psikanaliz
klasik ve modern olarak ikiye ayrılan psikolojik kuram.
klasik kuram sigmund freud tarafından öne sürülmüştür.
topografik anlayış ve yapısal anlayış olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
topografik anlayışta s. freud bilinci bir buz dağına benzetir. buz dağının görünen kısmına bilinç ve bilinç öncesini koyarken, görünmeyen kısmına bilinçdışını koymuştur.
yapısal anlayışta ise s. freud id, ego ve süperego kavramlarından bahsedip açıklamıştır*.
son olarak psikanalizin moderncilerini sayacak olursak adler, jung, horney, e. fromm, e. erikson, sullivan ve sigmund freud'un kızı anna freud'u sayabiliriz.
klasik kuram sigmund freud tarafından öne sürülmüştür.
topografik anlayış ve yapısal anlayış olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
topografik anlayışta s. freud bilinci bir buz dağına benzetir. buz dağının görünen kısmına bilinç ve bilinç öncesini koyarken, görünmeyen kısmına bilinçdışını koymuştur.
yapısal anlayışta ise s. freud id, ego ve süperego kavramlarından bahsedip açıklamıştır*.
son olarak psikanalizin moderncilerini sayacak olursak adler, jung, horney, e. fromm, e. erikson, sullivan ve sigmund freud'un kızı anna freud'u sayabiliriz.
devamını gör...
boza
boza, bilinen en eski türk içeceklerinden biridir. günümüzde eski osmanlı coğrafyası ile orta asya coğrafyasının bazı kısımlarında yapılıp tüketilir.
boza, darı irmiği, su ve şekerden üretilir. fermente bir içecek olan boza, mayalandıktan hemen sonra daha tatlıyken, bekledikçe ekşi bir lezzet kazanıyor. bozanın kendine özgü tadı ise laktik asit bakterileri sayesinde fermente olmasıyla yani mayalanmasıyla ortaya çıkıyor. fermantasyon, bozaya lezzet kazandırırken sindirim sistemi için yararlı bakterilerin oluşumunu da sağlıyor.
çocukluğumdan beri kışları severek boza tüketen biriyim. açıkçası marketlerden aldığım değişik firmalara ait ürünleri başarılı bulmuyordum. izmirde şemikler bozacısı diye bir mekanı şans eseri öğrendim ve dün yönümü şemikler'e çevirerek boza almaya gittim. çok başarılı boza. izmirde yaşayan, daha önce burayı bilmeyen( düne kadar benim gibi!) boza severlere tavsiye ederim. ben çok beğendim...
boza, darı irmiği, su ve şekerden üretilir. fermente bir içecek olan boza, mayalandıktan hemen sonra daha tatlıyken, bekledikçe ekşi bir lezzet kazanıyor. bozanın kendine özgü tadı ise laktik asit bakterileri sayesinde fermente olmasıyla yani mayalanmasıyla ortaya çıkıyor. fermantasyon, bozaya lezzet kazandırırken sindirim sistemi için yararlı bakterilerin oluşumunu da sağlıyor.
çocukluğumdan beri kışları severek boza tüketen biriyim. açıkçası marketlerden aldığım değişik firmalara ait ürünleri başarılı bulmuyordum. izmirde şemikler bozacısı diye bir mekanı şans eseri öğrendim ve dün yönümü şemikler'e çevirerek boza almaya gittim. çok başarılı boza. izmirde yaşayan, daha önce burayı bilmeyen( düne kadar benim gibi!) boza severlere tavsiye ederim. ben çok beğendim...
devamını gör...
gözlük kullananların korkulu rüyası
lens tavsiyem olur. gözlüğü oldum olası kendime yakıştıramadım.lens bir nevi özgürlüktür *
devamını gör...
mahalle maçı
çok önemli bir olaydır. ciddiye alınmalıdır. maçtan sonra mahalleye dönüldüğünde hayatınız bıraktığı gibi olmayabilir. attığınız ya da kaçırdığınız goller, yedikleriniz tutamadıklarınız mahalledeki saygınlığınızı etkiler.
kendine has kuralları vardır:
1. atan alır: top zorlu bir yere gittiğinde ropu atan kişi almayan gitmek zorundadır.
2. alan atar: ilk kuralın tersi olan bu durumda topu atan kişi mızıkçılık yaparsa topu almaya giden takımın oyuncusu atışı kullanır.
3. üç korner bir penaltı: nedeni pek bilinmese de korner kullanmak yerine 3 kornere ulaşınca bir penaltı hakkı kazanılır ve kornerlerin sayımı büyük sorunlar çıkarır.
4. penaltı kullanmak: penaltı kullanılırken eğer kaleci değiştirilse penaltının kaçması durumunda ikinci penaltı kullanılır.
5. boyu aşan top: bir topun gol sayılabilmesi için kalecinin boyunu aşmayan bir şekilde kaleye girmesi gerekir. bu yüzden genelde takımın en kısa boylusu kaleye geçirilip avantaj sağlanabilir.
6. direk üstü: iki taşla belirlenen direkler manyetik çekim gücüne sahiptir. çünkü köşeye giden bütün toplar nedense hep bu taşların tam üzerinden geçer ve golle sonuçlanmaz.
7. adamın kabul etti: herhangi bir anlaşmazlık anında rakip takımdan bir kişinin karşı takım lehinde bir ifade kullanması anında sarılınan argümandır.
her yerinden öpüyorum rüştü...
kendine has kuralları vardır:
1. atan alır: top zorlu bir yere gittiğinde ropu atan kişi almayan gitmek zorundadır.
2. alan atar: ilk kuralın tersi olan bu durumda topu atan kişi mızıkçılık yaparsa topu almaya giden takımın oyuncusu atışı kullanır.
3. üç korner bir penaltı: nedeni pek bilinmese de korner kullanmak yerine 3 kornere ulaşınca bir penaltı hakkı kazanılır ve kornerlerin sayımı büyük sorunlar çıkarır.
4. penaltı kullanmak: penaltı kullanılırken eğer kaleci değiştirilse penaltının kaçması durumunda ikinci penaltı kullanılır.
5. boyu aşan top: bir topun gol sayılabilmesi için kalecinin boyunu aşmayan bir şekilde kaleye girmesi gerekir. bu yüzden genelde takımın en kısa boylusu kaleye geçirilip avantaj sağlanabilir.
6. direk üstü: iki taşla belirlenen direkler manyetik çekim gücüne sahiptir. çünkü köşeye giden bütün toplar nedense hep bu taşların tam üzerinden geçer ve golle sonuçlanmaz.
7. adamın kabul etti: herhangi bir anlaşmazlık anında rakip takımdan bir kişinin karşı takım lehinde bir ifade kullanması anında sarılınan argümandır.
her yerinden öpüyorum rüştü...
devamını gör...
nadanı terk etmedin yaranı arzularsın
malatyalı niyazi mısri'nin şiiridir.şu videoda asrın lideri söylemektedir buyrun.https://
devamını gör...
günün ünlüsü olmak için eyluling'e gözükmek
eylüling'in bundan haberi varmı peki?
devamını gör...
angaje olma
bir şeyi yapmayı üstlenme.
devamını gör...
nave nave moe
paul gauguin adlı ressamın 1894’te yaptığı nave nave moe adlı tablosu, tahitili iki genç kızın gün ortasındaki halini anlatır.

ermitaj müzesi'nde sergilenen resme dikkatlice bakıldığında iki genç kızın resim kompozisyonundan uzak durduğu fark edilir. ressam bunu bilinçli olarak diğer tablolarında da yapmıştır.
tablonun açıklamasına gelince;
nave nave moe tahiti dilinde tatlı rüyalar anlamına gelmektedir.
tahiti kızlar hayatın farklı aşamalarını simgeler.
sol tarafta başının üstünde hale olan ve uyuklayan genç kız masumiyetin vücut bulmuş halidir. dünyanın kötülüklerinden habersizdir.
sağ tarafta elinde meyve olan ikinci kızın yasak elmayı ısırıp sevgili edinmek istercesine bakışı vardır.
kızların arkasındaki iki kişi ise dans edenlere bakmaktadır.
resmin arka planında tahitili yerliler gizemli antik bir tanrı figürünün etrafında dans etmektedir.
ressam seçtiği renk tonları ve çizimi ile ruh halini de sanatına yansıtmıştır.
paul gauguin mali açıdan kötü durumda iken oldukça primitif bir tarzda resim yapmıştır.
tahiti’de geçirdiği günlerini, tahitililerin yaşam şekli ve inançlarını anlattığı noa noa: the tahiti journal of paul gauguin adlı kitabı nave nave moe tablosunu daha iyi anlamamızı sağlar...
"....sanatçının yararlı bir insan olduğunu ancak çocuklarla yerliler kabul edebilir!
burada, uygar kişiliğimden, çok ötelerde kalmış ilkel kişiliğime dönüyorum. özlediğim bir şeydi bu.
para kazanmak zorunluluğuna ilişkin en küçük bir üzüntüye katlanmaksızın, gerekli olan her şeyi kolayca elde ederek, büyük bir mutluluk içinde, rahat bir yaşam sürdürüyorum.
doğa, yemişlerini bu kadar eli açıklıkla sundukça, paranın yeri ve gereği kalmıyor.
para aracılığıyla hayatta ihtiyaç duyduğum her şeye erişebileceğimi sanıyordum. yanlış!
hayatta kalabilmek için bereketli ve cömert doğaya başvurmalı.
o, ağaçlar, dağlar ve denizdeki kaynaklarında sakladığı hazineleri ondan isteyen hiç kimseyi geri çevirmez.
fakat yüksek ağaçlara tırmanmayı, dağa çıkmayı ve ağır yüklerle dönmeyi, balık tutmayı, dalmayı, denizin derinliklerinde kayalara sağlamca tutunmuş deniz kabuklarını söküp almayı bilmek gerekir."
tablonun değeri ise yaklaşık 40 milyon amerikan dolarıdır. hastalanıp, ilaç alacak parası olmadığı için ölen ressamın başka bir tablosu ise 2015 yılında 300 milyon dolara satılmıştır.
kafa sözlük'teki ressam arkadaşlarımızın kıymetini bilelim. *

ermitaj müzesi'nde sergilenen resme dikkatlice bakıldığında iki genç kızın resim kompozisyonundan uzak durduğu fark edilir. ressam bunu bilinçli olarak diğer tablolarında da yapmıştır.
tablonun açıklamasına gelince;
nave nave moe tahiti dilinde tatlı rüyalar anlamına gelmektedir.
tahiti kızlar hayatın farklı aşamalarını simgeler.
sol tarafta başının üstünde hale olan ve uyuklayan genç kız masumiyetin vücut bulmuş halidir. dünyanın kötülüklerinden habersizdir.
sağ tarafta elinde meyve olan ikinci kızın yasak elmayı ısırıp sevgili edinmek istercesine bakışı vardır.
kızların arkasındaki iki kişi ise dans edenlere bakmaktadır.
resmin arka planında tahitili yerliler gizemli antik bir tanrı figürünün etrafında dans etmektedir.
ressam seçtiği renk tonları ve çizimi ile ruh halini de sanatına yansıtmıştır.
paul gauguin mali açıdan kötü durumda iken oldukça primitif bir tarzda resim yapmıştır.
tahiti’de geçirdiği günlerini, tahitililerin yaşam şekli ve inançlarını anlattığı noa noa: the tahiti journal of paul gauguin adlı kitabı nave nave moe tablosunu daha iyi anlamamızı sağlar...
"....sanatçının yararlı bir insan olduğunu ancak çocuklarla yerliler kabul edebilir!
burada, uygar kişiliğimden, çok ötelerde kalmış ilkel kişiliğime dönüyorum. özlediğim bir şeydi bu.
para kazanmak zorunluluğuna ilişkin en küçük bir üzüntüye katlanmaksızın, gerekli olan her şeyi kolayca elde ederek, büyük bir mutluluk içinde, rahat bir yaşam sürdürüyorum.
doğa, yemişlerini bu kadar eli açıklıkla sundukça, paranın yeri ve gereği kalmıyor.
para aracılığıyla hayatta ihtiyaç duyduğum her şeye erişebileceğimi sanıyordum. yanlış!
hayatta kalabilmek için bereketli ve cömert doğaya başvurmalı.
o, ağaçlar, dağlar ve denizdeki kaynaklarında sakladığı hazineleri ondan isteyen hiç kimseyi geri çevirmez.
fakat yüksek ağaçlara tırmanmayı, dağa çıkmayı ve ağır yüklerle dönmeyi, balık tutmayı, dalmayı, denizin derinliklerinde kayalara sağlamca tutunmuş deniz kabuklarını söküp almayı bilmek gerekir."
tablonun değeri ise yaklaşık 40 milyon amerikan dolarıdır. hastalanıp, ilaç alacak parası olmadığı için ölen ressamın başka bir tablosu ise 2015 yılında 300 milyon dolara satılmıştır.
kafa sözlük'teki ressam arkadaşlarımızın kıymetini bilelim. *
devamını gör...
evlilik cüzdanı
nikahtan sonra madalya kazanmışçasına gelinin havaya kaldırmayı pek bir marifet sandığı devlet ve toplum onaylı yasal sevişme izninin belgesi
devamını gör...
kitap önerileri
clarissa p. estes-kurtlarla koşan kadınlar
yu hua-yaşamak
daniel keys-algernon’a çiçekler
platon-devlet
john steinbeck-inci
yu hua-yaşamak
daniel keys-algernon’a çiçekler
platon-devlet
john steinbeck-inci
devamını gör...
bir evi daha yaşanılır kılan detaylar
-kedi
-kaliteli ışık
-geniş mutfak
-kaliteli ışık
-geniş mutfak
devamını gör...
jan van eyck
kuzey avrupa rönesansının öncülerinden flaman ressam.
en ilginç özelliklerinden biri tablolarına imza atan ilk ressamlardan biri olması. o zamana kadar ressamlık herhangi bir zanaatkarlık gibi görülüyordu bu yüzden de ressamlar eserlerini pek imzalamazdı.
glasis tekniğini kullanarak kimsede görülmemiş resimler yaptı.
gerçekçi portreler yapmasıyla da zamanının devrimcisi olmuştur.
portrait of a man ismiyle yaptığı şu portrenin otoportre olduğu düşünülüyor.
zamanına uygun olarak gerçekçi ve sembolist tarzları birbirine karıştırarak kullanmıştır. sembolizm ve ikonografiyi genellikle arkaplanda kullanmıştır.
the arnolfini wedding
the lucca madonna
en ilginç özelliklerinden biri tablolarına imza atan ilk ressamlardan biri olması. o zamana kadar ressamlık herhangi bir zanaatkarlık gibi görülüyordu bu yüzden de ressamlar eserlerini pek imzalamazdı.
glasis tekniğini kullanarak kimsede görülmemiş resimler yaptı.
gerçekçi portreler yapmasıyla da zamanının devrimcisi olmuştur.
portrait of a man ismiyle yaptığı şu portrenin otoportre olduğu düşünülüyor.
zamanına uygun olarak gerçekçi ve sembolist tarzları birbirine karıştırarak kullanmıştır. sembolizm ve ikonografiyi genellikle arkaplanda kullanmıştır.
the arnolfini wedding
the lucca madonna
devamını gör...
evli erkeğin arkadaşlarıyla 2 saat takılması
yularını koparan ay pardon iznini alan erkeğin arkadaşlarıyla (arkadaş dediysek öyle herkesle olmaz onayı alınan kişilerle.) uslu uslu zaman geçirmesi.
ikili ilişkiler üzerine artık yazasım yok. lakin zaman zaman okudukça ve örneklerini gördükçe kanım çekiliyor. neden evlenmiyorsuna verilebilecek en güzel yanıt gibisin güzel türkiyemin aşırı kıskanç, aşırı kontrolcü, aşırı saygısız insanları...
ikili ilişkiler üzerine artık yazasım yok. lakin zaman zaman okudukça ve örneklerini gördükçe kanım çekiliyor. neden evlenmiyorsuna verilebilecek en güzel yanıt gibisin güzel türkiyemin aşırı kıskanç, aşırı kontrolcü, aşırı saygısız insanları...
devamını gör...
zerdüştlük
iyiliğin ve kötülüğün ve her türlü zıtlaşma halinin dünyadaki yaşamın sebebi olduğuna inanılan.
devamını gör...
oyunbozan
zeki alasya'nın metin akpınar'sız ilk filmi, ayrıca bir nesli çölgeçen filmi. belki de eksiği doldurmak için olacak, filmdeki diğer erkek başrolün* adı da metin olmuştu.
filmdeki ikisi kadın üç önemli rolü de (kötü adam, kötü adamın sevgilisi ve zeki abinin kızı) yunanlı oyuncuların oynaması da ilginç bir nokta.
istanbul'un bir kenar mahallesinde oturan metin*, taksicilik yapan ve nişanlısıyla çeyiz düzmeye çalışan bir mahalle delikanlısıdır. sekiz yıldır, cezaevinden kanser hastalığı nedeniyle tahliye edilen şair kemal yılmaz'ı* her sabah evinden hastaneye götürür ve aralarında böyle bir ahbaplık doğar. yine her sabah, aynı noktada beklemesine aynı trafik polisi* engel olur.
bir gün metin, yine "burda bekleme yapma" diyen polise "abi üşümüşsün, sabah ayazında burda dikilmek de kolay değil, gel içeriye bin, termosum dolu çay da içersin" diye zarf atarak onu arabasına alır. tam bu esnada önlerinden hızlıca bir mercedes geçince polisin fbı aşkı tutar, metin'e "takip et şunu" der. mercedes'ten adını film boyunca öğrenemedimiz bir mafya babası, babanın metresi ve iki de koruma inerek infaz yaparlar, tam bu esnada yetişen polis "atın lan silahları" diye bağırınca elemanlar onu da öldürür. şehit cenazesini arabasına alan metin hızla bir karakola sığınsa da takip eden çete "deli bu deli" diye onu kaçırır, arabayı da içindeki cesetle birlikte yakarak metin'in cenazesini kaldırırlar.
diğer taraftan metin, sürekli adı sanı belirsiz kendisi çok şişman büyük patrondan (gıdığı buldog gibi sallanan bir soner ağın) emirler alan adsız baba tarafından denenir. önce kendisine cinayet silahı elletilir, sonra da "artık parmak izin bir suç aletinin üstünde, bu cinayeti yatmak istemiyorsan bizim için adam öldüreceksin" denilir. ilk görevi de kemal yılmaz'ı öldürmektir. ama metin yüz yüze geldiği abonesini vuramaz. kemal amcayla ikisi mafyanın elinden kaçarak kartalkaya'da saklanmaya başlarlar.
diğer taraftan, metin'i elinden kaçırdığı gibi şişko patrondan da fırçayı yiyen adsız reis, metin'in ailesini sorgulayarak izini arar. neden sonra kartalkaya'da saklandığı yeri bulur, adamları ve metresiyle gelir, kavgada tüm mafya elemanları ölürken polis metin'i gözaltına alır, kemal amca "teslim oluyorum" diye suçu üstlenmeye çalışsa da o bir ambulansla aşağı indirilir...
aksiyon sahneleri, kovalamacalar gayet iyi çekilmiş olsa da filmde bir şeyler yerine oturmamış. eksik nedir bilemedim.
son olarak, filmin müziklerini nadir göktürk yapmış. final şarkısında da, sakallı nadir'in grubunun* o dönemki kadın vokali feyza erenmemiş mikrofonlara geliyor. şarkının güftesi şöyle:
deniz gider tuzu kalır,
aşk biter sızı kalır,
söz uçar yazı kalır,
onu da eskiciler alır.
gül kokar sevda yakar,
su akar deli bakar,
şu dünyanın seyrine doyum olmaz hiç,
dönsün dönebildiği kadar...
ah aman aman bu ne oyunmuş?
kedi kuyruğundan korkmuş
ah aman aman bu ne oyunmuş?
bülbülün dili tutulmuş
ah aman aman aşk yalanmış?
dilimize nerden dolanmış?
ah aman aman hayat ne hoşmuş?
ama bir varmış bir yokmuş
filmdeki ikisi kadın üç önemli rolü de (kötü adam, kötü adamın sevgilisi ve zeki abinin kızı) yunanlı oyuncuların oynaması da ilginç bir nokta.
istanbul'un bir kenar mahallesinde oturan metin*, taksicilik yapan ve nişanlısıyla çeyiz düzmeye çalışan bir mahalle delikanlısıdır. sekiz yıldır, cezaevinden kanser hastalığı nedeniyle tahliye edilen şair kemal yılmaz'ı* her sabah evinden hastaneye götürür ve aralarında böyle bir ahbaplık doğar. yine her sabah, aynı noktada beklemesine aynı trafik polisi* engel olur.
bir gün metin, yine "burda bekleme yapma" diyen polise "abi üşümüşsün, sabah ayazında burda dikilmek de kolay değil, gel içeriye bin, termosum dolu çay da içersin" diye zarf atarak onu arabasına alır. tam bu esnada önlerinden hızlıca bir mercedes geçince polisin fbı aşkı tutar, metin'e "takip et şunu" der. mercedes'ten adını film boyunca öğrenemedimiz bir mafya babası, babanın metresi ve iki de koruma inerek infaz yaparlar, tam bu esnada yetişen polis "atın lan silahları" diye bağırınca elemanlar onu da öldürür. şehit cenazesini arabasına alan metin hızla bir karakola sığınsa da takip eden çete "deli bu deli" diye onu kaçırır, arabayı da içindeki cesetle birlikte yakarak metin'in cenazesini kaldırırlar.
diğer taraftan metin, sürekli adı sanı belirsiz kendisi çok şişman büyük patrondan (gıdığı buldog gibi sallanan bir soner ağın) emirler alan adsız baba tarafından denenir. önce kendisine cinayet silahı elletilir, sonra da "artık parmak izin bir suç aletinin üstünde, bu cinayeti yatmak istemiyorsan bizim için adam öldüreceksin" denilir. ilk görevi de kemal yılmaz'ı öldürmektir. ama metin yüz yüze geldiği abonesini vuramaz. kemal amcayla ikisi mafyanın elinden kaçarak kartalkaya'da saklanmaya başlarlar.
diğer taraftan, metin'i elinden kaçırdığı gibi şişko patrondan da fırçayı yiyen adsız reis, metin'in ailesini sorgulayarak izini arar. neden sonra kartalkaya'da saklandığı yeri bulur, adamları ve metresiyle gelir, kavgada tüm mafya elemanları ölürken polis metin'i gözaltına alır, kemal amca "teslim oluyorum" diye suçu üstlenmeye çalışsa da o bir ambulansla aşağı indirilir...
aksiyon sahneleri, kovalamacalar gayet iyi çekilmiş olsa da filmde bir şeyler yerine oturmamış. eksik nedir bilemedim.
son olarak, filmin müziklerini nadir göktürk yapmış. final şarkısında da, sakallı nadir'in grubunun* o dönemki kadın vokali feyza erenmemiş mikrofonlara geliyor. şarkının güftesi şöyle:
deniz gider tuzu kalır,
aşk biter sızı kalır,
söz uçar yazı kalır,
onu da eskiciler alır.
gül kokar sevda yakar,
su akar deli bakar,
şu dünyanın seyrine doyum olmaz hiç,
dönsün dönebildiği kadar...
ah aman aman bu ne oyunmuş?
kedi kuyruğundan korkmuş
ah aman aman bu ne oyunmuş?
bülbülün dili tutulmuş
ah aman aman aşk yalanmış?
dilimize nerden dolanmış?
ah aman aman hayat ne hoşmuş?
ama bir varmış bir yokmuş
devamını gör...
ben gamlı hazan
sözleri şöyledir,
ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç.
sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç
olmaz meleğim böyle bir aşk bende vakit geç
sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç.
şiiri yazan sıtkı angınbaş, bestesini yapan melahat pars'tır. bu şarkı'nın hikayesi belki bir şehir efsanesi belki gerçek ama hüzünlü bir hikayesi vardır. neyse efendim ben bu parçayı rahmetli kemal sunal'ın meraklı köfteci filminde kısacık yorumlaması ve kendi kendine konuşmasından güldürmesiyle paylaşmak istedim.
buradan
ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç.
sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç
olmaz meleğim böyle bir aşk bende vakit geç
sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç.
şiiri yazan sıtkı angınbaş, bestesini yapan melahat pars'tır. bu şarkı'nın hikayesi belki bir şehir efsanesi belki gerçek ama hüzünlü bir hikayesi vardır. neyse efendim ben bu parçayı rahmetli kemal sunal'ın meraklı köfteci filminde kısacık yorumlaması ve kendi kendine konuşmasından güldürmesiyle paylaşmak istedim.
buradan
devamını gör...
medine fukarası
osmanlı imparatorluğu döneminde, sosyal yardım ve destekler vakıflar aracılığı ile yapılıyordu.
vakıflar genellikle istanbul'da bulunurken, eski başkentler bursa ve edirne'de de vakıflar bulunmaktaydı.
kudüs,mekke, medine gibi osmanlının önemsediği şehirlerde vakıf bulunmazken; osmanlı bu üç şehre bu vakıflardan yardım aktarmaktaydı.
bu yardım , ödenek adına her ne derseniz, her sene hiç aksatılmadan surre adı verilen askeri alaylarla bu şehirlere gönderilirdi.
osmanlı vakıfları, devlet adına gönderilecek parayı her yıl düzenli olarak toplar, merkezden mekke, medine ve kudüs'e aktarılır. o zamanlar banka havalesi yok tabe... bu nedenle surre alayları organize edilir, gidecek kervanlar hazırlanır, yol boyunca ihtiyaçların giderilmesine yönelik önlemler alınırdı efem...
bu kervanların giderleri vakıflardan sağlanırdı.
medine'ye ayrılan bütçe; kudüs ve mekke'ye ayrılandan çok fazlaydı.
bu sebeple, medine de bulan ve bu sosyal yardımdan faydalanmak isteyenler gerçek fakirler ve elbisesini, fistanını parçalayan, üstüne başına karalar sürme suretiyle , ''fakir görüntüsü'' yaratan uyanıklar sıraya girerlerdi.
bu görüntüyü yaratan uyanık kesim o kadar başarılı olmuştur ki; medine dilencisi kavramı ortaya çıkmıştır efem.
perperişan üstü başı dökülen kişilere '' medine fukarası'' denmeye başlanmıştır.
vakıflar genellikle istanbul'da bulunurken, eski başkentler bursa ve edirne'de de vakıflar bulunmaktaydı.
kudüs,mekke, medine gibi osmanlının önemsediği şehirlerde vakıf bulunmazken; osmanlı bu üç şehre bu vakıflardan yardım aktarmaktaydı.
bu yardım , ödenek adına her ne derseniz, her sene hiç aksatılmadan surre adı verilen askeri alaylarla bu şehirlere gönderilirdi.
osmanlı vakıfları, devlet adına gönderilecek parayı her yıl düzenli olarak toplar, merkezden mekke, medine ve kudüs'e aktarılır. o zamanlar banka havalesi yok tabe... bu nedenle surre alayları organize edilir, gidecek kervanlar hazırlanır, yol boyunca ihtiyaçların giderilmesine yönelik önlemler alınırdı efem...
bu kervanların giderleri vakıflardan sağlanırdı.
medine'ye ayrılan bütçe; kudüs ve mekke'ye ayrılandan çok fazlaydı.
bu sebeple, medine de bulan ve bu sosyal yardımdan faydalanmak isteyenler gerçek fakirler ve elbisesini, fistanını parçalayan, üstüne başına karalar sürme suretiyle , ''fakir görüntüsü'' yaratan uyanıklar sıraya girerlerdi.
bu görüntüyü yaratan uyanık kesim o kadar başarılı olmuştur ki; medine dilencisi kavramı ortaya çıkmıştır efem.
perperişan üstü başı dökülen kişilere '' medine fukarası'' denmeye başlanmıştır.
devamını gör...
babaların babası
1975 yapımı yönetmeni natuk baytan senaryo yazarı erdoğan tünaş olan aksiyon, absürt komedi türünde bir türk filmi . filmin baş rollerinde cüneyt arkın, filiz akın , erol taş, turgut özatay oynar.
filmin konusuna gelecek olursak.
nermin(filiz akın), güzel ve başarılı bir iş kadınıdır. beşiktaşlı murat (cüneyt arkın ) ise namlı bir kabadayı ve nakliyat işi yapan bir iş adamıdır. nermin ile murat çok büyük bir aşk ile evlenmiş fakat murat'ın çapkınlıkları yüzünden boşanmışlardır 3 çocukları olduktan sonra. nermin üç çocuğunu tek başına büyütmüştür. oğluları ve damadı işe yaramaz konumdadır büyük oğlu erol(yaşar yağmur) çapkınlıktan küçük oğlu fikret (cem onur) danstan discodan damadı tarık (cemil şahbaz) ise kumardan başını alamamaktadır. murat ise kendisine yasadışı işler teklif eden aliço muratın tabiri ile uyuz aliço(erol taş) ile uğraşmakta ve çapkınlıklarına devam etmektedir. tarık kumarhane patronu rasim'in(turgut özatay)tehdit etmesi sonucu kayınvalidesinden torun ömere düşkünlüğünü kullanarak para alıp borcunu öder ve rasim'e kayınvalidesinden aldığını söyler . rasim bir plan yaparak nerminin evini basıp erolu döverek torununu kaçırtır. nermin ise bu işi halletmesi için yıllar sonra murattan yardım isteyecektir.
filmde bir çok absürt sahne vardır mesela seni çıktığın yere gönderiyorum:
oğluları ile yıllar sonra karşılaşma sahnesi:
bana kurşun işlemez ahbap:
bunun gibi bir sürü absürt komedi sahnesi bulunur aynı natuk baytanlı kemal sunal filmleri gibi. gülerek izleyebileceğiniz bir filmdir efendim hele oğluları ile idman yaparken olan sahneler bir efsanedir.
filmin konusuna gelecek olursak.
nermin(filiz akın), güzel ve başarılı bir iş kadınıdır. beşiktaşlı murat (cüneyt arkın ) ise namlı bir kabadayı ve nakliyat işi yapan bir iş adamıdır. nermin ile murat çok büyük bir aşk ile evlenmiş fakat murat'ın çapkınlıkları yüzünden boşanmışlardır 3 çocukları olduktan sonra. nermin üç çocuğunu tek başına büyütmüştür. oğluları ve damadı işe yaramaz konumdadır büyük oğlu erol(yaşar yağmur) çapkınlıktan küçük oğlu fikret (cem onur) danstan discodan damadı tarık (cemil şahbaz) ise kumardan başını alamamaktadır. murat ise kendisine yasadışı işler teklif eden aliço muratın tabiri ile uyuz aliço(erol taş) ile uğraşmakta ve çapkınlıklarına devam etmektedir. tarık kumarhane patronu rasim'in(turgut özatay)tehdit etmesi sonucu kayınvalidesinden torun ömere düşkünlüğünü kullanarak para alıp borcunu öder ve rasim'e kayınvalidesinden aldığını söyler . rasim bir plan yaparak nerminin evini basıp erolu döverek torununu kaçırtır. nermin ise bu işi halletmesi için yıllar sonra murattan yardım isteyecektir.
filmde bir çok absürt sahne vardır mesela seni çıktığın yere gönderiyorum:
oğluları ile yıllar sonra karşılaşma sahnesi:
bana kurşun işlemez ahbap:
bunun gibi bir sürü absürt komedi sahnesi bulunur aynı natuk baytanlı kemal sunal filmleri gibi. gülerek izleyebileceğiniz bir filmdir efendim hele oğluları ile idman yaparken olan sahneler bir efsanedir.
devamını gör...
normal sözlük'te herkesin fakir olması
kalbimiz fakir olmasın hafız diyeceğim ama bu da fakir edebiyatı.
devamını gör...
