spontane radyo yayını
ne kadar pozitifsin rob.
green book filminde yaşanılanların yaşanmamasını istiyor oluşun hepimizin temennisi fakat o zaman ırkçılık teması da nasıl işlenirdi ki?
sonuçta her şey yaşandı ve bitti saygısızca. ve muazzam da bir film ortaya çıkmış ayrıca.
green book filminde yaşanılanların yaşanmamasını istiyor oluşun hepimizin temennisi fakat o zaman ırkçılık teması da nasıl işlenirdi ki?
sonuçta her şey yaşandı ve bitti saygısızca. ve muazzam da bir film ortaya çıkmış ayrıca.
devamını gör...
küçük şeylerin tanrısı
tarihsel ve toplumsal bir kurgunun gerçekliğini iliklerinize kadar hissetmenize sebep olan bir kitaptır. özellikle hindistan'ın bağımsızlığı sonrasında insanların sudan çıkmış balığa döndüğü gerçeği ile karşı karşıya kaldığınızda, toplumsal buhranın tüm yönleriyle gözünüzde canlanmasını sağlıyor. özgürlüklerini kazanmışlar ama zincirlerinden kurtulamamışlar. batıya öykünüyorlar ama sırtlarındaki ağırlıkları atacak güçleri yok. görünürde özgürler ama zihinsel olarak mahkûmlukları devam ediyor. bu yönüyle biraz da bizi andırdığı için sizi daha çok içerisine çekiyor. yansıtmadaki en başarılı kısım ise mevzuları çocukların gözünden görmemiz. çocuktan al haberi meselesinin edebî versiyonu gibi *
ama kurgunun işleyişinde en çok hoşuma giden şey; puzzle parçalarını tek tek ve itina ile yerleştirerek ilerlemesi. ilginç olan şu ki siz kitaba başladığınızda yaşanacak olanları zaten hissediyorsunuz. gerçeklik en baştan gözünüze gözünüze sokuluyor ama hikâyenin geliştiği her kıvrımda tekrar tekrar aynı acı tabloyu görüyorsunuz. vuruculuk kısmı bu noktada cidden başarılı. hikâye sizi bu anlamda ele geçiriyor.
kanımca kitabın eksik noktası; masalsı ve öyküsel anlatımın sınırlarından çıkamaması. tabiri caizse kendisine duvar örüyor. hikâye sizi vuruyor ama betimlemeler çok sınırlı. bu durum sizin hikâyenin yaşandığı yerleri ve karakterleri derinlemesine kafanızda canlandırmanıza engel oluyor. allah'tan mevzunun geçtiği coğrafyayı biliyoruz da, sınırlarımızı zorlayıp kendimize bir hayal gücü planı çıkarabiliyoruz *
elbette bunlar benim durduğum yerden gördüklerim. okunmalı mı? sorusuna kesinlikle evet diyebilirim. zihinsel zincirlerin ve beyinlerdeki kast sisteminin ipliğini pazara çıkaran bir hikâye, her yerde ve her şekilde okunmaya layıktır diye düşünüyorum.
ama kurgunun işleyişinde en çok hoşuma giden şey; puzzle parçalarını tek tek ve itina ile yerleştirerek ilerlemesi. ilginç olan şu ki siz kitaba başladığınızda yaşanacak olanları zaten hissediyorsunuz. gerçeklik en baştan gözünüze gözünüze sokuluyor ama hikâyenin geliştiği her kıvrımda tekrar tekrar aynı acı tabloyu görüyorsunuz. vuruculuk kısmı bu noktada cidden başarılı. hikâye sizi bu anlamda ele geçiriyor.
kanımca kitabın eksik noktası; masalsı ve öyküsel anlatımın sınırlarından çıkamaması. tabiri caizse kendisine duvar örüyor. hikâye sizi vuruyor ama betimlemeler çok sınırlı. bu durum sizin hikâyenin yaşandığı yerleri ve karakterleri derinlemesine kafanızda canlandırmanıza engel oluyor. allah'tan mevzunun geçtiği coğrafyayı biliyoruz da, sınırlarımızı zorlayıp kendimize bir hayal gücü planı çıkarabiliyoruz *
elbette bunlar benim durduğum yerden gördüklerim. okunmalı mı? sorusuna kesinlikle evet diyebilirim. zihinsel zincirlerin ve beyinlerdeki kast sisteminin ipliğini pazara çıkaran bir hikâye, her yerde ve her şekilde okunmaya layıktır diye düşünüyorum.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
.........
geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor. hüznümü ölçeğe vuruyorum, yüreğine sığmıyor. her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum, yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor. yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece, öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde, biliyorum. biliyorum bunu da biliyorum. gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da, kendime kendimden başka kendim yok. ne utancımı kuşanan bir sevgi
ne çirkinliğimi öpen bir kız.
...........
arkadak z. özger
geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor. hüznümü ölçeğe vuruyorum, yüreğine sığmıyor. her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum, yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor. yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece, öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde, biliyorum. biliyorum bunu da biliyorum. gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da, kendime kendimden başka kendim yok. ne utancımı kuşanan bir sevgi
ne çirkinliğimi öpen bir kız.
...........
arkadak z. özger
devamını gör...
beyaz kalıp sabunla duş alan varoş
devamını gör...
birine kıyamamak
kıyamadığının hem esiri hem de kıydığı olursun.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
hakan peker ~bir efsaneydi~
devamını gör...
kadınların erkekleri cüzdan olarak görmesi
cüzdan olarak kullanılmış erkek beyanı.
erkeklerin kadınları cinsel obje olarak görmesi durumuyla yarışacak bir başlık.
sabah sabah ne kafalar yaşıyor insanlar beee.
he birde bazı erkekleri erkek olarak bile görmüyorum onu napcaz ?
erkeklerin kadınları cinsel obje olarak görmesi durumuyla yarışacak bir başlık.
sabah sabah ne kafalar yaşıyor insanlar beee.
he birde bazı erkekleri erkek olarak bile görmüyorum onu napcaz ?
devamını gör...
hobaaa3434
nickim ile ilgili basın açıklaması,
öhöm öhöm, sesim geliyor muuu?
sanıldığı gibi her an halaya kalkacakmış gibi yaşamıyorum.
yani bu hobaaa o hobaaa değil.
bu öyle bir hobaa ki:
bir tür serzeniş, bir tür isyan.
yalnız size kötü bir haberim var, beynimiz yeni bir bilgi öğrenince, eskiden öğrendiği bir bilgiyi siliyor.
şimdi siz nickim ile ilgili bu gereksiz bilgiyi öğrendiniz ya allah bilir hangi önemli bilgi gitti.*
öhöm öhöm, sesim geliyor muuu?
sanıldığı gibi her an halaya kalkacakmış gibi yaşamıyorum.
yani bu hobaaa o hobaaa değil.
bu öyle bir hobaa ki:
bir tür serzeniş, bir tür isyan.
yalnız size kötü bir haberim var, beynimiz yeni bir bilgi öğrenince, eskiden öğrendiği bir bilgiyi siliyor.
şimdi siz nickim ile ilgili bu gereksiz bilgiyi öğrendiniz ya allah bilir hangi önemli bilgi gitti.*
devamını gör...
ailem robotlara karşı
merhabalar efendim, yine ben ve yine bir film entrysi..
öncelikle animasyon aşığı biri olarak, kaç yaşına gelirsem geleyim bıkmadan usanmadan kendimi bu filmlerin arasında, onları hayran hayran izlerken buluyorum. iki gündür de, hazır tatildeyken kendimi yine bir animasyon filmi ararken buldum.

bu kez, sizlere biraz spoiler içerikli bir entry gönderiyorum, en başından uyarımı yapayım, lütfen kusuruma bakmayın canlar.
bu animasyona başlamadan önce, oldukça umutsuz ve hatta sırf zaman öldürmek için izlediğimi belirtmek isterim. fakat film, içerisinde yer alan gerek görsel efektler ile gerekse konu itibarı ile beni bir hayli içerisine çekti doğrusu.
film, 2021 yapımlı olup, gerçek ailelerin, gerçek bireylerinden esinlenerek oluşturulmuştur.

-dikkat! buradan sonra, yüksek olmasa da bir miktar spoiler içerir.-
ailemiz, toplam 4 üye ve 1 köpekten oluşuyor ve her biri farklı düşünce yapısına, farklı ilgi alanlarına sahip. film de aslında tam olarak burada başlıyor. aile bağları güçlü de görünse aslında ne kadar zayıfmış diyorsunuz.
yeri geliyor ailenizle konuşmayı unutarak onlara vakit dahi ayırmadan günleriniz geçiyor. hani derler ya;
ertelemek yaşamın mayasını kaçırır.
işte tam olarak bu sözü size hatırlatan bir animasyon filmi.
güzel klişelere atıflarda bulunan, içerisinde mizahla karışık ders veren, öğreten ve bunu yaparken biraz da güldüren animasyon filmi.
hatta sizinle aklımda kalan bir repliği paylaşmak isterim.
bu replik ailemizin babası ve bir robot arasında geçmektedir.
+bip bop bip bop
-hey, ne yapıyorsun?
+bip bop bip bop, ben sadece bir robotum.
-seni bilgilendireyim, bu incitici bir klişe.
e tabi bir de, asıl kızımız bir şeyler anlatırken uyku moduna geçen pal adlı uygulamamız.. beni epeyce güldürdü maalesef.

film hakkında yazmak istediğim o kadar çok şey var ki, küçük bir çocuk gibi size heyecanlı heyecanlı anlatmak istiyorum bütün detayları. sonra, spoiler vermeyi ve duymayı sevmeyen ben geliyor aklıma, hemen vaz geçiyorum.
uzunca bir entrynin sonuna gelirken, buraya kadar okuyan herkese sonsuz teşekkürler. son olarak birkaç şey ekleyip toz olacağım buradan, söz!
film genel itibarı ile, benim gözümde bir çocuk filmi olmaktan oldukça uzak.
izlerken, bir çok bakış açısına sahip olduğunuz için çoğu karakter ile empati kurup, onları anlayabiliyorsunuz.
tatlı efektler ve yapılan kelime oyunları şahsım adına güldürdü. kısacası ben filmi izlerken eğledim, umarım sizler de izler ve benim yaşadığım duygulara ev sahipliği yaparsınız!
öncelikle animasyon aşığı biri olarak, kaç yaşına gelirsem geleyim bıkmadan usanmadan kendimi bu filmlerin arasında, onları hayran hayran izlerken buluyorum. iki gündür de, hazır tatildeyken kendimi yine bir animasyon filmi ararken buldum.

bu kez, sizlere biraz spoiler içerikli bir entry gönderiyorum, en başından uyarımı yapayım, lütfen kusuruma bakmayın canlar.
bu animasyona başlamadan önce, oldukça umutsuz ve hatta sırf zaman öldürmek için izlediğimi belirtmek isterim. fakat film, içerisinde yer alan gerek görsel efektler ile gerekse konu itibarı ile beni bir hayli içerisine çekti doğrusu.
film, 2021 yapımlı olup, gerçek ailelerin, gerçek bireylerinden esinlenerek oluşturulmuştur.

-dikkat! buradan sonra, yüksek olmasa da bir miktar spoiler içerir.-
ailemiz, toplam 4 üye ve 1 köpekten oluşuyor ve her biri farklı düşünce yapısına, farklı ilgi alanlarına sahip. film de aslında tam olarak burada başlıyor. aile bağları güçlü de görünse aslında ne kadar zayıfmış diyorsunuz.
yeri geliyor ailenizle konuşmayı unutarak onlara vakit dahi ayırmadan günleriniz geçiyor. hani derler ya;
ertelemek yaşamın mayasını kaçırır.
güzel klişelere atıflarda bulunan, içerisinde mizahla karışık ders veren, öğreten ve bunu yaparken biraz da güldüren animasyon filmi.
hatta sizinle aklımda kalan bir repliği paylaşmak isterim.
bu replik ailemizin babası ve bir robot arasında geçmektedir.
+bip bop bip bop
-hey, ne yapıyorsun?
+bip bop bip bop, ben sadece bir robotum.
-seni bilgilendireyim, bu incitici bir klişe.
e tabi bir de, asıl kızımız bir şeyler anlatırken uyku moduna geçen pal adlı uygulamamız.. beni epeyce güldürdü maalesef.

film hakkında yazmak istediğim o kadar çok şey var ki, küçük bir çocuk gibi size heyecanlı heyecanlı anlatmak istiyorum bütün detayları. sonra, spoiler vermeyi ve duymayı sevmeyen ben geliyor aklıma, hemen vaz geçiyorum.
uzunca bir entrynin sonuna gelirken, buraya kadar okuyan herkese sonsuz teşekkürler. son olarak birkaç şey ekleyip toz olacağım buradan, söz!
film genel itibarı ile, benim gözümde bir çocuk filmi olmaktan oldukça uzak.
izlerken, bir çok bakış açısına sahip olduğunuz için çoğu karakter ile empati kurup, onları anlayabiliyorsunuz.
tatlı efektler ve yapılan kelime oyunları şahsım adına güldürdü. kısacası ben filmi izlerken eğledim, umarım sizler de izler ve benim yaşadığım duygulara ev sahipliği yaparsınız!
devamını gör...
johnny depp vs leonardo di caprio
iki ismi karşılaştırmaya nasıl karar verdiniz? dediğim başlık...

tse1.mm.bing.net/th?id=OGC....
harbi ne alaka yaa?..

tse1.mm.bing.net/th?id=OGC....
harbi ne alaka yaa?..
devamını gör...
pratik bilgiler
giysilerdeki mürekkep lekesini süt ile silerek çıkarabilirsiniz.
devamını gör...
emirhan oğuz
kimselerin bilmediği şair
şiir dünyasına gökten zembille indiği söylenen şair 1988 yılında ateş hırsızları söylencesi adlı kitabını yayımladıktan sonra yirmi yıl boyunca gözlerden uzak durdu
daha sonra ne bir edebiyat dergileri ne herhangi bir şiir mecrasında şiir yayımladı.
tam bir fanzinci kişilikte olduğunu düşündüğüm şair 1958 de istanbul'da doğdu. ilköğrenimini beykoz çubuklu ilkokulu'nda ortaöğrenimini galatasaray lisesi'nde tamamladı. istanbul devlet mimarlık mühendislik akademisi mimarlık fakültesinde yüksek öğrenimini sürdürürken 1980 yılı başlarında gözaltına alındı 1986 yılına kadar istanbul'un çeşitli askeri ve sivil cezaevlerinde tutuklu kaldı.
ateş hırsızları söylencesinden yirmi küsür yıl sonra 2009 da myndos geçişi adlı ikinci şiir kitabını okurla paylaştı. 20 yıllık yokluğunda çevirmenlikle uğraştı.
ülkemizin gözden ırak kalmış mücevherleri içinde en değerlilerinden olan bu adamın adını şiir ve edebiyat kitaplarına altın harflerle yazmalıyız. türk şiirinde devrim niteliğinde şiir yazabilen, yenilik getiren ve bunu yaparken popüler kültür içinde eriyip gitmeyen sayılı insanlarımız içinde.
*
ilk ateş hırsızı'ndan, promete'den bu yana "uz" varmak istediğimiz yerdir: ikarus'tur, ahi evran'dır, spartacus'tur, demirci kawa'dır, bedreddin'dir, pir sultan abdal'dır, derviş yunus'tur, nesimi'dir, che'dir, karagül'dür, çiğdem'dir; gerçekleşeceğine inandığımız, bir mümkün ütopyadır.
emirhan oğuz "uz"a doğru giden yolda kendi deyişiyle "zor olan"ı "yazı"yı seçmiştir.
yazı'nın da şair'in de "göyneği ateşten"dir*
şiir dünyasına gökten zembille indiği söylenen şair 1988 yılında ateş hırsızları söylencesi adlı kitabını yayımladıktan sonra yirmi yıl boyunca gözlerden uzak durdu
daha sonra ne bir edebiyat dergileri ne herhangi bir şiir mecrasında şiir yayımladı.
tam bir fanzinci kişilikte olduğunu düşündüğüm şair 1958 de istanbul'da doğdu. ilköğrenimini beykoz çubuklu ilkokulu'nda ortaöğrenimini galatasaray lisesi'nde tamamladı. istanbul devlet mimarlık mühendislik akademisi mimarlık fakültesinde yüksek öğrenimini sürdürürken 1980 yılı başlarında gözaltına alındı 1986 yılına kadar istanbul'un çeşitli askeri ve sivil cezaevlerinde tutuklu kaldı.
ateş hırsızları söylencesinden yirmi küsür yıl sonra 2009 da myndos geçişi adlı ikinci şiir kitabını okurla paylaştı. 20 yıllık yokluğunda çevirmenlikle uğraştı.
ülkemizin gözden ırak kalmış mücevherleri içinde en değerlilerinden olan bu adamın adını şiir ve edebiyat kitaplarına altın harflerle yazmalıyız. türk şiirinde devrim niteliğinde şiir yazabilen, yenilik getiren ve bunu yaparken popüler kültür içinde eriyip gitmeyen sayılı insanlarımız içinde.
*
ilk ateş hırsızı'ndan, promete'den bu yana "uz" varmak istediğimiz yerdir: ikarus'tur, ahi evran'dır, spartacus'tur, demirci kawa'dır, bedreddin'dir, pir sultan abdal'dır, derviş yunus'tur, nesimi'dir, che'dir, karagül'dür, çiğdem'dir; gerçekleşeceğine inandığımız, bir mümkün ütopyadır.
emirhan oğuz "uz"a doğru giden yolda kendi deyişiyle "zor olan"ı "yazı"yı seçmiştir.
yazı'nın da şair'in de "göyneği ateşten"dir*
devamını gör...
sözlüğe ilk girişinde hoş geldin denmeyen yazarlar
acınız acımızdır şeklinde paylaşıp, aynı dertten muzdarip olunduğunu bilinmesini isterim.
geldim; içeri girdim, tanım girdim ama hiç hoş geldin, beş gittin diyen olmadı. sonrasında bu eksikliği hissedip, elimizden geldiğince hoş geldin demeye çaba harcadık ve harcıyoruz.
bu yüzden toplu halde hoş geldiniz diyeyim barışalım.
geldim; içeri girdim, tanım girdim ama hiç hoş geldin, beş gittin diyen olmadı. sonrasında bu eksikliği hissedip, elimizden geldiğince hoş geldin demeye çaba harcadık ve harcıyoruz.
bu yüzden toplu halde hoş geldiniz diyeyim barışalım.
devamını gör...
adanalı
2008-2010 tarihleri arasında senaristliğini
tayfun güneyer'in yönetmenliğini adnan güler'in yaptığı atv'de yayınlanan aksiyon, polisiye ve komedi dizisidir.
oktay kaynarca, mehmet akif alakurt ve selin demiratar başrollerini paylaşmıştır.
maraz ali (mehmet akif alakurt), istanbul'da bir suç ağının başıdır. güya çetesiyle yamuk yumuk iş yapanları yola getirir. maraz aliyle baş etmesi için izmir'den adanalı (oktay kaynarca) çağrılır işte olaylar böyle başlar.
maraz ali adanalı yavuzla, çocukluk arkadaşı ve kan kardeşler. polis olur ve beraber bir çok göreve imza atarlar. bir operasyon'dan bakanın oğluna toslar onu pataklar sonra ali görevden alınır adanalı yavuz izmir'e gönderilir. bilindik türkiye vakaları işte ne bir eksik ne bir fazla.
neyse işte bunun üzerine ali kendine mülayim, boncuk, tilki timur ve ferruh'tan oluşan garip bir çete kurar. amaç kendince haksızlıklarla mücadele etmek halka hizmet etmektir.
açıkçası dizi izleyicinin zekasıyla ve komedi anlayışıyla dalga geçiyiçor gibi gelmişti bana. genelde ergenlerin izleyip fark var nidalarıyla sokaklarda gezdirdiği mantık hatalarıyla dolu bir dizidir.
hele ki sofia adanalının kızı evlerden ırak bir bölümde kendilerine denk gelmiştim ve sernay sarıkayayı o zaman ilk kez görmüştüm. o dizinin etkisi hala devam ediyor galiba ki görüş o görüş hala kendini pek sevmemekteyim. daha sonra hiç bir yapımda izlemedim. bir reklamda oynuyordu şampuan reklamı gördüğüm ve sesini ki bir değişik konuşuyor orda sesini duyduğum an tüylerim diken diken oluyor. al sana durduk yere nedensiz sevmediğim bir oyuncu daha.
neyse efem 3 sezon devam etmiş nasıl etmiş şaşırmaktayım. insana akıl tutulması yaşatan dizi.
tayfun güneyer'in yönetmenliğini adnan güler'in yaptığı atv'de yayınlanan aksiyon, polisiye ve komedi dizisidir.
oktay kaynarca, mehmet akif alakurt ve selin demiratar başrollerini paylaşmıştır.
maraz ali (mehmet akif alakurt), istanbul'da bir suç ağının başıdır. güya çetesiyle yamuk yumuk iş yapanları yola getirir. maraz aliyle baş etmesi için izmir'den adanalı (oktay kaynarca) çağrılır işte olaylar böyle başlar.
maraz ali adanalı yavuzla, çocukluk arkadaşı ve kan kardeşler. polis olur ve beraber bir çok göreve imza atarlar. bir operasyon'dan bakanın oğluna toslar onu pataklar sonra ali görevden alınır adanalı yavuz izmir'e gönderilir. bilindik türkiye vakaları işte ne bir eksik ne bir fazla.
neyse işte bunun üzerine ali kendine mülayim, boncuk, tilki timur ve ferruh'tan oluşan garip bir çete kurar. amaç kendince haksızlıklarla mücadele etmek halka hizmet etmektir.
açıkçası dizi izleyicinin zekasıyla ve komedi anlayışıyla dalga geçiyiçor gibi gelmişti bana. genelde ergenlerin izleyip fark var nidalarıyla sokaklarda gezdirdiği mantık hatalarıyla dolu bir dizidir.
hele ki sofia adanalının kızı evlerden ırak bir bölümde kendilerine denk gelmiştim ve sernay sarıkayayı o zaman ilk kez görmüştüm. o dizinin etkisi hala devam ediyor galiba ki görüş o görüş hala kendini pek sevmemekteyim. daha sonra hiç bir yapımda izlemedim. bir reklamda oynuyordu şampuan reklamı gördüğüm ve sesini ki bir değişik konuşuyor orda sesini duyduğum an tüylerim diken diken oluyor. al sana durduk yere nedensiz sevmediğim bir oyuncu daha.
neyse efem 3 sezon devam etmiş nasıl etmiş şaşırmaktayım. insana akıl tutulması yaşatan dizi.
devamını gör...
türkiye varlık fonu
dün gece çekilen 100 millonluk piyangonun çeyreğe, ama tek bilete vurmasıyla kalan 75 millonu cukka etmiş resmi kurum. sağda solda boşta para kalırsa hemen cukka ediyorlar kasaya.
devamını gör...
köpüklü türk kahvesi yapma tüyoları
bir fincan su için 2 tepeleme çay kaşığı kahve koyulur. az kahveyle köpük olmaz, çok kahve olursa dibe çok çöker.içtikten sonra fincanlarda kalan telveye bakarak ikinci sefere daha doğru miktarda ayarlarsınız.
uzun sürede pişen kahve acı olur. çok kısık ateş ve soğuk su pişme süresini uzatır. ılık su ve orta ateş daha iyidir. hatta bir duayen 60 derece demişti. kahve 2-2,5 dakikada pişecek şekilde ısı ayarlanmalı. bakır cezve ısıyı daha çabuk iletir. su miktarı, cezve tipine göre pişirme süresi ayarlanır.
kahve su ve şeker karıştırılır. pişirmeden önce bir süre bekletmek de tanelerin iyice ıslanmasını ve lezzetli olmasını sağlıyor.
kaynatırsanız köpüğü gider. kahve kabarınca taşmasına izin vermeden cezvelere 1/3 oranında dökülür. tekrar ocağa alınıp bir daha az kabartılıp fincanların geri kalanı tamamlanır. ikinci sefer dökerken fincan sıralamasını değiştirirseniz fincanlara daha dengeli bir köpük dağılımı olur. (ben kaşıkla alıp koymadığım için böyle eşitlemiş oluyorum)
bu şekilde lezzetli ve köpüklü kahve yapıyorum. bir kaza olur da köpük olmazsa başka fincandan köpük alıp kaşıkla yayabilirsiniz. önemli misafir var ve risk almak istemiyorsanız bir fincan fazla su ve ona göre kahve koyun, onun payına düşecek köpük de içilecek fincanlara paylaşmış olsun.
uzun sürede pişen kahve acı olur. çok kısık ateş ve soğuk su pişme süresini uzatır. ılık su ve orta ateş daha iyidir. hatta bir duayen 60 derece demişti. kahve 2-2,5 dakikada pişecek şekilde ısı ayarlanmalı. bakır cezve ısıyı daha çabuk iletir. su miktarı, cezve tipine göre pişirme süresi ayarlanır.
kahve su ve şeker karıştırılır. pişirmeden önce bir süre bekletmek de tanelerin iyice ıslanmasını ve lezzetli olmasını sağlıyor.
kaynatırsanız köpüğü gider. kahve kabarınca taşmasına izin vermeden cezvelere 1/3 oranında dökülür. tekrar ocağa alınıp bir daha az kabartılıp fincanların geri kalanı tamamlanır. ikinci sefer dökerken fincan sıralamasını değiştirirseniz fincanlara daha dengeli bir köpük dağılımı olur. (ben kaşıkla alıp koymadığım için böyle eşitlemiş oluyorum)
bu şekilde lezzetli ve köpüklü kahve yapıyorum. bir kaza olur da köpük olmazsa başka fincandan köpük alıp kaşıkla yayabilirsiniz. önemli misafir var ve risk almak istemiyorsanız bir fincan fazla su ve ona göre kahve koyun, onun payına düşecek köpük de içilecek fincanlara paylaşmış olsun.
devamını gör...
çil yavrusu gibi dağılmak
toplu halde bulunulan ortamı, sağa sola kaçışmak kaydıyla terk etmek anlamına gelen deyim.
devamını gör...
fes
tepesi düz, genellikle kırmızı, püsküllü, silindirik başlık olup adını üretim merkezi olan fas'ın fes şehrinden alır. osmanlı padişahlarından 2. mahmud döneminde 1829 da kullanılmaya başlanmış, 25 kasım 1925'te çıkartılan şapka kanunu ile takılması yasaklanmıştır.
hala batı ülkelerinde türkiye denince insanların aklına fes ve deve gelmesi nedeniyle başımızın belasıdır. ancak osmanlıya ilk geldiğinde sarık kullananlar tarafından dirençle karşılanmıştır. 2. mahmud fesi önce askeriyeye sonra da memurlara mecbur tutmuş, yaptığı diğer ıslahatlarla birlikte sırf bu yüzden halk tarafından "gavur padişah" olarak adlandırılmıştır.
fese geçilirkende, festen şapkaya geçilirken de arada neredeyse yüz yıl olmasına rağmen değişmeyen tek şey yeniliklere ayak direyen, kişisel çıkarlarını gözeten ve dini kendi amaçları doğrultusunda kullanan belli bir kesimin hep var olmasıdır.
kamu spotuda vereyim: mesele dedelerimizin mezar taşını okuyup okuyamamak değil, nokta.
hala batı ülkelerinde türkiye denince insanların aklına fes ve deve gelmesi nedeniyle başımızın belasıdır. ancak osmanlıya ilk geldiğinde sarık kullananlar tarafından dirençle karşılanmıştır. 2. mahmud fesi önce askeriyeye sonra da memurlara mecbur tutmuş, yaptığı diğer ıslahatlarla birlikte sırf bu yüzden halk tarafından "gavur padişah" olarak adlandırılmıştır.
fese geçilirkende, festen şapkaya geçilirken de arada neredeyse yüz yıl olmasına rağmen değişmeyen tek şey yeniliklere ayak direyen, kişisel çıkarlarını gözeten ve dini kendi amaçları doğrultusunda kullanan belli bir kesimin hep var olmasıdır.
kamu spotuda vereyim: mesele dedelerimizin mezar taşını okuyup okuyamamak değil, nokta.
devamını gör...
nazife bilgin hazar

mersinliler'i, sokak sanatı görmek için ülke dışına ya da istanbul'a gitmekten kurtaran kadın.
nazife bilgin hazar, iki çocuğunu büyüttükten sonra kırk sekiz yaşında iken mersin güzel sanatlar fakültesi'ni okudu.
bitirme ödevinde köpek barınağının duvarlarını boyadı ve elli iki yaşında üniversiteden mezun oldu. şu an elli sekiz yaşında ve mersin’in toroslar ilçesi’nde yaşıyor.
çocuk cezaevi, kadın sığınma evleri, spor kompleksini duvarlarını boyadıktan sonra, toroslar belediye'si için sosyal sorumluluk kapsamında ki güzelleştirme projesinde, dar gelirli insanların yaşadığı, boyaları dökülmüş eski binaların duvarlarına ünlü tablolarının reprodüksiyonlarını yaptı.
sekiz ayda yirmi bir binanın yüzeyine, can verdi.
osman hamdi bey, johannes vermeer, frida kahlo, diego rivera, vincent van gogh, neşet günal, leonardo da vinci, pablo picasso gibi sanatçıları mersinliler'e tanıttı.
tüm gün güneş altında çalışmaktan elli yaşındaki gözleri şişmiş bir şekilde evine gitti buna rağmen insanların sanatına olan ilgisi sayesinde zevkle çalıştı.
bazı mahallelilerin, dolmuşta iken frida kahlo'da inecek var demesi gibi geri bildirimler alması sayesinde yüzünden gülüşü eksik olmadı. sürekli motive oldu.
nazife bilgin hazar ,
insanın her yaşta verimli olabileceğini, 50'li yaşların fırsat yaşları olduğunu gösteren yurdum kadını.
çoğu insanın, artık bizden geçmiş dediği yaşta sanatçı olunabileceğini, sanatın yaşı olmadığını, kendini gerçekleştirmenin yaşı olmadığını mersin'den tüm dünyaya haykıran kadın.
şu sıralar anadolu ajansı onun için bir program hazırlıyor.
her şehre onun gibi bir sanatçı lazım.
çünkü o şahane bir kadın.
devamını gör...
