inanan bir arkadaşımla konuşurken sormuştum küçük yaşta bunları öğretmeselerde 13 15 yaşında gelip az buçuk kafası çalışınca anlatsalar ne olur diye. o zaman kimse inanmaz ki demişti. anlatacaklarım bu kadar.

ağaç yaşken eğilir.
devamını gör...

bize alınan hediye mi bizim aldığımız hediye mi diye düşündürten başlık.
devamını gör...

doğumdan ölüme kadar içinde olduğumuz süreç.
hep sonraya bakınca kaygıya sebep olan, hep geçmişte kalınca mutsuzluğa sebep olan,
anca sürecin içinde keyfi sürülebilen bereketlenen, nefes alınan her an.
devamını gör...

bunu yazabilmek için uzun yıllar boyunca gözlem yaptım ve artık kesin olarak ifade edebilirim ki çirkin kedi yoktur.
devamını gör...

yolda gördüğüm çoğu köpeğe "oyyy şen napoçuuun, napıyon len" demek, çok üzülüyorum konuşamadıkları için.
devamını gör...

dünden beri uludağ uludağ görmekten kusacağım. görmek istediğim tek uludağ "uludağ gazoz ve bursa uludağ" lütfen.
devamını gör...

orhan kemal'e benzettiğim yazardır. konu seçimi, karakterleri, işçi sınıfını ele alması ,kısacası o da sokaktaki insanı anlatır.
devamını gör...

benim. seksen altıncıya izleyip hala gülüyorum. aynı coupling gibi, it crowd gibi, community gibi, the office gibi, seinfeld gibi gibi gibi.
devamını gör...

hata yaptığının bilincinde olup bundan pişmanlık duymaktır.

belki bunu yapmak kırılanı onarmaz ya da düzeltmez ama insanın kendini sorgulamasına yarar ve aynı hatayı tekrar etmesini engelleyebilir bu sebepten dolayı da insanın daha iyi biri olmasını sağlayabilir. samimi bir özür değerlidir.
devamını gör...

kontrol edemediğin şey için kaygılanma. hayatı çok değiştiriyor.
devamını gör...

bugün herkese çiçek vereceğiz, bugün hiç durmadan ağaç dikeceğiz, bugün herkese selam vereceğiz diye bir mizah anlayışı olmadığına göre bunun neresi mizah oluyor? ruh hali bozuk toplumlarda, eşitsizliğin olduğu yerlerde arınma gecelerine heves artar. yeni türkiye'nin eskisinden en önemli farkı sosyal medya sayesinde eşitsizliğin gözümüzün içine sokuluyor oluşu.
devamını gör...

üst düzey bir iklim aktivisti olarak söylemek istediklerim var:

engellenemeyecek olandır.

insan virüstür derler ya, doğrudur bu. insan virüstür. aslında bakarsanız virüsten daha virüstür. virüsün virüs olma sebebidir. virüs gibi virüs virüstür!

insanın -pesimist bir çizgide- üremeyi durdurması gerektiğini savunanlar var. buna katılıyorum. ama pratikte imkansız bir şey olacağından elimizden bir şey de gelmeyecektir. ne de olsa her birimiz devlet denen mekanizmanın altında yaşıyoruz ve bundan çıkışımız yok. devletsiz toplum dönemi bitti. ve aslında bakarsanız bütün düşünsel gücümüz de devletin himayesi altında bir özgürlüğe sahip olabiliyor.

ne demek istiyorum? efenim, mantık bizi a noktasından b noktasına götürür ya, devlet bizi götüren araçtır. devlet, bizi konuşturan dildir. ve vs. vs. onca filozofun siyaset felsefesi yapması boşa değil. bilincimiz bir gerçekliğe sahip olsa da bu gerçeklik dışsal, yapay bir gerçeklik tarafından sınırlanıyor. (bazen. ama en demokratik (ki demokratik kelimesi belki uygun olmadı ama neyse.) ülkelerde bile böyledir bu.)

peki ya şu ekoloji ile ne ilgisi var diyeceksiniz devletlerin. dünya neyden oluşur? toprak ve su mu? peki suda ve toprakta kimler yaşar? biz! insanlar! devletler yani!

peki ya insan nasıl bir canlıdır? küstah, bencil. bu da evrimsel olarak doğal olandır. aslında empat kimselerdir insan olmayan. bunu birçok tanımımda belirtiyorum. insan, doğası gereği zaten bencil olmaya programlanmıştır. psikoloji de bizlere bunu söyler. ama insan farkındalık ve duyarlılık kazandıkça, işte o zaman bencillikten sıyrılıp başka bir şeyi içselleştirebilir.

işte bu insanlar, yani biz, devletlerin himayesinde yaşıyor ve devletleri yönetiyoruz. egemenlik millete aittir, modern hukuka göre böyledir. carl schmitt gibi adamlar yepyeni bir hukuk devleti kavramı üretip buna göre bir argüman oluşturadursun, bu hiçbir anlam ifade etmeyecektir günün sonunda, çünkü her halükarda ne sistem olursa olsun (ki marksizmin çökmesi de bu noktalara önemin yoğunlaştırılmamasıdır kanımca)-sistem ne olursa olsun insanlarca yaşanır. bu yüzden de yozlaşmaya her daim açıktır. bu yüzdendir ki dünya bir adalet arayışındadır halen. ve bu yüzdendir uluslararası bir hukukun olmaması. teoride güya var, pratikte ise hiçbir iz yok sanki.

jacques derrida'nın dediği gibi: dünya adalet olmadan başlamıştır ve sürekli ertelenmiş bir adaletin arayışıyla da bir gün sona erecektir.

uluslararası alanda şüphesiz bir zayıflık var ve bu dünyayı da etkiliyor. ekolojiyi etkiliyor çünkü denizler kirletiliyor. okyanuslar çöplerle dolduruluyor, balıklar katlediliyor. balık ticareti dehşet verici bir durumda! ve kimse umursamıyor, devletler para için, yalnızca para için belki de, evet, istediklerini yapma meşrutiyetini kendilerinde buluyor. istatistiklere girmeyeceğim hiç, hoşuma gitmez bu. ama tablo vahim. kutuplar deyip deyip duruyoruz... sadece diyoruz!

bu ekolojiyi bozan etkenleri sıralamaya gelmedim, bunun için de yazmıyorum. yazma sebebim çok kötü bir durumda olmamız. ekolojik denge yaşam demektir. yaşam ise bizlere gerekendir.

tabii üremeyi durdurmak isteyen kimselerce gerekmez de... ve anlarım onları da. insan bencildir. devlet başkanları şöhret için, milliyetçilik perdesi altında gizli bir sahtekarlıkla hareket ettiği için hiçbir yorum da yapılamaz belki. ne de olsa biz seçiyoruz. hem halen demokrasi işini çözebilmiş değiliz. modern hukuk devleti deyip duruyoruz da ne oluyor?

bu durumda ne yapmalı... sanırım çok çabalamalı. açıkçası radikal bir kararla bu alana yoğunlaşmaya karar verdim gibi gibi şu sıralar. daha yüce bir amaç yok. insanlar dünyayı batıradursun, batırmaya çalışsın, belki dünya kurtarılabilir. insanlar umurumda değil, yalnızca doğa. bu doğanın kıymetini bilemeyenleri umursamak kendimize de saygısızlıktır.

tuvalet molasından sonra yazdığım kısma geçelim: *

bir direniş başlatmayı düşünüyorum. belli bir bütçeye sahip gerçek bir topluluk. çünkü dünyanın neresinde çevreci topluluklar varsa da devletlerin kölesi oluyorlar. neticede para, doğanın canına okuyor. o yüzden burada belki yalnızca bir çıkış yolumuz var: uluslararası bir hareket başlatmak.

bu yüzden de uluslararası hukuka yoğunlaşacağım galiba. ve bir ihtimal bir şeyler için adım atabilirim. büyük işler de küçük adımlarla başlar hanımlar, baylar. bir fikirle. idealist olmanın çekiciliğine kanmayıp gerçek bir şeyler başarabilme olasılığı gözetilmelidir. başarının kuralı belki de budur, yani başarısız olma ihtimalini anlamak.

neyse. gece gece böyle bir yazı yazayım dedim. okuyanlara söylemim var, bu yazı kendini imha edebilir bir zaman sonra. blog siteme koyarım. her şeyi oraya rafa kaldırmayı düşünüyorum da...
devamını gör...

kimse senin nelerle başa çıkmaya çalıştığını, neleri yendiği, yenemediğini, kimlerin yanında olmak istediğini, nelerin ağrıttığını başını, neler hissettiğini, neleri hissetmekten korktuğunu, içini, senden daha iyi bilemez. o yüzden dik yürü hep, kendine, sadece kendin lazımsın.
devamını gör...

kimine göre uzun, kimine göre kısa süreli sayılabilecek bir kafa izninden sonra aramıza dönmüş yazar. neden gitti? niye gitti? nasıl gitti? ne zaman gitti? hasılı gitti. ama geldi.
geldi mi? geldi.
kedianası. ünvanını hakediyor olacak ki kedili girdileri pek bir okunası. bazen üzüyor, bazen sevindiriyor, bazen de sevindirirken üzüyor. öylesine garip.
kendisi son zamanlarda filmli ve dizili girdileri ile de gözüme girdi. takdir ettim, aferin verdim, üç evetle yolladım. kargo şirketi yolda kaybetmiş…

neyse efendim, umarım yazmaya devam eder de kafa izni almaz tekrar. hem ne izni bu günlerde. sıcak var sıcak! biraz bekle, havalar soğuyunca çıkarsın *
devamını gör...

yürüründe problem olmayan elektrik aksamı bozuk araba gibiyim . gidiyorum ama göstergeler hak getire .
devamını gör...


“a man tells his stories so many times that he becomes the stories. they live on after him, and in that way he become"


dev bir kadroya sahip, çok sağlam bir tim burton filmi. sımsıcak, büyülü bir masal dünyası.
ayrıca filmin sonunda will'e abuzer kömücü edasıyla noldu lan it demiştim.*
devamını gör...

bal gibi de alır. *

• paranız yokken yanınızda olmayan insanları hayatınızda çıkarmanıza yardımcı olur ve toksik ilişkilerden uzaklaşmış olursunuz. +1 mutluluk.

• bozuk üç liranız var diyelim, bir gofreti çok seviyorsunuz ve kendisi iki lira. hadi yap bi' güzellik, dersiniz, alırsınız. +2 mutluluk.

örnekleri pek tabii çoğaltabiliriz ancak şu basit iki misalle de anlattığımı düşünüyorum. para dediğimiz şey yalnızca villalar, lüks araçlar veya enes batur'lar için değildir. bir de herkesin mutluluk tanımı farklı değil miydi?
devamını gör...

benimdir. gözlerimi kapatırım. oradan kaçarım. tuhaf bir duygu ama evet var.
devamını gör...

squash diyince *

şimdi şöyle bir konsepti var bu sporun, özel bir zemin ve duvar filan gerektirdiği için üst segment spor salonlarında var, başlığı görünce direk aklıma geldi, bu o kadar çok anlatmak istediğim bir hikayedir ki
eşi benzeri yok..

en son çalıştığım işyerimde, bir müdürüm vardı, dış ticaretle birlikte finans işini de kabul etmiştim mecburen (yalnız yaşıyorum o zaman) benim için mali işler departmanı, pavyona düşmek gibi bir şey (yani esas işim değil o yüzden, sadece mecbur kaldığımdan, istemeyerek çalıştığım için, benim kendi işim çok hareketli, sabit durup aynı şeyi sürekli yaparken, içimden ağlıyorum ben (u: ?) bu müdürümde benden 2 yaş büyük, evli bir kadın ama çok iddialı, bana ikide bir diyorki ben isteseydim tek başıma yaşardım ama hiç öyle bir şey istemedim, senin ailen de istanbulda, nerden aklına geldi filan, (bırakın yapabileceğini, böyle bir şeyi hayal edebileceğini bile beni tanıyınca farketti) bu arada tipimden ve tarzımdan dolayı, bana kız sosyete sen bilirsin, avm kadını filan diyor (benim özel bir çabam asla yok, tipim zengin görünüyormuş)

şimdi bu kadın, bizi yanına çağırıp çağırıp, şu elbisemi güzel, bumu, amaaan kaç para ki, ikisinide aldım gitti filan diyor, sonra bu bir spor salonuna yazıldı, oradan kulüp diye bahsediyor ama bize :) bir gün havuzunu anlatıyor, bir gün kafesini, işte spor yapmasak da gidip takılıyoruz eşimle filan diyor, çok eğleniyoruz diyor, ikide bir, yıllık fiyatını söyleyip, onlar için ne kadar önemsiz bir rakam olduğunu anlatıyor, sizde yazılın ödersiniz ya, ben indirim yaptırırım, bişey değil filan diyor...

yine bir gün bu spor salonundan bahsederken, açmış internetten web sitesini, dediki gelin bakın gösteriyim size, (sanki çok merak ediyormuşuz gibi) salonun girişteki bankosunu, bekleme koltuklarını filan gösteriyor, bakın diyor çok lüks bir yer, dekorasyonu filan çok güzel *
ben bir iki saniye baktım ve dedimki,

me : squash varmı?
müd : o ney...
me : hani varya böyle odada tenis gibi duvara topu atıyosun
müd : nasıl yazılıyor (web sitesinde aradı)
me : squ.... ajhgffbkkl
müd : yokmuş... seninde bilmediğin yok (hüsran+sinir+şişmek+düşen surat)

ya gerçekten onu bozmak için sormamıştım ama gerçekten...
üzüldüm de sonra, bir hevesle bize hava atacak, kendini tatmin edecekti ama
olmadı *
devamını gör...

kpss den 85 üstü al.. atan.. mesai arkadaşım ol..
kolaysa...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim