erkeklerin de duyguları var bu yüzden de erkekler ağlayabilir bu çok normaldir. genelde hep küçük çocukları ağlarken susturmak için söylenen 'erkek adam ağlar mı' tarzı sözler erkekleri olumsuz yönde etkiliyor bence. yani size küçüklükten bunu aşılıyorlar. sanki sizin duygularınız yok ağlayamazmışsınız gibi. hâlbuki çok yanlış ama işte sırf bu algıdan dolayı erkeklerin bir kısmı için ağlamak o kadar da kolay değil. belki de kendilerini güçlü görmeyi sevdiklerinden ve ağlamayı da bir güçsüzlük olarak gördüklerindendir. oysaki tam tersi ağlayabilmek, duygularını gösterebilmek cesaret ister. üzücü bir yandan ama işte sırf bu yüzden eğer sevdiğiniz erkek sizin yanınızda ağlıyorsa size güven duyuyordur diye bir cümle vardır hatta. ne olursa olsun duyguların kadını, erkeği olmaz bu yüzden de ağlayan birisine yapılacak en güzel şey onun yanında olmak onun ağladığı omuz olmaktır.
devamını gör...

#227154 abi ben olayı çözemedim. yazarın nickaltı burası niye adama helikopter muamelesi yapıyorsunuz birde madalya vermişler.
devamını gör...

yapmak istediğim ama dil seviyem yeterli olmadığı için yapamadığım iştir.

eminim ki hem eğlendirir hem de öğretir.
devamını gör...

mezartaşına yazılanları okuyabilmek gibidir.
devamını gör...

hasretinden prangalar eskittim şiirini yazdığı leyla erbil'in bir röportajında '' sevilmek nasıl bir duygu?'' gibi bir soruya ''bilmem, ben hiç sevilmedim ki.'' demesi kadar nankör bu dünya.
devamını gör...

çay.
devamını gör...

akıllara ilber ortaylı hocamızın bir anısını aktardığı anekdotu getirmiştir.

“üniversitede, en çok sevdiğim hocanın odasındaydım.

bana ‘ne olmak istiyorsun?’ dedi.

‘entelektüel olmak istiyorum.’ dedim.

‘senden entelektüel olmaz!’ dedi.

şaşırmıştım, sonra, kırılgan bir ses tonuyla ‘dersinizi geçmeme rağmen sürekli dersinizdeyim. okulda en çok okuyan, araştıran ve tartışmalara giren, hep benim?’ dedim.

tekrar ‘senden entelektüel olmaz!’ dedi.

çok kızmıştım!


‘doçentlik tezlerin konularını bile ben öneriyorum…’ dedim.

profesör gülümseyerek geriye yaslandı.

‘senden çok iyi bir araştırmacı olur; ama entelektüel olmaz! nedenine gelince; sana entelektüel olamazsın dediğimde, bana bir entelektüel gibi ‘niçin olmaz?’ diye sormadın, aksine alındın ve hiddetlendin. yazarlık bir bilgi işidir. oysa entelektüellik bilgi değil, davranış biçimidir. bir insanın entelektüel olması için en az üç kuşak ailesinin okuması gerekir…

okulun önüne bir baksana. hepsi son model araç dolu ve bunların çoğu hocalara ait. onlar her sene model yenilerler.

gerçekten böyle bir yenilenmeye ihtiyaçları var mı?

niçin bu şekilde yaşıyorlar?

çünkü o ünvanlarla gördüğün hocalarının kariyerleri ne kadar yüksek olursa olsun, ruhları feodal bir köylü. güçlerini topluma kabul ettirmek için böyle hava atmak zorundalar. gerçek bir entelektüel asla bu güdüyle hareket etmez.

entel feodal köylülere artık diploma ve ünvan da yetmez.

tıpkı paranın yetmediği gibi…”
devamını gör...

düşün. fethiye’deyiz, tüm gün koy koy dolaşıp uygun bulduğumuz yerde denize atlıyor, kurulanıp bira içiyoruz. saçma su savaşları bile yapmışız bi ara, bizim hatunlarla.

karayolundan o üstü açık yazlık vosvoslar falan geçiyor. gözleme açan tontiş teyzeler var gölgede, karşı koyda lüks tekneler demirlemiş. dibimizde günü birlik turcular. süt mısırı dişleyen sevgililer. denizde bindikleri muz takla atınca coşan kadınlı erkekli o şen grup.

akşam karanlığı basınca, kumsalda şezlonga dayanmış, manitolarımızla geyik yapıyoruz. ortamda başkaları da var. herkes mutlu halinden. hiç sabah olmayacak gibi.

derken moderatörden telefon geliyor sana ‘yoldaş koş sözlükte isyan çıktı’

sabaha kadar kilitsin o dakikadan sonra. bi bakıyorsun sözlüğe, memnuniyetsizlik dalgası var, ilk uçakla hoop istanbul.

allah kahretsin be. sısısıs
devamını gör...

eveet bugün deşarj günüü. dans edeceğiz hep birlikte. akşama kadar tüm işler bitsin.
devamını gör...

kafa iki ama beyin tek gibi. allah mesut etsin.

t: iki kişinin bir olup bir kişi ile evlenmesi.
devamını gör...

acıkmışsındır diye getirdim.
devamını gör...

mensubu oldukları yunan alfabesi, arap alfabesi ve ibrani alfabesindeki ilk harfler sırasıyla alfa elif alef başlar.
buradan da etkileşim net olarak görülebilmektedir.
devamını gör...

çok değerli tanımlarıyla bugünlere getirdiği sözlüğün; nitelikten yoksun, vasat ve overrated bir takım yazarımsılar yüzünden adeta bir çöplüğe dönüştürülmesini kabul edemeyen bazı yazarlarımızın maalesef gerçekleştirdikleri eylem.

kızıp gitmeselerdi keşke. ama geri dönmelerini umut etmekten başka ne yapabiliriz!
devamını gör...

milyon yıldır sorgulatan hede.
aşk ekmek miydi,
emek miydi,
sevgi neydi peki?
ben mi güzelim, kafam mı güzel?
acıkan var mı acıkan?
günaydın.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çoğu medeniyet korkaklık üzerine kurulmuştur. korkak olmayı öğreterek medenileştirmek epey kolaydır. cesaretin sınırlarını düşürürsün, istekleri sınırlarsın, iştahları denetim altına alırsın, ufkun etrafını çitlerle çevirirsin, her faaliyet için bir kanun yaparsın, kaosun varlığını inkar edersin. çocuklara bile yavaş yavaş nefes almalarını öğretirsin. evcilleştirirsin.
devamını gör...

bazen, hiç okumamışsın gibi, yazmamışsın gibi, hiç var olmamış gibi. sen şizofrenmişsin gibi.
devamını gör...

trevanian, altı bölümden oluşan meşhur romanı şibumi (kitap)’ yi go oyununun aşamalarına oturtarak kurgulamıştır. sezgi ve denge felsefesiyle çin’ in antik çağlarından günümüze uzanan bu geleneksel oyun, şibumi romanıyla dünyada olduğu gibi ülkemizde de meraklısını arttırdı. oyuncuların bir araya geldiği dernekler kuruldu.
devamını gör...

akışta gördüğümden beri düşündüğüm ama gerçekten aklıma hiçbi şey gelmeyen başlık. demek ki günlerim bu kadar boş geçiyormuş dedirtti bana.*
devamını gör...

üç silahşörler- temel, dursun ve fadime kekolara karşı
devamını gör...

ismi: yok, önerilere açığım*
postmodernist, uzun ve şaşaalı cümleler duymayı bekledikleri bir anda yalnızca “hiçbir şey” dedim. postmodernist, uzun ve şaşalı cümleler laf salatasından ibarettir. postmodernist, uzun ve şaşalı cümleler tıpkı şu an aynı sözcükleri tekrarlamam gibi hiçbir anlam ifade etmeyen, altı üstü ortası, her yeri bomboş olan cümlelerdir. bir iş görüşmesinde kendinizden bahsedin dediklerinde, sizden bekledikleri bu tarz cümlelermiş meğerse. hatta “genel” hayatın içinde bile herkesin istediği buymuş. “kendinizden bahseder misiniz?” diye sorduklarında aslında hakikatliği önemli olmayan, gösterişli bir hikâye uydurmanız yeterliymiş, maalesef, bunu çok sonradan fark ettim.

peki, neye “hiçbir şey” dediğimi soracak olursanız, ki sormadığınızı biliyorum, “mevcut yapımıza ne gibi katkılar sağlamayı düşünüyorsunuz?” sorusunaydı. oysaki benden bu soruya “almış olduğum eğitimle ve daha önceki deneyimlemerimle(kilit sözcüklerden biridir), eğer işe alınmam dâhilinde, mevcut yapıyı daha da ileri götürecek(adeta kaf dağına) projeler tasarlamayı ve bunları en faydalı şekilde üretimlemeyi(kilit sözcük iki) düşünüyorum.” minvalinde cevaplar vermemi bekliyorlarmış. dediğim gibi; bunu çok sonradan fark ettim. yanlış hatırlamıyorsam, onuncu görüşmeden sonraydı.

tabii, bu görüşmeye az biraz sarhoş olarak gitmem de yadsınamaz bir küstahsızlıktı. az birazdan kastım, görüşme bittikten sonra yerimden kalkıp yüzüm onlara dönük bir şekilde geri geri yürüyerek tam kapıdan çıkarken gözlerinin içine bakarak kapı eşiğine tükürecek kadar. bu da ayrı bir küstahlıksızdı. “niye böyle bir etik dışı harekete sebep olan sarhoşluğun miktarını çok düşükmüş gibi bir de “az biraz” şeklinde tanımlıyorsunuz?” diye soracak olursanız da, ki sormadığınızı biliyorum, çünkü dokuzuncudan sonra danışma masasındaki her şeyi yere fırlattığımı hatırlıyorum, ki bence bu daha etik dışı, emin değilim. o zaman önümü bile göremiyordum. gördüğüm şeyler de belgesellerdeki gibi, kayda alınan gökyüzünün hızlandırılmış hali misali sürekli feveran içindeydi. gerçekten, gücünün yeteceğini anladığı anda bir insanın yapamayacağı hiçbir çirkinlik ve kötülük yoktur. gücüm yetiyor muydu, orası tartışmaya açık. sonrasında kovalandığımı hatırlıyorum.

benden, üstün girift cümle performansı bekleyen başka kişiler de vardı: yeni tanıştığım insanlar, bir olay üzerine yorum yapmamı bekleyen insanlar… hepsi palavralara, abartılara ve romantizme bağlı yaşıyorlardı. önceden bu gibi şeyler bir dünyadan kaçış evreninde sığınılacak limanlardı, şimdi ise hakikatler sığınılacak limanlar haline geldi. o kadar uçuk kaçık zihinler gördüm ki şaşmamak elde değildi. aynı eylemi farklı mekânlarda eşzamanlı bir şekilde yapabileceklerini sanıyorlardı, bence inanıyorlardı. yukarıdaki işver(meyen)enlerin benden beklediği buydu, diye düşünmüş olabilirim, bilmiyorum. belki de tükürüğümün altında yatan neden buydu. freud’a sormak lazım, üstat bilecektir.

her görüşme öncesinde kendimi, duran topun başında elli saat plan kurup gol atacağını sanan bir futbolcu gibi görüyordum. bu görüşmelerin sonunda ise aynı futbolcunun vurduğu topun baraja çarpması sonucunda hayal kırıklığına bürünen ruh hali gibi hissediyordum. on girişimden sonra insan bir daha duran top kullanmak istemiyor. on birinciden sonra barajdan dönen top kalemin içindeydi.

tabii, bu görüşmeler hayatıma hiçbir şey katmadı diyemem, haksızlık etmiş olurum: on ikinciden sonra insanların ne kadar salak olduğunu, on üçüncüden sonra parfümün kilit rol oynadığını, on dördüncüden sonra karşı tarafın salaklığını mimiklerimle aşağılamamam gerektiğini, on beşinciden sonra bir daha hiçbir görüşmeye geç kalmamam, mümkünse bir saat önce gitmem gerektiğini (gereksiz yere), on altıncıdan sonra giyimin önemli olduğunu, on yedinciden sonra hiçbir şekilde doğru söylememem gerektiğini, on sekizinciden sonra üst düzey bir yalan söyleme genine sahip olduğumu, on dokuzuncudan sonra da her şeye rağmen umutlu olmanın, umutsuzluğun en zavallı hali olduğunu anladım ve nihayet iş görüşmesi mefhumunu hayatımdan çıkardım. zihnimdeki kabullenmek ve inkâr etmek arasındaki cinsel gerilimin galibi kabullenmek olmuştu. belki de ilkinden sonra olması gereken buydu, belki de yaşamla aynı kabağa üflemeliydik, bilmiyorum. bunu da camus’ye danışmak lazım. en azından üstadın kesin bir düşüncesi olurdu, eminim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim