tatlı yedikten sonra gelen şimdi ne yapacağız hissi
tatlıyı yedikten sonra o mutluluk hissi gidince gelen boşluktur. hatta bir miktar pişmanlık ve suçluluk da içerir. o son dilimi gömmeyecektim.
moderatör arkadaşlara not: ben tatlı yedikten sonra "şimdi ne yapacağız?" demiyorum. "şimdi napacuh diyorum. şimdin ne yapacağız deseydim, şimdi ne yapacağız yazardım. şimdi ne yapacağız yazmadığıma göre öyle demiyorum. benim iç dünyamı neden kendi bacağınızın keyfinize göre düzenliyorsunuz? pis mod, kötü mod. seni anneme havale ediyorum. fene gı annem. valla senin hakkından o gelir. kötü mod seni. sevmiyorum artık sizi. ilk mod seçimlerinde ben de adaylığımı koyucam. pis mod.
moderatör arkadaşlara not: ben tatlı yedikten sonra "şimdi ne yapacağız?" demiyorum. "şimdi napacuh diyorum. şimdin ne yapacağız deseydim, şimdi ne yapacağız yazardım. şimdi ne yapacağız yazmadığıma göre öyle demiyorum. benim iç dünyamı neden kendi bacağınızın keyfinize göre düzenliyorsunuz? pis mod, kötü mod. seni anneme havale ediyorum. fene gı annem. valla senin hakkından o gelir. kötü mod seni. sevmiyorum artık sizi. ilk mod seçimlerinde ben de adaylığımı koyucam. pis mod.
devamını gör...
kuantum fiziğini anlamanın mümkün olmaması
kişiden kişiye değişecek durum.
bakmayın siz richard feynman'ın sosyal medyada dolanan şu sözlerine:
- "şundan emin bir biçimde söyleyebilirim ki; kuantum mekaniğini hiç kimse anlamamıştır."
- "eğer kuantum fiziğini anladığınızı düşünüyorsanız, kuantum fiziğini anlamamışsınızdır."
kuantum mekaniği sihir değil. feynman 1918 yılında doğmuştu. onun bu işlere başladığı zamanlarda gerçekten birçok insan böyle bir fiziğe bir anlam veremiyordu. albert einstein gibi zekâsıyla göklere çıkarılan insanlar bile kuantumun en temel yasalarını imkânsız olarak görüp reddetmeyi seçiyordu. bugün öyle değil. iyi kötü fizik bilen biri kuantum fiziğini de rahatlıkla anlayabilir.
tek sorun, kuantum dünyasında olup bitenleri kabullenebilmek çünkü hiçbir zaman makro dünyada gördüklerimizle benzeşmiyorlar. siz burada bir yere sağ adımınızı attınız diye aynı anda ikiziniz, mesela jamaica'da sol adımını atacak diye bir zorunluluk yok, ama kuantum dolanıklıktaki parçacıklar için var. odanızda otururken bir saniyeliğine yan odada beliremezsiniz ama kuantum tünelleme özelliğiyle bir elektron bunu yapabilir.
sonuç olarak; kuantum fiziğini anlamak gibi bir niyet ve isteğiniz varsa işe günlük hayatta gördüklerinizle kuantum dünyasında gördüklerinizi bir tutmamaya başlamanız gerekir. biraz da matematik öğrenirseniz fena olmaz tabii.
bakmayın siz richard feynman'ın sosyal medyada dolanan şu sözlerine:
- "şundan emin bir biçimde söyleyebilirim ki; kuantum mekaniğini hiç kimse anlamamıştır."
- "eğer kuantum fiziğini anladığınızı düşünüyorsanız, kuantum fiziğini anlamamışsınızdır."
kuantum mekaniği sihir değil. feynman 1918 yılında doğmuştu. onun bu işlere başladığı zamanlarda gerçekten birçok insan böyle bir fiziğe bir anlam veremiyordu. albert einstein gibi zekâsıyla göklere çıkarılan insanlar bile kuantumun en temel yasalarını imkânsız olarak görüp reddetmeyi seçiyordu. bugün öyle değil. iyi kötü fizik bilen biri kuantum fiziğini de rahatlıkla anlayabilir.
tek sorun, kuantum dünyasında olup bitenleri kabullenebilmek çünkü hiçbir zaman makro dünyada gördüklerimizle benzeşmiyorlar. siz burada bir yere sağ adımınızı attınız diye aynı anda ikiziniz, mesela jamaica'da sol adımını atacak diye bir zorunluluk yok, ama kuantum dolanıklıktaki parçacıklar için var. odanızda otururken bir saniyeliğine yan odada beliremezsiniz ama kuantum tünelleme özelliğiyle bir elektron bunu yapabilir.
sonuç olarak; kuantum fiziğini anlamak gibi bir niyet ve isteğiniz varsa işe günlük hayatta gördüklerinizle kuantum dünyasında gördüklerinizi bir tutmamaya başlamanız gerekir. biraz da matematik öğrenirseniz fena olmaz tabii.
devamını gör...
metafor
tdk'ye göre; eğretileme, benzetme amaçlı mecaz anlamına gelir. yani, gibi benzetme edatını kullanmadan -mış gibi yapmak havası katar.
ayrıca bana hep bu repliği hatırlatır:
"bir tane bile yakmadım.*
bu bir metafor tamam mı? öldürücü şeyi dudaklarının arasına kadar sokuyorsun ama ona öldürücü olabilecek gücü vermiyorsun."
ayrıca bana hep bu repliği hatırlatır:
"bir tane bile yakmadım.*
bu bir metafor tamam mı? öldürücü şeyi dudaklarının arasına kadar sokuyorsun ama ona öldürücü olabilecek gücü vermiyorsun."
devamını gör...
sözlük güncellemeleri
yazarlar, artık satın almış oldukları(birden fazla) rozetlerini profil sayfalarında sergileyebilmekteler.
devamını gör...
popülaritesini hak eden filmler
yüzüklerin efendisi
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
bir tanesi bile başkalarının yanında sizi parlatabilir. ahtapotlar çok acıkınca kollarından bir tanesini yermiş. sonra yemek bulunca filan o kol yeniden çıkarmış. süper bir bilgi hep anlatırım.
devamını gör...
davetiye
genelde düğün nişan sünnet törenlerine davet etmek için kullanılan kart türü.
başkasına vereceğimiz ve belki de çöpe atılacak bir kağıt parçası gibi düşünsek de benim gibi koleksiyonunu yapan, kendi davetiyesini seçmekte çok zorlanan, tasarım ve eşyanın tabiatı ile ilgilenenlerde önem arzeder. her davetiyeyi biriktirmem. ya sevdiğim birisine ait olacak ya da orjinal olacak. biriktirdiğim davetiyeleri arada sırada incelerim. aradan kaç yıl geçtiğini hesaplarım. bana davetiyesini getirdiğinde kendi anne babasının davetiyesini görüp sevinen insanları hatırlıyorum. davetiye biraz o çiftin ve ailenin yapısı hakkında bilgi veriyor bence. aynı zamanda o dönemin toplum yapisina da ipuçları veriyor. kemeralti'nda davetiye matbaalarinin olduğu bir iki pasaj ve nikah sekerlerinin satildigi bir sokak vardir. ne zaman alışverişe çıksam bu dükkanlarda biraz zaman geçirip inceler ve degisimi gozlemlerim.
80'li yıllarda ve 90 'li yılların ilk yarisinda davetiyeler genelde küçük, üstünde gelin damat resmi olan ya da çiçek buketli sade ve beyaz zarf içinde verilirken 90 lı yıllarin ikinci yarısından itibaren ebatları büyümeye, içinde davetiye sahibinin ideolojik ya da dini inancı ile ilgili sözlerin olduğu, farklı yazı fontlarinin kullanıldığı türlere dönüştü. aynı ailenin iki çocuğunun birinde said-i nursi'ye ait bir söz diğerinde nazım hikmetten bir şiir vardı mesela. 2000'li yılların sonuna doğru ise davetiyelerde renk paletleri oluşmaya basladi. bordolar, kırmızılar, maviler hatta siyahlar bile kullanılmaya baslandi. yine aynı dönemde önceki dönemlere göre daha belirgin altın ve gümüş renkli bantlar ve yazılar, mühürlü veya aşırı klasik süslemeleri olan zarflar kullanılmaya baslandi. son 10 yılda ise davetiyede jüt ipi, buğday başağı, dantel gibi objeler, zarf üzerine mühürler, kurdaleler, ferman şeklinde hazirlanip yuvarlanmis, kullanımı sadece o yıla ait moda renkler (örneğin çivit mavi, lavanta ya da kuskonmaz yeşili vb),
çiçekli arajmanlar (ki bunlar gelin çiçeği ya da düğün salonu süslemesi ile uyumlu (b: konsept) tabir edilen davetiyelerde daha ön plana çıkıyor.
eskiden iki direğin arasına çekilen bir elektrik kablosuna bağlanan beş on ampül ışığı altında kuru pasta limonata, çerez ile geçen, kiralık gelinlik ya da yüzyıllarca giyilecek bir damatlık takım elbise ile geciştirilen düğünler bugün mevsime göre mekanın değiştiği, after ile before ile bitmek bilmeyen partilere evrilen bir insta hikayesine dönüştü. düğün pastasından gelin başına, fotoğrafından drone çekimlerine kadar tam bir prodüktörlü yapım haline getirilen düğünler için davetiye yine de yeterince keşfedilmiş değil. buzdolabı süsünden sabununa varan geniş ürün seçenekli nikah sekerleri ile kiyaslanirsa...
günümüz için en güzel davetiye bir kuruma bağışta bulunularak davetli adına sertifika gönderip, davetiye metnini alt kısma eklemek suretiyle sosyal sorumluluk projesine sevdiklerinizi de eklemek olabilir.
koleksiyonumun en sevdiğim örneklerini birakayim. ilk fotograftakiler 80 li yıllara ait. ben en çok orta sıra soldan ikinciyi sevmiştim. zaten koleksiyona da daha küçük bir kızken o davetiye ile başlamıştım. şimdi ki gibi kırtasiyeler de envai çeşit kağıt karton renkli ürün bulamadigim için davetiyeler benim için renkli bir dünyaya açılan kapıydı adeta.
ikinci resim ise son donem örneklerden.
başkasına vereceğimiz ve belki de çöpe atılacak bir kağıt parçası gibi düşünsek de benim gibi koleksiyonunu yapan, kendi davetiyesini seçmekte çok zorlanan, tasarım ve eşyanın tabiatı ile ilgilenenlerde önem arzeder. her davetiyeyi biriktirmem. ya sevdiğim birisine ait olacak ya da orjinal olacak. biriktirdiğim davetiyeleri arada sırada incelerim. aradan kaç yıl geçtiğini hesaplarım. bana davetiyesini getirdiğinde kendi anne babasının davetiyesini görüp sevinen insanları hatırlıyorum. davetiye biraz o çiftin ve ailenin yapısı hakkında bilgi veriyor bence. aynı zamanda o dönemin toplum yapisina da ipuçları veriyor. kemeralti'nda davetiye matbaalarinin olduğu bir iki pasaj ve nikah sekerlerinin satildigi bir sokak vardir. ne zaman alışverişe çıksam bu dükkanlarda biraz zaman geçirip inceler ve degisimi gozlemlerim.
80'li yıllarda ve 90 'li yılların ilk yarisinda davetiyeler genelde küçük, üstünde gelin damat resmi olan ya da çiçek buketli sade ve beyaz zarf içinde verilirken 90 lı yıllarin ikinci yarısından itibaren ebatları büyümeye, içinde davetiye sahibinin ideolojik ya da dini inancı ile ilgili sözlerin olduğu, farklı yazı fontlarinin kullanıldığı türlere dönüştü. aynı ailenin iki çocuğunun birinde said-i nursi'ye ait bir söz diğerinde nazım hikmetten bir şiir vardı mesela. 2000'li yılların sonuna doğru ise davetiyelerde renk paletleri oluşmaya basladi. bordolar, kırmızılar, maviler hatta siyahlar bile kullanılmaya baslandi. yine aynı dönemde önceki dönemlere göre daha belirgin altın ve gümüş renkli bantlar ve yazılar, mühürlü veya aşırı klasik süslemeleri olan zarflar kullanılmaya baslandi. son 10 yılda ise davetiyede jüt ipi, buğday başağı, dantel gibi objeler, zarf üzerine mühürler, kurdaleler, ferman şeklinde hazirlanip yuvarlanmis, kullanımı sadece o yıla ait moda renkler (örneğin çivit mavi, lavanta ya da kuskonmaz yeşili vb),
çiçekli arajmanlar (ki bunlar gelin çiçeği ya da düğün salonu süslemesi ile uyumlu (b: konsept) tabir edilen davetiyelerde daha ön plana çıkıyor.
eskiden iki direğin arasına çekilen bir elektrik kablosuna bağlanan beş on ampül ışığı altında kuru pasta limonata, çerez ile geçen, kiralık gelinlik ya da yüzyıllarca giyilecek bir damatlık takım elbise ile geciştirilen düğünler bugün mevsime göre mekanın değiştiği, after ile before ile bitmek bilmeyen partilere evrilen bir insta hikayesine dönüştü. düğün pastasından gelin başına, fotoğrafından drone çekimlerine kadar tam bir prodüktörlü yapım haline getirilen düğünler için davetiye yine de yeterince keşfedilmiş değil. buzdolabı süsünden sabununa varan geniş ürün seçenekli nikah sekerleri ile kiyaslanirsa...
günümüz için en güzel davetiye bir kuruma bağışta bulunularak davetli adına sertifika gönderip, davetiye metnini alt kısma eklemek suretiyle sosyal sorumluluk projesine sevdiklerinizi de eklemek olabilir.
koleksiyonumun en sevdiğim örneklerini birakayim. ilk fotograftakiler 80 li yıllara ait. ben en çok orta sıra soldan ikinciyi sevmiştim. zaten koleksiyona da daha küçük bir kızken o davetiye ile başlamıştım. şimdi ki gibi kırtasiyeler de envai çeşit kağıt karton renkli ürün bulamadigim için davetiyeler benim için renkli bir dünyaya açılan kapıydı adeta.
ikinci resim ise son donem örneklerden.

devamını gör...
ben bu kulaklara göre ağız değilim
böyle buyurdu zerdüşt'te geçen bir nietzsche incisi.
nietszche'nin ilhamını aldığı dinin*, felsefenin coğrafyasından ali şeriati' nin başka biçimde söylediği sözdür ayrıca:
"ben sizi rahatlatmaya değil, rahatsız etmeye geldim. ben esrar ve eroin miyim ki sizi rahatlatayım?"
nietszche'nin ilhamını aldığı dinin*, felsefenin coğrafyasından ali şeriati' nin başka biçimde söylediği sözdür ayrıca:
"ben sizi rahatlatmaya değil, rahatsız etmeye geldim. ben esrar ve eroin miyim ki sizi rahatlatayım?"
devamını gör...
balonlu fok
kuzey atlantikte yaşan fokgiller familyasından bir memeli türüdür.erkek fok, tehlike hissettiğinde ve dişi foku etkilemek istediğinde burnunun üstündeki hortumsu kırmızı torbayı şişirir. balonlu fok adını da buradan almıştır. bu canlılar 3 metre boya ve 400 kg ağırlığa erişebilirler.
kaynak
kaynak
devamını gör...
8 mart 2021 rasim öztekin'in ölümü
kavuğu boşa devretmemiş demek ki, hissi kablel vuku olmuş...
devri daim olsun, ışıklar içerisinde yatsın.
devri daim olsun, ışıklar içerisinde yatsın.
devamını gör...
dolandırılıp hakkını gökyüzünde arayan adam
gökyüzünde arıyor denince allah'a havale etti sandım, bildiğin arıyor yılmamış. alır hakkını umarım.
devamını gör...
çıldırmak üzereyken yapmamız gerekenler
derin derin nefes alın. 10'a kadar sayın. oksijeni damarlarınızda hissedin. unutmayın: "öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır."
devamını gör...
acayip hikayeler
usta çizer galip tekin'in çizgi öykülerinden uyarlanmış fantastik, kaotik, fentezik öğeleri barındıran, 2012 yılında sadece 11 bölümü yayınlanmış olan televizyon dizisi. son zamanlarda bazı akıl sağlığı sorunları yaşayanların hayat hikayelerinin dizileriyle epey tanış olduk. ne tür sorunlar yaşanabiliyormuş, insanlar ne kadar kırılmış, incinmiş, bazılarının hayatları alt üst olmuş vb. daha çok bizi etkileyen taraflarını izliyoruz. bu dizide ise daha çok bu karakterlerin karanlık tarafları ve gerçekten ne kadar sayko olabilecekleri işlenmiş. hatta toplumumuzda çok fazla denk geldiğimiz ama bizim normal karşıladığımız bazı durumlar da işlenmiştir. bu hikayeleri ise hayko cepkin'in sunumuyla izliyoruz. çok alakasız bir şekilde youtube'da geçen hafta denk gelip izlediğim dizidir. 2012 yılında böyle bir dizinin olduğunu bile hatırlamıyordum. 30-40 dakikalık gibi izlenebilir bir süresi var. zaten ilk iki bölümü izleyebiliyorsanız diğerlerini de izleyebiliyorsunuz. oyunculuklar sayesine izlenebiliyor aslında.
devamını gör...
yazarların hayal ettiği yaşam
küçük bir sahil kasabası, yemyeşil bahçeli bir ev, birkaç kedi, minik bir masada sıcacık kahvem ve yazımında son aşamaya geldiğim kitabım. akşamında kocaman bir sofra etrafında dostlarım, huzur, mutluluk, aşk güzel olan ne varsa bu hayale sığdırdım.
devamını gör...
batesmotelpro
tr youtube da mizah videosu üreten ilk kanallardandır. şimdilerde ayda bir video atıyorlar. sütü seven kamyoncular ve esmeralda gibi videolarla tanınırlar.
devamını gör...
türkiye vs ermenistan
- türkiye'de 70 bini türk vatandaşı, 200 binden fazla da ermenistan'dan kaçak olarak gelenler olmak üzere 300 bine yakın ermeni yaşarken ermenistan'da tek bir tane bile türk yoktur
- türkiye'de nüfusunun tammaı ermenilerden oluşan bir adet köy varken (bkz: vakıflı) ermenistan'da tek bir tane bile türk yerleşimi yoktur.
- türkiye'de tamamen ermenice eğitim yapılan 16 tane ermeni okulu varken ermenistan'da türk olmadığı için türk okulu da yok.
- türkiye'de 55 tane faal ermeni kilisesi varken ermenistan'da sadece bir tane faal camii vardır (bkz: gök mescit), onun da cemaati
yok.
- türkiye'de 3 tane ermeni gazetesi varken ermenistan'da türk olmadığı için türk gazetesi de yok.
- tbmm'de ermeni milletvekilleri ve hatta cumhurbaşkanı danışmanları (bkz: etyen mahçupyan) varken ermenistan'da böyle bir şey hayal ötesidir.
not: geçmişte bugünkü ermenistan toprakları azeri hanlıkların yönetiminde olduğu için yoğun bir türk nüfus vardı. nüfusa oranla, osmanlıdaki ermeni nüfusundan çok ermenistan'da türk nüfus vardı.
- türkiye'de nüfusunun tammaı ermenilerden oluşan bir adet köy varken (bkz: vakıflı) ermenistan'da tek bir tane bile türk yerleşimi yoktur.
- türkiye'de tamamen ermenice eğitim yapılan 16 tane ermeni okulu varken ermenistan'da türk olmadığı için türk okulu da yok.
- türkiye'de 55 tane faal ermeni kilisesi varken ermenistan'da sadece bir tane faal camii vardır (bkz: gök mescit), onun da cemaati
yok.
- türkiye'de 3 tane ermeni gazetesi varken ermenistan'da türk olmadığı için türk gazetesi de yok.
- tbmm'de ermeni milletvekilleri ve hatta cumhurbaşkanı danışmanları (bkz: etyen mahçupyan) varken ermenistan'da böyle bir şey hayal ötesidir.
not: geçmişte bugünkü ermenistan toprakları azeri hanlıkların yönetiminde olduğu için yoğun bir türk nüfus vardı. nüfusa oranla, osmanlıdaki ermeni nüfusundan çok ermenistan'da türk nüfus vardı.
devamını gör...
pandeminin tek kelimelik özeti
(bkz: lustral)
devamını gör...
yayaya yol veren araba
sürücülerin içi sesi şöyle olmalı; zaten altımda arabam var, havanın nasıl olduğu farketmez ama onun arabası yok. en iyisi gitmek istediği yere hemen ulaşabilsin, bu zaten benim için kolay. sayın yayalar yol sizin hakkınızdır..
devamını gör...
ernest hemingway
denizci romanlarını severek okuduğum efsane yazardır.
devamını gör...
kendime yetecek kadar dua biliyorum
bugün her zaman gittiğin kafede oturmuş efendi efendi cafer modarres sadıqi’nin at kafası isimli kitabını okurken çaprazdaki masada oturan ve kalabalık oldukları için bağırma hakları olduğunu düşünen grubun içindeki bir kadının herkesin ilgisini toplama çabası ile haykıra haykıra konuşurken kurduğu cümledir.
şimdi bu cümlenin neresinden tutsam tuhaf geliyor bana. neresinden tutsam acaba? önce dincilere bir güzel sövüp sayan arkadaşımız daha sonra da muhalefeti budadı baştan aşağı. söylediklerinin hiçbir anlamının olmaması önemli değildi onun için. zaten ne söylediğine da odaklı değildi. çünkü gözleri etrafı tarıyordu sürekli. izlenmediğini anlayınca ses tonu daha da yükseldi. ben kitabıma odaklanıp cihan’ın planını çözmeye çalışmaktan vazgeçip gözlerimle değilse de kulaklarımla bu enfes konuşmayı takip ettim.
bir süre sonra altın vuruşu yapmak isteyen kardeşimiz bir sene imam hatipte okuduğunu, birçok şeyi bildiğini, birçok şeyin yanı sıra da kendine yetecek kadar dua bildiğini söyledi.
benim aklım burda karıştı aslında. kendine yetecek kadar dua ne olabilirdi? iki rekat namaz çıkartabilecek kadar mı? zor durumda kalınca içini rahatlatacak kadar m? burada olduğu gibi haykırmalı sohbetlerde değinecek kadar mı? ayrıca bir insana yetecek dua sayısı kaç tane olabilir? ayetel kürsi yeter mi mesela tek başına? fatiha ve ihlas bir insan için yeterli olur mu bir yere kadar?
dinlere oldukça mesafeli duran biri olarak anlam vermekte çok zorlandım. hala da zorlanıyorum. acaba ben kendime yetecek kadar dua biliyor muyum?
umarım biliyorumdur. süphaneke, dinimiz amin.
şimdi bu cümlenin neresinden tutsam tuhaf geliyor bana. neresinden tutsam acaba? önce dincilere bir güzel sövüp sayan arkadaşımız daha sonra da muhalefeti budadı baştan aşağı. söylediklerinin hiçbir anlamının olmaması önemli değildi onun için. zaten ne söylediğine da odaklı değildi. çünkü gözleri etrafı tarıyordu sürekli. izlenmediğini anlayınca ses tonu daha da yükseldi. ben kitabıma odaklanıp cihan’ın planını çözmeye çalışmaktan vazgeçip gözlerimle değilse de kulaklarımla bu enfes konuşmayı takip ettim.
bir süre sonra altın vuruşu yapmak isteyen kardeşimiz bir sene imam hatipte okuduğunu, birçok şeyi bildiğini, birçok şeyin yanı sıra da kendine yetecek kadar dua bildiğini söyledi.
benim aklım burda karıştı aslında. kendine yetecek kadar dua ne olabilirdi? iki rekat namaz çıkartabilecek kadar mı? zor durumda kalınca içini rahatlatacak kadar m? burada olduğu gibi haykırmalı sohbetlerde değinecek kadar mı? ayrıca bir insana yetecek dua sayısı kaç tane olabilir? ayetel kürsi yeter mi mesela tek başına? fatiha ve ihlas bir insan için yeterli olur mu bir yere kadar?
dinlere oldukça mesafeli duran biri olarak anlam vermekte çok zorlandım. hala da zorlanıyorum. acaba ben kendime yetecek kadar dua biliyor muyum?
umarım biliyorumdur. süphaneke, dinimiz amin.
devamını gör...