sözlük erkekleri toplatılsın kampanyası
toplatılsın ne ya, sokak köpeği miyiz biz ? bu nasıl muamele. hahahahahah.
devamını gör...
plütonun buzdan kalbi
ulan ayıp ulan size kac haftadir yaziyorum sirf erkegim diye biriniz güzel söz yazmadiniz nickaltima bu kizin nickaltini doldurmussunuz cakallar sizi.
devamını gör...
düğünlerden nefret etme sebepleri
olmayan sebeplerdir.
düğün gibi boktan bir organizasyondan nefret etmek için sebep mi gerekiyor alüminyum?
altın tak, akraba terörüne maruz kal, dünyanın en gerzek şarkılarını en yüksek seste dinlemek zorunda kal ve bir de oynamaktan götü başı gezegenin zıt kutuplarına dağılan teyze ve dayıları seyretmekten gözlerin kanasın...
neyse ki bu konuda mükemmel derecede şanslıyım. annem ve babam düğün falan yapmamış. bu kafada olan insanlar da düğüne falan gitmiyor haliyle.
hatta bizimkiler olayı nirvanaya taşıdı; yüzük müzük de takmıyorlar. ben de evde gerzek düğün fotoğrafları görüp kusmuyorum.*
düğün gibi boktan bir organizasyondan nefret etmek için sebep mi gerekiyor alüminyum?
altın tak, akraba terörüne maruz kal, dünyanın en gerzek şarkılarını en yüksek seste dinlemek zorunda kal ve bir de oynamaktan götü başı gezegenin zıt kutuplarına dağılan teyze ve dayıları seyretmekten gözlerin kanasın...
neyse ki bu konuda mükemmel derecede şanslıyım. annem ve babam düğün falan yapmamış. bu kafada olan insanlar da düğüne falan gitmiyor haliyle.
hatta bizimkiler olayı nirvanaya taşıdı; yüzük müzük de takmıyorlar. ben de evde gerzek düğün fotoğrafları görüp kusmuyorum.*
devamını gör...
disleksi
insanın hayatını berbad eden bir güçlük. hala daha etmeye devam ediyor. özellikle türkiye gibi bir yerde bu durum işleri iyice çıkmaza sokuyor insanlardan destek değil dert görüyorsunuz. son zamanlarda yine nisbeten farkındalık oluşuyor insanlarda umarım yeni nesillerde bu hastalıktan muzdarip insanlar daha az sıkıntı yaşar. birde diğer insanların bunu havalı veya iyi bir şey olarak görmeleri yok mu...
yok davinci mozart einstein da disleksiymiş, peki bunun bana faydası ne bu yüzden gurur mu duyayım. muhtemelen bu durum onlarında hayatını berbad etti. buradan disleksili yeni genç nesillere sesleniyorum. hayatınız zor olacak sahip olduğunuz muhtemel potansiyeller görmezden gelinecek aptal salak tembel gibi söylemlere maruz kalacaksınız ve bu yolda çoğu insan size yardımcı olamayacak. bu yolda yalnızsınız çünkü insanların anlayamayacağı bir zihnimiz var, kendiniz için ne yapabilirseniz sadece o olacak.
yok davinci mozart einstein da disleksiymiş, peki bunun bana faydası ne bu yüzden gurur mu duyayım. muhtemelen bu durum onlarında hayatını berbad etti. buradan disleksili yeni genç nesillere sesleniyorum. hayatınız zor olacak sahip olduğunuz muhtemel potansiyeller görmezden gelinecek aptal salak tembel gibi söylemlere maruz kalacaksınız ve bu yolda çoğu insan size yardımcı olamayacak. bu yolda yalnızsınız çünkü insanların anlayamayacağı bir zihnimiz var, kendiniz için ne yapabilirseniz sadece o olacak.
devamını gör...
donald trump
evde tek başına 2 filminde, bazı sahneler kendi otelinde çekildiği için saniyelik de olsa kendine bir rol ayarlattığı * sahnesi var olan başgan. öğrendiğimde ufak bir kahkaha krizi yaşadım.
kevin: lobi nerede?
trump: koridorun sonunda solda...
ah o bakışı...
kevin: lobi nerede?
trump: koridorun sonunda solda...
ah o bakışı...
devamını gör...
hiç kazıklı maria izlememiş insan
kazıklı maria'nın ne olduğunu sözlükten öğrenenler olarak bir örgüt kuralım diyorum. *
devamını gör...
kıraathane kitapları
2018 yılında iyi ki kurulmuş olan umut vaat eden bir yayınevidir.

istanbul edebiyat evi tarafından çok isabetli ve mantıklı bir kararla yılda en fazla on iki kitap üretmeyi hedefleyen yayınevi eski kitapları yeniden basmak yerine yeni kitaplar üretiyor, çeviriyor ve yayımlıyor. böylelikle de bence türkiye’deki edebiyat alanında hissedilen bir boşluğu layıkıyla doldurmaya aday.
kıraathane kitaplarının daha önce yayınladığı ray loriga’nın teslimiyet (kitap) eserini büyük bir keyifle okumuştum. daha sonra da linda boström knausgard’ın amerika’ya hoş geldiniz isimli kitabını aynı zevkle okudum. şu anda da kollektif bir kapanma dönemi kitabı olan ev ve isimli kitabı soluksuz okuyorum. yayınevinin eser seçimindeki titizliği geleceğe dair ümitlenmemi sağlıyor.
kitaplardaki çeviriler bence oldukça başarılı ama beni içerik kadar etkileyen bir başka nokta ise kitapların ve kitap kapaklarının tasarımı. çok yüzeysel bir bakış açısı gibi görünebilir ama kitapların estetik görüntüsü okuma zevkine artırır bence ve kıraathane kitaplarının kitapları da insanda okuma zevki uyandıran kitaplardır.
kitapların hem baskı kalitesi, hem kapak tasarımı, hem çevirileri, hem de içerikleri bence tam olarak usta işi. biraz pahalı kitaplar olsalar da yayınevinin de söylediği gibi kitaplardan gelen kitaplar yine yemi kitaplar için harcanmakta. bence sonuna kadar değer.

istanbul edebiyat evi tarafından çok isabetli ve mantıklı bir kararla yılda en fazla on iki kitap üretmeyi hedefleyen yayınevi eski kitapları yeniden basmak yerine yeni kitaplar üretiyor, çeviriyor ve yayımlıyor. böylelikle de bence türkiye’deki edebiyat alanında hissedilen bir boşluğu layıkıyla doldurmaya aday.
kıraathane kitaplarının daha önce yayınladığı ray loriga’nın teslimiyet (kitap) eserini büyük bir keyifle okumuştum. daha sonra da linda boström knausgard’ın amerika’ya hoş geldiniz isimli kitabını aynı zevkle okudum. şu anda da kollektif bir kapanma dönemi kitabı olan ev ve isimli kitabı soluksuz okuyorum. yayınevinin eser seçimindeki titizliği geleceğe dair ümitlenmemi sağlıyor.
kitaplardaki çeviriler bence oldukça başarılı ama beni içerik kadar etkileyen bir başka nokta ise kitapların ve kitap kapaklarının tasarımı. çok yüzeysel bir bakış açısı gibi görünebilir ama kitapların estetik görüntüsü okuma zevkine artırır bence ve kıraathane kitaplarının kitapları da insanda okuma zevki uyandıran kitaplardır.
kitapların hem baskı kalitesi, hem kapak tasarımı, hem çevirileri, hem de içerikleri bence tam olarak usta işi. biraz pahalı kitaplar olsalar da yayınevinin de söylediği gibi kitaplardan gelen kitaplar yine yemi kitaplar için harcanmakta. bence sonuna kadar değer.
devamını gör...
hanımcılık
üzülerek söylüyorum ki bu benim.
hanımcı olmak kötü birşeymi bilmiyorum. iyi birşey gibi durmadığı kesin. en azından erkekler arasında.
aslında "ben hanımcıyım kardeşim" dediğin sürece erkekler arasında pek sorunda olduğunu görmedim. en azından benim çevremde öyle. ki annemde her zaman ne olursa olsun eşinin gönlünü hoş tut, dizilerde filmlerde bak böyle romantik şeyler yapıyorlar ezberle bunları sende karına yaparsın der.
gerçek anlamda hoşlandığım bir kadın bana ne derse desin yaparmışım gibime geliyor. bunu finansal kölelik gibi algılamayın sakın.
mesela "evde oturmaktan çok sıkıldım 10 metre aşağıda, geceliği 8.000 tl olan otelde bu gece kalmak istiyorum" dese bankacılık uygulamasından ihtiyaç kredisi çekip eşimi otele götürürmüşüm gibime geliyor. ya da ne bileyim şuranın tozunu iyi almamışsın 5. defa üstünden geç dese "tabi hayatım" bile demeden direkt yaparmışım gibi hissediyorum.
bu arada kadınlardan korkan, kılıbık, sözünü geçiremeyen biri değilimdir. benimle az çok sohbet etmiş kişiler bilir dediği dedik, inatçı ve baskın bir karakterimdir.
sanırım bunun en büyük nedeni ilerde hayatıma alacağım kişiye şimdiden aşık olmamla alakalı. eşimin gönlü çok küçük birşeyden bile darılsın, eksik hissetsin istemem. küçük bir çocuk gibi ilgilenmek isterim onunla.
hanımcı olmak kötü birşeymi bilmiyorum. iyi birşey gibi durmadığı kesin. en azından erkekler arasında.
aslında "ben hanımcıyım kardeşim" dediğin sürece erkekler arasında pek sorunda olduğunu görmedim. en azından benim çevremde öyle. ki annemde her zaman ne olursa olsun eşinin gönlünü hoş tut, dizilerde filmlerde bak böyle romantik şeyler yapıyorlar ezberle bunları sende karına yaparsın der.
gerçek anlamda hoşlandığım bir kadın bana ne derse desin yaparmışım gibime geliyor. bunu finansal kölelik gibi algılamayın sakın.
mesela "evde oturmaktan çok sıkıldım 10 metre aşağıda, geceliği 8.000 tl olan otelde bu gece kalmak istiyorum" dese bankacılık uygulamasından ihtiyaç kredisi çekip eşimi otele götürürmüşüm gibime geliyor. ya da ne bileyim şuranın tozunu iyi almamışsın 5. defa üstünden geç dese "tabi hayatım" bile demeden direkt yaparmışım gibi hissediyorum.
bu arada kadınlardan korkan, kılıbık, sözünü geçiremeyen biri değilimdir. benimle az çok sohbet etmiş kişiler bilir dediği dedik, inatçı ve baskın bir karakterimdir.
sanırım bunun en büyük nedeni ilerde hayatıma alacağım kişiye şimdiden aşık olmamla alakalı. eşimin gönlü çok küçük birşeyden bile darılsın, eksik hissetsin istemem. küçük bir çocuk gibi ilgilenmek isterim onunla.
devamını gör...
kaza masrafını ödeyemem deyip kafaya sıkmak
dünyadaki gelir dağılımındaki adaletsizliğin toplumumuzdaki yansımalarıdır. her şeyde eşitliği savunan insanların gelir dağılımındaki bu eşitsizliğe karşı tek bir ses çıkarmaması tuhaftır. çok üzüldüm.
devamını gör...
frits thaulow


manzara resimleri ile bilinen norveçli ressam (1847 - 1906).
resimlerinde genelde ön planda bir akarsu, ırmak, dere olmalı. su üzerinde dalgalanma ve gölgeler olmalı. ressamın böyle bir takıntısı var. mümkün olduğu kadar ağaç ve evlerde bu tasvire eşlik etmeli. böylelikle ortaya baktıkça huzur veren, pastoral resimler ortaya çıkar.
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
allah’ı size emanet ediyorum. *
(tansu çiller)
(tansu çiller)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük fobisi
afet.
devamını gör...
fahrettin koca’nın gizlice cenazeye katılması
adamcağızın önce kendine aşırı inanıp sonra da kendini kandırmaya
çalışma moduna geçişi.
kimseye ihtiyacı olmadan
kendi kendine oynayan,
evin en küçük çocuğu sendromu.
çalışma moduna geçişi.
kimseye ihtiyacı olmadan
kendi kendine oynayan,
evin en küçük çocuğu sendromu.
devamını gör...
iphone se
kullanımı kolay, iphone 6 ile aynı boyutta iphone modeli. ince ve hafif. bana göre boyut harici, iphone 11 ile pek farkı yok. ben sadece klavyesinde zorlanıyorum. zaten tanımlarımdaki yanlış harf basımlarından da anlaşılıyordur. pil ömrü sıkıntı değil bence. çok internette gezinmedikçe ve oyuna girmedikçe uzun zaman gidiyor. sadece sözlükte geçirilen zamanda pil pipetle hüpletilmiş gibi bitiyor. onun harici sıkıntısı yok.
devamını gör...
insan olmasaydın ne olmak isterdin sorunsalı
rüzgâr olup özgürce dünyayı dolaşmak isterdim..
devamını gör...
okula başlanılan ilk günden akılda kalanlar
sabah toplanmışız, hepimizde siyah siyah önlükler. adamın biri* konuşma yapıyor. "siz sabahçısınız, öğleden sonra gelenler de öğlenci"
kendimi bildim bileli askerlere hayran olan ben, elbette bunu yanlış anlıyorum. benim duyduğum "siz savaşçısınız, öğleden sonra gelenler de öğrenci"
içten içe "babam iyi ki sabah getirmiş beni" diye seviniyorum. yoksa öğrenci olacağım, iğğğğ...
sabahları trt açılırken, akşamları kapanırken anıtkabir'de yürüyen askerleri taklit ediyorum. artık savaşmaya hazırım. sınıfa gidiyoruz, ben ayaklarımı rap rap yere vuruyorum ve uygun adımda yürüyorum ama etrafımdakiler olayın vahametinin farkıda bile değil. kimisinin sümüğü aka aka ağladığını görüyorum, kimisi oyun peşinde. "alooo savaştayız ooluum"
ilk derste malum tanışma faslı...
tenefüse çıkıyoruz, ortada benden başka asker yok. sınıfta da yok. ikinci ders, üçüncü ders derken nihayet vatan aşkıyla patlıyorum.
sir came a lot: örtmenim ne zaman savaşcaz?
öğretmen: ne diyon olum sen?
s: ne zaman savaşcaz örtmenim? benim tüfeğim nerde?
ö: olum ne savaşı? öğrencisiniz siz.
s: olur mu örtmenim? biz sabah geldik. biz savaşçıyız, öğleden sonra gelenler öğrenci.
ö: gel lan buraya kerata (gözünden yaşlar aka aka gülüyor) adın ne bakayım senin?
adamın bu kadar ciddi bir meselede neden güldüğünü anlamıyorum tabi. sonra açıklama yapıyor. "sir sen savaşçı değilsin, sabahçısın."
askerlik umutlarım bir 20 sene sonraya kalıyor.
kendimi bildim bileli askerlere hayran olan ben, elbette bunu yanlış anlıyorum. benim duyduğum "siz savaşçısınız, öğleden sonra gelenler de öğrenci"
içten içe "babam iyi ki sabah getirmiş beni" diye seviniyorum. yoksa öğrenci olacağım, iğğğğ...
sabahları trt açılırken, akşamları kapanırken anıtkabir'de yürüyen askerleri taklit ediyorum. artık savaşmaya hazırım. sınıfa gidiyoruz, ben ayaklarımı rap rap yere vuruyorum ve uygun adımda yürüyorum ama etrafımdakiler olayın vahametinin farkıda bile değil. kimisinin sümüğü aka aka ağladığını görüyorum, kimisi oyun peşinde. "alooo savaştayız ooluum"
ilk derste malum tanışma faslı...
tenefüse çıkıyoruz, ortada benden başka asker yok. sınıfta da yok. ikinci ders, üçüncü ders derken nihayet vatan aşkıyla patlıyorum.
sir came a lot: örtmenim ne zaman savaşcaz?
öğretmen: ne diyon olum sen?
s: ne zaman savaşcaz örtmenim? benim tüfeğim nerde?
ö: olum ne savaşı? öğrencisiniz siz.
s: olur mu örtmenim? biz sabah geldik. biz savaşçıyız, öğleden sonra gelenler öğrenci.
ö: gel lan buraya kerata (gözünden yaşlar aka aka gülüyor) adın ne bakayım senin?
adamın bu kadar ciddi bir meselede neden güldüğünü anlamıyorum tabi. sonra açıklama yapıyor. "sir sen savaşçı değilsin, sabahçısın."
askerlik umutlarım bir 20 sene sonraya kalıyor.
devamını gör...





