birkaç dakika evvel yaşadığım hadise.
kimi zaman kötü bir rüya neticesinde, kimi zaman ise nedensiz bir şekilde yaşayabilirsiniz bu durumu. insana kendini gerçekten kötü hissettirir.
devamını gör...

bijuteri (bijouterie)
buket (bouquet)
dantel (dentelle)
duş (douche)
levye (levier) gibi birtakım kelimelerdir efendim.
devamını gör...

normal yaşamda insanlarda "bunu dersem dayak yer miyim" korkusu oluyor. ama sanalda bu temkinlilik hiç yok. haldur huldur sataşıyor herkes birbirine. bu nickaltılar biraz olsun dizginliyor milleti gibi geliyor. çünkü adamın suratına iğrenç bir insan olduğunu özelden birebir haykırsan karşılığında sülalenle ilgili bir takım samimiyetler ifade edip geçer. ama mevzu nickaltına yazılma ihtimali olunca az biraz sakinliyorlar. çünkü karşılarındaki insanın kendi hakkındaki düşüncelerini önemli görmüyorlar, önemli olan bu yergilerin halka açık ifade edilmesi. o zaman bir panik ki herkes sormayın. bir yazar on yüz milyon iyi yoruma karşılık tek bir negatif yorumda kendini uçurtturmayı başarmıştı hatırlarsanız. anlayacağınız kaosu yarı yarıya indiriyor. bu yüzden nickaltı iyidir.

benim sorunum ise mahlasıma özel olmaması. browsermış filmmiş kim denk getirirse yazmış. neyse sözlüğün canı sağ olsun çok da mühim değil.
devamını gör...

bülent serttaş'ın bakmayarak tepki gösterdiği sansürdür.
devamını gör...

rehberimde kayıtlı şekliyle ahretliğim:))

can dostum, can yoldaşım, rahmetli annemden sonra hayattaki tek sırdaşım, sanki aynadaki yansımam. çok değil birkaç saat önce yine bir derdime koşturdu, derman oldu sağolsun.

dostluk zaman, emek, çaba ve karşılıklı fedakarlık gerektiren bir bağ. ve ben de özellikle bu devirde böylesine zorlu ama güçlü bir bağ kurabildiğim bir dostum olduğu için çok şanslı hissediyorum kendimi .

hayat benden çok şey aldı götürdü ama sanırım teselli olarak da onu verdi.
devamını gör...

cüneyt özdemir'in de bu konu ile alakalı şöyle bir tweeti var.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir olga tokarczuk kitabıdır.

olga tokarczuk nobel edebiyat ödülü sahibi muhteşem bir yazardır ve bu romanı da yazar için kullandığım sıfatı sonuna kadar hak eder. altmış altı yıllık bir zaman diliminde, yani iki dünya savaşı görmüş ve büyük devrimlere şahit olmuş bir zaman diliminde kurgusal bir polonya kasabasında geçen roman o kadar sürükleyici ki ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini anlamak bile mümkün olmuyor.

aslında kadimzamanlar kasabasında da olaylar ne zaman başlayıp ne zaman bitiyor belli değil. hatta kasabanın sınırı bile belirsiz, sınırın olup olmadığı da.

herkes ve her şey kendi zamanını yaşıyor kadimzamanlar’da. ve herkes kendi derdine düşüyor; kimi mektup yollama derdinde, kimi hayatta kalma, kimi bir oyuna takıntı seviyesinde bağlı, kimi eşine, kimi birine ait kimi ise birilerine sahip. herkesin ve her şeyin zamanı bambaşka akıyor. sanki hayat kendini akışına bırakmış kadimzamanlar’da.

ben de kadimzamanlar’da yaşıyorum artık. benim de kendi zamanım var. insanolunbiraz’ın zamanı. ve ben de tüm kadimzamanlar ahalisi gibi hayatıma kimsenin bakmadığı yerlerden bakıyorum. kendi gözlerimi bıraktım hayatımı izlerken, iki buğulu gözle seyrediyorum zamanı, kadimzamanları ve diğer vakitleri.
devamını gör...

üniversiteli işsizliği istihdam ve çalışan sorunlarının bir kısmı sadece.

başlığı açan arkadaş türkiye'de ara eleman açığı var demiş. sormak lazım, ara elemanların çalışma şartları ve maaşları çok mu yüksek seviyelerde.

işsizleri bir kenara bırakalım. türkiye'de her 10 çalışanın 4'ü asgari ücret kazanıyor. kayıt dışı çalışan ve bu parayı alamayanlar da var. öte yandan türk-iş'in dün açıkladığı rakamlara göre açlık sınırı asgari ücreti geride bıraktı. kaynak. her yıl türkiye'de 2500'e yakın işçi çalışırken hayatını kaybediyor. kaynak. ne iş güvenliği var, ne yeterli maaş ne düzgün mesai saatleri.

yani mesele şu ki ülke yönetilemiyor. ara eleman açığı var diyorsun. bu ülkede her dönem revaçta olan meslekler oldu. bir dönem gemi mühendisliği, bir dönem inşaat mühendisliği, şu anda da yazılım revaçta. peki ne oldu bu mesleklere? insanlar anında fırsatı farketti ve kısa zamanda mezun enflasyonu oluştu. ara eleman kolay iş buluyorsa yarın insanlar buraya yüklenecek ve yine iş bulmak zorlaşacak. nitekim aselsan meslek lisesi hali hazırda puan olarak bir çok anadolu lisesini geride bıraktı.

insanlar hayatını kurtarmak için iş imkanı olan alanlara çullanacaksa bu devlet niye var. devletin en önemli görevlerinden biri planlama yapmaktır. akp devlet planlama teşkilatı'nı kapatan partidir. bizim hangi meslek kolunda kaç çalışana ihtiyacımız olduğunun tespitine, buna göre kontenjan kısmaya veya arttırmaya, sektör-üniversite işbirliğini arttırmaya, bir masa-sandalye koyup bölüm açmaya değil, proje bazlı eğitime, belli şehirlerde bölgenin ihtiyaçlarına göre özelleşmeye, teşviklere ve özgür düşünce ortamının oluşturulmasına ihtiyacımız var. bunların hiçbiri bugün yapılmamaktadır.

bu işin bir de kişinin yetenek ve ilgi alanları meselesi var ki oraya hiç girmeyelim. adam ara eleman olmak değil sanat tarihi okumak istiyor belki, ona kendi alanında iş imkanı sunamayıp ara eleman ol demek ayıptır, yazıktır, günahtır.

yani keşke her şey 'bak x sektöründe iş var oraya yönelsene' demek kadar kolay olsaydı. unutmamak gerekir ki yoksulluk ve işsizlik bireysel değil kolektif sorunlardır. sizin kendinizi kurtarmanız o sorunu çözmez, fakirler fakir olmaya, işsizler işsiz olmaya devam edecektir.
devamını gör...

garip bir ülkede yaşıyoruz, her ay ülkede işsizlik, alım gücü, dolar kuru vs. artarken bu kampanyalar da artıyor. önceden halktan böyle para istendiğini hatırlamıyorum nedense ya da ben kaçırdım. konu x kulübü değil cidden toplumun aklıyla utanıp sıkılmadan dalga geçilecek raddeye ne ara geldiğimiz. bir ülke düşünün ki sma hastaları ya da diğer bir çok sıkıntısı yüzünden çekindiği için para isteyemeyen gerçek ihtiyaç sahipleri, bir yandan da hayatta kalma kaygısından uzak amaçlarla yapılan bu sözüm ona yardımlar. klasik dilencilik bitti artık sanal dilencilikler arttı. konu asla bu spor kulübü değil, kimseyi de salak yerine koymuyorum ama umarım bu destekler azalırve bu gibi kampanyalarda hızlıca kaybolur. kendi adıma hangisini görsem beynimi utanç kaplıyor.
devamını gör...

kendime not: aslında birkaç tane var ama zamanla editlemeyi düşünüyorum*.

11. sınıftayken sınıfça kendi kendimize bi karar almıştık. herkes çay ve kahve içmeyi çok seviyordu ve okulun kantini bulunduğumuz kattan 5 kat aşağıda bulunuyordu. anlayacağınız tam bir eziyetti kantine gitmek. o yüzden biz de sınıfça kettle almaya karar verdik. normalde yasaktı tabikii ama kendi aramızda para toplayıp lila çok güzel bi kettle almıştık*yaklaşık 6-7 ay boyunca bütün sınıf kullandık. nescafe, çay, bitki çayı ya da normal kahve falan getiriyorduk ve herkes canı istediğinde hazırlıyordu bi şeyler kendine, bisküvilerimiz bile doluydu bittikçe yeniliyorduk. ama bi gün arama yapılacağını öğrendik, onların asıl amaçları telefon varsa toplamaktı tabii. biz de o gün öğrenmiştik yani aramadan beş on dakika önce falan ve unutmuşuz kettle’ı daha düzgün bi yere saklamayı. okulun müdürü, müdür yardımcısı, rehber öğretmeni ve en korktuğumuz hocalardan bir iki tanesi aramaya başladılar ve zaten ilk dolapta buldular güzelim kettle’ımızı. aldılar ve öğretmenler odasında kendileri kullanmaya başladılar daha sonra*çok üzülmüştük ama güzel bi anı oldu yine de bizim için.
devamını gör...

duruma göre değişecektir ama benim için önemli olan kendi değerlerimde, istedigim şeyler dogrultusunda başarılı olmak ve kazanmaktir. gerek hayata karşı gerek başka durumlarda. bu ise bazen savaşarak bazen ise teslim olarak gerçekleşir. evet dostlarım, teslim olarak da kazanabilir ve başarıli olabilirsiniz. bu gireceğiniz savaşa bağlıdır.
devamını gör...

bir filmin başına neler gelebilir, bu film neden sükselidir, türk sineması için neden önemlidir kısaca bahsetmek isterim.

1963 yılında yapılıyor film. dikkat edilirse 61 anayasası yürürlükte o tarihte. görece özgürlükçü bir anayasa. öncekine kıyasla ise fazlaca özgürlükçü. metin erksan belki de buna güvenerek daha önce sansürün izin vermediği öğeler yerleştiriyor filme. 61 öncesi filmlere bakılırsa “sansür ile sinemanın anasını nasıl ağlatırız” uygulaması net olarak görülür.

fakat gelin görün ki o tarihte bile film sansür yiyor. şu an filmi izleyince “bunun neyini sansürlemişler ulan” diyebilirsiniz ama oluyor işte. milli ahlaka aykırı sahneler var diyerek yapılabilir. nedir bu milli ahlak? bilmem ki, her şey olabilir. neyse nihayetinde film gösterime sokulmuyor. gösterilmeyi bırakın neredeyse imha edip kökünü kurutacaklar.

daha sonra filmin yapımcı ortaklarından, aynı zamanda başrol oyuncularından biri olan ulvi doğan isimli, şeytana pabucunu ters giydirme yeteneğine sahip adam filmi avrupa’ya kaçırıyor. berlin film festivalinde görücüye çıkıyor film ve hayatın cilvesi bu ya altın ayı’yı alıyor. festival ödül gerekçesinde “dünyanın en eski konularından birini, habil-kabil hikayesini, çok çarpıcı ve modern bir şekilde anlatıyor” diyor.

film avrupa’nın en önemli festivallerden birinden ödülle ayrılınca bizim devlet ayıyor, filmi sahiplenmeye niyetleniyor fakat ulvi doğan filmi ülkeye getirmiyor. ülkeye getirmediği gibi türlü çakallıkların peşine düşüyor. bazı yerlerde yönetmenin ismini değiştirerek gösteriyor filmi. kullandığı isim de “ismail metin”. ismail ise aslında erksan’ın göbek adı. ama asıl şeytanlığı filme ek sahneler koyarak yapıyor. buluyor oyunculara benzeyen dublörleri, çekiyor sahneleri, ekliyor filme. hem de ne sahneler. erotiğin üstü, pornografinin bir tık altı. özellikle amerikalıların pek hoşuna gidiyor bu köylü pornosu. hatta ve hatta bazı ülkelerde şu isimle bile izlettiriliyor , “ı had my brother’s wife”, kardeşimin karısına sahip oldum. ne isim ama. eğer sağda solda hülya koçyiğit eskiden porno filmde oynamış diye duyduysanız işte o duyduğunuz bu film olabilir. izlediyseniz de onun dublörü.

film sadece ulvi doğan ile metin erksan’ın arasını açmıyor. öykünün yazarı necati cumalı ile erksan’ın da arasını bozuyor. cumalı hikayeye bağlı kalmamak ile suçluyor yönetmeni. yönetmen yıllar sonra bu suçlamayı cevaplıyor. evet bağlı kalmadım, eklemeler yaptım diyor. yönetmenin eklemeler yapması bana çok normal gelse de, aralarında geçenleri bilemem.

yıllar sonra ise filmin negatifleri bulunuyor. bulunma işine de fatih akın öncülük ediyor. martin scorsese’nin vakfı tarafından restore edilerek, 2008 cannes film festivalinde “klasik filmler” kategorisinde gösteriliyor. bu gösterime ulvi doğan’da katılıyor. filmi banka kasasında saklamış yıllarca. fatih akın araya girince vermiş. son 20 dakikası eksikmiş ama o kısım da almanya’da devlet arşivinde bulunmuş. alman dediğin her şeyi saklar neticede. ulvi doğan, filmi ismail metin ismiyle gösterime sokması hususunda “almanlar metin erksan’ın komünist olmasını gerekçe göstererek filmi gösterime sokmak istemediler, biz de zaruretten ismi değiştirdik” diyor. metin erksan nasıl bir komünist, burası merak konusu. bu arada film ulvi doğan’ın bildiğim kadarıyla oyuncu olarak tek filmi.

son olarak şunları söyleyeyim. günümüzde izlediğimizde ve günün şartları ile değerlendirirsek çok ilgi çekici gelmeyebilir film ama içerik ve teknik açıdan ilkleri yapmıştır. örneğin erol taş’ın sapıkça inek memesi emmesi cüretkarlık bakımından öncü olabilir. yılan sokulan bacağı emmek şu an klişe gelse de o zaman için yeniydi. tabii ki ilkler hep emmek ile ilgili konular değil. kameranın bir tekerleğe bağlanarak dairesel çekimin yapıldığı sahne de teknik açıdan farklılıklara bir örnektir. ve erol taş’ın boğularak suyun içinde sürüklenmesi gerçekten ikoniktir.

kamu spotu: yılan ve akrep sokulan bacağı sakın emmeyin. erol taş değilsiniz, unutmayın.
devamını gör...

aramızda anlaşıyoruz, her gün birimizi pohpohluyoruz. huzur ev gibi. benin kuram 12 mayısa çıktı mesela
devamını gör...

sabah saatlerinde meydana gelendir.
sağ olsunlar ete para vermiyorlar.
çeliktepe mahallesi boş bir arazide birbirlerine girmişler.

devamını gör...

beyaz yakalı jargonuna "hibrit misin?" gibi yeni fantastik soru kalıpları katması muhtemeldir.

- selami hibrit misin?
- yok ofisim ben.
- hadi ya. ben full uzaktanım.
- hayırlısı.
devamını gör...

14 yaşındaki kızını istismar eden 22 yaşındaki genci 'evde kimse yok' mesajı ile evine çağırıp evire çevire döven baba. ohh. mis. eline sağlık. bu arada genç tutuklanmış. yani tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmamış.

--- alıntı ---

avustralya'da bir baba, 14 yaşındaki kızını istismar eden 22 yaşındaki gençten intikamını fena aldı. kızının sosyal medya hesabından istismarcısına 'evde kimse yok' mesajı atan baba, eve gelen genci tekme tokat dövdü.

avustralya'da 22 yaşındaki jamil chowdhury isimli genç, internet üzerinden tanıştığı 14 yaşındaki bir kıza defalarca cinsel istismarda bulundu.

kızının hesabından mesaj attı

küçük kızın annesi, kızlarının ınstagram mesajlarına bakınca durumu öğrendi. baba ise kızının sosyal medya hesabından, kızının ağzıyla jamil'e evde kimsenin olmadığını söyleyip davet mesajı attı.

tekme tokat dövdü

jamil eve girdiği sırada kızın babası genci yakalayıp yumruk ve tekmelerle dövmeye başladı. baba, dövdükten sonra polise haber verdi. gözaltına alınan jamil hakkındaki suçlamaları kabul etmezken, mahkeme istismarcı gencin tutuklanmasına karar verdi.

--- alıntı ---

kaynak: www.haberler.com/baba-kizin...
devamını gör...

ar. ön söz.

sıklıkla ibn haldun'un başlı başına bir kitabı olduğu yönünde yanılgıya düşülür. aslında yine ibn haldun'un bir eseri olsa da, kitabı değil, kitâbu'l-iber adlı kitabının ön sözüdür. gerçi zamanla müstakil bir eser olarak anılmaya başladığı, hatta kendisinin dahi bunu bu şekilde kanıksadığı da doğrudur.
devamını gör...

*hassas içerik*
hiç birşey
sora bilirmiyim
deyil
deyer
herşey.
devamını gör...

sağ ve mütedeyyin güruh mizahına örnek. beceremiyorsanız yapmayın arkadaşım, kağıda yazık. siz gidin "karikatür" çizdi diye adam falan yakın.
devamını gör...

şehirdeki aksaklıkları tatlı sert bir dille kaleme alma geleneğini başlatan yazardır. şehir mektupları başlıklı yazıları görevlerini hakkıyla yapmayan zabıta kuvvetleriyle giriştiği kavganın belgesi niteliğindedir.
bu geleneği günümüzde sürdüren ise trafik ihlali yapan araçların plakasını inatla ve ısrarla teşhir eden hıncal uluç'tur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim