insanı ve kordonu yeter. izmir her türlü alır diye düşünüyorum.
devamını gör...

geçen aylarda tivitırda dehblilerin olduğu bir liste oluşturmuştum ve listeye eklediğim kişilerin kendilerini ifade ediş biçimleri, kurdukları cümlelerin karmaşık olmasa bile diğerlerine karmaşık gelişi, hissedişleri birbirine benziyordu. sanki her okuduğum tek bir kişi tarafından yazılmış gibiydi ama aslında 20'ye yakın kişinin yazdığı şeylerdi. biz orada yalnız olmadığımızı gördük; "sadece ben yaşamıyormuşum bu sıkıntıları, yalnız değilmişim." diyebilmek insanı biraz da olsa rahatlatıyor.
devamını gör...

koronavirüs pandemisi sürecinde dünya çapında salgından daha hızlı yayılan görüntülü iletişim programı
devamını gör...

sev, saçmala, aç, dök, saç, eğlen, gül, mutlu ol, iyi ol.

konu neydi, biz kimdik, ne neydi, unut gitsin.

kafa sözlük için konuştuk bugün, döktük saçtık, açtık kapılarını arka bahçemizin.

biz güzel eğlendik, en az bizim kadar eğlenin, gülün isteriz.

öpüyoruz hepinizi, kutlu olsun sevgililer günü.
devamını gör...

böyle şeyler için ne gerekir halk bilinci türk halkında ne yok sadece bu değil herhangi başka bir bilinç de yok.
devamını gör...

yemekten sonra çay içmek.
devamını gör...

göğüs, bacak, dudak ve daha nice popüler kültür vücut parçası... bu saydıklarımın hepsi, aslında cinsellik ile alakası olmamasına rağmen, "cinsellik" kavramı içerisinde rahatça değerlendirliyor, arkadaş ortamında bahsi açıldığında ortamı şenlendiriyor. peki ya ayaktan bahsedildiğinde neden farklı gözle bakılıyor insana? e ayak pis kokan, çokça kirlenebilen bir vücut parçası da ondan dediğinizi duyar gibiyim ancak gerekli bakımı yapılmadığına yukarıda saydığım vücut parçaları da çok rahat bir şekilde kirlenip kokabiliyor. yani demem şudur aslında; göğüs, bacak, dudak, kalça ve diğerleri, şuan her ne kadar popüler olsalar da bir zamanlar belirli bir kitlenin takipçisi olduğu fetişizm türüydü. o yüzden herhangi bir fetişizme sahip bir inanı yargılamadan önce kendinizin hoşuna giden "vücut parçaları" nın da zamanında bir fetişizm türü olduğunu unutmayın:)
devamını gör...

ingiliz futbol takımıdır. şu an ingiltere championship liginde boy göstermektedir. kulübün lakabı aslanlardır. logosunda beyaz bir aslan bulunmaktadır.
maçlarını 20 bin kapasiteli the den stadyumunda oynuyorlar.
kuruluş yılları 1885 yılıdır.

benim bu takımla tanışmam ve ilgi duymam yeşil sokak holiganları filmiyle olmuştu.
orada west ham united ile aralarında bulunan rekabet. hatta savaş bu takımı tanımama vesile olmuştu.
zaten futbol dünyasında genelde west ham ile olan rekabetleri yüzünden tanınırlar.
taraftarları son derece vahşi ve ateşlidir. onları kimse sevmez ve bundan keyif alırlar.
rivayete göre west ham ile olan rekabetlerinin sebebi bir grevmiş.
tershane işçileri tarafından kurulan milwall west ham grev yaparken daha düşük ücrete çalışıyor ve grev bozuluyor. sonra bu iki ekip birbirine düşman oluyor.

taraftarları bence takımlarından daha ünlüdür. adamlar hala 2021 yılında holiganlık yapmaya devam ediyorlar. polis sevmiyorlar. medya sevmiyorlar. londra takımlarını sevmiyorlar.
nefret olmadan nefes alamıyorlar. bizi kimse sevmez umurumuzda değil diye beste söylüyorlar.
neden bilmiyorum ama bütün bu saçmalıkları çok çekici buluyorum. bu yüzden ilgi duyuyorum. garip ama orijinal futbolu hala yaşattıklarını düşünüyorum.
milwall taraftarı arkadaşlarımla rezalet bir ingiliz barında sulu bira içip dağıtmak istiyorum.

tabi böyle manyak bir taraftar grubuna sahip olup sadece west hamdan nefret etmelerini beklemek biraz salaklık olur.
kendileri leeds united takımından da nefret ederler. hatta bir leeds maçında milwall taraftarı galatasaray forması giyip bıçak hareketi yapmıştır.
galatasaray'ı severler. aslan mevzusu yüzünden ve leeds olayları yüzünden hoşlarına gidiyor sanırım.

ayrıca crystal palace takımından da nefret ederler. herkesten nefret ediyorlar ama bu takımlardan bir tık fazla nefret ediyorlar.

bakın kendilerinden bahsederken futboldan bahsetmiyorum çünkü bunlar böyle bir ekip. böyle bir takım. genelde ırkçılık, holiganlık, kavga, nefret gibi kavramlarla anılıyorlar.

sevdiğim bir pankartı koyup yazımı sonlandırıyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cemal süreya gibi düşünen bir insanoğludur;

“yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı...”
devamını gör...

sizi norvec'e gotureyim mi? hadi gelin gotureyim...

devamını gör...

ülkem erkeklerinin fazla kilosu nedeniyle kendinde olduğunu düşündüğü şey.
dostum sen kaslardan ötürü geniş omuzlu degil, şişko olduğundan genış omuzlusun.
devamını gör...

#1106508 da longoz ormanlarını biraz anlatmaya çalışmıştım.kısa bir gezi planlıyorsanız dupnisa’ yı da aynı gün gezebilirsiniz. dupnisa bulgarca’da ‘delik’ anlamıma geliyormuş.
bu mağara, kırklareli bulgaristan sınırına on kilometre mesafede ( yol bulmak için google haritaları kullanıyorsanız internet çekmeyip sizi oradan oraya gönderiyor bu yüzden eyvah dedik bulgaristan’a iyice yaklaşınca ) .
yaklaşık beş yüz metresini merdivenler ve tahta köprüler aracılığıyla gezebiliyorsunuz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dört milyon yıllık bir oluşum olduğu söylenen bu mağaranın zemini sürekli nemli ve zaman zaman damlalar şıp şıp üzerinize düşebiliyor.mağaralara has o koku ve soğuk hava karşılıyor sizi.sarkıtlar ve dikitler ışıklandırmayla birlikte görüntüyü zenginleştiriyor.( bir de şöyle klasik müzik olsa harika olur ortam )
içinde derinliği iki metreyi bulan göller ve sürekli çağlayan bir yeraltı nehri bulunmaktaymış.

mağara çıkışı da yine tahta köprülerle bir yürüyüş parkuru bulunuyor.harika bir doğa sizi bekliyor.ayaklarınız buz gibi suya değerken köfte ekmek yiyebileceğiniz yerler de mevcut.

kamp yapmayı sevenlerin tercih edeceği bol gölgelikli mis gibi orman havası da cabası.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yoktur efendim böyle bir şey. ölmüş adamın arkasından yapmadığı bir şeyi ona ithaf etmek hem ayıptır hem yakışıksızdır.

nutuk atmak veyahut nutuk söylemek tabiri, sadece konuşan, eleştiren hiçbir iş yapmayan insanlar için kullanılır.

yani orada olsa olsa cepheden kaçanları, isyan başlatanları, milli mücadeleyi eleştirenleri kast etmiş olur.

mustafa kemal'in nutku ile olayın alakası yoktur.

düşüncelerinizi insan gibi dile getirin. ölmüş insanların arkasına saklanıp onların aziz hatıralarını kirletmeyin.

sevim koş analiz gelmiş ama yine olmamış editi:

kendinizi bu kadar zorlamanıza, taklacı güvercin gibi takla atmanıza, paçalı güvercin gibi paçalarınızın tutuşmasından mütevellit darıyı sağa sola saçmanıza gerek yok.

zor değil yahu, bir halt yedim kusura bakmayın demek. bu durumda kimse kalkıp size bir şey demez. hatayı kabul etmek erdemdir.

neyse bakın şimdi size istanbul lisesi öğrencisi orhan veli'nin, mustafa kemal'in tarih dersi sınavlarına girmesi sonrasındaki düşüncelerini kendi ağzından aktarayım.

"yazarken damarlarımda hâlâ o saatlerin ateşi, kaynayışı ve ürpermesini duyuyorum. bir talebeyi en çok korkutan hadise imtihan bile gazi’nin karşısında zevkli bir hadise oluyor. yalnız tarih değil, bütün bildiklerimi onun kaşısında anlatsaydım, saatlerce o sorsaydı ben cevap verseydim. gazi’nin karşısında imtihan verme şerefini ömrüm boyunca saklayacağım.”

okudunuz umarım. siz zorlama analizler kasarak deveye hendek atlatmaya çalışırken ben bizzat şairin kendi sözleri ile size cevap veriyorum. mustafa kemal'e böylesine saygı duyan bir insanı kendinize siper etmeye çalışıyorsunuz cidden ayıp oluyor. zorlamayınız artık lütfen. özür dileyiniz ve konuyu kapatınız.

ha bu arada mustafa kemal eleştirilemez değildir. bana göre de bazı hataları vardır. ama ister sevin ister sevmeyin bu coğrafyada yetişen ve saygı duyulması gereken birincil şahsiyettir.

eleştirilerinizi tarihi gerçekliklere dayanarak, yan yollara sapmadan ve bel altı vurmadan yapabiliyorsanız yapın, yoksa susun ki, en azından bizde cahil uğurlaması yapmak zorunda kalmayalım.

dibine not: #410883 nolu ileti de orhan veli'nin aynı sözleri paylaşılmış. gerçeği arayanlara selam olsun.
devamını gör...

wheatfield under thunderclouds - vincent van gogh
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

konuşamıyorlar diye acı çekmek zorunda olmadıklarını, ölmek zorunda olmadıklarını ,işkenceye tecavüze uğramak zorunda olmadıklarını göstermek isteyen, onların haklarını savunmak isteyen hayvan severlerin istedikleri yasa tasarısı. ucuz cezalar vererek caydırıcılığın sağlanmadığını düşünen bir kesim hayvan sever, dışarıdaki bir çok hayvanın ne halde olduğunu gören duyan insan ve bu durumlar karşısında hayvanı savundu diye ceza yiyen bir çok insanın destekçisi olduğu yasa isteğidir.
devamını gör...

öğretmen ve ailelerin okumasını tavsiye ettiğim kitap. çocuklar zaten yapması gerekenler için ödüllendirildiğinde onları sorumlulukları olduğu bir içsel pekiştirme ile değil dışsal pekiştirme ile yapıyorlar. bu bir süre sonra o çocuğa her yapması gereken için ödül vermenizi gerektirecek bir harekettir.
çocukları ödül vererek sorumluluklarından sıyrılmasına neden olunmaması gerektiğini anlatan bir kitap.
devamını gör...

starbucks, 1971 yılında seattle pike place market’ta küçük bir mağaza olarak hayatına başladı. her şey kaliteli ve lezzetli kahveleri seattle’a getirmek isteyen üç üniversite arkadaşı (zev siegl, jerry baldwin ve gordon bowker) tarafından başlatıldı. amerikalıların içmeye alıştıkları düşük kalitede tenekede kahveden sıkılıp seattle’a en iyisini getirmek istediler.

kurucular, isim arayışı esnasında “starbucks" ismini buldular. bu ismin ilhamı açık denizi romantizmi ve eski kahve tüccarlarının denizcilik geçmişini çağrıştıran moby dick romanından gelir. siren logosu, denizde limandan limana taşınan kahveyi sembolize eder. efsanelere göre, siren’in karşı konulamaz sesi denizcileri kendine çekerdi.

pike place market’ın (seaatle'da bir bölgeye verilen isim) ekmek fırınları, özel mağazaları ve taze çiçekleri arasında açılan ilk starbucks taze kavrulmuş kahve, çay ve baharatlar satıyordu. bütün bir duvar bütün kahve çekirdeklerine ayrılmıştı ve 30 farklı kahve
satılıyordu. starbucks o zamanlarda kahve demlemiyor veya satmıyordu ama misafirleri daha uzun süre kalıp kahve hikayeleri dinlemeye teşvik için porselen fincanlarda kahve ikram ediliyordu. kahve çekirdekleri mahsul olarak satılıyordu. misafirler elle kepçelenen, tartılan, paketlenen ve satılan taze kavrulmuş çekirdekleri satın alıp evde keyfini çıkarıyordu.

1982 yılında, howard schultz pazarlama müdürü olarak starbucks’a katıldı bir italya seyahati esnasında italyan kafe geleneğini abd’ye taşıma vizyonu geliştirdi. burası bir muhabbet alanı ve bir nevi topluluk, iş ile ev arasında bir “üçüncü yer” olacaktı. howard’ın starbucks kurucularını bu konsepti denemeye ikna etmesi bir yılını aldı ama nihayetinde tam bir italyan stili espresso barı açması için 300 fit kare alan tahsis edildi. mağaza nisan 1984’te açıldı ve amerika ilk latte ile tanıştı.
devamını gör...

duymamazlıktan gelme.
devamını gör...

folat yeşil sebzelerde bulunan bir vitamindir.en çok duodenum ve jejenumdan emilir.
folik asit eksikliği megaloblastik anemi,nöral tüp defekti,huzursuz bacak sendromu yapabilir.
eksikliğinin en sık nedeni diyetle alım eksikliğidir.
diğer nedenler arasında alkol tüketimi, çölyak hastalığı, gebelik,psöriasis, ilaçlar (metotreksat,antikonvülzan ilaçlar)
(bkz: psöriasis)(bkz: metotreksat)
klinikte yorgunluk,halsizlik yapar.
b12 vit hastalığı nörolojik bulgular görülürken folik asit eksikliğinde görülmez.
kanda homosistein seviyesi yükselir.
tanıda serum veya eritrosit içi folik asit düzeyi düşüktür.
tedavide oral folik asit verilmelidir.
devamını gör...

“işte gidiyorum çeşmi siyahım”

asıl adı şerif cırık olan halk ozanı 17 kasım 1939 yılında kahramanmaraş’ın afşin ilçesine bağlı berçenek köyünde doğmuştur. 17 mayıs 2002 almanya köln’de hayattan ayrılmış mıdır?

hayatı hakkında kısa kısa bilgiler vereceğim ama daha detaylı okumak isteyenlere aşağıya linki bırakıyorum.

bu dünyaya bir mahzuni geldi demek doğrudur ancak geçti demek benim için yanlış olur. türkülerini farklı yorumculardan, filmlerden, dizilerden dinlemeye devam ediyoruz. söylenecek sözü olmayanlar, bugün yaşasalar bile bana göre, gerçek ölülerdir. mahzuni yaşıyor.

-1959 yılında astsubay okulunu bitirmiş. kuleli askeri okuluna maddi imkansızlıklar yüzünden devam edememiştir.

-mahzuni şerif, 60'lı yıllarda ankara’da fikret oytam ile tanışır. aralarındaki ilişki baba oğul gibidir.

-hakkında davalar da açıldı, ödüller de aldı. 453 plak, 58 albüm, 8 kitap, hakkında 2 belgesel.

-aşık mahzuni şerif, 1989-1991 yılları arasında halk ozanları federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.

öyle ki, öldüğünde hakkında açılan davada, dönemin en iğrenç mahkemeleri olan dgm’nin kararı bile sonuçlanmamıştı. hayatı, hapis cezaları ve aldığı ödüllerle dolu bir ozan.

çok sevdiğim türküsü “dargın mahkum” aşığın hapishane günlerindendir.

eserlerini dinlemeye devam ediyoruz dedim. birkaç örnek vereyim;

- cem karaca “nem kaldı”
- edip akbayram “garip”
- hayko cepkin “sarhoşum dünyada”
- teoman “boşu boşuna”
- kardeş türküler “dargın mahkum”
- ahmet kaya “ben beni”
- ceylan ertem “zalim”
- mehmet erdem “han sarhoş”
- selda mabel matiz “yuh yuh”

liste uzayıp gidiyor. bu yazıyı bir fotoğraf ve benim çok sevdiğim bir türkü ile bitirelim. yazının başlangıç cümlesini ilkay akkaya’dan dinleyelim.

fotoğraf, aşık veysel ile mahzuni şerif’i birlikte bizlere gösterir. sihay beyaz olan fotoğraf, sonradan renklendirilmiştir. hasta yatağında veysel, hemen baş ucunda mahzuni’yi görürüz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

çeşmi siyahım
kaynak
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim