görünce hemen kontrol ettiğim başlık . ben de değilim*
devamını gör...

hoşlanılan kızın en az 60 yaşında olduğunu gösteren durum. siyasal bölümünde okuyor olabilir ayrıca.
devamını gör...

abi ciddiyseniz gidip isteyelim kızı. belli ki var olan bir kıza bakıp yazmışsın başlığı yoksa bu kadar ayrıntılı istek olamaz.
edit: ulan başlık bana kaldı iyi mi? bence değil.
devamını gör...

süt dökmüş kedinin de keremyildiz olduğunu düşünüyorum. attık bakalım oltayı.
devamını gör...

"bir menekşe kokusunda seni aramak var ya.."*
benim için kesinlikle budur.*
devamını gör...

eski türkçe'de "çamur" anlamına gelen sözcüktür.

"balçık" kelimesi de buradan gelmektedir.
devamını gör...

dijital dünya her tarafımızı kuşattı. ne kadar çok teknoloji ile iç içeyiz öyle değil mi? buna rağmen maziden ansızın zihnimize düşen bir an, dalgın dalgın geçtiğimiz bir sokak, gördüğümüz bir hayal bizi romantik bir halin içerisine çekiyor. itiraf edelim, ruhumuz hâlâ analog. ve hatta ihtiyacımız olmasa bir saniye teknolojiyi yanımızda tutmayız. ihtiyacımız var. ama ruhumuz analog. durup durup dalmalarımıza, içinden çıkılmaz sorunlarımıza, sarmalanmayan ruh yaralarımıza derman olmaya teknolojinin gücü yetmeyecek. çok boş avuntu.
devamını gör...

adalet
devamını gör...

en ufak bir ihtiyacımız için günlerce araştırma yapabiliyorken , ebedî hayatımızı alakadar eden inançlarımız için sadece tv , sosyal medya ve bazı din düşmanı insanların lafına kanmak ne kadar da acıklı bir durum...
öyle değil mi ?
devamını gör...

ben... bu kirli yalnızlık içinde utanmayı tamamen unuttum, insanın ruhunu parçalayan ve kemiklerinden iliğini emen bu lanet olası ülkede.
-amok koşucusu-
devamını gör...

sezinleme, empati kurabilme,insanlari ve kendini anlayabilme yetileri kuvvetli insanlardır. okuduğu kitaptaki bir karaktere, izledigi dizi ve filmdeki diğer insanlar için normal gelen bir sahne onun için fazla duygusaldır. hassas insanlardır.
devamını gör...

herkesin adını bildiği ama birçok insanın hiç görmediği muhteşem kokulu yasemindir bana göre.
devamını gör...

biz köftehorların hoşuna giden pek çok yeniliği görmemize vesile olmuş benjo devrimi.
yapanların ellerine sağlık.
milinski'nin de dediği gibi sabaha buralar coşar, yerimizi sıcak saatlerde aldık, geceniz hayır olsun köftehorlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kadıköy sahil
*
devamını gör...

neden uçurulduğunu öğrenince gitmesine sevindiğim yazar. zaten dünya pislik rezillik dolu bari şurada başımız şişmesin. teşekkürler modlar.
devamını gör...

rattus norvegicus.

başlığın komple sıçan başlığına yönlendirilmesi gerek çünkü teknik olarak kendisi bir fare değil sıçandır. sıçan ile fare biyolojik açıdan farklı türler olup iki değişik canlıdır.

paris sokaklarında, metrolarda, yolda izde tarla kenarında karşınıza çıkan, ocakta yemek unutmuş da evi yanmadan yetişmeye çalışıyor gibi koştur koştur acele içinde olan bir gölge görürseniz o sıçandır. genellikle kahverengi veya koyu gri olur yaban tipi. fakat biz lab ratları (ben dahil) bu rattus norvegicus'un alt türü rattus norvegicus domestica oluyoruz. sizin ekranlarda gördüğünüz o beyaz sıçanlar falan işte hep benim kardeşlerim *.

biz manyaklar bu alt türleri de kendi aralarında sınıflandırıyoruz. mesela wistar albino, sprague-dawley ya da bile isteye bir genini sildiğimiz knockout ırklar var. ki bunları genellikle ingilizceden geçen bir terim olan strain olarak daha da ayırıyoruz işte birbirinden (strain: suş, soy, ırk). ırkçılık yapma köpppppek demeyin gebertirim sizi. wistar daha agresiftir, daha hareketlidir, kuyrukları vücutlarına oranla daha kısadır mesela, ama sprague-dawley daha sakin fakat daha uzun kuyrukludur. mesela wistar daha aktif olduğu için yetiştirilme koşulları aynı olduğu takdirde sprague-dawley sıçanlara kıyasla daha çok yemek yer, daha çok su içer, bu da davranış deneylerinde mesela farka sebep olur. anladınız mı neden ırk ayrımı yapıyoruz şimdi. inş anlamışsınızdır çünkü.
devamını gör...

proton/nötron oranı dengesiz halde olan kararsız çekirdekli atom.

dengesizlikten kastımı açıklayayım kısaca. hidrojen haricindeki atom çekirdekleri içerisinde proton ve nötronlar, çekirdek dışında da elektronlar bulunur. protonların nötronlara oranı 1 ya da 1'e çok yakın sayılardır. bu tür atomlara kararlı atom deriz. bunların rahatı yerindedir.

oran 1'den uzaklaşıp yükselmeye başlayınca atomda kararsızlıklar başlar. bu atomlar bu durumdan "rahatsız"dır ve enerji fazlalığını dışarıya atmak isterler. bu nedenle de radyoaktif bozunmaya uğrarlar. bu bozunmalar sırasında çekirdekte ya proton ya nötron ya da her ikisinin birden sayısı değişir ve atom kararlı hale gelir.
devamını gör...


ve güz geldi ömür hanım.
dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul.
insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde.
yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı...
ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?



her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?



yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...
ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?



dönelim...
dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...
olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim.
ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde.
umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.



yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?
yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama...
değil mi yoksa?



öyle büyük umutlarım olmadı benim,
büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı.


koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni.
bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda;

televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...

oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim.
öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...
bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?


susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur.
sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...
yalnızım
ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...
sularım toprağa sızıyor bak.
yüzümü geceler örtüyor.
binlerce taş saklanıyor içimde.
kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?



kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...
bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten?
sözü yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...


kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine,
her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor muyum?
olsun. yanıldığımı biliyorum ya...



yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana.
dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de.
anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...
alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.



kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında.
istemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz...



biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de.
en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...
kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde...
o kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye...


nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye?
ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize.
çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.



dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...
sızar iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...
ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...



sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle.
yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.



yağmur dindi ömür hanım.
gökyüzü masmavi gülümsedi yine.
doğa aynı oyununu oynuyor bizimle.
umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından.
ne aldanış!
bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?



gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım,
gözlerimle değil dudaklarımla.
yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.
delilik mi dedin?
kim bilir...
belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi?
kim ne diyebilir ki?



kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...
yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar,

savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile...
yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.

ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum.
bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını.
içimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?


ömür hanımla güz konuşmaları/ şükrü erbaş
devamını gör...

türkçeye tam gaz olarak çevrilmiş, 2017 yapımı aksiyon, komedi ve suç filmi.

konusu
--- alıntı ---
çocuksu görüntüsüne rağmen müthiş araba kullanma yeteneklerine sahip baby rolüyle ansel elgort çok büyük soygunlar organize eden doc rolüyle kevin spacey için, soyguncuları olay yerinden götüren kaçış şoförü olarak çalışmaktadır. bu konudaki müthiş yeteneklerini birlikte çalıştığı herkese zamanla kabul ettirmektedir.
--- alıntı ---



başrollerindeki ansel elgort baby rolüyle gerçekten izlemeye değerdi.
aksiyon, film boyunca devam ediyor ve insanı sıkmıyor. filmin soundtrack listesi ise kesinlikle dinlemeye değer.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim