birine kıyamamak
kendinizden başkasına zararı olmayacak iş.
herkese kıyarım arkadaş! o bana kıyacağına ben ona kıyarım. kıyanın anası ağlamazmış.
herkese kıyarım arkadaş! o bana kıyacağına ben ona kıyarım. kıyanın anası ağlamazmış.
devamını gör...
psg (yazar)
sürekli açtığı anlamsız başlıkları sadece 800 tanıma ulaşıp kitap hediyesini almak için açıyorsa, istediği kitabı hediye edebileceğim yazar.
devamını gör...
doların düştüğü zamanlar
yıl 2010 mu 2011 mi neydi. dolar 1.5 tl idiydi. şaka gibi gerçekten. yaklaşık 5.5 kat arttı.
devamını gör...
moderatörlerin entry girmesi
gülmekten katılamadığım önerilere sahip durum.
(bkz: gülmekten katılamamak)
ilk tanımı giren “eleman’ın tanımlarını değiştirip 180 derece dönmelerine alışkın olduğumuzdan şu da burda dursun:
(bkz: gülmekten katılamamak)
ilk tanımı giren “eleman’ın tanımlarını değiştirip 180 derece dönmelerine alışkın olduğumuzdan şu da burda dursun:
devamını gör...
tarihin en iyi animesi
seri olarak benim top 5 im şöyledir; (bebeleri pistten alalım hardcore seriler geliyor)
1- samurai champloo
2- berserk
3-ergo proxy
4- monster
5- shingeki no kyojin
film olarak;
1- spirited away
2-princess mononoke
3- howls moving castle
köpppek gibi bir miyazaki faniyimdır.
1- samurai champloo
2- berserk
3-ergo proxy
4- monster
5- shingeki no kyojin
film olarak;
1- spirited away
2-princess mononoke
3- howls moving castle
köpppek gibi bir miyazaki faniyimdır.
devamını gör...
hazall
gecelerin adminidir. yoldaş mışıl mışıl uyurken hazall sözlüğe sahip çıkmaktadır.
devamını gör...
balkonda çamaşır asarken hayatı sorgulamak
bir üst seviyesi bulaşık makinesi toparlarken yapılandır.
devamını gör...
you
an itibarıyla üçüncü sezonu bitirdiğim dizidir. artık dördüncü sezon için beklemeye geçtik. seneye gelirse izleriz. dördüncü sezon onayını almış bu arada. normal almayı hak ediyordu.
dizi takıntılı bir manyağı anlatıyor. ilk sezondan beri başrol arkadaş birilerine ilgi duyuyor ve onu sapıklık derecesine kadar takip ediyor. konu böyle olunca dizi devasa şekilde seviliyor ve izleniyor. özellikle başrol oyuncusunun soğuk tavrı ve oyunculuğu sizi dizinin içine çekiyor.
ilk iki sezonu üçüncü sezona göre daha başarılı buldum. üçüncü sezon bence eh işte bir sezondu. dizide kullanılan mekanlar ve müzikler bence çok başarılı. ayrıca bazı göndermeler hoşuma gitti. ilk sezondan beri bazı şeylere göndermeler yapıyor. bu sezon aşı karşıtlarına yaptıkları gönderme başarılıydı. günümüzü takip etmesi diziyi güzel bir hale getiriyor.
ikiliyi ve saçma sapan öldürmeleri mantıklı bulmadım. tamam bu insanlar manyak ama bazı öldürme sahneleri lan ne alaka dedirtti. joe karakteri tek başınayken böyle değildi. love bazı sahnelerde öyle saçmalıyor ki izlerken sinir oluyorsunuz. senin yapacağın işi deyip geçiyorsunuz.
öldürmek için sebepleri bana yeterli gelmedi. bu sezon işlenen konu bence dizinin ilk sezonlarına göre tersti. joe tek başınayken birine saplantılı oluyordu ve onu izliyorduk. şimdi evli olduğu için ikili ilişkileri sıktı. bazı muhabbetler tahmin edilebilir ve sıkıcıydı. kadın öldükten sonra hemen intihar süsü verecekleri adamın üzerine suçu yıkacaklarını tahmin ettim. bu dizinin ilk iki sezonunun olayı manyaklığı tahmin edemememizdi.
sadece bitki ve zehirli iğne kısmında şaşırdım.
joe ve çocukluk sahneleri güzeldi. en azından güzel bir yola işaret ettiler. ilerleyen sezonlarda veya sezonda daha derine ineceklerdir. ben sadece sapık ve takıntılı bir joe izlemek istemiyorum. hem zeki hem takıntılı bir joe izlemek istiyorum.
love abla çok güzel, çok tatlı, çok seksi ama ölmesine sevindim. saçma insan öldürmelerinden kurtulduk.
ulan hayatta birilerine sinir olursunuz küfür edersiniz. kavga edersiniz. love öyle yapmıyor direkt öldürüyor. tamam ruh hastası ama bu kadarı fazla.
dizide sosyal medya kullanımı ve günümüze atıfta bulunmaları hoşuma gitti. dizinin içine daha rahat giriyoruz. eh işte bir sezondu. umarım diğer sezon joe tek başına zekice sapıklıklar yapar.
dizi takıntılı bir manyağı anlatıyor. ilk sezondan beri başrol arkadaş birilerine ilgi duyuyor ve onu sapıklık derecesine kadar takip ediyor. konu böyle olunca dizi devasa şekilde seviliyor ve izleniyor. özellikle başrol oyuncusunun soğuk tavrı ve oyunculuğu sizi dizinin içine çekiyor.
ilk iki sezonu üçüncü sezona göre daha başarılı buldum. üçüncü sezon bence eh işte bir sezondu. dizide kullanılan mekanlar ve müzikler bence çok başarılı. ayrıca bazı göndermeler hoşuma gitti. ilk sezondan beri bazı şeylere göndermeler yapıyor. bu sezon aşı karşıtlarına yaptıkları gönderme başarılıydı. günümüzü takip etmesi diziyi güzel bir hale getiriyor.
ikiliyi ve saçma sapan öldürmeleri mantıklı bulmadım. tamam bu insanlar manyak ama bazı öldürme sahneleri lan ne alaka dedirtti. joe karakteri tek başınayken böyle değildi. love bazı sahnelerde öyle saçmalıyor ki izlerken sinir oluyorsunuz. senin yapacağın işi deyip geçiyorsunuz.
öldürmek için sebepleri bana yeterli gelmedi. bu sezon işlenen konu bence dizinin ilk sezonlarına göre tersti. joe tek başınayken birine saplantılı oluyordu ve onu izliyorduk. şimdi evli olduğu için ikili ilişkileri sıktı. bazı muhabbetler tahmin edilebilir ve sıkıcıydı. kadın öldükten sonra hemen intihar süsü verecekleri adamın üzerine suçu yıkacaklarını tahmin ettim. bu dizinin ilk iki sezonunun olayı manyaklığı tahmin edemememizdi.
sadece bitki ve zehirli iğne kısmında şaşırdım.
joe ve çocukluk sahneleri güzeldi. en azından güzel bir yola işaret ettiler. ilerleyen sezonlarda veya sezonda daha derine ineceklerdir. ben sadece sapık ve takıntılı bir joe izlemek istemiyorum. hem zeki hem takıntılı bir joe izlemek istiyorum.
love abla çok güzel, çok tatlı, çok seksi ama ölmesine sevindim. saçma insan öldürmelerinden kurtulduk.
ulan hayatta birilerine sinir olursunuz küfür edersiniz. kavga edersiniz. love öyle yapmıyor direkt öldürüyor. tamam ruh hastası ama bu kadarı fazla.
dizide sosyal medya kullanımı ve günümüze atıfta bulunmaları hoşuma gitti. dizinin içine daha rahat giriyoruz. eh işte bir sezondu. umarım diğer sezon joe tek başına zekice sapıklıklar yapar.
devamını gör...
yıldız tilbe
her an bir narkotik operasyonuna adı karışacakmış gibi duran olaylı bir sanatçı. deniz seki daha masum duruyordu yahu.
devamını gör...
birinden soğumak için nedenler
saygısızlık
devamını gör...
edgar allan poe
raven'i izleme kararı almışken bu entry gülümsetti vallahi enteresan bohem bir şahsiyet diye düşünüyorum muhtemelen filmi izledikten sonra hayatını öğrenmeye gömüleceğim.
tanım : şair kişisi.
tanım : şair kişisi.
devamını gör...
türk dizi tarihinin en orijinal karakteri
ezelin kör annesi meliha. koklayarak oğlunu bulması... respect.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır. doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. savaş bitmiştir.*
devamını gör...
naomi
cuniçiro tanizaki romanıdır.
birçok nitelikli okur nabokov’un lolita’sına aşinadır. kitap olarak aşina değilseniz bile en azından kubrick tarafından 1962’de sinemaya uyarlanmış halini izlemişsinizdir. o kadar eski filmler izleme alışkanlığınız yoksa adrian lyne’nın 1997 uyarlamasını mutlaka izlemiş en azından görmüşsünüzdür. bu yapacağım incelemenin lolita ile bir ilgisi yok aslında, ben bambaşka birinden bahsedeceğim: na-o-mi. tanizaki’nin naomi’si nabokov’un lolita’sından aşağı yukarı 20 sene önce yazılmış. ama bu iki kitap derin benzerlikler taşıyor. bununla birlikte çok büyük farklılıkları da yok değil.
lolita 13 yaşında bir kız çocuğudur ve yazar humbert humbert bu kız çocuğuna derin bir cinsel istek duymaktadır. lafı dolandırmadan, doğrudan söylemek de fayda var açık net bir pedofili vakasıdır kitapta anlatılan. ancak naomi 15 yaşındadır ve joji onu fiziksel olarak beğense de olay asla pedofiliye dönmez çünkü joji’nin aklında bambaşka bir plan vardır.
lolita kıyaslamalarına burda bir virgül koyuyorum ama bu incelemenin sonunda son bir kez daha değinmek üzere. kitap bana - belki size gülünç gelecek ama - manga grubunun “ bir kadın çizeceksin” şarkısını anımsattı çünkü joji 15 yaşındaki naomi’yi yanına onu batılı tarzda bir eş olarak yetiştirmek için alıyor.
köylü kızı naomi fiziksel olarak serpilip güzelleşse de git gide joji’nin asıl beklentisi bu değil. onun isteği naomi’nin batılı tavırları, batılı giyim tarzı, batılı konuşmasıyla hayranlık uyandıracak bir genç kadın olması, tabii ki sonra da naomi’ylr evlenip yanına yakışır bir kadınla “boy” göstermek.
naomi’nin joji’nin istediği bir kadın olup olmadığını yazmayacağım elbette burda ama kitapta sağlam bir japonya eleştirisi olduğuna değinmeden de geçemeyeceğim. biraz “ araba sevdası” tadı da yok değil kitapta. japonların batı hayranlığının bizimkinden geri kalır yanı olmadığını görüyoruz roman boyunca.
gelelim lolita ile naomi arasındaki son kıyaslamamıza. naomi’nin alt başlığı “ bir budalanın aşkı”. lolita’nın alt başlığı ise “ beyaz ırktan dul bir adamın itirafları”. yani iki roman da sonunda vaat ettiği hikayeyi anlatıyor.
birçok nitelikli okur nabokov’un lolita’sına aşinadır. kitap olarak aşina değilseniz bile en azından kubrick tarafından 1962’de sinemaya uyarlanmış halini izlemişsinizdir. o kadar eski filmler izleme alışkanlığınız yoksa adrian lyne’nın 1997 uyarlamasını mutlaka izlemiş en azından görmüşsünüzdür. bu yapacağım incelemenin lolita ile bir ilgisi yok aslında, ben bambaşka birinden bahsedeceğim: na-o-mi. tanizaki’nin naomi’si nabokov’un lolita’sından aşağı yukarı 20 sene önce yazılmış. ama bu iki kitap derin benzerlikler taşıyor. bununla birlikte çok büyük farklılıkları da yok değil.
lolita 13 yaşında bir kız çocuğudur ve yazar humbert humbert bu kız çocuğuna derin bir cinsel istek duymaktadır. lafı dolandırmadan, doğrudan söylemek de fayda var açık net bir pedofili vakasıdır kitapta anlatılan. ancak naomi 15 yaşındadır ve joji onu fiziksel olarak beğense de olay asla pedofiliye dönmez çünkü joji’nin aklında bambaşka bir plan vardır.
lolita kıyaslamalarına burda bir virgül koyuyorum ama bu incelemenin sonunda son bir kez daha değinmek üzere. kitap bana - belki size gülünç gelecek ama - manga grubunun “ bir kadın çizeceksin” şarkısını anımsattı çünkü joji 15 yaşındaki naomi’yi yanına onu batılı tarzda bir eş olarak yetiştirmek için alıyor.
köylü kızı naomi fiziksel olarak serpilip güzelleşse de git gide joji’nin asıl beklentisi bu değil. onun isteği naomi’nin batılı tavırları, batılı giyim tarzı, batılı konuşmasıyla hayranlık uyandıracak bir genç kadın olması, tabii ki sonra da naomi’ylr evlenip yanına yakışır bir kadınla “boy” göstermek.
naomi’nin joji’nin istediği bir kadın olup olmadığını yazmayacağım elbette burda ama kitapta sağlam bir japonya eleştirisi olduğuna değinmeden de geçemeyeceğim. biraz “ araba sevdası” tadı da yok değil kitapta. japonların batı hayranlığının bizimkinden geri kalır yanı olmadığını görüyoruz roman boyunca.
gelelim lolita ile naomi arasındaki son kıyaslamamıza. naomi’nin alt başlığı “ bir budalanın aşkı”. lolita’nın alt başlığı ise “ beyaz ırktan dul bir adamın itirafları”. yani iki roman da sonunda vaat ettiği hikayeyi anlatıyor.
devamını gör...
normal sözlük ocak devrimi
işte sözlük sözlük olma yolunda önemli bir adım daha atti iko nun elleri dert görmesin.
devamını gör...
kötü ev arkadaşı
iyi geceler dediğiniz zaman "ben daha yatmıyorum ki"şeklinde yanıt veren dangalaktır.
devamını gör...
gölge etme başka ihsan istemem
kinik filozof, sinoplu diyojen'in* büyük iskender'e söylediği meşhur sözdür.
ilk entry'de bahsedilenin aksine büyük iskender şehirde gezerken diyojen'e tesadüfen rastlamaz. halihazırda aristoteles'in öğrencisi olan büyük iskender, felsefeye meraklı ve dönemindeki filozofara çok değer veren bir hükümdardır. kinizm ekolü hakkında da bilgi sahibidir.
bu yüzden, toplumun kanıksadığı normların dışında yaşayan diyojen hakkında da pek çok şey duymuştur. bizzat kendisini görmek ve tanışmak için ayağına kadar gider. makedon imparator, arkasındaki kalabalıkla birlikte diyojen'in yaşadığı fıçıya yaklaşır ve "ben, büyük iskender'im." diyerek kendisini tanıtır.
yattığı yerden biraz doğrularak kalabalığa bakan diyojen, imparatora dönüp "ben de köpek diyojen'im." der. bu cevap karşısında şaşıran büyük iskender, filozoflara değer verdiğinden dolayı ona samimiyetle kendisinden bir isteği olup olmadığını sorar. bu soruyu evet, diye yanıtlayan diyojen dünyevi istekleri umursamadığını ima eden bu cevabı verir.
bu olay, pek çok ressam tarafından resmedilmiş, ancak ben fransız ressam nicolas-andre monsiau'nun bu eserini ayrı tutuyorum. diğer tablolardakinin aksine burada diyojen'in büyük makedonya imparatoru'nun yüzüne bile bakmamış olması, atlanılmaması gereken bir detay.

son olarak büyük iskender'in de filozofla yaşadığı bu diyaloğun ardından "eğer iskender olmasaydım, diyojen olurdum." dediği rivayet edilir.
ilk entry'de bahsedilenin aksine büyük iskender şehirde gezerken diyojen'e tesadüfen rastlamaz. halihazırda aristoteles'in öğrencisi olan büyük iskender, felsefeye meraklı ve dönemindeki filozofara çok değer veren bir hükümdardır. kinizm ekolü hakkında da bilgi sahibidir.
bu yüzden, toplumun kanıksadığı normların dışında yaşayan diyojen hakkında da pek çok şey duymuştur. bizzat kendisini görmek ve tanışmak için ayağına kadar gider. makedon imparator, arkasındaki kalabalıkla birlikte diyojen'in yaşadığı fıçıya yaklaşır ve "ben, büyük iskender'im." diyerek kendisini tanıtır.
yattığı yerden biraz doğrularak kalabalığa bakan diyojen, imparatora dönüp "ben de köpek diyojen'im." der. bu cevap karşısında şaşıran büyük iskender, filozoflara değer verdiğinden dolayı ona samimiyetle kendisinden bir isteği olup olmadığını sorar. bu soruyu evet, diye yanıtlayan diyojen dünyevi istekleri umursamadığını ima eden bu cevabı verir.
bu olay, pek çok ressam tarafından resmedilmiş, ancak ben fransız ressam nicolas-andre monsiau'nun bu eserini ayrı tutuyorum. diğer tablolardakinin aksine burada diyojen'in büyük makedonya imparatoru'nun yüzüne bile bakmamış olması, atlanılmaması gereken bir detay.

son olarak büyük iskender'in de filozofla yaşadığı bu diyaloğun ardından "eğer iskender olmasaydım, diyojen olurdum." dediği rivayet edilir.
devamını gör...
sözlükte yalnız hissetmek
futbol tanımı girince oluyor. derin bir yalnızlık... bildirim gelmiyor ve daha da kötüsü yazdığım başlık akışta aşağılara doğru düşüyor.... genelde böyle oluyor.
devamını gör...
kur'an'daki saçma ayetler
nisa suresinin miras ile ilgili olan 12. ve 13. ayetleri. hesaplama yaparsanız yanlışlık olduğunu anlarsınız. tanrının matematiği pek iyi değil galiba.
devamını gör...
fikir hırsızlığı
sen düşünürsün imkanın yok diye üretime geçiremezsin. başkası ile bu fikri paylaşırsın ve o şahıs senden önce davranır. üstüne bir de kendi fikriymiş gibi arsızca övünür çevresine.
en tiksindiren insan davranışıdır. bir gram onur veya şeref emaresi olmayan karaktersiz insandır.
bir de bu insanların zıttı olarak sağduyulu insanlar vardır. onlar senin şahsına münhasır bir cümleni çok beğenirler. bazen paylaşmak isterler ve senin de adını belirterek yaparlar bunu. bu emeğe saygıdan ziyade fikir hırsızlığına düşmemek için yapılandır. kibarlığı ve ince düşüncesi ile hayatta her daim kazanmalarını istediğim karakterli insan türüdür.
en tiksindiren insan davranışıdır. bir gram onur veya şeref emaresi olmayan karaktersiz insandır.
bir de bu insanların zıttı olarak sağduyulu insanlar vardır. onlar senin şahsına münhasır bir cümleni çok beğenirler. bazen paylaşmak isterler ve senin de adını belirterek yaparlar bunu. bu emeğe saygıdan ziyade fikir hırsızlığına düşmemek için yapılandır. kibarlığı ve ince düşüncesi ile hayatta her daim kazanmalarını istediğim karakterli insan türüdür.
devamını gör...