beyaz zenciler
yeraltı edebiyatının amiyane tabirle en 'temiz' kitaplarındandır ve iyi bir başlangıçtır. bataille'in şiddetli ruh halleri, bukowski'nin 'pislik'leri, burroughs'un madde kullanım yelpazesi olmadan görece 'normal'lenmiş bir norveç alt kültürü yaşantısıdır gözler önüne serilen. yaratıcı (yazar, şair, ressam, müzisyen) gençlerin hayatından olağan kareler gibi görünür olan biten. bir de güzel bir sarıcı, kapsayıcı atmosferi vardır. ne ara aldınız ne ara bitirdiniz fark etmeden kaptırıp gidebilirsiniz rahatça. yolculuktayken, kamptayken, dağda bayırdayken, ya da hayatınız çok hızlı akıyorken okunması çok keyif verebilir.
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'
genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :
''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''
birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'
genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :
''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''
birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
devamını gör...
nazar
ılıman kuşakta köy hayatı yaşayan bütün toplumlarda var olan inanış. helena gibi birkaç soylu istisnası dışında köylü kesime ait bi tür rekabet sancısıdır. işler ters gittiğinde clanda onun kadar şanslı olmayan birinin negatif etkisi yüzünden olduğu düşünülür ve persona non grata ilan edilir. bu kişi genelde toplumda bi sebepten dolayı kendine yer edinememiş insanlardan olur. yabancı, engelli, çocuğu olmayan, hayatın normlarına uyamayan insanların nazarı değdiğine inanılır. bu yüzden direkt olarak kıskançlık ile bir tutulur. tarım hayatı olan tüm coğrafyalarda bu tarz inanışlar yaygınlaşınca orta çağ sıralarında din devreye girmiş. bizim coğrafyada maşallah inşallah denir, batıda tanrı kutsasın tanrının izniyle denir. nazar bir sosyal miras değildir. aydınlanma çağı sayılan milenyum döneminde silinip gitmiştir. zannediyorduk.
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
ben en güncel fotoğrafımı koydum. peçesiz dışarı çıkmam, mesleki dezenformasyon işte...
eskiden insanlar garipserlerdi. uzun süre bazı çevreler tarafından natalya shevlyakova olduğum düşünüldü.
çeçen mafyası tarafından korunurken, rus mafyası taradından takibe alındım. mit ayakta uyuyordu, illa peçeni çıkar burası layiiiik bir ülke diyordu...
peçemi çıkarmamak için nice ordu evi kapısından geri çevrildim*
hatta hakim oldum, davalara çıkartılmadım. mübaşirlik yap dediler, okay dedim.
siyasal islamcılar peşime takıldı, ali babacanın ablaları efenime söyliyeyim, merve kavakçılar falan felan filan.
merve kavakçı meclise türbanla girdiği vakit, kapıda bekliyordum. eğer insanlar sindirseydi, ben de peçemle girecekti. şu an belki türkiyeyi temsilen yabancı bir ülkede büyükelçi olacaktım, tühhh yine bir fırsat kaçırdım. offff gırızıkılı kımılıstler işte....
neyse ki kutsal post-modern 28 şubat darbesi oldu, oh be dedim. biz kazandık dedim.
ülke değişti ama ben peçemi hiç çıkarmadım, mahallemde komşularım öcü gibi bakarlardı.
lakin korona sağolsun, herkes sindirdi peçemi. hatta bazı dostlarım benden peçe ister oldu.
profil fotoğrafıma gelirsek
ortadaki benim, sağımda mualla, solumda muteber var.
benim boyum 1.38, kilom 78 bu yüzden görüntüme aldanmayın. fakat arkadaşlarımı beğenirseniz mesaj atabilirsiniz.*
eskiden insanlar garipserlerdi. uzun süre bazı çevreler tarafından natalya shevlyakova olduğum düşünüldü.
çeçen mafyası tarafından korunurken, rus mafyası taradından takibe alındım. mit ayakta uyuyordu, illa peçeni çıkar burası layiiiik bir ülke diyordu...
peçemi çıkarmamak için nice ordu evi kapısından geri çevrildim*
hatta hakim oldum, davalara çıkartılmadım. mübaşirlik yap dediler, okay dedim.
siyasal islamcılar peşime takıldı, ali babacanın ablaları efenime söyliyeyim, merve kavakçılar falan felan filan.
merve kavakçı meclise türbanla girdiği vakit, kapıda bekliyordum. eğer insanlar sindirseydi, ben de peçemle girecekti. şu an belki türkiyeyi temsilen yabancı bir ülkede büyükelçi olacaktım, tühhh yine bir fırsat kaçırdım. offff gırızıkılı kımılıstler işte....
neyse ki kutsal post-modern 28 şubat darbesi oldu, oh be dedim. biz kazandık dedim.
ülke değişti ama ben peçemi hiç çıkarmadım, mahallemde komşularım öcü gibi bakarlardı.
lakin korona sağolsun, herkes sindirdi peçemi. hatta bazı dostlarım benden peçe ister oldu.
profil fotoğrafıma gelirsek
ortadaki benim, sağımda mualla, solumda muteber var.
benim boyum 1.38, kilom 78 bu yüzden görüntüme aldanmayın. fakat arkadaşlarımı beğenirseniz mesaj atabilirsiniz.*
devamını gör...
pavlov'un göbeği
hiç şaşmaz 2-3 günlük kısa aralıklarla nickaltı patlatılan moderatör-yönetici ya da her ne ise.
#1730121 burada görüyoruz ki yazar yapmaması gereken birşey yapmış, uyarılmış ardından ceza almış ve pavlov bunu ilk paragrafta güzelce açıklamış.
ya sonra? sonrası tam olarak şu. bu forum-sözlük var ya benim abimin abimin, burada benim borum öter, cezada veririm, verdiğim cezanın ardından her türlü göndermeyi de yaparım. yani net olarak bu anlaşılıyor sevgili pavlov.
hatırlayanlar bilirler, burada eskiden yönetici olan bir helios vardı, o falan cidden melaikeymiş. ona neler neler yapmadık ya biz burada, özelden ne tartışmalara girdik. eğer pavlov falan olsa kalıcı ban yermişiz yani o kadar olaya tartışmaya.
rica ediyoruz lütfen biraz daha kurumsal bir dil kullanılırsa sözlük açısından çok daha iyi olur. hani insanlar yazmaktan soğumasın, tanım sayıları falan düşmesin diye o da.
edit: #1730798 kral o nasıl bir tespit, o nasıl bir betimleme yeteneğidir? önünde saygıyla eğiliyorum.*
#1730121 burada görüyoruz ki yazar yapmaması gereken birşey yapmış, uyarılmış ardından ceza almış ve pavlov bunu ilk paragrafta güzelce açıklamış.
ya sonra? sonrası tam olarak şu. bu forum-sözlük var ya benim abimin abimin, burada benim borum öter, cezada veririm, verdiğim cezanın ardından her türlü göndermeyi de yaparım. yani net olarak bu anlaşılıyor sevgili pavlov.
hatırlayanlar bilirler, burada eskiden yönetici olan bir helios vardı, o falan cidden melaikeymiş. ona neler neler yapmadık ya biz burada, özelden ne tartışmalara girdik. eğer pavlov falan olsa kalıcı ban yermişiz yani o kadar olaya tartışmaya.
rica ediyoruz lütfen biraz daha kurumsal bir dil kullanılırsa sözlük açısından çok daha iyi olur. hani insanlar yazmaktan soğumasın, tanım sayıları falan düşmesin diye o da.
edit: #1730798 kral o nasıl bir tespit, o nasıl bir betimleme yeteneğidir? önünde saygıyla eğiliyorum.*
devamını gör...
doğru düzgün tanım yapamamak
sözlük yazarlığının olmazsa olmazı olan tanım girme işinin sanıldığı kadar kolay olmadığı gerçeği ile yüzleşmektir..
insana aptal gibi hissettirir.
arkadaşlar meğerse ben salakmışım... doğru düzgün tanım giremediğimi anladım. bakıyorum millet süper tanımlar yardırıyor bizimkisi ise zorlama, eciş bücüş... akıl ürünü tanımlar yapabileceğimiz günlerin de geleceğini ümit ediyorum.
zamanla öğreneceğiz herhalde. emekleyen bebekler gibiyim şuanda.
biraz daha kitap okumam lazım.
insana aptal gibi hissettirir.
arkadaşlar meğerse ben salakmışım... doğru düzgün tanım giremediğimi anladım. bakıyorum millet süper tanımlar yardırıyor bizimkisi ise zorlama, eciş bücüş... akıl ürünü tanımlar yapabileceğimiz günlerin de geleceğini ümit ediyorum.
zamanla öğreneceğiz herhalde. emekleyen bebekler gibiyim şuanda.
biraz daha kitap okumam lazım.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
yün yastık kırmızı çizgimizdir! hatta tam bu sebeple heeer yere kendimden önce yastığımı taşıyorum ben. nevresim taşıma konusunda da işin içinden biri olarak diyebilirim ki "dostlar kıyafet götürmeyin, nevresim götürün" derim.
miko'm'cum*, pandemi sonrası insanlar çok değişti. artık kişiler şezlongdaki eşyaları kenara atıp ıslak ıslak yatıp gidiyorlar. yok bu eşyalar kiminmiş, birine mi aitmiş vs vs kiiiimse takmıyor.
ben yazana kadar konu değişti eklemesi: çarşaf değiştirmek konforlu değil ama kendi çarşafında yatma konforu diye bir gerçek var*.
soru üzerine gelen ekleme: ben de yerdim ya mısır gevreği. hatta hala yiyor olabilirim*. yalnız sorun şu, mısır gevreği kasesi bitmiyor aslında, işletme bitmesin diye az çıkartıyor büfeye. bi de bisi daha ekleyim, çoğu otelde pandemi yüzünden artık açık büfe yok. yani var da tam değil. siz istiyorsunuz, garsonlar ya da komiler tabakları dolduruyor.
miko'm'cum*, pandemi sonrası insanlar çok değişti. artık kişiler şezlongdaki eşyaları kenara atıp ıslak ıslak yatıp gidiyorlar. yok bu eşyalar kiminmiş, birine mi aitmiş vs vs kiiiimse takmıyor.
ben yazana kadar konu değişti eklemesi: çarşaf değiştirmek konforlu değil ama kendi çarşafında yatma konforu diye bir gerçek var*.
soru üzerine gelen ekleme: ben de yerdim ya mısır gevreği. hatta hala yiyor olabilirim*. yalnız sorun şu, mısır gevreği kasesi bitmiyor aslında, işletme bitmesin diye az çıkartıyor büfeye. bi de bisi daha ekleyim, çoğu otelde pandemi yüzünden artık açık büfe yok. yani var da tam değil. siz istiyorsunuz, garsonlar ya da komiler tabakları dolduruyor.
devamını gör...
vücudunu kadavra olarak bağışlamak
kesinlikle günah olan eylemdir efenim, organlarınızı her yerinizi çıplak çıplak görecek tıp öğrencileri açısından bakılırsa, en azından fiziğiniz düzgünse bunu yapmanızı öneririm. güzel bir lookunuz yoksa kendinizi hiçbir yere bağışlamayın, direkt pamuğu tıktırın ve çabucak gömülün ki dünya bu görsel eziyetten çabuk kurtulsun. vasiyetinizi bu şekilde hazırlamanızı tavsiye ederim.
dini açıdan bakacak olursak, 14. yyda yaşamış ibni haldün bin reşid-ül kiram'ın uzun okumaları sonucunda böyle bir bağışın, hiçbir şartta kabul edilemeyeceği, kesinlikle size bol bol cehennem ateşi ve zebaniler tarafından şişelere oturtulmak olarak geri döneceğini kütübul cenül derda kitabında ele almış. ayrıca öldükten sonra bedenin ruha hala ıstırap vereceğinden, çeşitli kesim dikim işlemlerinin hissedileceğinden de tem vuran kiram, bu hataya düşeceklerin en azından çok sevabı olduklarından emin olmaları gerektiğini beyan etmiş.
aynı dönemde yaşayan faslı ibni zebennü el bin lüşşad efendinin de islam üzerine uzun incelemeler sonrasında, güzel bir cisimle yaradılmış kadın ve erkeklerin, vücidlarını ölüm anı ve sonrasına kadar her türlü göz temashshss
sadece canım sıkılıyor.
kral harekettir efenim, bilime katkısı olacak cesur yüreklerin işidir.
dini açıdan bakacak olursak, 14. yyda yaşamış ibni haldün bin reşid-ül kiram'ın uzun okumaları sonucunda böyle bir bağışın, hiçbir şartta kabul edilemeyeceği, kesinlikle size bol bol cehennem ateşi ve zebaniler tarafından şişelere oturtulmak olarak geri döneceğini kütübul cenül derda kitabında ele almış. ayrıca öldükten sonra bedenin ruha hala ıstırap vereceğinden, çeşitli kesim dikim işlemlerinin hissedileceğinden de tem vuran kiram, bu hataya düşeceklerin en azından çok sevabı olduklarından emin olmaları gerektiğini beyan etmiş.
aynı dönemde yaşayan faslı ibni zebennü el bin lüşşad efendinin de islam üzerine uzun incelemeler sonrasında, güzel bir cisimle yaradılmış kadın ve erkeklerin, vücidlarını ölüm anı ve sonrasına kadar her türlü göz temashshss
sadece canım sıkılıyor.
kral harekettir efenim, bilime katkısı olacak cesur yüreklerin işidir.
devamını gör...
türkiye'de kadınların hep mağdur olması
her kadın, mağdur değildir.
her erkek, saldırgan değildir.
her kadın, masum değildir.
her erkek, kadın düşmanı değildir.
her kadın, şiddete maruz kalmıyor.
her erkek, şiddet uygulamıyor.
her erkek, saldırgan değildir.
her kadın, masum değildir.
her erkek, kadın düşmanı değildir.
her kadın, şiddete maruz kalmıyor.
her erkek, şiddet uygulamıyor.
devamını gör...
insana mutluluk veren kokular
puf puf olanlardan poğaça kokusu beni benden alıyor. taze ekmek de olur.
devamını gör...
yazarların çocukluk travması
bana horoz saldırdı. başımı kekti. evet, kekmek.
devamını gör...
türkiye'de ve dünyada islam'a yönelişin iyice hız kazanmasının nedeni
islamın adalet ve barış dini olmasıdır. müslümanların yaşadığı her coğrafyaya huzur ve adalet hakimdir. ayrıca müslümanlar bilim ve sanata olan düşkünlükleri ile tanınırlar. insan hakları desen var...
devamını gör...
boxer
külotla yarışında güç geçtikçe arayı açan ancak araya kaçtığı zaman insanı zora sokan don çeşididir.
her şeye rağmen, insanı bilhassa yazın oldukça rahatlatır.
her şeye rağmen, insanı bilhassa yazın oldukça rahatlatır.
devamını gör...
8 binler kulübü
var bir hayalimiz ama hiç yetişemeiyoruz. eksik kalıyor sonra üzülüyoruz. ama yine de denemeye devam.
devamını gör...
çaya şeker atmadan içen kişi
çay içmeyi bilen kişidir
devamını gör...
saruman
isengard'ın ulu kurucusu, yüce büyücü. ak eliyle dünyayı daha güzel bir yere getirmeye çalışırken hokkabazlar tarafından haince öldürülen gerçek maia.
isengard evimiz, saruman babamız.
isengard evimiz, saruman babamız.
devamını gör...
aynı şarkıyı saatlerce üst üste dinlemek
ilk duyduğum şarkıya günlerce yaptığım.
d vitamini gibi depoluyorum.
son favorim olan emir can iğrek'in son şarkısını, en az iki hafta non stop dinlerim
d vitamini gibi depoluyorum.
son favorim olan emir can iğrek'in son şarkısını, en az iki hafta non stop dinlerim
devamını gör...
ceku
hazırsan çıkalım balım.
devamını gör...
nasılsın diye soran karşı cinse tam sana göreyim demek
mevzuya bodoslama dalmaktır.
sonucu ne olur bilinmez, yatırım tavsiyesi değildir.
sonucu ne olur bilinmez, yatırım tavsiyesi değildir.
devamını gör...
novella
batı'da hikaye ile roman arası kitaplara verilen isim. dünya üzerinde şimdiye kadar satılmış ilk beş kitaptan biri olan le petit prince kitabı, yani küçük prens novella örneğidir.
devamını gör...
