ne yazık ki hala gerçekleştirilmesi zorunlu olan bilimsel aşama (hayvan deneyleri) için kullanılan bilim kahramanları, öz evlatlarımız.

arkadaşlar, olayın bizzat içinden gelen biri olarak çok kısa bir iki şeyden bahsetmek istiyorum. öncelikle canlı organizmayı bir bütün halinde simüle edebilecek bir teknolojimiz yok. doku ve organ mühendisliği son 10 yıla kıyasla çok gelişmiş durumda evet, laboratuvarda çip üzerinde doku üretebiliyoruz. hatta komple organ üretebilen çalışmalar var (kesin duymuşsunuzdur yapay böbrek, yapay kalp vs haberlerini).

gözden kaçırılan nokta şu: holistik yaklaşım

sizin pulmoner hipertansiyonu tedavi etmek amacıyla geliştirdiğiniz ilaç gerçekten etkili olabilir (ve bunu laboratuvarda kalp-damar sistemini simüle ederek gösterebilirsiniz belki) ama ya başka dokularda başka etkilere yol açıyorsa? mesela ereksiyonu tetikliyorsa? tanıdık gelmiştir hikaye muhtemelen ama bilmeyenler için (bkz: viagra) ya da (bkz: sildenafil)

bu olay, hayvan deneyi yapılmasına rağmen gözden kaçan advers etkiye sadece bir örnek. hayvan deneylerini ortadan kaldırırsanız holistik (bütüncül) yaklaşımı da tamamen ortadan kaldırmış olursunuz, oluşabilecek sorunları gözden kaçırırsınız.

yine bir örnek vereyim. kolistin bizim bildiğimiz bir antibiyotik. yıllar önce bol bol kullanılan fakat günümüzde geri çekilen, çok zorda kalmadıkça kullanılması tercih edilmeyen bir ilaç, çünkü nefrotoksik (böbreklere kalıcı hasar verir). neden böyle bir düzenlemeye gidildiği çok açık, çünkü sadece enfeksiyonla ilgili parametrelere bakılıp bakteriler üzerindeki öldürücü kabiliyeti araştırılmış. unutmayın ki yediğiniz içtiğiniz neredeyse her şey kana karışır, kana karışan bir şey de bütün vücudu dolaşır. yeni bir ürünü piyasaya sürmek istiyorsanız hepatonefrotoksik olmamasına özen göstermelisiniz (loreal'in ürettiği rujun uzun süreli kullanımda böbrek yetmezliği yaptığını düşünün. satın alır mısınız?). firmalar da bu açıdan yaklaşıyor olaya. ticari itibar diye bir şey var sonuçta.

kendinizi firmanın yerine koyun. böbreği ayrı, karaciğeri ayrı, deriyi ayrı, sinir sistemini ayrı, kardiyovasküler sistemi ayrı... bütün sistemlerini ayrı ayrı test etmektense hayvanda test edilmesi daha az maliyetli ve daha doğru. daha doğru olmasının sebebi de bu araştırdığınız sistemler arası iletişimde gizli. örnek veriyorum, ürettiğiniz şampuanı laboratuvar ortamında ayrı ayrı deri, karaciğer, böbrek, kas, kalp-damar (dolaşım) sinir sistemi vs gibi çeşitli dokularda test edersiniz. sorun çıkmaz fakat şampuanı piyasaya sürdüğünüzde müşterilerinizden ellerde titreme yaptığı şikayetini alırsınız. sebebi (tamamen hayal gücümü kullanıyorum) saçlı deriden emilerek kana karışan, beyne ulaşan, beyinden de istemsiz şekilde ellere kasılma komutu yollayan şampuanınız çıkabilir. ayrı ayrı değerlendirdiğinizde sorun görmemeniz, bunun sorunsuz bir ürün olduğu anlamına gelmiyor. faz 4 denilen evre bu yüzden var, piyasaya sürülen bütün ilaçların takip edilmesi durumu, farmakovijilans.

gönül ister ki hayvan deneyi yapmadan, bütün bu anlattıklarımı laboratuvarda yapabilelim, ama yapamıyoruz. teknoloji gelişene kadar hayvanları kullanmaya devam etmek zorundayız. yine de size söyleyebilirim ki o hayvanlara gözümüzden daha iyi bakıyoruz. gerçekten öyle.

bir diğer değinmek istediğim konu ise insanların "hayvan hakları" adı altında kendi faşist düşüncelerini kamu nezdinde paylaşmaları. neymiş efendim tecavüzcüler, kadına şiddet uygulayanlar, katiller, onlar, bunlar kullanılsınmış deneylerde. çocuklar bakın; çok romantik konuşuyorsunuz ama bir sağlıkçı olarak bu düşüncenizin karşısında evvela ben duracağım. her kimi öldürmüş, kimleri katletmiş, kime şiddet uygulamış olursa olsun insan, öncelikle insandır. primum non nocere sözünü size fakültede kafanıza vura vura öğretmedikleri için bu düşünceleriniz galiba. insan ne suç işlerse işlesin, hakları evrensel kanunlarla korunan bir canlıdır ve rızası dışında bir deneye tabi tutamazsınız. bu yapılsın diyen herkes benim gözümde potansiyel insan hakları teröristidir. bu durum neye benziyor biliyor musunuz, ısrarla idam gelsin diyenlerin karşısında duruyoruz ya biz hani (çünkü hepsinden öte idam ederek bir insanı öldürmek onuruna aykırı. ayrıca insan hakları ihlalidir), çünkü idam gelirse işler kontrolden çıkıp astığım astık kestiğim kestik diktatöryasına dönüşebilir ya hani ortalık. hah işte bir insanın rızası dışında deney materyali olarak kullanılması da aynı gerekçeyle yasaktır, yasak kalmalıdır, yasak kalacaktır. sevgiler.
devamını gör...

sadece tek bir cümlesi ile, hala süren ahlak yozlaşması ülkede nasıl başlamış gösteren eski cumhurbaşkanı (bkz: bal tutan parmağını yalar) bonus (bkz: benim memurum işini bilir)

hakkını yemeyelim elbette bazıları ile kıyas götürmez açık görüşlü bir adamdı.
devamını gör...

nasıl olması gerektiğini bilmediğim ilişkidir . her seyi paylaşsam ne tepki verirdi acaba? yoksa uzak mi durmalı mümkün olduğunca?o hep haklı mıdır mesela? eskiden merak ettiğin sorulardı bunlar .şimdi evde köşe kapmaca oynuyoruz birbirimizi görmemek için.
devamını gör...

fransızca séquence "süre içinde peş peşe giden şeyler, dizi" sözcüğünden dilimize geçmiştir. fransızca sözcük latince aynı anlama gelen sequentia sözcüğünden alıntıdır. bu sözcük latince sequi, secut- "izlemek, takip etmek, peşinden gelmek" fiilinden türetilmiştir. latince fiil hintavrupa anadilinde yazılı örneği bulunmayan *sekʷ-1 "iz, peşinden gitmek" biçiminden evrilmiştir.
müzik alanında bir ezgi ya da ritim motifinin gam dizisinin değişik derecelerinde yinelenmesi olayına verilen addır.
devamını gör...

kulaklığı takıp tek başıma cebeciden kızılaya yürümeyi, kurtuluş parkında bir bankta oturup etrafı izlemeyi, hamamönünde çay içmeyi ve her şeyden çok orada yaşamış olduğum dostlukları özlediğim şehir.
devamını gör...

‎?? ????? ??????
devamını gör...

yemek yiyeceğim bir yerde alternatif çıkışlara bakıyorum yoksa da kafamda canlandırıp ona göre oturma düzeni yapıp oturuyorum.
insanların elindeki telefondan ayakkabısına kadar elleri tırnakları yüzleri saçları hepsi benim için birer kitap gibi,okuyorum ve kişilik analizi yapıyorum hiç yanılmadım analizlerimde.
bir de herşeyi sayıyorum gördüğüm herşeyi hatta tv açıksa o an kaç kişi ya da kaç hayvan var kaç ağaç var gibi.
var bi kaç tane daha.
devamını gör...

insan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür. 18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar.20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar. 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini fark eder ve insan 25 yaşında ölür,75 yaşında gömülür.
-tarkovski
devamını gör...

gün batımı koleksiyonum

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
beni bu güzel havalar mahvetti

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gün, konya ovası'nda batıyor. (otobüsten çektim)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

erdoğanın insanlar istemiyor tabi ki. onlar pudra şekeri makam ve lüksleriyle burada mutlular.
devamını gör...

dilek özçelik isimli trakya üniversitesi ingilizce öğretmenliği öğrencisi, kanser hastası genç kızın eski bakan erdoğan bayraktar'dan yardım istemesi ve bakanın kızı dilenci sanıp eline para tutuşturması sonucundan genç kızın ağzından dökülen yürek yakan cümledir. ağlayarak kalabalık içinde gözden kaybolan dilek 14 ocak 2018 tarihinde kansere yenik düşmüştür.

vebali omuzlarınızdadır.

buradan
devamını gör...

bebek kokusu tabii ki, ne anlatıyorsun saatlerdir sayın yazar?
devamını gör...

hinduizm'in yaratıcı tanrısı, bu tanrının da dört adet başı varmış. aslında zamanında beş tane başı varmış ama birini ne yazık ki yok edici tanrı (bkz: şiva) kesmiş.
devamını gör...

kader defterim yazılırken kalem siyahtı anladım da kağıt neden siyahtı, onu hiç bir zaman anlayamayacağım.
karanlık, hep mi peşimdesin, hep mi tutuyorsun beni gitmeyeyim diye ? merak etme, artık gidecek takatim de kalmadı.
biraz olsun kıyak yapsan olmuyor değil mi ? illa daha, daha, daha...
devamını gör...

benim bu ve bu nedenle hayatımın en büyük travmasını yaşamıştım.
bir sosyal medya uygulamasından tanışmıştık. beni tanıyorsunuz; gayet kibar, iyi kalpli ve narin bir insanım. her zaman böyle olduğum için hemen buluşmak istemiyorum, iyice konuşup hem tanımak hem de tanınmak istiyorum. yaklaşık beş yıl konuştuktan sonra buluşmak için daha çok fularlı entellerin tercih ettiği bir mekan için sözleştik. ben, o' nun prensi olduğunu düşündüğüm için garajdan bu günler için sakladığım beyaz atımı çıkarttım ve yola koyuldum. uzun bir aradan sonra mekanın önüne geldim ve atımı valeye teslim ettikten sonra içeriye girdim. herkesin gözü benim üzerimdeydi; yakışıklı ve karizmatik bir erkek olduğumu biliyordum lakin bu kadarı benim için fazlaydı çünkü adeta taciz ediliyordum. prensesimin bulunduğu masaya doğru ilerlerken; prensesim masadan kalktı ve at ne ya at ne ya diye bağırmaya başladı üstüne bana da bir tokat attı ve gitti.
devamını gör...

bu başıboş sokak köpeklerin birinci sorumlusu belediyelerdir, çünkü onların sorumluluk alanına giriyor.
ikinci sorumlusu ve hatta suçlusu da bir hevesle köpek edinip, sonra bakamayınca onları sokağa bırakan sahipleridir.
devamını gör...

tatlı dilli, güler yüzlü, ceylan gözlü bir yazar. çocukken yediğim bir şeker vardı, patlayan şeker, onun gibi kendisi. enerjimi yükseltiyor. *

daim olsun varlığı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sadece bir ay kullanmak için o kadar puan vermem. taso toplar gibi rozet toplarım daha keyifli. 14 rozetim var. miss...
devamını gör...

yaz sezonunun kabusu, dünyalı vampir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim