kemere takmalı telefon kılıfı
telefonunu kendisi ile bütünleştirmiş emekli amca itemiydi...
şimdi o amcalar facebook ve tik tok kullandığından hepsinde akıllı telefon var.
bu telefon o kaba sığmaz.
eğer sığacak kadar büyüğü yapılsaydı bunu üreten paraya para demezdi aynı tayfa koşarak alırdı.
şimdi o amcalar facebook ve tik tok kullandığından hepsinde akıllı telefon var.
bu telefon o kaba sığmaz.
eğer sığacak kadar büyüğü yapılsaydı bunu üreten paraya para demezdi aynı tayfa koşarak alırdı.
devamını gör...
kahkaha esareti
insanı gönüllü bir tutsaklık içine sokan durumdur. diğer tutsaklıkların aksine kahkaha esaretine düşen insan tutsaklık süresinin kısalmasını değil aksine uzadıkça uzamasını ister. stockholm’un soğuk sendromunun aksine sımsıcak bir durumu ifade eder.
çok şeye aşık olabilirsiniz bir insana dair. sadece yüzünün güzelliği olabilir, zekasına vurulabilirsiniz bir insanın, sesi sizi derinden etkileyebilir, anlattıları ile sizin için vazgeçilmez olabilir. ancak kahkaha esareti bambaşka bir şeydir.
bir insanın kahkahası çeldiyse aklınızı bunun sonunda vazgeçmek, sıkılmak, uzaklaşma isteği, bir süre ara vermek, hatanın onda değil sizde olması, onun daha iyilerini layık olması ya da ben seni üzerim kızım gibi cümleler söz konusu bile olamaz.
belli aralıklarla bu kahkahayı duyma isteği hissetmeye başlar insan. günde üç kez aç karnına olabilir mesela. ya da günde beş vakit belirli aralıklarla. ya da her saat başı yelkovan ve akrep eşliğinde. ya da kahkaha sahibinin uygun gördüğü her an.
kahkaha esareti, her kahkaha ile süresi uzayan ve bitmesi istenmeyen hatta istenilmesi akıldan bile geçirilmeyen özgürlük gibi bir esarettir.
çok şeye aşık olabilirsiniz bir insana dair. sadece yüzünün güzelliği olabilir, zekasına vurulabilirsiniz bir insanın, sesi sizi derinden etkileyebilir, anlattıları ile sizin için vazgeçilmez olabilir. ancak kahkaha esareti bambaşka bir şeydir.
bir insanın kahkahası çeldiyse aklınızı bunun sonunda vazgeçmek, sıkılmak, uzaklaşma isteği, bir süre ara vermek, hatanın onda değil sizde olması, onun daha iyilerini layık olması ya da ben seni üzerim kızım gibi cümleler söz konusu bile olamaz.
belli aralıklarla bu kahkahayı duyma isteği hissetmeye başlar insan. günde üç kez aç karnına olabilir mesela. ya da günde beş vakit belirli aralıklarla. ya da her saat başı yelkovan ve akrep eşliğinde. ya da kahkaha sahibinin uygun gördüğü her an.
kahkaha esareti, her kahkaha ile süresi uzayan ve bitmesi istenmeyen hatta istenilmesi akıldan bile geçirilmeyen özgürlük gibi bir esarettir.
devamını gör...
trofik düzey
besin piramidindeki basamaklara verilen ad.
devamını gör...
aşı nedeniyle çin'e teşekkür mektubu yollayan vatandaş
senin paran orada geçmez be süleyman.
devamını gör...
en yakındaki kitabın 17. sayfasının 3. cümlesi
devamını gör...
obez insanlardan ekstra sağlık vergisi alınsın
obez bir vatandaşım ama şükür genetik bir sorunum yok. lahmacun arasına 2 şiş adana koyarım yerim, 3 kase sütlacı tek gömerim yani kendim ettim kendim buldum durumundayım.
lakin vergi vs gibi uygulama yapılması oldukça saçma olur. en iyisi devlet desteği ile diyetisyen hizmeti verilmesidir.
lakin vergi vs gibi uygulama yapılması oldukça saçma olur. en iyisi devlet desteği ile diyetisyen hizmeti verilmesidir.
devamını gör...
yazarların en ünlü etkileşimi
kadikoyde selda bagcani gordum, arkadaslarimla fotograf cekildik “konusamam kizlarim kusura bakmayin cok isim var” dedi gitti. kirmizi kafasini isirmak istemistim anneanneme cok benziyodu tavirlari.
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
telefonla konuşurken bir yandan telefonum nerde diye aramak
devamını gör...
kendi kendine konuşmak
gerçekten "kendine" mi yoksa "gelinine*" mi konuştuğu ayrımının yapılması gereken durumdur.
kendi kendine konuşmak, oldukça sağlıklı ve olması gereken bir beceridir. kendi sesiyle yada düşünceleriyle kendine rehberlik eder birey. yeri gelir, laf lafı açar. üst düzey düşünme becerisi sağlar. kendi kendine konuşana deli demezler, aklı fazla gelmiş derler.
"gelinine" konuşan, hatta bunu söylenme derecesine getiren insanlar bu konudan tenzihtir. bu bireylerde, iletişim becerilerinin eksik olduğu ve kendilerini doğru yollarla ifade edemedikleri için bu yola başvurdukları görülür. yüksek bir sesle ve kendi kendine konuşuyor gibi görünen insanlar henüz benmerkezci konuşma gelişimini tamamlayamadığı için sosyal konuşma becerisini kazanamazlar ve insan ilişkilerinde de bunun yansımalarını gösterirler; dikkat ederseniz kurdukları cümlelerde hep bir rahatsız edici tonlama ve kelime vardır. sorsanız kendi kendime konuşuyorum derler, ama aslında "ben konuşmayı bilmiyorum, beni sen anla" demek istiyor da olabilirler. her şey empatiye mi gidiyor? no, no, no... dünyanın kahrını çekecek kadar akıllı olmanın alemi yok.*
neyse konumuza dönelim. insanlar sosyal varlıklardır. ama hepimizin bu gürültülü kalabalık içinde yalnız hissettiğimiz zamanlar oluyor. kimse bizi anlamıyordur ve biz de en güvendiğimiz dostumuz olan "kendimiz" ile konuşmayı iletişim kurmak ve fikir alışverişi yapmak için telafi edici bir yöntem olarak kullanırız. sosyal yalnızlığımıza devadır; ama uzman tavsiyesi değildir. sosyalleşin efendim.
kendi kendine konuşmak aynı zamanda zekanın aktif kullanılması ile ilgilidir. sesli düşündüğümüzde, beyin belirli bölgelerini harekete geçirerek daha detaylı çalışır. farklı bir bakış açısı kazanmanızı ve daha önce farkedemediğimiz ayrıntıları görmemizi sağlar.
mümkünse sesli yapın bu konuşmayı. düşündüklerimiz gayrimeşru detaylardır. söze dökülen düşünceler meşrulaşır. beyin duyduğuna daha çok inanır. motivasyon aracı olarak kullanın mesela. "ben bunu yapabilirim" diye haykırın. "ben güzelim, ben güçlüyüm" iltifatlarınız eksik olmasın; 90 60 90 olmasam da dünyanın en güzel kadınıyım, kaslarım olmasa da dünyanın en güçlü erkeğiyim deyin kendinize. şımartın kendinizi; bunun için illa köpüklü banyoya gerek yok. kendinize yönelik olumlu algılar oluşturun ki ruh sağlığınız yerinde olsun. haberlerde artık beden algısı bozulmuş genç kızlarımızı görmeyelim, anorexia nedir hiç duymamış olalım. biraz cahil kalalım bu terimlere. keşke mi? olsun.
he bir de bilime katkıda bulunmayı da unutmayalım. diyorlar ki z kuşağı gelmiş, hoş gelmiş. eli belki boş gelmiş, ama bence beyni dolu gelmiş. gelişleriyle beraber "kendi kendine konuşmak" çağımızın hastalığı olsun mu? yok, o kadarını ben diyemem. en azından kelimelere dökemem, ama içimden diyebilirim. halüsinasyon olmayan, kulaklarımıza fısıldamayan, gerçekliğine tüm varlığımızla inanmadığımız kelimelerimiz olacaksa isterim ama, o zaman söz! patolojik olduysanız sizi sağdan alalım, üzgünüm elendiniz. diğerleri yola devam.
en büyük yatırımı kendinize, kendinizi severek yapmanız dileğiyle...
kendi kendine konuşmak, oldukça sağlıklı ve olması gereken bir beceridir. kendi sesiyle yada düşünceleriyle kendine rehberlik eder birey. yeri gelir, laf lafı açar. üst düzey düşünme becerisi sağlar. kendi kendine konuşana deli demezler, aklı fazla gelmiş derler.
"gelinine" konuşan, hatta bunu söylenme derecesine getiren insanlar bu konudan tenzihtir. bu bireylerde, iletişim becerilerinin eksik olduğu ve kendilerini doğru yollarla ifade edemedikleri için bu yola başvurdukları görülür. yüksek bir sesle ve kendi kendine konuşuyor gibi görünen insanlar henüz benmerkezci konuşma gelişimini tamamlayamadığı için sosyal konuşma becerisini kazanamazlar ve insan ilişkilerinde de bunun yansımalarını gösterirler; dikkat ederseniz kurdukları cümlelerde hep bir rahatsız edici tonlama ve kelime vardır. sorsanız kendi kendime konuşuyorum derler, ama aslında "ben konuşmayı bilmiyorum, beni sen anla" demek istiyor da olabilirler. her şey empatiye mi gidiyor? no, no, no... dünyanın kahrını çekecek kadar akıllı olmanın alemi yok.*
neyse konumuza dönelim. insanlar sosyal varlıklardır. ama hepimizin bu gürültülü kalabalık içinde yalnız hissettiğimiz zamanlar oluyor. kimse bizi anlamıyordur ve biz de en güvendiğimiz dostumuz olan "kendimiz" ile konuşmayı iletişim kurmak ve fikir alışverişi yapmak için telafi edici bir yöntem olarak kullanırız. sosyal yalnızlığımıza devadır; ama uzman tavsiyesi değildir. sosyalleşin efendim.
kendi kendine konuşmak aynı zamanda zekanın aktif kullanılması ile ilgilidir. sesli düşündüğümüzde, beyin belirli bölgelerini harekete geçirerek daha detaylı çalışır. farklı bir bakış açısı kazanmanızı ve daha önce farkedemediğimiz ayrıntıları görmemizi sağlar.
mümkünse sesli yapın bu konuşmayı. düşündüklerimiz gayrimeşru detaylardır. söze dökülen düşünceler meşrulaşır. beyin duyduğuna daha çok inanır. motivasyon aracı olarak kullanın mesela. "ben bunu yapabilirim" diye haykırın. "ben güzelim, ben güçlüyüm" iltifatlarınız eksik olmasın; 90 60 90 olmasam da dünyanın en güzel kadınıyım, kaslarım olmasa da dünyanın en güçlü erkeğiyim deyin kendinize. şımartın kendinizi; bunun için illa köpüklü banyoya gerek yok. kendinize yönelik olumlu algılar oluşturun ki ruh sağlığınız yerinde olsun. haberlerde artık beden algısı bozulmuş genç kızlarımızı görmeyelim, anorexia nedir hiç duymamış olalım. biraz cahil kalalım bu terimlere. keşke mi? olsun.
he bir de bilime katkıda bulunmayı da unutmayalım. diyorlar ki z kuşağı gelmiş, hoş gelmiş. eli belki boş gelmiş, ama bence beyni dolu gelmiş. gelişleriyle beraber "kendi kendine konuşmak" çağımızın hastalığı olsun mu? yok, o kadarını ben diyemem. en azından kelimelere dökemem, ama içimden diyebilirim. halüsinasyon olmayan, kulaklarımıza fısıldamayan, gerçekliğine tüm varlığımızla inanmadığımız kelimelerimiz olacaksa isterim ama, o zaman söz! patolojik olduysanız sizi sağdan alalım, üzgünüm elendiniz. diğerleri yola devam.
en büyük yatırımı kendinize, kendinizi severek yapmanız dileğiyle...
devamını gör...
çocukken hayal edilen tanrı şekli
hayal edelim, küçük bir çocuk. deneme-yanılma yöntemi ile doğru ve yanlışı öğreniyor. doğru yapınca aferin; yanlış yapınca günah, deniyor. günah işleyenlere ne olur, diye sorunca da cehennemde yanar, yanıtını alıyor. bu yüzden bence; tanrı, bizi cezalandıran biriydi ve kaşlarını çatıp yukarıdan bizi izliyordu.
bir de çocuk halimle nereden bulup okuduysam bir dini ansiklopedide (sanırım o ara gazetelerin kupon karşılığı dağıttıklarından biri idi.) günahların karşılığı olarak tasvirler vardı. mesela yalan söyleyenlerin dili yerlerde sürünecek kadar kocaman ve irinli olacaktı. hayal etmesi şimdi zor, kendim kadar bir dil ağzımdan çıkmaz gibi ama o zaman zihnim tahayyül ediyordu. sonra hangi günahtı pek emin değilim ama etlerimiz parça parça dökülüyordu.
böyle işte... konudan komşudan, yaşlı akrabalardan duyduğum hep günah işlediğimdi. ee tanrı da beni cezalandıracak kişi. bir de çok merhametli olduğu için cezalarımızı çekince yine de bizi cennetine alacaktı.
oysa isterdim ki tanrı sadece sığınacağım, güveneceğim, dualar edeceğim biri olarak aktarılsaydı. yine büyüyünce hayal kırıklığım olurdu belki ama en azından çocukluk anılarımdaki tanrı, insanları seviyor olurdu.
bir de çocuk halimle nereden bulup okuduysam bir dini ansiklopedide (sanırım o ara gazetelerin kupon karşılığı dağıttıklarından biri idi.) günahların karşılığı olarak tasvirler vardı. mesela yalan söyleyenlerin dili yerlerde sürünecek kadar kocaman ve irinli olacaktı. hayal etmesi şimdi zor, kendim kadar bir dil ağzımdan çıkmaz gibi ama o zaman zihnim tahayyül ediyordu. sonra hangi günahtı pek emin değilim ama etlerimiz parça parça dökülüyordu.
böyle işte... konudan komşudan, yaşlı akrabalardan duyduğum hep günah işlediğimdi. ee tanrı da beni cezalandıracak kişi. bir de çok merhametli olduğu için cezalarımızı çekince yine de bizi cennetine alacaktı.
oysa isterdim ki tanrı sadece sığınacağım, güveneceğim, dualar edeceğim biri olarak aktarılsaydı. yine büyüyünce hayal kırıklığım olurdu belki ama en azından çocukluk anılarımdaki tanrı, insanları seviyor olurdu.
devamını gör...
uykusuzkahve
kahvesever biri olarak online listesinde mahlası sözlüğe ilk geldiğimden beri dikkatimi çeken moderatör. bir nick bu kadar güzel olur.
hoş geldiniz efendim.
hoş geldiniz efendim.
devamını gör...
ikinci defa sorulan soruya neyse boşver diyen insan
inanılmaz derecede gıcık eden insandır. suratına şöyle bi' tane patlatılmak istenir.
ulan madem o kadar meraklıydın ilk başta, iki saniye daha sabredip bir daha söylesene işte. insanın heyecanını ve enerjisini de sömürür bunlar. tam dayaklık...
ulan madem o kadar meraklıydın ilk başta, iki saniye daha sabredip bir daha söylesene işte. insanın heyecanını ve enerjisini de sömürür bunlar. tam dayaklık...
devamını gör...
exit through the gift shop
oscar ödülü adaylığı bulunan bir banksy belgeselidir.
zaman içinde ününe ün katan ancak bunu yapmak için sadece yaratıcı zekasını ve sanatsal yeteneklerini ve de gözü pekliğini kullanan grafiti sanatının krallarından biri olan banksy’nin çekmek zorunda kaldığı bu belgesel izleyenlere grafiti alemine derin bir bakış sağlıyor.

kendi işine bakmakta olan banksy bir gün thierry guetta diğer bir fransız’ın kapısını çalmasıyla geri dönülmez bir maceranın içinde bulur kendini. bu fransız hayatının neredeyse her saniyesini yıllardır filme almaktadır. bu takıntısı onda sokak sanatçıları ile ilgili bir belgesel çekme fikri uyandırır. ama bu konuda sandığı kadar yetenekli olmadığı ortaya çıkar.

filmde içeriden bir gözle sokak sanatçılarının sanatlarını icra etmek için verdikleri savaşı, sanatları ile anlatmak istedikleri, grafitinin ne olup ne olmadığı konularında bir gözlem imkanı buluyoruz.
filmde birçok sokak sanatçısı kendisi olarak görünse de banksy her zamanki gizemini koruyarak gözümüzdeki puslu kahraman imajını devam ettiriyor.

peki filmi banksy çektiyse thierry guetta ne yaptı? onu da filmde göreceksiniz.
zaman içinde ününe ün katan ancak bunu yapmak için sadece yaratıcı zekasını ve sanatsal yeteneklerini ve de gözü pekliğini kullanan grafiti sanatının krallarından biri olan banksy’nin çekmek zorunda kaldığı bu belgesel izleyenlere grafiti alemine derin bir bakış sağlıyor.

kendi işine bakmakta olan banksy bir gün thierry guetta diğer bir fransız’ın kapısını çalmasıyla geri dönülmez bir maceranın içinde bulur kendini. bu fransız hayatının neredeyse her saniyesini yıllardır filme almaktadır. bu takıntısı onda sokak sanatçıları ile ilgili bir belgesel çekme fikri uyandırır. ama bu konuda sandığı kadar yetenekli olmadığı ortaya çıkar.

filmde içeriden bir gözle sokak sanatçılarının sanatlarını icra etmek için verdikleri savaşı, sanatları ile anlatmak istedikleri, grafitinin ne olup ne olmadığı konularında bir gözlem imkanı buluyoruz.
filmde birçok sokak sanatçısı kendisi olarak görünse de banksy her zamanki gizemini koruyarak gözümüzdeki puslu kahraman imajını devam ettiriyor.

peki filmi banksy çektiyse thierry guetta ne yaptı? onu da filmde göreceksiniz.
devamını gör...
normal sözlük köy okuluna kitap yardımı etkinliği
duygulandıran.
+1 ile mutlaka yanınızda olduğum.
+1 ile mutlaka yanınızda olduğum.
devamını gör...
iyi bayramlar
sevgili sözlük ailesi..
nerde o eski bayramlar aaahh dediğinizi duyar gibiyim. ben de aynı şeyleri hissediyor ve paylaşıyorum. ama biraz da bayramları eskisi gibi yaşamanın elimizde olduğunu düşünüyorum.
her ne kadar zor günlerden geçsek ve eskisi gibi yaşayamasak da bayramları, ben buradaki herkesin bayramını en kalbi duygularımla kutluyorum. küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öperken, harçlıkları gönderebileceğiniz iban numarasını aşağıya iliştiriyorum.. sısısısı
şeker tadında, musmutlu nice bayramlara efendim..
nerde o eski bayramlar aaahh dediğinizi duyar gibiyim. ben de aynı şeyleri hissediyor ve paylaşıyorum. ama biraz da bayramları eskisi gibi yaşamanın elimizde olduğunu düşünüyorum.
her ne kadar zor günlerden geçsek ve eskisi gibi yaşayamasak da bayramları, ben buradaki herkesin bayramını en kalbi duygularımla kutluyorum. küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öperken, harçlıkları gönderebileceğiniz iban numarasını aşağıya iliştiriyorum.. sısısısı
şeker tadında, musmutlu nice bayramlara efendim..
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
ingilizcedeki january (ocak ayı) latince janus'tan gelir.
tanrı janus çift başlıdır; bir başı geriye, bir başı ileriye dönüktür. bu da ocak ayının bir yönüyle geriye bir yönüyle ileriye dönük olmasıyla bağdaştırılmış ve ingilizce january, almanca januar olarak dile kazandırılmıştır.
tanrı janus çift başlıdır; bir başı geriye, bir başı ileriye dönüktür. bu da ocak ayının bir yönüyle geriye bir yönüyle ileriye dönük olmasıyla bağdaştırılmış ve ingilizce january, almanca januar olarak dile kazandırılmıştır.
devamını gör...
eflatun
islam alimlerince eflatun olarak adlandırılan yunan filozofudur. asıl adı platon'dur.
hepimizin hayatına düstur edinmesi gereken, şu anekdottaki bilge ise kendisidir.
"eflatun' a iki soru sormuşlar. birincisi: insanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir? çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. ne var ki çocukluklarını özlerler. para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. yarınlarına endişe ederken bugünü unuturlar. sonuçta ne bugünü ne yarını yaşarlar. sıra gelmiş ikinci soruya: peki sen ne öneriyorsun? bilge yine sıralamış: kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. önemli olan; hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.
hayatımda değişmeye başlayan şeyler işte bu frekansı düstur edinmekle başladı. sevmiyor mu? bırakın öyle kalsın, sevmesin. ben buyum deyip yolunuza devam edin. işte o zaman ne kadar sevildiğinizi anlamaya başlıyorsunuz.
hepimizin hayatına düstur edinmesi gereken, şu anekdottaki bilge ise kendisidir.
"eflatun' a iki soru sormuşlar. birincisi: insanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir? çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. ne var ki çocukluklarını özlerler. para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. yarınlarına endişe ederken bugünü unuturlar. sonuçta ne bugünü ne yarını yaşarlar. sıra gelmiş ikinci soruya: peki sen ne öneriyorsun? bilge yine sıralamış: kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. önemli olan; hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.
hayatımda değişmeye başlayan şeyler işte bu frekansı düstur edinmekle başladı. sevmiyor mu? bırakın öyle kalsın, sevmesin. ben buyum deyip yolunuza devam edin. işte o zaman ne kadar sevildiğinizi anlamaya başlıyorsunuz.
devamını gör...


