benim için bookmark'tır. yıllarca bu anlamda kullandım. herkes de böyle kullanıyordur herhalde diye düşünüyordum.

beğeninin bi üstü değil yani. şöyle ki;
tanımınızı sadece beğendiysem: beğenmişimdir.
tanımınızı sadece favorilediysem: aa ben bunu bi daha okuyayım bi ara şimdi hakkını veremedim demektir.
tanımınızı aynı anda hem beğenip hem favorilediysem: hakkını vererek okumuş, beğenmiş ve sonra da okumak amacıyla bookmarklamışımdır.
tanımınızı önce favorilemiş, bi süre geçtikten sonra beğenmişsem: bookmarklarım arasında geziyor, henüz okumayı tamamlamadıklarımı okuyor ve tamamladıklarımı beğeniyorumdur.

işte bunlar hep arşivcilik.
devamını gör...

(bkz: maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi)
devamını gör...

ilk başlarda her ne kadar mahlasını okurken hatalar yapsamda artık tek solukta başarabiliyorum.* kaliteli tanımlarının yanısıra enerji aşılayan radyo programınıda yeni keşfettiğim* ve hatta son programına bir kayıtla konuk olduğum espirili ve sohbeti güzel yazar arkadaş. hep yazsın hep okuyalım. programınıda hep yapsın, müdavimi olalım. başarılar bengaripsengüzeldünyaumutlu*
devamını gör...

olur öyle. bazen ben bile sevmiyorum. öyle bir zaman geldi ki kendi yazdıklarıma sahip bile çıkmadım, çöpe gitti onca şiir. herkesin ve her an'ın harcı değildir zaten. öyle bir şey değil. e nasıl bir şey diye sormayın. gün gelir bir şiiri severseniz, şiir sizin bir parçanız oluverir. sonra sıkıyorsa sevmeyin.
sevmezseniz de sevenler açısından bir zararı yok bence.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

günümüzde iyi anlaşıp, bir şeyler payalaşabilmek için yan yana olmak gerekmiyor. uzaklardan da iletişim kurulabilir, dost olunabilir..
devamını gör...

her sene sözlüğün kar oranı 100.000 tl üzerinde ise %3'ünün ağaçlar %3'ün ise belirli kurumlara bağışlanması. bence oldukça vicdanlı davrandım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
uzak mesafe ilişkisi,ilk buluşmamız 14'
devamını gör...

kendine iyi bak dost.
devamını gör...

bize bulaşmayın,bence gayet iyisiniz.
devamını gör...

madem var böyle bir başlık, vegan burger tarifi veriyorum. hazırlanın.

öncelikle malzemelerimiz;
yeşil mercimek
zeytinyağı
bol bol baharat, artık ne seviyorsanız
galeta unu

öncelikli olarak alıyoruz mercimeğimizi yumuşacık olana kadar kaynayan suda bekletiyoruz. sonra iyice yumuşamış mercimeklerimizi çıkarıyoruz ve elimizle iyice eziyoruz.
hamur kıvamı gelince, dayıyoruz baharatlarımızı. bir güzel baharatlıyoruz zevkimize göre. birazcık da tuz ekliyoruz. bu süreçte tada bakmak, iyi olacaktır. hamur kıvamına gelmiş bu karışımı bir güzel baharatlayıp, yağladıktan sonra, yapışmaz tavamızın üzerine atıyoruz. bir güzel iki tarafı da kızarana kadar ısıtıyoruz. burgerimiz hazır.

turşu, domates, biber ve birazcık zeytinyağı; ekmek arası, harika bir sonuç.

afiyet olsun.
devamını gör...

inanılmaz bir ana ve ilkokul etkinliği. hususi bunun için eve patates alındığını hatırlıyorum. papatesleri ikiye keser ortalarına istenilen şekil oyulur ve sulu boyaya batırılır sonra oradan kaldırılıp beyaz kağıda baskı yapılaraktan sanat icra edilir. sonra kullanılan patatesler 90 derecelik fırına... şaka şaka mundar olur patatesler.* sabahsı resmi okula götürür, sonra tekrar eve getirir ve bir tarafa sallarsınız.
devamını gör...

anlaşmalı ve çekişmeli olarak ikiye ayrılır.
anlaşmalı; çok kısa sürede halledilebiliyor iken, çekilmelide en az 1,5 yılı gözden çıkarmak gerekebilir.

anlaşmalıda , avukat nezdinde, protokol imzalanır; nafaka, çocuk paylaşımı, mal paylaşımı vb. konular anlaşmalı olduğundan dolayı yazılı birer başvuru şeklidir.
çekilmelide ise ne olacağını bilemezsiniz. tanıklar, taraflar , nafaka, mal paylaşımı , bulanık sularda berraklığı aramak gibi.

siz siz olun, ne olursa olsun ama, anlaşmalı boşanın.
devamını gör...

elleri nasır tutmuş, muhtemelen fazla mastürbasyondan güçsüz düşmüşlerdir.

cinsel içerikli başlık açar dururlar..

yetmez kezbanlık göndermesi yaparlar kadınlara..

oda yetmez özelden yürürler.. ne yazık ki bizlerde o başlıklara maruz kalırız.
devamını gör...

hüda amcasıdır. ya da dayısı. bilemeyiz.
devamını gör...

hiçbir kenarı olmayan hiçgen.
devamını gör...

profesyonel bir radyocu gibi programlarını sunan kafadandeniz'in rock yayınları, sözlük radyosunda düzenli takip ettiğim tek yayındır. o yüzden diğer yayıncılar hasetlerinden çatır çatır çatlayabilirler!* ben şimdi müsaadenizle biraz çoşacağım, hadi eyvallah!
devamını gör...

"felsefenin temel sorusu, yaşamın yaşanmaya değip değmeyeceğine karar vermektir."

7 kasım 1913'te cezayir'in mondovi kasabasında doğmuştur. ı. dünya savaşı'nda albert camus henüz 11 aylık iken babasını kaybetmiştir. albert camus'un babasına ait hatıraları maalesef ki birkaç fotoğraf ve annesinin anlattığı birkaç hikayeden ibaret olacaktır ömrü boyunca. babasının mezarını da ancak 40 yıl sonra, camus 40 yaşındayken bulabilmiştir. mezar taşının altında yatan kişi 29 yaşındayken vefat etmişti. hiç tanımadığı babasının kendinden genç olduğu bir buluşmaydı bu. ilk adam adlı eserinde de dediği gibi: "oğlunun babadan daha yaşlı olduğu yerde, yalnızca çılgınlık ve kaos vardı."

babasının ölümünden sonra, camus ve ailesi oldukça zor geçen günlerin içine girmiştir. maddi yetersizlikler aileyi günden güne zorlamıştır. anne catherine, evlere temizlik işlerine giderek iki oğlunu da okutmuştur. bu yıllarda yaşadıklarını "tersi ve yüzü" adlı eserinde anlatmıştır camus.

liseyi burslu okuyan camus daha sonra felsefe okumak için cezayir üniversitesi'ne girmiştir. bu yıllarda üç tutkusu vardır camus'nün: futbol, felsefe ve tiyatro. futbol, camus için hayata ve ahlaka dair gerçekçi bir pratik olmuştur her zaman. işte bu yüzden futbolu çok önemsemiştir. tam da bu yüzden ölümünden birkaç sene önce racing paris ile monaco arasında oynanan futbol karşılaşmasında da rastlarız camus'ye. kendisi de futbol oynamayı çok sevmektedir. ne yazık ki genç yaşta yakalandığı tüberküloz hastalığı, onun kalecilik kariyerine son vermesine neden olmuştur. felsefe ve tiyatro, onun için tutunacak son dallardır artık.

1936 yılında, "plotinos ve aziz augustinus" üzerine yazdığı tez ile felsefe eğitimini tamamlamıştır. aynı yıllarda ise bir grup arkadaşı ile iş tiyatrosu'nu kurmuştur. yine aynı yıllarda komünist partisi'ne katılmış ancak anlaşmazlık sebebiyle kısa sürede ayrılmıştır.

tam da bu yıllarda camus'nün eserleri peş peşe gelecektir. 1937'de tersi ve yüzü, 1942'de yabancı ve sisifos söyleni, 1947'de veba, son eseri sayılabilecek düşüş ise 1956 yılında yayımlandı. 1957 yılında ise "çağımızdaki insan vicdan problemini, keskin görüşlü bir ciddiyet ile aydınlatan edebi üretimi"nden ötürü nobel edebiyat ödülü'nü kazanmıştır. ödülü alırken ise şöyle demiştir camus: "kendi adıma ben sanatım olmadan yaşayamam."

camus'nün yaşadığı yıllarda paris, mükemmel bir entelektüel çevreye sahipti. ressamlar, şairler, yazarlar, filozoflar... varoluşçu felsefenin öncüsü sayılabilecek jean paul-sartre de paris'in sakinlerinden birisiydi o yıllarda. camus ile de oldukça sıkı bir dostlukları vardı. lakin bu dostluk 1950'lerin hemen başında son bulmuştur. sartre, camus ile dostlukları ile ilgili olarak şunları yazmıştır:
"o ve ben bir fikir ayrılığına düşmüştük. bir fikir ayrılığının önemi yok-bu ayrılığa düşenler birbirlerini bir daha hiç görmeseler bile- bu yalnızca, bizi ayıran kısıtlı, ufak dünyada birbirinin görüş alanını yitirmeden başka bir şekilde yaşama biçimi. bu durum beni onu düşünmekten, okuduğum kitapta ya da gazetede onun gözlerini hissetmekten ve merak etmekten alıkoyamadı: bununla ilgili ne düşünüyor? bununla ilgili şu anda ne düşünüyor?"

camus, 1960 yılının ocak ayında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. ailesiyle birlikte, lourmarin'de geçirdiği yılbaşından sonra paris'e dönerken gerçekleşmiştir. eşi ve iki çocuğu ile beraber tren ile dönecek iken son anda fikrini değiştirmiş ve yayıncısı ve arkadaşı michel gallimard'ın kullandığı araba ile dönmeye karar vermiştir. ölüm anında cebinde paris için bir tren bileti ve 1994 yılında yayımlanacak olan otobiyografik roman ilk adam'ın el yazmaları bulunmuştur. genç yaşta hayatını kaybeden ünlü yazar, eğer o gün fikrini değiştirmeyip ailesi ile trene binseydi belki çok daha farklı şeyler konuşuyor olacaktık. işin ilginç ve bir o kadar üzücü olan kısmı ise camus daha öncesinde, araba kazasıyla ölmeyi, en absürt ölüm olarak ifade etmiştir.

camus felsefesinin temelinde iki kavram bulunur: absürd ve intihar. insanın bu iki kavram ile karşılaşması, kaçınılmazdır. çünkü insan yaşamın anlamı ile oyalandıkça, yaşamın kendisinden ve bilincinden uzaklaşmıştır. işte tam da bu yüzden, dolaysız ve içten bir hesaplaşma gereklidir. absürd kavramı, dünya ile insan arasındaki anlamsızlık ve uyumsuzluk döngüsünü, birbirine yabancı olma durumunu ifade eder. bu varlığın kendi absürtlüğüdür. camus, bu kavramı sisifos söyleni adlı eserinde detaylı olarak incelemiştir. bu düşünce daha sonra absürdizm akımını ortaya çıkarmıştır. absürdizm, insanlığın evrende bir anlam bulma çabalarının boşa olduğunun ve bu uğraşın elbet başarısızlıkla sonuçlanacağını söyleyen bir akımdır. işte bu noktada sorulması gereken soru tüm bu absürtlüğün içinde yaşam yaşamaya değer mi? yoksa bütün bu absürtlüğe rağmen yaşamaya devam etmek, onu bir yükümlülük haline mi getirir? camus intihar sorusunu felsefenin temel sorusu haline getirirken aslında bunu amaçlamıştır. çünkü bu sorgulama gereklidir. absürd yaşama karşı, intihar düşüncesi absürde, boyun eğmek olduğu için camus tarafından ilk seçenek olarak görülmemiştir. absürde başkaldırı için, yaşamakta ısrar etmek, yaşamakta diretmek gerekir.

insan absürd olanı ve absürdün tam ortasında kaldığından beri dünyaya yabancı kalmıştır. bu yabancılık, bir kayıtsızlık, tepkisizlik olarak kendini ortaya koyar. camus'nün, "yabancı" adlı eserindeki meursault karakteri aslında bu yabancılaşmayı, kayıtsızlığı en üst perdeden aktarmayı başarmıştır. camus'nün, absürde karşı ortaya koymuş olduğu yol ise, yaratmaktır. o, yaşam ile intihar arasındaki çıkmazda yaşamdan tarafa olan yolun seçilebileceğine inanıyordu. onun için, yaşam elbette yaşanmaya değerdi, çünkü yaratma ve üretme imkânı bizim elimizdeydi. absürd olana karşı başkaldırı ancak bu şekilde mümkün olabilirdi. yaratmalıydık çünkü, gerçekliğin aşağı çeken çirkinliğini bu sayede alt edebilirdik. sanattan ve yaratımdan uzak bir yaşam, bizi ölüm safına zaten en başta alacaktır. "yaratmak yazgıya biçim vermektir."
devamını gör...

concentrated solar power kelimelerinin baş harfleri nedeniyle csp teknolojisi olarak da adlandırılan ve parabol yapılı bir ayna aracılığıyla toplanan güneş ışınlarının, belirli bir yerdeki akışkanı ısıtması, bu ısının da enerji kaynağı olarak kullanılması prensibi üzerine kurulmuş santral türü.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tarih; 15 kasım 1924, cumhuriyet tarihimizin ilk öğrenci eylemi. o gün, bütün öğrenciler istanbul’da tramvay duraklarından tramvaya binecek ve hakları olan tam biletin yarısı kadar ücret ödeyeceklerdir. harbiye tramvay istasyonundan üç öğrenci biner ve biletçiye tam biletin yarısı kadar ücret ödemek isterler, biletçi kabul etmez. o esnada tramvay yolunda onarım vardır. vatman tramvayı durdurur, yolun kenarında belçikalı şirkete çalışan insanlar vardır. üç öğrenci tramvaydan indirilir ve feci şekilde dövülür, bununla da kalmaz, iki el silah sesi ve yerde kanlar içinde yatan iki öğrenci.

bugün öğrencilerimiz şunu bilsinler ki kimliklerini gösterdiklerinde tam biletin yarısı kadar ücret ödüyorlarsa, onun bedeli cumhuriyet tarihimizde ödenmiştir. bizde bir söz var; 40 paralık adam, birilerini aşağılamak, küçümsemek için kullanılır bu deyim. kırk paralık adam! o yıllarda tam bilet 80 paraydı, 40 paralık adam, haklarını, cumhuriyetin kendilerine verdiği kazanımları savunmak isteyen öğrencilerden başkaları değildir.
kaynak
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim