yıllardır depresyonla mücadele eden biri olarak, ruh sağlığının da önemli olduğunu kimseye inandıramadım. elbette fiziksel sağlığımız çok önemli ama ruh sağlığımız bizi ayakta tutmaya yarayan yegane şeylerden biridir bence.
sevdiklerinizi çok geç olmadan kontrol edin efenim.
devamını gör...

kedinin uzanamadığı ciğer için "ya ben zaten veganım kanki" yorumunu yapması gibi bir başlık tam olarak. bende burdan diyorum ki: gıpta etme ne olur, çalış seninde olur.
devamını gör...

lan ben ne okudum dedirtti. abla yürümemiş koşmuş resmen. tamam abla sana da iğne yapacak. bi sakin ol kendine gel allasen.

edit: ablanın hesabı: mobile.twitter.com/Nihal220...

muhtemelen ya şizofren ya da fake hesaptır.
devamını gör...

alman kimyager. laboratuvar ortamında amonyum siyanattan üreyi oluşturmayı başarmıştır. daha önce organik maddelerin yapay bir ortamda olusturulamayacağı düşüncesi bilim dünyasında hakim iken o bu deneyiyle bu düşünceyi çürüttü.
devamını gör...

insanlar birbirine teşekkür babında bir şeyler yazıyor.
kimsenin kimseye yaranmak için bir sebebi yok.
tanımlarını beğendiğim herkesin nickaltında kendime bir yer açmaya çalışıyorum.
yer verenlere çok teşekkür ediyorum haliyle.
devamını gör...

lan size ne oluyor taksiciler ? ister bineriz ister binmeyiz siz niye karışıyorsunuz ? halk size güvenseydi size binerdi, bunlara soruşturma açarken hiç bunu düşünmediniz mi ?

tanım : turistleri ve gençleri kaybettiği için ağlayan taksicilerin açtığı soruşturma
devamını gör...

sözlükte feminist olmasını istemiyorum diyen arkadaş eşitliği de istemeyen arkadaştır.
yani "biz*erkekler, kadınları yedikleri, içtikleri üzerinden eleştirelim ve onlar sessiz olsunlar hatta küçük görünenler bizlermişiz gibi erkek haklarını savunmak için başlık açalım." diyen arkadaşlardır. feminizmi bilmeyen arkadaşlardır.
"feminizm; tanım olarak, erkeklerin ve kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda eşit fırsatlar ve haklara sahip olmaları gerektiği inancıdır."
~ emma watson
e-ş-i-t-l-i-k. eşitlik.
devamını gör...

kararsız özellikleri en meşhur olanıdır. bir konuda kızıp söylenmeye başlarlar, söylenir söylenir ve sonunda neye kızdıklarınıda unuturlar. çok eğlencelidirler. takıntılarını dışarıdan birinin müdahalesi ile unuturlar. canlılara karşı çok merhametlidirler. tabi genelini kapsamaz söylediklerim.
devamını gör...

şövalye sınavlarına girerdim.
devamını gör...

1961 senesinde, 31 yaşındayken kaybolan kadın. şimdi 24 ekim 1961, öğleden sonra, geç saatler, polis bir ihbar aldı. bu ihbara göre, joan'ın bir komşusu, joan'ın evinden ta arabasına kadar kan görmüş. polisler de bunun üzerine kadının evine gitmişler. o gün, ilerleyen saatlerde, yollarda yürüyen, görünürde kafası karışık olan kadın ihbarları geldi ki ihbar edenler bu kadının joan olduğunu düşünüyordu. fakat bunlar doğrulanmadı.

muhtemelen joan'a ait kan, mutfağında bulundu. kanıtlara bakan polisler, ilk başta onun kaçırıldığını düşündüler. fakat sonra, 2 yaşındaki oğlunun odasında güvenli bir şekilde uyuduğunu gördüler. yani bu kadının evine girip, bu kadını böyle herhalde döven bir psikopat varsa, çocuğa neden dokunmamış? acımış mı? selena mı bu? hayır yani ütopya'dan geldiyse yüce honos'a haber verelim. sonra polisler bunu görünce, olay iyice karışık bir hal aldı. herhalde kadın kaçırılmamış, o zaman bu kadına noldu böyle?

sonra yapılan keşif oldukça ilginçti. joan, cinayetler ve kaybolmalarla ilgili birkaç kütüphane kitabı ödünç almıştı! belki de joan, rahatsız edici ev hayatından kaçabilmek adına kaybolma sürecini kendi düzenlemişti! tabi bu bir düşünceydi. yani söylenti. daha sonra şu soru tabii polislerin de aklına geldi: joan, neden böyle bir şey yapsın? sorunlu bir geçmişi mi var? evet sorunlu geçmişinin olduğuna dair kanıtlar da keşfedildi.

diğer bir teoriye göreyse, joan, massachusetts route 128 otoyolunun yakınında yer alan inşaat alanında bir kaza geçirmiş. evet bu da bir teori. fakat davası çözülemedi. yani bu yıl itibariyle, bu kadın kaybolalı 60 yıl oldu. şimdiye yaşasa bile ölmüştür herhalde.

şimdi, joan, 1930 doğumlu bir kadın. 1940 yılında, ebeveynleri, "şüpheli bir yangın"ın kurbanı oldu. daha sonra joan, bir tanıdığına, çocukken cinsel istismara uğradığını bildirmiştir. yangından sonra onu resmen evlat edinen akrabalarının yanına gitti.

daha sonraları, 1952 yılında(bu arada annemin doğum yılıdır) derece ile ile mezun oldu. sonra sekreter oldu. ardından editör asistanı falan. yani başarılı bir iş kadını. 1956 yılında, martin risch isimli bir şirket yöneticisi ile evlenip işten ayrıldı. ev hanımı oldu. martin kağıt şirketinde çalışmaya devam ederken, joan da birleşik devletler kadın seçmenleri birliğinin arasındaydı. joan, çocukları büyüdükten sonra öğretmen olmak istiyordu.

şimdi gelelim olay gününe, yıl 1961, 24 ekim sabahı. martin erkenden kalkıp, arabasıyla evden ayrıldı. havaalanına gidip uçakla new york'a gitti. bu bir iş gezisiydi. joan evden ayrılmadan kısa bir süre önce çocukları uyandırdı ve onlara kahvaltı yaptı. oğlunu caddenin karşısındaki komşusunun evine götürdü ve diş hekimine gitmek için arabasıyla evden ayrıldı. diş hekiminden sonra joan, kısa bir alışveriş yaptı. joan evde yokken, süt ve posta teslim edildi. sütçü ve postacı daha sonra sorgulandığında, anormal bir şey görmediklerini söylediler.

daha sonra joan ve çocuklar yaklaşık 11:15'de eve döndüler. daha sonra bir kuru temizlemeci, martin'in birkaç giysisini almak için eve geldi. la o değil de katil kim? oyunu gibi. katil kim acaba? postacı mı? sütçü mü? yoksa kuru temizlemeci mi? 10 dakikanız var..

neyse sonra kuru temizlemeci eve girdi ve sorgulandığında da, joan hakkında ya da evde anormal bir şey hatırlamadığını söyledi. daha sonra joan çocukları için öğle yemeği hazırladı ve oğlunu öğleden sonra uyuması için odasına götürdü. oğlu hep neredeyse 14:00'a kadar uyurdu. saat 13:00'da komşusu, oğlunu, joan'ın kızıyla oynaması için getirdi. orada bulundukları sürece, joan'ın bazı bitkileri budamak ve kullandığı makası garaja koymak için girip çıktığını gördüler.

saat 14:00'dan kısa bir süre önce joan tekrar dışarı çıktı ve çocukları sokağın karşısındaki komşusunun evine götürdü. ikisine de geri döneceğini söyledi. kızı, daha sonra polise o bölgede başka kimseyi görmediğini söyledi. joan'ın kızı ve komşunun oğlu, joan'ın evinin gözükmediği bir bölgede salıncakta oynadılar.

daha sonra komşu, saat 14:15 civarı, joan'ı arabasından kollarını uzatarak kırmızı bir şeyle garaja doğru hızla ilerlediğini gördü. o sırada komşusu, çocuklardan birini kovaladığını düşünmüştü. bu, joan'ın onaylanmış en son görüldüğü zamandır.

bir saat sonra, joan'ın yan komşularının kızı virginia, okul otobüsünden indi ve evine yaklaştı, bu sırada yabancı bir araba gördü, kirli bir araba. rengi muhtemelen maviydi. evet bu ne demek? joan'ın arabası da maviydi ve chevrolet (üst kuruluşu general motors)'di. ki, virginia'nın da gördüğü araba muhtemelen bir general motors modeliydi. beş dakika sonra, yandaki sokakta bir kişi daha, bir arabanın keene'lerin(yani virginia'nın ailesi) ya da risch'lerin garaj yolundan çıktığını söyledi. fakat hem virginia, hem de annesi, o sırada garaj yollarında araba olmadığını söyledi.

daha sonra, komşu, joan'ın çocuklarını, joan'la bir alışveriş gezisine götürecekti. ondan dolayı joan'ın kızını, saat 15:40'da evine geri götürdü. komşu, hâlâ joan evde sanıyordu tabi. saat 16:15'te, joan'ın kızı, komşularının evine geri döndü. komşuya şöyle dedi:

annem gitmiş ve mutfak kırmızı boyayla boyanmış.

kardeşiyse, beşiğinde ağlıyordu. çünkü bezi değiştirilmeliydi. komşuları gerçekten evlerine gidince, kızın anlattıklarını doğruladı. 16:33'te de polisi aradı.

beş dakika içinde bir polis eve geldi. komşu ile kısaca konuşup joan'ın evine gitti. mutfakta, duvarda kanlı lekeler, devrilmiş bir masa ve çöp sepetine fırlatılmış telefon ahizesi gördü. polis, joan'ın intihar etmiş olabileceğini düşünerek, vücudu için evi aradı. fakat bulamadı ve çevredeki alanı araştırmak için desteğe ihtiyacı olduğunu farketti. polisler geldiler ve yerel hastaneleri aradılar, joan'ın tanımına uyan bir kadın ortaya çıkarsa veya daha önce kabul edilmişse haber verilmesini istediler. komşu ise, martin'in şirketini aradı ve martin'in, new york'ta olduğunu öğrendi.

ve onu ailevi acil durumdan haberdar etmek için çağırdılar. martin geri döndü. evde bazı ipuçları daha bulunmuştu. mesela posta kutusuna teslim edilen dört mektup, alınmamıştı. telefon rehberinde acil durum numaralarının yazılabileceği bir sayfa tespit edildi. fakat işin en ilginç kısmı şuydu;

çöp sepetinde boş bir likör şişesi bulundu, evet bu kendisinin ve eşinin bir gece önce içip bitirmiş olduğu likör. fakat, yine çöp sepetinde bulunan boş bira şişelerinin nereden gelmiş olduğunu joan'ın kocası martin açıklayamadı. evet, bu bira şişeleri de neyin nesiydi böyle?

benim teorim: acaba, kadın, bira içip içip, daha sonra intihar mı etti? ya da dertliydi de, bira içip sonra kaybolma planı mı tasarladı? ya da acaba, evinde birisi bira içip de sonra....şaka şaka.

komşusunun onu görmesinden sonra, muhtemelen onu gördüğünü bildiren başka kişiler de olmuştu. 14.45'te, o gün, öğleden sonra, joan'ın en son giydiği kıyafetlere benzer kıyafet giyen ve başörtüsü bulunan bir kadın, concord'a doğru yürürken görüldü. dolaşıyormuş gibi görünüyordu ve sanki üşüyormuş gibi eğilmişti ve dağınık görünüyordu.

yine benzer bir şekilde giyinmiş ve bacaklarından kan akan kadın, saat 15:15 arasında, kuzeye yürürken görüldü. ve 15:30'da, winter street'in hemen kuzeyinde bir kadın daha görüldü. o da kafası karışmış görünüyordu ve karnına bir şeyi sıkıştırıyormuş gibiydi. ilginç.

benim yeni teorim: acaba bu kadın kendisi kendisini mi bıçaklamış? yani hani olaya cinayet süsü verecek ya, polisler kan lekelerinin sahte olduğunu anlamasın diye, kendisi kendisini bıçaklamış olamaz mı? sonra da çekip gitmiş. yoksa ihbarlardaki kadın gerçekten kendisiyse, neden karnına bir şeyi sıkıştırsın ya da neden bacaklarından kan aksın? hani bir şaka yapacağım, linç yemek istemiyorum. susuyorum.

ayrıca hani virginia, joan'ın garaj yolunda bir araba görmüştü ya, işte o araba hakkında yeni raporlar da aldı polisler. mesela ailenin sütçüsü, beş gün önce, sabah o arabayı orda görmüştü. bir başka mahalleli, saat 16:15'de park edilmiş iki tane mavi araba görmüştü. daha sonra bir adam dışarı çıkmış, yakındaki ormandan bazı dallar kesmiş ve onları aracına koymuştu. başka bir adam da, öğleden sonra 2:45'te park edilmiş, açık mavi bir ford sedan gördüğünü söyledi.

şimdi, kan kalıntısı çoktu. ama araştırmacılar, bu kan kalıntısından hangi sonuca varabileceklerini anlayamadılar. yani her şey olabilirdi. belki birisi kadını öldürmek istemiş, kadın direnmiş ve yaralı bir halde kaçmayı başarmıştı? bakın bu da yeni teorim. bu alemde bir sherlock holmes'a, bir de bana saygı duyacaksınız arkadaşlar. dedim dedim inanmadınız, bak noldu şimdi?

mutfak duvarlarında ve zeminde büyük lekeler vardı, hatta bazıları da telefondaydı. üç kanlı parmak izi bulundu. ama bunlar kimindi? joan'ın mı? bu bilinemezdi. çünkü joan ortada yoktu. o yüzden o kanlı parmak izleri tanımlanamadı. ayrıca yerde bir rulo kağıt havlu da vardı. biri, muhtemelen bir elden bir miktar kanı silmek için kullanmıştı.

ayrıca yine yerde joan'ın oğluna ait bir tulum ve bir çift külot vardı. her ikisi de kanlıydı. bunlarla muhtemelen kan temizlenmeye çalışılmıştı. yani kanlı olmalarının sebebi muhtemelen budur. ayrıca tulum da sanki bir ağırlık üzerine bastırılmış gibiydi, yani bir ağır bir şeyin üzerine sanki bir süre bastırılmıştı, öyle bekletilmişti. yani görüntüsü öyleydi.

benim teorim: arkadaşlar yeni bir cinayet senaryosu daha. joan evinde, mutfakta çocuklarına yemek hazırlar iken yahut bira içer iken, ya da bira içtikten sonra, sarhoş iken, birileri eve dâhil olmuş. bu kişi, mavi arabanın sahibi, joan'ı bir süredir izleyen kişi. hani herkes gitmiş sanmış içeriye girmiş. mutfağa gelmiş. ve kadının kafasını duvara çarpmaya başlamış. duvarda kan lekeleri oluşmuş. kadın katile karşı direnmeye çalışırken masa devrilmiş. kadın yere yığılmış. ve katil onu öldürmek için herhangi bir sebepten dolayı mutfakta olan tulumu almış, kadının yüzüne bastırmış. kadın boğularak ölmüş. katil olayın etkisi altındadır, çocuğun külotlarıyla kanını silmeye çalışmış. rulo kağıt havluyla silmeye çalışmış. telefon ahizesini çöp sepetine fırlatmış. belki de kadın polisi aramak istemiştir de katil böyle yapmıştır. evet. ya da bunun tam tersini düşünelim. katil içeriye girmiş, kadını öldürmek isterken, kadın onu öldürmüş. yani kadın, direnmeye çalışırken masayı devirmiş, sonra katili duvara çarpmaya başlamış, sonra tulumla katili boğmuş. ardından külotla, rulo kağıt havluyla kanını silmeye çalışmış. ve kaçmış. bu sırada katil de ona zarar verdiği için bacağından kanlar akmış ve karnı da kötü durumdadır, ondan dolayı karnını tutmuş. olayın etkisi altındadır, ondan dolayı üşüyor gibidir. sarhoş olduğundan ve cinayetin etkisinden de kafası karışmış durumdadır. peki bu durumda telefon nasıl açıklanacak? ben de bilmiyorum. ve adamın vücudu nerde? onu da bilmiyorum. işte bu teoriyi sakat bırakan nokta da bu. tabi her şeyi ben çözmicem, yoksa doktor watson ne işe yarar? ha ayrıca, şu da olabilir. kadın cinayetle ilgili pek çok kitap okumuştur. katil evine gelince işte anlattığım olaylar yaşanmış, ama kadın katili öldürememiş katil kaçmış. kadın yaralı bir vaziyette, kitapların etkisiyle öldürüleceğinden korkuyor. tanınmamak için başörtüsü takmış, ve kaçmış.

polis, ardından mutfaktaki kan lekelerinin bir mücadeleden kaynaklanmış olabileceğini söyledi. ancak birinin etrafta sendelemesinin ve bir yaralanmanın ardından kendini desteklemeye çalışmasının daha tutarlı olduğunu söyledi.

ve işin ilginci, kan sadece mutfakta bulunmamıştı. evin başka yerlerinde de ve hatta evin dışında da, kan vardı ki, bu, olayı iyice karmaşık bir hale soktu.

merdivende 3.2mm çapında bir kan bulundu. ana yatak odasında sekiz ve çocuk yatak odasındaki bir pencerenin yanında bir tane daha benzer büyüklükte kan bulundu.

bir diğer kan izi de mutfaktan garaj yoluna çıkıyordu. ve kan, joan'ın arabasında sona ermişti. arabanın sağ arka çamurluğu, kaputun ön cama yakın tarafı ve bagajın tam ortası kanlıydı. müfettişler, özellikle bagajın tam ortasında kanın olmasını yorumlamanın zor olduğunu söylediler.

kanama nerde başladı? bu belirlenemedi. bazı kanıtlar üst kat diyordu, bazı kanıtlar mutfak, bazı kanıtlar da araba yolu.. ayrıca eğer kan kadınınsa, kadın demek ki uzunca bir mesafe hareket etmiş. yatak odasına gitmiş, garaja gitmiş, mutfağa gitmiş falan. ayrıca cesedi de yoksa demek ki evden ayrılmış. peki evden ayrıldığı zaman yalnız mıydı? yoksa istemsizce mi evi terketti, yani birisi ona eşlik mi ediyordu? ya da, birisi onu taşıyor muydu?! evet bu da olabilir. bu da belirlenemedi. garaj yolundaki patikanın sonu, o noktada başka bir arabaya bindiğini gösterebilirdi. ama bu da kesin değildi.

işin diğer ilginç bir tarafı, kanlı ayak izlerinin olmamasıydı. orda yürüyen kişi ya hayatının şansını yakaladı ya da çok çok dikkatliydi. kan çoğunlukla tip "o" idi, ki joan da bu kan tipindendi. bir kimyager, kanın ciddi bir yara gibi görünmesine rağmen, toplam kanın sadece 240 ml olduğunu söyledi. ki bunun da, yaşamı tehdit eden bir yaralanmaya işaret etmediğini söyledi.

bir muhabir olay için halk kütüphanesine gitti. o, joan'ın kaybolmasından bir ay önce, joan'ın, brigram young'un 27. karısının sözde ortadan kaybolmasıyla ilgili bir kitabı kontrol ettiğini görmüştü. evet ilginç. ayrıca, muhabir, joan gibi, kaybolduğunda arkasında kan lekeleri ve havlu bırakan bir kadın hakkındaki into thin air adlı bir başka yazıda, ödeme kartında, joan'ın imzasını yine buldu!

kayıtlara bakan bir kütüphane gönüllüsü de, joan'ın 1961 yazında 25 kitap aldığını ve bunların çoğunun da cinayet ve kayıp şahıs davalarıyla ilgili olduğunu söyledi. bunun üzerine muhabir ve gazeteci meslektaşları, joan'ın görünen suç mahallini sahnelemiş ve gönüllü olarak ortadan kaybolmuş olabileceğine inanıyorlardı!

peki eğer durum böyle değilse, joan'ın kaybolmasına sebebiyet veren kişi kimdi? polisler, gerçekten de joan'ın kaybolduğu sırada kocasının, postacının ve sütçünün başka bir yerde olduğunu kanıtladılar. ayrıca polisler, komşularının şüphelendiği bir adamı soruşturdular. bu adam, onların evlerini zamanında ziyaret etmişti. joan'ın kaybolmasından bir hafta sonra, bu adamla röportaj yapan bir eyalet polisi dedektifine göre, görüştüğü kadınların bir kısmı onun karşılamasını abarttığını hissetmişlerdi. yani adam, bir kadının evine geliyor ve gitmek bilmiyormuş. garip adam. yoklukta herhalde. çok da şey yapmamak lazım. bence bu adam katil değildir. yani bir kere bu adam, daha kadın bulamamış ki kaybetsin. ayrıca kayıtlar bu adamın, 25 eylül'de, yani joan kaybolmadan bir ay önce onların evini ziyaret ettiğini gösteriyordu. ki diğer kanıtlarla da, bu adamın suçlu olmadığı anlaşıldı.

1962 yılında, eyalet polisi, kasaba ve bir de bir gazete, davayı kapatacak bir bilgi için ödüller teklif etti. yine de bu da bir işe yaramadı, daha sonraki yıllarda bölgede bulunan cesetlerin de hiçbirisinin joan'a ait olmadığı ortaya çıktı.

kocası martin risch ise aynı evde yaşamaya ve çocuklarını büyütmeye devam etti. helal olsun. tam bir baba. ayrıca kaybolan insanlar bulunmadığında ailesi bazen onları yasal olarak ölü yani resmen ölü ilan edebiliyor ama martin asla bunu yapmadı. helal olsun. tam bir koca. 1975 senesinde, bir park alanı geliştirilecek diye risch ailesinin evi ve diğerlerinin yerleri falan satın alındı, ve martin risch, yakındaki başka bir eve taşındı. helal olsun. tam bir adam. ve martin risch, 2009 senesinde öldü.

dava günümüzde hâlâ açık. o kitaplar ve joan'ın zor geçmişi..yoksa kendisi her şeyi planlamış olabilir mi? aslında bu zor geçmiş ve kitaplar, muhabirin teorisini, yani joan'ın tatminsiz bir yaşamdan kaçmanın yolu olarak ortadan kaybolması teorisini desteklemişti. fakat joan'ın o sabah ziyarete çağırdığı üniversite arkadaşı morton, joan'ın banliyöde yaşayan bir ev hanımı olarak hayatından çok memnun olduğu için bunun pek olası olmadığını söyledi.

morton 1996 senesinde şöyle demişti:

joan'ın neredeyse kesin olarak öldüğünü düşünüyorum. ailesini asla bilerek terk etmezdi.

ayrıca o bölgede yollarda yürürken, joan'ın tanımına uyan bir kadının görülmesi, onun kazayla öldüğü teorisine destek vermişti. 1990'larda bir araştırmacı, onun yönünü şaşırmış olabileceğine ve route 128 şantiyelerindeki bir çukura düşmüş olabileceğine inanıyordu. yani burada kendini kurtaramayabilirdi ve yol bittiğinde de gömülü kaldı.

kocası martin risch, sonraki yıllarda nadiren davadan bahsetti. bir keresinde karısının hâlâ hayatta olduğuna inandığını bildirdi. belki de bir tür hafıza kaybı olayı ya da başka bir psikolojik kırılma geçirdiğini ve eve nasıl döneceğini unuttuğunu söyledi. fakat bir akıl hastalığı öyküsü yoktu ve ailesinde de rapor edilmemişti.

şef algeo, 1970 yılında emekli olduktan sonra bile davayı incelemeye devam etti. helal be! işte polis dediğin budur! dedektif dediğin budur! o, bunun, boynunun çevresinde yer alan bir tür taş olduğunu söyledi. bu şerefli polisin boynunun borcuydu bu kadını bulmak! o, davanın ilk araştırmacıları arasında olup da en son ölen kişiydi. 2009 senesinde öldü. bir düşünsenize dostlar, adam hayatının 48 yılını buna adamıştı ve hiçbir sonuç elde edemeden öldü. nerdeydi bu kadın! bilinmez.. 60 yıl oldu.. koskoca 60 yıl..

benim değerlendirmem ve teorim: şimdi, bu kadının, bir çukura düşüp öldüğüne dair eldeki delil ne? yok. kazı çalışmaları neden yapılmıyor? madem bu kadar güçlü bir teoriyse? bu teorinin kritiği bu. gelelim, hafıza kaybı teorisinin kritiğine. kadının ailesinde akıl hastalığı, hafıza kaybı falan görülmemiş. demek ki bu olamaz ama şu da var, çöp sepetindeki bira şişeleri.. belki de kadın içmiştir ve sarhoşken sokağa çıkmış ve kaybolmuştur. yolunu şaşırmıştır. ama kendine geldikten sonra neden evine dönmedi? kendisinin kaçması teorisine gelirsek, eğer üniversite arkadaşının dediği gibi hayatından çok memnunsa, neden bunu yapsın? ve yapmadıysa o kitaplar ne? evet bu teori en sağlam teori bence. fakat yani kendisi için onlarca aramalar yapıldı, ödüller teklif edildi, neden en sonunda ortaya çıkmak istemedi? ayrıca kadın bira içip içip, sarhoş olup sokağa çıktıktan sonra da bir kaza sonucu ölmüş olabilir. evet bu da benim teorim. ya da kaçırılmış olabilir. o zaman oğluna neden dokunulmadı? belki de kaçıran kişiye, oğlu değil de, bu kadın lazımdı. olamaz mı? her halükarda, herhalde hepimiz bu konuda hemfikiriz: bu kadın, eğer 1961 senesinde ölmediyse bile, bugün yaşamıyor.. hani artık çok yaşlandı ya. belki de yaşıyordur. havalı bir sonlandırma yapayım dedim olmadı be sözlük.. selametle..

prof. dr. kedi yiyen fare

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kişi, kendinde neyin eksikliğini hissediyor ve karşısındaki kişide bunun var olduğunu görüyor ise o zaman kıskançlık devreye giriyor.
bu:
zenginlik, başarı, güzellik/yakışıklılık olabilir.
bu duygunun kadını, erkeği de yoktur.
her ne kadar kıskançlık daha çok kadınlara özgü bir duyguymuş gibi görünse de aslında bu çok insanî bir duygudur.
kadınlar için düşünecek olursak:
kadınlar güzel olmaya, estetik görünmeye daha çok önem verdikleri için genel olarak güzellik denilebilir.
şöyle ki kendi saçını beğenmeyen, kıvırcık saçlı olmaktan hoşnut olmayan bir kadın, düz saçlı bir kadını kıskanabiliyor.
bunun da nedeninin özgüven eksikliği olduğu düşünüyorum.
ne demiş victor hugo:
"kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsızlık duymaz."

ikincisi ise: başarılı veya yakışıklı sevgili/eş diyebiliriz.
he bir de bunun ikisi bir arada olanı var, hem yakışıklı hem de başarılı olanı.(şanslı kadınlarımızdan)
"adama bak, bir de yanındaki kadına bak" derler hasetlikten gözleri kör olmuştur.
devamını gör...

(bkz: aşko)
delirtiyor bu kelime beni*
devamını gör...

800 tanım yazmaya vakti olmayan yazardır. keşke olsaydı.
devamını gör...

yönetmen steven spielberg barda otururken yanına oturan çinli' nin yüzüne tokatı yapıştırmış. tokatı yiyen çinli, spielberg*e niye tokat attığını sorunca spielberg :
pearl harbor'u siz bombaladınız demiş.
çinli de pearl harbor'u kendilerinin değil, japonlar'ın bombaladığını söyleyince spielberg :
ha japon, ha çinli, ha vietnamlı, ne fark eder, hepsi aynı değil mi? demiş

bir müddet sonra bu kez de çinli, spielberg'in yüzüne tokatı patlatmış. bu sefer tokatı yiyen spielberg, sebebini sorunca çinli de :
titanik'i sen batırdın demiş.
spielberg de, titanik'i kendisinin değil, aysberg'in batırdığını söyleyince bu sefer de çinli şöyle demiş:
ha aysberg, ha carlsberg, ha spielberg, ne fark eder, hepsi aynı değil mi?
devamını gör...

başka renk olsaydı düşünülebilirdi ama yeşil için o kadar puan... bilemiyorum altan.
devamını gör...

t: birçok enstrüman gibi kökleri eskilere uzanan harika bir enstrüman. genellikle medieval music'te kullanılır, epik ve masalsı bir sesi vardır. laterna da denir. laterna'nın farklı versiyonları da var tabii.

şuraya kulak verirseniz sesi hemen tanıdık gelecektir. genellikle müziklerin girişinde kullanılır, daha sonra müzik boyunca çoğunlukla arka planda kalır. yine arany zoltan'dan buradan.
devamını gör...

aşırı aşırı aşırı kibar efsane yazarımız 3 gündür yoktum şimdi fark ettim gittiğini en kısa zamanda iyi bir şekilde geri dönmesini umuyorum ve yine o sıkıcı,boğucu ama kendini dinlettiren 3.sayfa haberlerini sunmasını bekliyorum.*
devamını gör...

4 ekim 1926 da yürürlüğe girmiştir. kabulü ile yürürlük tarihi arasındaki sürede eski medeni kanun* hükümleri devam etmiştir.
devamını gör...

(şimdi)var olan, varlık anlamında.. çoğulu onta.. onto+logos=ontoloji

varolanın doğasının gündeme gelmesi parmenides'in yaptığı varolan* ve varolmayan* ayrımıyla olmuştur. varolan şey yok olamaz. yok olan, varolamaz. bu iki ayrı sahadır ve birbirine karışması mümkün değildir. çünkü aslında yokluk bi saha değildir. dolayısıyla kinesis mümkün olmadığı için genesis de mümkün değildir. eğer var ve yokun arasında üçüncü bi yol ararsak 'iki başlı' olmuş oluruz ve doxa'nın bizi yanıltmasına izin veririz. herakleitos'un dediği gibi panta rei diye bi olay yoktur, sadece hen vardır. hen hakkında konuşurken asla ve kat'a kinesisten bahsedemeyiz. çünkü bu onun mutlaklığına halel getirir. bu varlık tanımı daha sonra heraklit ile uzlaştırılmak üzere platon tarafından genişletilecek*. aristo bu anlayışı tuzla buz ettikten sonra bu tartışmalar alman romantizmiyle yeniden keşfedilecek ve özellikle hölderlin, hegel, niçe ve heidegger* tarafından irdelenecek. bu irdelemelerin pek çoğunda kasten veya sehven pre-sokratik filozoflarının anlatılarında yanlışlar vardır. bu sebeple bence felsefe metinlerini birincil kaynaklardan okuyup anlayıncaya kadar asla büyük filozofların felsefe tarihleri okunmamalı.
devamını gör...

2002 yapımı abd menşeli filmin yönetmenliğini chris wegde ve carlos saldanha'a yapmış ve blue sky stüdyolarında çekilmiş bir animasyon filmidir.

türkçe adı buz devridir. bir seri filmidir. ve şuana kadar beş film çekilmiştir. ikinci film buz devri - erime başlıyor 2006,üçüncü film buz devri - dinazorların şafağı 2009, dördüncü film buz devri - kıtalar ayrılıyor 2012, beşinci film buz devri - büyük çarpışma 2016 yılında yapılmıştır.

buz devri ilk filmde bir mamut manfred ve bir tembel hayvan sid'in yollarının kesişmesiyle başlamaktadır. buzul çağı denilen o çağda tüm hayvanlar nesillerini korumak için güneye göç ederken manfred yani sid'in deyimiyle many göç etmez. sid kendime koruyucu tüylü bir melek bulmuş fakat kendini kabul ettirememiştir. derken bir bebek ve bir kaplan diago dahil olur kadroya. macera böyle başlar ve devam eder. diago, sid ve many'nin sırları, çekişmeleri, zorunlu da olsa arkadaşlıkları eğlenceli bir şekilde aktarılmıştır filme. bu üç kafadar bebeği insanlara ulaştırmaya çalışır bu süreçte başlarına gelmeyen kalmaz.

bu arada sid'e rakun, miskin, mirket, tembel hayvan... diyenler olmuştur. vücut ve yüz şekli günümüzdeki hiç bir hayvana benzememekle birlikte beceriksiz ve elini attığı her işi kurutmasıyla birlikte belalı bir hayvan olduğu bellidir. ama pek şekerdir,sevimlidir. üç karakterde birbirinden ilginç ve karakter analizi yapılmaya değerdir.

ayrıca beş filmdede ortalığı karıştıran bir adet sincap scrat vardır. asıl en büyük belayı üstüne çeken ve kıyı kıyı filmde görülen lanetli bir meşe palamudu peşinde koşturan ve dünyanın kaderine yön veren minik ama etkili bir hayvandır kendisi.

manfred'i ali poyrazoğlu, sid'i yekta kopan ve diego'yu haluk bilginler seslendirmiştir.

çok ödüllü bir filmdir aynı zamanda buz devri. ödüllerinden bazıları; kcfcc ödülleri en iyi animasyon 2003, bmı film müziği ödülü 2002, bogey ödülleri platin 2002, gümüş kurdele en iyi seslendirme 2003.

açıkçası bir animasyon sever olarak en sevdiğim animasyon filmlerdendir buz devri serisi. diğer tüm filmlere de kendi başlıklarında değinmeye değer. bu arada bizler altıncı filmi beklerken disney blue sky stüdyolarına kapatma kararı almış şeklinde bir haber okudum. malesef corona buz devrine de vurmuş gibi görünüyor.
haber

bekleyip göreceğiz. iyi seyirler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim