1071'de anadolu'nun kapısından içeri ilk giren
ismail abinin dedeleri girmiştir. sizin ağzınızdan çıkanı kulağınızın duyduğunun tuttuğuna ...
devamını gör...
jose saramago
nobel ödülü almış, portekizli harika yazar, yüce insan.
başyapıtı genel görüşe göre “körlük” isimli kitabıdır. kilise ve tanrı ( t’yi büyük mü yazmalı) ile arası biraz bozuk olabilir. bir rivayete göre “isa’ya göre incil” kitabından sonra kilise biraz sinirlenmiş ve aforoz kozunu masaya sürmüştür. o da kanarya adalarına yerleşip, kendini iyice yazma işine vermiştir.
nokta ve virgül dışındaki noktalama işaretlerinden pek hazzetmez.
başyapıtı genel görüşe göre “körlük” isimli kitabıdır. kilise ve tanrı ( t’yi büyük mü yazmalı) ile arası biraz bozuk olabilir. bir rivayete göre “isa’ya göre incil” kitabından sonra kilise biraz sinirlenmiş ve aforoz kozunu masaya sürmüştür. o da kanarya adalarına yerleşip, kendini iyice yazma işine vermiştir.
nokta ve virgül dışındaki noktalama işaretlerinden pek hazzetmez.
devamını gör...
kekeme
bu entry'de 4 yaşımdan 10-12 yaşına kadar yaşamış olduğum olduğum kekemelik sürecimden, yaşadığım zorluklardan ve kişisel başarımdan bahsedeceğim, çayınızı kahvenizi ve kekinizi eksik etmeyin, iyi okumalar.
tanım ile başlayalım, nedir bu kekemelik?
kelimelerin, seslerin ya da harflerin ağızdan kesikli olarak çıkması, konuşurken duraksamak, konuşamamaktır, toplumumuzun yaklaşık %10 ila %12'si bu rahatsızlıktan muzdariptir, bu sebeple bilmekte fayda var, değil mi?
kekemelik, konuşma bozukluğu, ikiye ayrılır.
a) doğuştan, fizyolojik sebeplerle kekeme olanlar.
b) psikolojik bir travma sebebiyle kekeme olanlar.
ben b sınıfında yer alan eski bir kekemeyim, kendisiyle uzun süren bir savaşımız oldu, ne mutlu ki yendim. :)
öncelikle, insanı diğer hayvanlardan ayıran en büyük iki özellik düşünmek ve bağımsız iletişimdir, kekeme olan bireylerde bu iki yetiden biri eksik olduğu için çok ciddi sorunlar ile başbaşa kaldıklarını belirtmekte fayda var, kekeme olan bireyler aynı zamanda özgüven eksikliği, asosyallik, obezite gibi sorunlar ile yüzleşmek zorunda kalabiliyorlar.
ben kekeme olduğumu dört yaşında öğrendim, ailem ve etrafımdaki insanlar söylediler, çocuk olduğumuz için ne olduğunu anlayamadık tabii, ancak sonradan işin rengi değişti. bir insan için en basit zevkler benim için ızdıraptı; bakkaldan bir şeyler almak, kıyafet alışverişi yapmak, okulda türkçe dersinde öğretmenin oku dediği yeri okuyamamak, arkadaş edinmek, dertlerini paylaşmak ve daha nicesi.
her şeyde olduğu gibi kötü bir olay tek başına gelmedi, başta özgüvenimi kaybettim, ardından insanlara olan güvenimi ve sevgimi, okula yeni başlayan ve insanların parmakla gösterip "bak, o konuşamıyor, ne kadar kötü değil mi?" dediği insan oldum, insanlar tarafından acınmak da berbat, haliyle.
sekiz yaşıma doğru kaybettiğim mutluluğu yemekte aramaya başladım ve kendi yaşımdan yedi-sekiz yaş büyük(genç giyim) kıyafetleri giymeye başladım, cüssemin büyümesi ve irileşmem ile öfkem birleşti ve sinirli biri olup çıktım, bu süreçte de özellikle kavga ettiğim kişi sayısı arttı, öfkemi kontrol edememeye başladım.
on yaşıma geldiğimde bir şeylerin değişmesi gerektiğine karar verdim ve öfkemi bir kenara koydum, öğretmenin oku dediği yerlerde okuyamadığımda okumak için daha çok çalıştım, asla pes etmedim, bu süreç iki yıl sürdü ve sonunda yendim.
keşke birkaç paragrafa sığan bir süreç küçük bir çocuk için de aynı kısa zamanda olsaydı, bu süreç beni yaşıma göre olgun davranmaya itti, bu sebeple erken büyüdüm denilebilir.
velhâsıl, kekemelik ciddi yönetim isteyen bir süreçtir, özellikle küçük yaşlarda bu dertten muzdarip olan kişiler beni anlayacaktır.
buraya benim bu süreçte en çok rahatsız olduğum davranışları da not düşmek istiyorum.
1) kekeme birisinin lafını asla tamamlamayın, birakın o tamamlasın, müdahale etmeyin.
2) o da normal bir insan, sadece ciddi bir sorunla baş başa, ona yanında olduğunuzu hissettirin ve iyi davranmaya özen gösterin.
3) kekeme olması hakkında o istemedikçe konuşmayın, kekeme olan bireyler kekemelikten bahsedildiğinde stres yaptıkları için daha çok kekelemeye başlarlar.
4) sevin dostlar, sevdiğinizi gösterin.
5) bilinçli bir aile bireyi olun ve çocuğunuzu hacı-hoca gibi kişiler yerine öncelikli olarak modern tıbbı tercih edin, konuşma terapistine götürün.
6) çocuğunuza asla şiddet uygulamayın, bu muhtemelen benim kekememe neden olan travma sebebimdi, lütfen yapmayın.
7) çocuğunuzun ya da arkadaşınızın kekemelik gibi bir sorunu varsa onun yanında olun, aksi durumda benim gibi tek başına yenmek zorunda olabilir, yenerken duygularından büyük bir parçayı kaybedebilir.
buradan sonrası kekeme olan arkadaşlar için:
arkadaşlar, asla pes etmeyin, geçmekte olduğunuz yolları henüz kumdan kale yapmam gereken bir süreçte geçirdim ve çok iyi anlıyorum, kaç yaşınızda ve her kim olursanız olun başarabileceğinize inanıyorum, ben yolun sonuna ulaştım ve kurtuldum, mesaj kutum her zaman açık, aklınıza takılan bir konu olursa ya da konuşmak isterseniz lütfen beni rahatsız edin.
sevgilerimle, güzel kalın.
tanım ile başlayalım, nedir bu kekemelik?
kelimelerin, seslerin ya da harflerin ağızdan kesikli olarak çıkması, konuşurken duraksamak, konuşamamaktır, toplumumuzun yaklaşık %10 ila %12'si bu rahatsızlıktan muzdariptir, bu sebeple bilmekte fayda var, değil mi?
kekemelik, konuşma bozukluğu, ikiye ayrılır.
a) doğuştan, fizyolojik sebeplerle kekeme olanlar.
b) psikolojik bir travma sebebiyle kekeme olanlar.
ben b sınıfında yer alan eski bir kekemeyim, kendisiyle uzun süren bir savaşımız oldu, ne mutlu ki yendim. :)
öncelikle, insanı diğer hayvanlardan ayıran en büyük iki özellik düşünmek ve bağımsız iletişimdir, kekeme olan bireylerde bu iki yetiden biri eksik olduğu için çok ciddi sorunlar ile başbaşa kaldıklarını belirtmekte fayda var, kekeme olan bireyler aynı zamanda özgüven eksikliği, asosyallik, obezite gibi sorunlar ile yüzleşmek zorunda kalabiliyorlar.
ben kekeme olduğumu dört yaşında öğrendim, ailem ve etrafımdaki insanlar söylediler, çocuk olduğumuz için ne olduğunu anlayamadık tabii, ancak sonradan işin rengi değişti. bir insan için en basit zevkler benim için ızdıraptı; bakkaldan bir şeyler almak, kıyafet alışverişi yapmak, okulda türkçe dersinde öğretmenin oku dediği yeri okuyamamak, arkadaş edinmek, dertlerini paylaşmak ve daha nicesi.
her şeyde olduğu gibi kötü bir olay tek başına gelmedi, başta özgüvenimi kaybettim, ardından insanlara olan güvenimi ve sevgimi, okula yeni başlayan ve insanların parmakla gösterip "bak, o konuşamıyor, ne kadar kötü değil mi?" dediği insan oldum, insanlar tarafından acınmak da berbat, haliyle.
sekiz yaşıma doğru kaybettiğim mutluluğu yemekte aramaya başladım ve kendi yaşımdan yedi-sekiz yaş büyük(genç giyim) kıyafetleri giymeye başladım, cüssemin büyümesi ve irileşmem ile öfkem birleşti ve sinirli biri olup çıktım, bu süreçte de özellikle kavga ettiğim kişi sayısı arttı, öfkemi kontrol edememeye başladım.
on yaşıma geldiğimde bir şeylerin değişmesi gerektiğine karar verdim ve öfkemi bir kenara koydum, öğretmenin oku dediği yerlerde okuyamadığımda okumak için daha çok çalıştım, asla pes etmedim, bu süreç iki yıl sürdü ve sonunda yendim.
keşke birkaç paragrafa sığan bir süreç küçük bir çocuk için de aynı kısa zamanda olsaydı, bu süreç beni yaşıma göre olgun davranmaya itti, bu sebeple erken büyüdüm denilebilir.
velhâsıl, kekemelik ciddi yönetim isteyen bir süreçtir, özellikle küçük yaşlarda bu dertten muzdarip olan kişiler beni anlayacaktır.
buraya benim bu süreçte en çok rahatsız olduğum davranışları da not düşmek istiyorum.
1) kekeme birisinin lafını asla tamamlamayın, birakın o tamamlasın, müdahale etmeyin.
2) o da normal bir insan, sadece ciddi bir sorunla baş başa, ona yanında olduğunuzu hissettirin ve iyi davranmaya özen gösterin.
3) kekeme olması hakkında o istemedikçe konuşmayın, kekeme olan bireyler kekemelikten bahsedildiğinde stres yaptıkları için daha çok kekelemeye başlarlar.
4) sevin dostlar, sevdiğinizi gösterin.
5) bilinçli bir aile bireyi olun ve çocuğunuzu hacı-hoca gibi kişiler yerine öncelikli olarak modern tıbbı tercih edin, konuşma terapistine götürün.
6) çocuğunuza asla şiddet uygulamayın, bu muhtemelen benim kekememe neden olan travma sebebimdi, lütfen yapmayın.
7) çocuğunuzun ya da arkadaşınızın kekemelik gibi bir sorunu varsa onun yanında olun, aksi durumda benim gibi tek başına yenmek zorunda olabilir, yenerken duygularından büyük bir parçayı kaybedebilir.
buradan sonrası kekeme olan arkadaşlar için:
arkadaşlar, asla pes etmeyin, geçmekte olduğunuz yolları henüz kumdan kale yapmam gereken bir süreçte geçirdim ve çok iyi anlıyorum, kaç yaşınızda ve her kim olursanız olun başarabileceğinize inanıyorum, ben yolun sonuna ulaştım ve kurtuldum, mesaj kutum her zaman açık, aklınıza takılan bir konu olursa ya da konuşmak isterseniz lütfen beni rahatsız edin.
sevgilerimle, güzel kalın.
devamını gör...
bildirim gelince sevinen yazar
bu da mı dert olmuş?
bu arada; bildirim biriktirmekle ilgisi yok onun her zaman. biriktiren vardır belki, bilemem. bu kadar zararsız bir eylemden keyif alıyorsa bir insan, bırakın alsın. şu ülkede keyif alabilen varsa hâlâ bir şeylerden, bozmayın moralini.
ben biriktirmiyorum. aksine rahatsız oluyorum turuncu turuncu durunca, bakıyorum hemen.
3 ay girmedim, döndüğümde manzara buydu ve evet bu kadarına ben de şaşırdığım için ss almıştım:

kıssadan hisse; bir süre sözlüğe girmediğinizde istemeseniz de birikiyor.
bunun dışında sabahları baktığımda en fazla 20-30 arası bildirim olur ama gün içinde 10'u pek geçmez sayısı. * fakat bundan keyif alıp almadığım üzerinde hiç düşünmedim. bildirim işte yahu! kapatınca hiç gelmiyor. ne yapacağız o zaman, kendimizi bir yerden mi atacağız?
bak ama, uzun yazıları okuyup oylayan olunca mutlu oluyorum yazdıklarım boşa gitmediği için. o ayrı...
bu arada; bildirim biriktirmekle ilgisi yok onun her zaman. biriktiren vardır belki, bilemem. bu kadar zararsız bir eylemden keyif alıyorsa bir insan, bırakın alsın. şu ülkede keyif alabilen varsa hâlâ bir şeylerden, bozmayın moralini.
ben biriktirmiyorum. aksine rahatsız oluyorum turuncu turuncu durunca, bakıyorum hemen.
3 ay girmedim, döndüğümde manzara buydu ve evet bu kadarına ben de şaşırdığım için ss almıştım:

kıssadan hisse; bir süre sözlüğe girmediğinizde istemeseniz de birikiyor.
bunun dışında sabahları baktığımda en fazla 20-30 arası bildirim olur ama gün içinde 10'u pek geçmez sayısı. * fakat bundan keyif alıp almadığım üzerinde hiç düşünmedim. bildirim işte yahu! kapatınca hiç gelmiyor. ne yapacağız o zaman, kendimizi bir yerden mi atacağız?
bak ama, uzun yazıları okuyup oylayan olunca mutlu oluyorum yazdıklarım boşa gitmediği için. o ayrı...
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
"bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı."
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı."
devamını gör...
masonluk
türkiye'de oldukça yanlış anlaşılan ve çeşitli komplo teorileri ile özdeşleştirilen oluşum. masonizm nasıl ki bir anda ortaya çıkmadıysa, bir anda da ortadan kaybolmayacaktır. temel tarihine ve devamında olası sorulara cevap şeklinde doğru yanlışlara bir göz gezdirelim.
mason ne demek? nasıl ortaya çıktı?
mason kelimesi "duvarcı" anlamına gelmektedir ve aslında masonizmin ilk köklerinin karşılığını tam anlamıyla vermektedir. 8. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar olan süreçte kiliseye bağlı tüm inşaatlar papazlara bağlı keşişlerce gerçekleştirilmekteydi. devamında sivil halktan insanlar da yardım amaçlı keşişlere katılmaya başladı. zamanla keşişler, onlara da atalarından miras kalan kendi bilgi birikimlerini sivil insanlara aktardı. sivillerse, sabit bir bölgede kalmak yerine çeşitli yerlere seyahatler gerçekleştirmeye başladılar.
başka bölgelerde gerçekleşecek inşaatlarda anlaşma sağlandıktan sonra duyuru yapılır, bölgedeki gezgin masonlar da işi gerçekleştirmek için gelirdi. inşaatlarda taş yontucu ve duvar ustaları ağırlıklı olduğu için, onları anlatmak adına "mason" denirdi. ustalar hem var olan projelerin tüm detaylarını saklar, güvenliğini sağlar; hem de bilgi ve tecrübelerini, görüşlerini yeni gelen çıraklara aktarırlardı.
zamanla merkezi bir idare yerine, masonlar bulundukları her yerde localar kurarak belli bir merkeze bağlı bölgesel yönetimlerle devam etti. günümüzde hala bu sistem geçerliliğini korumakta. yukarıda anlatılan kısım operatif masonluktu.
hadi bu tamam, masonluk nedir?
masonluk, günümüzde bu kardeşliğin bir parçası olmaktır. ortak bir paydada birleşen kardeşlerin hakikati arayış, bilgi ve öğretilerin karşılıklı aktarımı, sağlıklı iletişim ve farkındalık. bireyin ahlaki ve vicdani pusula sahibi olması, objektif bir gözle kişisel gelişimine yönelmesini desteklemek. yönlendirmek değil, manipülasyon değil.
spekülatif masonluk nedir?
spekülatif masonluk, operatif masonların öğretilerini takip eden ama bunu doğrudan değil, onlardan kalan miras ve kullandıkları sembolizm üzerinden incelemeler sonucu ele alan, eski öğretilerini ve kardeşlik bağlarını sürdürmek isteyen, 1717'de ingiltere'de kurulan büyük loca itibariyle sistematik hale gelmiş yapılanmadır.
mason olma şartları nedir?
mason olmak isteyen bireylerin sağlaması gereken şartlar şunlardır;
*katılmayı hür iradesiyle istemesi
*18 yaşından büyük olması
*erkek olması
*bir tanrı inancına sahip olması *
*belli bir entelektüel birikime, bilgiye sahip olması
*ahlaklı ve çevresince itibar sahibi, saygı duyulan biri olması
*bir ya da birden fazla masonun referansına sahip olması
*dünyanın en zengin 3000 insanı listesinde adının geçmesi.*
tanrı inancı? şeytana tapmıyor mu bu insanlar?
hayır, tapmıyorlar. temelinde inançlı bireyleri ortak paydada toplayabilmek adına, semavi dinlerin de; belli koşullarda doğa dinlerin de kabul edebileceği "evrenin ulu mimarı" tasviri kullanılır. tarafsız bir tanrıyı sembolize eder.
yine dünyaca ünlü birçok mimari eserin masonlar tarafından gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. en bilinen örneklerinden biri de kral süleyman'ın şehrinde olan mabettir.
şimdi de soru cevap kısmına gelelim. sıkça sorulan sorulara cevaplar;
1-) dünyayı masonlar mı yönetiyor?
a-) hayır, dünyayı masonlar yönetmiyor. masonluk içerisinde politikanın hoş görülmediği, daha manevi ve soyut konuların konuşulduğu bir kardeşlik. yani seçimi kimin kazanacağından çok, "erdem nedir?" sorusuna cevap aradıklarını varsayabiliriz.
b-) evet, dünyayı masonlar yönetiyor. dünya ya da ülkeler bazında yönetimde sözü geçen kimseler mason olabilirler. masonların loca ve kardeşlik dışındaki kurumlarla bir ilişkisi yok. bir din adamı da, siyasetçi de, doktor da, asker de, öğretmen de gerekli şartları sağladığı sürece mason olabilir. bunun önünde bir engel yok. eğer dünya yönetiminde söz sahibi biri masonsa, masonizm dünyayı yönetiyor olarak değerlendirilmemeli; dünyayı yönetenlerden biri mason şeklinde değerlendirilmelidir. masonluk toplumsal değil, bireysel bir öğretidir.
2-) ayinler, ritüeller neyin nesi?
ayin ve ritüeller, geçmiş zamandaki olayların tiyatral bir yansıması ve mason atalarının dönemlerine dair hissiyatları kuvvetlendirebilecek, artık burada olmayan kardeşlerle de bağ kurmalarına vesile olacak gösterimlerdir. ifadede derinlik sağlanması ve özün hatırlanması ile hakikat arayışını sürdürmeye yöneliktir.
3-) rütbeler, hiyerarşik düzen nedir?
masonizmin temelinde üç derece vardır. çırak, kalfa ve usta. bunlar operatif masonlardan kalmadır. onun dışında, türkiye'de ve iskoç törenlerini takip eden diğer mason localarında sembolik anlamda 33 rütbe/görev bulunur. bu hususta sorumluluk almak ve bir görev edinmek masonun hür iradesiyle gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği şeylerdendir. hadi tek tek tamamını yazayım.
1- entered apprentice
2- fellowcraft
3- master mason
------------------------------
4-) secret master
5-)perfect master
6-)confidential secretary
7-)prevost and judge
8-)intendent of building
9-)elu of the nine
10-)elu of the fifteen
11-)elu of the twelve
12-)master architect
13-)royal arch of solomon
14-)perfect elu
15-)knight of sword
16-)prince of jerusalem
17-)knight of the east/west
18-)knight of the croix
19-)pontiff
20-)master of the symbolic lodge
21-)moachite/ prussian knight
22-)knight of royal axe
23-)chief of tabernacle
24-)prince of tabernacle
25-)knight of brazen serpent
26-)prince of mercy
27-)knight commander of temple
28-)knight of the sun
29-)grand scottish knight of st. andrew
30-)knight kadosh
31-)inspector inquisitor
32-)sublime prince of the real secret
33-)inspector general
4-) semboller nedir? illuminati?
semboller, yüzyıllar boyunca süregelen öğretilerin sembollerle aktarımıdır. sık bilinen ve üçgen üzerinde göz ile karıştırılan bir sembol olan gönye-pergel, evren ve kainattaki nizam üzerine oturup bin saat konuşulabilecek bir konuyu özetler örneğin. bir kez neyi anlatmak istediği kavrandığında, zihnen ilerleyiş daha hızlı gerçekleşir. var oluş amaçları, anlatımı kolaylaştırmak.
5-) mason üyeleri gizli midir? masonlar nasıl insanlar?
hayır ve evet. bir mason, kendisinin mason olduğunu belli bir topluluğa ifade ettiyse, bilen diğer masonların da onun kimliğinden açık şekilde bahsetme hakkı vardır. ama gizli tutmak isteyen ve mason olduğunu paylaşmamış biri asla ifşa edilemez.
bünyesinde hemen her alandan insan bulunduran masonlar hayırsever, hümanist ve olaylara objektif bakabilen kimselerdir. çeşitli fonlar aracılığıyla okullar ve hastaneler yaptırmakta, kar amacı gütmeyen faaliyetler düzenlemekteler. insanlar, insanlara, evet bu yüzyılda bile; bir karşılık beklemeden yardım edebiliyor.
6-) kendi aralarındaki ilişkileri nelerdir?
bu konuda sıklıkla tartışılmakta ve konu hakkında bilgi kirliliği apaçık ortada. yukarıda dediğim gibi, eğer birkaç mason güçlerini birleştirip dünyayı yönetiyorsa masonlar yönetmiyordur. bu bireyler bir araya gelmiş ve güçlerini birleştirerek bunu sağlamışlardır. öyle bir şey varsa bana da söyleyin bu arada, en yaygın örnek diye kullanıyorum.
yani bir iş yapılacağı zaman, masonlar kendi aralarındaki bağı sağlam bir referans olarak görür ve önce kendi içlerinde işbirliği yapabilecekleri birisi olup olmadığına bakarlar. inşaatla ilişkisi olan bir masonun, kum ve demir tedarik etmesi gerektiğinde yine başka bir mason aracılığıyla yapması, lojistiğinin de başka bir masonla anlaşılarak sağlanması kötü değil güzel bir davranıştır. eğer bu insanlar şeytani ve dünyayı yönetme gayesi güden kimselerse, aşiretler de öyledir. onlarda da aynı usul var sonuçta. hepsini yakıp kurtulalım.
7-) bu durumda çıkar amaçlı mı bir araya geliyorlar?
hayır, çıkar amaçlı bir araya gelmiyorlar. dediğim gibi ortak bir payda, maneviyat ve kardeşlik bağları için bir araya gelen erkeklerden oluşuyor. çıkar amaçlı girmeye çalışan kimseler büyük oranda reddedilir, eğer bir şekilde giren olduysa niyeti anlaşıldığında kötü gözle bakılır. aktif bir taciz durumu varsa da yaptırım uygulanır.
8-) beyin yıkama ve manipülasyon konusu doğru mu?
evet doğru. loca dışında her yerde buna denk gelebilirsiniz. televizyonu açtığınızda, sosyal medyaya girdiğinizde... buradaki insanlar, bir konuda fikirlerini tartışabilecekleri o konuyla ilgilenen kardeşlerini buluyor burada. her birey hür, her birey sağlanabilecek en üst düzeyde ifade ve düşünce özgürlüğüne sahip. yargılanmadan fikirlerini dile getirip, olabildiğince objektif ifadelerle tartışabiliyor. bu beyin yıkamaysa, sokağa çıkmamalıyız.
9-) birbirlerini nasıl tanıyorlar?
aynı locaya bağlı olan masonlar zaten ister istemez birbirlerini tanıyor . farklı localardan maslar karşılaştıklarında, üzerlerinde herhangi bir sembol/rozet vs. taşıyorlarsa buradan, taşımıyorlarsa selamlaşmadaki farklılıklardan *, eğer bu da yaşanmadıysa konuşmalardan anlıyorlar. çoğunlukla alt metin ifadeler belli bir öğreti doğrultusunda kullanılır, kulak aşinalığı olan biri karşısındakinin neyden bahsettiğini rahatlıkla teyit edebilir.
10-) her mason zengin mi? zenginse ne kadar?
bu konuda da bir yanılgı olduğu için yazma gereği duydum. dünyanın süper zengin insanlarından oluşmuyor masonluk. elbette içinde inanılmaz zengin olanları da var, ay sonunu zor getirenleri de. masonluğa kabulde bir zenginlikten bahsediliyorsa bu maddi değil manevi olandır.
konuyla ilgili ekstradan merak ettiğiniz bir şey olursa, bilgim dahilinde yanıtlarım.
mason ne demek? nasıl ortaya çıktı?
mason kelimesi "duvarcı" anlamına gelmektedir ve aslında masonizmin ilk köklerinin karşılığını tam anlamıyla vermektedir. 8. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar olan süreçte kiliseye bağlı tüm inşaatlar papazlara bağlı keşişlerce gerçekleştirilmekteydi. devamında sivil halktan insanlar da yardım amaçlı keşişlere katılmaya başladı. zamanla keşişler, onlara da atalarından miras kalan kendi bilgi birikimlerini sivil insanlara aktardı. sivillerse, sabit bir bölgede kalmak yerine çeşitli yerlere seyahatler gerçekleştirmeye başladılar.
başka bölgelerde gerçekleşecek inşaatlarda anlaşma sağlandıktan sonra duyuru yapılır, bölgedeki gezgin masonlar da işi gerçekleştirmek için gelirdi. inşaatlarda taş yontucu ve duvar ustaları ağırlıklı olduğu için, onları anlatmak adına "mason" denirdi. ustalar hem var olan projelerin tüm detaylarını saklar, güvenliğini sağlar; hem de bilgi ve tecrübelerini, görüşlerini yeni gelen çıraklara aktarırlardı.
zamanla merkezi bir idare yerine, masonlar bulundukları her yerde localar kurarak belli bir merkeze bağlı bölgesel yönetimlerle devam etti. günümüzde hala bu sistem geçerliliğini korumakta. yukarıda anlatılan kısım operatif masonluktu.
hadi bu tamam, masonluk nedir?
masonluk, günümüzde bu kardeşliğin bir parçası olmaktır. ortak bir paydada birleşen kardeşlerin hakikati arayış, bilgi ve öğretilerin karşılıklı aktarımı, sağlıklı iletişim ve farkındalık. bireyin ahlaki ve vicdani pusula sahibi olması, objektif bir gözle kişisel gelişimine yönelmesini desteklemek. yönlendirmek değil, manipülasyon değil.
spekülatif masonluk nedir?
spekülatif masonluk, operatif masonların öğretilerini takip eden ama bunu doğrudan değil, onlardan kalan miras ve kullandıkları sembolizm üzerinden incelemeler sonucu ele alan, eski öğretilerini ve kardeşlik bağlarını sürdürmek isteyen, 1717'de ingiltere'de kurulan büyük loca itibariyle sistematik hale gelmiş yapılanmadır.
mason olma şartları nedir?
mason olmak isteyen bireylerin sağlaması gereken şartlar şunlardır;
*katılmayı hür iradesiyle istemesi
*18 yaşından büyük olması
*erkek olması
*bir tanrı inancına sahip olması *
*belli bir entelektüel birikime, bilgiye sahip olması
*ahlaklı ve çevresince itibar sahibi, saygı duyulan biri olması
*bir ya da birden fazla masonun referansına sahip olması
*dünyanın en zengin 3000 insanı listesinde adının geçmesi.*
tanrı inancı? şeytana tapmıyor mu bu insanlar?
hayır, tapmıyorlar. temelinde inançlı bireyleri ortak paydada toplayabilmek adına, semavi dinlerin de; belli koşullarda doğa dinlerin de kabul edebileceği "evrenin ulu mimarı" tasviri kullanılır. tarafsız bir tanrıyı sembolize eder.
yine dünyaca ünlü birçok mimari eserin masonlar tarafından gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. en bilinen örneklerinden biri de kral süleyman'ın şehrinde olan mabettir.
şimdi de soru cevap kısmına gelelim. sıkça sorulan sorulara cevaplar;
1-) dünyayı masonlar mı yönetiyor?
a-) hayır, dünyayı masonlar yönetmiyor. masonluk içerisinde politikanın hoş görülmediği, daha manevi ve soyut konuların konuşulduğu bir kardeşlik. yani seçimi kimin kazanacağından çok, "erdem nedir?" sorusuna cevap aradıklarını varsayabiliriz.
b-) evet, dünyayı masonlar yönetiyor. dünya ya da ülkeler bazında yönetimde sözü geçen kimseler mason olabilirler. masonların loca ve kardeşlik dışındaki kurumlarla bir ilişkisi yok. bir din adamı da, siyasetçi de, doktor da, asker de, öğretmen de gerekli şartları sağladığı sürece mason olabilir. bunun önünde bir engel yok. eğer dünya yönetiminde söz sahibi biri masonsa, masonizm dünyayı yönetiyor olarak değerlendirilmemeli; dünyayı yönetenlerden biri mason şeklinde değerlendirilmelidir. masonluk toplumsal değil, bireysel bir öğretidir.
2-) ayinler, ritüeller neyin nesi?
ayin ve ritüeller, geçmiş zamandaki olayların tiyatral bir yansıması ve mason atalarının dönemlerine dair hissiyatları kuvvetlendirebilecek, artık burada olmayan kardeşlerle de bağ kurmalarına vesile olacak gösterimlerdir. ifadede derinlik sağlanması ve özün hatırlanması ile hakikat arayışını sürdürmeye yöneliktir.
3-) rütbeler, hiyerarşik düzen nedir?
masonizmin temelinde üç derece vardır. çırak, kalfa ve usta. bunlar operatif masonlardan kalmadır. onun dışında, türkiye'de ve iskoç törenlerini takip eden diğer mason localarında sembolik anlamda 33 rütbe/görev bulunur. bu hususta sorumluluk almak ve bir görev edinmek masonun hür iradesiyle gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği şeylerdendir. hadi tek tek tamamını yazayım.
1- entered apprentice
2- fellowcraft
3- master mason
------------------------------
4-) secret master
5-)perfect master
6-)confidential secretary
7-)prevost and judge
8-)intendent of building
9-)elu of the nine
10-)elu of the fifteen
11-)elu of the twelve
12-)master architect
13-)royal arch of solomon
14-)perfect elu
15-)knight of sword
16-)prince of jerusalem
17-)knight of the east/west
18-)knight of the croix
19-)pontiff
20-)master of the symbolic lodge
21-)moachite/ prussian knight
22-)knight of royal axe
23-)chief of tabernacle
24-)prince of tabernacle
25-)knight of brazen serpent
26-)prince of mercy
27-)knight commander of temple
28-)knight of the sun
29-)grand scottish knight of st. andrew
30-)knight kadosh
31-)inspector inquisitor
32-)sublime prince of the real secret
33-)inspector general
4-) semboller nedir? illuminati?
semboller, yüzyıllar boyunca süregelen öğretilerin sembollerle aktarımıdır. sık bilinen ve üçgen üzerinde göz ile karıştırılan bir sembol olan gönye-pergel, evren ve kainattaki nizam üzerine oturup bin saat konuşulabilecek bir konuyu özetler örneğin. bir kez neyi anlatmak istediği kavrandığında, zihnen ilerleyiş daha hızlı gerçekleşir. var oluş amaçları, anlatımı kolaylaştırmak.
5-) mason üyeleri gizli midir? masonlar nasıl insanlar?
hayır ve evet. bir mason, kendisinin mason olduğunu belli bir topluluğa ifade ettiyse, bilen diğer masonların da onun kimliğinden açık şekilde bahsetme hakkı vardır. ama gizli tutmak isteyen ve mason olduğunu paylaşmamış biri asla ifşa edilemez.
bünyesinde hemen her alandan insan bulunduran masonlar hayırsever, hümanist ve olaylara objektif bakabilen kimselerdir. çeşitli fonlar aracılığıyla okullar ve hastaneler yaptırmakta, kar amacı gütmeyen faaliyetler düzenlemekteler. insanlar, insanlara, evet bu yüzyılda bile; bir karşılık beklemeden yardım edebiliyor.
6-) kendi aralarındaki ilişkileri nelerdir?
bu konuda sıklıkla tartışılmakta ve konu hakkında bilgi kirliliği apaçık ortada. yukarıda dediğim gibi, eğer birkaç mason güçlerini birleştirip dünyayı yönetiyorsa masonlar yönetmiyordur. bu bireyler bir araya gelmiş ve güçlerini birleştirerek bunu sağlamışlardır. öyle bir şey varsa bana da söyleyin bu arada, en yaygın örnek diye kullanıyorum.
yani bir iş yapılacağı zaman, masonlar kendi aralarındaki bağı sağlam bir referans olarak görür ve önce kendi içlerinde işbirliği yapabilecekleri birisi olup olmadığına bakarlar. inşaatla ilişkisi olan bir masonun, kum ve demir tedarik etmesi gerektiğinde yine başka bir mason aracılığıyla yapması, lojistiğinin de başka bir masonla anlaşılarak sağlanması kötü değil güzel bir davranıştır. eğer bu insanlar şeytani ve dünyayı yönetme gayesi güden kimselerse, aşiretler de öyledir. onlarda da aynı usul var sonuçta. hepsini yakıp kurtulalım.
7-) bu durumda çıkar amaçlı mı bir araya geliyorlar?
hayır, çıkar amaçlı bir araya gelmiyorlar. dediğim gibi ortak bir payda, maneviyat ve kardeşlik bağları için bir araya gelen erkeklerden oluşuyor. çıkar amaçlı girmeye çalışan kimseler büyük oranda reddedilir, eğer bir şekilde giren olduysa niyeti anlaşıldığında kötü gözle bakılır. aktif bir taciz durumu varsa da yaptırım uygulanır.
8-) beyin yıkama ve manipülasyon konusu doğru mu?
evet doğru. loca dışında her yerde buna denk gelebilirsiniz. televizyonu açtığınızda, sosyal medyaya girdiğinizde... buradaki insanlar, bir konuda fikirlerini tartışabilecekleri o konuyla ilgilenen kardeşlerini buluyor burada. her birey hür, her birey sağlanabilecek en üst düzeyde ifade ve düşünce özgürlüğüne sahip. yargılanmadan fikirlerini dile getirip, olabildiğince objektif ifadelerle tartışabiliyor. bu beyin yıkamaysa, sokağa çıkmamalıyız.
9-) birbirlerini nasıl tanıyorlar?
aynı locaya bağlı olan masonlar zaten ister istemez birbirlerini tanıyor . farklı localardan maslar karşılaştıklarında, üzerlerinde herhangi bir sembol/rozet vs. taşıyorlarsa buradan, taşımıyorlarsa selamlaşmadaki farklılıklardan *, eğer bu da yaşanmadıysa konuşmalardan anlıyorlar. çoğunlukla alt metin ifadeler belli bir öğreti doğrultusunda kullanılır, kulak aşinalığı olan biri karşısındakinin neyden bahsettiğini rahatlıkla teyit edebilir.
10-) her mason zengin mi? zenginse ne kadar?
bu konuda da bir yanılgı olduğu için yazma gereği duydum. dünyanın süper zengin insanlarından oluşmuyor masonluk. elbette içinde inanılmaz zengin olanları da var, ay sonunu zor getirenleri de. masonluğa kabulde bir zenginlikten bahsediliyorsa bu maddi değil manevi olandır.
konuyla ilgili ekstradan merak ettiğiniz bir şey olursa, bilgim dahilinde yanıtlarım.
devamını gör...
zaman
kendine ait olan kuvvetini
dilimlere bölerek
kendimize sembolik hale getirdiğimiz gerçeğinin ardına sığınarak,
" sanrı "
demekten öteye gecmeden,
gerekli olan aksi ispatı kanıttan uzak
dünyevi süreklilik.
duygu-terimde
an 'lara adadığımız nitelik,
kaidesiz iz düşü.
dilimlere bölerek
kendimize sembolik hale getirdiğimiz gerçeğinin ardına sığınarak,
" sanrı "
demekten öteye gecmeden,
gerekli olan aksi ispatı kanıttan uzak
dünyevi süreklilik.
duygu-terimde
an 'lara adadığımız nitelik,
kaidesiz iz düşü.
devamını gör...
ak parti seçimi kaybettiğinde iktidarı bırakmaz ise olabilecekler
bir kaç gündür aklımı kurcalayan ihtimaller bütünüdür. ak partinin gerçekten iktidarı demokratik yol ile bırakacağına inanmayanlardanım. iran devrimi gibi bir olay olur demiyorum ( ki onun da yolu açılabilir ) fakat bence kan dökülecek hale gelecektir. amerika'da bile olanları gördük. türkiye gibi kutuplaşmanın korkunç boyutlarda olduğu bir ülkeyi düşünürsek ortalık karışacaktır.
devamını gör...
iş hayatının ilk kuralı
ilk günden taviz vermeyeceğini göstermektir. herkes bu çok safmış diye işleri bir yükler üstüne, ne olduğunu anlamazsın.
devamını gör...
barta kulesi
nerede olduğu henüz bilim insanlarınca keşfedilmeyen kule.
(bkz: bir barta kulesi üstünde babamın öldüğü yaştayım)
(bkz: bir barta kulesi üstünde babamın öldüğü yaştayım)
devamını gör...
şu anda ne yaptığını merak ettiğiniz kişi
berat albayrak.
devamını gör...
odyofil
kaliteli müzik takıntısına sahip olan kişilerdir. ses konusunda tatmin olamaları zordur, her zaman stüdyo kalitesinde kayıtları tercih ederler. seste mükemmelliğin peşinde koşarlar ve en gerçek, en saf sesi üretecek bir sistem kurmak için yüz binlerce lira harcarlar. ses kalitesi onlar için sonsuz bir arayıştır, kalitesiz seslere tahammülleri yoktur..
devamını gör...
hawthorne etkisi
karşı tarafın kendisini izlediğinin farkına varıp, davranışlarının değişmesine, doğal davranmaması na sebep olan durumudur.
-örnek olarak sınav zamanı öğrencilerin öğretmen tarafından izlendiği zaman saçma beden dili kullanımı ya da yönetici tarafından izlenildiğini farkedince kişinin daha çok çalışıyor imajı vermesi gibi.
-örnek olarak sınav zamanı öğrencilerin öğretmen tarafından izlendiği zaman saçma beden dili kullanımı ya da yönetici tarafından izlenildiğini farkedince kişinin daha çok çalışıyor imajı vermesi gibi.
devamını gör...
dedesi adam vurmuş normal sözlük yazarları
dedem annesini vurmuş, öldürmemiş ama aklını kaybetmiş birazcık.
devamını gör...
yıllar saçlarına
mabel matiz'in 2013 yılında çıkarmış olduğu yaşım çocuk albümüne ait en güzel şarkılarından birisidir. sözleri ve müziğinin nahifliğiyle her dinleyişimde beni dinlendirir ve eskilere götürür.
devamını gör...
eski sevgiliyi hatırlatan şarkı
nurettin rencber-eski yara
devamını gör...
hümanizmin eleştirisi
hümanizm insan-merkezcilik demektir. batı bilim ve felsefe anlayışının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. tanrı-merkezci düşünceye karşı oluşturulmuş felsefi bir yaklaşımdır.
hümanizmin temel sorunu bizatihi kendisidir, insanı merkeze alan bir anlayışla ifade edilmek istenen şey esasen insancıllığı materyalist bir eksene oturtmaktır. batının reformlar ve rönesansla oluşturmaya çalıştığı yeni bilimsel ve felsefi anlayış materyalizm üzerine kuruluydu, her şeyi manevi kılıflarından soyutlamaya çalışan bu anlayışın bir tezahürüde bu ucube hümanizm anlayışıdır.
dini inancını hayatının merkezine alan ve davranışlarınıda buna göre şekillendiren bir kimse, eylemlerinde tanrıyı hoşnut etmek ve dini öğütleri baz alarak çevresine faydalı olmakla mükelleftir.
hümanizm anlayışı ise tanrıyı ve dini bu duyarlılığın, insancıllığın kaynağı ve sürdürücüsü olmaktan soyutlayarak, insanın eylemlerinde kendi hür iradesini baz alarak haraket etmesi gerektiğini salık verir. elbette insanın hassasiyetini, duyarlılığını, eylemlere yansıtması için tanrının dikte etmesine ihtiyacı yok. tanrının nasihatleri, toplumsal düzeni sağlamak ve korumak adına insanlar arasında bir işleyiş biçimi tesis etmek içindir. dayanak noktası tanrısal bir kaynak olan anlayışla, dayanak noktası herkesin şahsi anlayışı ve insiyatifine bırakılmış olan bir anlayış mı daha mantıklı ve tutarlı bir şekilde işler. eğer devlet gibi bir kurum aracılığıyla alt yapı ve hizmetler yürütülmeseydi ve tüm bu işler halkın kendi kendine organize olup işleri yürütmesine bırakılsaydı neler olacağını siz düşünün.
hümanizmde esasen rasyonellik hakimdir. sevgi, hoşgörü, yardımseverlik gibi duygusal yakıştırmalar sonradan hümanizme adapte edilen olgulardır. bunların yerine insanı merkeze alan, insanı yücelten, evrendeki en değerli şeyi insan kabul eden bu anlayışın asıl gayesi insanın konumunu tanrıdan ve dinden ayırıp yeniden evrensel değerler üzerine temellendirmektir. bu kötü bir şey değildir insanı tanrıdan ve dinden bağımsız bir şekilde de tanımlayabilirsiniz, ortaya ayrı bir şey çıkmaz, lakin insanı tanrısızlaştırmak yada tanrıya olan ihtiyacı yoksayabilmek için böyle bir anlayış geliştiriyorsanız tanrısız insan modelinin toplumsal düzeni temelden sarsıp toplumu kaosa sürükleyeceğinide hesaba katmışsınız demektir.
inançsız insanların yaşadığı toplumda neden kaos çıksın ki diye düşünebilirsiniz. toplumsal düzeni sağlayan bir çok erk vardır bunlardan biri yasa biri devlet biride din kurumudur. yasa ve devletle toplumsal düzeni sağlayabilirsiniz ama hangi yönde gelişip ilerleyeceği tamamen toplumun keyfine kalmış olur. din kurumu ise yasaları ve devleti belirli bir ideal doğrultusunda dizginler. bu durum birey içinde böyledir. hümanist felsefenin herhangi bir bağlayıcılığı yok, insana değer veren bu anlayış kulağa hoş geliyor ama öyle insanlar var ki toplumda ne kadarı bu değeri hak ediyor tartışılır. günlük yaşantımızda bile gıcık olduğumuz onlarca insan vardır muhakkak neden bunlarıda sevip yüceltelim bu gibi binlerce durum var gerçek hayatta hümanizmle idare edilebilecek kadar basit insan ilişkiler yok. iradesi sağlam sabırlı ve inançlı insanlar dahi zorlanabiliyor insan ilişkilerinde. hümanizm hem yetersiz, hem işlevsiz, hemde gerçek hayatta karşılığı olmayan bir düşüncedir.
her insanda bir ölçüde sevgi, şefkat, merhamet, hoşgörü, geçimlilik mevcut zaten bunu kullanırken dini bağlayıcılıklarını yada hümanist felsefesini hesaba katarak yapmıyor zaten fakat aksi bir şey yapacak olduğu zaman yasakları anımsayıp cayabiliyor. dinin alıkoyabilme yeteneği var ve güçlü bir motivasyon kaynağıdır. hümanizm ise kimseye zarar vermemeyi bireye salık verir sadece hatta insiyatifine bırakır öylece.
hümanizm dinsiz insanın dini gibidir adeta. ateistler ve deistler için bulunmaz bir argümandır. insan sevgisi. insan sevgisi ile peynir gemisi yürümez. herkese herşeye sevgi ve saygı duyabilirim diyen adama gülerler. insanoğlu sevgiyide nefretide, iyiliğide kötülüğüde, her türlü güzelliği ve çirkiliği kendinde barındıran bir canlı ve nerde hangi tarafının ortaya çıkacağıda belli değil. insanoğlu rasyonel olmak zorunda potansiyelini bilip ona göre haraket etmeli. tanrı ve din insanlık tarihiyle başlayan ayrılmaz tümleşik bir olgu. bunu insanın kodlarından silip atamazsınız. insan aciz ve zavallı bir yaratıkken onu en yüce varlık kabul etmek ahmaklıktan başka bir şey olamaz.
hümanizmin temel sorunu bizatihi kendisidir, insanı merkeze alan bir anlayışla ifade edilmek istenen şey esasen insancıllığı materyalist bir eksene oturtmaktır. batının reformlar ve rönesansla oluşturmaya çalıştığı yeni bilimsel ve felsefi anlayış materyalizm üzerine kuruluydu, her şeyi manevi kılıflarından soyutlamaya çalışan bu anlayışın bir tezahürüde bu ucube hümanizm anlayışıdır.
dini inancını hayatının merkezine alan ve davranışlarınıda buna göre şekillendiren bir kimse, eylemlerinde tanrıyı hoşnut etmek ve dini öğütleri baz alarak çevresine faydalı olmakla mükelleftir.
hümanizm anlayışı ise tanrıyı ve dini bu duyarlılığın, insancıllığın kaynağı ve sürdürücüsü olmaktan soyutlayarak, insanın eylemlerinde kendi hür iradesini baz alarak haraket etmesi gerektiğini salık verir. elbette insanın hassasiyetini, duyarlılığını, eylemlere yansıtması için tanrının dikte etmesine ihtiyacı yok. tanrının nasihatleri, toplumsal düzeni sağlamak ve korumak adına insanlar arasında bir işleyiş biçimi tesis etmek içindir. dayanak noktası tanrısal bir kaynak olan anlayışla, dayanak noktası herkesin şahsi anlayışı ve insiyatifine bırakılmış olan bir anlayış mı daha mantıklı ve tutarlı bir şekilde işler. eğer devlet gibi bir kurum aracılığıyla alt yapı ve hizmetler yürütülmeseydi ve tüm bu işler halkın kendi kendine organize olup işleri yürütmesine bırakılsaydı neler olacağını siz düşünün.
hümanizmde esasen rasyonellik hakimdir. sevgi, hoşgörü, yardımseverlik gibi duygusal yakıştırmalar sonradan hümanizme adapte edilen olgulardır. bunların yerine insanı merkeze alan, insanı yücelten, evrendeki en değerli şeyi insan kabul eden bu anlayışın asıl gayesi insanın konumunu tanrıdan ve dinden ayırıp yeniden evrensel değerler üzerine temellendirmektir. bu kötü bir şey değildir insanı tanrıdan ve dinden bağımsız bir şekilde de tanımlayabilirsiniz, ortaya ayrı bir şey çıkmaz, lakin insanı tanrısızlaştırmak yada tanrıya olan ihtiyacı yoksayabilmek için böyle bir anlayış geliştiriyorsanız tanrısız insan modelinin toplumsal düzeni temelden sarsıp toplumu kaosa sürükleyeceğinide hesaba katmışsınız demektir.
inançsız insanların yaşadığı toplumda neden kaos çıksın ki diye düşünebilirsiniz. toplumsal düzeni sağlayan bir çok erk vardır bunlardan biri yasa biri devlet biride din kurumudur. yasa ve devletle toplumsal düzeni sağlayabilirsiniz ama hangi yönde gelişip ilerleyeceği tamamen toplumun keyfine kalmış olur. din kurumu ise yasaları ve devleti belirli bir ideal doğrultusunda dizginler. bu durum birey içinde böyledir. hümanist felsefenin herhangi bir bağlayıcılığı yok, insana değer veren bu anlayış kulağa hoş geliyor ama öyle insanlar var ki toplumda ne kadarı bu değeri hak ediyor tartışılır. günlük yaşantımızda bile gıcık olduğumuz onlarca insan vardır muhakkak neden bunlarıda sevip yüceltelim bu gibi binlerce durum var gerçek hayatta hümanizmle idare edilebilecek kadar basit insan ilişkiler yok. iradesi sağlam sabırlı ve inançlı insanlar dahi zorlanabiliyor insan ilişkilerinde. hümanizm hem yetersiz, hem işlevsiz, hemde gerçek hayatta karşılığı olmayan bir düşüncedir.
her insanda bir ölçüde sevgi, şefkat, merhamet, hoşgörü, geçimlilik mevcut zaten bunu kullanırken dini bağlayıcılıklarını yada hümanist felsefesini hesaba katarak yapmıyor zaten fakat aksi bir şey yapacak olduğu zaman yasakları anımsayıp cayabiliyor. dinin alıkoyabilme yeteneği var ve güçlü bir motivasyon kaynağıdır. hümanizm ise kimseye zarar vermemeyi bireye salık verir sadece hatta insiyatifine bırakır öylece.
hümanizm dinsiz insanın dini gibidir adeta. ateistler ve deistler için bulunmaz bir argümandır. insan sevgisi. insan sevgisi ile peynir gemisi yürümez. herkese herşeye sevgi ve saygı duyabilirim diyen adama gülerler. insanoğlu sevgiyide nefretide, iyiliğide kötülüğüde, her türlü güzelliği ve çirkiliği kendinde barındıran bir canlı ve nerde hangi tarafının ortaya çıkacağıda belli değil. insanoğlu rasyonel olmak zorunda potansiyelini bilip ona göre haraket etmeli. tanrı ve din insanlık tarihiyle başlayan ayrılmaz tümleşik bir olgu. bunu insanın kodlarından silip atamazsınız. insan aciz ve zavallı bir yaratıkken onu en yüce varlık kabul etmek ahmaklıktan başka bir şey olamaz.
devamını gör...


