günümüzde evrim denince ilk akla gelen isim, ingiliz doğa bilimci. tam adı charles robert darwin'dir.

kendisi evrim fikrini ilk ortaya atan kişi olmamakla birlikte -bu fikrin izlerine antik yunan'da dahi rastlanır- modern evrim kuramının temelini 1859 yılında yayımlamış olduğu türlerin kökeni isimli eserinde atmıştır. günümüzde evrimin birçok farklı mekanizması keşfedilmiş olsa da ortaya koyduğu doğal seçilim temelli evrim anlayışı bugünkü canlı çeşitliliğinin önemli bölümünü açıklamak için yeterlidir. yalnızca doğal seçilimle kalmayıp bugün evrimsel psikologların da bir hayli ilgilendiği cinsel seçilim kavramını da yine darwin ortaya koymuştur.

kimileri katılmayacak olsa da, kanımca yeryüzünden geçmiş en önemli bilim insanıdır.
devamını gör...

balkonda oturmuş, yaz mevsimine söverken hayatı sorguluyorum. mükemmel aktivite.
devamını gör...

başlığı açan yazar kardeşim şu konuda bir anlaşalım önce. sen sevgi duymama özgürlüğü demişsin ama zaten bir insana birini, kafasına silah tutsan bile sevdiremezsin. mesele burada sevgi değil saygı. atatürk'ü sevmeyenler resmen nefretini kusa kusa yazılar yazıp paylaşım yapıyor, bu da sevmeme özgürlüğüne değil, saygısızlığa giriyor. ömrünü sadece bu ülkenin topraklarına, bağımsızlığına, gelişimine harcamış bir insanı öyle canının istediği gibi atıp tutamazsın. bu topraklar da kaç milyon insanın minnet ve saygı duyduğu bir insana sevgi duymama özgürlüğü adı altında "saygısızlık" yaparsan her zaman cevabını verecek bir kişi mutlaka çıkacaktır. bu arada bana göre atatürk'ü sevmeyen bir insan ya cahil olduğu için sevmiyordur, ya da nankör olduğundan, cahil olana oturur anlatırsında, nankör olana yapacak birşey yok mesele kanındadır. şimdi sevgili yazar arkadaşım sen hangisisin? cahil mi? nankör mü?
devamını gör...

benimdir. bana aşk olsundur. bana hiç yakıştıramamışımdır. bunu nasıl yaparımdır. hadi kendimi düşünmüyorsam bunca sabi sübyanı da mı düşünmüyorumdur. acilen kendime bir çeki düzen vermem gerekiyordur. kafamın üzerinde dönmemi tavsiye eden sevgili yazara da teşekkürlerimi iletiyorumdur, hemen deniyorumdur.
devamını gör...

2013 yilinda beyaz saray'da obama'nin basin toplantisiyla duyurdugu bir girisim (proje). proje darpa tarafindan desteklenip, amerika, kanada, avusturalya ve danimarka tarafindan organize edilmektedir.

projenin amaci şu; beynin elektriksel yolaklarini haritalanmasiyla noronlarin cozumlenmemis isleyislerini aydinlatmak. bununla beraber sizofreni, bipolar, alzheimer ve bircok rahatsizligin onune gecebilmek. o yuzden ozellikle norologlar icin oldukca heyecan verici bir proje. ilerleyen zamanlarda girisimin sonuclanmasi dahilinde beyinle alakali bir cok soru isaretinin cevabi buyuk ihtimalle bulunmus olacak. insan davranislari, bilinc ve zihinsel problemler cok daha net anlasilabilecek. girisime amerika yaklasik 3 milyar dolara yakin fon saglanabilecegini bildirmis ayrica. proje de son teknoloji bilgisayarlar ve makinalar kullanilarak insan beyninin kopyasi simule edilebilecek. su an itibariyla calismalarin suresi net olarak ne zaman sonlanir bilinmemekle beraber 15 yil surmesi bekleniyor. projenin su anki gidisati hakkinda net bulgular internette bulunmuyor. oncelik olarak zaten deneyler hayvanlar uzerinde baslayacak. yapilan planlamaya gore farelerden 50 bin noron alinarak elektiriksel aktiviteleri incelenecek (ilk bes yillik planlamalari bu yondeydi). sonrasi 10 yil icerisinde bu sayi 100 kusur binden milyonluk noronlara kadar artacak(ti). bu arada avrupa'nin da buna benzer rakip projesi bulunuyor. human brain project olarak adlandirdiklari projenin gidisati bir tik farkli gibi. onlar tek tek noron kaydetip incelemek yerine, noronlarin davranislarini taklit eden bilgisayarlar uretip, insan beyninin simule edecekler. iki projenin sonuclanmasi tip alaninda cigir acacak ama tipki genom projesi gibi kotu niyetle kullanimi da soz konusu olacak. bakacagiz zaman neler gosterecek...
tam kaynak degil ama yine de braininitiative.nih.gov/
devamını gör...

1) hoca dehhani:

divan şiirinin kurucusu olarak bilinen şairdir.

anadolu’da din dışı konularda şiir yazan ilk şairdir.

türk edebiyatında türkçe kaside yazan ilk şairdir.

türk edebiyatında anadolu’da sultanlara türkçe kaside sunan ilk şairdir.

‘’selçuklu şehnamesi’’ isimli eserin ona ait olduğ varsayılır ancak eser henüz gün yüzüne çıkmamıştır.

2) mevlana celaleddini rumi:

afganistan’ın belh şehrinde doğmuş olan sanatçı, tasavvufi düşüncenin en önemli temsilcilerinden biridir.

doğduğu kent dolayısıyla kendisine ‘’belhi’’ ünvanı verilmiş, daha sonra anadolu’ya gelmesi ve burada hayatını sürdürmesinden dolayı ‘’rumi’’ sıfatı verilmiştir.

2007 yılı unesco tarafından ‘’dünya mevlana yılı’’ olarak ilan edilmiştir.

hayatını ‘’hamdim, piştim, yandım’’ sözleriyle özetlemiştir.

eserlerinde yoğun bir hoşgörü ve insan sevgisi vardır.

ölüm gecesi, ‘’şebi arus (düğün gecesi, sevgiliye kavuşulan gece)’’ olarak kutlanmaktadır.

yapıtlarının çoğunun dili farsça’dır.

‘’mesnevi’’ ismli eseri dini-tasavvufi bir eserdir. eserin hatime kısmı (son bölümü) oğlu sultan veled tarafından yazılmıştır. bu eserin içerisinde çeşitli kültürlerden evliya kıssaları ve halk hikayeleri yer almaktadır.

‘’divan-ı kebir’’ isimli eserinde ilahi aşk, sabır, tasavvuf, hoşgörü gibi konuları işlemiştir.

‘’fihi ma fih’’ isimli eserinde ise mevlana celaleddini rumi’nin ölümüden sonra derlenen sohbetleri yer alır.

‘’mecalis-i seb’a’’ isimli eserinde ise mevlana celaleddini rumi’nin yedi vaazı yer alır.

‘’mektubat’’ isimli eserde ise mevlana celaleddini rumi’nin dönemin önemli kişilerine, ileri gelenlerine ve dostlarına yazdığı mektuplar toplanmıştır.

3) sultan veled:

mevlana celaleddini rumi’nin oğludur.

mevlevilik tarikatının kurucusudur.

kurucusu olduğu mevlevilik tarikatı, anadolu’ya türklüğün yerleşmesinde önemli bir pay sahibidir.

bütün şiirlerinde tasavvuf konularını işlemiştir.

‘’rebabname’’, ‘’ibtidaname’’, ‘’intihaname’’ ve ‘’maarif’’ eserleri bu şaire aittir.

4) ahmet fakih:

horasan bölgesinden konya’ya göç etmiş olan bir din bilginidir.

‘’hoca ahmet fakih’’ ve ‘’sultan hoca fakih’’ olarak da anılmaktadır.

‘’çarhname’’ isimli eserinde dünyanın faniliğinden, gelip geçiciliğinden ve ölümden didaktik bir üslupla bahsetmiştir.


tanım: 13. yüzyıl divan şairleri hakkında yükseköğretim kurumları sınavı'na yönelik bilgi içeren başlıktır.

kaynak: edebiyat notlarım.
devamını gör...

cinsellik çok abartılacak bir mesele değil. olması güzel ama olmazsa da çok bir şey kaybetmezsin.

kafasında bunu kutsallaştıran ve yapamayan (özellikle dini-kültürel nedenlerden olanları), yapanları kıskanan insanların agresifleşmesi mümkün. bilinçli bir insanın böyle bir nedenden sinir yapacağına inanmıyorum dediğim durum.
devamını gör...

ıv. philippe tarafından fransa'daki varlıkları büyük ölçüde sonlandırıldıktan sonra yer altına inen ve daha sonra tekrar güçlenerek yeniden piyasaya çıkan, sözde hristiyanlığın koruyucusu olan örgüt.

bu yazı biraz "arkası yarın" kuşağı gibi oldu aslında. dün epey uzun yazdığımdan hepsini aynı tanım içerisinde daha da uzatmak istemedim. devamını bu tanımla anlatacağım.

***

fransa'da haklarında tutuklama kararı çıktıktan ve liderleri ile birlikte çok sayıda üyeleri öldürüldükten sonra tapınakçılar için farklı bir süreç başladı. avrupa'nın diğer ülkelerinde varlıklarına pek büyük bir darbe indirilmemişti. her ne kadar ıv. philippe bunun için çabalamışsa da, tüm ülkelerin fransa ile dostça ilişkilerinin olmaması, kiliseler arası çekişmeler, tapınakçılarla kurulmuş olan ticari ilişkiler gibi nedenler, birçok ülkenin bu örgütün yakasına yapışmasına engel olmuştu. hatta bazı ülkelerde yargılanmış ve suçsuz bulunmuşlardı.

tapınakçılar yine de bir süre yer altına inerek faaliyetlerini gizli şekilde sürdürdüler. bir yandan faaliyet gösterdikleri ülkelerde krallara ve yine papa'ya bağlı kalmaya özen gösterdiler, bir yandan da fikirlerini ve yaşam tarzlarını yaymak için yeni bir aracı buldular: masonluk, gül ve haç tarikatı gibi cemiyetler...

***

yukarıda bir yazar arkadaşın da dediği gibi, kendi devletlerini kurma arzusu sonunda, isviçre'yi tapınakçılar'ın kurduğu söylenir. ancak örgütün esas yönetim merkezi portekiz'di. bu ülkeyi de tapınakçıların kurduğu söylenebilir. hatta portekiz'in denizcilikte gelişme nedeni de, örgütün zamanında denizcilerle geçirdiği zaman ve onlardan öğrendiklerini uygulamalarıydı.

devlet kurmak, aşırı derecede zenginleşmek uğruna her türlü illegal işe bulaşmak, bankacılığın temellerini atmak gibi birçok marifetlerini bir araya getirip baktığınızda, aslında tapınakçıların, kapitalizmin temelini attığını söyleyebiliriz.

devlet kuracak kıvama gelmiş olsalar da, avrupa genelinde haklarındaki olumsuz tutum devam ediyordu. bu nedenle bir plan kurdular. buna göre portekiz'de örgüt sözde kapatılacak ama başka bir isimle yeniden açılıp sadece portekiz kralına bağlı olacaktı.

bu planın avantajları vardı tapınakçılar için; malları kilise'nin eline geçmemiş olacaktı (ki bu yüzden daha da zenginleştiler) ve papa ile bir bağlantıları kalmadığından dinle bağlantılı bir hayat sürme zorunluluğundan da kurtulacaklardı. zira örgüt sadece görünürde hristiyandı. oysa bağlı oldukları inancın onunla pek alakası yoktu. daha çok büyülerle, kabala ile, hristiyanlığın yasakladığı işlerle uğraşıyorlardı.

***

birkaç ülkede yeniden palazlanmaya başladıklarında, yeni papa tapınakçılarla tekrar anlaşarak bu durumun nimetlerinden yararlanmak istedi ve böylece portekiz'de "isa tarikatı" adıyla yeniden açılan versiyonunu onayladı örgütün. bunun sonucunda da tapınakçıların yeniden birçok ülkede serbestçe gezmesinin önü açılmış oldu.

reform hareketleri sonrasında kilise güç kaybedince, tapınakçılar yeni bir dayanak noktası aradılar. akıllarına, örgütlerinin dinle alakası olmayan bir benzerini kurmak geldi. böylece devreye mason loncaları girmiş oldu. o zamanlar meslek örgütleri olan loncalara sızan tapınakçılar, bu loncaların koruması altında yükselmeye devam ettiler. birçok lonca içerisinden masonları, yani duvarcı ustalarını seçmelerinin nedeni, hemen hemen benzer mistik inançlara ve sembolizme sahip olmalarıydı.

zamanla tapınakçılar, masonları da kendilerine benzetmişlerdi. loncalar meslek birlikleri olmaktan çıkıp, siyasi tuzaklar kurmak için kullanılan yerler haline gelmiş, loncadan locaya evrilmişlerdi. üstelik bu topluluklar iyice iç içe geçmiş, tapınakçıların büyük üstatları aynı zamanda masonların da büyük üstadı olmaya başlamıştı. örgüt merkezi olarak aynı mekânları kullanıyorlardı. masonluğa kabul törenlerini duymuşsunuzdur. bunlar bile hemen hemen aynı ritüelleri içeriyordu tapınakçılarla.

masonluğa baskın çıkan tapınakçılar, locaların yapısını bir bir değiştirmeye ve onları da gizli örgüt biçimine sokmaya başlamıştı. ünlü iskoç riti tapınakçılar tarafından kurulmuştu ve "masonik rit" adı altında, tapınakçıların sapkın ayinlerini yapmak ve bu tür inançlarını yaymak için kullanılmıştı. tapınakçılar bu arada din karşıtı olan tüm örgütleri de gaza getirip kilise ve hristiyanlığa karşı doldurmayı ihmal etmiyordu.

***

zamanla kilise güç kaybetmeye başladı. tapınakçılar, gelişen dünyaya ayak uydurarak, zenginlik elde etmek için simya, astroloji gibi bilim dışı işleri bırakıp, dönemin gelişmekte olan bilim ve teknolojisine yönelmişlerdi. artık temel bilimlerde kontrolü ele geçirmek için kendilerini eğitiyorlardı.

protestanlık, kilise'ye karşı çıkma araçlarından biri olarak biçilmiş kaftandı. tam da tapınakçıların elinden çıkma gibi görünüyordu. mason localarında toplanan, önemli mevki ve meslek sahibi kişiler, kendilerini iyice siyasi entrikalara vermişti. bu ortam, fransız devrimi'nin de tapınakçıların elinden çıkması için son derece uygundu.

***

gerisi yakın tarih olduğundan çok da fazla izaha ihtiyaç yok. mason locaları günümüzde hâlâ faaliyetlerini sürdürüyor. osmanlı'da bile birçok mason paşa ve devlet adamı olduğunu biliyoruz. aslında bu insanların çoğu, mason localarını bir statü göstergesi olması nedeniyle üye olmaya değer görüyordu. oysa perde arkasında dönenlerden, çoğunun haberi bile yoktu.

1935 yılında localar atatürk tarafından kapatıldıysa da (ki atatürk'ün ölümünün masonların elinden olduğu iddiaları bulunmaktadır. nasıl öldüğüne dair 1-2 kitap okursanız, ölümünün çok da doğal olmadığını görürsünüz) 13 sene boyunca gizlice faaliyetlerini sürdürdüler. 1964'te ise türkiye'deki mason cemiyetleri süleyman demirel'in mason olup olmaması ile ilgili anlaşmazlığa düşerek ikiye bölündü.

günümüzde mason cemiyetlerinin tam olarak nasıl bir yapı içerisinde bulunduğunu doğrusu ben de bilemiyorum. tabii ki kendi sitelerinde, kendileriyle ve misyonlarıyla ilgili birtakım açıklamalar var. fakat bir yandan bu kurumları ve üyelerini töhmet altında bırakmak istemiyorum. bir yandan da geçmişi böylesine karanlık iddialarla dolu cemiyetlerin, bu geçmişten tamamen arınıp "iyilik, güzellik, çiçek, böcek..." şeklinde amaçlarla faaliyetlerine devam ediyor olması ihtimali nedir, onun yorumunu size bırakıyorum.

bu bilgilerin çoğu ve daha fazlası serdar adalı'nın tapınak şövalyeleri adlı kitabında mevcut. okumak isteyen olursa, kutsal kase ile olan ilişkileri dahil oldukça fazla ayrıntıya yer veren bir kitap olduğunu söylemiş olayım, yazıyı bitirmeden.
devamını gör...

bir saat önce çıktığım yolculuktur. 12 saat yol nasıl geçecek diye düşünmüyor değilim. bulantı ve baş ağrısı şimdiden başladı. kulaklığımı taktım gökyüzüne bakıyorum. hayatı sorgulamaya başladım, ordan oyun havasına bağlayabilirsem süper olacak kesinlikle.
sonunda güzel bir şehir beni bekliyor olacak. sizin için de temiz havayı içime cekmeyi ihmal etmiciiiim tabiki.
devamını gör...

aklıma fotoğrafçı kevin carter'ı getiren muhasebe.

meşhur akbaba ve sudanlı çocuk fotoğrafı ile pulitzer ödülü almış ve o kareyi çektikten sonra duruma hiç müdahale etmeden oradan uzaklaşması olayından kısa süre sonra evine/reel yaşama döndükten sonra normal hayata adapte olamamasıyla birlikte çeşitli psikolojik sorunlar yaşayarak intihar etmiştir.

medya ve toplum söylemlerinin etkisi carter üzerinde büyük olsa da mevzu bahis fotoğraf hakkında çeşitli görüşler öne sürülmektedir. orada bulunan diğer fotoğrafçılar çocuk ile akbaba arasında zaten belli bir mesafe olduğunu ve çocuğun birleşmiş milletler gıda dağıtım noktasındaki kalabalığa yakın olduğunu belirtmişlerdir.

sanırım belgeselci vicdanı/vicdansızlığı noktasında etik olana bakmak yerine kişinin bulunduğu şartları ve o an ki algı şeklini anlayabilmek gerekli. ancak bunu dışarıdan bir insanın yalnızca empati yoluyla anlaması oldukça güç olacağından toplum tarafından çeşitli taşlamalara maruz kalacaktır belgeselci kısmısı.

ekleme: carter'ın hassasiyet göstermeyip müdahale etmemeyi seçtiği ve bu sayede çektiği söylenen o fotoğraf tüm dünyada sansasyon uyandırdığı için yardımlar sıklaştırıldı, çeşitli kuruluşlar insani müdahale ve yardım konusunda çeşitli programlara başladı. işin bir de böyle bir yüzü.
devamını gör...

eylül 1933 de milletler cemiyeti toplantısı için cenevreye gittiğinde life dergisi fotoğrafçısı, aşağıda soldaki resimi çeker önce. ancak fotoğrafçının adı alfred eisenstaedt dir ve adından da anlaşılacağı üzere yahudidir. bunu orada öğrenen goebbels bu sefer aynı fotoğrafçıya sağdaki pozu verir ve bu fotoğraf tarihe nefretin gözleri olarak geçer.

ibb.co/JQRXpXz
devamını gör...

bulabilmesi muhtemel olan kızdır. fakat başını göğsüne yaslamak isterse başaramayabilir.

olsun oda midesine yaslar, gurultuları dinler.

aşk böyle küçük şeyleri affeder efenim.
devamını gör...

"neden karılı kızlı başlıklara yazmadığımı sanıyorsunuz?" dedirten başlık.
devamını gör...

bordo kalp+mavi kalp= trabzonspor.
devamını gör...

anlatmaktan yorulmaktan, kimseyi kırmak istememekten ya da anlaşılmayacağını düşünmekten kaynaklanan ve insanın bütün söylemek istediklerini içine atarak daha çok üzülmesine sebep olabilecek durum.
devamını gör...

sohbeti güzel, sıcakkanlı ve kaliteli yazarlarımızdan.*
devamını gör...

genelde erkek taraflarını ümitlendiren, hayallere daldıran ortamdır ama o işler öyle olmuyor o işler.
ağzınızla içer kendinizi kaybetmezseniz oldukça keyif alabileceğiniz ortamdır, içki içerken veya sonrasında sarkıntılık yapıp sarhoşluğa sığınanlara inanmamak gerekir o sarhoş değil sadece bir fırsatçı adidir.
devamını gör...

özellikle son dönemlerde iyice popüler olmuş bir aktivitedir. kesinlikle googledan, sözlüklerden, hastanelerin risk grubunda olabilecek kişiler için ana sayfalarına koydukları kısa bilgilendirmeler okuyarak semptomları kendinize uydurarak belirli bir hastalığı yada fobiyi sahiplenmemiz gerekir.

son zamanlarda epeyce gözüme takılan bu konu hakkında uluslararası değerlendirme testlerini yapma yetkisi ve eğitimi olan birisi olarak sizlere bu konuda kendi tecrübelerimi aktarmak isterim.

öncelikle normal sınırlarının çok geniş olduğunu unutmamanız gerekir. bir takım konularda hassasiyetleriniz olması sizi psikolojik problemleri olan bir kimse yapmaz. karanlıktan rahatsız olabilirsiniz yada çok fazla suyla temas etmekten hoşlanmıyor olabilirsiniz bunlar hayatın içinde gayet olağan şeylerdir ancak ne zaman bu konu sizin hayatınız olağan akışı etkiliyor olur o vakit yalnızca alanında uzman bir psikiyatrist ile görüşebilirsiniz. bakın özellikle psikiyatrist olarak belirtiyorum çünkü başka hiç bir meslek grubunun özellikle psikolojik problemler ile ilgili tanı koyma yetkisi yoktur. psikologlar, pedagoglar, rehber öğretmenler aklınıza hangi meslek grubu geliyorsa psikolojik tabanlı olduğundan şüphelenen bir durumda tanı koyamaz. uluslararası geçerliği olan eğitimlere eşek yüküyle para ödeyerek katılıyoruz, zamanımızı veriyoruz ve üstüne lise, üniversite hayatınızda denk gelmeyecek kadar ağır sınavlara giriyoruz fakat bu eğitimler dahi bize tanı koyma yetkisi tanımıyor yalnızca hali hazırda tanı almış bireylere daha profesyonel yaklaşmamızı ve durumları daha analitik bir tabanda çözmek ve terapileri daha etkin şeklinde yürütmemize yardımcı oluyor. hali hazırda tanı almış kişilere müdahale edebilmek için bile insan üstü çaba harcadığımız dönemler oluyor anlayacağınız. youtube kanalları ve bilumum sosyal medya paylaşım sitelerinde bu kadar detaylı eğitim süreçlerinden geçmiş insanlar yazmıyor bu detayları unutmayın, kendinize haksızlık etmeyin.

ayrıca bunun cool olduğunu falan düşünüyorsanız düşünmeyin. her insanın bir takım hassasiyetleri, endişeleri, kaygıları ve korkuları olabilir bu bir hastalığa sahip olduğunuz anlamına gelmez yalnızca insan olduğunuz anlamına gelir ve her insan belirli dönemlerde bu tür zorluklarla mücadele etmektedir. hayatının belirli dönemlerinde belirli olgulardan rahatsız olan her insana tanı koymaya kalkılırsa dünya üzerinde sağlıklı kabul edebileceğimiz bir tane insan kalmaz.

belirli problemler artık hayatınızı yaşanmaz hale getiriyorsa örneğin; insan ilişkileriniz zayıfladığı için günlük yaşamsal faaliyetlerinizi sürdüremeyecek hale geldiyseniz, markete, bakkala, işe, okula gidemiyorsanız elbette bu risk grubunda olabilirsiniz ancak hala sosyal fobiye sahip olduğunuzu söyleyemezsiniz zira kendinize tanı koyabilecek kadar ne objektif yaklaşabilirsiniz ne de bu konuda tanı koyabilecek yetkinliğe sahipsiniz. işler çığrından çıkıyorsa en yakın psikiyatri kliniğinden randevu alıp probleminizi anlatarak bir uzmandan yardım isteyebilirsiniz. yapabilecekleriniz yalnızca bu kadardır.
devamını gör...

"ben bir de diğer fırsatlara bakıp geleyim" diyen sevgilidir.
devamını gör...

gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim