30 temmuz 2021 istanbul'da ulaşıma gelen zam
analarını bacılarını hacı hocalara badeletirken izleyip zevk alanların, bunca zamma rağmen sesini çıkartamayıp, konunun içinde chp ve ekrem imamoğlu olunca kuyruğuna basılmışlar gibi ciyaklayacağı zamdır.
dipnot: iş bu tanım sabahın köründe ciyaklayanlar içindir. üzerine alınanın psikoloğa gitmesi tavsiye olunur.
dipnot: iş bu tanım sabahın köründe ciyaklayanlar içindir. üzerine alınanın psikoloğa gitmesi tavsiye olunur.
devamını gör...
yazarların hemencecik de birbirlerini sevmeleri
bazı yazarların tanımlarında ve sohbetinde çok farklı güzel bir enerji var, o enerji insanı kendine çekiyor. *
devamını gör...
tahammül edilemeyen insan özellikleri
saygısızlık ,anlayışsızlık ,aptal yerine konma, düşüncesizlik ,bencillik vb. gibi şeyler..
devamını gör...
kız yurdunda yaşanan tuhaf olaylar
kız yurdu değil ama kız apartında yaşadığım bir olay var. sene 2015 aylardan kasım. üniversitenin ilk yılı. vize zamanı gelmiş çatmış. matematik sınavından önce ki akşam memleketten aldığım üzücü bir haber sonucu sinirlerim bozuluyor. zaten sınav stresi üzerine kötü haber alınca benim kafa iyice gidiyor. sevgili ev arkadaşım biz ona kıvırcık diyelim beni böyle görünce başlıyoruz dertleşmeye. sabahın dördüne kadar dertleştikten sonra artık yatalım diyoruz. ikimizde odalarımıza çekiliyoruz. daha başımı yastığa koyalı belki yarım saat oldu olmadı kulağıma bir takım sesler geliyor. tabi bende kafa uçtuğu için beyin algılayamıyor bir türlü bu neyin sesi diye. yatağın içinde gözlerim kapalı sesi tahmin etmeye çalışırken süper zeki olan beynim aa diyor buldum bu ses ne. kapı zili sesi ama bu saatte kim olabilir diye düşününce de kalbim tek atmaya başlıyor. çünkü süper beynim bunun cevabını hırsız olarak veriyor. evet yanlış duymadığınız gelen kişinin hırsız olduğunu düşünüyorum. kapıyı çalmasının nedeni ise evde olup olmadığımızı kontrol ediyor olması. salak ben işte düşün ne çalacak bizden. bizim eve gelip herhalde tencere tava çalacak. her neyse korkudan altıma yapacak bir şekilde kalkıyor ve dış kapıya gidiyorum. delikten baktığım sırada dışarıda olan kişi de deliğe yaklaşıyor. bunu görünce tamam diyor beynim kesin hırsız bu. koşuyorum kıvırcığın odasına zar zor uyandırıyorum kalk diyorum hırsız var diyorum sabahın dördüne kadar uyuyamadığı için onun da kafa gidik tabi. kalkıyor ve ben ne kadar telaşlıysam o da bir o kadar sakin kalarak çoraplarını arıyor. çorapları olmadan hırsızlarla başa çıkamayacak sanırım. bende bulup giyinmesini bekliyorum. neyse sonunda kalkıyor ikimiz de kapıya geliyoruz salak salak bakarken kapıya dışarıdan apartın sahibi mehmet amcanın sesi geliyor kızım kapıyı açın diye. kapıyı açıyoruz ve karşımızda iki kız öğrenci. alt komşumuzmuş yedi sekiz saattir bizim banyodan su sesi geliyormuş. bu saate kadar kesilmeyince bir şey oldu sanmışlar ve sağ olsunlar daha önce değil de saat beşte gidip bir kontrol edelim demişler. bu saatte apartın sahibiyle yanımıza gelmişler. biz de tabi bir sıkıntı olmadığını sadece sifonun bozulduğunu söyledik. peki mehmet amca ne yaptı dersiniz. durun o zaman ben bir tamir edeyim dedi. sabahın beşi mehmet amca içeride sifonu tamir ediyor. ben, kıvırcık ve iki kız kapının önünde durmuş bakışıyoruz. kıvırcık boş boş önüne bakıyor kızlar da bana. ben de iyice fıttırdım tabi. gülme krizine girdim en sonunda. ben deli gibi gülerken mehmet amca işini bitirdi herkes evine dağıldı biz de yataklarımıza. bu da böyle saçma bir anımdır.
devamını gör...
elma yedi diye insanı dünyaya kovan tanrı
biraz fevri davranmıştır.
devamını gör...
raindrops keep falling on my head
burt bacharach ve hal david tarafından yazılan ve hall of fame mensubu b.j.thomas tarafından seslendirilen muhteşem şarkıdır.

sanatla ve edebiyatla ilgilenmenin en güzel yanlarından biri sanat türleri arasında geçiş yapabilme imkanıdır. bazı resimler sizi filmlere, o filmler sizi kitaplara, kitaplar sizi şarkılara, şarkılar da bambaşka yerlere taşıyabilir.
defalarca gerçekleştirdiğim bu yolculuklarda bir keşif gibi hissettiğim çok olmuştur kendimi. mesela slavoj zizek’in yamuk bakmak kitabı beni onlarca başka kitabı ve filme götürmüştü. bunlardan en önemlisi belki de saki’nin open window öyküsü idi. bu öykü de beni (bkz: open window (kısa film))’e taşımıştı. bunun gibi onlarca örnek verebilirim. ve bu örneklerden biri de bu harika şarkı.

mickybo ve ben filmine cnbc-e ekranlarında tamamen boş olduğum bir anda rastlayıp izlemeye başladığımda film beni anında içine almıştı ama daha güzel tarafı bu film beni butch cassidy ve the sundance kid filmine götürdü. bu filme de bayıldım ve film de beni 1969 yılında bu film için yapılmış olan raindrops keep falling on my head isimli şarkıya götürünce ister istemez b.j.thomas ile de tanışmış oldum. muhteşem döngü.


şarkının sözleri zorlukları aşmak için kendi kendine telkinde bulunan bir adamı anlatıyor. mutluluğun kendisini bulmasının uzun sürmeyeceğini düşünen bir adamın. hem sözleri hem müziği ile sabah uyanır uyanmaz dinlenebilecek bir şarkı.

sanatla ve edebiyatla ilgilenmenin en güzel yanlarından biri sanat türleri arasında geçiş yapabilme imkanıdır. bazı resimler sizi filmlere, o filmler sizi kitaplara, kitaplar sizi şarkılara, şarkılar da bambaşka yerlere taşıyabilir.
defalarca gerçekleştirdiğim bu yolculuklarda bir keşif gibi hissettiğim çok olmuştur kendimi. mesela slavoj zizek’in yamuk bakmak kitabı beni onlarca başka kitabı ve filme götürmüştü. bunlardan en önemlisi belki de saki’nin open window öyküsü idi. bu öykü de beni (bkz: open window (kısa film))’e taşımıştı. bunun gibi onlarca örnek verebilirim. ve bu örneklerden biri de bu harika şarkı.

mickybo ve ben filmine cnbc-e ekranlarında tamamen boş olduğum bir anda rastlayıp izlemeye başladığımda film beni anında içine almıştı ama daha güzel tarafı bu film beni butch cassidy ve the sundance kid filmine götürdü. bu filme de bayıldım ve film de beni 1969 yılında bu film için yapılmış olan raindrops keep falling on my head isimli şarkıya götürünce ister istemez b.j.thomas ile de tanışmış oldum. muhteşem döngü.


şarkının sözleri zorlukları aşmak için kendi kendine telkinde bulunan bir adamı anlatıyor. mutluluğun kendisini bulmasının uzun sürmeyeceğini düşünen bir adamın. hem sözleri hem müziği ile sabah uyanır uyanmaz dinlenebilecek bir şarkı.
devamını gör...
tutuklular çemberi
ünlü ressam vincent van gogh'un gustave doré tarafından yapılmış gravürünü referans alarak çizdiği yağlı boya tablosudur.
doré'nin gravürü:

van gogh'un tablosu:

öncelikle van gogh hakkında bir şeyler söyleyeyim. 1889 yılında kendi isteğiyle akıl hastanesine yatırılmış ve bu tabloyu 1890 yılında orada çizmiştir. yine 1890 yılında 37 yaşındayken intihar etmiştir.
hastanede olduğu süre boyunca resim yapması için uygun ortam sağlanmış fakat dışarı çıkmasına izin verilmediğinden o dönemde genelde diğer ressamların tablolarını yorumlayıp çizmiştir.
gelelim tabloya, denilene göre resmin ortasındaki, diğerlerinden daha farklı olan adam van gogh'un ta kendisi. hatta hastanenin avlusunu resmettiği de söylenenler arasında. dikkatli bakarsanız tablonun üstlerine doğru iki kelebek göreceksiniz. bu "her zaman bir umut olduğu"mesajı veriliyor şeklinde yorumlanmıştır.* tablodaki bir diğer detay da tam 37 tane adamın olması. hatırlarsanız intihar ettiği yaş da 37. buradan yola çıkarak her bir adamın bir yaşını temsil ettiği de söylenenler arasında.
doré'nin gravürü:

van gogh'un tablosu:

öncelikle van gogh hakkında bir şeyler söyleyeyim. 1889 yılında kendi isteğiyle akıl hastanesine yatırılmış ve bu tabloyu 1890 yılında orada çizmiştir. yine 1890 yılında 37 yaşındayken intihar etmiştir.
hastanede olduğu süre boyunca resim yapması için uygun ortam sağlanmış fakat dışarı çıkmasına izin verilmediğinden o dönemde genelde diğer ressamların tablolarını yorumlayıp çizmiştir.
gelelim tabloya, denilene göre resmin ortasındaki, diğerlerinden daha farklı olan adam van gogh'un ta kendisi. hatta hastanenin avlusunu resmettiği de söylenenler arasında. dikkatli bakarsanız tablonun üstlerine doğru iki kelebek göreceksiniz. bu "her zaman bir umut olduğu"mesajı veriliyor şeklinde yorumlanmıştır.* tablodaki bir diğer detay da tam 37 tane adamın olması. hatırlarsanız intihar ettiği yaş da 37. buradan yola çıkarak her bir adamın bir yaşını temsil ettiği de söylenenler arasında.
devamını gör...
bitti rüya
manganın en iyi şarkılarından biridir.
gidiyorum buralardan, dönüyorum durmadan
uyan artık uyan, bitti rüya
seviyorum sormadan, öpüyorum kasmadan
dayan artık dayan, bitti rüya.
gidiyorum buralardan, dönüyorum durmadan
uyan artık uyan, bitti rüya
seviyorum sormadan, öpüyorum kasmadan
dayan artık dayan, bitti rüya.
devamını gör...
#kadınaşiddeteson
"ağzına ski soktuk", "domalttık", "yatırdık", "üstünden geçtik, "içinde gezdirdik" diye bağıran çağıran taraftar gruplarına söylesinler.
ben de sürekli küfreden bir adamım ama artık gerçek anlamından kaymış "aq" ya da "sktir" ile yukarıdaki gibi tarifli tasfirli saldırılar aynı şey değil. futbolda taraftar jargonu, erkeğin partnerini alt etmesi, dize getirmesi algısından geçiyor.
bir de stadyumlarda kadın seyirci sayısını arttırmak ve hatta hedef olarak eşitlemek için ne çalışmaları var merak ediyorum.
bir maç ayarlayayım bir sene pr satayım şark kurnazlığıdır.
ben de sürekli küfreden bir adamım ama artık gerçek anlamından kaymış "aq" ya da "sktir" ile yukarıdaki gibi tarifli tasfirli saldırılar aynı şey değil. futbolda taraftar jargonu, erkeğin partnerini alt etmesi, dize getirmesi algısından geçiyor.
bir de stadyumlarda kadın seyirci sayısını arttırmak ve hatta hedef olarak eşitlemek için ne çalışmaları var merak ediyorum.
bir maç ayarlayayım bir sene pr satayım şark kurnazlığıdır.
devamını gör...
çemberimde gül oya
izlediğim en ama en güzel türk dizisidir. gerçek olmasına bile inanamam çoğu zaman. her dizinin tekrarı 30 kere verilirken bu dizinin tekrarının ana akım medya kanallarının hiçbirinde verilmemesi beni şaşırtmaz. çünkü dizi birbirinden çok farklı düşünceleri, hayatları olan insanların bir çatı altında , türkiye'nin en acımasız zamanlarındaki dayanışmasını anlatır. emeği, yardımlaşmayı ilke edinmenin saflık değil, erdemlilik olduğunu anlatan ender dizilerdendir. "kötü" olarak tabir edilen insanları bile hangi şartların kötü yaptığını ilmek ilmek anlatır. belki de bu yüzden tekrarı verilmez. birbirinden farklı insanların uyum içinde nasıl yaşayacağı bilinmesin istenir. her bir oyuncu özenle seçilmiştir. oyunculuğunu hiç beğenmediğim tuba büyüküstün bile "zarife" karakteri ile göze batmaz. zarife'nin annesi sultan vardır ki, tam bir deryadır. en efsane cümleler hep ondan gelir
"küslük sıcak yaz gününde ipek mendili yıkayıp dala asıp mendil kuruyana kadarmış, gerisi harammış."
bir de yurdanur'un babasıyla olan bir konuşması vardır ki, insanı derinden etkiler.
yurdanur tam bir solcu olan mehmetle evlenmiştir. el bebek gül bebek büyüdüğü hayatını geride bırakmış, hem ideallerine, hem de insanlığına hayran olduğu adamla zorlu bir hayat yaşamayı tercih etmiştir. fabrikatör babası dinçer çok öfkelidir, kızı için planladığı hayat bu değildir. diziyi dikkatli izleyince aslında bu öfkenin kaynağının kızının hayatından edişe etmek değil, kendi ideallerinin gerçekleşmeme korkusu olduğunu anlarsınız. çünkü dinçer bey demokrat partilidir, çünkü ünlü bir milletvekili olmak onun için her şeyden önce gelir. ancak kızının solcu bir adamla evli olması, onun tabiri ile onu "kendi insanları" arasında güç durumda bırakmaktadır. aylardır görmediği kızı, bir başkası için iyilik istemek adına babasının fabrikasına gelir. olumsuz geçen konuşmanın ardından yurdanur babasının odasından çıkarken babası, yurdanur'un canını acıtmak için öfkeyle seslenir:
"seni sevmiyorum artık"
yurdanur buruk bir gülümsemeyle babasına döner,
"seviyorsun, sevmek zorundasın, babamsın çünkü"
der . kapının kenarında çocukluğundan kalan boy çizgilerine bakar. uzun zamandır çentik atılmamıştır. yaklaşır, şimdiki boyunu ölçerek bir çizik atar. seneler önce duvarda bıraktığı izle arasındaki mesafeyi gösterip, babasına sorar:
"bu kadarcık yer mi bizi birbirimize düşman edecek?"
"küslük sıcak yaz gününde ipek mendili yıkayıp dala asıp mendil kuruyana kadarmış, gerisi harammış."
bir de yurdanur'un babasıyla olan bir konuşması vardır ki, insanı derinden etkiler.
yurdanur tam bir solcu olan mehmetle evlenmiştir. el bebek gül bebek büyüdüğü hayatını geride bırakmış, hem ideallerine, hem de insanlığına hayran olduğu adamla zorlu bir hayat yaşamayı tercih etmiştir. fabrikatör babası dinçer çok öfkelidir, kızı için planladığı hayat bu değildir. diziyi dikkatli izleyince aslında bu öfkenin kaynağının kızının hayatından edişe etmek değil, kendi ideallerinin gerçekleşmeme korkusu olduğunu anlarsınız. çünkü dinçer bey demokrat partilidir, çünkü ünlü bir milletvekili olmak onun için her şeyden önce gelir. ancak kızının solcu bir adamla evli olması, onun tabiri ile onu "kendi insanları" arasında güç durumda bırakmaktadır. aylardır görmediği kızı, bir başkası için iyilik istemek adına babasının fabrikasına gelir. olumsuz geçen konuşmanın ardından yurdanur babasının odasından çıkarken babası, yurdanur'un canını acıtmak için öfkeyle seslenir:
"seni sevmiyorum artık"
yurdanur buruk bir gülümsemeyle babasına döner,
"seviyorsun, sevmek zorundasın, babamsın çünkü"
"bu kadarcık yer mi bizi birbirimize düşman edecek?"
devamını gör...
evlenmelerine izin verilmeyen gençlerin intihar etmesi
bıraksaydınız da evlenselerdi. zaten max. 2 sene sonra, yaptıkları hatayı anlarlardı. pişman olurlardı.
aşk için ölünmez. bunu gençlere nasıl anlatmak lazım bilmiyorum ama aşk için kendinden vazgeçmek büyük ahmaklık.
aşk için ölünmez. bunu gençlere nasıl anlatmak lazım bilmiyorum ama aşk için kendinden vazgeçmek büyük ahmaklık.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"daha başka bir yerde daha iyi bir hayatın olacağı düşüncesi ruhumuzu sürekli yokluyor. bu da huzursuzluğumuzun sebeplerinden bir tanesi."
kemal sayar
kemal sayar
devamını gör...
sessiz gemi
#43008 ve #344872 de bahsedilen yahya kemal beyatlı ile nazım hikmet'in annesi celile hanım arasındaki aşkın neticesinde yazılmış şiirdir, sanıldığı gibi ölüp giden insanlarla ilgili değil. orjinal kaynak aşağıdadır, linkin zamanla ölmesi ihtimaline karşı olduğu gibi aşağıya kopyalıyorum ki bulunsun, ne aşklar varmış be:
www.musikidergisi.net/?p=1615
linkte yazanlar biraz uzun, uyarayım:
nazım hikmet’in, annesiyle yahya kemal arasındaki aşkı farkettiği an… celile hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm istanbul’un diline destan bir kadındı… istanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı… 1900 yılında bu dillere destan güzellikte kadın osmanlı’nın meşhur valilerinden nazım paşa’nın oğlu hikmet bey ile evlendi… türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan nazım hikmet de bu beraberlikten doğacaktı… 1916’ya gelindiğinde celile hanım‘la eşi hikmet bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı…
o günlerde yahya kemal, bahriye’de okuyan genç nazım hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…
nazım hikmet’in annesi celile hanım’la, yahya kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra celile hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…
tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu…
o aşkın aktörleri sadece celile hanım ve ünlü şair yahya kemal değildi…
nazım hikmet, necip fazıl hatta celile’nin yeğeni oktay rıfat’ın, yani türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o…
***
heybeliada’da okuyan genç bahriyeli nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi…
yahya kemal o günlerde genç birer bahriyeli olan nazım hikmet ve necip fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi…
yahya kemal hafta sonları “genç nazım hikmet’e türkçe ile şiir dersleri” verirken, istanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam celile hanım’la yakınlaştı…
nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda celile hanım ile yahya kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı…
bir süre sonra bu ilişkinin kokusu nazım’ın ve necip fazıl’ın öğrencisi olduğu bahriye mektebinde duyuldu…
***
dedikoduların ayyuka çıkması üzerine yahya kemal bir süre okula gelmedi…
geldiğinde karşısına öğrencisi necip fazıl çıkacaktı…
hocası olan yahya kemal’e şöyle dedi:
“hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk… sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…”
hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir deniz harp okulu öğrencisi bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı…
necip fazıl “bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda…
***
ne ki bu fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın celile ile yahya kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu…
olayı genç nazım hikmet de fark etmişti…
necip fazıl’dan sonra bir gün yahya kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı…
kâğıtta yahya kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:
“hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”
bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu…
bir süre celile hanım’ın evine gelmedi…
genç nazım’la karşılaşmaktan çekindi…
