t: ilk olarak 1980 yılında yayımlanan bir thomas bernhard eseri. özgün adı die billigesser. yapı kredi yayınları tarafından ilk olarak 2017 yılında yayımlanmış, çeviren ise esen tezel.
yazarın, tek paragraftan oluşan bir başka uzun hikayesi/anlatısı/romanıdır.* kitabın adı, bernhard'ın anlatısını üzerine kurduğu koller'in viyana açık mutfağı'nda (vam) tanıştığı dört kişiyi ucuzayiyenler olarak adlandırmasından gelir.
koller bir parkta, köpek ısırması sonucunda tek bacağını kaybeder. bu kayıp onun aklına fizyonomiye dair bir kitap yazma fikrini sokar. sonra karşılıklı diyaloglar ve düşünceler başlar. 80 sayfa boyunca devam eder. eserdeki koller'in düşüncelerini anlatan kişi muhtemelen yazarın kendisidir.
her bernhard eserinde olduğu gibi burada da ana karakter bernhard'dan izler taşır. zaten kendisi de, yanlış hatırlamıyorsam, bir röportajında, oluşturduğu her başat karakterin düşüncelerinde "kendi zihninin yansımalarının" olduğunu söylemişti. yine her bernhard eseri gibi burada da eğitime, üniversitelere, doktorlara, topluma, aileye... eleştiriler vardır. alıntı ritüelime geçmeden önce, olur da hasbelkader mevzu bahis yazarın eserlerini okumaya karar verirseniz, naçizane tavsiyem bu eserle başlamamanız yönünde olur. çünkü yazarı tanımak için iyi bir başlangıç eseri olduğunu düşünmüyorum. sizi kendine çekemeyebilir, bilmiyorum.

"bildiğim kadarıyla anne babasının evine çok erken yabancılaşmıştı ve başkalarının doğal bir biçimde yaklaşabileceği bir insan değildi, bizzat kendisi hayatı boyunca bütün insan ilişkilerindeki ana engel olmuştu ve bu gerçekten yola çıkarak var oluyordu, aksi onu kaçınılmaz bir biçimde duygusal olarak zayıflatır ve en sonunda ister istemez yok ederdi. kendi deyimiyle bir zihin yolunda yürümeye doğuştan hazırdı ve bunun anlamı, tamamen yalnız yürümekten başka bir şey değildi." *
devamını gör...

bazen gerçekten değildir.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dün gece ismini hiç anmak istemediğim adı açık renk olan tv kanalında denk geldim. robert de niro'yu görünce de şaşırdım ve kapatamadım. ilk kez karşılaştığım bir film olduğu için de hemen google üzerinden bir bakayım dedim.

yönetmen luc besson. yapımcı ise martin scorsese. robert de niro'nun yanında kadroda michelle pfeiffer ve tommy lee jones da var.

film, itirafçı bir mafya babasının tanık koruma programı ile başka bir ülkede saklanmasını konu alıyor. ama sadece itirafçı mafya babası değil, tüm aile de absürt karakterlerden oluşuyor. bu bakımdan komedi öğelerinin fazlasıyla işlendiği bir macera filmi gibi lanse edilmiş. hikaye ve kadro itibariyle vadettiğini vermiyor. yan karakterlerin biraz pasifize edildiği ve ana karakterin fazlaca ön plana çıktığı bir film.

buna rağmen finale kadar fena gitmeyen ama finalini oldukça abartılı bulduğum bir film oldu. film boyunca ortaya çıkmayan aksiyon sadece sonuna eklenmiş. bu açıdan da sanki biraz zorlama olmuş.

ayrıca, yapımcı martin scorsese ve hikaye de benzer olunca bir sahnede goodfellas'a selam çakılmış. goodfellas'ı duyan robert de niro gibi ben de tebessüm ettim izlerken.

sonuç itibariyle can sıkıntısı ile izlenebilir bir film. imdb puanı da pek yüksek sayılmaz, 6.3.
devamını gör...

spoiler içerir dikkat. herkes kendi karakterine göre yorumlayabilir filmi. bende kendime göre yorumlayacagim. bana göre tom karakteri haklıdır. kadını sevmesi onun suçu değil,bunu göstermemesi de zaten onu kaybetmemek için onun kartlarına göre oyunu oynuyor. ama ne yaparsa yapsın sonunda kaybediyor. tom bir noktada haklı bir isyan edip rest çekti ve yoluna bakacak iken summer gelip özür dilerim sen haklıydın dedi. oradaki adımı ciddi ilişkiye girmeye hazır olduğunu gösteriyor. tom da garibim seviniyor ama günün birinde cici kızımız ben ilişki istemiyordum deyip yol veriyor. bir süre sonra da gelip ben evlendim diye çıkıyor karşısına. e kardeşim adam sorar doğal olarak benle niye evlenmedin diye. verdiği cevapsa çok basit. o kişi sen değildin. tamam da ben değilsem eğer neden benim en sevdiğim yeri kendi hatıralarinda yaşıyorsun. demek ki sende beni seviyordun yani.velhasil kelam başta tomu yetersiz gördüğü için gönül eğlendiren karakterimiz filmin sonunda onun özgüvenli kendi ayakları üzerinde duran biri olduğunu gördüğü için kendine yediremeyip sert sözler eder ve filmde haklı görüşün tom'a ait olduğunu gösterip ağzına bir parmak bal çalarlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ooofff burada çıta çok yüksek mir'im. tasımızı tarağımızı toplayıp emeklilik için hayal ettiğimiz eve yerleşmeli. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anlı şanlı bi hikayesi yok zeynep koyalım demişler zeynep olmuş. sizin varsa buyrunuz

edit:nick değil isim
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mayıs ayında gelecek olan yeni yazar güncellemesi.

edit: önceki versiyonlar hakkında şikayet öneri için allah'a havale ediyorsunuz.*
devamını gör...

girmiş olduğunu şu entry şu şu başlığa taşınmıştır diye olmasından iyidir.
devamını gör...

3 tipi vardır bunlar:
-izotonik dehidratasyon: sıvı ve sodyum kaybı eşittir. kusma, ishal gibi kayıplarla görülür. bireyde kilo kaybı ve susuzluk hissi vardır.

-hipotonik dehidratasyon: sodyum kaybı su kaybından fazladır. serum sodyum düzeyi düşer. uzun süren ishal, kusma ve diüretik ilaç kullanımı sebep olur. bireyin cildi nemli ve soğuktur. kan basıncı düşüktür ve taşikardi(kalp çarpıntısı) vardır.

-hipertonik dehidratasyon: su kaybı sodyum kaybından fazladır. total vücut suyu azalmıştır. serum sodyum düzeyi yüksektir. kan basıncı normale yakındır. bireyde huzursuzluk mevcuttur. spesifik sıvı tedavisi gerektirir. bu yüzden en tehlikeli dehidratasyon tipi kabul edilir.
devamını gör...

başlık değiştiği için ben de düzeltme yapmak zorunda kaldım.
bu dünya güzeli kız "bir şey diyebilir miyim?" diye izin isteyerek dahil oluyor bu röportaja...

böyle lafa giriyor 11 yaşındaki kız çocuğu; tüm derdi annesi eve ders çalışsın diye çağırırken arkadaşları ile sokakta 5 dk daha fazla oyun oynamak olması gereken bir kız çocuğu...
ağzından çıkan her söz, her soru yüreğine batıyor insanın...
"kendi kendimize bakıyoruz" diyor, "5 kişilik bir aileye 2000 tl nasıl yetsin?" diyor.
bu kız 11 yaşında, soracağı sorular bunlar değil, minicik sırtında koca bir hayat yükü, kimden sorulacak hesabı bunun?
bunları düşünüyorum çünkü halimiz bu diyor...

halimiz bu...
devamını gör...

satranç ile o kadar haşır neşir oldum ki bu aralar satranç hamleleri gibi geldi bana. gelmişken şunu da bırakayım buraya.
(bkz: kafa sözlük online satranç turnuvası)
keyifli kodlamalar sayın portakallar!!!*
devamını gör...

insanın pudra şekeri yolculuğu
ınsan pudra şekeri ile yaşar
adı:pudra şekeri
ustalık gerektiren pudra şekeri çekme sanatı
kuyucaklı pudra şekeri
bir pudra şekeri macerası
her yerde pudra şekeri var
aynı pudra şekerinin altında
senden önce pudra şekeri
pudra şekerine fısıldayan adam
pudra şekeri ayarlama enstitüsü
fakat pudra şekeri bu derin bir tutku
hasretinden pudra şekeri eskittim
genç pudra şekerin acıları
pudra şekeri ve pudra şekeri
vadideki pudra şekeri
pudra şekeri uğruna yaptıklarımız
pudra şekeri hırsızı
pudra şekerinin götürdüğü yere git
piraye'de pudra şekeri olmak
pudra şekeri müzesi
bilinmeyen bir pudra şekerinin mektubu
devamını gör...

günümüze gelen tabiri ile mail arkadaşlığı olabilir. hiç tanımadığınız insanlarla veya tanıdığınız zevk olsun diye yapabileceğiniz eylemdir. dertleşmek, gülmek ve paylaşmak insanı iyi hissettiren durumdur. mektup arkadaşları forever.
devamını gör...

o yüzden erkekler yalan söyler kadınlar makyaj yapar.
devamını gör...

kafa store hakkında şahsi düşüncem, beni inanılmaz derecede motive ettiği. karma puanı harcayıp bitiriyorum ama bir ay sonra yeşil mahlas almam gerekiyor ve bunun için tanım girmeliyim ve beğeni almalıyım. bence çok güzel bir özellik, kimin aklına geldiyse tebrikler.
devamını gör...

ne kötülükler var dünyada içkiye sıra gelene kadar ooo.
devamını gör...

*2004 şubat’ında piyasaya çıkmış savaş* filmi. malum her savaş aynı zamanda bir dramdır da aslında.

filmin başrolünde tom cruise oynuyor. ona japon oyuncu ken watanabe ve shin koyamada eşlik etmiş. iyi ki de etmiş. bu sayede harika bir film çıkmış ortaya.

filmi hiç izlemediysem 50 defa izlemişimdir. ilk izlediğimde, kimliğimi bırakarak kiraladığım orjinal* film cdsinden izlemiştim. nasılsa haftasonu bende diye üç dört defa izlemiştim.*

daha sonra defalarca izleyerek japon disiplini ve azmini takdir ettim. japonların eskiyi ve yeniyi bir arada tutmalarını hep hayranlıkla karşılamışımdır. günümüzde bu kadar modern ve gelişmiş bir toplum yaratmak sadece çalışmayla olmaz.

sadece çalışmak bir şeyler inşa etmenizi sağlar ama temeliniz sağlam değilse inşa ettiğinizin ömrü de uzun olmaz. onun için, geçmişin ışığında geleceğin peşinden koşmak gerekir. *

sadece koşmak da yetmez. yeni değerler var ederken bir diğer yandan varolan değerlerin korunması ve muhafazası da çok önemli. bir değeri var ederken mevcut değerleri örselemeden devam ettirmek gerek çünkü.

filmde mevcut değerlerin varlığı ve kıymeti vurgulanır, eski ile yeninin birlikte de güzel yaşayabileceği savunulur. hem savunulan mevcut değerler öyle üstün körü inanılmış dogmalara veya kulaktan dolma duyumlara dayanmaz.

öylesine güzel, sürükleyici bir anlatım ve akış yakalanmış ki geleneksel değerlerin mükemmelliği ve doğanın samuraylık geleneğiyle kusursuz uyumu izleyiciyi filme hayran bırakır.

her izlediğimde apayrı bir keyif ve tad alarak izler yeni bir detay farkederim.

neyse filmin içeriğine girmeden pazarınızı güzelleştirecek bir film önerimin sonuna geldim. iyi seyirler dilerim.

beyazperde.com dan konusunu alıntılayarak tanımıma son vereyim.


amerikan ordusunda, ukala ve aynı zamanda da kıdemli bir kaptan olarak bilinen nathan algren, 1870’lerde japonya’dan bir teklif ve davet alır. kendisinden, japon imparatorluğu’nun ilk ordusuna askeri eğitim vermesi talep edilmektedir. her ne kadar modern savaş yöntemleri açısından gelişim gösterseler de samuray kültürü de hem devam etmekte hem de önemsenmektedir. ancak algren, başına gelen bir kaza sonucu, samurayların lideri tarafından kurtarıldığı vakit, esas samuray kültürüyle tanışır ve bundan ziyadesi ile etkilenir. bir samuray savaşçısı gibi hareket etmeyi öğrenmesi onu son derece önemli bir kararın eşiğine taşıyacaktır. başrolde tom cruise’un oluşu filme ekstra bir cazibe katıyor.
devamını gör...

bir diğer adı tripofobi olan korkudur.

aslında delik korkusu demek bu olguyu tam anlamıyla açıklamaya yetmemektedir. toplu halde duran deliklerin ya da gözenekli yapıların yanı sıra, süngerimsi yapılar, sabun köpükleri gibi minik kendini tekrarlayan şekiller, üzerinde küçük küçük kabarcıklar bulunan yara veya yanık izleri ve hatta ayçiçeğindeki yan yana dizili çekirdekler gibi çıkıntılı yapılar bile bu korkuya sahip insanlara zor anlar yaşatabilmektedir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim