online yazarlara abuk sabuk mesaj yazmak
bir kaç gün sabahları rastgele günaydın, iyi günler tarzı kısa mesajlar atardım.
-buyur kardeş.
-hayırdır.
-nasıl yardımcı olabilirim.
tarzında cevaplar alınca, iyi dilekleri kendime saklamamın kendi açımdan daha sağlıklı olacağını düşündüm.
tanım:online yazarlara abuk subuk mesaj yazmak (ne haddime dedirten durum).
-buyur kardeş.
-hayırdır.
-nasıl yardımcı olabilirim.
tarzında cevaplar alınca, iyi dilekleri kendime saklamamın kendi açımdan daha sağlıklı olacağını düşündüm.
tanım:online yazarlara abuk subuk mesaj yazmak (ne haddime dedirten durum).
devamını gör...
özelden senin hakkında hiç hoş şeyler demiyorlar diyen yazar
mesajları niye kapattık, böyle aptallıklarla uğraşmamak için.
benim çok hoş küfürlerim var, bir çoğu da tanıştı bununla. size daha fazla sövmek istemediğim için hiçbirinizle muhatap olmasam da olur.
dedikoducu yazardır. aklınca ortalık karıştırıcak, peh.
benim çok hoş küfürlerim var, bir çoğu da tanıştı bununla. size daha fazla sövmek istemediğim için hiçbirinizle muhatap olmasam da olur.
dedikoducu yazardır. aklınca ortalık karıştırıcak, peh.
devamını gör...
martı küçük prens tutunamayanlar okumamış tip
hiçbir şey kaçırmamıştır. her şeyin sonuna tip kelimesini ekleme iticiliğini bir kenara bırakıyorum. üçünü de okudum. martı ve küçük prens'i ortaokulda okumuştum. tutunamayanlar'ı farklı zamanlarda birkaç defa okudum. üzerine yazı yazdım, sunum hazırladım, türkiye'nin en kaliteli türkoloji fakültelerinin kantinlerinde çokça tartıştım. hâlâ tutunamayanlarla ilgili ahkâm kesmekten uzağımdır. çünkü zor kitaptır, çok katmanlı bir anlatıdır. anlatı diyorum çünkü klasik roman formlarının çok ötesindedir. neyse, uzun lafın kısası. bilmem hangi kitabı okumayanlar filan diye girişilen konuşmalara biz edebiyatçılar şekilcilik deriz. martı ve küçük prens'in üst düzey edebiyat metinleri sanılmasına diyecek bir şey yok. ciddiye alınmaya değecek bir algı değildir bu. ikisini de çok severim ama bu başka bir mesele. zikredilen üç kitabın çok dikkat çekici bir ortak noktaları vardır. maalesef üçü de twitter'a düşmüştür. yanında bir kahve fincanıyla çekilen fotoğrafların olmazsa olmaz metaları hâline gelmişlerdir. popüler kültürün şey'leri olmuşlardır. sözlüklerde forumsal başlıkların müdavimi olmuşlardır. kitaplarla ilgili bir inceleme yazısı var mı? yok. kişinin izlenimlerini paylaştığı başı sonu belli bir yazı var mı? yok. ne var bunlara karşılık? filanca kitabı okumayanlar bilmem ne. hakiki edebiyat tutkunu bütün yazarlara selam olsun.
devamını gör...
30 mart 2021 dolar kuru
bilgisayar alma hayalimden 1 adım daha uzaklaştıran kur.
ne olacak bu işlerin sonu diye endişelenmiyor değiliz. bilgisayardan bahsetmiyorum tabii ki...
ne olacak bu işlerin sonu diye endişelenmiyor değiliz. bilgisayardan bahsetmiyorum tabii ki...
devamını gör...
mutluluğun resmi

bir kadın,
güzel olduğu için sevilmez.
sevdiğin için güzeldir o.
sırf sen seviyorsun diye
herkesten farklıdır,
herkesten başka bakar gözleri.
senin ona verdiğin değer kadar anlamlıdır,
sevdikçe daha da güzelleşip kıymetlenir.
bir kadının güzelliği bilmiyorum kaç para eder,
ama sevdiğin kadının bir gülüşü dünyalara değer…!
devamını gör...
uzaktan kumandalı oyuncak araba
ehliyet aldığımda sahicisine sahip olamayıp kendimi avutmak için aldığım kırmızı renkli spor araba.
devamını gör...
hoş avaz
halk müziği geleneğinde güzel sesli, okuyuşundan haz alınan kişiler için kullanılan tabir.
devamını gör...
insana kendini güvende hissettiren şeyler
anneye sarılmaktır.
devamını gör...
akrabaya ayıp olmasın diye düğüne gidip 53 kişiyi pozitif yapmak
ankara'da karantinada olması gereken bir vatandaşın eylemidir. allah onu alsın.
--- alıntı ---
filyasyon ekibinde olan bir doktorun açıklamalarına göre, bir kişinin pozitif olmasına rağmen ayıp olmasın diye düğüne gittiğini, bu nedenle 53 kişiye korona bulaştığını söyledi.
--- alıntı ---
tam haber metni için
--- alıntı ---
filyasyon ekibinde olan bir doktorun açıklamalarına göre, bir kişinin pozitif olmasına rağmen ayıp olmasın diye düğüne gittiğini, bu nedenle 53 kişiye korona bulaştığını söyledi.
--- alıntı ---
tam haber metni için
devamını gör...
equinox
bu diziyi anlatmadan önce siz değerli sözlük okuyucularına rapunzel masalını anlatmak isterim. olaylar şöyle gelişiyor:
mutlu bir çift evlerinde otururken hamile kadın karşı bahçedeki marullara göz dikiyor. ah marul vah marul. keşke olsa da yesem hatta yemezsem mümkün değil doğuramam diyor. kocası da diyor ki madem o kadar marul sevdalısısın , dur gideyim ben sana alayım şurdan, sen yeter ki doğur içinde tutma çocuğu.
marul almaya gidiyor ama meğer bu marulların sahibi bir cadıymış. adam marulu alıp karısına götürüyor. iki gün sonra yine aynı terane. adam tekrar marul almaya gidiyor ama bu sefer cadıya yakalanıyor. yaşananları anlatıyor cadıya. karım hamile, aşerdi diyor. cadı bir güzel azarlıyor bu adamı, tamam aşerdi de izin alamaz mıydın diyor.
neyse nihayet izin veriyor adamın marulları alıp karısına götürmesine ama bunun bir bedeli var. doğduğu gün çocuğunu alırım diyor cadı. adam da hiç itiraz etmiyor. çocuk doğduğu gün cadı geliyor çocuğu alıp kuleye kapatıyor.
masalımız burada dursun, gelelim dizideki rapunzelliğe.
meğer dizideki abla kardeş, ida ve astrid kardeş değilmiş. ikisi de evlatlıkmış. anneleri olacak kadının çocuğu olmuyormuş ama kocasıyla birlikte çocuk sahibi olmak istiyorlarmış. bu kadın da gitmiş şeytanla anlaşma yapmış. anlaşma gereği şeytan kadına bir çocuk verecek, karşılığında da 18 yaşına geldiği gün çocuğu ondan alacakmış.
annesi yıkılmış. sen demiş boşver benim çocuğumu alma. benim çocuğum 18 yaşına gelince ondan bi çocuk yap, yaptığın çocuğu al götür. bak bak anlaşmaya bak... anaya bak...
kız da çocuğunu gidip aldırınca şeytan kızmış. ikinci anlaşma iptal olduğu için ilkini gerçekleştirmiş. bak sen. bu bildiğin rapunzel'in +18 versiyonu?
şimdi de diziyle ilgili eleştiri yumağım:
bu çocuklar büyü kitabı bulduktan sonra hiç sorgulamıyorlar. tamam kitap buldunuz içinde büyü var da, ne büyüsü bilmiyorsunuz. ne işe yarar size zarar verir mi bilmiyorsunuz. neden hemen koşup büyü yapmaya kalktınız?
bu kız da evden çıkıp adaya gidiyor. annesi o kadar baskıcı, buna rağmen adada geçiriyor geceyi. neyse hadi adaya gitti, ayin yapan insanları görüp hoop aralarına katıldılar. hiç sorgulamıyorlar neden bu ayin, biz neden katıldık, neyin ayinini yapıyoruz demiyorlar.
az sonra bu kızı soyup bekletiyorlar. belli ki az sonra kızın başına bir şeyler gelecek, hem de iğrenç şeyler gelecek... hiçbiri tepki göstermiyor. hiçbirinde ses yok. kalk gidelim demiyorlar. engellemeye kalkmıyorlar. sadece gergin bakışlar atıyorlar birbirlerine.
bu olaydan sonra eve döndüler, okula başladılar. hepsi kıza surat asıyor. kimse bakmıyor yüzüne, konuşmuyor. neden? kız sizin yüzünüzden nelere maruz kaldı, ses etmediniz. şimdi neden küsen siz oldunuz?
mutlu bir çift evlerinde otururken hamile kadın karşı bahçedeki marullara göz dikiyor. ah marul vah marul. keşke olsa da yesem hatta yemezsem mümkün değil doğuramam diyor. kocası da diyor ki madem o kadar marul sevdalısısın , dur gideyim ben sana alayım şurdan, sen yeter ki doğur içinde tutma çocuğu.
marul almaya gidiyor ama meğer bu marulların sahibi bir cadıymış. adam marulu alıp karısına götürüyor. iki gün sonra yine aynı terane. adam tekrar marul almaya gidiyor ama bu sefer cadıya yakalanıyor. yaşananları anlatıyor cadıya. karım hamile, aşerdi diyor. cadı bir güzel azarlıyor bu adamı, tamam aşerdi de izin alamaz mıydın diyor.
neyse nihayet izin veriyor adamın marulları alıp karısına götürmesine ama bunun bir bedeli var. doğduğu gün çocuğunu alırım diyor cadı. adam da hiç itiraz etmiyor. çocuk doğduğu gün cadı geliyor çocuğu alıp kuleye kapatıyor.
masalımız burada dursun, gelelim dizideki rapunzelliğe.
meğer dizideki abla kardeş, ida ve astrid kardeş değilmiş. ikisi de evlatlıkmış. anneleri olacak kadının çocuğu olmuyormuş ama kocasıyla birlikte çocuk sahibi olmak istiyorlarmış. bu kadın da gitmiş şeytanla anlaşma yapmış. anlaşma gereği şeytan kadına bir çocuk verecek, karşılığında da 18 yaşına geldiği gün çocuğu ondan alacakmış.
annesi yıkılmış. sen demiş boşver benim çocuğumu alma. benim çocuğum 18 yaşına gelince ondan bi çocuk yap, yaptığın çocuğu al götür. bak bak anlaşmaya bak... anaya bak...
kız da çocuğunu gidip aldırınca şeytan kızmış. ikinci anlaşma iptal olduğu için ilkini gerçekleştirmiş. bak sen. bu bildiğin rapunzel'in +18 versiyonu?
şimdi de diziyle ilgili eleştiri yumağım:
bu çocuklar büyü kitabı bulduktan sonra hiç sorgulamıyorlar. tamam kitap buldunuz içinde büyü var da, ne büyüsü bilmiyorsunuz. ne işe yarar size zarar verir mi bilmiyorsunuz. neden hemen koşup büyü yapmaya kalktınız?
bu kız da evden çıkıp adaya gidiyor. annesi o kadar baskıcı, buna rağmen adada geçiriyor geceyi. neyse hadi adaya gitti, ayin yapan insanları görüp hoop aralarına katıldılar. hiç sorgulamıyorlar neden bu ayin, biz neden katıldık, neyin ayinini yapıyoruz demiyorlar.
az sonra bu kızı soyup bekletiyorlar. belli ki az sonra kızın başına bir şeyler gelecek, hem de iğrenç şeyler gelecek... hiçbiri tepki göstermiyor. hiçbirinde ses yok. kalk gidelim demiyorlar. engellemeye kalkmıyorlar. sadece gergin bakışlar atıyorlar birbirlerine.
bu olaydan sonra eve döndüler, okula başladılar. hepsi kıza surat asıyor. kimse bakmıyor yüzüne, konuşmuyor. neden? kız sizin yüzünüzden nelere maruz kaldı, ses etmediniz. şimdi neden küsen siz oldunuz?
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
eski mısırda bildiğimiz üzere diş fırçası yoktu, e bu insanlar ne ile diş bakımını sağlıyorlardı? cevap çok tuhaf... kum ve tahıl sapları ile! evet, kum ve tahıl sapları... işin tuhaf tarafı oldukça işe yarıyormuş bu temizlik, mısırlıların ağızlarında çok az çürük oluyormuş lakin bu temizlik çok kötü bir bedel ödetiyormuş onlara...
ağızlarına aldıkları kum bir zamandan sonra dişlerinin aşınmasına ve kısalmasına neden oluyormuş ve bazen o kadar hızlı oluyormuş ki, dişleri bir anda kırılıyor ve iltihap kapıyor, sonrası da sonucu ölüme kadar gidebilen ağrılı, sancılı, ateşli zaman dilimleri oluyormuş.
ek olarak, antik mısır, yunan ve roma'da portakal ve limonun olmaması... evet yokmuş! limon, arap tüccarlar tarafından italya'ya m.s 2.yüzyılın başlarında getirilmiş, bu arap abilerde limonu himalaya bölgesinden getirmişler. portakal da avrupa'ya 9.yüzyılın başlarında girmiş, yine arap tüccarlar getirmişler, getirdikleri yerler de çin ve burma imiş...
ağızlarına aldıkları kum bir zamandan sonra dişlerinin aşınmasına ve kısalmasına neden oluyormuş ve bazen o kadar hızlı oluyormuş ki, dişleri bir anda kırılıyor ve iltihap kapıyor, sonrası da sonucu ölüme kadar gidebilen ağrılı, sancılı, ateşli zaman dilimleri oluyormuş.
ek olarak, antik mısır, yunan ve roma'da portakal ve limonun olmaması... evet yokmuş! limon, arap tüccarlar tarafından italya'ya m.s 2.yüzyılın başlarında getirilmiş, bu arap abilerde limonu himalaya bölgesinden getirmişler. portakal da avrupa'ya 9.yüzyılın başlarında girmiş, yine arap tüccarlar getirmişler, getirdikleri yerler de çin ve burma imiş...
devamını gör...
galaktik çömlek tamircisi
orijinal adı galactic pot healer olan, philip k. dick'in yazdığı ve türkçeye murat karlıdağ'ın çevirdiği, hayatın anlamı soslu şahane bir bilimkurgu kitabı. kitabın arka kapağındaki soru ne tarz bir eser olduğu hakkında ipucu veriyor: "...bu roman, derin bir felsefi soruşturma mı bir deli saçması mı? yoksa gerçeği arayanlar için ikisinin bir karışımı mı?"
kitapta çok fazla soru soruluyor; hem dini, hem felsefi, hem politik, hem ahlaki... sor babam sor, ama cevaplamıyor pkd efendi. ki böyle olması benim daha çok hoşuma gitti, o sorular ve gösterdiği yollar üzerine akıl yürütmek, kafatasımın içindeki kıvrımlı minik organı zorlamak keyifliydi. okurken bir yandan da kendi varoluşumu, hayatta ne yapmak istediğimi ve o an ne yapıyor olduğumu da ana karakter joe ile beraber gözden geçirdim; benim için önemli bir deneyim oldu.
--! spoiler !--
"güç. varlığın gücü. karşıtı da var olmamanın huzuru, diye düşündü. hangisi daha iyiydi? güç, eninde sonunda daima tükenirdi. belki de cevap buydu ve daha fazlasına gerek yoktu. güç, yani var olmak geçici bir şeydi. huzur, yani var olmamak sonsuzdu; doğumundan önce de vardı ve ölümünden sonra da devam edecekti. aradaki güçlülük ikisinin arasındaki bir dönemdi yalnızca, ödünç alınmış kasların kısa süreli esnemesiydi - gerçek sahibine iade edilmesi gereken bir bedendi."
--! spoiler !--
kitapta çok fazla soru soruluyor; hem dini, hem felsefi, hem politik, hem ahlaki... sor babam sor, ama cevaplamıyor pkd efendi. ki böyle olması benim daha çok hoşuma gitti, o sorular ve gösterdiği yollar üzerine akıl yürütmek, kafatasımın içindeki kıvrımlı minik organı zorlamak keyifliydi. okurken bir yandan da kendi varoluşumu, hayatta ne yapmak istediğimi ve o an ne yapıyor olduğumu da ana karakter joe ile beraber gözden geçirdim; benim için önemli bir deneyim oldu.
--! spoiler !--
"güç. varlığın gücü. karşıtı da var olmamanın huzuru, diye düşündü. hangisi daha iyiydi? güç, eninde sonunda daima tükenirdi. belki de cevap buydu ve daha fazlasına gerek yoktu. güç, yani var olmak geçici bir şeydi. huzur, yani var olmamak sonsuzdu; doğumundan önce de vardı ve ölümünden sonra da devam edecekti. aradaki güçlülük ikisinin arasındaki bir dönemdi yalnızca, ödünç alınmış kasların kısa süreli esnemesiydi - gerçek sahibine iade edilmesi gereken bir bedendi."
--! spoiler !--
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"istediğin kadar bir taşı sula, taş büyümez." -ursula k. le guin
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sevgili sözlük...
kişisel boşluklarımdan dolduramadıklarım var. hani lisede her ingilizce sınavında "fill in the blanks" bölümü olurdu ya, heh işte bende de öyle. cevabı konusunda emin olamadığım, fiili çekimleyemediğim, in miydi on muydu karar veremediğim boşluklar...
kaçmak istersin ya öyle bir boşluk. belki de bir kaçış.
nice hevesle yaptığınız bir uçurtmanın rüzgarlı havada gökyüzünde süzülürken bir anda elinizden kaçması sonucu ruhunuzda yarattığı boşluk gibi bir şey. belki de uçurtmanın amacı; kendini kaçırtmaktır. olamaz mı? olabilir. uçurtmayı gökyüzünde aramak ne kadar doğrudur ki?
boşluksuz, tamamlanmış günler dilerim. bi de bol şarkılı olsun.
benim şarkım mı? gökyüzünde aranmayan uçurtmalar
kişisel boşluklarımdan dolduramadıklarım var. hani lisede her ingilizce sınavında "fill in the blanks" bölümü olurdu ya, heh işte bende de öyle. cevabı konusunda emin olamadığım, fiili çekimleyemediğim, in miydi on muydu karar veremediğim boşluklar...
kaçmak istersin ya öyle bir boşluk. belki de bir kaçış.
nice hevesle yaptığınız bir uçurtmanın rüzgarlı havada gökyüzünde süzülürken bir anda elinizden kaçması sonucu ruhunuzda yarattığı boşluk gibi bir şey. belki de uçurtmanın amacı; kendini kaçırtmaktır. olamaz mı? olabilir. uçurtmayı gökyüzünde aramak ne kadar doğrudur ki?
boşluksuz, tamamlanmış günler dilerim. bi de bol şarkılı olsun.
benim şarkım mı? gökyüzünde aranmayan uçurtmalar
devamını gör...
linkin park
ergenligimi birlikte gecirdigim, hala sarkilarini severek dinledigim, nu-metal isyankar, gaz grup. sarkilari kadar cektikleri klipleri de cok basarilidir.
cigliklarina kurban oldugum solistleri chester bennington intihar ettikten sonra hicbir sey eskisi olmadi.
cigliklarina kurban oldugum solistleri chester bennington intihar ettikten sonra hicbir sey eskisi olmadi.
devamını gör...
teselli kılığına girmiş boş laflar
hakkında hayırlısı.
devamını gör...
sancak
osmanlı imparatorluğu'nda bir idari birimdir.
sancak beyleri tarafından yönetilir.
sancak beyleri tarafından yönetilir.
devamını gör...
cenneti cennet yapan şey nedir sorunsalı
bu dünyada yerini doldurmaya çalıştığımız herşeydir.
fakir ve yoksul insanlar görürüz; sürekli çaba harcayıp, birşeyler yapmaya çalışır. içinde bulunduğu durumu değiştirmek için.
zengin ve varlıklı insanlar görürüz; onlar da fakir ve yoksul insanların çabaladıkları gibi; içinde bulundukları durumu değiştirme gayretindedirler.
fakir insanın veya herhangi bir şeyden yoksun olan insanın; bulunduğu durumu/konumu değiştirip, daha iyi bir duruma/konuma gelme çabası sosyolojik açıdan anlaşılabilir bir durumdur. ancak: zengin veya herhangi bir yoksunluk yaşamayan insanın, bulunduğu durum ve konumu değiştirme çabası, sosyolojik açıdan açıklanması zor bir durumdur.
varlıklı olsun olmasın, insanoğlunun en bariz ortak özelliği; içinde bulunduğu maddi, manevi ve sosyal durumu değiştirmek için sarfettiği çabadır.
kişisel fikrim; cenneti cennet yapan şey, yoksunluğunu çektiğimiz herşeydir. hz.
adem'in (as) cennette bunca nimet varken; yasak olana meyyal olması, görüşümüzün delillendirilmesi açısından önemlidir.
fakir ve yoksul insanlar görürüz; sürekli çaba harcayıp, birşeyler yapmaya çalışır. içinde bulunduğu durumu değiştirmek için.
zengin ve varlıklı insanlar görürüz; onlar da fakir ve yoksul insanların çabaladıkları gibi; içinde bulundukları durumu değiştirme gayretindedirler.
fakir insanın veya herhangi bir şeyden yoksun olan insanın; bulunduğu durumu/konumu değiştirip, daha iyi bir duruma/konuma gelme çabası sosyolojik açıdan anlaşılabilir bir durumdur. ancak: zengin veya herhangi bir yoksunluk yaşamayan insanın, bulunduğu durum ve konumu değiştirme çabası, sosyolojik açıdan açıklanması zor bir durumdur.
varlıklı olsun olmasın, insanoğlunun en bariz ortak özelliği; içinde bulunduğu maddi, manevi ve sosyal durumu değiştirmek için sarfettiği çabadır.
kişisel fikrim; cenneti cennet yapan şey, yoksunluğunu çektiğimiz herşeydir. hz.
adem'in (as) cennette bunca nimet varken; yasak olana meyyal olması, görüşümüzün delillendirilmesi açısından önemlidir.
devamını gör...

