bir insanın ne kadar şanssız ne kadar talihsiz olduğunu anlatmak için kullanılan ve çölde denk gelinen kutup ayısının bir diğer versiyonu olan sözün ilk kısmıdır.

günlük hayatımda ne çok kullandığım sözlerden biridir. zira ben bu sözü çok sık kullanacak kadar şanssız ya da talihsiz olabiliyorum. daha önce çocukluğumda kendi zeka seviyem yüzünden yaşadığım ve dünyada çok az kişinin başına gelmiş olabilecek saman balyası olayından bahsetmiştim.

bu söze ilk kez 2008 yılında izlediğim ve vasat bulmama rağmen bir yandan da eğlendiğim murat şeker’in yönettiği, başrollerinde sarp apak, gürgen öz ve tuba ünsal’ın oynadığı, daha sonradan ün konusunda alıp yürüyen serenay sarıkaya’nın ise bir görünüp kaybolduğu plajda filminde rast gelmiştim. bu sözü filmde sarp apak’ın canlandırdığı karakter söylemekte idi.

sözün devam kısmında çocukluğumuz kahramanlarından birinin adının geçiyor oluşu çok önemli ve ruha dokunur olsa da bu kahramanın bahsedilen kısmı o kadar da hoş değil.

çölde su ararken ütü bulan talihsiz bir insan voltran’ı oluşturduğunda da kafiye gereği mecburen neresi olacaktır tahmin edebilirsiniz.
devamını gör...

şu ekonomik durumda siz hamurdan başka bir şey yiyemezsiniz, baklava falan neyinize, frambuazla oyalanın işte demektir.
devamını gör...

günaydın sözlük…

ama öyle, yazlıkçı yorgunluğu ile uyanmışsınız da yarım ekmek arasına domates peynirle kahvaltıyı geçiştirmişsiniz gibi bir günaydın değil elbet…

böyle boyozlu, yumurtalı, söğüş domatesli, mükellef bir izmirli kahvaltı sofrasının ortasına, laaaaaps diye ‘muhlama’ sokmuşsunuz gibi bir günaydın…
pontus kültür elçisiymişçesine bir günaydın…
tavana kadar uzayan bir günaydın…
devamını gör...

muhteşem bir flood kaleme almıştır twitterda;

not: kendisi müzisyen olan deniz tekin değilmiş. takma isim olarak muhtemelen tekin deniz'i kullanıyor. flood'u okuduktan sonra hesapta hiç müzik paylaşımı olmadığını fark edince inceledim; bu hesabın sahibi kim bilmiyorum ancak görsel sanatlarla ilgili derinlemesine bilgi sahibi, bu minvalde paylaşımlar yapan, takma isim kullanan biri olması muhtemel. müzisyen olan deniz tekin'in twitter adresi ise şu;

her neyse bu flood'un burada kalmasına engel değil bu. okuyun, okutun.

anlamadığım bir şey var:
- metin akpınar'ı neden seviyorsunuz?
"ah ne güzeldi o eski pırasalar" kavlinden bir nostalji ihtiyacı mı?
tiyatroculuğu mu
( iyi de hangi oyununu seyrettiniz? )
sinemacılığı mı?
( sahiden iyi bir sinema oyuncusu mudur metin akpınar? )
bir aydın, bir entelektüel olarak gördüğünüz için mi?
nedir?

toplumun genelinde tuhaf bir sevgi anlayışı var. böyle bir şey yüzünden seviyor ama işte o şey nedir? kendisi de bilmiyor. bilmek de istemiyor. ağır narkoz verilmiş bir çeşit sevgi. aslında karşısındaki özneyi de değil yine kendini seviyor. onu alkışlayarak kendini övüyor.

peki bu bir sorun mu?
en son mahkeme fotoğrafları geldi mi gözünüzün önüne? "milyonların sevgilisi" yapayalnız bir metin akpınar vardı. müjdat gezen'i ve akranı dostlarını saymıyorum. üç beş kişiydi işte. ötesi kuru gürültü. dekor. sanatçı neden hep yalnız bırakılır böyle?

sahtekârca seviyoruz biz. ikiyüzlü bir şekilde seviyoruz. yarattığımız halk kahramanlarının alt metninde de aslında bizim devasa korkaklığımız ve pısırıklığımız var. devekuşu kabare tiyatrosu'ndaki "devekuşu" kimdi? kime sesleniliyordu? halktı elbette o devekuşu. devekuşuyuz biz!

ferhan şensoy'u da bilen çok kişi vardı ama tanıyan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçer mi geçmez mi bilemem.
metin akpınar sevgisinde, derin bir minderden kaçış görüyorum. "hadi ülkem aydını konuş be! konuş da mahvet şunları" nidalarını işitiyorum.
eski bir gelenek bu...

velhasılıkelâm biz metin akpınar'ı falan sevmiyoruz -ki kendisini doğru düzgün tanımıyoruz bile. pek çok sahada da durum böyle. övgüler, methiyeler, temennalar vs. vs. nihayetinde asıl özneyi değil hep kendi uydurduğumuz birini alkışlıyoruz. belli bir sebebi de yok bunun.

çoğu insanda tatlı bir çocukluk anısıdır sadece. evet, bu yeterli değildir. çünkü bizler unutmakta mahir bir milletiz. o çocuklar büyür ve o anılar unutulur. ayrıca koca bir sanatçıyı bir anı olarak köşeye yazmak neye yarar ki? iyi bir şey yaptığımızı zannediyoruz galiba.

#metinakpınar her sohbette ustaları #ulviuraz ve #halduntaner'i anar da kimse doğru düzgün ulvi uraz kimdi? haldun taner ne iş yapardı? diye sormuyor. haldun taner'i kadıköy'de bir tiyatro zanneden bile var.
metin akpınar neden marketçi olduğunu anlatmıştı. çünkü bizi tanıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hz. isa, kendisini romalı askerlere satan yehuda'ya şöyle demiş:
- siz sevdiklerinizi hep öperek mi ele verirsiniz?
bizde bu gelenek sürer hâlâ. yer göğü inleten övgü yarışları, türlü yüceltimler havada uçuşur. bu tip övgüler aklı öldürür. hafızayı çarpıtır. anlamsızlaştırır.

tiyatromuzun en büyük isimlerinden kavuklu hamdi'nin, abdi efendi'nin, asım baba'nın, kel hasan'ın, küçük ismail'in ve daha nice büyük oyuncunun bir mezarı bile yok. afife jale'nin bile bir kabri yok -ki 100 yıl bile geçmedi ölümlerinin üzerinden. devasa bir sahipsizlik.

nejat uygur da ölmeden evvel bu manzarayı görüp söylemişti hakikatleri: "öldükten üç gün sonra unutulacağımı biliyorum..." demişti.
bütün bunları neden söyledim? çünkü hep onaylıyoruz, söylediklerini bağrımıza basıyoruz. uyarılarına hak veriyoruz bu sanatçıların. peki sonra?

sonra hahahaha'lar, kikiki'ler arasında unutuyoruz; muhsin ertuğrul'un, afife jale'nin, haldun taner'in, bedia muvahhit'in, ulvi uraz'ın, metin akpınar'ın, nejat uygur'un ve daha nice ismin neler söylediklerini. sanatçı bir soytarı mıdır? söyledikleri, anlattıkları, uyardıkları?

biz maalesef çoğunlukla yanlış gülen ve yanlış sevinen bir milletiz. örneğin kemal sunal'ın filmlerinin çoğunda da ağır bir zulüm ve haksızlık vardır. yine meselâ kapıcılar kralında iyi karakter midir kemal sunal? hayır. değildir. bugün başımıza belâ olan şark kurnazı bir tiptir.

kibar feyzo'da ağa halka zulüm eder, köy meydanında işkence eder ama herkes seyreder, herkes güler. "ula şurada 141--42 başsınız..." der ve bir şeyler anlatır. neydi 141-142? kaç aydın, kaç sanatçı yargılanmıştı bu maddelerden?
anlamak da sevmek de bedava değil. emek istiyor.


metin akpınar'ın şu yaşında mahkeme kapılarında süründürülmesi kimin eseri? bu iktidarın mı? hayır, bizim eserimiz. halk gıkını çıkartsaydı bu davalar açılamazdı.
metin akpınar niçin
"darülaceze'de ölmemek için marketçi oldum" dedi?
bizi bizden iyi tanıdığı için dedi.

kentin meydanından 100 yıllık bir tiyatroyu çaldılar, otel yaptılar kimsenin gıkı çıkmadı. koskoca beyoğlu'nda bulunan tiyatro sayısı kaç? 3 mü? 5 mi?
klüp 12'nin yerini kaç kişi biliyor? arena'nın? gen-ar'ın? cep tiyatrosu'nun?
metin akpınar mı gelip çözsün bunları?

metin akpınar gibi sanatçıları ölür ölmez unutmaya çalışırız. çünkü az gelişmiş toplumlar da az gelişmiş kişiler gibi kendisini iyi tanıyan kişilerden kurtulmak ister -ki kendi uydurduğu bambaşka biri olarak yoluna devam edebilsin. ayna insanlardandır bunlar. onları kırarız!

kendimizi ifade edeken hep bir pir sultan, bir yunus, bir hoca nasrettin, bir aşık veysel görürüz de pir sultan'ı idam edenler kimdi? o idam edilirken susanlar kimdi? hoca nasrettin çok zekiydi tamam ama onun alaya aldığı, hicvettiği kişiler kimdi? yine biz değil miydik?

bütün bunların bir nedeni de bilinç altımızda tiyatronun hâlâ bir soytarılık olarak görülmesidir. sanatçının halk içinde alkışlanıp, yanına yanaşır yanaşmaz "ya bunlar iyi güzel de kendine gerçek bir iş bul" diyişlerimizdir. itibar etmeyiz biz halkı uyarana, nasihatler edene.

suriyelileri sever gibi seviyor halkımız sanatçıları. seviyor, bağrına basıyor, din kardeşimizdir diyor ama evini ona kiraya vermiyor. kızını isterse vermeye gönlü razı olmuyor.
metin akpınar'ın ustası haldun taner'in kabri çöküyordu geçen sene. kimse umursamadı....

eminim metin akpınar defalarca söylemiştir bunu:
"beni sevip sevmemeniz önemli değil. fakat sahici bir şekilde dinlemeniz ve anlamaya çalığmanız mühim."
anlamadan, dinlemeden, kuru kuruya sevip, asıl eleştirilenin kendimiz olduğunu fark edince köpürüp kızıyor, unutuyoruz.

biz bir bilgi toplumu değil duygu toplumuyuz. duygu, kaygan bir kavramdır. çabuk değişebilir. iki kere iki gibi her zaman dört etmeyebiliyoruz. bu değişime neden olan şey de aklımız ve mantığımız değil hoyratlığın zirvelerinde gezen kişisel çıkarlarımız. doymazlığımız.

devekuşu kabare'nin en az iş yapan oyunlarından biriydi ionescu'nun "gergedanlar" oyunu. burada bir toplumun zamanla nasıl gergedanlaştığı anlatılıyordu. yavaş yavaş gergedanlaştırdılar bizi. bir şeyden nefret ediyorsak onu popüler hale getirerek cezalandırıyoruz. tuhaf!

bence metin akpınar ile tanışmanın zamanı geldi de geçiyor. metin akpınar'ı sahiden tanırsak kendimizi de tanıyacağız. tüm iyi ve güzel yanlarımızdan başka aynı zamanda ne kadar kötü, ne kadar duyarsız, ne kadar kayıtsız yaşadığımızı da göreceğiz. yüzleşmekten korkmamalı.

melih cevdet anday
"komedi sadece güldürmekle mi olur?" diye sormuştu.
yılmaz erdoğan, cebimdeki kelimeler oyununda
"çocukken arkadaşlarımla zap suyunda boğulmaca oynardık..." der ama halk buna güler. oysa gülünecek hiçbir şey yoktur ortada. hem de hiçbir şey yoktur.

peki metin akpınar halkın bu halini bilmesine rağmen neden inatla anlatıyor? sırtını dönüp gitmiyor?
çünkü metin akpınar çapında biri her şeye rağmen bu halkın içinden; mustafa kemal'lerin, halide edip'lerin, komiki şehir naşit'lerin ve daha nicelerinin çıktığını da görmüştür.

acıya bahçeler bezeyeceğine sevince bir sofra kurması bu yüzden. bu yüzden hâlâ direnmesi. umudun bayrağını, inadın en haklısını dipdiri tutması hep bu yüzden. yeni orhan kemal'ler, sevgi soysal'lar, halide pişkin'ler, kantocu peruz'lar, sait faik'ler çıkacak bu topraklardan.

bu yüzden yılgınlığa, bezginliğe, ümitsizliğe gerek yok. kendimizi tanımaktan korkmamalıyız. aydınları sabah akşam alkışlama yarışına girmeden evvel "ne diyor bu aydınlar ve ne anlatıyor bu sanatçılar?" diye sormalıyız.
belki bu şekilde dişe dokunur bir yol alırız...
devamını gör...

akli ehliyetin olmadığını resmi olarak kanıtlayan belge. deli raporu adıyla da bilinir.

bu 46 sayısı kanun ile ilgilidir.
(bkz: 46 raporu deyimindeki 46'nın kanun maddesi olması)
türk ceza kanunu'nun 46. maddesi, rapora konu durumların sınırlarını çizer. edit: eskiden 46. maddeyken yeni düzenlemelerle 32. maddeye alındı.

rapor verilen kişi, kişilik haklarını ve askerlik gibi resmi sorumluluklarını kaybeder ve kendisiyle ilgili kararları ailesi ya da devlet verir. düzenli olarak kontrol edilmesi gereken bu kişiler eğer tedavi olurlarsa raporları iptal edilir.

rapor verilecek kişilerin hepsinin durumu aynı değildir. bazılarının çevresine verebileceği zararın dozu yüksektir ve bu kişilerin hastaneye yatırılması daha uygundur. daha hafif durumlarda ise kişi yaşamına bazı tedbirlerle devam edebilir.

***

yıllar önce bizim apartmanda, tesadüfe bakın ki 2 tane vardı bunlardan. biri sürekli olarak apartmanın giriş kapısında dururdu duvara yaslanıp. gelen geçene, saate göre, günaydın, iyi akşamlar falan derdi. çok sakindi. üzülürdüm o hallerine. fakat kızdırılırsa yandaki marketin sattığı patatesleri falan alıp fırlatıldı kızdıran kişiye.

diğeri daha saldırgandı. ilaçlarını kullandığı zaman onun da pek sesi çıkmazdı aslında ama gece yarısından sonra camdan "ananızı avradınızı ..." diye bas bas bağırarak sövme huyu vardı. bakışlarından çok korkardım onun. son yıllarda yan sokakta da aynısını yapan başka bir taneye denk geliyorum. bu diğerinin aksine gündüz sövüyor ama.

niye anlattım bunları? bu insanlar aramızda yaşıyor. o yüzden siz siz olun, dövüş horozu gibi oraya buraya sataşmayın. karşınıza kimin çıkacağını asla bilemezsiniz.
devamını gör...

efendisiz, başıboş samuraylara ronin; kadın samuraylara ise onna-bugeisha denmektedir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yoktur. 1 senelik sözlüğün ne eski günü olacak lan.

ah yeğenim eskiler şöyle güzeldi diyen dayılar gibi takılmanın bence alemi yok.
hala keyif alıyorum, hala seviyorum. düzelmesi gereken şeyler var mı tabii ki var. bunu düzeltecek eleman ben değilim. yönetim düşünsün.

ben veya sen veya o tanımımızı girelim. faydalı işler yapalım yolumuza bakalım. yazıp, çizeceğiz keyfimize bakacağız.
devamını gör...

j.r.r. tolkien tarafından yazılmış ve ilk hallerini 1930'lu yıllarda almasına rağmen 1937 senesinde yayımlanmış, bilbo baggins ve bir grup cücenin macerasını anlatan fantastik bir kitaptır.
tolkien, akademisyenlerin mecbur kaldığı yıllık bitirme sınavını okuma görevini bitirmeye çalışırken boş bir kağıdın üstüne şu cümleleri yazdı: "topraktaki bir oyukta bir hobbit yaşardı."

(bkz: orta dünya)
(bkz: yüzüklerin efendisi)
(bkz: silmarillion)
(bkz: bilbo baggins)
(bkz: the shire)
devamını gör...

hayırlı geceler olsun güzel insanlar.
sizden ricam, şu rebeka'yı söyleyen akın'ın ateş ve su albümü repertuarınızda var mıdır? eğer varsa o albümde yeter isimli şarkısını çalmanızı istiyorum. yoksa da bırakın dönsün dünya şarkısı olsun.
devamını gör...

kuran da matematiksel hata yoktur burada yazdık hesapladık hiç bir durumda hata çıkmadı eğer hala var diyorsa yazar tanımın neresi hatalı bulsun.
kafasozluk.com/kuran-daki-m...
güneşin balçığa batması ile ilgili olan kısım zaman bükülmesi ile ilgilidir siyah balçık kara delikleri ifade eder dünyanın doğuşu ve kıyameti gören bir kişinin hikayesidir o sure. ilgisi olanlar carl justav jung'ın kuran çevirisine bakabilirler ki o surenin hepsi zamanda yolculuk yapan birini anlatır peygamber olup olmadığı tartışmalıdır.
devamını gör...

takıntılı, psikopat, ruh hastaları...
devamını gör...

karısını şapka sanan adam

nörolog oliver wolf sacks, kendi hastaları arasından tedavisi bulunmayan yirmi dört acıklı vakayı anlatır.
kitaba adını veren vaka, beyni ile gözleri arasında iletişimin çok sınırlı kaldığı görme sorunu yüzünden insan yüzlerini tanıyamayacak hale gelmiş dr p yi anlatır. dr p, muayene sonrası şapkasına uzanmak yerine eşinin kafasını almaya çalışır.

not: oliver wolf’un uyanışlar (robin williams,1990) filmine konu olan aynı adlı kitabı da yazdığını ekleyeyim.
devamını gör...

günaydın sözlük.
hiçbir zaman iyi bir insan olduğumu iddia etmedim. şans verdiğim kadar başka insanlar da bana şans verdi ve ben onlara geçmişte ne kadar ciddi hatalar yaptığımı tekrar tekrar hatırlattım.

birini suçlamak her zaman kolaydır ve bu benim sessizliğimle de alakalı olsa gerek suçlanan tarafım her zaman. buna kızmıyorum. birşey olduğu zaman bende ilk kendimi suçlarım zaten. ancak kabul etmediğim birşey var, birini suçlayıp vicdan rahatlatıp kaçamazsınız. çekmiş olduğu bütün sıkıntıyı yalnızca bana yüklemek biraz fazla bencillik. acaba ben neden sustum, hiç düşündüğü olmuş mudur? zannetmiyorum.

insan kendi konfor alanının kölesidir. bunu hep söyledim. ben konfor alanımdan asla çıkmam. alanımı tehdit eden her unsura karşı da vahşileşirim.

bir insanı tanıyarak bir yola çıkıyorsanız, beklentileriniz karşılanmadığında saldırganlaşamazsınız. ben bu saldırıyı kabul etmiyorum. etmeyeceğim. haklı haksız davası değil bu, bir taraf kendini tamamen melek sanmasın artık. ben şeytan olmaktan bıktım çünkü. eskiden uzatmadan özür dilerdim, kötü biriyim derdim ve kenara çekilirdim. ancak kabul etmiyorum.

ve burayı da okuduğunu biliyorum, o yüzden buraya yazıyorum. söylediğin hiçbir şeyi kabul etmiyor, bencilliğinde boğulmanı diliyorum. koyduğun mesaj engeli de umrumda değil. böylesi iyi. biraz yüzün varsa o engeli bir daha da kaldırmazsın.
devamını gör...

- müzeyyen
+ efendim
- hiç adını söylemek hoşuma gidiyor.

gerçekten severim bu ismi eski zamandan kopup gelmiş gibi. filmide güzeldi.
devamını gör...

benim çocuğumun okulu olsa hem okulu hem de orkun denen ne idüğü belirsiz kişiyi sürüm sürüm süründüreceğim, eğitimle, pedagojiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, hatalı, yanlış söylem ve hareketleri içeren videodur. o ağlayan çocuklardan biri benim olsa, orkun arkadaşı kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde misafir de ederdim.
devamını gör...

iyiler kazanacak.
devamını gör...

istanbul'a giriş ve hazırlık simülasyonu gibi olan otogar. öyle de karışık ve karmaşık.
devamını gör...

sizin gibi aklı çükünde olmayan insandır. oğlum nasıl bir yokluk sizinkisi? siz yaptığınız her şeyi "kız düşürmek" için yaptığınızdan dolayı hepimizi öyle mi sanıyonuz?
devamını gör...

günaydın sözlük ahali, gününüz mutlu, huzurlu olsun efendim.*
devamını gör...

türk kahvesi içmeden önce boğazı temizlemek amacıyla yapılan gelenekselleşmiş hareket.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim