenlerden değilim cünkü karşısındakine saygısızlık yaparak güldürmeye çalışan birisine gülemiyorum. kötü standupcı.
devamını gör...
yoldaş'ın beş vakit namaz kılan müslüman olması
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
oğuz atay-tutunamayanlar, vallaha bitiremedim üç aydır okuyorum.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
benimle yaşlansana?
kitap okurum, çay demler şiir yazarım sana.
ha birde, her sabah için şükrederim, sonra gözlerine bakar 'amin' derim..
amin, bu günde gördüm seni,
bugünde güzel geçecek demek ki.
ben herkes gibi değil de, duam gibi severim seni, kalbimden, gönlümden kopan gizli saklı sözler gibi.
kim duasını sevmeden diler ki...
kitap okurum, çay demler şiir yazarım sana.
ha birde, her sabah için şükrederim, sonra gözlerine bakar 'amin' derim..
amin, bu günde gördüm seni,
bugünde güzel geçecek demek ki.
ben herkes gibi değil de, duam gibi severim seni, kalbimden, gönlümden kopan gizli saklı sözler gibi.
kim duasını sevmeden diler ki...
devamını gör...
kaliteli yaşam için ucuz öneriler
elalem diye bi güruh varmış.ben küçükken annem sokaga çıkarken şort giymeme izin vermezdi "elalem ne der" diye... o elaleme çok kızmıştım birgun, nasilsa bizim eve gelirdi ,tanımıyorum ama "sanane benim sortumdan " deyip ağzının payını verecektim.her gelen kişi için "anne elalem bu teyze mi? bu abla mi?" diye uzunca bir süre aradim o elalemi.. çok sonra anladım ki elalem bir insan değil, insanların yarattığı toplum baskısiymis. işte bunu anladığım andan itibaren o "elalem " için yaşamayı bıraktım.diyecegim o ki kaliteli yaşam için elalem ne der diye yaşamayı bırakın. siz kendinizi bildiğiniz sürece el izler alem alkışlar.
devamını gör...
yazarların bırakması gereken 5 şey
sigara..
alkol..
melankoli..
kirk tilki/kırk kuyruk
beşinciyi bulamadım..
alkol..
melankoli..
kirk tilki/kırk kuyruk
beşinciyi bulamadım..
devamını gör...
edgar wright
tam ismi edgar howard wright olan ingiliz yönetmen, senarist ve yapımcı.
baby driver, hot fuzz, shaun of the dead, scott pilgrim vs. the world ve the world's end isimli filmlerin yönetmenliğini yapmıştır.
kendisi sinefil olması ile tanınan bir yönetmendir. kocaman bir* favori filmler listesi vardır. liste
görsellikle ön plana çıkan çok güzel filmleri var edgar beyin. özellikle scott pilgrim vs. the world filmindeki efektlere bayılıyorum. yine shaun of the dead aslında çoğumuzun izlediği güzel filmlerden, the world's end de yine aynı şekilde. biz galiba bu adamın filmlerini keyifle izliyoruz ama kimmiş bu filmin yönetmeni demeyi çok da akıl edemiyoruz, ben çok sonradan öğrenmiştim onun filmlerini izlediğimi.
daha sık film çekmesini isteriz. neyse ki çok yakında* last night in soho isimli yepyeni bir filmi geliyor, heyecanla bekliyoruz. ayrıca o filmin başrolünde de anya taylor-joy görülüyor. komedi türünde filmlere imza attığı halde izlemeyi en sevdiği türün korku olduğunu söylemiş, ayrıca korku filmi çekmek istediğini de belirtmiş geçmiş dönemde ve bunu da bu senenin sonunda gerçekleştiriyor.
baby driver, hot fuzz, shaun of the dead, scott pilgrim vs. the world ve the world's end isimli filmlerin yönetmenliğini yapmıştır.
kendisi sinefil olması ile tanınan bir yönetmendir. kocaman bir* favori filmler listesi vardır. liste
görsellikle ön plana çıkan çok güzel filmleri var edgar beyin. özellikle scott pilgrim vs. the world filmindeki efektlere bayılıyorum. yine shaun of the dead aslında çoğumuzun izlediği güzel filmlerden, the world's end de yine aynı şekilde. biz galiba bu adamın filmlerini keyifle izliyoruz ama kimmiş bu filmin yönetmeni demeyi çok da akıl edemiyoruz, ben çok sonradan öğrenmiştim onun filmlerini izlediğimi.
daha sık film çekmesini isteriz. neyse ki çok yakında* last night in soho isimli yepyeni bir filmi geliyor, heyecanla bekliyoruz. ayrıca o filmin başrolünde de anya taylor-joy görülüyor. komedi türünde filmlere imza attığı halde izlemeyi en sevdiği türün korku olduğunu söylemiş, ayrıca korku filmi çekmek istediğini de belirtmiş geçmiş dönemde ve bunu da bu senenin sonunda gerçekleştiriyor.
devamını gör...
mutlu olmayı beceremeyen insanların ortak özellikleri
hep bahanelerinin olması ve o bahanelerin arkasına sığınmalarıdır. sebebe ihtiyaçları yoktur, herhangi bir şeyi mutsuzluklarının sebebi olarak gösterebilirler.
devamını gör...
görünmez heykelin 150 bin liraya satılması
sanatçının yerinde olsaydım alan kişiye, neyi aldıysa artık, "hayrını gör" deyip yüzüne pişkin pişkin gülerdim. sanırım bu yüzden ben burada boşluğa bakarken o boşluğu satabiliyor. aydınlandım. öyle ki ibret bile almış olabilirim.
devamını gör...


