konaklı ağa dizisi çekmek
komedi dizisi istiyoruz ama kaliteli olanından.
devamını gör...
acemi cadı
(bkz: merve boluğur)'u gördüğüm ilk dizi. bu dizide çok tatlı ve sempatikken şuan tam tersi birine dönüşmesi üzücü.
devamını gör...
russian doll
bireyin içinden geçen ve içinden geçtiği tüm varoluşsal krizleri ve kendini gerçekleştirme sancılarını gülünç metaforlar üzerinden anlatan, terapide kendimi izlermişcesine kanepenin köşesine kısılıp sürece teslim olarak defalarca izlediğim, izlemelere doyamadığım netflix bilimkurgusu, uzun film gibi de bir oturuşta izlenebilen mini dizi.
ikinci sezonun çekimlerine geçtiğimiz mart başlandığı haberini okuyup, güncel çekim fotoğraflarını gözlerimle görünce pek sevindim.
ikinci sezonun çekimlerine geçtiğimiz mart başlandığı haberini okuyup, güncel çekim fotoğraflarını gözlerimle görünce pek sevindim.
devamını gör...
the call
oyunculuğunu hiç ama hiç beğenmediğim ve büyük bir önyargı taşıdığım park shin hye’ye karşı önyargılarımı kıran ve büyük bir heyecanla izlediğim 2020 yapımı the call bize büyük bir gerilim-gizem ziyafeti sunuyor.
yıllar sonra çocukken yaşadığı eve dönen seoyeon isimli kadın yaptığı tren yolculuğu sırasında telefonunu kaybeder ve eve ulaştığı zaman yaptığı ilk şey bulduğu eski bir telefondan kendi telefonunu aramak olur. ancak yaptığı bu aramada 1999 yılında aynı evde yaşayan young-sook ile bağlantı kurar.
zamanla konuşmaları artan iki kadının arasında bir arkadaşlık bağı oluşur ancak bu arkadaşlık büyük bir vahşete yol açacaktır.

başlarda da bahsettiğim gibi, seoyeon karakterini canlandıran park shin hye kore’nin önde gelen aktristlerinden biri olsa da şahsi olarak oyunculuğunu beğenmediğim ve tek düze bulduğum bir oyuncuydu ancak bu filmde beni çok şaşırttı ve önyargılarımı aşmama sebep oldu. ancak bence filmin asıl starı youngsook karakterini canlandıran jeon jongseo hanımefendiydi. psikopat rolü kendisine öyle yakışmış ki, içim kıpır kıpır oldu izlerken.
film de oyunculuk da gayet iyiydi anlayacağınız. izleyin, belki siz de beğenirsiniz.
yıllar sonra çocukken yaşadığı eve dönen seoyeon isimli kadın yaptığı tren yolculuğu sırasında telefonunu kaybeder ve eve ulaştığı zaman yaptığı ilk şey bulduğu eski bir telefondan kendi telefonunu aramak olur. ancak yaptığı bu aramada 1999 yılında aynı evde yaşayan young-sook ile bağlantı kurar.
zamanla konuşmaları artan iki kadının arasında bir arkadaşlık bağı oluşur ancak bu arkadaşlık büyük bir vahşete yol açacaktır.

başlarda da bahsettiğim gibi, seoyeon karakterini canlandıran park shin hye kore’nin önde gelen aktristlerinden biri olsa da şahsi olarak oyunculuğunu beğenmediğim ve tek düze bulduğum bir oyuncuydu ancak bu filmde beni çok şaşırttı ve önyargılarımı aşmama sebep oldu. ancak bence filmin asıl starı youngsook karakterini canlandıran jeon jongseo hanımefendiydi. psikopat rolü kendisine öyle yakışmış ki, içim kıpır kıpır oldu izlerken.
film de oyunculuk da gayet iyiydi anlayacağınız. izleyin, belki siz de beğenirsiniz.
devamını gör...
yazarların üzülünce yaptıkları şeyler
internette anlamsızca gezmek falan bir şekilde kendimi oyalamaya çalışıyorum yoksa çok daha kötü oluyor.
devamını gör...
ülkeye tuvalet kağıdı kadar faydası olmayan insanlar
öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu başlığı kimseye hakaret etmek için açmadım. ama eğer amacım birisine hakaret etmek olsaydı kesinlikle buraya yazardım.
devamını gör...
emanet kuşun yem değiştirirken kaçması
zalim kuşun arkasına bakmadan pırrr diye giderken elinde yemle gidişine bakakalınan durum.
kuş için iyi de.. ne diyeceğim la ben şimdi düşüncesi fena. aynısından alıp koysam? nerden anlıcaklar ki? kuş kuştur. harikasın epsilon.
(zil calar)
-kuşu alalım biz geldik teşekkür ederiz
-hangi kuş.heee kuş.
-buyumus iyi bakmissiniz.
-iyi bakarım. kuş bakmak benim işim.
-tekrardan tesekkurler iyi gunler.
kuş için iyi de.. ne diyeceğim la ben şimdi düşüncesi fena. aynısından alıp koysam? nerden anlıcaklar ki? kuş kuştur. harikasın epsilon.
(zil calar)
-kuşu alalım biz geldik teşekkür ederiz
-hangi kuş.heee kuş.
-buyumus iyi bakmissiniz.
-iyi bakarım. kuş bakmak benim işim.
-tekrardan tesekkurler iyi gunler.
devamını gör...
sahura kalkan baba asabiyeti
babamda olmayan asabiyettir. babam çay içerek alıyor galiba hararetini. için, içirin.
devamını gör...
endüljans
asıl çıkış noktası şudur, eski cağlarda kişiler suç işlediklerinde cezanın haricinde toplumsal olarak dışlanırdı. gerçekten yaptığı suçtan pişman olan kişi kiliseye gider ve tövbe etmek istediğini söyler belli bir süre dini eğitime ve ibadetlere tabi tutulur. (bunlar gün değil ay bazındadır) bunun sonucunda kilise kişinin gerçekten pişman olduğunu düşünürse artık toplum tarafından dışlanmaya maruz kalmaması için enduljans belgesini verir. asla katolik kilise doktrinini olarak para karşılığı günahların silinmesi gibi bir durum olmamıştır. çoğu şey gibi buda bazı din adamları tarafından suistimal edilmiş ve bu yüzden yine papa tarafından bu uygulamaya önce kısıtlama getirilmiş ardından tamamen kaldırılmıştır.
devamını gör...
karşı tarafın sen anlamazsın demesi
oluyor duyduğum. bir ortama girdiğim zaman ve uzun süre o insanlarla çalışacaksam kendimi parlatmak yerine en zorlandığım şeyleri anlatıyorum. böylece eleme yapmam daha kolay oluyor. içlerinden hangilerine daha çok saygı duymam gerektiğini anlıyorum.
mesela oturuyoruz 12 kişi, ben çarpım tablosu ezberleyemedim diyorum yeri geldiği zaman. en az bir kişi ahahahah diye gülüyor. hiki kere hiki diye soruyor. bi 4 dakika falan gülüyor, sakince izliyorum. alay ediyor, vay salak dercesine davranıyor. hiç gurur yapmadan hatta diyorum analog saat bilmem. sağ sol bilmem. ooo ama sen bildigin malsın dercesine o beyinsize katılan oluyor. sonucunda bir süre bu insanlar için beceriksiz oluyorum. biz neler neler yaparız ama civciv anlamaz muamelesi yapıyorlar. tam boklular ya.
gülmeyen, alay etmek yerine sebebini merak eden, kendi yapamadığı şeyleri çekinmeden söyleyen arkadaşları benimsiyorum. o noktadan sonra elimden gelen yardımı yapıyorum onlar için. diğerleri ile selamlaşmak için bile zaman harcamıyorum.
haliyle olumlu tarafından bakmak lazım. bir şeyleri anlamamak bazen çok şeyi anlamaya yol açar. iyidir.
mesela oturuyoruz 12 kişi, ben çarpım tablosu ezberleyemedim diyorum yeri geldiği zaman. en az bir kişi ahahahah diye gülüyor. hiki kere hiki diye soruyor. bi 4 dakika falan gülüyor, sakince izliyorum. alay ediyor, vay salak dercesine davranıyor. hiç gurur yapmadan hatta diyorum analog saat bilmem. sağ sol bilmem. ooo ama sen bildigin malsın dercesine o beyinsize katılan oluyor. sonucunda bir süre bu insanlar için beceriksiz oluyorum. biz neler neler yaparız ama civciv anlamaz muamelesi yapıyorlar. tam boklular ya.
gülmeyen, alay etmek yerine sebebini merak eden, kendi yapamadığı şeyleri çekinmeden söyleyen arkadaşları benimsiyorum. o noktadan sonra elimden gelen yardımı yapıyorum onlar için. diğerleri ile selamlaşmak için bile zaman harcamıyorum.
haliyle olumlu tarafından bakmak lazım. bir şeyleri anlamamak bazen çok şeyi anlamaya yol açar. iyidir.
devamını gör...
birine sadece kadın olduğu için saygı duymak
"fazladan ağırlık taşımak" çirkin bir tabir olmakla birlikte doğum yapmak kadının göreviymiş gibi lanse etmektir ve tamamıyla yanlış bir düşüncedir.
"bir insanın bu dünyaya gelip yaşamış olması bile kendisine saygı duyulmasını gerektirir" diye bir söz var ve ben buna da katılmıyorum mesela.
evet insanların düşüncelerine, yaptıklarına, söylediklerine saygı göstermeliyiz fakat bunun bir sınırı var, kendimizi kandırmayalım. mesela neden genç bir insan genelin yanlış gördüğü bir şey yaptığında eleştirilirken aynı şeyi yaşlı bir birey yaptığında "o büyük, saygı göster" oluyor? saygı, yaşa göre artıp azalan bir kavram mı? o kişi kendisine saygı gösterilmesi için çabalamadı ki, sadece uzun süre hayatta kaldı.
kısaca, birine sadece cinsiyeti ya da yaşından dolayı saygı duymak bana düşüncesizce bir hareket olarak geliyor. normal konularda ve insanların hassasiyetine dokunmayan alanlarda zaten saygı göstermek zorundayız fakat dediğim gibi her şeyin bir sınırı var. sınırı geçen kişilere saygı gösteremem. saygı göstermeme hareketim de o kişileri dinlememek ve söylediklerini, yaptıklarını önemsememektir.
"bir insanın bu dünyaya gelip yaşamış olması bile kendisine saygı duyulmasını gerektirir" diye bir söz var ve ben buna da katılmıyorum mesela.
evet insanların düşüncelerine, yaptıklarına, söylediklerine saygı göstermeliyiz fakat bunun bir sınırı var, kendimizi kandırmayalım. mesela neden genç bir insan genelin yanlış gördüğü bir şey yaptığında eleştirilirken aynı şeyi yaşlı bir birey yaptığında "o büyük, saygı göster" oluyor? saygı, yaşa göre artıp azalan bir kavram mı? o kişi kendisine saygı gösterilmesi için çabalamadı ki, sadece uzun süre hayatta kaldı.
kısaca, birine sadece cinsiyeti ya da yaşından dolayı saygı duymak bana düşüncesizce bir hareket olarak geliyor. normal konularda ve insanların hassasiyetine dokunmayan alanlarda zaten saygı göstermek zorundayız fakat dediğim gibi her şeyin bir sınırı var. sınırı geçen kişilere saygı gösteremem. saygı göstermeme hareketim de o kişileri dinlememek ve söylediklerini, yaptıklarını önemsememektir.
devamını gör...
kadın sünneti
duyunca bile insanın içini kaldıran vahşi eylem.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
normalde üst üste tanım girmek istemezdim ama "iyi ki varsınızz dostlarrrrrr !!!!!! "(büyük harfler ile yazdığımı düşünün)* uzun zamandır bu kadar mutlu olduğum bir günü hatırlamıyorum. hepinize çooook teşekkür ederim.
devamını gör...
elmalı çocuk istismarı davası
dünden beri farklı başlıklara yazılan ve görüş olarak katıldığım “çocukların koruma altına alınması” meselesi biraz düşündürücüdür. aile bakanlığı denen köhnemiş kurum mu çocukları koruyacak? evimde su istemeyen kaktüsü bile bunlara emanet etmem! akp’yi yalaya yuta altına koltuk çekmiş, ancak beyin ölümü çoktan gerçekleşmiş bakan mı koruyacak? 23 nisan günü gördük bunların son kullanma tarihi geçmiş düşüncelerini.
çocukları sivil toplum kuruluşları koruma altına almalıdır. gerçi biz ne zaman örgütlü toplum desek, “solcu, terörist, vatan haini” ilan ediliyoruz ama önemli değil alıştık. örgüt lafından o kadar korkuyorsunuz ki, zaten az çalışan beyniniz duruyor. eğer bir örgütten korkacaksanız, bu ülkeyi yöneten çete örgütünden korkun. sivil toplum örgütleri, aynı zamanda bir denetleme mekanizmasıdır ve ihtiyaçtır.
burada suçu top yekün adalet sistemine atmak yerine bu ülkenin yönetim anlayışında olan sorunu görmek ve onu değiştirmek gereklidir. adalet sistemi, aile bakanlığı, külliyesi, fonksiyonsuz meclisi yani olay bir yönetilme meselesidir. bunu da sözüm ona “halk” belirliyor. en önemli insani görevi “çocukları korumayı” bile beceremeyen bir halk, bu anlayışı değiştirebilir mi? benim pek umudum yok.
sosyal medyalardan ve interaktif sözlüklerden yazarak, vicdanı rahatlatmakta bir o kadar yapay geliyor. sizce son yaşanan rezalet, bu olay mı olacak? bu zihniyet değişmedikçe, bizler daha çok yazarız.
çocukları sivil toplum kuruluşları koruma altına almalıdır. gerçi biz ne zaman örgütlü toplum desek, “solcu, terörist, vatan haini” ilan ediliyoruz ama önemli değil alıştık. örgüt lafından o kadar korkuyorsunuz ki, zaten az çalışan beyniniz duruyor. eğer bir örgütten korkacaksanız, bu ülkeyi yöneten çete örgütünden korkun. sivil toplum örgütleri, aynı zamanda bir denetleme mekanizmasıdır ve ihtiyaçtır.
burada suçu top yekün adalet sistemine atmak yerine bu ülkenin yönetim anlayışında olan sorunu görmek ve onu değiştirmek gereklidir. adalet sistemi, aile bakanlığı, külliyesi, fonksiyonsuz meclisi yani olay bir yönetilme meselesidir. bunu da sözüm ona “halk” belirliyor. en önemli insani görevi “çocukları korumayı” bile beceremeyen bir halk, bu anlayışı değiştirebilir mi? benim pek umudum yok.
sosyal medyalardan ve interaktif sözlüklerden yazarak, vicdanı rahatlatmakta bir o kadar yapay geliyor. sizce son yaşanan rezalet, bu olay mı olacak? bu zihniyet değişmedikçe, bizler daha çok yazarız.
devamını gör...
türkleşmiş sovyet kizi
çok güzel tanımları olan yazar arkadaşımızdır. takibe aldım kendilerini.
nickaltını açmak da bana nasip olmuştur.
nickaltını açmak da bana nasip olmuştur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının favori yara izleri
üniversite zamanı ve çile dolu günlerden bir gün...
soğuğuyla meşhur bir ilde olduğumuz ve asla soğuk sevmediğim için bir elektrikli battaniye aldım. süper bir icat ama! serdim yatağa sıcacık yapıyor erken saat bile olsa içinde oturuyorum falan her şey yolunda.
bir gece gene bunu bir saat önceden yaktım mis gibi sonra yattım. sabah bacağımda bir kaşıntıyla uyandım erkenden. hayır bacağım açık falan da değil baya sibirya'ya gider gibi yatıyorum. neyse şöyle bir doğruldum ki battaniye yanmış kablosu dışarda, o nevresimi yakmış, bacağıma da temas edince mis gibi bir yanık izini gördüm. sonra bu su topladı ama ben battaniyeye ağlıyorum ne yapacağım şimdi diye. hala hafif bir izi bulunur ama baktıkça insan duygulanıyor tabii.
bu arada sonradan öğrendim ki battaniye yatağı ısıtınca kapatmak lazımmış.
soğuğuyla meşhur bir ilde olduğumuz ve asla soğuk sevmediğim için bir elektrikli battaniye aldım. süper bir icat ama! serdim yatağa sıcacık yapıyor erken saat bile olsa içinde oturuyorum falan her şey yolunda.
bir gece gene bunu bir saat önceden yaktım mis gibi sonra yattım. sabah bacağımda bir kaşıntıyla uyandım erkenden. hayır bacağım açık falan da değil baya sibirya'ya gider gibi yatıyorum. neyse şöyle bir doğruldum ki battaniye yanmış kablosu dışarda, o nevresimi yakmış, bacağıma da temas edince mis gibi bir yanık izini gördüm. sonra bu su topladı ama ben battaniyeye ağlıyorum ne yapacağım şimdi diye. hala hafif bir izi bulunur ama baktıkça insan duygulanıyor tabii.
bu arada sonradan öğrendim ki battaniye yatağı ısıtınca kapatmak lazımmış.
devamını gör...
eline krem süren erkek
zamanında sadece elimin dışına sürerek içinde bulunduğum grup. şimdi sadece elim çatlarsa sürerim.
devamını gör...
interaktif hikaye
bir an önce hazırlanması gerekiyordu. en yakın arkadaşının doğum günüydü, bunu kaçırmak istemiyordu çünkü arkadaşı serhat çok alıngan bir kişiliğe sahipti. uzun bir süre, bu durum sebebiyle kendisini bunaltabilirdi ki bu (ana karakter)'in şu an isteyeceği en son şeydi. doğum günü gecesini vintage-maskülen bir tarza uyum sağlayabilecek şekilde dekore eden emre, serhat'ın doğum günü planı için günler öncesinden (ana karakter)'e haber vermişti. mekanda absürt durmamak maksadıyla altın yıldız'dan lacivert takım elbisesini ve hatemoğlu'ndan mat siyah kabanını giydi, akabinde boy aynasına bir göz atıp kravatını düzeltti. saatler akşam dokuzu gösteriyordu. ortalama bir saat sonra, bünyesinde çok fazla yaşanmışlık barından, uzun yıllardır arkadaş grubu ile müdavimi oldukları sorel pub'ta buluşacaklardı. artık (ana karakter) hazırdı, mercedes vito'sunun anahtarını alıp, dışarıya çıkmak için yola koyuldu. asansöre girdi ve lobi düğmesine bastı. öyle ki, en üst katta oturduğu için ortalama kırk saniyede aşağıya inebildi. asansörün sensörlü kapıları açıldığında karşısında bir silüet belirdi, göz bebekleri ışığa adapte oldukça silüet daha belirgin hale geliyordu. bir çeşit dejavu yaratan bir simaydı. aman tanrım evet, bu oydu. hiç beklemediği bir anda onu gördü...
devamını gör...

