herkesin büyük büyük fikirleri,ülkeyi kurtaracak dev projeleri,işsizliği sıfırlayacak finansal planları olduğu bir durumda apolitik olmak kadar rahatlatıcı bisey bilmiyorum. az gelişmiş ülkelerde herkes siyasetle ilgilenir diye okumuştum bi yerde.
devamını gör...

yeri gelince bizden çağdaşı yok, yeri gelince de kadın 40 numara ayakkabı giyiyor diye sorun çıkıyor. arkadaşlar yapmayın etmeyin. bakın bu seçilebilen bir şey değil. doğarken bize anket yaptırmıyorlar, böyle dal ta*ak geliyoruz dünyaya. ne kadar anlayışsız insanlarsınız siz yahu. kilosu senden benden biraz daha fazla diye, giydiği ayakkabının numarası bir numara fazla diye insanları yaftaladığınız şeye bak. ayağını koy şuraya da küçült hadi bakayım yapabiliyor musun? siz insanın ağzını bozdurur, suçlu duruma düşürürsünüz.
devamını gör...

bizler kimliğini, hafızasını kaybetmiş ve bunun sonucu şu an başı kopmuş tavuklar gibi dolaşan bir toplumuz.

uyanmamız dileğiyle.
devamını gör...

boş saçma bir şey yazmak, mesela bunun gibi. bir de yarın bu tanım ile günün ünlüsü oluyor muşum.
devamını gör...




we were the warriors of the north
notorious and brave
we'd never lost a fight in war
we feared not the grave
devamını gör...

2015 yapımı belgesel niteliğinde sayılabilecek bir dram/komedi filmidir. film genel olarak 2008 yılında amerikada gerçekleşen emlak piyasası kaynaklı ekonomik krizin neden çıktığını, bu krizin geleceğini bile bile şirketlerin nasıl 3 maymunu oynadığını anlatıyor. genel olarak filmin dili anlaşılabilecek düzeyde. fakat ağır geldiği yerlerde anthony bourdain, margot robbie, selena gomez gibi ünlü insanların anlayamadığınız kavramları sizin anlayabileceğiniz düzeyde anlattıkları güzel klipler koyulmuşşekil 1-a. filmin kadrosunda (bkz: christian bale)(bkz: ryan gosling)(bkz: steve carrel)(bkz: brad pitt) gibi aşina olduğumuz isimler var. hem güleceğiniz gülerken de iki-üç bir şey öğrenebileceğiniz hoş bir film. ayrıca filmdeki bütün olayların ve karakterlerin gerçekte aynı isimlerle var olduğu bilgisini de paylaşayım. tavsiye edilir...
devamını gör...

istatistikte, bir kişinin kazanç ya da başarısına ilişkin seçimlerde, diğer bireylerin davranışlarının ve seçimlerinin rolünün de göz önüne alınması gerektiğini gösteren, ekonomiye, siyasi konulara, sosyal hayata uygulanabilen teori.

bu konu hakkında yapılan irili ufaklı birtakım çalışmalar sonrasında, ilk kez 1944 yılında oskar morgenstern ve john von neumann bir kitap yazdılar. böylece iş biraz daha ciddiye binmiş oldu. ardından yine konuya ilişkin çok sayıda çalışma yapılmışsa da, en başarılı olanı nash dengesi olarak bilinen aracı da geliştiren john nash tarafından yapılandır.

***

meşhur bir örnekle bakalım konuya.

bir suçtan dolayı sorgulanan 2 kişi var. birbirlerinin sorguya çekileceğini biliyorlar ama birbirlerinin ne söyleyeceğini bilmiyorlar. 3 seçenek var karşılarında:

- suçu ikisi de inkar ederse 2'şer yıl hapis
- suçu ikisi birlikte itiraf ederse 3'er yıl hapis
- suçu biri itiraf, diğeri inkar ederse, inkar edene 10 yıl hapis

önemli olan, bu durumdan en kârlı çıkılacak yolun hangisi olduğuna karar vermek. ilk bakışta, en düşük ceza seviyesi olan 2 yıl mantıklı bir seçenek gibi dursa da öyle değil. sorgudaki kişilerden biri, diğerinin de inkar edip 2 yıla razı olacağını düşünerek inkar ederse suçu, 10 yıl içeride yatacaktır. bu durumda itiraf seçeneği mantıklı olan seçenektir aslında.

ancak gerçek hayatta karşılaşacağımız durumlar bundan çok daha karmaşıktır genellikle.

***

sol gözü kör kedi'nin ukdesidir.
devamını gör...

bir klasiktir; uzaktaki kumandayı koltuktan kalkmadan almaya çalışmak.
devamını gör...

bu fotoğrafın bi anlamı var.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bilgi kitabı aydınlatıyor yani birşey bilirsen okuduklarin anlam kazanır demek isityorum burada.
devamını gör...

kafa sözlük kitap edebiyat kulübüyle birlikte okuduğumuz bir victor hugo romanı.
ben kitabı daha önce okumuştum, ancak canım kulüple tekrar okuyunca ilk okumamda yüzeysel okumuşum onu fark ettim. mesela idama yaklaşan her bir gün,saat,dakika sanki ben idam edilecekmişim gibi hissettim bu kez. kendimi o kadar zayıf ve zavallı hissettim ki. neredeyse 80 sayfalık bir kitapta bu yoğunluğu yaşatabilmiş,yazabilmiş victor hugo.

kitapta mahkumun neden idam cezası yediği detayını verilmemişti ama suçunu kabul ediyordu mahkum. ki çok mantıklı bir detaydı bu. ama ben nedense hep haksız yere idam ediliyormuş gibi düşündüm. kitabı öyle benimsedim ki içinde bulunduğumuz ülkenin hukuk düzeninde haksız yere idam cezasına çarptırılmış gibi hissettim. yıllar önce yazılmış bir romandaki bazı detaylar hala kendini hissettiriyor,sorgulattırıyor,korkutuyor.

ayrıca kitap ilk bakışta salt idam cezasına karşı bir tepki mesajı barındırıyor gibi gelse de kulüp toplantımızda irdelediğimizde idam cezasının varlığından öte, bunun otoritelerce belirlenmesi,cezanın kişiye göre işlemesine bir haykırış alt metni barındırıyor olabileceğini de düşündük. (sevgili (gbkz: bubbles of death) düşündü.)


kısacası yine dolduğumuz,anlamlandığımız etkileyici bir okuma oldu.

ayrıca bu romanla paul de senneville'in spring wlatz'ını o kadar yakıştırdım ki okurken arka planda kısık sesle dinlenebilirse daha da vurucu bir okuma olabilir.


ve son olarak birkaç alıntıyla entrymi sonlandırıyorum:


şimdi sakinim, her şey bitti,tamamen bitti. müdürün ziyaretinin yarattığı korkunç kaygılardan kurtuldum. çünkü itiraf edeyim, hala umutluydum... şimdi tanrı'ya şükür , hiç umudum kalmadı.




-deliler! çok aşırıya kaçtılar! herkesi küçümsermiş gibi bir halleri vardı. size gelince delikanlı, sizi oldukça düşünceli görüyorum.
-delikanlı mı? dedim, sizden daha yaşlıyım; her çeyrek saatte hayatımın bir yılı gidiyor.
devamını gör...

köylü olmak gururlu olmaktır. köylü olmak efendi olmaktır. köylüyü aşağılayan zihniyet kendini bir halt zanneden şehirli varoştur. köylüyüm, soğanı yumrukla kırıyorum. bundan da mutluyum, gidip özenti olmam, özümü de unutmam. atamızın da dediği gibi "köylü milletin efendisi"dir.
devamını gör...

yaklaşık olarak 20 senedir oynadığım oyun. özellikle öğrencilik yıllarında ve sonrasında uzun süre keyif alarak oynadım. çok sağlam oyuncular tanıdım. oyun benim için resmen saplantı haline gelmişti. öğrenciyken okul biter bitmez, iş hayatı başlayınca da işten çıkar çıkmaz soluğu ''go'' tahtasının başında alıyordum. tahtanın başına oturunca, günün zihinsel yorgunluğu bir anda uçup gidiyordu. oysa ''go'' oynayanların da bildiği üzere zihninizi azami düzeyde yorduğunuz bir oyun. buna rağmen tahtanın başına oturduğum vakit kendimi hafiflemiş hissediyordum. benim üzerimde böyle bir etkisi vardı.

şimdilerde ise aile efradı ile oynuyorum. tabiri caizse halı sahada maç yapan eski futbolcular gibi olduk. vakit ve rakip yoksunluğu bunun en temel sebebi oldu.

yukarıda bir arkadaş yazmış. evet ''go'' savaşın ta kendisidir lakin aynı zamanda tevazunun strateji oyunlarındaki vücut bulmuş halidir. farklı seviyelerdeki oyuncular aynı masaya oturup, kafa kafaya oyunlar çıkarabilirler. zira siz ya da rakibiniz oyun seviyenize göre birbirinize avans verebilirsiniz. ben iyi oynarım seni yenerim küstahlığını ''go'' oynayanlarda pek göremezsiniz.

satranç kibrin ve zekanın karışımı bir oyunken. ''go'' tevazunun ve zekanın tek potada eritildiği bir oyundur.

strateji oyunlarını sevip de, bugüne kadar ''go'' tahtasının başına oturmamış olan arkadaşlara şiddetle tavsiye edilir. deneyin, kesinlikle pişman olmazsınız.
devamını gör...

“annemin kaybından şüphesiz çok üzüntülüyüm. fakat bu üzüntümü gideren ve beni avutan bir konu vardır ki, o da anamız vatanı yok olmaya götüren idarenin artık bir daha geri gelmemek üzere yokluk mezarına götürülmüş olduğunu görmektir. annem, bu toprağın altında, fakat millî hâkimiyet sonsuza dek devam etsin. beni teselli eden en büyük kuvvet budur. evet millî hâkimiyet sonsuza dek devam edecektir. annemin ruhuna ve bütün ataların ruhuna üzerime almış olduğum vicdan yeminimi tekrar edeyim. annemin mezarı önünde ve allah’ın huzurunda yemin ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin kazandığı ve elde tuttuğu hâkimiyetin korunması ve savunması için gerekirse annemin yanına gitmekte asla kararsız davranmayacağım. millî hâkimiyet uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.”

mustafa kemal atatürk’ün 27 ocak 1923’teki annesinin mezarı başında yaptığı konuşmasından.

tüyleri diken diken yapan konuşma.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

"evet, mutluyum çünkü başardım."

-mustafa kemal atatürk (1930)

30 ağustos zafer bayramımız kutlu olsun !
devamını gör...

karşısındaki kişinin özel hayat sınırlarının içine dalmaz, çok özel soru sormaz, zaten merakda etmez medeni kişi..
izin almadan sen demez.. zaten diyemez, istemez..
sohbet ediliyorsa, yüzüne bakıldı, adam yerine koyuldu diye, özellikle erkek medeniyetsiz kişisi gibi, konuları, örnekleri, alakalı alakasız, belden aşağı çekmeye can atmaz..
devamını gör...



en sonunda devreleri yakıp, sonu video da ki gibi olacaktır.
devamını gör...

ben de sabıkalı oluyorum bu arada. beğeni kondurmayı sevdiğim bir çok entry var. elim de bol olunca ortaya böyle bir durum çıkıyor.
ama beğendiğim her entry'yi okuyorum en azından.
beğeni gönderdiklerime selam olsun.
devamını gör...

küçük adımlar ile olabilir.
önce kendini iyi edip, sonra iyi etmeyle devam edilebilir.
vaktinde kalkarak, vaktinde uyuyarak, ihtiyaçları giderip bedeni yormayarak olabilir.
kendi için yorulmayan hırpalanmayan beden başkaları için iyilik yaparak enerjisini kullanabilir.
bazen bir tebessüm, bazen yoldaki taşı kaldırmak vb.
bazen araç kullanan acemi şöfore tahammül etmek gibi.
devamını gör...

tebessümle seyrettiğim röportajdır.
vay vay sözlük büyüyor yahu tepkileriyle izledim çok güzel düşünülmüş.
devamını gör...

insan ne denli derin düşünebiliyorsa sevgisi o denli derindir. o denli doyumsuzdur. ve acısı da o denli büyük .
tezer özlü
yaşamın ucuna yolculuk
devamını gör...

cahit sıtkı'nın yolun yarısı dediği yaştan itibaren 5 sene sonra. yüzümün kırışmasına, yaşlanmaya, yaşlılığa bağlı hastalıklara, torun torbaya tahammülüm yok.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim