değerini kaybedince anladığımız bir şey
ölünce birden kıymeti bilinen insanlar. nedense kaybedince severiz, özleriz,değerini anlariz.
yaşarken kıymeti bilinmeyen bir sanatçının kasetlerinin, albümlerinin yok satması, şarkılarının birden hitleşmesi, kitaplarının
birden çok satanlarda yerini alması gibi.
yaşarken kıymeti bilinmeyen bir sanatçının kasetlerinin, albümlerinin yok satması, şarkılarının birden hitleşmesi, kitaplarının
birden çok satanlarda yerini alması gibi.
devamını gör...
alt komşumun 2 araba büyüklüğünde kartopu yapması rezaleti
"karla kaplanmış 2 arabaya bakıyor olmayasın?" düşüncesini akla getiren durum.
devamını gör...
kafa sözlük esnafı
merhabalar efendim,
ben mahallenin manavı kuzguncuktaki vişne biraz düşünceliyim biliyorsunuz beni. ama beni çok iyi anlayan yan esnafım, ipliçi bir dostum kaşkolnikov var. tekstil işiyle uğraştığına bakmayın. genelde entellere fular satıyor. kütüphaneci evernevergreen den sürekli kitap aldığına şahidim.
dükkanları açarken sabahın köründe şen şakrak yola düşmüş,köy kahvaltısı dükkanı olan köylü yazardan ironiler ablamızı görüyoruz. uğrarız her gün ona, karnımızı bir güzel doyururuz. börekleri şahane bu arada.. hemen o sırada fideci isdüşüm var. çok dertli bu aralar ara ara mahallenin yaşam koçu güneş hanım'dan tavsiyeler alır. aile'si fotoğrafçılık mesleğini uygun gördü ama o resti çekip, mutlu olacağı işi yapmaya karar verdi. fidecilik işine girdi.
mahallemizin medarı iftihar'ı ozgur1ey sahibi olduğu tiyatro salonuyla kültür şoku yaşattırır bize. en son viyana'daki dostlarını çağırıp senfoni yaptırmıştı mahalleye. az kişi katıldığı için üzülmüştü. neyse ki sarraf dostu ateist kaplumbağa da aynı dertten müzdarip olduğu için çok takmıyor artık bu işleri kafaya. akşam rakı sofrası kurup, dertleşiyorlar. yalnız mahalle imamı
yoldaş benjamin franklin çık çık yapıp geçiyor yanlarından. ama biz o imamın mahallenin metalci öğretmeni eylüling ile iyi bir dost olduğunu biliyoruz. ilahi dışında başka müziklere de yöneldiği söyleniliyor.
şimdilik aklıma gelenler bunlar... diğer esnafların güncellemesini siz değerli yazarlardan bekliyoruz...
edit: fişne fişne suyu benden vişne'leri ucuzdan alıp, yüksek fiyatla meyve suyu olarak satıyormuş. online ticaret yapan bir arkadaşımız yakalamış. çok para kazanıyormuş. bir daha ucuza vermem vişneleri..*
ben mahallenin manavı kuzguncuktaki vişne biraz düşünceliyim biliyorsunuz beni. ama beni çok iyi anlayan yan esnafım, ipliçi bir dostum kaşkolnikov var. tekstil işiyle uğraştığına bakmayın. genelde entellere fular satıyor. kütüphaneci evernevergreen den sürekli kitap aldığına şahidim.
dükkanları açarken sabahın köründe şen şakrak yola düşmüş,köy kahvaltısı dükkanı olan köylü yazardan ironiler ablamızı görüyoruz. uğrarız her gün ona, karnımızı bir güzel doyururuz. börekleri şahane bu arada.. hemen o sırada fideci isdüşüm var. çok dertli bu aralar ara ara mahallenin yaşam koçu güneş hanım'dan tavsiyeler alır. aile'si fotoğrafçılık mesleğini uygun gördü ama o resti çekip, mutlu olacağı işi yapmaya karar verdi. fidecilik işine girdi.
mahallemizin medarı iftihar'ı ozgur1ey sahibi olduğu tiyatro salonuyla kültür şoku yaşattırır bize. en son viyana'daki dostlarını çağırıp senfoni yaptırmıştı mahalleye. az kişi katıldığı için üzülmüştü. neyse ki sarraf dostu ateist kaplumbağa da aynı dertten müzdarip olduğu için çok takmıyor artık bu işleri kafaya. akşam rakı sofrası kurup, dertleşiyorlar. yalnız mahalle imamı
yoldaş benjamin franklin çık çık yapıp geçiyor yanlarından. ama biz o imamın mahallenin metalci öğretmeni eylüling ile iyi bir dost olduğunu biliyoruz. ilahi dışında başka müziklere de yöneldiği söyleniliyor.
şimdilik aklıma gelenler bunlar... diğer esnafların güncellemesini siz değerli yazarlardan bekliyoruz...
edit: fişne fişne suyu benden vişne'leri ucuzdan alıp, yüksek fiyatla meyve suyu olarak satıyormuş. online ticaret yapan bir arkadaşımız yakalamış. çok para kazanıyormuş. bir daha ucuza vermem vişneleri..*
devamını gör...
yazarların uykudan uyanmasına sebep olan en kötü şey
tam uykuya dalmamıştım da kendimden geçer gibi olmuştum ama çok acı bir uyanıştı. tarih 17 ağustos 1999
devamını gör...
gri rengin tadı olsaydı nasıl olurdu sorunsalı
(bkz: kül yutmak)
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yeniden keyifle ve paylaşmanın hazzıyla yüzümüzü gülümseten yayın.
polemik yaratmak için değil de 'paylaşmazsam içimde kalır hissiyatım' dediğim için birkaç kelimem var.
spotifydan ya da başka bir apptan da müzik dinleyen biri olarak burada üç beş kelam ettiğim ya da keyifle okuduğum insanların sesini duymak, ortak paydada birkaç temennide bulunmak ayrıca keyifli benim için. haa bir de sadece burada dinlediğimiz dostların şarkılarına eşlik etmek de başka.
sonuçta sözlükte yazıyor ve okuyoruz. radyonun modası geçti belki ama paylaşma ihtiyacı başka bir şey sanki. yoksa sözlükte okumaz-yazmaz gider, sadece, ünlü yazarları okur; sözlerimizi de içimizde biriktirdik.
belki de ben biraz nostaljik takılıyorum. son söz 'güzel' yine güzel bir yayın. senin ve emek veren herkesin ağzına sağlık.
en son söz: o zaman iyi ki doğmuşsun domestic hıyar!
polemik yaratmak için değil de 'paylaşmazsam içimde kalır hissiyatım' dediğim için birkaç kelimem var.
spotifydan ya da başka bir apptan da müzik dinleyen biri olarak burada üç beş kelam ettiğim ya da keyifle okuduğum insanların sesini duymak, ortak paydada birkaç temennide bulunmak ayrıca keyifli benim için. haa bir de sadece burada dinlediğimiz dostların şarkılarına eşlik etmek de başka.
sonuçta sözlükte yazıyor ve okuyoruz. radyonun modası geçti belki ama paylaşma ihtiyacı başka bir şey sanki. yoksa sözlükte okumaz-yazmaz gider, sadece, ünlü yazarları okur; sözlerimizi de içimizde biriktirdik.
belki de ben biraz nostaljik takılıyorum. son söz 'güzel' yine güzel bir yayın. senin ve emek veren herkesin ağzına sağlık.
en son söz: o zaman iyi ki doğmuşsun domestic hıyar!
devamını gör...
normal sözlük'e eksileme butonu gelsin kampanyası
pek yakında, çaylaklık sistemi ile beraber devrede olacaktır.
benjamin sözü.
benjamin sözü.
devamını gör...
edirne'de 8 köpek yavrusunun diri diri yakılarak öldürülmesi
yemek yerken bu haberi verdiler. boğazıma dizildi her lokma. bu çağdan nefret ettim. etimle kemiğimle. tiksindim. yavruların annesi nasıl da bağırarak ağlıyordu, yanan mı köpek yakan mı??? belli değil.... hangisi..
devamını gör...
hayat kurtaran bilgiler
aileden zengin değilsen ömür boyu çalışmak zorundasın.
devamını gör...
clytie (yazar)
neşeli cıvıl cıvıl, adeta yağmur birikintisinde bir serçe kuş. nerede varsa orası bıcır bıcır, gençlik enerjisi saçıyor. tanımlarını okudukça içim açılıyor.
neşen daim olsun güzellik.
beyle
neşen daim olsun güzellik.
beyle
devamını gör...
emek verilip karşılığı alınamayan şeyler
16 küsür sene okuyup bir iş bulamamak da dahildir buna. bilgiye ulaşma yolunda verilen emeği hiçbir karşılığı yoktur.
devamını gör...
çalışma masanızdaki en ilginç şey
sümüklü peçete diyen arkadaşa katılıyorum ve tuvalet kağıdı olarak arttırıyorum efenim
devamını gör...
diksiyon
konuştuğumuz dilin kurallarına uyarak, dilin genel bilgilerine hakim olarak etkili iletişim sağlamak. güzel konuşma sanatı.
devamını gör...
sakite söz isnat olunmaz
sesizliğin sesi sevdadır der susarım.
devamını gör...
ölen kişinin ardında bıraktığı yürek burkan şeyler
ilk zamanlar bir tülün arkasından izliyor gibi oluyor insan. faydasız kalabalıklar dağıldığında o tül de kalkıyor. yerin altından kaydığı bir koltukta otururken yavaş yavaş gözüne takılıyor bazı şeyler.
su içtiği bardak, damlalar hala üstünde. çoraplar, bir köşeye bırakılmış ve sanki hala şeklini korumakta. bir not kağıdı eskilerden, kurabiye tarifi yazılmış. yapabilseydi kesin çok lezzetli olurdu. hele o ayakkabılar yok mu, bir günde eskimiş sanki. her şey eskimiş aslında, her yer toz içinde. kenarda bir yerlerde toz bezleri, olsaydı kesin bu tozları hemen silerdi.
ne demiş şair:
"bıçağın ucundaydı insanların hafızası
insan unutandır ve insan unutulmaya mahkum olandır
tanrı şöyle derdi o zaman, ah!"
su içtiği bardak, damlalar hala üstünde. çoraplar, bir köşeye bırakılmış ve sanki hala şeklini korumakta. bir not kağıdı eskilerden, kurabiye tarifi yazılmış. yapabilseydi kesin çok lezzetli olurdu. hele o ayakkabılar yok mu, bir günde eskimiş sanki. her şey eskimiş aslında, her yer toz içinde. kenarda bir yerlerde toz bezleri, olsaydı kesin bu tozları hemen silerdi.
ne demiş şair:
"bıçağın ucundaydı insanların hafızası
insan unutandır ve insan unutulmaya mahkum olandır
tanrı şöyle derdi o zaman, ah!"
devamını gör...
hi my i run
16 temmuz'a kadar, mod mode off takılacak kişi.
tabii ki de elimde cinimle şen kahkahalarınızı dinliyor olacağım.
tabii ki de elimde cinimle şen kahkahalarınızı dinliyor olacağım.
devamını gör...
kendi açıklaması
hayatımda kötü kalpli dediğim, dizilerde, filmlerde karşılaşılacak türden salt kötülükten beslenen 1 tam 1 de yarım insan tanıdım. 32 senede 1.5 insan. baya az. kötülüğü anlamlandırmayı daha doğrusu insanları anlamlandırmayı, sebeplendirmeyi, netice itibariyle de affetmeyi doğru kabul eden biri olduğum için bu kadar az olabilir sayısı bilemiyorum. düşündüm de bunu ama bir şekilde hep kapatmışım galiba defterleri dolayısıyla artmadı bu sayı. neyse. 1.5 yine de iyi bir sayı.
kötülük, kötü kalpli biri olmak çok ilginç bir şey. yanından geçen lüks arabanın içindeki akranı hemcinsini kıskanıp "abi anlamıyorum, ben de çalışıyorum, bunlar bu parayı nereden buluyor ya, işallah kaza yapar" demek mesela, bunun açıklaması, anlamlandırması, sebeplendirmesi yok. varsa da formülü bende yok. pasaport kontrol sırasında, ikimiz başka sıralara girelim hangimizinki önce gelirse diğeri onun yanına gelir... inanılmaz. 2.5 dakika fazla beklesen ne olur acaba? iş arkadaşının ayağını kaydırmak için kritik bir konuda bilgi saklamak, onu hataya yönlendirmek için yalan söylemek ve üstelik bunu amaçsız yapmak. son kertede eline geçecek bir şey olsa belki bir küçük sebep bulacağım, ama yok. gerçekten yok.
zaten konu bu. hepimiz kusurlu yaratıklarız. binlerce şey yaşayıp, milyonlarca farklı kırılımla, milyarlarca farklı hayat yaşıyoruz. kaç insan varsa o kadar hayat işte. biricik. birbirimizi anlamamız da bu yüzden bu kadar zor oluyor. hele de birbirimizin kusurlarını. aslında hiçbirimiz birbirimizle tam örtüşmüyoruz. örtüşmeli miyiz gerçi, bilmiyorum da. çok anlamı olmazdı gibime geliyor bu hiçliğin o versiyonda. belirtmeden geçmeyeyim; çok emin değilim bundan. yaşanmamış şeylerin simülasyonlarını hatalı kabul etmek gerek. gerçekleşmemiş tüm versiyonlar fantezidir günün sonunda. ama yine de uğraşıyoruz istemsizce insanları "anlamayı". ben çok zorlanıyorum açıkçası bir sebep bulamadığımda veya sorularıma tatminkar cevaplar alamadığımda. isyan edesim geliyor. iki ihtimalden birine doğru evriliyor duygularım istemsizce.
1- ben salağım.
2- bir insan nasıl bu kadar anlamsız olabilir?
iki olasılık da beni eşit düzeyde rahatsız hissettiriyor.
kolay manipüle edilebilen biriyim ben. hayatımdaki insanlar benden bir şey istediğinde hayır demekte çok çok zorlanıyorum. bunu uzun zaman önce keşfettim. bunla çok savaştım. bunu değiştirmek için çok çaba sarf ettim. geçmişten gelen travmalar. sorumluluk almaya itilen bir çocuk. çok erken, baya erken birey olmaya başlamış, sistemi kendisi için epey erken bir döneminde olduğundan bir parça da hatalı kurgulamış bir küçük insan yavrusu. sorumluluk almayı, kendisinden istenen her şeyi kendisini zora sokmak pahasına kabul etmek zanneden. bazen isteneni yapıp mutlu olan bazen yapamayıp bundan deliler gibi zarar gören. istenenin ne olduğundan, gerekliliğinden, haklılığından bağımsız. hatta bazen istenmediği halde inisiyatif alan. yardımcı olacağım diye insanları kıran, inciten... evet dönüşüm hikayelerim vardır, kendimi, kabullerimi yeniden yapılandırmayı, bir şekilde yeni doğrularımla barışmayı becerebilen biriyim herkes kadar ama kemikleşmiş özelliklerimle de dövüşmemeyi öğrenecek kadar okuma yaptım psikolojiyle ilgili. hal böyle olunca da dedim ki madem ben kendimi kendimden koruyamıyorum hayatıma dahil edeceğim insanları kontrol edeyim. iyi insanlar dahil edeyim bu hikayeye. tünelin ucu bombok bir yere çıkacak yoksa. işte tam bu yüzden kötü insanlardan çok korkuyorum. bir şekilde girdiler mi hayatıma, onlar tarafından manipüle edileceğim konular ve olayların sınırları yok çünkü. deneyimledim. cidden yok.
şimdi ben bunları neden anlattım? çünkü kişinin kendine de kendine değen insanlara da ara ara hatırlatmalar yapması gerektiğine inanıyorum. ben şimdi 19 gün falan bana değen bir hikayeyi düşüneceğim. içinde olmadığım ama hissettiğim bir hikayeyi. kahramanları iyi olsun diye düşüneceğim. bu hikayenin pozitif çıktıları olsun diye umacağım. o yüzden düşünüyorum. o yüzden yazıyorum. o yüzden hatırlatıyorum. her şeyden önce insanların, bildiklerini uyguladığından emin olmak için sağlama yapması gerektiğini biliyorum. bu o kadar kolay bir şey değil. bilgi tek başına anlamlı değil. uygulamak, uygulamaya zorlamak, bu uğurda zorlanmayı göze almak lazım.
kötülük, kötü kalpli biri olmak çok ilginç bir şey. yanından geçen lüks arabanın içindeki akranı hemcinsini kıskanıp "abi anlamıyorum, ben de çalışıyorum, bunlar bu parayı nereden buluyor ya, işallah kaza yapar" demek mesela, bunun açıklaması, anlamlandırması, sebeplendirmesi yok. varsa da formülü bende yok. pasaport kontrol sırasında, ikimiz başka sıralara girelim hangimizinki önce gelirse diğeri onun yanına gelir... inanılmaz. 2.5 dakika fazla beklesen ne olur acaba? iş arkadaşının ayağını kaydırmak için kritik bir konuda bilgi saklamak, onu hataya yönlendirmek için yalan söylemek ve üstelik bunu amaçsız yapmak. son kertede eline geçecek bir şey olsa belki bir küçük sebep bulacağım, ama yok. gerçekten yok.
zaten konu bu. hepimiz kusurlu yaratıklarız. binlerce şey yaşayıp, milyonlarca farklı kırılımla, milyarlarca farklı hayat yaşıyoruz. kaç insan varsa o kadar hayat işte. biricik. birbirimizi anlamamız da bu yüzden bu kadar zor oluyor. hele de birbirimizin kusurlarını. aslında hiçbirimiz birbirimizle tam örtüşmüyoruz. örtüşmeli miyiz gerçi, bilmiyorum da. çok anlamı olmazdı gibime geliyor bu hiçliğin o versiyonda. belirtmeden geçmeyeyim; çok emin değilim bundan. yaşanmamış şeylerin simülasyonlarını hatalı kabul etmek gerek. gerçekleşmemiş tüm versiyonlar fantezidir günün sonunda. ama yine de uğraşıyoruz istemsizce insanları "anlamayı". ben çok zorlanıyorum açıkçası bir sebep bulamadığımda veya sorularıma tatminkar cevaplar alamadığımda. isyan edesim geliyor. iki ihtimalden birine doğru evriliyor duygularım istemsizce.
1- ben salağım.
2- bir insan nasıl bu kadar anlamsız olabilir?
iki olasılık da beni eşit düzeyde rahatsız hissettiriyor.
kolay manipüle edilebilen biriyim ben. hayatımdaki insanlar benden bir şey istediğinde hayır demekte çok çok zorlanıyorum. bunu uzun zaman önce keşfettim. bunla çok savaştım. bunu değiştirmek için çok çaba sarf ettim. geçmişten gelen travmalar. sorumluluk almaya itilen bir çocuk. çok erken, baya erken birey olmaya başlamış, sistemi kendisi için epey erken bir döneminde olduğundan bir parça da hatalı kurgulamış bir küçük insan yavrusu. sorumluluk almayı, kendisinden istenen her şeyi kendisini zora sokmak pahasına kabul etmek zanneden. bazen isteneni yapıp mutlu olan bazen yapamayıp bundan deliler gibi zarar gören. istenenin ne olduğundan, gerekliliğinden, haklılığından bağımsız. hatta bazen istenmediği halde inisiyatif alan. yardımcı olacağım diye insanları kıran, inciten... evet dönüşüm hikayelerim vardır, kendimi, kabullerimi yeniden yapılandırmayı, bir şekilde yeni doğrularımla barışmayı becerebilen biriyim herkes kadar ama kemikleşmiş özelliklerimle de dövüşmemeyi öğrenecek kadar okuma yaptım psikolojiyle ilgili. hal böyle olunca da dedim ki madem ben kendimi kendimden koruyamıyorum hayatıma dahil edeceğim insanları kontrol edeyim. iyi insanlar dahil edeyim bu hikayeye. tünelin ucu bombok bir yere çıkacak yoksa. işte tam bu yüzden kötü insanlardan çok korkuyorum. bir şekilde girdiler mi hayatıma, onlar tarafından manipüle edileceğim konular ve olayların sınırları yok çünkü. deneyimledim. cidden yok.
şimdi ben bunları neden anlattım? çünkü kişinin kendine de kendine değen insanlara da ara ara hatırlatmalar yapması gerektiğine inanıyorum. ben şimdi 19 gün falan bana değen bir hikayeyi düşüneceğim. içinde olmadığım ama hissettiğim bir hikayeyi. kahramanları iyi olsun diye düşüneceğim. bu hikayenin pozitif çıktıları olsun diye umacağım. o yüzden düşünüyorum. o yüzden yazıyorum. o yüzden hatırlatıyorum. her şeyden önce insanların, bildiklerini uyguladığından emin olmak için sağlama yapması gerektiğini biliyorum. bu o kadar kolay bir şey değil. bilgi tek başına anlamlı değil. uygulamak, uygulamaya zorlamak, bu uğurda zorlanmayı göze almak lazım.
devamını gör...


