insanlar sadece kendi fikirlerini değerli görüyor. 'kim ne yazmış?' ya da 'acaba benimle aynı şeyi düşünen var mı?' diye bakmıyorlar.

bol tanımlı bir başlığa girdiğim zaman önce yazacağım tanımdaki anahtar kelimeyi aratıyorum varsa beğeniyorum. sonra yazdığını okumak istediğim yazarı aratıyorum.
devamını gör...

sevdiğim bazı yazarların profilinde yazan cümle.

sevdiğim bazı yazarlar bu cümlenin profillerinde yazmasını istiyormuş.

umarım bu fikirlerinden vazgeçerler.

ama peşin peşin söyleyeyim;

ben bu cümlenin profilimde yazmaması için elimden geleni yaparım!

yazar müsveddelerine pabuç bırakacak değiliz!

dayanaksız argümanların sahibi yazarlar size sesleniyorum,

seviliyorsunuz,

kıymetinizi bilin!
devamını gör...

efenim ben bir tanpınar aşığı olarak;

saatleri ayarlama enstitüsü ve
huzur'u
bırakmak istiyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yasal olarak eğlence yerlerinin açılış ve kapanış saatlerini belediyeler belirler. ancak adam yasa dinlemiyor kafasına göre karar alıyor böyle hukuk devleti mi olur? sonra diktatör deyince kızıyorlar
devamını gör...

iade-i ziyaret.

ay tatlım ne gerek vardı? dedikten sonra profiline girilip bir bakılır, tabağı boş vermemek adına entrysi bulunur, "şekerim bende de aynen böyle ya..." diyerek artı hatta favori edilir.

sonra bir bakılır ki, şöyle denir;

ay meğer bu pek tatlı şeyler yazıyormuş...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

amiiiinnnn! çoook amiiin! aminlerceee!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

özlemin o yıllara değil de daha çok maziye dönük bir özlem olduğunu düşünüyorum.
şu an için mevzu bahis 90’lar, çünkü y kuşağına hitap ediyor. y kuşağı da arafta kalmış bir kuşak. hem internet dönemine hem eski döneme ait. yani y kuşağı interneti z kuşağı kadar aktif olmasa da kullanabiliyor ve bu yolla da geçmişle bugün arasında yaptığı karşılaştırma daha büyük kitlelere ulaşabiliyor.

bunu özellikle belirtiyorum , çünkü 20 yıl kadar sonra hey gidi 2000’ler, hey gidi 2010 yılı gibi söylemler daha revaçta olacak. y kuşağı aktifliğini kaybedecek ve tahtını z kuşağına verecek; o da gençliğini çocukluğunu çağrıştıran yıllara özlemini bu şekilde belirtecek.

y kuşağı olarak bunu bataklık saymasam da, geçmişte kalan bir film, dizi, müzik duyduğumda garip oluyorum. hele uzun zamandır duymadığım ve aklımdan çıkan bir şeyse. hani koku hafızası vardır ya; o koku sizi ,o kokuyla bağdaştırdığınız anılara götürür. bu da benim için öyle; o zamanki düşüncelerime, duygularıma, hayallerime dönüyor; bir nevi o duyguları tekrar yaşıyorum. her ne kadar geçmişe bağlı biri olmasam da, dozunda alınan bir mazi insanı iyi hissettiriyor.
devamını gör...

bir rivayete göre;
bir arkadaşı onunla görüşmeye geldiğinde devlet işi bittikten sonra devlet mumunu söndürüp kişisel mumunu yakan biridir. eğer gerçekten öyle ise örnek alınması gereken biridir.
devamını gör...

oğlum partin gibi dini kullanarak mağdur edebiyatı yapamazsın..
hayır belki de müslümansın.. ayıp olmuyor mu hacı dayı o kadar emek.. ceylan derisi falan.. sonrasında başında ilk emir oku diye başlayan kitap göndermişler açıp okusana
ama pardon senin tayfan sanırım oklava ile (bkz: cin çıkarma seansında öldürülen kadın)ın çevresi ile aynı inançta.. malum hem akp li hem de cahil müslümanlarsınız.. yazık tükettiğiniz oksijene..
devamını gör...

kabul ediyorum, bir hatay mutfağı değil, bir antep mutfağı değil, bir adana mutfağı değil ama kendi doğa şartlarında iş görür olan mutfaktır.
dağ kesimlerinin fasulye, mısır, kara lahana, et kombinleri iyidir, merkezin tavaları da iyidir.
laz böreği,turşu kavurması, akçaabat köftesi, etli kara lahana sarması, hamsiköy sütlacı,pideleri, kuymağı,mıhlaması, pazılı böreği, kocaman gerdanı tatlısı,kaygana, fındıklı kabak tatlısı, mısır ekmeği, taş fırın ekmeği ile çoğu yemeğe kırk basar.*
devamını gör...

22 ağustos 1965’de dünyaya gelen david ve brian isimli ikiz kardeşlere henüz altı aylıkken fimoz adı verilen bir hastalık teşhisi konuldu. bu hastalığın tek tedavisi sünnetti, ancak dönemin kanada’sında sünnet yaygın bir işlem olmadığından ilkel bir yöntemle, yani yakarak sünnet etmeyi tercih ettiler. ancak işlem sırasında yapılan hatalar sebebiyle ikiz kardeşlerden david’in penisi tamamen yandı ve işlevsiz hale geldi.

yaşanan bu trajedinin ardından aile david’i johns hopkins hastanesinde bir doktor olan john money’e götürdü. john money o dönemde cinsel gelişim ve cinsiyet kimliği alanlarında yaptığı çalışmalarla oldukça gündemdeydi.

john money’e göre cinsiyet çevresel etkilerle değiştirilebilirdi. karşılaştığı bu vaka da onun için teorisini kanıtlamak üzere ona sunulan bir fırsat niteliğindeydi.

doktor ve ekibinin aileyle yaptığı görüşmelerin ardından verilen ortak kararla david 22 aylıkken orşektomi işlemiyle testisleri alındı ve brenda ismiyle bir kadın gibi yetiştirilmeye başlandı. öyle ki, yalnızca yaşam tarzı, davranışları ve giyim kuşamı değil, bedeni ve seks esnasında girmesi gereken pozisyonlar bile doktorlar tarafından öğretilmişti.

10 sene boyunca doktor john money’nin yakın takibiyle devam eden deneylerde brenda* ve brian’a dair her detay not alındı ve money notlarında deneyin ilerleyişini “ çocuğun hareketleri net bir şekilde küçük bir kızı andırıyor, kardeşi gibi erkeksi değil.” cümlesiyle açıklamıştı. aile de aynı şekilde deneyin başarıyla ilerlediğini ve çocuklarının çok sağlıklı olduğunu söylüyorlardı.

deneylerin doktor ve ailenin bahsettiği şekilde gerçekleşmediği ancak 20 yıl sonra, money’nin ekibinden john colapinto tarafından yayınlanan bir makale ile ortaya çıktı.

colapinto’nun anlatımına göre david, deney süresince dişi kimliğini asla benimsememişti. bir kadın gibi görülmesi için verilen hormonlar ve giydirilen kıyafetler sanılanın aksine toplumdan dışlanmasına ve ağır depresyon süreçlerinden geçmesine sebep olmuştu.

13 yaşında geldiğinde daha fazla doktora gitmek istemediğini ve eğer ailesi onu zorlamaya devam ederse intihar edeceğini söyleyen david 15 yaşına geldiğinde gerçekleri öğrenmiş ve ailesinden tamamen kopmuştu.

brenda kimliğini tamamen reddeden david, 37 yaşına geldiğinde mastektomi işlemiyle göğüslerini aldırdı ve falloplasti ameliyatıyla yeniden penis sahibi olmaya çalıştı. aynı zamanda 1990 senesinde jane fontaine ile evlenerek 3 çocuk sahibi oldu.*

ikiz kardeş brian yapılan deneylerin yarattığı travmanın etkisiyle yaşadığı şizofreninin ardından aşırı dozda antidepresan kullanımı sebebiyle 2002 senesinde öldü. david ise kardeşinin ölümünden iki yıl sonra bir manavda kendisini kafasından vurarak hayatına son verdi.

yapılan bu deney ise cinsel kimlik ve yönelimlerin doğuştan geldiği ve çevresel etkilerle değiştirilmesinin olanaksız olduğu teorisini kanıtlamak üzere en güçlü delillerden biri olarak tarihe yazıldı.
devamını gör...

yahu ne alaka ne alaka. bunun türbanıyla alakası yok tamamen kişinin özündeki ego ile alakalı bu. alakasız konuları birbirine bağlayarak nefret kusmayınız rica ederim.
devamını gör...

'bir baltaya sap olmanın' tersi olan durum. bomboş yaşamayı anlatır çoğu kez. vicdan azabından kahreden durumdur kendi adıma.
devamını gör...

(bkz: bana silivri yolları)
devamını gör...

toparladım bütün kırgınlıklarımı
yeniden saydım beni üzdüğün zamanları
yokluğunda çok düşündüm gelirsen ne yaparım diye
o bile beni bu kadar üzmeye yetmedi
devamını gör...

yanardağ tekrar aktif olunca şöyle güzel bir görüntüye de sebep olmuştur.
buradan
devamını gör...

israil, bal porsuğu olurdu. boyu küçük işlevi büyük.
devamını gör...

bir konu üzerinde yalnız başına düşünürken, o konu üzerinde düşünen ve o konuyu düşünürken yalnız olduğunu sanan insanlarla karşılaşmak.
devamını gör...

david hume eseridir. pinhan yayıncılık tarafından basılmıştır. banu karakaş tarafından çevrilmiştir, çevirinin oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. hume, meşhur eseri an enquiry concerning human understanding(insanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma) ile bilinir daha çok. denemeleri genelde pek bilinmez veya göz ardı edilir. ben denemelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. her şeyden önce hume okuması nispeten "kolay" filozoflardan biridir. olabildiğince basit ve anlaşılır bir dili vardır. kendine has duru ve iyi işlenmiş bir üsluba sahiptir. ingilizcesinden de soruşturma'yı okuduğum için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. hume zaten soyut ve "derin" filozoflara sıkça sataşır. toplum yaşamında ve gündelik yaşamda bir karşılığı olmayan derin tefekkürlerin soyut fikirlerini eleştirir. bu bağlamda genel olarak rasyonalistleri eleştirir. hume denemelerinde pek çok meseleyi ele alır. ciddi bir entelektüel, karizmatik bir filozof ve iyi bir yazar bir araya gelmiştir bu yazılarda. öncelikle deneme yazımını ele alır. burada insanlığın kibar ve latif kısmını âlimler ve hoşsohbetler olarak ayırır. âlimler zihnin daha soyut meselelerine gömülmüşken hoşsohbetler daha basit şeylerle ilgilenip haz almak isterler. hoşsohbetler sosyal insanlardır, sohbet severler. âlimler derin âlemlere dalıp hoşsohbetlerden biraz uzak dururlar. hume bunu çağının kötülüklerinden biri olarak değerlendirir. âlimlerin sohbete yaklaşmaları gerektiğini söyler; fildişi kulelerinden inmelerinin daha iyi olacağını düşünür gibidir.
bir başka denemesi "orta halli yaşam üzerine"dir. burada aristoteles'in "altın orta" sına benzer bir şeyler vardır. orta halli yaşayan insanların daha mutlu olacaklarını ve erdeme daha yakın durduklarını söyler genel olarak. orta halli insan doğayla ve insanla da üst ve alt tabadaki insanlardan daha fazla ilgilenir. kitabın en uzun denemesi ise 85 sayfalık "antik çağ uluslarının nüfus kalabalığı üzerine"adlı yazısıdır. sadece en uzun değil bence kitabın en etkileyici kısmı da burasıdır. çünkü bu yazıda hume âdeta yetkin bir tarihçi gibidir. antik çağ uluslarının nüfus yapılarını ve bu konudaki bazı efsaneleri ele alır. hem antik kaynaklardan faydalanır hem de modern kaynaklardan. beslenme, iklim, savaş anlatıları, üreme koşulları, yaşam standartları gibi unsurları dikkate alarak antik çağ nüfus yapısına dair kapsamlı çıkarımlar yapar. çoğu rakamın şişirildiğini söyler. yazıda onlarca antik kaynak zikredilir.
meşhur "intihar üzerine"adlı yazısı da önemlidir. özet olarak burada dine ve tanrıya dair çok etkili sorgulamalar vardır. hume intiharın insanlar için bir hak olduğunu düşünür. daha doğrusu kendi yaşamı üzerinde insanların tasarrufta bulunabileceğini söyler. intihar da buna dâhildir. intihar tanrı iradesini çiğnemek değildir hume'a göre.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim