fil
'hortumlular' takımından hayatta kalan tek hayvan türüdür.
devamını gör...
sözlüğün medar-ı iftiharı kadın yazarlarımız
sen de iyi ki varsın.
ayrıca bu başlığa neden bu kadar ayar olduğunuzu anlamak imkansız.
ayrıca bu başlığa neden bu kadar ayar olduğunuzu anlamak imkansız.
devamını gör...
insanı mutlu eden ucuz şeyler
benim için petito'dur. o paketi açıp çikolataları birbirine karışmış ayıcık suratını gördüğüm anda çok mutlu oluyorum.
devamını gör...
erkeklerin zeki kadın sevmemesi
erkekler zeki kadınları severler. sevmedikleri zeki kadınlar işlerine gelmiyordur. ya da amacı sevmek değildir.
devamını gör...
kediler nankör mü sorunsalı
kediler yapılanı unutmayan varlıklardır. zamanında nasıl davrandıysan sana geri dönüşü de öyle olur.
devamını gör...
hırvatı ben yalamadım
sizin yüzünüzden yine bir yazar kaybettik. yapmayın böyle şeyler. veriyorsunuz başta coşkuyu. harikasın, muhteşemsin, sözlüğün seyrini değiştirirsin, aslansın, kaplansın, havada uçanı yakalarsın hebelüp hübelüp! daha adam bismillah demeden nickaltı mesaisine başlıyorsunuz. sonra havaya girince de tam ters kutupta sallamaya başlıyorsunuz. kendiniz parlatıp sonra da parlattığınıza sallıyorsunuz. biraz nefeslenin yahu. cilala, parlat sonra göm stratejisini acilen terk etmeniz lazım. alın işte beğendiniz mi yaptığınızı? hırvat öksüz kaldı. hırvat'ın da ahını aldınız.
tanım: hırvatı yalaması efsaneleştirilen yazarın, hırdavat muamelesi görerek gitmesine vesile olanlara söylendiğim başlıktır.
tanım: hırvatı yalaması efsaneleştirilen yazarın, hırdavat muamelesi görerek gitmesine vesile olanlara söylendiğim başlıktır.
devamını gör...
kadın erkek eşit mi sorunsalı
olması gereken ama bizim gibi ülkelerde olmayan şeydir ne yazık ki.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölüm tercihleri
uykuda ölümü tercih ederdim. acısız sızısız mis gibi.
devamını gör...
bogota
güney amerika'da yer alan kolombiya cumhuriyeti'nin başkentidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bir çocuk; kahverengi gözlü, siyah saçları alabulus traşlı, güleç yüzünde çilleri olan, kepçe kulakları her daim kızarık, küçücük burnu çoğu zaman akma halinde olan, kolları vücuduna oranla uzun, minicik ellerindeki parmakları dolgun dolgun, genelde pantolonu belinden düşen, beyaz tenli bir çocuk.
bir sokak, çıkmaz bir sokak, üzerinde elektrik telleri olan, yeri gelince çocukların çift kale maç yaptığı, yeri gelince en ateşli tartışmalara ev sahipliği yapan, kenarında beyaz badanalı evlerin hanımeli ile örülü çitlerinin bulunduğu, cılız ışıklarıyla ancak kendisinin farkedilmesini sağlayan lambalarının olduğu, yemek kokularının birbirine karıştığı, delik deşik asfaltında fakirliğin yalın ayak yürüdüğü bir sokak.
minicik ellerinde kocaman hayaller tutan çocuk.
bir tarafından yaşamları sıkıştıran çıkmaz sokak.
çocuk çok sever sokağını. gece gündüz dışarıda. sokak çeker onu içine. çektikçe sokak, korkmaya başlar çocuk. düşen pantolonunu çekerken kocaman hayallerini, minicik elleriyle tutmakta zorlanır çocuk. bir de akan burnu yok mu?
çıkar sokaktan, evine çok uzak olmayan, arada bir gittiği boş arsanın hemen hemen ortasında olan selvi ağacının serin gölgesine oturur. öylece kalır orda. bir an yüreğine uçurtma sevdası ip salar.
sevda bu işte yüreğe düştü mü, hemen harekete geçirir insanı.
çocuk minicik elleriyle, minicik bir uçurtma yapmayı başarır. heyecanlıdır, mutludur.
yaptığı uçurtmayı havalandırmaya çalışır. tutar ipinden koşturmaya başlar. arkasına da bakamadan edemez çocuk. onun bir an önce yükselmesini görmek ister. görmez ki hiç önünü, düşer defalarca. bir çocuk, kısacık bir sürede bu kadar çok düşmüş müdür acaba?
işte daha ilk gün dizlerini paramparça eder çocuk. paramparça eder de dizlerini, ancak bir türlü havalandıramaz uçurtmayı. yine de mutludur çocuk. yüreğine sevda düşmüştür bir kere. o sokağın çıkmaz kısmından, bir çıkış ihtimali bulmuştur ya.
günler birbirini kovalarken çocuk yavaş yavaş uçurtmayı havalandırmayı başarır. yükselir uçurtma, güler çocuk.
uçar uçar, tellere takılır. elektrik tellerine. mutludur yine de çocuk. yeniden yapar uçurtmayı. yeniden takılır tellere.
sürekli sürekli takılır tellere. çocuk bıkmadan usanmadan tekrar tekrar dener. bir çocuk hiç bu kadar çok teli uçurtma ile süslemeyi başarabilmiş midir acaba? sokak sakinleri sürekli elektrik kesintilerinden muzdarip şekilde çocuğa kızarken bile mutludur çocuk.
gökyüzünün masmavi göründüğü bulutsuz bir günde çocuk o bir sürü teli atlatmayı başararak uçurtmasını yükseklere doğru gönderir. ip salmaya başlar hayallerine. en sonunda ipi biter. imdadına, mahalleli yetişir. uçurtmaya ip eklerken mahalleli, kocaman hayaller taşımaktan yorulan minicik elleri rahatlamaya başlayan çocuk daha kolay ip salar. uçurtma yükseldikçe yükselir. artık görünmez olmaya başlar.
çocuk bırakır elinden ipi. evine gider, uyur. yorulmuştur çocuk. sabah kalktığında mutsuz olduğunu hisseder. gridir çocuk. ankara’nın kış mevsimine hakim olan gri havası kadar gridir.
bir sokak, çıkmaz bir sokak, üzerinde elektrik telleri olan, yeri gelince çocukların çift kale maç yaptığı, yeri gelince en ateşli tartışmalara ev sahipliği yapan, kenarında beyaz badanalı evlerin hanımeli ile örülü çitlerinin bulunduğu, cılız ışıklarıyla ancak kendisinin farkedilmesini sağlayan lambalarının olduğu, yemek kokularının birbirine karıştığı, delik deşik asfaltında fakirliğin yalın ayak yürüdüğü bir sokak.
minicik ellerinde kocaman hayaller tutan çocuk.
bir tarafından yaşamları sıkıştıran çıkmaz sokak.
çocuk çok sever sokağını. gece gündüz dışarıda. sokak çeker onu içine. çektikçe sokak, korkmaya başlar çocuk. düşen pantolonunu çekerken kocaman hayallerini, minicik elleriyle tutmakta zorlanır çocuk. bir de akan burnu yok mu?
çıkar sokaktan, evine çok uzak olmayan, arada bir gittiği boş arsanın hemen hemen ortasında olan selvi ağacının serin gölgesine oturur. öylece kalır orda. bir an yüreğine uçurtma sevdası ip salar.
sevda bu işte yüreğe düştü mü, hemen harekete geçirir insanı.
çocuk minicik elleriyle, minicik bir uçurtma yapmayı başarır. heyecanlıdır, mutludur.
yaptığı uçurtmayı havalandırmaya çalışır. tutar ipinden koşturmaya başlar. arkasına da bakamadan edemez çocuk. onun bir an önce yükselmesini görmek ister. görmez ki hiç önünü, düşer defalarca. bir çocuk, kısacık bir sürede bu kadar çok düşmüş müdür acaba?
işte daha ilk gün dizlerini paramparça eder çocuk. paramparça eder de dizlerini, ancak bir türlü havalandıramaz uçurtmayı. yine de mutludur çocuk. yüreğine sevda düşmüştür bir kere. o sokağın çıkmaz kısmından, bir çıkış ihtimali bulmuştur ya.
günler birbirini kovalarken çocuk yavaş yavaş uçurtmayı havalandırmayı başarır. yükselir uçurtma, güler çocuk.
uçar uçar, tellere takılır. elektrik tellerine. mutludur yine de çocuk. yeniden yapar uçurtmayı. yeniden takılır tellere.
sürekli sürekli takılır tellere. çocuk bıkmadan usanmadan tekrar tekrar dener. bir çocuk hiç bu kadar çok teli uçurtma ile süslemeyi başarabilmiş midir acaba? sokak sakinleri sürekli elektrik kesintilerinden muzdarip şekilde çocuğa kızarken bile mutludur çocuk.
gökyüzünün masmavi göründüğü bulutsuz bir günde çocuk o bir sürü teli atlatmayı başararak uçurtmasını yükseklere doğru gönderir. ip salmaya başlar hayallerine. en sonunda ipi biter. imdadına, mahalleli yetişir. uçurtmaya ip eklerken mahalleli, kocaman hayaller taşımaktan yorulan minicik elleri rahatlamaya başlayan çocuk daha kolay ip salar. uçurtma yükseldikçe yükselir. artık görünmez olmaya başlar.
çocuk bırakır elinden ipi. evine gider, uyur. yorulmuştur çocuk. sabah kalktığında mutsuz olduğunu hisseder. gridir çocuk. ankara’nın kış mevsimine hakim olan gri havası kadar gridir.
devamını gör...
firavun'un denizin yarıldığını gördüğü halde hz musa'yı takip etmeyi bırakmaması
aklımın ermediği hadise. koca firavunsun, koca ülkeyi yönetecek zekan var, sen git mal gibi ortadan ikiye yarıldığını gördüğün denize dal. halbuki bir durup düşünse belkide iman edip oracıkta mümin olacak. demek ki hırs insanı kör ediyor diye düşünüyorum. yazık etmiş kendine.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çok yazım hatası yapması
bunu derken bile başlıkta anlatım bozukluğu yapan bir yazar var ortada. eleştirirken eleştirinin hedefi olmak biraz ironik oldu.
devamını gör...
judith leyster
1609 - 1660 yılları arasında yaşamış flaman ressam. genellikle portreler ve still life resimleri yapmıştır.
yaşadığı dönemde eserleri saygı görmüş olmasına rağmen, ölümünden sonra kendisi neredeyse unutulmuş ve eserleri genellikle kocasına ya da frans hals'a atfedilmiştir. hatta ölümünden önce bile bunun yapılıp hakkının yendiği söyleniyor. 19. yüzyılda ise yeniden hatırlanmış, hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.
leyster'in hayatıyla ilgili çok kesin bilgiler yok. resim yapmaya babası iflas ettikten sonra aileye destek olmak için başladığı düşünülüyor. bilinen ilk eseri ise 1629 yılına dayanıyor. 1633 yılında haarlem guild of st. luke sanatçı grubunun bir parçası olmuştur. bazı kaynaklara göre leyster, bu gruptaki ilk kadın sanatçıdır.
1636'da kendisi gibi ressam olan jan miense molenaer ile evlendi.
çoğunlukla (en fazla üç tane) neşe saçan figürden oluşan, düz bir arka planda gösterilen portre benzeri tür sahnelerinde* uzmanlaşmıştır. çocukları ve sarhoş erkek figürlerini resimlerinde sık sık kullanırdı. leyster, özellikle domestic, ev ortamını anlatan tür resimlerinde epey yenilikçiydi. bunları bir kadının bakış açısından anlattığı için çağdaşlarından çok farklıydı. genellikle mum veya lamba ışığında, evdeki kadınların sessiz sahneleri şeklinde resmediyordu.
self portrait

laughing children with a cat

the proposition

a game of cards
yaşadığı dönemde eserleri saygı görmüş olmasına rağmen, ölümünden sonra kendisi neredeyse unutulmuş ve eserleri genellikle kocasına ya da frans hals'a atfedilmiştir. hatta ölümünden önce bile bunun yapılıp hakkının yendiği söyleniyor. 19. yüzyılda ise yeniden hatırlanmış, hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.
leyster'in hayatıyla ilgili çok kesin bilgiler yok. resim yapmaya babası iflas ettikten sonra aileye destek olmak için başladığı düşünülüyor. bilinen ilk eseri ise 1629 yılına dayanıyor. 1633 yılında haarlem guild of st. luke sanatçı grubunun bir parçası olmuştur. bazı kaynaklara göre leyster, bu gruptaki ilk kadın sanatçıdır.
1636'da kendisi gibi ressam olan jan miense molenaer ile evlendi.
çoğunlukla (en fazla üç tane) neşe saçan figürden oluşan, düz bir arka planda gösterilen portre benzeri tür sahnelerinde* uzmanlaşmıştır. çocukları ve sarhoş erkek figürlerini resimlerinde sık sık kullanırdı. leyster, özellikle domestic, ev ortamını anlatan tür resimlerinde epey yenilikçiydi. bunları bir kadının bakış açısından anlattığı için çağdaşlarından çok farklıydı. genellikle mum veya lamba ışığında, evdeki kadınların sessiz sahneleri şeklinde resmediyordu.
self portrait

laughing children with a cat

the proposition

a game of cards
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözkükçüm,
sabah meditasyonumu yaptıktan hemen sonra okumaya başladım.
yo yo bela değil tabi ki takipcanlarımın tanımlarını.
amanda ne hoş ne çok tatlı.
okuyoruz beğeniyoruz falan derken ne göreyim.
'biraz soluklan yiğidim' kim demişse yalan demiş ne yiğidi ya lo ben kadınım. biri sözlüğü uyarsın beni yiğit sanıyor halbuki adım da banu.
eskiden ağız tadıyla daha çok okuyup beğeni atabiliyorduk sankim. eski dediysem en fazla 1 ay önce zaten kaç aydır buradayım. ya da ben okumaya daha çok zaman ayırıyordum gün içine yaydığım için hemencecik yiğitlenmiyordum.
neyse işte özellikle sabahları az okuma keyfim var onunda içine turup sıkıyor bu özellik. yav şimdi 'sen oku okuma diyen mi var?' diyeceksiniz. ee zaten okuyorum da ama öyle bir oluyor ki yav bunu okuduğumu yazar görsün, beğendiğimi anlasın istiyorum. içim kıpır kıpır ediyor anlatabiliyor muyum?
neysem bunun dışında pek iyiyim. bu ara buralarda pek bulunmamam dışında ekstra bir durum yok. çok sıcak çok anlatabiliyor muyum?
dün randevum var bir yerlere evimden çıktım 1 saatlik yol gittim. beynim döndü. maskeydi, terdi derken kendime gelemedim uzun bir süre. oturdum bir gölgeye geçer diye yok anam yok. baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma derken dedim herhalde ölüyorum. aradım arkadaşımı gel beni al diye. kafama bir kaç şişe soğuk su döküp soğuk bir şeyler içtim. akşam üzerine doğru kendime geldim. randevu mu? o iptal ya çiçeğim o yolu boşu boşuna gittik.
herkeslere günaydın, sana yok sen kazana düştün. hadi ben kaçtım.
selamlar, saygılar...
sabah meditasyonumu yaptıktan hemen sonra okumaya başladım.
yo yo bela değil tabi ki takipcanlarımın tanımlarını.
amanda ne hoş ne çok tatlı.
okuyoruz beğeniyoruz falan derken ne göreyim.
'biraz soluklan yiğidim' kim demişse yalan demiş ne yiğidi ya lo ben kadınım. biri sözlüğü uyarsın beni yiğit sanıyor halbuki adım da banu.
eskiden ağız tadıyla daha çok okuyup beğeni atabiliyorduk sankim. eski dediysem en fazla 1 ay önce zaten kaç aydır buradayım. ya da ben okumaya daha çok zaman ayırıyordum gün içine yaydığım için hemencecik yiğitlenmiyordum.
neyse işte özellikle sabahları az okuma keyfim var onunda içine turup sıkıyor bu özellik. yav şimdi 'sen oku okuma diyen mi var?' diyeceksiniz. ee zaten okuyorum da ama öyle bir oluyor ki yav bunu okuduğumu yazar görsün, beğendiğimi anlasın istiyorum. içim kıpır kıpır ediyor anlatabiliyor muyum?
neysem bunun dışında pek iyiyim. bu ara buralarda pek bulunmamam dışında ekstra bir durum yok. çok sıcak çok anlatabiliyor muyum?
dün randevum var bir yerlere evimden çıktım 1 saatlik yol gittim. beynim döndü. maskeydi, terdi derken kendime gelemedim uzun bir süre. oturdum bir gölgeye geçer diye yok anam yok. baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma derken dedim herhalde ölüyorum. aradım arkadaşımı gel beni al diye. kafama bir kaç şişe soğuk su döküp soğuk bir şeyler içtim. akşam üzerine doğru kendime geldim. randevu mu? o iptal ya çiçeğim o yolu boşu boşuna gittik.
herkeslere günaydın, sana yok sen kazana düştün. hadi ben kaçtım.
selamlar, saygılar...
devamını gör...
ders çalışmamak için yapılanlar
ders programı hazırlamak.
devamını gör...
the game
yönetmenliğini david fincher'ın yaptığı başrolünde micheal douglas'ın olduğu 1997 yapımı filmdir. gerilim/gizem türündeki filmlerin içinde en başarılılarından biri.
kardeşinin aldığı doğum günü hediyesiyle hayatı değişen bir iş adamını anlatıyor. baştan sona nabzınızın hiç azalmadığı sürprizlerle dolu bir film. tavsiye edilir.
kardeşinin aldığı doğum günü hediyesiyle hayatı değişen bir iş adamını anlatıyor. baştan sona nabzınızın hiç azalmadığı sürprizlerle dolu bir film. tavsiye edilir.
devamını gör...
spordan sonra oluşan kas ağrısı
genelde spora yeni başlayan insanlarda oluşan durumdur.
tatlı bir ağrıdır.
bende genellikle çok fazla mekik çektiğim zamanlarda oluşur.
tatlı bir ağrıdır.
bende genellikle çok fazla mekik çektiğim zamanlarda oluşur.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.
şöyle tembel olacağım, böyle tembel olacağım,
hiç bir şey yapmama lüksüne maruz kalacağım bir gün olsun diye umuyorum.
sizde kafanıza göre takılın.
üniversitede bir hocamız vardı
tatilden sonra insana adaptasyon tatili verilmesi gerekir derdi
modum tam o mod.
o nazlı böcek hocamız gibiyim
25 yıl kadına gülüp, bir 25 yıl sonra kadını anladım.
kimseyi gülmemek lazım.
şöyle tembel olacağım, böyle tembel olacağım,
hiç bir şey yapmama lüksüne maruz kalacağım bir gün olsun diye umuyorum.
sizde kafanıza göre takılın.
üniversitede bir hocamız vardı
tatilden sonra insana adaptasyon tatili verilmesi gerekir derdi
modum tam o mod.
o nazlı böcek hocamız gibiyim
25 yıl kadına gülüp, bir 25 yıl sonra kadını anladım.
kimseyi gülmemek lazım.
devamını gör...
to zeibekiko tis evdokias
hayatımın doğum / ölüm gibi bir parçası olan şarkı.
ilk dinlediğimde kaç yaşındaydım bilmiyorum ama ilk oynadığımda 16 yaşındaydım ve hayat o an çok güzeldi.
sonra bu şarkıyı aldım, hiç olmayacak bir yere koydum. düğünümde bu şarkı çalacak, ben sarhoş olacaktım ve ben zeibekiko oynayacaktım. eşim de bana bakacak, ritm verecekti gözü gözümde.
olmadı.
3 kez teşebbüs ettim ama olmadı, bu da ukde kaldı, bu hayatta içimde kalan tek ukde de bu.*
filmdeki orijinal hali:
ilk dinlediğimde kaç yaşındaydım bilmiyorum ama ilk oynadığımda 16 yaşındaydım ve hayat o an çok güzeldi.
sonra bu şarkıyı aldım, hiç olmayacak bir yere koydum. düğünümde bu şarkı çalacak, ben sarhoş olacaktım ve ben zeibekiko oynayacaktım. eşim de bana bakacak, ritm verecekti gözü gözümde.
olmadı.
3 kez teşebbüs ettim ama olmadı, bu da ukde kaldı, bu hayatta içimde kalan tek ukde de bu.*
filmdeki orijinal hali:
devamını gör...
apati
hissizlik, kaygısızlık, ilgisizlik anlamındaki tıbbi terim.
çoğu kez hayat kurtarmıştır. kusur olarak görülemeyecek kadar tatlıdır.
çoğu kez hayat kurtarmıştır. kusur olarak görülemeyecek kadar tatlıdır.
devamını gör...