sözlükte herkesin birbirinin sesine düşmesi
(bkz: herkes ekmeğinin peşinde)
bir salın insanları artık. beğenen beğensin, yürüyen yürüsün. mis gibi kaynaşsın gençler.
rahatsız olan engellesin.*
bir salın insanları artık. beğenen beğensin, yürüyen yürüsün. mis gibi kaynaşsın gençler.
rahatsız olan engellesin.*
devamını gör...
kimsenin kaybetmekten korkmadığı kişi olmak
benimdir. yangında ilk kurtarilacaklar arasında olmadım hiç bir zaman. beni gözden çıkarmak fazlasıyla kolaydı herkes için.
fazlasıyla yaralayıcı bir durumdur.
fazlasıyla yaralayıcı bir durumdur.
devamını gör...
13 aralık 2020 uludağ sözlük’ün kapatılması
niye sevinmemiz ya da üzülmemiz gereken bir eylem olduğunu anlayamadığım önerme.
en son 2010 yılında falan o da yanlışlıkla uludağ linkine tıklamıştım galiba.
en son 2010 yılında falan o da yanlışlıkla uludağ linkine tıklamıştım galiba.
devamını gör...
koç burcu erkeği
buna da başlık açılmamış. yay burcu kadınını açtım madem koç burcu erkeğine de değinmezsem olmaz. zira mükemmel uyumun bu olduğunu düşünüyorum. bir kadın bir erkek dizisinin senaristi de benimle aynı fikirde olacak ki iki karakteri de yay burcu kadını ve koç burcu erkeği üzerinden yazmıştır.
enerjik, inatçı, konuşkan ve kültürlüdür. libidoları koçum benim be şeklindedir. inanılmaz eğlenceli, gülmeyi bilen adamlardır. tersleri her insandan bir tık daha fazla pistir. saçma sapan parlayabilir ama hızlıca söner. onu şöyle bir hava almaya göndermek lazımdır. öfkelendiği zaman "tamam okey sensin koçum" falan diyiniz. genel manada ömür geçer bu adamlarla. kocamdır kendisi. okuyorsan s.a. şekerim suratı kes.
enerjik, inatçı, konuşkan ve kültürlüdür. libidoları koçum benim be şeklindedir. inanılmaz eğlenceli, gülmeyi bilen adamlardır. tersleri her insandan bir tık daha fazla pistir. saçma sapan parlayabilir ama hızlıca söner. onu şöyle bir hava almaya göndermek lazımdır. öfkelendiği zaman "tamam okey sensin koçum" falan diyiniz. genel manada ömür geçer bu adamlarla. kocamdır kendisi. okuyorsan s.a. şekerim suratı kes.
devamını gör...
yazarların çaldığı enstrüman
biraz teknik piyano bilgim var.
ama gitarda kendime güvenirim.
ama gitarda kendime güvenirim.
devamını gör...
belgrad
balkan turumuz boyunca istanbul'a en çok benzettiğim şehir. işin komiği, 15. yüzyıldan itibaren defalarca osmanlılarla hasburglar arasında el değiştiren, sağlam kalesi her devletçe karşı tarafa yapılacak seferlerde karargâh olarak kullanılan belgrad, belki de yugoslav krallığının (daha sonra tito yugoslavyası ve nihayet sırbistan) başkenti olması hasebiyle yeniden yapılmış, içinde kalemegdan'daki bir türbe, aşağıda bir cami ve birkaç parça kitabe dışında türk veya antik hasburg izi yok. buna rağmen istanbul gözümün önünden geçti hep...
saraybosna'dan çıktığımız sabah, bosna sırp cumhuriyeti topraklarından geçmiş, çevremize dün gördüğümüz acı olayların müsebbiblerini arayarak acıyla bakmıştık. sırbistan topraklarına girince de korku aşılamadı, belgrad'da korkuyla gezenler bile olmuştur.
önce akmam diyen tuna nehri:
nehir hakikaten deniz gibi, içinde kocaman vapurlar yüzüyor. bizim çoğu nehirde tekneyi geç kayık bile yüzemez.
şehir, ikisi de bizim nehirlerin abisi gibi duran sava ve tuna nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. şehre girmeden önce adını bilmediğim bir banliyöde çorba içip yemek yedik. şehre girince de, epey dolanarak kalemegdan'a çıkılacak, bilahare etrafında gezilecekti.
kaleye tırmanırken ara sokaklardan geçtik, bu arada şehrin ender türk eserlerinden, hasburg imparatorluğu döneminde müslüman azınlığa tahsis edilmiş bayraklı cami'nin de önünden geçtik. 2004 yılında tahrip edilen cami ibadete açık olsa da namaz saatleri dışında kapalı ve ankara'daki kilise ve sinagog gibi koruma altında. tabii bizim "ay bıktık kiliseden camiden" diyenler hemen cami görünce çişe gitti o ayrı...

nihayet yürüye yürüye kalemegdan'a vardık. bu orta ve yeni çağların en güçlü kalelerinden biri, korunması da bizdeki rumeli hisarı gibi. içinde bazı cephanelikler, 1716'da savaşta şehit olan damat ali paşa'nın türbesi ve tuna manzarasına bakacak bir seyir terası var.
hendek:
ali paşa türbesi:
iç kaledeki saat kulesi:
askeri müze (kapalı olduğu için gezemedik, yine kalede bir hayvanat bahçesi varmış ama orası da kapalıydı, salt kokusunu duyduk)
istanbulkapı (orijinalinde kapıda bir tuğra varken hasburg işgallerinden birinde sökülmüş, şimdi avusturya'da imiş)

fatih sultan mehmet dönemindeki kuşatmada osmanlıların durdurulduğu yer:
kalenin hemen karşısında knez mihailova caddesi uzanıyor. burada da herkes kafasına göre takıldı. cadde, ta devlet dairelerinin olduğu semte kadar iniyor. istiklal caddesinin her belediyece üstünde oynanmamış ve arap istilası altında olmayan halini bilenlere güzel bir nostalji yaratıyor: asırlık levant apartmanları, trafiğe kapalı caddede yürüyenler, dilenen müzisyenler ve ara sokaklardaki birahaneler. bir mekânda bira ve patates kızartması yedik. midye yoktu galiba veya kimsenin aklına gelmedi, o da olsa bu tramvaysız istiklal ambiyansı tamamlanacaktı. benim de dayımla balıkpazarında bira içip (birayı içen dayım, ben küçüğüm o zamanlar) midye yediğimiz günler aklıma gelmedi değil...
ama belgrad'ın asıl güzelliği akşamları çıkıyormuş. ortam istanbul gece hayatı kadar renkliydi. mekânlara girip çıkan gençleri gördük ve biz de tekne turuna çıktık, tuna'da gezerken kalemegdan'ı mardin kalesi gibi altın kolyeye benzettim. keza rumelihisarı da herhalde geceleyin öyle ışıklandırılıyordur. görmediğim için bilemem. tekne beklerken de iskelede dilenci çocuklar geldi. ben "hop hop ben tosic'in takımını tutuyorum, hepinizi düşko'ya söylerim belanızı f..k eder" diye anlatınca bize pek bulaşmadılar, yine de yankesicilik etmelerinden az tedirgin olmadık.
gece, partizan stadına karşı güzel bir otelde kaldık. günlerce tck misafirhaneleriyle öğretmenevleri bozması yerlerde geceledikten sonra çok rahat ettik. ama yemekte yine tavuk vardı maalesef. ertesi günkü rotamız, bu turda göreceğimiz son ülke ve ecdad toprağı, bulgaristan...
saraybosna'dan çıktığımız sabah, bosna sırp cumhuriyeti topraklarından geçmiş, çevremize dün gördüğümüz acı olayların müsebbiblerini arayarak acıyla bakmıştık. sırbistan topraklarına girince de korku aşılamadı, belgrad'da korkuyla gezenler bile olmuştur.
önce akmam diyen tuna nehri:

nehir hakikaten deniz gibi, içinde kocaman vapurlar yüzüyor. bizim çoğu nehirde tekneyi geç kayık bile yüzemez.şehir, ikisi de bizim nehirlerin abisi gibi duran sava ve tuna nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. şehre girmeden önce adını bilmediğim bir banliyöde çorba içip yemek yedik. şehre girince de, epey dolanarak kalemegdan'a çıkılacak, bilahare etrafında gezilecekti.
kaleye tırmanırken ara sokaklardan geçtik, bu arada şehrin ender türk eserlerinden, hasburg imparatorluğu döneminde müslüman azınlığa tahsis edilmiş bayraklı cami'nin de önünden geçtik. 2004 yılında tahrip edilen cami ibadete açık olsa da namaz saatleri dışında kapalı ve ankara'daki kilise ve sinagog gibi koruma altında. tabii bizim "ay bıktık kiliseden camiden" diyenler hemen cami görünce çişe gitti o ayrı...

nihayet yürüye yürüye kalemegdan'a vardık. bu orta ve yeni çağların en güçlü kalelerinden biri, korunması da bizdeki rumeli hisarı gibi. içinde bazı cephanelikler, 1716'da savaşta şehit olan damat ali paşa'nın türbesi ve tuna manzarasına bakacak bir seyir terası var.
hendek:

ali paşa türbesi:

iç kaledeki saat kulesi:

askeri müze (kapalı olduğu için gezemedik, yine kalede bir hayvanat bahçesi varmış ama orası da kapalıydı, salt kokusunu duyduk)

istanbulkapı (orijinalinde kapıda bir tuğra varken hasburg işgallerinden birinde sökülmüş, şimdi avusturya'da imiş)

fatih sultan mehmet dönemindeki kuşatmada osmanlıların durdurulduğu yer:

kalenin hemen karşısında knez mihailova caddesi uzanıyor. burada da herkes kafasına göre takıldı. cadde, ta devlet dairelerinin olduğu semte kadar iniyor. istiklal caddesinin her belediyece üstünde oynanmamış ve arap istilası altında olmayan halini bilenlere güzel bir nostalji yaratıyor: asırlık levant apartmanları, trafiğe kapalı caddede yürüyenler, dilenen müzisyenler ve ara sokaklardaki birahaneler. bir mekânda bira ve patates kızartması yedik. midye yoktu galiba veya kimsenin aklına gelmedi, o da olsa bu tramvaysız istiklal ambiyansı tamamlanacaktı. benim de dayımla balıkpazarında bira içip (birayı içen dayım, ben küçüğüm o zamanlar) midye yediğimiz günler aklıma gelmedi değil...
ama belgrad'ın asıl güzelliği akşamları çıkıyormuş. ortam istanbul gece hayatı kadar renkliydi. mekânlara girip çıkan gençleri gördük ve biz de tekne turuna çıktık, tuna'da gezerken kalemegdan'ı mardin kalesi gibi altın kolyeye benzettim. keza rumelihisarı da herhalde geceleyin öyle ışıklandırılıyordur. görmediğim için bilemem. tekne beklerken de iskelede dilenci çocuklar geldi. ben "hop hop ben tosic'in takımını tutuyorum, hepinizi düşko'ya söylerim belanızı f..k eder" diye anlatınca bize pek bulaşmadılar, yine de yankesicilik etmelerinden az tedirgin olmadık.
gece, partizan stadına karşı güzel bir otelde kaldık. günlerce tck misafirhaneleriyle öğretmenevleri bozması yerlerde geceledikten sonra çok rahat ettik. ama yemekte yine tavuk vardı maalesef. ertesi günkü rotamız, bu turda göreceğimiz son ülke ve ecdad toprağı, bulgaristan...
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
öbür dünyada kralsın be oğlum !
devamını gör...
islam
mutluluk ve umut
devamını gör...
evim gibisi yok denilen anlar
kampa gitmeyi çok seviyoruz ama bir hafta on gün kampta kaldıktan sonra eve dönünce "ohh bee dünya varmış, evim gibisi yok" diyorum. oğlum bile evi özlüyor, hatta evdeyken kıymetini bilmediğimiz şeyler için şükretmeyi öğrendik. bir gün kamptan döndüğümüzde "anne evde kombi var ya banyomuzu özlemişim" dedi. *
devamını gör...
en sevilen pis koku
devamını gör...
mesajlaşılan kişinin konuşurken tutukluk yapması
güzelliğiniz karşısında tutukluk yapan bir garip aşuk hareketi. yazık be.
devamını gör...
cinsiyetçi başlıklara prim vermemek
sol frame yakında kusturacak. kaliteyi artırmak gerekirken, beyni organında olanların açtığı başlıklara prim yok.
devamını gör...
bir ömür nasıl yaşanır
2019 yılında yayımlanan ilber ortaylı kitabıdır.
bence bu kitap bir rehber olabilecek kadar değerli ve yoğun bir kitaptır. son derece önemli tavsiyeler son derece önemli hayat tecrübelerini aktardığı bir eser.
özellikle genç insanlar için okuyup bir rehber haline getirilmesi gereken bir kitap.
bu kitabı yeni okuma fırsatı buldum sebebi ise ilk çıktığı zamanlar herkesin elinde vardı ve fiyatı benim için biraz pahalı gelmişti.
geç olsun güç olmasın mantığıyla indirimdeyken aldım ve çok severek hızlıca tükettim.
bazı konularda ilber hocanın yer yer hadsizlik ettiğini düşünsem de genel olarak beğendiğim bir kitaptı.
bazı tavsiyeleri son derece tartışmaya açık.
bazı insanlar şanslı doğmuyorlar doğamıyorlar benim fikrime göre.
şans bizim yaratmamız gereken bir kavramdır anlıyorum ama bu tamamen böyle değildir.
kendisi son derece değerli önemli hocalardan ders alma fırsatını bulmuş bir kişi ama ilber ortaylı ya göre bu biraz da onun elinde olan bir durummuş kendisi hocaları arayıp bulan meraklı bir insanmış ki bu çok önemlidir.
kitapta analiz ettiğim ve üstüne düşündüğüm bir konuydu “merak etmek” bu son derece önemli bir konu.
daha önce basit bir bakış açısıyla yaklaşıyordum lakin öyle olmadığını bu kitap sayesinde öğrenme fırsatı buldum.
bence başarılı bir insan olmak için meraklı bir insan olmak son derece önemlidir. ilber hoca meraklı bir insan olmasaydım şu an bulunduğum konumda olamazdım diyor.
ayrıca yazımın başında dediğim gibi bu kitabın en önemli kısmı ise son derece değerli bir insandan son derece değerli tavsiyeler alma şansı yakalıyorsunuz.
gezi, müzik, sanat, kitap şiir, tiyatro bütün bu kavramların üstüne çok detaylı çok önemli tavsiyelerde bulunuyor ortaylı.
bir başka hoşuma giden taraf ise elitlik entelektüellik nedir nasıl olmalıdır gibi sorularının cevaplarını çok hoş bir şekilde bize anlatıyor oluşu.
onun dünyasına göre elitlik nedir nasıldır hepsini öğrenip anlıyoruz.
konu buraya gelmişken kitabın en sevdiğim kısmına gelip yazımı sonlandırayım.
elitlik konusu ve döşemecilik kitapta en çok hoşuma giden kısım ilber hocanın verdiği örnekti.
aynen şöyle diyor ilber hoca
--- alıntı ---
“elitlik, işini iyi yapan insanların toplumda dikeyine sınıflandırılmasıdır.” elit sistem demek irsî aristokratlık, soyluluk değildir; aklın, yeteneğin elitizim midir aklın elitizmi illâ ki matematik, fizik dâhisini çıkaracak bir elitizm değildir, el emeği uzmanlarının da eliti vardır; yani parmakların ve ellerin de eliti bulunur. söz gelimi, türkiye’de benim tanıdığım en elit insanlardan biri döşemeciler loncasının eski başkanlarından hüsnü diker usta’ydı. ben on derse davet ederdim, ölene dek de ettim.”
entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir. örneğin mesleği kimyacılıktır ama coğrafya veya tarihle de uğraşır, resim yapar. bu iş öteden beri böyledir. kendi dünyasının dışıyla ilgilenendir entelektüel.
--- alıntı ---
enfes bir tanım enfes bir örnek.
kendime çok şey kattığım bir kitaptı bir ömür nasıl yaşanır mutlaka okunması üzerine düşünülmesi gereken bir eser.
bence bu kitap bir rehber olabilecek kadar değerli ve yoğun bir kitaptır. son derece önemli tavsiyeler son derece önemli hayat tecrübelerini aktardığı bir eser.
özellikle genç insanlar için okuyup bir rehber haline getirilmesi gereken bir kitap.
bu kitabı yeni okuma fırsatı buldum sebebi ise ilk çıktığı zamanlar herkesin elinde vardı ve fiyatı benim için biraz pahalı gelmişti.
geç olsun güç olmasın mantığıyla indirimdeyken aldım ve çok severek hızlıca tükettim.
bazı konularda ilber hocanın yer yer hadsizlik ettiğini düşünsem de genel olarak beğendiğim bir kitaptı.
bazı tavsiyeleri son derece tartışmaya açık.
bazı insanlar şanslı doğmuyorlar doğamıyorlar benim fikrime göre.
şans bizim yaratmamız gereken bir kavramdır anlıyorum ama bu tamamen böyle değildir.
kendisi son derece değerli önemli hocalardan ders alma fırsatını bulmuş bir kişi ama ilber ortaylı ya göre bu biraz da onun elinde olan bir durummuş kendisi hocaları arayıp bulan meraklı bir insanmış ki bu çok önemlidir.
kitapta analiz ettiğim ve üstüne düşündüğüm bir konuydu “merak etmek” bu son derece önemli bir konu.
daha önce basit bir bakış açısıyla yaklaşıyordum lakin öyle olmadığını bu kitap sayesinde öğrenme fırsatı buldum.
bence başarılı bir insan olmak için meraklı bir insan olmak son derece önemlidir. ilber hoca meraklı bir insan olmasaydım şu an bulunduğum konumda olamazdım diyor.
ayrıca yazımın başında dediğim gibi bu kitabın en önemli kısmı ise son derece değerli bir insandan son derece değerli tavsiyeler alma şansı yakalıyorsunuz.
gezi, müzik, sanat, kitap şiir, tiyatro bütün bu kavramların üstüne çok detaylı çok önemli tavsiyelerde bulunuyor ortaylı.
bir başka hoşuma giden taraf ise elitlik entelektüellik nedir nasıl olmalıdır gibi sorularının cevaplarını çok hoş bir şekilde bize anlatıyor oluşu.
onun dünyasına göre elitlik nedir nasıldır hepsini öğrenip anlıyoruz.
konu buraya gelmişken kitabın en sevdiğim kısmına gelip yazımı sonlandırayım.
elitlik konusu ve döşemecilik kitapta en çok hoşuma giden kısım ilber hocanın verdiği örnekti.
aynen şöyle diyor ilber hoca
--- alıntı ---
“elitlik, işini iyi yapan insanların toplumda dikeyine sınıflandırılmasıdır.” elit sistem demek irsî aristokratlık, soyluluk değildir; aklın, yeteneğin elitizim midir aklın elitizmi illâ ki matematik, fizik dâhisini çıkaracak bir elitizm değildir, el emeği uzmanlarının da eliti vardır; yani parmakların ve ellerin de eliti bulunur. söz gelimi, türkiye’de benim tanıdığım en elit insanlardan biri döşemeciler loncasının eski başkanlarından hüsnü diker usta’ydı. ben on derse davet ederdim, ölene dek de ettim.”
entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir. örneğin mesleği kimyacılıktır ama coğrafya veya tarihle de uğraşır, resim yapar. bu iş öteden beri böyledir. kendi dünyasının dışıyla ilgilenendir entelektüel.
--- alıntı ---
enfes bir tanım enfes bir örnek.
kendime çok şey kattığım bir kitaptı bir ömür nasıl yaşanır mutlaka okunması üzerine düşünülmesi gereken bir eser.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
boş gemiler, başıboş gemiler geliyor dört bir yandan.
ey, fener aydınlat onları kutsal ışığınla.
köpük köpük sular, bak , nasıl da heyecanlandırıyor limanı.
ey, liman aç kollarını ve kucakla yeni gemileri.
kaldırıyorum kadehimi sizlerin şerefine, hoşgeldiniz gemiler.
ne kutlu bir gün.
aç gemiler geliyor, gemiler açıkta.
ey, liman bak, ince bir yat, sarı bir feribot, uzunca bir vapur geliyor.
çevir ışığını ey, fener bir göreyim onları.
ah nasıl da heyecanlandırıyor beni, sular köpük köpük.
mendirek, dalgalardan koru misafirlerimizi, yorgundurlar şimdi.
gemiler, yanaşın şefkatli bağrıma.
sular siz de daha çok köpürün
ey liman minnettarız sana
açız, yorgunuz geri çevirmedin bizi,
ey fener şahit ol bu ana aydınlat, yüce limanımızı.
gemiler ışıl ışıl parlıyor, kıpır kıpır gemiler.
bak fener, limanımız ne kadar da mutlu.
gemiler sıkılmış canıma eğlence oldunuz.
ey fener görmez misin yoluma yoldaş oldular.
ey liman canına can oldularsa gitme vakitleri yakındır.
ey limanımız, ne güzel koruyorsunuz bizi
alışkın değiliz bu kadar ilgiye
layık mıyız bu davranışlarınıza
ey fener ışığın bu acı haberi mi veriyor.
o zaman liman limanlığını, gemiler de gemiliğini hatırlasın
ve gerçekleşsin kaçınılmaz son.
ahh fener hala beceremiyorum acısız ayrılıkları
ey liman, ey gemiler,
bir gemi olursunuz, bir liman
bakın fenere, fener hep fener
ey fener kutsal ışığın daim olsun.
ey, fener aydınlat onları kutsal ışığınla.
köpük köpük sular, bak , nasıl da heyecanlandırıyor limanı.
ey, liman aç kollarını ve kucakla yeni gemileri.
kaldırıyorum kadehimi sizlerin şerefine, hoşgeldiniz gemiler.
ne kutlu bir gün.
aç gemiler geliyor, gemiler açıkta.
ey, liman bak, ince bir yat, sarı bir feribot, uzunca bir vapur geliyor.
çevir ışığını ey, fener bir göreyim onları.
ah nasıl da heyecanlandırıyor beni, sular köpük köpük.
mendirek, dalgalardan koru misafirlerimizi, yorgundurlar şimdi.
gemiler, yanaşın şefkatli bağrıma.
sular siz de daha çok köpürün
ey liman minnettarız sana
açız, yorgunuz geri çevirmedin bizi,
ey fener şahit ol bu ana aydınlat, yüce limanımızı.
gemiler ışıl ışıl parlıyor, kıpır kıpır gemiler.
bak fener, limanımız ne kadar da mutlu.
gemiler sıkılmış canıma eğlence oldunuz.
ey fener görmez misin yoluma yoldaş oldular.
ey liman canına can oldularsa gitme vakitleri yakındır.
ey limanımız, ne güzel koruyorsunuz bizi
alışkın değiliz bu kadar ilgiye
layık mıyız bu davranışlarınıza
ey fener ışığın bu acı haberi mi veriyor.
o zaman liman limanlığını, gemiler de gemiliğini hatırlasın
ve gerçekleşsin kaçınılmaz son.
ahh fener hala beceremiyorum acısız ayrılıkları
ey liman, ey gemiler,
bir gemi olursunuz, bir liman
bakın fenere, fener hep fener
ey fener kutsal ışığın daim olsun.
devamını gör...
normal sözlük gıybet kulübü
kıybet sabır işidir, ne ponçiklikler hain gıybetlere dönüşür! *
devamını gör...
yazarların aile evindeki adı
huyumsuz. *
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
iyi biri olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam diyecektim ki o da olur efenim. mis gibi de kanıtlanır. bu yazar okunur da okutulur da.. dilerim kii hep kendi gibileriyle karşılaşır ve onlarla uğraşır. bir gün uyandığında ördüğü duvarları maviye boyanmış çitlere dönüşmüş olsun, müslüm gürses yerine gizli gizli serdar ortaç dinleyeceği günlere ışınlansın. hayat kısa, patagonyalı üzülüyor günleri geride kalsın. kalbi hep sıcacık kalsın.. gülücükler bissürü gülücükler..
devamını gör...
unutulmayan öyle bir geçer zaman ki replikleri
devamını gör...
arapça
aşağıdaki yazı ekşi'deki yazımdan kopyalanmıştır.
iki arapça'dan söz etmek gerekir:
1. kur'an arapçası
2. arap halklarının konuştuğu arapça
arap halklarının konuştuğu arapçanın kur'an arapçasıyla alakası yok demiyeyim de, şöyle diyeyim; 'ben istemek su'
şimdi ne anladınız bu kelimelerden? rezil bir türkçe ile susadığımızı anlattık. işte arap ülkelerinde konuşulan arapça, 'lokal arapça' böyle bir şey. (örneğin; "ene ayze maya"-->ben istemek su-->ben su istiyorum. yanlış olabilir, ben aynen işittiğim gibi yazdım.)
'fasih arapça' bambaşka bir alem, ciddi zor. ama 'lokal arapça', dil'in kolaylık ilkesi gereği en basit hale getirilmiş.
gelelim arapça ve türkçe karşılaştırmasını sık sık yapıp, arapçanın daha üstün bir dil olduğunu savunanlara. bu konuda kısa bir not düşmek isterim:
arapların dünya siyasetinde bizden çok daha baskın olması (petrol, israil konusu...vs), elbette arapçayı türkçenin önüne çıkaracaktır ama bu demek değildir ki, türkçe arapçadan aşağı bir dildir. bu kabul edilemez. türkçe, özellikle türkiye türkçesi dünyanın en işlenmiş, en düzgün dillerinden biridir. türkçenin bir kültür dili olması, bütün dünyada konuşulması, bunlar mümkün. ne zaman? aslında bu sorunun cevabı biraz mürekkep yalamış herkesçe malum. hele ki, 'fular takmış' tayfa için.
iki arapça'dan söz etmek gerekir:
1. kur'an arapçası
2. arap halklarının konuştuğu arapça
arap halklarının konuştuğu arapçanın kur'an arapçasıyla alakası yok demiyeyim de, şöyle diyeyim; 'ben istemek su'
şimdi ne anladınız bu kelimelerden? rezil bir türkçe ile susadığımızı anlattık. işte arap ülkelerinde konuşulan arapça, 'lokal arapça' böyle bir şey. (örneğin; "ene ayze maya"-->ben istemek su-->ben su istiyorum. yanlış olabilir, ben aynen işittiğim gibi yazdım.)
'fasih arapça' bambaşka bir alem, ciddi zor. ama 'lokal arapça', dil'in kolaylık ilkesi gereği en basit hale getirilmiş.
gelelim arapça ve türkçe karşılaştırmasını sık sık yapıp, arapçanın daha üstün bir dil olduğunu savunanlara. bu konuda kısa bir not düşmek isterim:
arapların dünya siyasetinde bizden çok daha baskın olması (petrol, israil konusu...vs), elbette arapçayı türkçenin önüne çıkaracaktır ama bu demek değildir ki, türkçe arapçadan aşağı bir dildir. bu kabul edilemez. türkçe, özellikle türkiye türkçesi dünyanın en işlenmiş, en düzgün dillerinden biridir. türkçenin bir kültür dili olması, bütün dünyada konuşulması, bunlar mümkün. ne zaman? aslında bu sorunun cevabı biraz mürekkep yalamış herkesçe malum. hele ki, 'fular takmış' tayfa için.
devamını gör...
