kunduz
kunduzlar. güçlü ön dişleri ile kestikleri ağaçlardan sulara baraj yapmaları ile bildiğimiz tatlı kemirgenlerdir. ismi kültürlere de yerleşmiş olan ve çalışkanlıkla, endüstri ile bağdaş kunduzlar tarih boyunca da insanların ilgilendiği hayvanlar olmuşlardır. mitolojilerde veyahut yerel geleneklerde, söylencelerde izlerine rastlanmıştır. eski metinlerde de bunları görmek mümkündür. kimi söylentilerde büyük tufan denen dünya seli olayına bir kunduz ve barajı yol açmıştır. bir başka hikayede de bir kadın, şeytani kocasından evcil hayvanı bir kunduz sayesinde kaçmıştır. 17. ve 18. yüzyıllar arasında yaşamış nicolas de fer, niagara şelalerinin üstünde, sanki inşaat ustalarıymış gibi barajlar yapan kunduzlar resmetmiştir. dante'nin ilahi komedya'sında veyahut athanasius kircher'in yazılarında da kunduzlara rastlanır.
kunduzlara rastladığımız bir diğer nokta da antik yazılardır. ve bu rastlantı biraz ilgi çekici! hayvanların anlatıldığı ansiklopedilerde veyahut fabl, masal, hikaye olarak korunan olaylarda rastlayabiliyoruz kunduzlara. ve ilginç olan şey de başlıyor, kunduzlar resimlerde kendi testislerini ısırıyorlar. peki neden?
aslında bu hikayenin başlangıcı ortaçağ yazılarından da önceye, antik mısır'a kadar uzanıyor. metinlerde insanlar arasındaki evlilik dışı ilişkilerin cezalandırılmasını temsilen testislerini ısıran bir kunduz betimleniyor. batı'da ise ilk izlerine milattan önce 6. yüzyılda, yunan masal-fabl yazarı aesop'un ''aesop's fables'' (aesop'un fablları) kitabında denk geliyoruz. tıbbi amaçlar uğrunda testisleri için avlanan kunduzların, kaçacak yerleri olmadığı zaman testislerini ısırdığı ve onları avcıya atarak kaçtıkları, ölümden kurtuldukları anlatılıyor. tabii ki burada hayatı kurtarmak için yapılan bir feda gibi çıkarımlar da yapılıyor ve farklı dinlerde farklı temsiller kullanılıyor. hristiyanlığa geçtiğimiz zaman bunun, bir erkeğin günahlara olan, fani davranışlara olan bağını koparması şeklinde yorumlandığını görüyoruz. kunduzun bu hareketi, avcıya eğer isterse günahlardan arınmış bir yaşam yaşayabileceğini hatırlatıyor. fakat yazılar burada bitmiyor. yüzyıllar boyunca eserlerini bilimsel kaynak olarak kullandığımız roma'lı yazar plinius (yaşlı plinius) naturalis historia (doğa bilimi) kitabında kunduzların testisleri için avlandıklarından bahsediyor. ve avcılar tarafından tehlikeli durumlara sokuldukları zaman kendilerini kısırlaştırdıklarını da ekliyor.
7. yüzyıla geldiğimizde de sevilla'lı isidor tıbbi amaçlardan, kunduzlardan ve hadım olaylarından bahsediyor. 12. yüzyılda da wales'li gerald karşımıza çıkıyor. ''the journey through wales'' (wales'de yolculuk) eserinde kunduzların hayatları için, bedenlerinin bir parçalarını feda ettiklerini doğruluyor. hayvanlar bilerek yüksek bir yere koşuyor ve bacaklarını kaldırarak avcıya, peşinde olduğu şeyin artık olmadığını gösteriyor. fakat doğuda tıbbi amaç ile testisleri için avlanan bu hayvanın batıda ne yazık ki derisi için de avlandığı için tam olarak kurtulamıyor. balık tadına ve rengine sahip kuyruklarının da yendiği yazılıyor.
fakat 17. yüzyıla geldiğimizde işin aslını öğreniyoruz. ingiliz yazar sir thomas browne, anatomik olarak kunduzların kendilerini hadım etmelerinin imkansız, sonuçsuz bir uğraş olacağını söylüyor. eski insanların testisler ile karıştırdıkları şeyin, içinde castoreum denen maddenin bulunduğu iç kastor keselerine ait yapılar olduğunu söylüyor. bu maddeyi kunduzlar bölge işaretlemek için kullanıyorlar ve insanlar için değeri olan şey aslında bu. castor oil olarak da bilinen bu yağın kelime kökenini de yine thomas browne anlatıyor.
ingilizce'de hadım etmek kelimesi ''castration'' ile ifade ediliyor. castor/castoreum kelimelerinin acaba kunduzların kendilerini hadım etmelerinden mi geldiğini düşünüyoruz fakat castor kelimesinin kökeninin sanskrit dilindeki ''misk'' kelimesinden geldiğini söylüyor. yani anlatılara yardımcı olmuyor. yüzyıllar boyunca yanlış anlatılan bir hikaye de böylelikle gün yüzüne çıkıyor.
kaynak ve daha fazlası: bestiary.ca, blogs.bl.uk, blogs.getty.edu, wired.com, wikipedia, wikipedia
kunduzlara rastladığımız bir diğer nokta da antik yazılardır. ve bu rastlantı biraz ilgi çekici! hayvanların anlatıldığı ansiklopedilerde veyahut fabl, masal, hikaye olarak korunan olaylarda rastlayabiliyoruz kunduzlara. ve ilginç olan şey de başlıyor, kunduzlar resimlerde kendi testislerini ısırıyorlar. peki neden?
aslında bu hikayenin başlangıcı ortaçağ yazılarından da önceye, antik mısır'a kadar uzanıyor. metinlerde insanlar arasındaki evlilik dışı ilişkilerin cezalandırılmasını temsilen testislerini ısıran bir kunduz betimleniyor. batı'da ise ilk izlerine milattan önce 6. yüzyılda, yunan masal-fabl yazarı aesop'un ''aesop's fables'' (aesop'un fablları) kitabında denk geliyoruz. tıbbi amaçlar uğrunda testisleri için avlanan kunduzların, kaçacak yerleri olmadığı zaman testislerini ısırdığı ve onları avcıya atarak kaçtıkları, ölümden kurtuldukları anlatılıyor. tabii ki burada hayatı kurtarmak için yapılan bir feda gibi çıkarımlar da yapılıyor ve farklı dinlerde farklı temsiller kullanılıyor. hristiyanlığa geçtiğimiz zaman bunun, bir erkeğin günahlara olan, fani davranışlara olan bağını koparması şeklinde yorumlandığını görüyoruz. kunduzun bu hareketi, avcıya eğer isterse günahlardan arınmış bir yaşam yaşayabileceğini hatırlatıyor. fakat yazılar burada bitmiyor. yüzyıllar boyunca eserlerini bilimsel kaynak olarak kullandığımız roma'lı yazar plinius (yaşlı plinius) naturalis historia (doğa bilimi) kitabında kunduzların testisleri için avlandıklarından bahsediyor. ve avcılar tarafından tehlikeli durumlara sokuldukları zaman kendilerini kısırlaştırdıklarını da ekliyor.
7. yüzyıla geldiğimizde de sevilla'lı isidor tıbbi amaçlardan, kunduzlardan ve hadım olaylarından bahsediyor. 12. yüzyılda da wales'li gerald karşımıza çıkıyor. ''the journey through wales'' (wales'de yolculuk) eserinde kunduzların hayatları için, bedenlerinin bir parçalarını feda ettiklerini doğruluyor. hayvanlar bilerek yüksek bir yere koşuyor ve bacaklarını kaldırarak avcıya, peşinde olduğu şeyin artık olmadığını gösteriyor. fakat doğuda tıbbi amaç ile testisleri için avlanan bu hayvanın batıda ne yazık ki derisi için de avlandığı için tam olarak kurtulamıyor. balık tadına ve rengine sahip kuyruklarının da yendiği yazılıyor.
fakat 17. yüzyıla geldiğimizde işin aslını öğreniyoruz. ingiliz yazar sir thomas browne, anatomik olarak kunduzların kendilerini hadım etmelerinin imkansız, sonuçsuz bir uğraş olacağını söylüyor. eski insanların testisler ile karıştırdıkları şeyin, içinde castoreum denen maddenin bulunduğu iç kastor keselerine ait yapılar olduğunu söylüyor. bu maddeyi kunduzlar bölge işaretlemek için kullanıyorlar ve insanlar için değeri olan şey aslında bu. castor oil olarak da bilinen bu yağın kelime kökenini de yine thomas browne anlatıyor.
ingilizce'de hadım etmek kelimesi ''castration'' ile ifade ediliyor. castor/castoreum kelimelerinin acaba kunduzların kendilerini hadım etmelerinden mi geldiğini düşünüyoruz fakat castor kelimesinin kökeninin sanskrit dilindeki ''misk'' kelimesinden geldiğini söylüyor. yani anlatılara yardımcı olmuyor. yüzyıllar boyunca yanlış anlatılan bir hikaye de böylelikle gün yüzüne çıkıyor.
kaynak ve daha fazlası: bestiary.ca, blogs.bl.uk, blogs.getty.edu, wired.com, wikipedia, wikipedia
devamını gör...
kadınların zeki erkek sevmesi
e tabi.
kendimden daha salak insanlara tahammülüm yok.
kendimden daha salak insanlara tahammülüm yok.
devamını gör...
hakan günday
dahidir. dahilik bazen yazar için dezavantajdır. çok fazla özgün fikir üretir ve bunu kendi kişisel üsluplarıyla ifade ederler. ortalama okur için bu bir zorluktur. o fikir değil olay okumak ister. ve bu alıştığı bildiği dille yapılsın ister. günday fransa'da yılın en iyi yabancı yazarı seçildi. pamuk ve yaşar kemal hariç bunu başaran türk yok. kazanması çok zor bir ödül.
devamını gör...
optimum arkadaş sayısı
arkadaş sayısı arttıkça birim arkadaş başına düşen arkadaşlık kalitesi azalır mı? sorusunu düşündüren sayıdır. arkadaştan kastımız nedir, onu da bi sorgulamak lazım tabi.
edit: neyse cevap veriyorum 5
edit: neyse cevap veriyorum 5
devamını gör...
sahaf
gezmekten çok hoşlandığım, kokusuna ayrı hayran olduğum dükkanlardır. kitapların içinde kaybolmak gibisi yok. birde eğer sahaf konuşkan ve güzel sohbetliyse dünya benim için o an güzelleşir.
devamını gör...
çocukken yapılan salaklıklar
ilkokuldayım... o zamanlarda herkesin annesi pazar günleri çoluğu çocuğu banyoya sokar bir güzel çitiler, ertesi gün de okula gönderir. yazılı olmayan kuraldır bu. günlerden yine böyle bir gün. klasik ritüelimizi tamamlamışız kolumdan hiç çıkarmadığım saatimi de takmışım banyodan sonra ve işlem tamam. yattım gitti.
neyse ben uyandım bir baktım saat yedi. giyindim kuşandım, annem de kalktı beni yolcu etti falan her şey normal. sokağa çıktım ama fırın kapalı. hayırdır neden kapalı diyorum içimden tabii. neyse yola devam. ileriden bir sarhoş geliyor şarkı söyleye söyleye. neler oluyor ya diyorum her yer kapalı, karanlık. peşime polis düştü sonra. beni yakalamasın mı?
polis: nereye gidiyorsun evladım?
ben: okulaaaaa
polis: ne okulu saat daha gecenin biri!
arkamı bir döndüm annem sabahlıklarla fırlamış kadıncağız. beni yolladıktan sonra farkediyor ki saat bir.
meğer ben saatimi ters takmışım. saat bir ama ters takınca yedi oluyor tabii.
neyse ben uyandım bir baktım saat yedi. giyindim kuşandım, annem de kalktı beni yolcu etti falan her şey normal. sokağa çıktım ama fırın kapalı. hayırdır neden kapalı diyorum içimden tabii. neyse yola devam. ileriden bir sarhoş geliyor şarkı söyleye söyleye. neler oluyor ya diyorum her yer kapalı, karanlık. peşime polis düştü sonra. beni yakalamasın mı?
polis: nereye gidiyorsun evladım?
ben: okulaaaaa
polis: ne okulu saat daha gecenin biri!
arkamı bir döndüm annem sabahlıklarla fırlamış kadıncağız. beni yolladıktan sonra farkediyor ki saat bir.
meğer ben saatimi ters takmışım. saat bir ama ters takınca yedi oluyor tabii.
devamını gör...
the rolling stones
kendilerine cehennem melekleri diyen bir motorsiklet çetesi var. bunlar uyuşturucu, metamfetamin torbacıları ve kullanıcıları. halüsünasyonlar ve psikotik şiddetin kaynağı olarak görülüyorlar. aslında çıkış noktası bu olmayan bu çete, 1969'a kadar bu hale geliyordu.
rolling stones, bir konserde konser güvenliği işi için cehennem melekleri ile anlaşıyor. altamont speedway festivalinde. ulusal çapta çok ilgi görüyor festival...
buraya kadar bir sorun yok.
ancak, konser başlangıcına kadar uyuşturucudan kafası bir milyon olmuş tipler, kitle psikolojisinin getirdiği özgüvenle saldırganlaşmaya başlıyor. işte bu noktada işler çirkinleşmeye başlıyor.
kalabalık çok gürültücü çok kavgacıydı.
konserde 18 yaşında meredith hunter isimli bir hanım kızımız çıldırmış olmalı ki; silah çekerek sahneye tırmanmaya çalıştı. cehennem meleği allan passaro ise onu bıçaklayarak öldürdü.
yıllar sonra grubun tur yöneticisi, seyircilerin kontrolden çıktığını ve saldırganca davrandığını söyledi eğer cehennem melekleri olmasaydı, rolling stones üyeleri, o gün linç edilebilirdi dedi.
bilinen bir şey var ki, altamont'ta o gün her şey kontrolden çıktı ve gerçekten tek kişinin ölümüyle bir şeyler ucuz atlatıldı.
''
''
rolling stones, bir konserde konser güvenliği işi için cehennem melekleri ile anlaşıyor. altamont speedway festivalinde. ulusal çapta çok ilgi görüyor festival...
buraya kadar bir sorun yok.
ancak, konser başlangıcına kadar uyuşturucudan kafası bir milyon olmuş tipler, kitle psikolojisinin getirdiği özgüvenle saldırganlaşmaya başlıyor. işte bu noktada işler çirkinleşmeye başlıyor.
kalabalık çok gürültücü çok kavgacıydı.
konserde 18 yaşında meredith hunter isimli bir hanım kızımız çıldırmış olmalı ki; silah çekerek sahneye tırmanmaya çalıştı. cehennem meleği allan passaro ise onu bıçaklayarak öldürdü.
yıllar sonra grubun tur yöneticisi, seyircilerin kontrolden çıktığını ve saldırganca davrandığını söyledi eğer cehennem melekleri olmasaydı, rolling stones üyeleri, o gün linç edilebilirdi dedi.
bilinen bir şey var ki, altamont'ta o gün her şey kontrolden çıktı ve gerçekten tek kişinin ölümüyle bir şeyler ucuz atlatıldı.
''
''
devamını gör...
imamoğlu’nun ellerini bağlaması bana göre suçtur
bana göre de kel olmak bir kabahattir. insan hem kel hem fodul olunca...
devamını gör...
gönülçelen
koyu kırmızı ve menekşe renkli, taneli, çekirdeksiz bir üzüm türüdür.
devamını gör...
sarıgerme
sarıgerme, muğla’nın ortaca ilçesi sınırları içerisinde yer alan, yaklaşık 320 haneli şirin bir tatil beldesidir.
huzurlu tatil arayanların göz bebeği, doğa harikası bu tatil mekânı mavi bayraklı plajı, dalgasız denizi ile özellikle çocuklu ailelerin tercihidir.
dalaman havaalanı’na yakınlığı ve modern konaklama tesislerinin hizmete girmesiyle bir anda popülerleşen bir turizm merkezidir sarıgerme.
tarihte pisilis antik kuruluymuş bu sahillerde. kent şimdi kumların altında.
ismi nerden mi geliyor? dalaman çayı'nın üzerinde taşınan tomruklar denize kaçmasın diye çayın deniz bağlantısı kapatılırmış. bu işleme "germe" deniyor. dalaman çayı'nın kollarından "sarısu"da bölgenin deresi. işte "sarı" ile "germe" birleşerek 4 yılda gelişip güzelleşen altın kumlu sarıgerme ismini oluşturmuş.
sarıgerme
sığ denizi ve biraz açıktaki babaada’sıyla sarıgerme tam bir tatil cenneti.
huzurlu tatil arayanların göz bebeği, doğa harikası bu tatil mekânı mavi bayraklı plajı, dalgasız denizi ile özellikle çocuklu ailelerin tercihidir.
dalaman havaalanı’na yakınlığı ve modern konaklama tesislerinin hizmete girmesiyle bir anda popülerleşen bir turizm merkezidir sarıgerme.
tarihte pisilis antik kuruluymuş bu sahillerde. kent şimdi kumların altında.
ismi nerden mi geliyor? dalaman çayı'nın üzerinde taşınan tomruklar denize kaçmasın diye çayın deniz bağlantısı kapatılırmış. bu işleme "germe" deniyor. dalaman çayı'nın kollarından "sarısu"da bölgenin deresi. işte "sarı" ile "germe" birleşerek 4 yılda gelişip güzelleşen altın kumlu sarıgerme ismini oluşturmuş.
sarıgerme
sığ denizi ve biraz açıktaki babaada’sıyla sarıgerme tam bir tatil cenneti.
devamını gör...
una nocte
benim için kafa sözlük'ün en iyi yazarıdır
devamını gör...
baruch spinoza
gerek demokrasi, gerek toplum/insan ilişkileri hakkında değerli bir tespit yapmış filozof:
''ruh bir başkası tarafından kandırılmaya ne ölçüde yatkınsa, yargılama yetisi de o ölçüde bir başkasının istemine bağımlı duruma gelebilir.''
''ruh bir başkası tarafından kandırılmaya ne ölçüde yatkınsa, yargılama yetisi de o ölçüde bir başkasının istemine bağımlı duruma gelebilir.''
devamını gör...
bilgi arttıkça azalan şeyler
uyuma saati azalır. zamanın kısıtlı olduğunu anlayıp daha çok şey öğrenmek için daha az uyur insan.
devamını gör...
cehennemde yanacak tipler
dedi direkt allah adına konuşmayı kendine layık gören yazar.
tanım: kutsal kitaplar olarak geçen dinsel kitaplarında bahsedilen, kurallara uymayan yaramaz çocuklardır.
tanım: kutsal kitaplar olarak geçen dinsel kitaplarında bahsedilen, kurallara uymayan yaramaz çocuklardır.
devamını gör...
yazarların en sevdiği yunan tanrısı/tanrıçası ve nedeni
tabii ki zekâ, sanat, ilham ve barış tanrıçası olan athena'dır.
savaş ve bilgeliğin dışında, edebiyat, şiir, müzik ve felsefe diyince de akıllara gelen ilk isimlerden biridir.
onun asil duruşu hakkında ne şiirler yazıldı.
savaş ve bilgeliğin dışında, edebiyat, şiir, müzik ve felsefe diyince de akıllara gelen ilk isimlerden biridir.
onun asil duruşu hakkında ne şiirler yazıldı.
devamını gör...
ailesinden utanan insan
feriha? sen misin?
devamını gör...
yazarların en sevdiği kayahan şarkısı
gözlerinin hapsindeyim.
devamını gör...
moderasyonu sevememek
ben seviyorum valla moderasyonu. hepsi süper insanlar. tek şikayetim kpss şartının olmaması.
devamını gör...
fedakarlık
genelde bir kişinin başkaları istediklerine sahip olsun diye kendi istediklerinden vazgeçmesidir. bazen de bir şeylerin daha iyi olması için başka şeylerden vazgeçmektir. ikinci durum bana normal geliyor, ileride daha iyi bir işe sahip olmak için şu an daha çok çalışmak gibi. * ancak ilk durum kesinlikle olmaması gereken, tamamen zararlı bir şey diye düşünüyorum. bir başkası için -bu kim olursa olsun- kendi istediklerimizden vazgeçmek önü alınamayan durumlara yol açabiliyor. biz ne kadar fedakarlık yaparsak karşımızdakiler o kadarını bekliyor, ve en kötüsü en sonunda yapmasaydın diyor. o yüzden en iyisi hiç kimse için hiçbir fedakarlık yapmamak, ve aynı şekilde kimseden bizim için fedakarlık yapmasını beklememek.
fedakarlığın karşılıklı ilişkilerde en çok beklendiği alan da romantik ilişkiler sanırım. özellikle ülkemizde, kadınların sürekli fedakarlık yapması bekleniyor. en basitinden 'yuvayı dişi kuş yapar' diyerek neredeyse tüm sorumluluk kadınlara atılıyor. sonra hem kadınlar hem erkekler mutsuz oluyor. çünkü başkası için yapılan fedakarlık neredeyse hiçbir zaman mutluluk getirmiyor.
bazen de kişiler direkt verici rolünü üstleniyor ve karşısındaki kişi için sürekli bir fedakarlık yapmaya kalkıyor. bu özellikte insanlar da karşılarında genelde 'alıcı' olmayı seven kişileri buluyorlar, ya da karşıdakine bir şekilde bu rolü üstlendiriyorlar. bu konuda okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum:
"aşkın fedakarlık olduğunu" düşünmek ilişkinizi mahvedebilir
pek çok insan, sevginin meyve vermesi için fedakarlık yapmanın şart olduğunu düşünür. bu insanlar genellikle ilişkilere o kadar bağlıdırlar ki, partnerlerini tatmin etmek için her türlü fedakarlığı yapmaya isteklidirler. mutlu ve kalıcı bir ilişki sürdürmenin doğru ve tek yolunun fedakarlık yapmak olduğunu düşünürler. aslına bakılırsa, sevgiyi fedakarlıkla özdeşleştirirler.
sorun, bu kişiler karşı taraftan fedakarlıklarının farkında olmasını ve aynı fedakarlıkları onlar istemeden yapmasını beklediğinde başlıyor. çabalarınızın takdir edilmediğini veya "uygun şekilde" ödüllendirilmediğini fark ettiğinizde, kendinizi kızgın hissetmeye ve bu hissi beslemeye başlarsınız. bu kızgınlık kişinin değişmesine neden olur ama ilişkideki diğer kişi ne olduğunu, bu değişimin neden kaynaklı olduğunu anlayamaz. ve bu sonun başlangıcıdır.
kendi mutluluğunuz pahasına partnerinizi mutlu etmek, ilişkinizi daha da kötüleştirir
bazı insanlar doğal olarak sadece "vericidirler", bu onların varoluş şeklidir ve bundan mutlu olurlar. aslında, içten gelerek yardım etmek ve daha iyisi için fedakarlık yapmak belli bir noktaya kadar sağlıklı olabilir ve her iki taraf için de daha uzun vadeli mutluluk ve memnuniyet getirebilir. ancak bu konuda karşılıklı bir duygu ortaklığı kurulamadığında ortaya büyük bir sorun çıkıyor.
durum bu olduğunda, ilişinin diğer ucunda genellikle "alıcıları" buluyoruz. bu kişiler bencil veya düşüncesiz insanlar oldukları için böyle değillerdir, sadece kendilerini bu şekilde daha rahat hissederler. birisi onlara bakmayı ve onları şımartmayı teklif ederse, bu teklifi memnuniyetle kabul edeceklerdir.
bu özelliklere sahip iki kişi bir araya geldiğinde, zararlı bir ilişki kurmaları muhtemeldir, çünkü "alıcı" rolünü uygulayanları fethetme ve tatmin etme girişiminde, "verici" olan kişi bir gün 'alıcı' da aynılarını kendisi için yapar diye umut ederek her geçen gün daha fazla fedakarlık yapar.
sonunda, "alıcı" her şeyin karşılığında pek de bir şey vermemiş olur, ve sonunda "verici" kişi partnerinin ihtiyaçlarını, çıkarlarını ve tercihlerini kendisininmiş gibi üstlenir. bazı durumlarda, özveri ve fedakarlık o kadar büyüktür ki, kişi ilişkide kendini tamamen unutup diğeri için yaşamaya başlar, kişiliğini tamamen kaybeder.
aslında, fedakarlık kelimesi latince "sacro" ve "facere" kelimelerinden gelir ve kelimenin tam anlamıyla "kutsal kılmak" demektir. bu, derinlerde, kayıtsız teslimiyet anlamına gelir, sanki kişi kendisi daha düşük bir rol üstlenmiş ve adeta partnerini bir kaide üzerine yerleştirilmiş gibidir.
ve en önemli soru: kişiyi feda etmeye iten nedir?
bu noktada en önemli şey, bir bakıma insanı fedakarlık yapmaya iten güdülerdir. aslında birçok nedenden dolayı fedakarlık yaparız ama bu fedakarlıkların hepsi bizi mutluluğa götürmez. peki, partnerinizi mutlu etmek için isteyerek mi fedakarlık yapıyorsunuz yoksa aslında sadece çatışmalardan ve fikir ayrılıklarından kaçınmaya mı çalışıyorsunuz?
- kaçmak için fedakarlık: çatışmadan kaçınma arzusunun motive ettiği fedakarlıklarla ilgilidir. kişi atacağı adımdan dolayı kendini kötü hissedeceğini, ancak en azından ilişkideki bir problemden kaçınacağını düşünür. ancak gerçekte, fedakarlığın temelinde kaçınma söz konusu olduğunda durum hiç de böyle değildir, bu karar mutluluğu zayıflatır ve her iki üyenin memnuniyetini en aza indirir.
- yakınlaşmak için fedakarlık: bu durumda fedakarlık partneri mutlu etmek için yapılır. mesela partnerini hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak için kişisel hedefleri ertelemek gibi. bu durumda fedakarlık, norm haline gelmediği sürece güven ve memnuniyeti artırabilir.
- işlemsel fedakarlık: bazı durumlarda, fedakarlık partneri tatmin etmek için değil, onu bir pazarlık kozu olarak kullanmak için yapılır. partnerle müzakere etmekte yanlış bir şey yoktur, ancak fedakarlık yapmak ve sonra onları yüzlerine vurmak ya da karşılığını almaya çalışmak, ilişkide korkunç bir hasara yol açacak, partnerde derin bir hayal kırıklığı ve kızgınlık yaratacaktır.
- tükenmişlik nedeniyle fedakarlık: maryland üniversitesi ve amsterdam üniversitesi'nden psikologlar, çiftlerinin her ikisinin de yabancılara rahatsız edici sorular sorması gerektiği bir deney geliştirdi, ancak çiftler görüşme yaptıkları kişileri kendi aralarında bölüşmekte serbestti. en duygusal ve entelektüel olarak tükenmiş hissedenlerin partnerleri için fedakarlık yapma olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. bu, bitkin olduğumuzda, sevdiklerimize yardım etme eğilimimize göre kararlar verdiğimizi gösteriyor. ayrıca, çift ilişkileri söz konusu olduğunda, diğerinin ihtiyacını tatmin etmekten ibaret olan baskıya boyun eğme olasılığımız da artacaktır. ancak bu durumun tersine, iyi bir öz kontrolümüz olduğunda, ilk dürtüye o kadar kolay teslim olmaz, tüm faktörleri değerlendirir, ve sadece partnerimizin değil, aynı zamanda kendi ihtiyaçlarımızı da göz önünde bulundururuz.
ilişkiler iki kişiliktir
aşk, iki faktörlü bir denklemdir, yani iki kişinin bu konuda emek vermesi gerekmektedir. sadece biri emek verirse, ilişki dengesiz ve tek taraflı olacaktır. sonunda, emek veren kişi bitkin düşecek ve derin bir şekilde tükenmiş ve ihmal edilmiş hissedecektir.
kaynak
fedakarlığın karşılıklı ilişkilerde en çok beklendiği alan da romantik ilişkiler sanırım. özellikle ülkemizde, kadınların sürekli fedakarlık yapması bekleniyor. en basitinden 'yuvayı dişi kuş yapar' diyerek neredeyse tüm sorumluluk kadınlara atılıyor. sonra hem kadınlar hem erkekler mutsuz oluyor. çünkü başkası için yapılan fedakarlık neredeyse hiçbir zaman mutluluk getirmiyor.
bazen de kişiler direkt verici rolünü üstleniyor ve karşısındaki kişi için sürekli bir fedakarlık yapmaya kalkıyor. bu özellikte insanlar da karşılarında genelde 'alıcı' olmayı seven kişileri buluyorlar, ya da karşıdakine bir şekilde bu rolü üstlendiriyorlar. bu konuda okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum:
"aşkın fedakarlık olduğunu" düşünmek ilişkinizi mahvedebilir
pek çok insan, sevginin meyve vermesi için fedakarlık yapmanın şart olduğunu düşünür. bu insanlar genellikle ilişkilere o kadar bağlıdırlar ki, partnerlerini tatmin etmek için her türlü fedakarlığı yapmaya isteklidirler. mutlu ve kalıcı bir ilişki sürdürmenin doğru ve tek yolunun fedakarlık yapmak olduğunu düşünürler. aslına bakılırsa, sevgiyi fedakarlıkla özdeşleştirirler.
sorun, bu kişiler karşı taraftan fedakarlıklarının farkında olmasını ve aynı fedakarlıkları onlar istemeden yapmasını beklediğinde başlıyor. çabalarınızın takdir edilmediğini veya "uygun şekilde" ödüllendirilmediğini fark ettiğinizde, kendinizi kızgın hissetmeye ve bu hissi beslemeye başlarsınız. bu kızgınlık kişinin değişmesine neden olur ama ilişkideki diğer kişi ne olduğunu, bu değişimin neden kaynaklı olduğunu anlayamaz. ve bu sonun başlangıcıdır.
kendi mutluluğunuz pahasına partnerinizi mutlu etmek, ilişkinizi daha da kötüleştirir
bazı insanlar doğal olarak sadece "vericidirler", bu onların varoluş şeklidir ve bundan mutlu olurlar. aslında, içten gelerek yardım etmek ve daha iyisi için fedakarlık yapmak belli bir noktaya kadar sağlıklı olabilir ve her iki taraf için de daha uzun vadeli mutluluk ve memnuniyet getirebilir. ancak bu konuda karşılıklı bir duygu ortaklığı kurulamadığında ortaya büyük bir sorun çıkıyor.
durum bu olduğunda, ilişinin diğer ucunda genellikle "alıcıları" buluyoruz. bu kişiler bencil veya düşüncesiz insanlar oldukları için böyle değillerdir, sadece kendilerini bu şekilde daha rahat hissederler. birisi onlara bakmayı ve onları şımartmayı teklif ederse, bu teklifi memnuniyetle kabul edeceklerdir.
bu özelliklere sahip iki kişi bir araya geldiğinde, zararlı bir ilişki kurmaları muhtemeldir, çünkü "alıcı" rolünü uygulayanları fethetme ve tatmin etme girişiminde, "verici" olan kişi bir gün 'alıcı' da aynılarını kendisi için yapar diye umut ederek her geçen gün daha fazla fedakarlık yapar.
sonunda, "alıcı" her şeyin karşılığında pek de bir şey vermemiş olur, ve sonunda "verici" kişi partnerinin ihtiyaçlarını, çıkarlarını ve tercihlerini kendisininmiş gibi üstlenir. bazı durumlarda, özveri ve fedakarlık o kadar büyüktür ki, kişi ilişkide kendini tamamen unutup diğeri için yaşamaya başlar, kişiliğini tamamen kaybeder.
aslında, fedakarlık kelimesi latince "sacro" ve "facere" kelimelerinden gelir ve kelimenin tam anlamıyla "kutsal kılmak" demektir. bu, derinlerde, kayıtsız teslimiyet anlamına gelir, sanki kişi kendisi daha düşük bir rol üstlenmiş ve adeta partnerini bir kaide üzerine yerleştirilmiş gibidir.
ve en önemli soru: kişiyi feda etmeye iten nedir?
bu noktada en önemli şey, bir bakıma insanı fedakarlık yapmaya iten güdülerdir. aslında birçok nedenden dolayı fedakarlık yaparız ama bu fedakarlıkların hepsi bizi mutluluğa götürmez. peki, partnerinizi mutlu etmek için isteyerek mi fedakarlık yapıyorsunuz yoksa aslında sadece çatışmalardan ve fikir ayrılıklarından kaçınmaya mı çalışıyorsunuz?
- kaçmak için fedakarlık: çatışmadan kaçınma arzusunun motive ettiği fedakarlıklarla ilgilidir. kişi atacağı adımdan dolayı kendini kötü hissedeceğini, ancak en azından ilişkideki bir problemden kaçınacağını düşünür. ancak gerçekte, fedakarlığın temelinde kaçınma söz konusu olduğunda durum hiç de böyle değildir, bu karar mutluluğu zayıflatır ve her iki üyenin memnuniyetini en aza indirir.
- yakınlaşmak için fedakarlık: bu durumda fedakarlık partneri mutlu etmek için yapılır. mesela partnerini hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak için kişisel hedefleri ertelemek gibi. bu durumda fedakarlık, norm haline gelmediği sürece güven ve memnuniyeti artırabilir.
- işlemsel fedakarlık: bazı durumlarda, fedakarlık partneri tatmin etmek için değil, onu bir pazarlık kozu olarak kullanmak için yapılır. partnerle müzakere etmekte yanlış bir şey yoktur, ancak fedakarlık yapmak ve sonra onları yüzlerine vurmak ya da karşılığını almaya çalışmak, ilişkide korkunç bir hasara yol açacak, partnerde derin bir hayal kırıklığı ve kızgınlık yaratacaktır.
- tükenmişlik nedeniyle fedakarlık: maryland üniversitesi ve amsterdam üniversitesi'nden psikologlar, çiftlerinin her ikisinin de yabancılara rahatsız edici sorular sorması gerektiği bir deney geliştirdi, ancak çiftler görüşme yaptıkları kişileri kendi aralarında bölüşmekte serbestti. en duygusal ve entelektüel olarak tükenmiş hissedenlerin partnerleri için fedakarlık yapma olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. bu, bitkin olduğumuzda, sevdiklerimize yardım etme eğilimimize göre kararlar verdiğimizi gösteriyor. ayrıca, çift ilişkileri söz konusu olduğunda, diğerinin ihtiyacını tatmin etmekten ibaret olan baskıya boyun eğme olasılığımız da artacaktır. ancak bu durumun tersine, iyi bir öz kontrolümüz olduğunda, ilk dürtüye o kadar kolay teslim olmaz, tüm faktörleri değerlendirir, ve sadece partnerimizin değil, aynı zamanda kendi ihtiyaçlarımızı da göz önünde bulundururuz.
ilişkiler iki kişiliktir
aşk, iki faktörlü bir denklemdir, yani iki kişinin bu konuda emek vermesi gerekmektedir. sadece biri emek verirse, ilişki dengesiz ve tek taraflı olacaktır. sonunda, emek veren kişi bitkin düşecek ve derin bir şekilde tükenmiş ve ihmal edilmiş hissedecektir.
kaynak
devamını gör...
