hayal edilen ölüm şekli
olan aklımı ve sağlığımı kaybetmeden kendi seçtiğim bir zamanda ölmek tercihen daha güzel olurdu. kimseye muhtaç olmadan, kimseyi uğraştırmadan, yormadan. üzmeden diyemiyorum. ona engel olamam. nasıl öleceğimi de seçme şansım olursa bunu o an geldiğinde bilirim sanırım. fakat elbette ölümüm de şiir gibi olsun isterim.
devamını gör...
kadınların birbirine sürekli nemlendirici krem ikram etmesi
erkeklerin birbirine sigara uzatmasına benzeyen durumdur.
devamını gör...
her kafadan bir ses radyo yayını
yayına katıldığında, tutankamonun laneti'ne şu soruları sorabilir misiniz?
mahlasını ''tutankamonun karması'' yapacağı konusundaki dedikodular gerçek mi?
bir de, pek çok sözlük yazarı bir tane rozet alabilmek için kırk takla atarken, kendisi üç rozeti birden heybesine indirmeyi nasıl başardı? karma puanlarını bu kadar hunharca harcarken vicdanı hiç mi sızlamıyor?
cevaplar için şimdiden teşekkür ederiz.
mahlasını ''tutankamonun karması'' yapacağı konusundaki dedikodular gerçek mi?
bir de, pek çok sözlük yazarı bir tane rozet alabilmek için kırk takla atarken, kendisi üç rozeti birden heybesine indirmeyi nasıl başardı? karma puanlarını bu kadar hunharca harcarken vicdanı hiç mi sızlamıyor?
cevaplar için şimdiden teşekkür ederiz.
devamını gör...
organize işler filminden akılda kalanlar
hani bir şarkı vardı. bay bay hepinis bay bay loolınıs beni takip edin hepiniz.
devamını gör...
baba
çok özledim. çok. kelimelerle tarif edemem. o yüzden uğraşmayacağım boşuna.
nereye gitti bilmiyorum. bir yere gitti mi onu da bilmiyorum. bu dünyada olmadığını, bir daha onunla olamayacağımı artık alıyor aklım. ne kadar zamanım kaldıysa geriye, yanımda, yöremde olmayacağını artık, biliyorum. onu bir daha göremeyeceğimi, ne kadar özlersem özleyeyim ona bir daha sarılamayacağımı, bir daha onunla tartışamayacağımı, her defasında yemek arasında almak zorunda olduğu ilacı unutması yüzünden ona yarı şaka yarı ciddi takılamayacağımı, şarkı söylemesini, kuran okumasını dinleyemeyeceğimi, spor müsabakalarında çocuk gibi heyecanlanmasını izleyemeyeceğimi, kokusunu duyamayacağımı kabul ettim. ettim etmesine ama içimdeki boşluğu neyle dolduracağımı hala bilmiyorum. bu boşlukla yaşamıma devam etmek zorundaysam buna nasıl alışacağımın, bunun alışılabilir bir şey olup olmadığının cevabını hala arıyorum.
fotoğraflarına baktım bugün. moralim bozuktu, modum düşüktü. bir iki video var. son zamanlarından. onlara bakmadım bilerek. eski fotoğraflarına, kocaman gülümsemesine, herkese neşe saçan, herkesi yükselten hallerine baktım. iyi gelmedi. yokluk, hiçlik, bir daha asla durumu öyle anılarla, fotoğraflarla falan hafifleyen bir şey değil. değilmiş. zamanla zaten anılar da silinecek kafamdan biliyorum. sesini, kokusunu, mimiklerini, teninin dokusunu unutacağım. belki zorlayacak buna rağmen hatırlayamayacak kadar uzun süre yaşayacağım.
ya boşluk? boşluğunu da unutabilecek miyim? bu boşlukla barışabilecek miyim?
nereye gitti bilmiyorum. bir yere gitti mi onu da bilmiyorum. bu dünyada olmadığını, bir daha onunla olamayacağımı artık alıyor aklım. ne kadar zamanım kaldıysa geriye, yanımda, yöremde olmayacağını artık, biliyorum. onu bir daha göremeyeceğimi, ne kadar özlersem özleyeyim ona bir daha sarılamayacağımı, bir daha onunla tartışamayacağımı, her defasında yemek arasında almak zorunda olduğu ilacı unutması yüzünden ona yarı şaka yarı ciddi takılamayacağımı, şarkı söylemesini, kuran okumasını dinleyemeyeceğimi, spor müsabakalarında çocuk gibi heyecanlanmasını izleyemeyeceğimi, kokusunu duyamayacağımı kabul ettim. ettim etmesine ama içimdeki boşluğu neyle dolduracağımı hala bilmiyorum. bu boşlukla yaşamıma devam etmek zorundaysam buna nasıl alışacağımın, bunun alışılabilir bir şey olup olmadığının cevabını hala arıyorum.
fotoğraflarına baktım bugün. moralim bozuktu, modum düşüktü. bir iki video var. son zamanlarından. onlara bakmadım bilerek. eski fotoğraflarına, kocaman gülümsemesine, herkese neşe saçan, herkesi yükselten hallerine baktım. iyi gelmedi. yokluk, hiçlik, bir daha asla durumu öyle anılarla, fotoğraflarla falan hafifleyen bir şey değil. değilmiş. zamanla zaten anılar da silinecek kafamdan biliyorum. sesini, kokusunu, mimiklerini, teninin dokusunu unutacağım. belki zorlayacak buna rağmen hatırlayamayacak kadar uzun süre yaşayacağım.
ya boşluk? boşluğunu da unutabilecek miyim? bu boşlukla barışabilecek miyim?
devamını gör...
geceye bir 2000'ler şarkısı bırak
ortalığı kasıp kavurmuştu.
devamını gör...
kalbe dokunan şarkı sözleri
"bir hoşça kal kurşununa sarılıp veda ettim".
devamını gör...
takip edenleri gör özelliğinin kaldırılması gerekliliği
gündemde tutulması gereken başlık. kafa store'un tamamen sınıfsal kine neden olduğu neden ısrarla görmezden geliniyor.
ya bu rozetler herkesin erişebileceği şekilde puanlandırılır yada önce yeşil mahlas olayını sonrada arkadaşın istediği takipçileri görme özelliğini kaldırırsın.
bu nasıl çark ulan!
buğday bizim, ezilen biziz
un olan biz, aç kalan hepimiz
kim ulan bu doymak bilmeyen şerefsiz
ya bu rozetler herkesin erişebileceği şekilde puanlandırılır yada önce yeşil mahlas olayını sonrada arkadaşın istediği takipçileri görme özelliğini kaldırırsın.
bu nasıl çark ulan!
buğday bizim, ezilen biziz
un olan biz, aç kalan hepimiz
kim ulan bu doymak bilmeyen şerefsiz
devamını gör...
tomris uyar
4 şair tarafından uğruna şiirler yazılmış kadın: tomris uyar
kolej aşkı: ülkü tamer
kolejden mezun olur olmaz evlendiler. tomris uyar ilk çevirisi olan tagore’den “şekerden bebek”i bu yıllarda tamer soyadı ile tamamladı. birbirini çok iyi tamamlayamayan bu çiftin evliliği trajik bir şekilde sonlandı. evlilikten “ekin” adında dünyaya gelen çocukları birkaç haftalıkken sütten boğularak hayata veda etti, büyük sarsıntı yaşayan çift, kısa bir süre içinde boşandı.
cemal süreya
ankara’daki sanatseverler derneği lokali’nde tesadüfen aynı masada rakı içerken tanıştılar. tanıştıklarında ikisi de evliydi, bazı rivayetlere göre birlikte olabilmek için eşlerinden boşandılar.
cemal süreya onun için bu dizeleri yazdı:
“ay ışığında oturduk
bileğinden öptüm seni
sonra ayakta öptüm
dudağından öptüm seni
..."
her akşam işten çıkar çıkmaz eve dönen cemal süreya’ya bir gün tomris uyar, “biraz gez dolaş, arkadaşlarınla buluş, vakit geçir” dedi. ertesi gün on dakika geç geldi cemal süreya, bir sonraki gün on beş, daha sonra yarım saat. bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan tomris’in apartmanın girişinde oturan cemal’i görmesiyle gerçek ortaya çıktı. her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup “gecikiyordu” süreya. tomris uyar bu duruma “şahsiyet rötarı” adını koydu.
bu aşk da tükendi.
üç yılın sonunda tükenen bu tutkulu aşk, dostluğa evrildi.
ayrılığın ardından tomris uyar, “beni bıraktı ama rahat edemedi. ona göre bana sahip olunamazdı” dedi. cemal süreya ise tomris uyar’a şu sözleri söyledi: “senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” ve o günden sonra hiçbir şey yazmadı.
uzun soluklu aşk: turgut uyar
tomris uyar, turgut uyar ile tanışmalarını şöyle anlatır:
“1966 yılında ben zaten cemal süreya’dan ayrılmak üzereydim. o da eşinden ayrılmıştı. istanbul’a gelmişti çocuklarıyla. burada tanıştık. asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.
hâlâ duruyor bende. genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu”
ankara’da tanışan ikilinin şiir üzerine başlayan ilişkisi aşka doğru sürüklendi. 7 yıldır şiir yazmayan turgut’a, tomris esin perisi oldu. 1969’da evlendiler ve bu evlilikten turgut adında bir çocukları oldu. turgut uyar’ın tomris’i kaygıyla, kaybetme korkusuyla sevmesini tomris şu sözlerle anlatıyor: “turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”
tomris’in en uzun soluklu ilişkisi, 1985’te turgut uyar’ın hayatını kaybetmesiyle son buldu. geriye “bozuk saat” adlı şiir kaldı:
"herkes seni sen zanneder.
senin sen olmadığını bile bilmeden,
sen bile..
seni ben geçerken,
derim ki,
saati sorduklarında;
onu “o” geçiyordur.
kimse anlam veremez.
tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
ettirmek istiyor musun demezler.
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur
..."
edip cansever
fazla şiirden ölen edip cansever
fazla şiirden öldü, doğru, aynı zamanda platonik aşkından da öldü. “tomris rakıyı çok severdi, bense onu…” yazmıştı peçeteye, tomris ile baş başa oturdukları bir rakı masasında.
diğer şairler arasında en şanssızıydı, tomris’i kendine âşık edemedi. turgut uyar’ın en samimi arkadaşlarından biriydi. tomris’e karşı saklayamadığı bir sevgi ve hayranlık besliyordu. cansever, her 15 mart’ta, tomris uyar’ın doğum gününde, yeni bir şiir yazıp yayımlayarak aşkını tekrar tekrar ilan ediyordu.
"bir adın vardı senin, tomris uyar’dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
..."
tomris uyar, edip cansever için şunları söylemişti: “sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu edip cansever öğretti bana.”
kolej aşkı: ülkü tamer
kolejden mezun olur olmaz evlendiler. tomris uyar ilk çevirisi olan tagore’den “şekerden bebek”i bu yıllarda tamer soyadı ile tamamladı. birbirini çok iyi tamamlayamayan bu çiftin evliliği trajik bir şekilde sonlandı. evlilikten “ekin” adında dünyaya gelen çocukları birkaç haftalıkken sütten boğularak hayata veda etti, büyük sarsıntı yaşayan çift, kısa bir süre içinde boşandı.
cemal süreya
ankara’daki sanatseverler derneği lokali’nde tesadüfen aynı masada rakı içerken tanıştılar. tanıştıklarında ikisi de evliydi, bazı rivayetlere göre birlikte olabilmek için eşlerinden boşandılar.
cemal süreya onun için bu dizeleri yazdı:
“ay ışığında oturduk
bileğinden öptüm seni
sonra ayakta öptüm
dudağından öptüm seni
..."
her akşam işten çıkar çıkmaz eve dönen cemal süreya’ya bir gün tomris uyar, “biraz gez dolaş, arkadaşlarınla buluş, vakit geçir” dedi. ertesi gün on dakika geç geldi cemal süreya, bir sonraki gün on beş, daha sonra yarım saat. bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan tomris’in apartmanın girişinde oturan cemal’i görmesiyle gerçek ortaya çıktı. her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup “gecikiyordu” süreya. tomris uyar bu duruma “şahsiyet rötarı” adını koydu.
bu aşk da tükendi.
üç yılın sonunda tükenen bu tutkulu aşk, dostluğa evrildi.
ayrılığın ardından tomris uyar, “beni bıraktı ama rahat edemedi. ona göre bana sahip olunamazdı” dedi. cemal süreya ise tomris uyar’a şu sözleri söyledi: “senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” ve o günden sonra hiçbir şey yazmadı.
uzun soluklu aşk: turgut uyar
tomris uyar, turgut uyar ile tanışmalarını şöyle anlatır:
“1966 yılında ben zaten cemal süreya’dan ayrılmak üzereydim. o da eşinden ayrılmıştı. istanbul’a gelmişti çocuklarıyla. burada tanıştık. asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.
hâlâ duruyor bende. genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu”
ankara’da tanışan ikilinin şiir üzerine başlayan ilişkisi aşka doğru sürüklendi. 7 yıldır şiir yazmayan turgut’a, tomris esin perisi oldu. 1969’da evlendiler ve bu evlilikten turgut adında bir çocukları oldu. turgut uyar’ın tomris’i kaygıyla, kaybetme korkusuyla sevmesini tomris şu sözlerle anlatıyor: “turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”
tomris’in en uzun soluklu ilişkisi, 1985’te turgut uyar’ın hayatını kaybetmesiyle son buldu. geriye “bozuk saat” adlı şiir kaldı:
"herkes seni sen zanneder.
senin sen olmadığını bile bilmeden,
sen bile..
seni ben geçerken,
derim ki,
saati sorduklarında;
onu “o” geçiyordur.
kimse anlam veremez.
tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
ettirmek istiyor musun demezler.
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur
..."
edip cansever
fazla şiirden ölen edip cansever
fazla şiirden öldü, doğru, aynı zamanda platonik aşkından da öldü. “tomris rakıyı çok severdi, bense onu…” yazmıştı peçeteye, tomris ile baş başa oturdukları bir rakı masasında.
diğer şairler arasında en şanssızıydı, tomris’i kendine âşık edemedi. turgut uyar’ın en samimi arkadaşlarından biriydi. tomris’e karşı saklayamadığı bir sevgi ve hayranlık besliyordu. cansever, her 15 mart’ta, tomris uyar’ın doğum gününde, yeni bir şiir yazıp yayımlayarak aşkını tekrar tekrar ilan ediyordu.
"bir adın vardı senin, tomris uyar’dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
..."
tomris uyar, edip cansever için şunları söylemişti: “sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu edip cansever öğretti bana.”
devamını gör...
modus operandi
kriminalistik terminolojide 'vakanın oluş şekli' olarak kabul edilen, aynı zamanda kişinin alışkanlıklarını, düzenli bir biçimde tekrar ettiği davranışları ve çalışma yöntemini tanımlayan latince deyiş. modus opareandi veya kısaca mo; signature (imza), staging (sahneleme) ve posing ile çok sık karıştırılsa bile çok net farklılıklar gösterir. modus operandi'nin imza ile arasındaki en belirgin fark her zaman gelişme göstermese bile gelişime açık olmasıdır çünkü imza gibi bir fantezi ürünü değildir koşullara uyum sağlamak üzerinedir bu yüzden katil cinayet işlediği süreçte ona kolaylık sağlayacak yöntemleri deneyimleyerek keşfedebilir. bunu bir kaç basit örnekle incelemek gerekirse eğer, bir seri katil işlediği pek çok cinayette kurbanlarını iple bağlayarak onları zapt etmeye çalışıp daha sonra bunun zahmetli ve zaman kaybı olduğunu fark ederek yanında plastik kelepçe getirmeye başlayabilir. bu durumu daha spesifik bir şekilde ele alırsak da, yalnızca çiftlere saldıran bir seri katil üzerinden ilerleyebiliriz. bu seri katil normal şartlarda ilk önce çiftlerden yalnız bulduğu herhangi birine saldırırken bir süre sonra önce çiftlerden erkek olanı hareketsiz hale getirmesi gerektiğinin daha işe yarar olduğunu düşünüp planlarında değişikliğe gidebilir. imza ise tamamen dürtüseldir, bu daha çok geçmişte şekillenmiş arzuların dışa vurumu olduğu için gelişmeye ve değişmeye çok açık değildir. her katilin modus operandisi bulunsa da her katil bir imza bırakmaz. posing ve staging ise aslında temelde aynı görünse bile yapılma sebeplerinden ötürü ayrıdırlar.
staging daha çok olay yerindeki -buna kurbanların ölüm şekli, bulunduğu durum vs. dahildir- değişiklerin seri katil tarafından kafa karıştırmak amacı ile yapıldığı durumlarda kullanılır ve katilin modus operandisinin bir parçasıdır ama posing yine daha dürtüsel bir durumun ürünü olarak polise, medyaya veya her ikisine de bir mesaj verme kaygısı taşır.
bunları adını dünyanın dört bir yanına duyurmuş olan seri katillerin üzerinden de örnekleyebiliriz. jack the ripper ve/veya karındeşen jack daha çok geceleri sokak aralarında yalnız bulduğu hayat kadınlarına bıçakla saldırıyordu ve onları ilk önce boğuyordu. bu onun modus operandisidir ama kurbanların vücutlarındaki belirgin parçalanmalar (rahimlerinin ve böbreğin alınması, boğazdaki ve karnın altında bulunan derin ve temiz kesikler) onun imzasıdır. yine bazı kurbanlarının cinayet mahalindeki duruş şekillerini değiştirmesi -bacaklarını ayırarak konumlandırması- bir çeşit posing'dir çünkü daha çok polise ve medyaya mesaj verme temellidir. esasında zodiac katili'nde olduğu gibi mektuplar da imza kabul edilir ama jack the ripper'dan geldiği kesin olan tek bir mektup alınmıştır ki onun bile başka bir katilin ilgi çekme çabası olup olmadığı kesin değildir. charles cullen'ın kurbanlarını ilaçlar ile zehirlemesi, john gacy'nin kurbanlarıyla telefon ile irtibata geçip onları kandırarak taciz ettikten sonra iple boğarak öldürmesi yine modus operandi örneklerinden.
ted bundy modus operandi'nin değişime açık olması durumuna en net örneklerden birisidir. ted bundy, yaşları genelde 12 ila 26 arasında değişen minyon kadınları hedef aldı. kurbanların hepsi ya kolejdeydi ya da orta sınıf bir aileden geliyordu. kurbanları elde etme yöntemi ise epey çeşitliydi; bazen evlerini soyup, onları uykularında döverdi, bazen ayrıntılı planlar kurarak onları bu planlar aracılığı ile yakalardı bazen de sadece dış görünüşüne güvenirdi. ikinci yöntem, kadınların onu yakışıklı ve çekici bulması nedeniyle bundy için başarılıydı. aslında bu özellik şaşırtıcı bir biçimde bölgede bir seri katilin olduğunun farkında olsalar bile, gündüz vakti kadınları başarılı bir şekilde kaçırmasına bile izin verdi. yüz hatları çekici olsa da, özellikle akılda kalıcı bir özelliğe sahip değildi. bu, görünüşünü sadece küçük ayarlamalarla tamamen değiştirmesinde ona epey kolaylık sağlıyordu; farklı saç modeli, bıyık, şapka vs. ve hatta kurbanının güvenini kazanmak için üniformaya duyulan güveni kullanarak polis memuru veya itfaiyeci kılığına bile girerdi. bazen bundy sahte bir alçı kullanır, kolunu askıda tutar veya potansiyel bir kurbanın sempatisini kazanmak için koltuk değneklerini kullanırdı. onlardan, arabasına bir şey koymasına yardım etmek veya yol tarifi istemek gibi yardım taleplerinde bulunur daha sonra kafalarına levye ile vurarak arabaya doğru iter ve kelepçe takmaları için zorlardı.
ilk saldırıları daha çok kurbanları kurbanın yatak odasında bulunan tesadüfi nesnelerle veya kendi getirdiği nesnelerle ölümcül yaralar alacakları kadar sert biçimde döverek tecavüz etmek üzerineyken edindiği tecrübelerle beraber pek çok değişik saldırılarda bulundu; kurbanlarına tecavüz etmeden önce yetkililerin kanıt bulmasını önlemek için kıyafetlerini çıkarıp yakmak veya geri dönüşüm kutularına atmak belirgin değişimlerdendi. kurbanlarını küvette boğarak, bazen ölüm sonrası kafalarını keserek veya bir vakada görüldüğü üzere bir kurbanın kopmuş kafasını şöminede yakarak değişik biçimlerde saldırılarda bulundu.
yani kısaca; modus operandi katilin seçtiği kurban profilinden tut, onları yakalamak, öldürmek, kanıtları temizlemek, olay yeri tercihi, kurbanı olay yerinde bırakmak veya başka bir bölgeye götürmek ve kaçarken gideceği güzergahı dahi ayarlamak dahil her şeyi içerirken imza daha çok çocukluktan kalma arzuların gelişmiş ve şekillenmiş halidir. bir katil modus operandisinde değişime gidebilir, kurbanın bir tavrından/görünüşünden/zaman yetmemesinden ötürü imzasını bırakmayabilir veya poisn ve staging'e hiç girişmeyebilir ama neticede acımasız bir gerçek vardır ki bir seri katili yakalamadaki ilerlemeyi sağlayan en önemli etken onun daha fazla insanı öldürüp incelenecek ve profil çıkarılacak daha fazla olay yeri bırakmasıdır. değişmeyen bir mo'ye sahip olan katil üstelik imzası da var ise daha kolay yakalanabilir.
staging daha çok olay yerindeki -buna kurbanların ölüm şekli, bulunduğu durum vs. dahildir- değişiklerin seri katil tarafından kafa karıştırmak amacı ile yapıldığı durumlarda kullanılır ve katilin modus operandisinin bir parçasıdır ama posing yine daha dürtüsel bir durumun ürünü olarak polise, medyaya veya her ikisine de bir mesaj verme kaygısı taşır.
bunları adını dünyanın dört bir yanına duyurmuş olan seri katillerin üzerinden de örnekleyebiliriz. jack the ripper ve/veya karındeşen jack daha çok geceleri sokak aralarında yalnız bulduğu hayat kadınlarına bıçakla saldırıyordu ve onları ilk önce boğuyordu. bu onun modus operandisidir ama kurbanların vücutlarındaki belirgin parçalanmalar (rahimlerinin ve böbreğin alınması, boğazdaki ve karnın altında bulunan derin ve temiz kesikler) onun imzasıdır. yine bazı kurbanlarının cinayet mahalindeki duruş şekillerini değiştirmesi -bacaklarını ayırarak konumlandırması- bir çeşit posing'dir çünkü daha çok polise ve medyaya mesaj verme temellidir. esasında zodiac katili'nde olduğu gibi mektuplar da imza kabul edilir ama jack the ripper'dan geldiği kesin olan tek bir mektup alınmıştır ki onun bile başka bir katilin ilgi çekme çabası olup olmadığı kesin değildir. charles cullen'ın kurbanlarını ilaçlar ile zehirlemesi, john gacy'nin kurbanlarıyla telefon ile irtibata geçip onları kandırarak taciz ettikten sonra iple boğarak öldürmesi yine modus operandi örneklerinden.
ted bundy modus operandi'nin değişime açık olması durumuna en net örneklerden birisidir. ted bundy, yaşları genelde 12 ila 26 arasında değişen minyon kadınları hedef aldı. kurbanların hepsi ya kolejdeydi ya da orta sınıf bir aileden geliyordu. kurbanları elde etme yöntemi ise epey çeşitliydi; bazen evlerini soyup, onları uykularında döverdi, bazen ayrıntılı planlar kurarak onları bu planlar aracılığı ile yakalardı bazen de sadece dış görünüşüne güvenirdi. ikinci yöntem, kadınların onu yakışıklı ve çekici bulması nedeniyle bundy için başarılıydı. aslında bu özellik şaşırtıcı bir biçimde bölgede bir seri katilin olduğunun farkında olsalar bile, gündüz vakti kadınları başarılı bir şekilde kaçırmasına bile izin verdi. yüz hatları çekici olsa da, özellikle akılda kalıcı bir özelliğe sahip değildi. bu, görünüşünü sadece küçük ayarlamalarla tamamen değiştirmesinde ona epey kolaylık sağlıyordu; farklı saç modeli, bıyık, şapka vs. ve hatta kurbanının güvenini kazanmak için üniformaya duyulan güveni kullanarak polis memuru veya itfaiyeci kılığına bile girerdi. bazen bundy sahte bir alçı kullanır, kolunu askıda tutar veya potansiyel bir kurbanın sempatisini kazanmak için koltuk değneklerini kullanırdı. onlardan, arabasına bir şey koymasına yardım etmek veya yol tarifi istemek gibi yardım taleplerinde bulunur daha sonra kafalarına levye ile vurarak arabaya doğru iter ve kelepçe takmaları için zorlardı.
ilk saldırıları daha çok kurbanları kurbanın yatak odasında bulunan tesadüfi nesnelerle veya kendi getirdiği nesnelerle ölümcül yaralar alacakları kadar sert biçimde döverek tecavüz etmek üzerineyken edindiği tecrübelerle beraber pek çok değişik saldırılarda bulundu; kurbanlarına tecavüz etmeden önce yetkililerin kanıt bulmasını önlemek için kıyafetlerini çıkarıp yakmak veya geri dönüşüm kutularına atmak belirgin değişimlerdendi. kurbanlarını küvette boğarak, bazen ölüm sonrası kafalarını keserek veya bir vakada görüldüğü üzere bir kurbanın kopmuş kafasını şöminede yakarak değişik biçimlerde saldırılarda bulundu.
yani kısaca; modus operandi katilin seçtiği kurban profilinden tut, onları yakalamak, öldürmek, kanıtları temizlemek, olay yeri tercihi, kurbanı olay yerinde bırakmak veya başka bir bölgeye götürmek ve kaçarken gideceği güzergahı dahi ayarlamak dahil her şeyi içerirken imza daha çok çocukluktan kalma arzuların gelişmiş ve şekillenmiş halidir. bir katil modus operandisinde değişime gidebilir, kurbanın bir tavrından/görünüşünden/zaman yetmemesinden ötürü imzasını bırakmayabilir veya poisn ve staging'e hiç girişmeyebilir ama neticede acımasız bir gerçek vardır ki bir seri katili yakalamadaki ilerlemeyi sağlayan en önemli etken onun daha fazla insanı öldürüp incelenecek ve profil çıkarılacak daha fazla olay yeri bırakmasıdır. değişmeyen bir mo'ye sahip olan katil üstelik imzası da var ise daha kolay yakalanabilir.
devamını gör...
17 ocak 2021 normal sözlük güncellemeleri
tanım, beğeni ve favori bildirimlerine oy sahibinin mahlasının eklenmesi yeniliğini takdir ettim ve yapanın eline sağlık. böylelikle puan veren yazarın kim olduğuna dair alt kısma tıklama zahmetinden kurtarmış oldu.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin'in sözlüğü bırakması
sanırım kaynak yazarın mabadı oluyor.
devamını gör...
endikasyon dışı ilaç kullanım izni rezaleti
gerçekten yaşayan bilir demek istediğim durumdur. ülkemizde birçok prosedür, başvuru, evrak vb. işlerle uğraşmak bile yeterince bu durumu zorlaştırıyor. acil durumlar için mutlaka daha kolay veya yaratıcı çözümlerin üretilmesi gereklidir.
devamını gör...
ilkokuldan akılda kalanlar
geç kalanlar derse girmeden önce bahçeden çöp toplardı.
sınıftaki erkeklerden tiksinirdik eşyalarımız bile değse ağlar kavga çıkarırdık.
sınıftaki erkeklerden tiksinirdik eşyalarımız bile değse ağlar kavga çıkarırdık.
devamını gör...
özcan deniz'in devamlı aşk dizisi ve filmi çekmesi
geleneksel bir ailenin ağası, paşasıdır.
devamını gör...
edinilmiş en kıymetli hayat tecrübesi
kimsenin sizi üzmesine izin vermeyin daha doğrusu bu yetkiyi karşınızdaki insana vermeyin.tek ihtiyacımız bizimle olduğu için kendini şanslı hisseden birisi.
devamını gör...
normal sözlük'te tüm yazarların evli olması
benim de evli olduğumu öğrendiğim başlıktır.
eşim memlekete gitti herhalde.
eşim memlekete gitti herhalde.
devamını gör...
abartılan tatlı
trileçe. bir ara amma meşhur oldu ha. trileçe de trileçe. egzantirik ismi var diye bir halt sanıyorduk yemeden. 3 sütlüymüş isterse 5 sütlü olsun neticede sütlü kek.
devamını gör...
kar yağdığı zaman sokağa çıkan tipler
az önce görmemiş ve görgüsüz olduğumu öğrendiğim başlık.
devamını gör...
