en sinir bozucu çizgi film karakteri
(bkz: chen) cedric'in kız arkadaşı. sen ne memnuniyetsiz bir kızsın ya. küçüklükten gıcık olurum.
devamını gör...
tiktok canlı yayınında kızını taciz eden sapık baba
çingene asıllı olması yüksek ihtimal olan baba. uzun bir süre yaşadığım mahalle bu insanlarla dip dibeydi. bu tip insanlardan onlarcasını görmüş biri olarak çok yadırgadım diyemem. hayat tarzı bu adamların zira, halen o mahallede bu tip durumların döndüğünü, kızını küçük yaşlarda pazarlayan babaların olduğunu anlatırlar. bu videoda görünen hıyarağasının o adamlardan tek farkı tiktok kullanıyor olması. zaten vücut dili ve hareketleri karakterini net şekilde ortaya koyuyor. uzun bir süre ceza alıp içerde sürünmesi ve fazlasıyla ezilmesi dileğiyle.
devamını gör...
konuşurken en çok kullanılan kelime
evet.
devamını gör...
ağlamamak için kendini zor tutmak
tutamayanlardanım, nerde kiminle olduğum farketmez oturup ağlarım.
devamını gör...
bu yazara yakın zamanda çok fazla beğeni yaptığınız için oyunuz kaydedilmedi
kalbimi kırmış kafa sözlük uyarısıdır. ben herkesi artıya, sevgiye boğmak istiyorum, beni engellemeyin!!!
devamını gör...
18 şubat 2021 apartman boşluğu yayın
(bkz: entel feridun)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
a*-ulan ne güzel uyuyordum be. ne vardı şu mavi ışığı yakacak!
yok be anca ekran kilidini açarım ben zaten! yakmak falan, ateşle oynamak...
bak ne geldi aklıma?
okulun bahçesindeyim,
hani şu arnavut kaldırımlı kestane ağaçlı,
kulağımda bir şarkı,
barış ne anlatıyor öyle,
anlatıyor işte bi şey,
hani şu cacıklı var ya,
hıyar gibiyim falan,
a1-şarkı o değildi ki!
a2-boş versene sen. karışma işime!
a1-tamam be bi yazdırmadın
hep senin yüzünden bu haldeyiz zaten. maşallah pek akıllısın!
a2-akıllıyım tabi!
a1-hadi ordan!
o kadar akıllı olsan bu halde olur muyduk?
a2-amma uzattın ya! şurda iki satır bi şey yazıcaz!
a1-lan salak, ben başlattım yazıyı sen her zamanki gibi salça oldun!
a2-ben olmasam kim toplayacak arkanı?
a1-toplama işte ben de onu diyorum.
sen görürsün!
a2-ne yapabilirsin ki?
a1-hükmün geçmeye başladı farkında değil misin?
a2-sen kendini kandırıyorsun.
a1-asıl sen beni kandırıyorsun.
a2-ne alakası var be.
a1-akıllı olduğunu zannediyorsun. ama değilsin.
a2-hiç de bile.
a1-bozmuşsun kafayı teorilerle. nerde eylem?
a2-...
a1-bak nasıl da susuyorsun? haklı olan benim. anla artık!
boşuna tartışıyorlar. aktör olan a1 sonuçta. ama a2 de yardım etmeli.
barışın lan!
şarkı hangisiydi?
a2- editlersin oğlum sonra.
a1- tamam lan haklısın bu sefer.
bakalım araları düzelecek mi? sanmam.
not:
a1- yalnız o şarkı acayip güzel bir şarkı. dinleyin derim.
a2-aynen kanka!
yok be anca ekran kilidini açarım ben zaten! yakmak falan, ateşle oynamak...
bak ne geldi aklıma?
okulun bahçesindeyim,
hani şu arnavut kaldırımlı kestane ağaçlı,
kulağımda bir şarkı,
barış ne anlatıyor öyle,
anlatıyor işte bi şey,
hani şu cacıklı var ya,
hıyar gibiyim falan,
a1-şarkı o değildi ki!
a2-boş versene sen. karışma işime!
a1-tamam be bi yazdırmadın
hep senin yüzünden bu haldeyiz zaten. maşallah pek akıllısın!
a2-akıllıyım tabi!
a1-hadi ordan!
o kadar akıllı olsan bu halde olur muyduk?
a2-amma uzattın ya! şurda iki satır bi şey yazıcaz!
a1-lan salak, ben başlattım yazıyı sen her zamanki gibi salça oldun!
a2-ben olmasam kim toplayacak arkanı?
a1-toplama işte ben de onu diyorum.
sen görürsün!
a2-ne yapabilirsin ki?
a1-hükmün geçmeye başladı farkında değil misin?
a2-sen kendini kandırıyorsun.
a1-asıl sen beni kandırıyorsun.
a2-ne alakası var be.
a1-akıllı olduğunu zannediyorsun. ama değilsin.
a2-hiç de bile.
a1-bozmuşsun kafayı teorilerle. nerde eylem?
a2-...
a1-bak nasıl da susuyorsun? haklı olan benim. anla artık!
boşuna tartışıyorlar. aktör olan a1 sonuçta. ama a2 de yardım etmeli.
barışın lan!
şarkı hangisiydi?
a2- editlersin oğlum sonra.
a1- tamam lan haklısın bu sefer.
bakalım araları düzelecek mi? sanmam.
not:
a1- yalnız o şarkı acayip güzel bir şarkı. dinleyin derim.
a2-aynen kanka!
devamını gör...
sözlükte yazmak ama okumamak
okumayı sevmemek,
ben zaten biliyorum kafası,
bir de özellikle sözlüklerde başkasına prim vermek yerine kendini ön plana çıkarma güdüsü.
bu ana başlıklardır sebebi...
ben zaten biliyorum kafası,
bir de özellikle sözlüklerde başkasına prim vermek yerine kendini ön plana çıkarma güdüsü.
bu ana başlıklardır sebebi...
devamını gör...
şimdi ananı laciverte boyadım
yedi bela hüsnü filminde geçen replik.
+sen misin ulan yedi bela hüsnü?
-benim.
+sen insanı çorba yaparmışsın, öyle mi?
-ne çorbası? mercimek mi pirinç mi yoksa balık mı? senden iyi balina çorbası olur.
-şimdi ananı laciverde boyadım it oğlu it...
+sen misin ulan yedi bela hüsnü?
-benim.
+sen insanı çorba yaparmışsın, öyle mi?
-ne çorbası? mercimek mi pirinç mi yoksa balık mı? senden iyi balina çorbası olur.
-şimdi ananı laciverde boyadım it oğlu it...
devamını gör...
çakmak gazı çekmek
birkaç saniyelik mallık yaşatır. ancak tüpü hiç düşürmeden, burnundan nefes alıp vererek devamlılığı sağlayana güzeldir. gerçekten bally varken büyük mallıktır. bi' arkadaşımın beyni resetlendiydi bundan, zor kurtardırlar, hâlâ tam düzelmemiştir.
edit: zararlıdır, önerilmez.
edit: zararlıdır, önerilmez.
devamını gör...
sözlük yazarı olmak
hayatımda ilk defa edindiğim unvandır. çok sevdim bu işi.
devamını gör...
yeşil renkli yazarlar
aralarına katılmak istediğim güruh. ama ne hikmetse aktif etme butonuna basınca, sözlük hayır sen hıyar olamazsın diyerek talebimi reddediyor.
devamını gör...
yazarları en çok süründüren hastalık
bel düzleşmem var dostlar. o gece kramplarindan cekmedigim çile kalmadı.
devamını gör...
yaşamaya dair
sözlerini aşağıya bıraktığım nazım hikmet ran şiiri.
“yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
'yaşadım' diyebilmen için..."
“yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
'yaşadım' diyebilmen için..."
devamını gör...
çalışma masanızdaki en ilginç şey
sümüklü peçete diyen arkadaşa katılıyorum ve tuvalet kağıdı olarak arttırıyorum efenim
devamını gör...
marvin the paranoid android
depresyon ve bıkkınlığın, yıkıklığın elektronik bir vücut bulmuş hali olan douglas adams karakteri. aşağıdaki şiirin sahibidir kendileri;
how i hate the night
now the world has gone to bed,
darkness won't engulf my head,
i can see by infra-red,
how i hate the night.
now i lay me down to sleep,
try to count electric sheep,
sweet dream wishes you can keep,
how i hate the night.
how i hate the night
now the world has gone to bed,
darkness won't engulf my head,
i can see by infra-red,
how i hate the night.
now i lay me down to sleep,
try to count electric sheep,
sweet dream wishes you can keep,
how i hate the night.
devamını gör...
tarihin başlangıcından beri kardan adamların kendilerine bir devlet kuramamış olması
kardan birey, lütfen ama.
devamını gör...
elminster the wise
iki gözümün çiçeği, tekrar sözlüğe gelmiş bulunmakta. baktı çarmıha gerilecek korktu tabi..
elbette herkesten uzak bana yakın olarak hayatına devam etmişti, sözlük olmadığı zamanlarda. iyi ki geldin güzel ruhlum.
elbette herkesten uzak bana yakın olarak hayatına devam etmişti, sözlük olmadığı zamanlarda. iyi ki geldin güzel ruhlum.
devamını gör...
vladimir putin
putin'in hayatıyla ilgili okuduğum en ilginç bilgi hillary clinton’ın “zor seçenekler” adlı kitabından bir alıntı.
dünya'nın kaderini belki de bir çift ayakkabı değiştirdi.
ikinci dünya savaşı’ydı. savaş bölgesinden memleketi olan leningrad'a (st. petersburg) izne gelmiş bir asker, evinin bulunduğu caddeye doğru giderken, alman bombardımanı sonucu ölenleri taşıyan bir kamyonla karşılaştı. ölüler “toplu gömülmek” üzere mezarlığa götürülüyordu. cesetlerin arasında askerin dikkatini çeken bir şey vardı; bir ayakkabı…
eşine aldığı ayakkabıya benziyordu. eve gidip gitmeme konusunda tereddüt geçirdikten sonra, görevliye, “ayakkabıyı giyen ölüyü görmek istediğini” söyledi. görevli izin verdi. asker kamyona çıktı, cesede baktı… karısıydı…
görevliye “cesedin kendi karısı olduğunu onu alıp kendisinin gömmek istediğini” söyledi. görevlinin yardımıyla ceset indirildi. asker karısının zor da olsa nefes aldığını gördü ve onu alıp hastaneye götürdü… yapılan müdahaleler sonucu kadın kurtarıldı, iyileşti ve normal hayata döndü…
işte o kadın hamile kaldı ve 7 ekim 1952’de rusya cumhurbaşkanı vladimir vladimiroviç putin’i doğurdu…
tesadüfün böylesine ne demeli?… en umulmadık yerlerde ve zamanlarda insan aklının zor kabul edeceği dramlar yaşanabilir.
dünya'nın kaderini belki de bir çift ayakkabı değiştirdi.
ikinci dünya savaşı’ydı. savaş bölgesinden memleketi olan leningrad'a (st. petersburg) izne gelmiş bir asker, evinin bulunduğu caddeye doğru giderken, alman bombardımanı sonucu ölenleri taşıyan bir kamyonla karşılaştı. ölüler “toplu gömülmek” üzere mezarlığa götürülüyordu. cesetlerin arasında askerin dikkatini çeken bir şey vardı; bir ayakkabı…
eşine aldığı ayakkabıya benziyordu. eve gidip gitmeme konusunda tereddüt geçirdikten sonra, görevliye, “ayakkabıyı giyen ölüyü görmek istediğini” söyledi. görevli izin verdi. asker kamyona çıktı, cesede baktı… karısıydı…
görevliye “cesedin kendi karısı olduğunu onu alıp kendisinin gömmek istediğini” söyledi. görevlinin yardımıyla ceset indirildi. asker karısının zor da olsa nefes aldığını gördü ve onu alıp hastaneye götürdü… yapılan müdahaleler sonucu kadın kurtarıldı, iyileşti ve normal hayata döndü…
işte o kadın hamile kaldı ve 7 ekim 1952’de rusya cumhurbaşkanı vladimir vladimiroviç putin’i doğurdu…
tesadüfün böylesine ne demeli?… en umulmadık yerlerde ve zamanlarda insan aklının zor kabul edeceği dramlar yaşanabilir.
devamını gör...