celile hanım ise yahya kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün istanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti…
artık evlenmek istiyordu…
yahya kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu…
***
aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
bu kadın yazın adada otururdu…
ben de orada idim…
deli divane olmuştum…
sonbahar’da nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için istanbul’a inerdi…
1916 sonbaharı’nda yine istanbul’a iniyordu…
ben müthiş muzdariptim…
artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
o gidinceye kadar ada dopdolu idi…
gider gitmez benim için boşalıverirdi…
tam o günlerde berlin büyükelçisi hakkı paşa istanbul’a dönecek lafı çıktı…
hakkı paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve istanbul’a geldiğinde geceler düzenler, istanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
gitmeyeceğine yemin etmişti…
bir gece ada oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘berlin büyükelçisi bu gece davet veriyor… istanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…
***
müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
iskeleye doğru gittim… son vapur çoktan kalkmıştı…
sert bir lodos esiyordu… deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla maltepe’ye geçmeye karar verdim…
sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
çok para verince biri ikna oldu…
açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
denizde çalkalanıp duruyorduk… sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
sırılsıklam maltepe’ye gelebildik…
hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
yoktu…
bunun üzerine maltepe’den bostancı’ya yürümeye karar verdim…
tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
maltepe-bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”
***
“kan ter içinde bostancı’ya geldim…
vakit hayli geçti…
karakola gittim. ‘bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
aradılar taradılar birini buldular..
yine bir sürü para verdim…
arabayla yola koyuldum…
kadıköy, oradan üsküdar… karşıya geçtim. doğru nişantaşı!.. sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘benimki evde mi’ diye sordum?
adam halime bakıp şaşırdı: ‘evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘ne diyorsun diye bağırdım?’ bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. eve kaçta geldiğini araştırttım…
sözüne inanamıyordum. ‘çık bir bak! evde mi?’ diye adamı zorladım…
adam çarnaçar çıktı. bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… geldi haber verdi… sanki dünyalar benim oldu…
apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. orada sabaha kadar içtim…
sabahleyin, doğru eve çıktım… benim halim berbat. toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… sarmaşdolaş olduk…”
***
yahya kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu…
belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç nazım hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..
o günlerde celile hanım, yahya kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“bugün pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
gelmedin mahzun oldum…
verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi…
çok çok göreceğim geldi…
beni niye aramadın…
sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi… ben o günden beri yani salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum… evimiz için çalışıyorum…”
hiçbir zaman o evlilik olmadı…
yahya kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…
uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden…
nazım hikmet büyük bir şair olmuştu…
sosyalistti…
dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu…
celile artık yaşlanmıştı…
o güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu…
oğlunun hapislerden kurtulması için galata köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği…
tuhaf bir rastlantı sonucu, celile açlık grevi yaparken, yahya kemal galata köprüsü’nden geçiyordu…
büyük aşkını gördü…
ama yanına gitmedi…
bir zamanlar “hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç nazım hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan celile’ye destek imzasını vermedi…
hızla uzaklaştı oradan…
***
öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı yahya kemal’in…
şöyle yazıyordu:
“bu zarfın içindeki hatıra, 19 ağustos 1930’da sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”
celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece paris’e giderken, sirkeci garı’nda vermişti yahya kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği…
sessiz gemi…
yahya kemal’in sessiz gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
yahya kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan celile’sinin ada’dan gemiyle istanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
ölümdür elbette sessiz gemi’nin konusu…
ama aşkta aranan ölümdür ve celile’nin ardından ada limanında bakakalan yahya kemal’den esintiler içerir…
***
“artık demir almak günü gelmişse zamandan…
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…
biçare gönüller!.. ne giden son gemidir bu…
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu…
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler…
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…
birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
birçok seneler geçti dönen yok seferinden…”
www.musikidergisi.net/?p=1615
linkte yazanlar biraz uzun, uyarayım:
nazım hikmet’in, annesiyle yahya kemal arasındaki aşkı farkettiği an… celile hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm istanbul’un diline destan bir kadındı… istanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı… 1900 yılında bu dillere destan güzellikte kadın osmanlı’nın meşhur valilerinden nazım paşa’nın oğlu hikmet bey ile evlendi… türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan nazım hikmet de bu beraberlikten doğacaktı… 1916’ya gelindiğinde celile hanım‘la eşi hikmet bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı…
o günlerde yahya kemal, bahriye’de okuyan genç nazım hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…
nazım hikmet’in annesi celile hanım’la, yahya kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra celile hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…
tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu…
o aşkın aktörleri sadece celile hanım ve ünlü şair yahya kemal değildi…
nazım hikmet, necip fazıl hatta celile’nin yeğeni oktay rıfat’ın, yani türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o…
***
heybeliada’da okuyan genç bahriyeli nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi…
yahya kemal o günlerde genç birer bahriyeli olan nazım hikmet ve necip fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi…
yahya kemal hafta sonları “genç nazım hikmet’e türkçe ile şiir dersleri” verirken, istanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam celile hanım’la yakınlaştı…
nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda celile hanım ile yahya kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı…
bir süre sonra bu ilişkinin kokusu nazım’ın ve necip fazıl’ın öğrencisi olduğu bahriye mektebinde duyuldu…
***
dedikoduların ayyuka çıkması üzerine yahya kemal bir süre okula gelmedi…
geldiğinde karşısına öğrencisi necip fazıl çıkacaktı…
hocası olan yahya kemal’e şöyle dedi:
“hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk… sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…”
hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir deniz harp okulu öğrencisi bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı…
necip fazıl “bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda…
***
ne ki bu fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın celile ile yahya kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu…
olayı genç nazım hikmet de fark etmişti…
necip fazıl’dan sonra bir gün yahya kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı…
kâğıtta yahya kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:
“hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”
bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu…
bir süre celile hanım’ın evine gelmedi…
genç nazım’la karşılaşmaktan çekindi…
celile hanım ise yahya kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün istanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti…
artık evlenmek istiyordu…
yahya kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu…
***
aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
bu kadın yazın adada otururdu…
ben de orada idim…
deli divane olmuştum…
sonbahar’da nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için istanbul’a inerdi…
1916 sonbaharı’nda yine istanbul’a iniyordu…
ben müthiş muzdariptim…
artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
o gidinceye kadar ada dopdolu idi…
gider gitmez benim için boşalıverirdi…
tam o günlerde berlin büyükelçisi hakkı paşa istanbul’a dönecek lafı çıktı…
hakkı paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve istanbul’a geldiğinde geceler düzenler, istanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
gitmeyeceğine yemin etmişti…
bir gece ada oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘berlin büyükelçisi bu gece davet veriyor… istanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…
***
müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
iskeleye doğru gittim… son vapur çoktan kalkmıştı…
sert bir lodos esiyordu… deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla maltepe’ye geçmeye karar verdim…
sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
çok para verince biri ikna oldu…
açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
denizde çalkalanıp duruyorduk… sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
sırılsıklam maltepe’ye gelebildik…
hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
yoktu…
bunun üzerine maltepe’den bostancı’ya yürümeye karar verdim…
tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
maltepe-bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”
***
“kan ter içinde bostancı’ya geldim…
vakit hayli geçti…
karakola gittim. ‘bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
aradılar taradılar birini buldular..
yine bir sürü para verdim…
arabayla yola koyuldum…
kadıköy, oradan üsküdar… karşıya geçtim. doğru nişantaşı!.. sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘benimki evde mi’ diye sordum?
adam halime bakıp şaşırdı: ‘evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘ne diyorsun diye bağırdım?’ bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. eve kaçta geldiğini araştırttım…
sözüne inanamıyordum. ‘çık bir bak! evde mi?’ diye adamı zorladım…
adam çarnaçar çıktı. bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… geldi haber verdi… sanki dünyalar benim oldu…
apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. orada sabaha kadar içtim…
sabahleyin, doğru eve çıktım… benim halim berbat. toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… sarmaşdolaş olduk…”
***
yahya kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu…
belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç nazım hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..
o günlerde celile hanım, yahya kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“bugün pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
gelmedin mahzun oldum…
verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi…
çok çok göreceğim geldi…
beni niye aramadın…
sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi… ben o günden beri yani salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum… evimiz için çalışıyorum…”
hiçbir zaman o evlilik olmadı…
yahya kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…
uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden…
nazım hikmet büyük bir şair olmuştu…
sosyalistti…
dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu…
celile artık yaşlanmıştı…
o güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu…
oğlunun hapislerden kurtulması için galata köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği…
tuhaf bir rastlantı sonucu, celile açlık grevi yaparken, yahya kemal galata köprüsü’nden geçiyordu…
büyük aşkını gördü…
ama yanına gitmedi…
bir zamanlar “hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç nazım hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan celile’ye destek imzasını vermedi…
hızla uzaklaştı oradan…
***
öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı yahya kemal’in…
şöyle yazıyordu:
“bu zarfın içindeki hatıra, 19 ağustos 1930’da sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”
celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece paris’e giderken, sirkeci garı’nda vermişti yahya kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği…
sessiz gemi…
yahya kemal’in sessiz gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
yahya kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan celile’sinin ada’dan gemiyle istanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
ölümdür elbette sessiz gemi’nin konusu…
ama aşkta aranan ölümdür ve celile’nin ardından ada limanında bakakalan yahya kemal’den esintiler içerir…
***
“artık demir almak günü gelmişse zamandan…
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…
biçare gönüller!.. ne giden son gemidir bu…
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu…
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler…
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…
birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
birçok seneler geçti dönen yok seferinden…”
devamını gör...
büyük telegram göçü
kavimler göçü ile kıyaslanamayacak derecede büyük bir göçtür.
devamını gör...
babayla girilen diyaloglar
havuçlu soda'nın saçları uzamıştır. kafasının tepesinde kıl bitmeyen babasına döner ve sohbete başlar:
- baba, berbere gideyim diyorum da...
+ git tabi, papaz gibi oldun iyice.
- nasıl kestireyim peki?
+ nasıl kestirmek istiyorsun?
- senin gibi kestiririm diye düşündüm...
+ benim gibi nasıl oluyor?
- üstler boş, yanlar az.
babam o arada anneme dönerek:
+ büyüdü de dalga geçiyor p.zevenk!
- baba, berbere gideyim diyorum da...
+ git tabi, papaz gibi oldun iyice.
- nasıl kestireyim peki?
+ nasıl kestirmek istiyorsun?
- senin gibi kestiririm diye düşündüm...
+ benim gibi nasıl oluyor?
- üstler boş, yanlar az.
babam o arada anneme dönerek:
+ büyüdü de dalga geçiyor p.zevenk!
devamını gör...
zalim
yalın'ın efsane şarkısı.
devamını gör...
tarlasında bulduğu göktaşını 180 bin dolara satan çiftçi
düşünsene bilmem kac km uzakliktan düşen bir göktaşisin ve düştüğün yer çorumda bir tarla. bunca skandal yetmezmis gibi bir de 180 bin dolara satiliyorsun.
devamını gör...

