ak parti ile ülkemiz 50 yıl ileri gitti
sonra 'sıkıcıymış yea' diyip 200 yıl geri gitti herhalde. ne zaman oldu bu olay tam olarak? uyanık olduğum halde kaçırdım.
devamını gör...
konuşma şansım olsaydı denilen kitap karakteri
şeker portakalinda zeze.
devamını gör...
türkiye'nin özgürlük sıralamasında 146. olması
bişey derdimde malum işte diyemiyoz.
devamını gör...
sanat eserinin analizi
mihrap / yaratılış – osman hamdi bey

osman hamdi bey’in 1901 senesinde yaptığı mihrap tablosu, geçmişten günümüze hala tartışmalara neden olan sansasyonel sanat eserlerinden biri.
osman hamdi bey 'in en cüretkâr tablosu olarak biliniyor.
bir camiinin içerisinde resmedilen kadın figürünün büyük bir rahle üzerinde dimdik oturuyor olması ve ayaklarının çevresinde etrafa saçılmış dini kitap sayfalarının duruyor olması, o dönemde din adamlarıyla birlikte pek çok kişi tarafından oldukça sert tepkilere neden olmuş. eser hakkındaki dedikodular ise şöyle, bazı sanat yorumcusuna göre tablo kadın statüsünün önemini vurgularken, bazı sanat yorumcusu dini içerikli kitapların kadının özgürlüğünü kısıtlayıcı birer unsur olduğuna dikkat çekildiği vurgulanıyor. eserle ilgili sır perdesinin bir türlü üstünden kalkmadığı konulardan biri de eserin adının aslında yaratılış olduğu ve sanatçının insanoğlunun yaratılışını dinlere değil de kadın doğurganlığına bağladığıdır.

osman hamdi bey’in 1901 senesinde yaptığı mihrap tablosu, geçmişten günümüze hala tartışmalara neden olan sansasyonel sanat eserlerinden biri.
osman hamdi bey 'in en cüretkâr tablosu olarak biliniyor.
bir camiinin içerisinde resmedilen kadın figürünün büyük bir rahle üzerinde dimdik oturuyor olması ve ayaklarının çevresinde etrafa saçılmış dini kitap sayfalarının duruyor olması, o dönemde din adamlarıyla birlikte pek çok kişi tarafından oldukça sert tepkilere neden olmuş. eser hakkındaki dedikodular ise şöyle, bazı sanat yorumcusuna göre tablo kadın statüsünün önemini vurgularken, bazı sanat yorumcusu dini içerikli kitapların kadının özgürlüğünü kısıtlayıcı birer unsur olduğuna dikkat çekildiği vurgulanıyor. eserle ilgili sır perdesinin bir türlü üstünden kalkmadığı konulardan biri de eserin adının aslında yaratılış olduğu ve sanatçının insanoğlunun yaratılışını dinlere değil de kadın doğurganlığına bağladığıdır.
devamını gör...
çocukken ansiklopedi okumak
evde gazete kuponu ile alınan anabrittanica ları alfabetik sıraya göre okumak, zevkli bir çocukluk aktivitesiydi.
ama en unutulmazı anatomi atlasınsından çocukların leylekler tarafından getirilmediğini, kadın, erkek genital organları eve doluşan bir sürü meraklı çocuk birlikte öğrenmekti.
anılar anılar...
ama en unutulmazı anatomi atlasınsından çocukların leylekler tarafından getirilmediğini, kadın, erkek genital organları eve doluşan bir sürü meraklı çocuk birlikte öğrenmekti.
anılar anılar...
devamını gör...
entel zonta sosyetede
aysun kocatepe’nin 1992 yılında çıkardığı ve iç isyanlara ve büyük çatışmalara nasıl neden olmadığını anlamakta güçlük çektiğimiz albümüne ismini veren şarkıdır.
entel sözcüğü bildiğiniz üzere entelektüel olamamış, okumaya araştırmaya pek zaman ayırmaya niyeti olmayan ama sağdan soldan öğrendikleri ile caka satan tiplere verilen isimdir.
zonta ise kaba saba, oturup kalkmasını bilmeyen, görgüsüzlük konusunda herhangi bir sınır tanımayan ve hala nesli tükenmemiş olan erkekler için argoda kullanılan bir tabirdir. günümüzde pek kullanılmasa da bir dönem oldukça yaygın bir kullanımı vardı.
bu ikisinin karışımı olan bir adamın sosyetede kendine yer edindiğini düşündüğünüzde şarkının da anlatmaya çalıştığı şey ortaya çıkacaktır.
benim şarkıyla ilgili söylemek istediğim şey ise biraz daha farklı. önce bu kadar kötü bir şarkı ve albüm yaparak iyi şarkı ve albümlerin daha iyi görünmelerini sağladığı için aysun kocatepe’ye kocaman bir teşekkür.
sonra da yeni nesil müziği kötülerken 90lı yıllardaki müziği yere göğe sığdıramamanın aslında büyük bir hata olduğunu gösterdiği için de kocaman bir alkış.
90lı yılları sadece seçkilerdeki müziklerle değerlendiren insanlar için elimden geleni yapacağım. travmatik bir dönem olan 90lar, müzik konusunda da darbe üstüne darbe indirmiştir aslında. inanmıyorsanız buyrun:
entel zonta sosyetede
entel sözcüğü bildiğiniz üzere entelektüel olamamış, okumaya araştırmaya pek zaman ayırmaya niyeti olmayan ama sağdan soldan öğrendikleri ile caka satan tiplere verilen isimdir.
zonta ise kaba saba, oturup kalkmasını bilmeyen, görgüsüzlük konusunda herhangi bir sınır tanımayan ve hala nesli tükenmemiş olan erkekler için argoda kullanılan bir tabirdir. günümüzde pek kullanılmasa da bir dönem oldukça yaygın bir kullanımı vardı.
bu ikisinin karışımı olan bir adamın sosyetede kendine yer edindiğini düşündüğünüzde şarkının da anlatmaya çalıştığı şey ortaya çıkacaktır.
benim şarkıyla ilgili söylemek istediğim şey ise biraz daha farklı. önce bu kadar kötü bir şarkı ve albüm yaparak iyi şarkı ve albümlerin daha iyi görünmelerini sağladığı için aysun kocatepe’ye kocaman bir teşekkür.
sonra da yeni nesil müziği kötülerken 90lı yıllardaki müziği yere göğe sığdıramamanın aslında büyük bir hata olduğunu gösterdiği için de kocaman bir alkış.
90lı yılları sadece seçkilerdeki müziklerle değerlendiren insanlar için elimden geleni yapacağım. travmatik bir dönem olan 90lar, müzik konusunda da darbe üstüne darbe indirmiştir aslında. inanmıyorsanız buyrun:
entel zonta sosyetede
devamını gör...
devil may cry dante's awakening
yurdum oyuncusunun hack 'n' slash'i tanımasına sebep olan mükemmel capcom oyunu. normal şartlarda prequel seven bir zat olmamama ve flashforward'dan hoşlanmamama rağmen küçük çaplı kalp krizleri eşliğinde düzenli olarak dmd* modunda 10 kere* oynamışımdır muhtemelen. oyunun ana hikayesinden devil may cry 5 başlığında detaylıca bahsetmiştim zaten o yüzden hikayeyi atlayıp oynanış hakkında bir kaç kelam etmek gerekirse; ilk iki oyunun rezil kepaze karakter modellemesi, yetersiz weaponlar, dandik vuruş hissiyatı ve dante'nin gerçek anlamda hantal hareket etmesi gibi bir takım problemleri çözmüş capcom. bundan ötürü ilk iki oyunun aksine bugün dmc'yi bu kadar büyük bir hayran kitlesine kavuşturan esas oyun olma görevini de üstleniyor zaten. hideaki itsuno'dan beklenmeyecek hareketler. dante'nin mermileri yine legolas'ın okları gibi ama hasar düşük tutulmuş, rebellion'ın taban hasarı da gayet yerindeydi ama 'biraz combo yapın yok öyle kolay kolay sss almak' demiş itsuno abimiz.
bossların diğer oyunlara göre modelleme ve zorluk açısından daha yeterli olması hatta oyuna eklenmiş/bosslardan edindiğimiz her silahın bir şekilde başka bosslar ile oynarken daha etkili olmasından ötürü tüm silahları mecburen en az bir kere kullanmak zorunda olmamız gibi hoş bir detay da var. her şeyi kullanmak zorunda kalmak en azından bosslardan edindiğimiz silahların boş ve anlamsız olmamasını sağlıyor hem de oyun açıkça tüm hünerlerini sergile diyor. günümüz oyunları kadar iyi grafikler vadetmiyor olsa bile gerçek bir oyun hissiyatı yarattığını da söylemek gerek. gözü kapalı boss kestiğimiz günümüz oyunlarına benzemez öyle yani*. serinin diğer oyunları arasındaki yeri ise biraz muamma. son çıkan oyunu -aradaki zaman farkından ötürü- ve aptal reboot'u saymazsak eğer devil may cry 4 tamamlanamadan piyasaya sürülmüş bir oyun olmasına rağmen oynanış bakımından değil serinin türünün bile en iyilerinin arasında yer alabilecek düzeyde ki senaryosu ne kadar klişe olsa bile bir hack 'n' slash oyunu için gayet yeterli. ilk iki oyun oynanış bakımından sıkıntılı ve senaryoları ne yazık ki çöpünde ötesinde bundan ötürü dmc 3: dante's awakening serinin en iyi ikinci oyunu denebilir. donuk ve renksiz wrpg'lerin kölesi olmayan her oyuncunun en az bir kere oynaması gereken bir oyun. ne rahatsız edici düzeyde animevari ne de donuk ve hissiyatsız, tam ayarında.
son olarak; devils never cry!
bossların diğer oyunlara göre modelleme ve zorluk açısından daha yeterli olması hatta oyuna eklenmiş/bosslardan edindiğimiz her silahın bir şekilde başka bosslar ile oynarken daha etkili olmasından ötürü tüm silahları mecburen en az bir kere kullanmak zorunda olmamız gibi hoş bir detay da var. her şeyi kullanmak zorunda kalmak en azından bosslardan edindiğimiz silahların boş ve anlamsız olmamasını sağlıyor hem de oyun açıkça tüm hünerlerini sergile diyor. günümüz oyunları kadar iyi grafikler vadetmiyor olsa bile gerçek bir oyun hissiyatı yarattığını da söylemek gerek. gözü kapalı boss kestiğimiz günümüz oyunlarına benzemez öyle yani*. serinin diğer oyunları arasındaki yeri ise biraz muamma. son çıkan oyunu -aradaki zaman farkından ötürü- ve aptal reboot'u saymazsak eğer devil may cry 4 tamamlanamadan piyasaya sürülmüş bir oyun olmasına rağmen oynanış bakımından değil serinin türünün bile en iyilerinin arasında yer alabilecek düzeyde ki senaryosu ne kadar klişe olsa bile bir hack 'n' slash oyunu için gayet yeterli. ilk iki oyun oynanış bakımından sıkıntılı ve senaryoları ne yazık ki çöpünde ötesinde bundan ötürü dmc 3: dante's awakening serinin en iyi ikinci oyunu denebilir. donuk ve renksiz wrpg'lerin kölesi olmayan her oyuncunun en az bir kere oynaması gereken bir oyun. ne rahatsız edici düzeyde animevari ne de donuk ve hissiyatsız, tam ayarında.
son olarak; devils never cry!
devamını gör...
takipçi sayısı +30 olan yazarın hatun olması
benden en az 5 hatun çıkar mesela. taş gibi hatunum. maşallah bana.
devamını gör...
anaerkil
kadın figürünün tanrı olarak kabul edildiği dönemlerden erkek tanrı figürüne geçiş aynı zamanda anaerkil olarak nitelenebilecek toplumdan ataerkile geçiş olarak nitelenebilir. anaerkil dönemde - toplumlarda kadının önderliği söz konusu olmakla birlikte hala kadının yönetimde tam hakimiyeti ve otoritesinden ziyade sadece belli konularda kısmi bir hakimiyeti var. alt yapılanmadaysa soy kadından geçmekle birlikte ataerkil toplumla kıyaslandığında pek çok konuda cinsiyet eşitliği söz konusu. hopi amerikan yerlilerinin geçmişteki anaerkil - anasoy yapısı, kadın liderliğinde ancak alt yapıda cinsiyet eşitliğinin olduğu topluma örnek olarak verilebilir.
bugün ise tam anaerkil toplumlardan çok aslında matriline (anasoylu - kadının soyun devamını sağladığı, miras hakkının kadında olduğu ve aile konularında kadının karar aldığı yapı ) matrilocal ( evli çiftin kadının soyunun olduğu yere yerleşmesi ) toplumlara rastlanmakta.
bugün hala genel anlamda anasoylu olarak tanımlanabilecek (matriline veya matrilocal) olarak tanımlanabilecek toplumlar mevcut. kimi amerikan yerli kabileleri, güney amerikada bulunan kimi kabileler, hindistan'da khasi, endonezya'da minangkabau, kenya'da umoja, çin'de masuo, kosta rica'da bribri, cezayir'de tuareg, gana'da akan kabilesi gibi.
cezayir'de tuareg yine anaerkilden ziyade anasoy (matriline) kabileler kapsamında olup tıpkı diğer anasoy kabileler ve toplumlar gibi bugün bu özelliğini yavaş yavaş kaybetmektedir. anasoy yapının değişmesinde bu kabilelerin artık eskisi gibi izole bir yaşam sürmemeleri ve bulundukları ülke ve bölgedeki yaygın sosyal kültür ve din anlayışının etkisi gösterilebilir.
bugün ise tam anaerkil toplumlardan çok aslında matriline (anasoylu - kadının soyun devamını sağladığı, miras hakkının kadında olduğu ve aile konularında kadının karar aldığı yapı ) matrilocal ( evli çiftin kadının soyunun olduğu yere yerleşmesi ) toplumlara rastlanmakta.
bugün hala genel anlamda anasoylu olarak tanımlanabilecek (matriline veya matrilocal) olarak tanımlanabilecek toplumlar mevcut. kimi amerikan yerli kabileleri, güney amerikada bulunan kimi kabileler, hindistan'da khasi, endonezya'da minangkabau, kenya'da umoja, çin'de masuo, kosta rica'da bribri, cezayir'de tuareg, gana'da akan kabilesi gibi.
cezayir'de tuareg yine anaerkilden ziyade anasoy (matriline) kabileler kapsamında olup tıpkı diğer anasoy kabileler ve toplumlar gibi bugün bu özelliğini yavaş yavaş kaybetmektedir. anasoy yapının değişmesinde bu kabilelerin artık eskisi gibi izole bir yaşam sürmemeleri ve bulundukları ülke ve bölgedeki yaygın sosyal kültür ve din anlayışının etkisi gösterilebilir.
devamını gör...
riders on the storm
bu şarkı jim morrison'un kaydettiği son albüm olan l.a. woman'ın kapanış şarkısıdır. albümü kaydettikten sonra morrison fransa'ya gider ve pariste aşırı dozdan hayata veda eder. adeta dünyaya veda şarkısıdır.
kendi yazdığı sözlerden killer on the road; morrison'ın cinayet işleyecek olan bir otostopçu rolünü oynayacağı the hitchhiker (an american pastoral) senaryosuna bir göndermedir.
girl you gotta love your man derken uzun süredir sevgilisi olan pamela courson'a umutsuz bir yakarışta bulunur.
kendi yazdığı sözlerden killer on the road; morrison'ın cinayet işleyecek olan bir otostopçu rolünü oynayacağı the hitchhiker (an american pastoral) senaryosuna bir göndermedir.
girl you gotta love your man derken uzun süredir sevgilisi olan pamela courson'a umutsuz bir yakarışta bulunur.
devamını gör...
dua ederken telaffuz önemli midir sorusu
dün gece korkudan dua ederken aklıma takılmış sorudur. google'da bir cevap bulamadım.
şimdi bildiğimiz gibi dualar arapça. (türkçesini okuyunca kabul olunuyor mu o konuyu bilmiyorum). arapçanın telaffuzu türkçeye pek uygun değil. yanlış telaffuzlar yanlış anlamlara yol açabilir. açıyordur da bence.
var mıdır bunun bir çözümü diye merak ettim. illa arapça telaffuz mu öğrenmek zorundayım ben. önemli olan sadece niyet mi yoksa. kafam çok karışık..
ya ayetel kürsi'yi yıllardır yanlış okuyor ve cinleri kendimize çekiyorsak?
şimdi bildiğimiz gibi dualar arapça. (türkçesini okuyunca kabul olunuyor mu o konuyu bilmiyorum). arapçanın telaffuzu türkçeye pek uygun değil. yanlış telaffuzlar yanlış anlamlara yol açabilir. açıyordur da bence.
var mıdır bunun bir çözümü diye merak ettim. illa arapça telaffuz mu öğrenmek zorundayım ben. önemli olan sadece niyet mi yoksa. kafam çok karışık..
ya ayetel kürsi'yi yıllardır yanlış okuyor ve cinleri kendimize çekiyorsak?
devamını gör...
dead poets society
kitap 1989 yılında sinemaya da uyarlanmıştır. filmin yönetmeni peter weir, başrolü john keating rolü ile robin williams'tır. aynı zamanda kendisini before sunrise, before sunset ve before midnight serisinden tanımış olabileceğimiz ethan hawke, çekingen bir öğrenci olan todd anderson'ı oynuyor. filmi yıllar önce izlemiştim. bugün sözlüğün edebiyat ve okuma kulübü aracılığıyla yeniden izledim ve tekrar izlediğim için mutluyum.
sanıyorum ölü ozanlar derneği pek çok insana öğretmen olma heyecanını, isteğini kazandırmıştır. çünkü keating karakteri esasici eğitim tarzını benimseyen öğretmenlerin aksine -disipline etmek yerine- öğrencilerin hissettikleriyle ilgilenir. eleştirel düşünme becerisi kazandırmayı amaçlar. ancak düşündüren, eleştiri için cesaretlendiren, bakış açısı geliştiren bir öğretmen olabilmenin çok da kolay olmadığını düşünüyorum. hayatına almadığın, sindiremediğin bir davranış biçimini kazandıramazsın. yeterince cesur değilsen eleştiremezsin ve eleştirel düşünme becerisi, eleştirinin önemi anlatılarak kazandırılmaz. fikrini söylediğinde cezalandırıldığın herhangi bir yerde, örneğin bir sınıfta*, cesur davranmayı öğrenemezsin.
filmin son sahnesinde, güzel bir sahne ama spoiler olabilecek bir sahne değil, çocuklardan biri haksızlığa tek başına tepki gösteriyor. müdürün kendisine bağırması üzerine oturuyor. dayanamayıp tekrar ayağa kalkıyor ve yine tepki gösteriyor. bu kez arkadaşları da ona katılıyor. müdür yine bağırıyor ve çocuktan yerine oturmasını istiyor ancak bu kez sınıfın neredeyse yarısı ilk tepkiyi gösteren çocukla aynı hareketi ortaya koyuyor. müdür çok tepkili, çok da yetkili ama yalnız. açıkçası öğretmenlere bu filmi niye önerdiklerini aklım almıyor*.
filmde en sevdiğim bölüm sanırım keating'in çocukları yürüttüğü bölümdü. üç öğrenci yürümeye başladı bir süre sonra üçü de aynı adımları atıyordu. "başkalarının karşısında inançlarınızı korumanın ne kadar zor olduğunu göstermek istedim. hepimizin kabul edilmeye ihtiyacı var ancak şimdi kendi yürüyüşünüzü kendi adım atışınızı bulmanızı istiyorum."
sanıyorum ölü ozanlar derneği pek çok insana öğretmen olma heyecanını, isteğini kazandırmıştır. çünkü keating karakteri esasici eğitim tarzını benimseyen öğretmenlerin aksine -disipline etmek yerine- öğrencilerin hissettikleriyle ilgilenir. eleştirel düşünme becerisi kazandırmayı amaçlar. ancak düşündüren, eleştiri için cesaretlendiren, bakış açısı geliştiren bir öğretmen olabilmenin çok da kolay olmadığını düşünüyorum. hayatına almadığın, sindiremediğin bir davranış biçimini kazandıramazsın. yeterince cesur değilsen eleştiremezsin ve eleştirel düşünme becerisi, eleştirinin önemi anlatılarak kazandırılmaz. fikrini söylediğinde cezalandırıldığın herhangi bir yerde, örneğin bir sınıfta*, cesur davranmayı öğrenemezsin.
filmin son sahnesinde, güzel bir sahne ama spoiler olabilecek bir sahne değil, çocuklardan biri haksızlığa tek başına tepki gösteriyor. müdürün kendisine bağırması üzerine oturuyor. dayanamayıp tekrar ayağa kalkıyor ve yine tepki gösteriyor. bu kez arkadaşları da ona katılıyor. müdür yine bağırıyor ve çocuktan yerine oturmasını istiyor ancak bu kez sınıfın neredeyse yarısı ilk tepkiyi gösteren çocukla aynı hareketi ortaya koyuyor. müdür çok tepkili, çok da yetkili ama yalnız. açıkçası öğretmenlere bu filmi niye önerdiklerini aklım almıyor*.
filmde en sevdiğim bölüm sanırım keating'in çocukları yürüttüğü bölümdü. üç öğrenci yürümeye başladı bir süre sonra üçü de aynı adımları atıyordu. "başkalarının karşısında inançlarınızı korumanın ne kadar zor olduğunu göstermek istedim. hepimizin kabul edilmeye ihtiyacı var ancak şimdi kendi yürüyüşünüzü kendi adım atışınızı bulmanızı istiyorum."
devamını gör...
geceye bir nihal atsız şiiri bırak
sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
bir sır ki bu,ölsen bile açamazsın...
anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
bak emrediyor:daldığın alemden uyan ki,
mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...
bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
bir sır ki bu,ölsen bile açamazsın...
anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
bak emrediyor:daldığın alemden uyan ki,
mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...
devamını gör...
ahmet kaya şarkılarından bir alıntı
acımasız olma şimdi bu kadar,
dün gibi, dün gibi çekip gitme..
bırakta sarılayım ayaklarına,
kum gibi, kum gibi ezip geçme..
dün gibi, dün gibi çekip gitme..
bırakta sarılayım ayaklarına,
kum gibi, kum gibi ezip geçme..
devamını gör...
yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler
tanrı sana kendiyle başbaşa kalabilen biri olma lüksünü bahşettiği için ona ne kadar şükretsen azdır.
devamını gör...
eren bülbül
tarih agustos 2017 yer trabzon macka. pkk denilen teror orgutu civarlardaki evlerden birine erzak icin baskin yapiyor, o sirada bu kucuk kahraman olayi gormesiyle jandarma ya haber veriyor. cikan catisma sonucu vurulup sehit oluyor...boyundan buyuk kahramanlik hikayesi boyle eren' in.
hakikaten iyi varsin be eren, sen ne guzel bir cocukmussun.
hakikaten iyi varsin be eren, sen ne guzel bir cocukmussun.
devamını gör...
telefonlar için pdf dosya yapılmaması
pdf dosya okuyucuları var aslında ama pek de bir işe yaramıyorlar.
tanım: yazar arkadaşımızın haklı bir isyanını paylaştığı başlık.
tanım: yazar arkadaşımızın haklı bir isyanını paylaştığı başlık.
devamını gör...
homofobik
nefret suçu işleyen ve bunu savunan kişilere verilen ad.
kim kimi öpüyor size ne, kimse size hayııır o karşı cinsi derhal bırakıp benim olacaksın demiyor.
madem bu kadar homofobiksiniz niye lezbiyen pornosunda birinciyiz kardeşim geçin bunları.
kim kimi öpüyor size ne, kimse size hayııır o karşı cinsi derhal bırakıp benim olacaksın demiyor.
madem bu kadar homofobiksiniz niye lezbiyen pornosunda birinciyiz kardeşim geçin bunları.
devamını gör...
quentin tarantino
amerikalı yönetmen senarist aynı zamanda oyuncudur. kendisi kendi özgün tarzıyla çok başarılı filmler çekmiştir. yaramaz çocuktur şiddet kan ayak gibi elementleri kullanmayı çok sever. politik bir duruşu vardır birisine gıcık oluyorsa eğer onları gömmek için film çeker öyle bir adamdır. kurgusu farklıdır bu yüzden kimi sinema severler tarafından çok sevilir . akış şemasını farklı farklı işler özellikle kill bill de sıkça görürüz. amerikan klişeleriyle dalga geçmeyi seven bir yönetmendir. kendisi başarılı bir film izleyicisidir aynı zamanda ne kadar iyi kötü film varsa hepsini izleyip beğendiği kısımları filmine eklemekten çekinmemiştir. bu bazen bir müzik olabilir bazen bir çekim tekniği olabilir bazen bir diyalog olabilir tarantino için farketmez alır filmine başarılı bir şekilde koyar takdir edilecek bir özelliktir. en önemli özelliklerinden bir tanesi de filmlerde kullandığı müziklerdir. sanki müzikleri önceden seçip filmi müziklere göre yazıyor öyle başarılıdır. kült olmuş müzik sahneleri dans sahneleri vardır filmlerinde. kendisi ayrıca didem erol adlı türk mankenle bir dönem sevgili olmuştur. filmlerini keyifle seyrediyoruz efenim umarım daha fazla film çeker.
devamını gör...