evlenirdim denilen dizi karakterleri
breaking bad hank ıle evlenirdim. aşırı komik bir adam.
devamını gör...
bildirim mutluluğu
gerçekten böyle bir şey var, bildirim gelince insan mutlu olur mu? oluyormuş.
devamını gör...
iş görüşmesi
görüşme sonunda size soru sormalarına izin verdiklerinde, "neden bu pozisyonda ilan açtıklarını" sorun. çünkü işyerinde problem yoksa personel alınmaz. bir ihtiyaçları vardır, sizi o ihtiyacı karşılayacağınızı düşündükleri için çağırmışlardır.
bu soru ile alacağınız cevap ile hangi işi yapacağınız hakkında daha net bir fikre sahip olabilirsiniz. insan kaynakları bu soruya cevap veremese bile teknik mülakatta kesin bir cevap alırsınız.
bu soru ile alacağınız cevap ile hangi işi yapacağınız hakkında daha net bir fikre sahip olabilirsiniz. insan kaynakları bu soruya cevap veremese bile teknik mülakatta kesin bir cevap alırsınız.
devamını gör...
yazarların psikolojik durumunun 3 kelime ile özeti
ben aslında yoğum.
devamını gör...
bir tartışmada duyduğun en güzel cümle
efsaneyi unutmayalım "sen abdulhamid 'i savundun"
devamını gör...
güne iyi başlatan şeyler
bulutlara gizlenmemiş ise gün doğuşunu izlemek bunlardan biridir.
devamını gör...
telefonla konuşurken evi turlamak
arkadaşlarımla özellikle hicligindansi ile günde 638373 saat konuştuğumuz için sürekli yaptığımdır.
devamını gör...
kitaplarla ilgili en güzel sözler
"odamda beni kitaplarım bekler. bu yegâne tesellidir."
değirmen - sabahattin ali
değirmen - sabahattin ali
devamını gör...
the twilight zone
ilki 1959-1965 yılları arasında yayınlanmış, korku, gizem, fantastik dizi.
sonrası 1985’te, sonuncu seri de 2019’da yayınlanmaya başlandı.
1959 yılındaki versiyonunda bir dönem alfred hitchcock’un sunuculuk yaptığını belirteyim. bir dönem trt’de de yayınlanmıştı ve gösterim haliyle siyah-beyazdı. yeni versiyonun bir kaç bölümünü izledim ama aynı havayı verdiğini söyleyemem. belki de siyah-beyaz görüntü, bölümlerin etkisini daha da arttırıyordu, bilemem. ama bir dönem ekrana kitlenip izlediğimi iyi hatırlıyorum.
öncelikle başta korku dedim. bir çok kişi ‘korku’ olarak tanımlamama karşı çıkabilir. konuyu şöyle açıklayayım: nelerden korkarız? kimisi kanlı sahnelerden, kimi hayaletlerden, kimi büyülerden, kimi uzaylılardan. ben ise , iu ana kadar hayalime getirmediğim, öngöremediğim şeylerden korkarım. tabi hayaletle karşılaşsam, katille karşılaşsam korkarım ama bu korku sadece olayla yüz yüze geldiğim zamanda olur. bu seride ise sizin benim gibi insanların başlarına gelen farklı/fantastik durumları izliyoruz. her bölüm hayal gücünüzü şaşırtmaya devam ediyor. anlık bir korku duymasanız da , uzun zaman aklınızda kalacak, sizi gerecek, huzursuz edecek bölümler oluyor. hitchcock’un filmleri gibi diyeyim kısaca. kendisinin filmlerine de bakarsak, klasik korku öğeleri yok ama yine de izlerken ürküyorsunuz. bu türe ‘rahatsız’edici filmler ve diziler diyebilirim. işte bu ‘rahatsızlık’ , öcü böcüden daha çok etkisi altına alıyor sizi. hangi bölümdü hatırlamıyorum ama x-files’ın da bir bölümünde , bu serinin izleri görülüyordu.
daha önce izlemediyseniz, eski seriden başlamanızı öneririm.
sonrası 1985’te, sonuncu seri de 2019’da yayınlanmaya başlandı.
1959 yılındaki versiyonunda bir dönem alfred hitchcock’un sunuculuk yaptığını belirteyim. bir dönem trt’de de yayınlanmıştı ve gösterim haliyle siyah-beyazdı. yeni versiyonun bir kaç bölümünü izledim ama aynı havayı verdiğini söyleyemem. belki de siyah-beyaz görüntü, bölümlerin etkisini daha da arttırıyordu, bilemem. ama bir dönem ekrana kitlenip izlediğimi iyi hatırlıyorum.
öncelikle başta korku dedim. bir çok kişi ‘korku’ olarak tanımlamama karşı çıkabilir. konuyu şöyle açıklayayım: nelerden korkarız? kimisi kanlı sahnelerden, kimi hayaletlerden, kimi büyülerden, kimi uzaylılardan. ben ise , iu ana kadar hayalime getirmediğim, öngöremediğim şeylerden korkarım. tabi hayaletle karşılaşsam, katille karşılaşsam korkarım ama bu korku sadece olayla yüz yüze geldiğim zamanda olur. bu seride ise sizin benim gibi insanların başlarına gelen farklı/fantastik durumları izliyoruz. her bölüm hayal gücünüzü şaşırtmaya devam ediyor. anlık bir korku duymasanız da , uzun zaman aklınızda kalacak, sizi gerecek, huzursuz edecek bölümler oluyor. hitchcock’un filmleri gibi diyeyim kısaca. kendisinin filmlerine de bakarsak, klasik korku öğeleri yok ama yine de izlerken ürküyorsunuz. bu türe ‘rahatsız’edici filmler ve diziler diyebilirim. işte bu ‘rahatsızlık’ , öcü böcüden daha çok etkisi altına alıyor sizi. hangi bölümdü hatırlamıyorum ama x-files’ın da bir bölümünde , bu serinin izleri görülüyordu.
daha önce izlemediyseniz, eski seriden başlamanızı öneririm.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının sevmediği özellikleri
çevremdeki olay ve insanları uzun zamandır gözlemlediğim için oluşan öngörülerim. oysa cehalet mutluluktur. farkettiğimde insanları bir daha aynı gözle göremiyorum.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
ne diyordu şair; yıkıldı yolunu bekleyen şehir, şimdi gelsen de bir gelmesen de bir.
devamını gör...
sade yağ
tereyağın da yağını çıkartarak elde edilen, osmanlı mutfağında çok sık kullanılan yağ türüdür. köyleri gezen programın birinde, bir kilo tereyağdan 800-900 gram sade yağ çıkar diyorlardı.
peki sade yağ nasıl elde edilir, aşamaları nelerdir? sade yağ yapımı için 500 gram veya 1 kilogram tereyağını bir tencereye alın, kısık ateşte eritin. yağ eriyip kaynarken tortular dibe çökmeye, üstü de köpük köpük kabarmaya başlayacaktır. oluşan köpükleri bir süzgeç veya kaşıkla belirli aralıklarla alın. köpüklenme bitene kadar bu işlemi yapmaya devam edin. yaklaşık 1 saatin sonunda tortular tamamen dibe çökecek, su buharlaşacaktır. ocağın altını kapatın ve elde edilen yağı bir süre dinlenmeye bırakın. kısa bir süre sonra yağ, sarı bir renk alır. ardından dinlenen yağı sık dokulu bir bezden ya da tülbentten geçirip kavanoza doldurun ve buzdolabına koyarak donmasını bekleyin. sade yağınız hazır! cam kavanoz içerisinde, ağzı kapalı bir şekilde, buzdolabında bir yıl boyunca saklanabilir.
memento mori nickli yazarımızın ukdesidir.
peki sade yağ nasıl elde edilir, aşamaları nelerdir? sade yağ yapımı için 500 gram veya 1 kilogram tereyağını bir tencereye alın, kısık ateşte eritin. yağ eriyip kaynarken tortular dibe çökmeye, üstü de köpük köpük kabarmaya başlayacaktır. oluşan köpükleri bir süzgeç veya kaşıkla belirli aralıklarla alın. köpüklenme bitene kadar bu işlemi yapmaya devam edin. yaklaşık 1 saatin sonunda tortular tamamen dibe çökecek, su buharlaşacaktır. ocağın altını kapatın ve elde edilen yağı bir süre dinlenmeye bırakın. kısa bir süre sonra yağ, sarı bir renk alır. ardından dinlenen yağı sık dokulu bir bezden ya da tülbentten geçirip kavanoza doldurun ve buzdolabına koyarak donmasını bekleyin. sade yağınız hazır! cam kavanoz içerisinde, ağzı kapalı bir şekilde, buzdolabında bir yıl boyunca saklanabilir.
memento mori nickli yazarımızın ukdesidir.
devamını gör...
kendini ateşe verip 10. kattan kar yığınına atlamak
"kızgın kumlardan serin sulara atlamak" ifadesinin sadece reklam olarak kalmasını istemeyen bir insan evladıdır. içinde bir tutam delilik olmayan hayat, eksik bir hayattır, denmiş. deliler iyidir sevin onları.
devamını gör...
unutulmaz kurtlar vadisi replikleri
dostum olmaz hasmım yaşamaz.
devamını gör...
sandal
ilk defa sandala biniyordu. gün ağarmamıştı daha. küçük kız çocuğu oltanın ucundan kıvranan balığı aldı ve sandalın içine çekti. yanı başında oturan babası birden zıpladı ve balığı yakaladı.
tut bakalım dedi.
çocuk aldı eline balığı. canlılığını, pullarının hissiyatı… korktu. kim korkmaz ki ilk defa canlı bir balık eline alınca?
at kovaya dedi.
atamam dedi çocuk.
at gitsin su var içinde işte b… daha cümlesini bitirmemişti babası, çocuk balığı denize geri attı.
ben tutmayacağım dedi.
sessizlik. güneş de sessizce doğdu.
yıldızlar teker teker kayboldu ve kız bir daha balık yemedi desek yalan olur zira insan unutkan bir varlıktı.
tut bakalım dedi.
çocuk aldı eline balığı. canlılığını, pullarının hissiyatı… korktu. kim korkmaz ki ilk defa canlı bir balık eline alınca?
at kovaya dedi.
atamam dedi çocuk.
at gitsin su var içinde işte b… daha cümlesini bitirmemişti babası, çocuk balığı denize geri attı.
ben tutmayacağım dedi.
sessizlik. güneş de sessizce doğdu.
yıldızlar teker teker kayboldu ve kız bir daha balık yemedi desek yalan olur zira insan unutkan bir varlıktı.
devamını gör...
dedesinin mezar taşını okuyamayan tek toplum
türkler geçmişten bu yana:
göktürk alfabesi, uygur alfabesi, arap alfabesi, kiril alfabesi, lâtin alfabesi kullanmışlardır.
latin alfabesi bugün de kullandığımız türkçe sesleri en iyi karşılayan alfabedir.
osmanlı türkçesi denilen türkçe bugünkü gibi okunur. sadece alfabe farklıdır. arap alfabesinde bulunmayan türkçe sesler bu alfabede benzer sesler ile karşılanmıştır. mesela vav hem o, ö, u, ü hem de v yerine kullanılmaktadır. ya da bizde bir tek "s" harfi varken bu alfabede peltek s, kalın s (sad) ve s vardır.
alfabeyi öğrenmek kolayken (malum ülkenin yarısı en azından kuran okumayı biliyor.) osmanlı türkçesi ile yazılmış metinleri okumak bu yüzden zordur. arapça g ve l harflerini yan yana konulduğunu düşünün, bu iki harfi (arapça bükümlü bir dil olduğu için) gel, gül, gol... şeklinde telaffuz edebiliriz. hangisi olduğu ise cümlenin akışından anlaşılır.
yukarıda saydıklarım ve okul sayısının da azlığı sebebi ile osmanlı devleti'nde okur yazar oranı da yüzde 10 civarında falan seyretmektedir.
bu konuda asıl endişe etmesi gerekenler ise bence dönemin aydınları idi. yani bir gecede cahil kalan onlardı ancak bu duruma karşı çıkmak yerine desteklemişlerdir ki alfabe değişmeden çok önce cumhuriyetten de önce dil devrimi gerçekleşmiş ve edebi dilde bulunan arapça-farsça sözcükler ve dilbilgisi kuralları atılmış, yazı dili ve konuşma dili ortak hala gelmiştir. kast ettiğim zaman dilimi de tanzimat dönemi ile cumhuriyet dönemi arasını kapsar yani ortalama 60 yıllık bir icraat.
en sonunda da 1 kasım 1928'de latin alfabesine geçilmiştir. 1935 yılındaki nüfus sayımında ise okur yazar oranı neredeyse yüzde 20'ye yaklaşmıştır. bu sebeple diyebiliriz ki dil devrimi ile hem kendimizi daha kolay ifade edebilir hale geldik hem de daha çok insan okur-yazar oldu. eğer ki atam ve diğer aydınlar bu devrimi gerçekleştirmeseydi muhtemelen şimdi de birçokları o mezar taşlarını okumayacaktı.
göktürk alfabesi, uygur alfabesi, arap alfabesi, kiril alfabesi, lâtin alfabesi kullanmışlardır.
latin alfabesi bugün de kullandığımız türkçe sesleri en iyi karşılayan alfabedir.
osmanlı türkçesi denilen türkçe bugünkü gibi okunur. sadece alfabe farklıdır. arap alfabesinde bulunmayan türkçe sesler bu alfabede benzer sesler ile karşılanmıştır. mesela vav hem o, ö, u, ü hem de v yerine kullanılmaktadır. ya da bizde bir tek "s" harfi varken bu alfabede peltek s, kalın s (sad) ve s vardır.
alfabeyi öğrenmek kolayken (malum ülkenin yarısı en azından kuran okumayı biliyor.) osmanlı türkçesi ile yazılmış metinleri okumak bu yüzden zordur. arapça g ve l harflerini yan yana konulduğunu düşünün, bu iki harfi (arapça bükümlü bir dil olduğu için) gel, gül, gol... şeklinde telaffuz edebiliriz. hangisi olduğu ise cümlenin akışından anlaşılır.
yukarıda saydıklarım ve okul sayısının da azlığı sebebi ile osmanlı devleti'nde okur yazar oranı da yüzde 10 civarında falan seyretmektedir.
bu konuda asıl endişe etmesi gerekenler ise bence dönemin aydınları idi. yani bir gecede cahil kalan onlardı ancak bu duruma karşı çıkmak yerine desteklemişlerdir ki alfabe değişmeden çok önce cumhuriyetten de önce dil devrimi gerçekleşmiş ve edebi dilde bulunan arapça-farsça sözcükler ve dilbilgisi kuralları atılmış, yazı dili ve konuşma dili ortak hala gelmiştir. kast ettiğim zaman dilimi de tanzimat dönemi ile cumhuriyet dönemi arasını kapsar yani ortalama 60 yıllık bir icraat.
en sonunda da 1 kasım 1928'de latin alfabesine geçilmiştir. 1935 yılındaki nüfus sayımında ise okur yazar oranı neredeyse yüzde 20'ye yaklaşmıştır. bu sebeple diyebiliriz ki dil devrimi ile hem kendimizi daha kolay ifade edebilir hale geldik hem de daha çok insan okur-yazar oldu. eğer ki atam ve diğer aydınlar bu devrimi gerçekleştirmeseydi muhtemelen şimdi de birçokları o mezar taşlarını okumayacaktı.
devamını gör...
birini sevmenizi sağlayan detaylar
samimi olması, neşeli olması, gizemli olmaması.*
devamını gör...
hayat kalitesini düşüren şeyler
-negatif insanlar
-kalitesiz gıda
-hareketsiz yaşam tarzı
-sevgisizlik
-kalitesiz gıda
-hareketsiz yaşam tarzı
-sevgisizlik
devamını gör...
adanalı
2008-2010 tarihleri arasında senaristliğini
tayfun güneyer'in yönetmenliğini adnan güler'in yaptığı atv'de yayınlanan aksiyon, polisiye ve komedi dizisidir.
oktay kaynarca, mehmet akif alakurt ve selin demiratar başrollerini paylaşmıştır.
maraz ali (mehmet akif alakurt), istanbul'da bir suç ağının başıdır. güya çetesiyle yamuk yumuk iş yapanları yola getirir. maraz aliyle baş etmesi için izmir'den adanalı (oktay kaynarca) çağrılır işte olaylar böyle başlar.
maraz ali adanalı yavuzla, çocukluk arkadaşı ve kan kardeşler. polis olur ve beraber bir çok göreve imza atarlar. bir operasyon'dan bakanın oğluna toslar onu pataklar sonra ali görevden alınır adanalı yavuz izmir'e gönderilir. bilindik türkiye vakaları işte ne bir eksik ne bir fazla.
neyse işte bunun üzerine ali kendine mülayim, boncuk, tilki timur ve ferruh'tan oluşan garip bir çete kurar. amaç kendince haksızlıklarla mücadele etmek halka hizmet etmektir.
açıkçası dizi izleyicinin zekasıyla ve komedi anlayışıyla dalga geçiyiçor gibi gelmişti bana. genelde ergenlerin izleyip fark var nidalarıyla sokaklarda gezdirdiği mantık hatalarıyla dolu bir dizidir.
hele ki sofia adanalının kızı evlerden ırak bir bölümde kendilerine denk gelmiştim ve sernay sarıkayayı o zaman ilk kez görmüştüm. o dizinin etkisi hala devam ediyor galiba ki görüş o görüş hala kendini pek sevmemekteyim. daha sonra hiç bir yapımda izlemedim. bir reklamda oynuyordu şampuan reklamı gördüğüm ve sesini ki bir değişik konuşuyor orda sesini duyduğum an tüylerim diken diken oluyor. al sana durduk yere nedensiz sevmediğim bir oyuncu daha.
neyse efem 3 sezon devam etmiş nasıl etmiş şaşırmaktayım. insana akıl tutulması yaşatan dizi.
tayfun güneyer'in yönetmenliğini adnan güler'in yaptığı atv'de yayınlanan aksiyon, polisiye ve komedi dizisidir.
oktay kaynarca, mehmet akif alakurt ve selin demiratar başrollerini paylaşmıştır.
maraz ali (mehmet akif alakurt), istanbul'da bir suç ağının başıdır. güya çetesiyle yamuk yumuk iş yapanları yola getirir. maraz aliyle baş etmesi için izmir'den adanalı (oktay kaynarca) çağrılır işte olaylar böyle başlar.
maraz ali adanalı yavuzla, çocukluk arkadaşı ve kan kardeşler. polis olur ve beraber bir çok göreve imza atarlar. bir operasyon'dan bakanın oğluna toslar onu pataklar sonra ali görevden alınır adanalı yavuz izmir'e gönderilir. bilindik türkiye vakaları işte ne bir eksik ne bir fazla.
neyse işte bunun üzerine ali kendine mülayim, boncuk, tilki timur ve ferruh'tan oluşan garip bir çete kurar. amaç kendince haksızlıklarla mücadele etmek halka hizmet etmektir.
açıkçası dizi izleyicinin zekasıyla ve komedi anlayışıyla dalga geçiyiçor gibi gelmişti bana. genelde ergenlerin izleyip fark var nidalarıyla sokaklarda gezdirdiği mantık hatalarıyla dolu bir dizidir.
hele ki sofia adanalının kızı evlerden ırak bir bölümde kendilerine denk gelmiştim ve sernay sarıkayayı o zaman ilk kez görmüştüm. o dizinin etkisi hala devam ediyor galiba ki görüş o görüş hala kendini pek sevmemekteyim. daha sonra hiç bir yapımda izlemedim. bir reklamda oynuyordu şampuan reklamı gördüğüm ve sesini ki bir değişik konuşuyor orda sesini duyduğum an tüylerim diken diken oluyor. al sana durduk yere nedensiz sevmediğim bir oyuncu daha.
neyse efem 3 sezon devam etmiş nasıl etmiş şaşırmaktayım. insana akıl tutulması yaşatan dizi.
devamını gör...
