birini tanımanın en iyi yolu olarak tatile çıkmak, birlikte yaşamak, kavga etmek vs gibi şeyler öneriyorlar genelde. ama bir de şu gerçek var sen birini tanırken o kişi değişmeye devam ediyor.
sen onun eski hallerini tanıyor olacaksın.

birini tanımak imkansız bence.
devamını gör...

kuran kitabında yazmayan bir görüştür. abbasi ve emevilerden gelen dini yozlaşmanın ve kadının rolünün geriye atılması için yapılan bir eylemdir.
devamını gör...

ateistlik
devamını gör...

makbul vatandaştır.
devamını gör...

günümüzdeki tüm dinlere kıyasla daha akılcı ve doğa odaklı olan inançlar topluluğu.

arapların dinini almasaydık çok daha gelişmiş bir millet olabilirdik.
devamını gör...

ilk kez winston churchill tarafından 5 mart 1946 tarihinde fulton'da bir konferansta iron curtain olarak dile getirilmiştir. türkçesi, ingilizcesinin bire bir karşılığıdır.

ikinci dünya savaşı sonrası soğuk savaşın hüküm sürdüğü 1945-1991 arası avrupa'yı ikiye bölen bir perdedir. sovyetler birliği'nin kendisini ve uydusu olan ülkeleri, özgür avrupa ülkelerinden izole etme çabalarını anlatır.

avrupa, sscb'nin ve müttefiklerinin avrupa'nın doğusunda olması nedeniyle ayrıca doğu bloku ve batı bloku olarakta fiziken ikiye ayrılmıştır. demir perdenin belkide en önemli sembolü bölünmüş almanya ve berlin duvarıdır.

iki rakip taraf sscb ve abd önderliğinde kendi ekonomik ve askeri birliklerini kurmuştur. bir taraf sscb önderliğinde ekonomik yardımlaşma konseyi ve varşova paktı; diğer taraf ise abd önderliğinde nato ve avrupa topluluğu ile mücadelerini sürdürmüştür.

zaman zaman yugoslavya ve arnavutluk gibi ülkelerde doğu bloku tarafında yer alsada zamanla sscb'nin zayıflaması neticesinde demir perde yıkılmıştır. bir zamanlar varşova paktına üye olan arnavutluk, bulgaristan, çek cumhuriyeti ve slovakya, macaristan, polonya, romanya, eski sscb cumhuriyetlerinden estonya, letonya, litvanya, eski yugoslav cumhuriyetlerinden hırvatistan, karadağ, kuzey makedonya, slovenya artık nato üyesi olmuşlardır.
devamını gör...

çok istediğim şeylerden biridir ama nedense hiçbir göz doktoru yazmadı bana bugüne kadar.

çok denedim. hepsi bana harf okuttu, sonra de gözlüğe ihtiyacım olmadığını söyleyip gerisin geri yolladı. bir keresinde sağ gözüm birden kapandı. göz kapağım düştü resmen. koşa koşa gittim göz doktoruna damla verdi, çok yormamamı söyledi gözlerimi ve o da beni gözlüksüz yolladı geri.

bir keresinde o hafta okuduğum bütün kitapları alıp tanıdığım bir göz doktorunun muayenehanesine gittim. bir haftada bu kadar kitap okuduğumu söyledim. gözümün bozulma ihtimalini görsün istedim ama aferin deyip beni eve gönderdi, gözlüksüz.

ama gözlük almak konusunda çok kararlıydım ve bir göz doktoru yazmadan da almamakta inat etmiştim. yine başka bir gün şansımı denemek için tekrar o göz doktoruna gittim. halı saha maçlarından arkadaşım olduğu için nazımın geçmesi gerekirken o benden de inatçı olduğu için bir türlü uzlaşamadık. çok uzatmamak için sadece aramızda geçen diyaloğu alıntılıyorum.

doktor: oğlum, yine mi geldin.
iob : bak bir dinle abi.
doktor: anlat hadi anlat
iob: böyle gözlerim kızarıyor, yaş geliyor kitap okurken, film izlerken bazen buğulu görüyorum.
doktor: dinlendirici yazayım.
iob: o sayılmaz. normal numaralı falan istiyorum ben.
doktor: manyak mısın oğlum. veremem öyle gözlük.
iob: alttaki harfleri okuyamadım ama geçen sefer.
doktor: halı sahada yirmiş beş metreden pas atacak kadar görüyorsun ama. sırf hava.
iob: abi aynı şey mi? okuyamıyorum.
doktor: oğlum ver parasını al.
iob: öyle bir anlamı olmaz ki. sen yazsan ne olur!
doktor: oğlum bak git.
iob: tamam o zaman. haftaya gelirim ben yine.

ve ben tam çıkarken zeki bir doktor olan arkadaşım:

doktor: elf gözlerin neler görüyor insanolunbiraz?

ve tabii ki alamadım gözlüğü. hala devam ediyor planlarım. bakalım yakın zamanda editlerim belki bu tanımı. gözlük almak için her türlü fikre açığım.
devamını gör...

siyasetin ve insan haklarının sanata ne denli yansıyabileceğini gösteren edebi dönem.
bir yanda vatan, hürriyet, özgürlük konularını ele alan şair ve yazarlar; bir yanda da istibdatla beraber yönelinen metafizik konular.
toplum için sanat, sanat için sanat. çok sesli, çok renkli, amatör ancak hem içerik hem biçim hem de türde yapılan yeniliklerle devrimci bir dönem.
m. fuat'ın tasnifine göre de türk edebiyatının yeni bir başlangıç noktası.
devamını gör...

bana göre günlerin en güzelidir.

sevginin yanına huzuru koy bugün,
umudu unutma,
tek tek sil kıştan kalan izleri
bak, bugün cumartesi.


birhan eroğlu
devamını gör...

insan her şeyi unutuyor da, en ihtiyacı olduğu zaman yanında olmayanı, aklını kaybetse unutmuyor.

ece temelkuran
devamını gör...

çok klasik şeyleri yazmak istememektir.
devamını gör...

güney afrika'da bol bol vardır. cape town'da genelde coloured melezlerin semtlerinde takılırlar. acayip havalı ve paralıdırlar. günde iki öğün yemek yese mutlu olan fakirlerin mahallesinde son model arabalarla gezerler ve bu yüzden sokaktaki küçük çocuklar onları gördüğünde, salute my bro diye seslenirler. bu yüzden güzel kızların çoğu bunlarla takılır. zaten güzel bir kız bunlardan birine takılmak istemezse hayatı tehlikeye girer. çete üyeleri neredeyse hergün birbirlerini öldürürler. ama ülkede fakir çoktur ve öldürülen elemanın yerine hemen birileri gelir. işin kötü tarafı bu şerefsizler birbirine ateş ederken yoldan geçen sıradan vatandaşta ölüyor.
devamını gör...

"uçuyor kaçıyor diye
tutamam kalbimi kafeste
bitmedi bu deli sevda"

sevda..
devamını gör...

sürükleyici bulduğum dizi, olayların çok iyi kurgulanıp nerdeyse hiç hata vermeden sunabilmeyi başarabilmiş dizidir. özellikle dizi regina'nın ruhsal durumunu o kadar net bir şekilde vermiş ki bazen kendimi onun yerine koyarak ona hak veriyordum. özellikle emma, regina ve mr.gold karakterlerinin çok iyi olduklarını söylemek istiyorum. peter pan karakterinden beni soğutmuş dizi, bizim bildiğimiz masum peter pan karakterini tam bir canavar gibi sunmuşlar. sadede gelecek olursak dizinin genel anlamda iyi olduğunu ve izlenilmesi gerekenler arasında olması gerektiğini söyleyebilirim.
devamını gör...

tarih obası kanalı en beğendiğim tarih içerikli youtube kanalıdır. ingilizce akademik makalelerden çeviri de yapıyor. ingilizceyle haşır neşir arkadaşlar için gayet faydalı olabilir.

www.youtube.com/c/TarihObası
devamını gör...

macar yazar arthur koestler'ın 40'lı yıllarda yayımladığı yarı-otobiyografik eseri. hepimiz arthur koestler'ın scum of the earth'ünde aşağılandık! güvensizliğin, aynı fikirleri paylaşıp aynı mücadeleyi versen de ırkı senden olmayanı hapsetmenin, ne tür bir çılgınlık olduğunu bildiği halde savaşa büyük bir açlık ile atılan insanoğlunun utanç madalyası olarak ingiliz edebiyatında yerini almıştır. savaş sırasında fransa'da olan koestler ingiltereye gidene kadar geçen süreçte ve sonrasında uğradığı haksız ve çirkin tutumun tüm detaylarını büyük bir ustalıkla kaleme alır bu eserde. eserin insana dair çıkarımları bir kenara altta dönen savaş etkileri de büyük bir huzursuzlukla beraber hissediliyor. zamanının bilinen en büyük faşizm karşıtlığını yapmış olan adamlardan biri olan koestler gittiği her yerde neredeyse bir suçlu gibi muamele görmüş ve neredeyse aşağılanmıştır. elbette söz konusu savaş şartarı olduğunda belki bu şaşılacak bir şey değil fakat insanın en çirkin yüzünün göründüğü kaotik bir ortamda dönemin politikalarına güzel bir bakış sağlıyor ve fransanın nasıl kendi kendini çökme noktasına getirdiğini görmek için de ideal bir okuma sağladığını söylemek yanlış olmaz. bu eser yalnızca bir ulusun onurunu nasıl kaybettiğinin değil insanoğlunun da ne denli kaotik bir yapıda olduğunun portresi.

yaşamının sonlarına doğru neredeyse 180 derece değişen düşüncelerini desteklemiyor olsam bile edebiyata - darkness at noon gibi bir şaheser bile tek başına yeter- bilime ve felsefeye tartışılmayacak kadar önemli katkıları olan bir sanatçının gördüğü muamele acınacak derecede kötü. eser hakkında ilginç olan bir diğer detay koestler'ın bu eseri yazdıktan yıllar sonra eseri sıkıcı ve kanıt eksikliğinden muzdarip bir eser olarak tanımlamasıdır ki eser aynı zamanda yazarın ingilizce olarak yazdığı ilk eser olma özelliğini de taşıyor. koestler çok sevdiğim bir alıntısında şöyle diyor: ""nothing is more sad than the death of an illusion." belki de savaş sonrası tutumunun değişikliği kendi yazdığı eseri; kızgınlık ile yazılmış haksız bir tutum, abartılı bir ön yargı ve ölmesi şart olan bir illüzyon olarak görmesine sebep olmuştur kim bilir ama koestler ne söylerse söylesin günün sonunda biliyoruz; hepimiz arthur koestler'ın scum of the earth'ünde aşağılandık!


“the communists at the works said that it was a purely imperialist war, that daladier and chamberlain were just as much enemies of the people as hitler, and that the duty of the proletariat was to fight against its enemies at home, instead of serving as gun-fodder for their purposes. put into practice, that would mean to surrender france to hitler and the french working class to the gestapo. but if you said so to a member of the c.p., you were a lackey of the bourgeoisie and a traitor. half a year ago they had said exactly the contrary; they had issued fiery proclamations, urging the entire french nation, workers and bosses, to unite for the fight against the nazi, and if you said anything critical about it, you were a gestapo agent and a traitor. ıt was impossible to argue with communists, they had a different party line every six months, and they were so fanaticized that they genuinely forgot what the last one had been; and if you reminded them, you were a trotskyist provocateur and a traitor.”
devamını gör...

saat 23:59 idi konuşuyorduk, saat 00:01 idi hâlâ konuşuyorduk, gülüyorduk büyük ihtimalle, çünkü biz yanyana iken çok gülüyoruz, çünkü biz yanyana iken çok güzel oluyoruz.

ama sen bir tık daha güzelsin bizden, o saat tam 00:00 iken yanımda olma çaba ve isteğini gördüğüm anda anladım bunu, bir kedi yavrusu gibiydin, karnı doymuş, yalanlara doymuş, sadece 3 gram yanyana olma hali için yanıma öylece kıvrılmıştın...

ve..
ve bir nedeni yok yalnızca öptüm.
devamını gör...

kendi sitesinden ücretsiz izleyebildiğiniz yetişkin çizgi dizisi. amerikan klişelerini çok güzel tii'ye alıyor.
devamını gör...

birbirlerine sürekli küfreden 3-4 tane metropol bebesi oyuncunun arasındaki küfürleşme ağırlıklı konuşmaya anadolu aksanıyla dalan "sizing adamgıngınız almıyo mu ses gaydı?" diyen adama şehirlilerden birinin "sen sus lan köyü" diye çıkışması olayı.

neyin kavgasını yaptıklarını bilmediğiniz halde ve konunun ne olduğuna dair en ufak bi fikriniz olmadığı halde 60sn dinledikten sonra içinden çıkılamayan videoya başlık olmuştur.
devamını gör...

ne zaman bu mesleği duysam/görsem aklıma aşağıdaki caps gelir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
t:halkın güvenliğini sağlamak için canını hiçe sayan,kahraman gözüyle bakılan bir meslek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim