tanışmak isteyen tanışmak istediğine merhaba desin. ısırılırsanız hastane masraflarınızı karşılayacağıma söz veriyorum.
devamını gör...

yıllardır bu toplumun vicdanının ve ahlak kavramının ırzına geçiliyor. tecavüzler, sarkıntılıklar, tacizler normalleştiriliyor. insanlar bunları kanıksar hale geldiler. yok kanıksamadık demeyin zira yazmanın çizmenin iç soğutmaktan başka bir kıymeti harbiyesinin olmadığı aşikar. koktuk ve bundan sonra tuzlamak dahi işi kotarmayacak. olaya hukuk tekniği açısından baktığınızda zaten ortada bir facia var. yahu arkadaş bu çocuklar niye korumaya alınmaz? * adli tıp raporu neden göz önünde bulundurulmamış? tuttuğunuz yer elinizde kalıyor. bunlar artık iyice çamura batmış olan ve ahlaksızlık denizinde yüzen toplumun, su yüzüne çıkan münferit vakıaları. derinlerde neler olduğunu, nelere susulduğunu, sıçanı incelikle yiyenlerin, pisliğin içinde debelenenlerin ne halt yediğini aslında herkes biliyor. arkadaş hepimiz bu toplumun içinde yaşıyoruz. adım adım vicdansızlaşıyor bu toplum. bu kaçıncı çocuğa sarkıntılık ve tecavüz skandalı? ne kadar gündemde kalıyor? insanların vicdanlarını soğutabilecekleri kadar. sonra o çocuklar içine atıldıkları karanlığın içerisinde bu yaşamda var olmaya çalışıyorlar. üç beş gün görünür olup sonra unutuluyorlar yine öyle olacak! neden mi? çünkü vicdani reflekslerimiz toplum olarak elimizden alındı. atılan çığlıklar sessiz. çünkü sizi duyacak ve işitecek bir mekanizma yok. eserimizle gurur duymamız lazım(!) an itibarı ile çocuklarını bile korumaktan aciz bir toplumun zavallı fertleriyiz hepimiz. yazık o çocuklara ki, böylesine zavallı bir toplumun korkularının bedelini ödemek zorunda kalıyorlar.
devamını gör...

kimseyi üzmek ya da, aciz görünmek istemiyordur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

spartacus italya'nın capua kentinde batiatus gladyatör okulu'na bir çaylak olarak başlamıştı. sonrasında ise şampiyon bir gladyatör olmuştu. köle ve yoksullardan oluşan yüzbinlerce kişilik ordusu ile yıllarca italya yarımadasında bağımsız bir şekilde var olmuş, sayısız orduyu yenmiş, eşitlikçi ve özgürlükçü karakteri ile tarihe adını altın harflerle yazmıştır. her meslekte bir çaylaklık dönemi vardır.
günümüzde 6 ay askerliğin ilk bir ayı çaylaklıkta yani acemi birlikte geçer. sözlükte bazı yazarlar ironi yaparak çaylaklar ile ilgili başlıklar açıyor. * gülmece işareti yapmadıkları için çaylak arkadaşlarımız alınmaya başlamış, çaylaklar ile ilgili esprilerin tadı kaçmaya başlamış.
çaylak arkadaş kafa sözlük hanesi’ne neden geldin?
hayatındaki en önemli gün neden doğduğunu anladığın gündür. neden yazmak istediğini kendine itiraf ettiğin gün yazar olduğun gündür. gerçekten ne olduğunu bir kez bile olsun düşünmedin mi?
eğer ne olduğuna dair sağlam bir cevabın yoksa, başkalarının alaycı söylemleri ile yetinirsin.
ne hissetmen gerektiğini bile öğretmeye çalışmadılar mı hayatında?
bil ki burası yedi cihan’ın en iyi yazarlarının yetiştiği bir arenadır.
kalemi kuvvetli yazar yolculuğuna burada ilk adımını atarsın.
başarıya giden yolda ilk adım kendine güvenmektir.
seni eleştirenler olacaktır, unutma meyve veren ağaç taşlanır.
beğenide mehter adımı gidenler, eleştiride dörtnala giderler.
gelecek günlerde, tanımların ile kendini kanıtlayacaksın.
seninle dalga geçenlerin, beğeni yağmuruna tuttuğunu göreceksin, sabret.
vazgeçersen geldiğin ezik sözlüklere geri dön, arkandan ağlamayız.
bizimle kalırsan her zaman yanındayız. dayanışma ve yardımlaşma bizi biz yapan değerlerin başında gelir.
kafa sözlük’te çaylak olmak, diğer sözlüklerde para karşılığında kalemini satmış yazar olmaktan daha iyidir.
şimdi onlara nefes alan herkesin eşit olduğunu öğreteceğiz. (final savaşından önce spartacus'un ordusuna söylediği son cümle).
devamını gör...

kadından ziyade o en yakın arkadaşa bir çift laf vardır söylenmek istenen.
tersi de olabilecek olan durumdur.

karısının en yakın arkadaşıyla yatan adam
devamını gör...

afişe bak şampiyonlar ligi gibi.
benzer işler.

yoldaş benjamin de bizi görecek mi???*
devamını gör...

bir julio cortázar kitabıdır.

büyük ve ilginç yazar julio cortazar kaybettiğimiz merhameti yerine koymamız için uğraşmış bu kitapta. arjantinli yazar bize zehirli et verip öldürmememiz gereken, aslında buna gücümüzün de yetmeyeceği hayvanları anlatıyor romanıyla. zihnimiz bir sirke dönüştüğüne göre bu kitap bizim için çok ideal olabilir.

julio cortazar bu kitabında hayvanlarla ilgili zihninizin labirentlerini daha da içinden çıkışmaz bir hale getirecek sorularla başabaş bırakıyor sizi.

hayvanlarla aranız nasıldır? onları sever misiniz? yoksa korkar mısınız onlardan? hiç kendinize ait bir evcil hayvanınız oldu mu? bir köyde ya da bir çiftlikte hayvanlarla zaman geçirdiniz mi? ismini sizin koyduğunuz bir hayvan oldu mu peki? hiç öldürdünüz mü bir hayvanı? herhangi birini? yediniz mi birileri tarafından öldürülen bir hayvanı? hiç ağzınızdan küçük tavşanlar fışkırıp yaşadığınız evin sağını solunu sardı mı? ya da bir kaplanla paylaştınız mı yaşadığınız evi birbirinizi rahatsız etmeden? evinizi fareler istila edip sizi bir köşeye sıkıştırdılar mı? hayatınızda aşk umuduyla var olan birine hamamböceği dolgulu çikolata ikram ettiniz mi hiç? hiç gerçekten canlı bir hayvan gördünüz mü sahi?

içinden çıkılamayan hem nalına hem mıhına öyküler cortazar’dan...
devamını gör...

belediye 4.0 açıklaması direk sanayi 4.0 devrimine selam çaktığını gördük gizem falan değil.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

önceliklendirme

hayatlarımızdaki olayları önceliklendiremiyoruz. öncelik olan sağlık, huzur ya da yatırım konularını es geçip güne odaklanıyoruz.

örnek: pazar sabağı 8'de müşteri hizmetlerini arayıp "10 kuruş fazla gelmiş, neden" insanı.
bu bir sorun, kabul edilmesi gereken bir sorun. 10 kuruşumuzun peşine düşmeliyiz, zira önemli olan miktar değil, durum.
ama arkadaşım, pazar günü insan sevdikleriyle kahvaltı yapar, kahvesini alır, gazete okur, haber okur, pazar günü bu, zaten tüm hafta iş güçle uğraşıyorsun.

ihtiyaç dışı harcama

bayılıyoruz. üf hem de o biçim. gardıropta giyilmemiş tonla kıyafet, 10-15 çift ayakkabı, ama yenisi olmalı. bir tane daha alalım. ya da elindeki telefonun hiçbir sorunu yokken, sadece "masaya koymak"* için en yeni telefonu almak. gereksiz harcama.

burada gözden kaçan nokta şu. diyelim ki 3000 lira net maaş alan biri, haftada 45 * saat çalışsın. bu durumda bu kişi saatliğine 16.7 tl kazanıyor. daha güzel bir hesap için kira, fatura ve sabit giderleri çıkarıp bu hesaplamayı yapmak daha mantıklı. bu gider kalemlerini çıkarıp saatliği 10 lira kazanıyor diyelim.

500 liraya bir ayakkabı alırken o kişi aslında sadece o ayakkabı için hayatının 50 saatini harcıyor. ya da 10000'lik bir bilgisayar, 1000 iş saatini gömüyor. elindeki bilgisayar çalışıyor ama, sorun yok. *

saygı duymak

doğruya doğru, çoğu zaman kendimize de saygımız yok ve başkasına saygı duymayı beceremiyoruz.

devamlı bir ötekileştirme, "bizden değil" durumu ve başkasını aşağılamanın kendini yücelteceğini düşünen kişiler. hepimiz üç beş bu tür insanları tanıyoruz.

para kazanmak

bu durum her ne kadar günümüzdeki torpil ve tanıdık konusu nedeniyle biraz da bizim elimizde olmasa da, 2 sokak öteden dönüp 2 lira ile zengin olacağını sanan, ya da tarihi geçmiş malın etiketini değiştirip halk sağlığı ile oynarken üç beş kuruşla kârâ geçtiğini zanneden tatlı su çakallarının yanında, biraz da suç bizde.

"abi özel sektörde çok işten çıkarma oluyor"un alt metni: bende o kadar göt yok, başkası gibi çok çalışamam.
"memur olarak atanmak istiyorum"un alt metni: kovulma riskim olmasın, 10-20 sene kendimi geliştirmeden hesap makinesi gibi aynı işi yaparım, sırtı devlete dayayım da.

genelde kendini geliştirmeyen, geliştirmeyen ya da 2-3 lira için müşteri kaybedip o günü geçirmeye bakan kişiler yine para kazanamıyor.

kişisel bakım

sanıyorum diş hekimliğinin en güzel para kazanabildiği ülkelerden türkiye. ya da toplu taşımadaki o default kokuyu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur. çorabın temizliğini kokusuna bağlayan, dişçiye gitmek için çürük bekleyenlerin ülkesi. kulak çubuğu, roll-on, dış fırçası yolunu bilmeyen "beni seven böyle sevsin" insanları. "abi tamam sen kendi kokunu duymadığın için katlanabiliyorsun da bizim suçumuz ne?" dedirtenler.

çocuk yetiştirmek

"yapma, etme, düşersin, bir tarafını acıtacaksın"la korku içinde büyütülen çocukların neden büyüdükleri zaman risk almayan ve korkak insanlar olduğunu çok araştırmaya gerek yok.

"bak polis amca geliyor" ile polisin kötü biri olduğu düşüncesi aşılatan, "iğneci amca geliyor" diye doktordan soğutulan bir çocukluktan bahsediyorum.

bebekken kafası sabit kalacak şekilde sarmalanmış çocukların, kafatasının arkasının düz olmasından bahsediyorum.

her gün yatağı toplanan, sofra kurulum kaldırımına bile etkisi olmayan çocukların ileride her işi başkalarından beklemesinden bahsediyorum.

bu çocuklar da büyüyüp kendi çocuklarına bu şekilde bakacak, ve döngü olarak bu düzen birçok nesil devam edecek.
devamını gör...

ne konuşmamız gerektiğini bir liste yaparsanız ona göre başlık açalım böyle zor oluyor
devamını gör...

davranış olarak doğallıktan yanayım. yapmacık olmasın kendi olsun asıl doğallık budur.
devamını gör...
(tematik)

güneşten gelen ışınların yeryüzüne vurması olayıdır.
devamını gör...

sxxen almam dediğim bir platform.
devamını gör...

bir eduardo berti romanıdır.

babalar çoğu zaman yabancıdır. babasını tanıyabilenler her zaman şanslı insanlardır benim gözümde. kast ettiğim şey aynı evin içinde babanızı tanımadan yaşamak zorunda kalmak. bu atlatılabilir bir travma değil.

bu romanda bahsedilen babalar da yabancı birer baba ama benim yaptığım girizgahla hiç alakası yok onların yabancılığının, ben sadece az da olsa içimi dökmek istedim. neden yaptım böyle bir şey onu da bilmiyorum.

bu romanda yüzyıl ara ile gerçekleşen paralel hikayeler okuyacaksınız. yabancı babalar, yazar çocukların yaşama tutunma çabaları, ana dilinden uzak kalan insanların yersiz yurtsuz bir hayata tutunma çabaları.

romanda anlatılan şey; göçmenlerin göç etikleri ülkelerde yaşamaya çalışmaları ve bunu becerememeleri belki de. ve çocukların yabancı olan babaları ile girmek zorunda kaldıkları, girmek zorunda bırakıldıkları o kaybedilmiş savaşı. çünkü o savaşta alınan yaralar yabancılaşmayı kalıcı hale getirir.

yabancı babalarla tanışmak gerek esasında. belki bir yol buluruz, belki bir orta yol vardır. belki de yoktur ama aramaya değer bence.
devamını gör...

acaba bugün ne yafta yiyeceğim diye merak ediyordum. kültürsüz oldum. çok şükür bugünü de boş geçmedim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kim çekti bilmiyorum ama keşke ben çekmiş olsaydım.
devamını gör...

hayatınıza biri girdiğinde ailenizi, arkadaşlarınızı ihmal etmek bu listede en başı çeker. akabin de bireysel hobi ve sosyalliğin ortadan kalkması, siyam ikizi gibi yapışık yaşama gelir. çiftler birbirine yaşam alanı bırakmalı, birey olduklarını unutup her şeyi birlikte yapma güdüsünden sıyrılmalı ancak o zaman monotonluktan uzak ve daha kalıcı bir beraberlik sağlanabilir.
devamını gör...

"herkes aşkı ararken bense kaçmayı seçtim."
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim