yazıklanmak
günahlanmak.
kristal konağımda oturmuş seyrediyordum burjuvazinin o varlığı meçhul huzuruna imrenerek. her şey olağan, olağan olduğu ölçüde de sıra dışıydı benim için. rahattım. hiçbir şeye sahip olamamanın verdiği o şeytani dürtüye yenik düşmüş bedenim, acı içinde kıvranan ama acısını son ana değin söndürmeyi akıl edemeyen zihnim ve hiçbir şeyin öneminin olmadığını bilen ama her şeye yine de sonsuz ve anlamsız bir tutkuyla tutunan kahrolası zihnim -evet- hiçbir şeyi anlamak istemiyor ve hiçbir şeye de merak duymuyor; anlamsızlıkla perçinlenmiş o tutku, aşk, heyecan bir anda tüm yaşama istencini kaybediyor, beni iliklerime değin sarsıyor ama asla ölmeme izin vermiyor. ne dediği hakkında en ufak fikrim olmasa da bu anlaşılması gerekmez yazının, bir anlam parçası yaratmak için didinen yalnız bir ruhu bir süre daha yaşatacağının temsilini barındırdığını düşünürüm. süslü kelimelerle anlamı derinden çıkarmak ve onu masaya yatırıp öldüresiye sarsmaksa amacım, bunu pekala başaramıyorum. yazıklanmaktan başka yaptığım bir şey yok. esasında bunu söylemek bile gereksiz.
insan doğasının ne kadar dehşet verici olduğunu anlayan atinalılar dionysos tapınağında katlediliyor. bir spartalı kadın soruyor savaşta oğlunun ölüp ölmediğini merak etmeksizin: "savaşı kazandık mı?" asker yüzü yere teslim olmuş: "hanımefendi! oğlunuzu kaybettik!" tabii asker afallar ve zevkten dört köşe olmuş anaya bakıp bir iç geçirir. spartalı doğmuş olsa da aklı sicilya'da kalmıştır. bulunduğu yerden nefret etse de yaşamaya devam etmiş. zihnini kemiren o bütün düşüncelere ve çevresinde güle oynaşa gezinenlerle, kendi adlandırdığı üzere katliamcılarla dostluklar kurmaya çabalamış. insan doğasını görmüş o. peloponez'i görmüş ve korkmuş. babaların evlatlarını nasıl da öldürdüğünü görmüş. ve...
ve'si yok. bir bedbaht insanın okunmaya değmez yazısının ve'si yok. yazım, yazıklanmak kavramının vücut bulmuş hali olamayacak belki. yine de yazıklanabilir bir taraf da olacaktır mutlaka. bir anlamda günahlanıyorum.
edebiyatın günahı olmaz! çığlıklarım duyulmuyor. nice zamandır bu kadar mesut olmamıştım. görülmüyor hiçbir şey. önemi olmayan bir kimsenin önemi olmayan bir konuşma yapması kimler tarafından önemli görülebilir? cevap: hiç kimse. işte asıl günahlanacak durum da budur... ya da sizin deyiminizle hanımefendi: yazıklanacak.
ama varlığı meçhul biri ben olsa da bu tabloda, bir şey var anlaşılması gereken. hiç kimse için yaşamaya değmez. hele de kendiniz için! yaşamaya değmez, biliyorum. acıyla bezeli ince ruhumun yalnızlığını görmüyor musunuz? hayır, hayır!.. bunu yazmıştım ben daha önce! sözler bile tekrar ediyor kendini. yapılacak ne vardır geriye? yeraltına inmek mi? yoksa yürümeye devam etmek mi? ikisi de ölüm değil mi ya!
hayır, sorulması gereken sorulmadı henüz. biliyorum. hiç kimse duyamayacak beni. hiç kimse katlanamayacak bana! bedenime! zihnime! hanımlar, beyler... kendimi acındırdığımı görmüyor musunuz? sanırım görmüyorsunuz. o halde görün! o kutlanası riyakarlığınızı bilmiyor değilim, yüce gönüllü bir davranıştır yaptığınız şüphesiz. yine de görmüyorsunuz. görmüyordunuz ve göremeyeceksiniz! ileri bir gerçekte yaşadığınızı sanıp yalnızca kendinize hizmet edeceksiniz! kahrolası birisi olduğumu göremeyeceksiniz! ve ben yapayalnız öleceğim!
bu metnin altındaki gerçek anlaşılamayacak hiçbir zaman. yazıklanıp duracağız. ölüp ölüp dirileceğiz ve her şeyde bir hayır olduğu hakkında konuşacağız. her şeyin hayırlı olduğundan ve başımıza gelen felaketlerin bile aslında bir iyiye hizmet ettiğinden ve gerçeğin sürekli şekil değiştirdiğinden bahsedeceğiz. yiyip içeceğiz. insanlarla olacağız. onlara yalanlar söyleyeceğiz. onları aldatacağız. yalnızlıkla mücadele edeceğiz. bir insan bulmayı ve ona sımsıkı tutunmayı ümitsiz edeceğiz. kaostan uzaklaşmayı, huzura ermeyi isteyeceğiz. fakat yaş olmuş yetmiş. henüz umut var. halen var. olduğuna iman edip sürdüreceğiz bu ömrü. bir şeyler karşımıza çıkar diye düşüneceğiz. ve hakikatin bizi bulacağına... hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmayacağız. yaş olunca seksen beş, hayra daha da sıkı tutunacağız. her şeyde bir hayır vardır. evet, elbette... o yumuşak ve nemli ellerimizle kapı kolunu çevirirken arkamızda bıraktığımız koltuğa derin derin bakacağız. usul usul çıkarken kapıdan havayı ciğerlerimize çekeceğiz ve... ve'si yok.
uzun bir yazı oldu sevgili okur ve ben halen yazıklanmak ile ilgili yazıyorum. onu var etmeye çalışıyorum. aslında temel amacım çoktandır belli oldu... yalnız kalmamak için yazıyormuşum meğerse! aman ne şaşırtıcı... yine de okunmayacak bu yazı, adım gibi eminim. ben bile okumazdım. öyle de huysuz bir adamım ben. bir nevi herkesim.
ama inanın kalemimin mürekkebi bitiyor. ve ben de hemen kaçıp gitmek istiyorum buralardan! bir otelin önünde diz çöküp yakaracağım sanırım tanrı'ya. ardına da şakağımdan vururum. "nereye?" diye soracaklar bana. "amerika'ya!" hayır, oraya da değil... svidrigailov görse gülerdi.
gecelerim gündüzlerime karıştı ve ben halen zayıflamaya devam ediyorum. her şeyden soğudum. yemiyor, içmiyorum. okumuyor, çalışmıyorum. duvarları bile seyrettiğim günleri özlüyorum.
ben isa değilim. ben pavlus'um. ya da pavlus bile olamayacak kadar bedbahtım. ama bu kadar kötülemek yeter. yazık, yazık... yazıklanıyorum.
kristal konağımda oturmuş seyrediyordum burjuvazinin o varlığı meçhul huzuruna imrenerek. her şey olağan, olağan olduğu ölçüde de sıra dışıydı benim için. rahattım. hiçbir şeye sahip olamamanın verdiği o şeytani dürtüye yenik düşmüş bedenim, acı içinde kıvranan ama acısını son ana değin söndürmeyi akıl edemeyen zihnim ve hiçbir şeyin öneminin olmadığını bilen ama her şeye yine de sonsuz ve anlamsız bir tutkuyla tutunan kahrolası zihnim -evet- hiçbir şeyi anlamak istemiyor ve hiçbir şeye de merak duymuyor; anlamsızlıkla perçinlenmiş o tutku, aşk, heyecan bir anda tüm yaşama istencini kaybediyor, beni iliklerime değin sarsıyor ama asla ölmeme izin vermiyor. ne dediği hakkında en ufak fikrim olmasa da bu anlaşılması gerekmez yazının, bir anlam parçası yaratmak için didinen yalnız bir ruhu bir süre daha yaşatacağının temsilini barındırdığını düşünürüm. süslü kelimelerle anlamı derinden çıkarmak ve onu masaya yatırıp öldüresiye sarsmaksa amacım, bunu pekala başaramıyorum. yazıklanmaktan başka yaptığım bir şey yok. esasında bunu söylemek bile gereksiz.
insan doğasının ne kadar dehşet verici olduğunu anlayan atinalılar dionysos tapınağında katlediliyor. bir spartalı kadın soruyor savaşta oğlunun ölüp ölmediğini merak etmeksizin: "savaşı kazandık mı?" asker yüzü yere teslim olmuş: "hanımefendi! oğlunuzu kaybettik!" tabii asker afallar ve zevkten dört köşe olmuş anaya bakıp bir iç geçirir. spartalı doğmuş olsa da aklı sicilya'da kalmıştır. bulunduğu yerden nefret etse de yaşamaya devam etmiş. zihnini kemiren o bütün düşüncelere ve çevresinde güle oynaşa gezinenlerle, kendi adlandırdığı üzere katliamcılarla dostluklar kurmaya çabalamış. insan doğasını görmüş o. peloponez'i görmüş ve korkmuş. babaların evlatlarını nasıl da öldürdüğünü görmüş. ve...
ve'si yok. bir bedbaht insanın okunmaya değmez yazısının ve'si yok. yazım, yazıklanmak kavramının vücut bulmuş hali olamayacak belki. yine de yazıklanabilir bir taraf da olacaktır mutlaka. bir anlamda günahlanıyorum.
edebiyatın günahı olmaz! çığlıklarım duyulmuyor. nice zamandır bu kadar mesut olmamıştım. görülmüyor hiçbir şey. önemi olmayan bir kimsenin önemi olmayan bir konuşma yapması kimler tarafından önemli görülebilir? cevap: hiç kimse. işte asıl günahlanacak durum da budur... ya da sizin deyiminizle hanımefendi: yazıklanacak.
ama varlığı meçhul biri ben olsa da bu tabloda, bir şey var anlaşılması gereken. hiç kimse için yaşamaya değmez. hele de kendiniz için! yaşamaya değmez, biliyorum. acıyla bezeli ince ruhumun yalnızlığını görmüyor musunuz? hayır, hayır!.. bunu yazmıştım ben daha önce! sözler bile tekrar ediyor kendini. yapılacak ne vardır geriye? yeraltına inmek mi? yoksa yürümeye devam etmek mi? ikisi de ölüm değil mi ya!
hayır, sorulması gereken sorulmadı henüz. biliyorum. hiç kimse duyamayacak beni. hiç kimse katlanamayacak bana! bedenime! zihnime! hanımlar, beyler... kendimi acındırdığımı görmüyor musunuz? sanırım görmüyorsunuz. o halde görün! o kutlanası riyakarlığınızı bilmiyor değilim, yüce gönüllü bir davranıştır yaptığınız şüphesiz. yine de görmüyorsunuz. görmüyordunuz ve göremeyeceksiniz! ileri bir gerçekte yaşadığınızı sanıp yalnızca kendinize hizmet edeceksiniz! kahrolası birisi olduğumu göremeyeceksiniz! ve ben yapayalnız öleceğim!
bu metnin altındaki gerçek anlaşılamayacak hiçbir zaman. yazıklanıp duracağız. ölüp ölüp dirileceğiz ve her şeyde bir hayır olduğu hakkında konuşacağız. her şeyin hayırlı olduğundan ve başımıza gelen felaketlerin bile aslında bir iyiye hizmet ettiğinden ve gerçeğin sürekli şekil değiştirdiğinden bahsedeceğiz. yiyip içeceğiz. insanlarla olacağız. onlara yalanlar söyleyeceğiz. onları aldatacağız. yalnızlıkla mücadele edeceğiz. bir insan bulmayı ve ona sımsıkı tutunmayı ümitsiz edeceğiz. kaostan uzaklaşmayı, huzura ermeyi isteyeceğiz. fakat yaş olmuş yetmiş. henüz umut var. halen var. olduğuna iman edip sürdüreceğiz bu ömrü. bir şeyler karşımıza çıkar diye düşüneceğiz. ve hakikatin bizi bulacağına... hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmayacağız. yaş olunca seksen beş, hayra daha da sıkı tutunacağız. her şeyde bir hayır vardır. evet, elbette... o yumuşak ve nemli ellerimizle kapı kolunu çevirirken arkamızda bıraktığımız koltuğa derin derin bakacağız. usul usul çıkarken kapıdan havayı ciğerlerimize çekeceğiz ve... ve'si yok.
uzun bir yazı oldu sevgili okur ve ben halen yazıklanmak ile ilgili yazıyorum. onu var etmeye çalışıyorum. aslında temel amacım çoktandır belli oldu... yalnız kalmamak için yazıyormuşum meğerse! aman ne şaşırtıcı... yine de okunmayacak bu yazı, adım gibi eminim. ben bile okumazdım. öyle de huysuz bir adamım ben. bir nevi herkesim.
ama inanın kalemimin mürekkebi bitiyor. ve ben de hemen kaçıp gitmek istiyorum buralardan! bir otelin önünde diz çöküp yakaracağım sanırım tanrı'ya. ardına da şakağımdan vururum. "nereye?" diye soracaklar bana. "amerika'ya!" hayır, oraya da değil... svidrigailov görse gülerdi.
gecelerim gündüzlerime karıştı ve ben halen zayıflamaya devam ediyorum. her şeyden soğudum. yemiyor, içmiyorum. okumuyor, çalışmıyorum. duvarları bile seyrettiğim günleri özlüyorum.
ben isa değilim. ben pavlus'um. ya da pavlus bile olamayacak kadar bedbahtım. ama bu kadar kötülemek yeter. yazık, yazık... yazıklanıyorum.
devamını gör...
özdemir asaf
baharda kışı
kışında baharı özler insan
ne uzaksa onu özler
kavuşmak şart mı
boşver
bazı şeyler yokken güzel
kışında baharı özler insan
ne uzaksa onu özler
kavuşmak şart mı
boşver
bazı şeyler yokken güzel
devamını gör...
sözlük radyosu
bir sonraki parçayı istek yaptığım radyo.
haftalar oldu yahu, bir istek de ben yapayım.
edit : an itibarı ile çalıyor.
haftalar oldu yahu, bir istek de ben yapayım.
edit : an itibarı ile çalıyor.
devamını gör...
israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
hem insanlık adına, hem müslümanlar adına lanetlenecek bir eylemdir. insanlar ibadetlerini yaparken onlara saldırmak, onları sakat bırakmak ki dünyadan çekindikleri için ateşli silah kullanmıyorlar yoksa siyonistler için kutsal olan yaşam sadece kendilerine aittir ve diğer insanların canları, malları, namusları önemsizdir ve istediklerinde alabilirler. insanların evlerini ellerinden alıp yahudi vatandaşlarını yerleştiriyorlar, şüphelendikleri insanları kadın, erkek, çocuk demeden vurup öldürüyorlar. kudüste yaşayan müslümanlara ambargo uygulanıyor, ilaç bile bulmakta zorluk çekiyorlar. kafalarına göre istedikleri evi, hastaneyi uzaktan bombalıyorlar. ve kudüs halkı doğumlarından ölümlerine kadar bu zulmü çekiyor. hakkaniyetli yahudiler dahi bu terörist eylemlere karşı durmaktadırlar.
“kılıç hakkı” denilmiş, “kuranı kerimde söyleniyor siyonistlere vaat edilmiş topraklar” denilmiş. belli ki konuyla alakanız yok. o zaman yorum yapmasanız daha iyi olur.
bir zümre müslümanlara olan nefretiyle “kim müslümanın karşısındaysa onu kutsarım” mantığı ile hakkaniyetten vazgeçiyor, insanlığını bir kenara bırakıp nefretinin esiri oluyor. bu zulümü hakkı göstermeye çalışanlar dilerim ki insanlıkları galip gelir hatalarından dönerler. bugün baktığımızda dünyaca ünlü yıldızlar bile israilin bu yaptığı zulmü alenen eleştiriyorlar, kınıyorlar, lanetliyorlar. çünkü tarafsız bir gözle bakınca ne olursanız olun eğer insanlık vasıflarınız gelişmişse ortada bir zulüm olduğu apaçık bellidir.
“kılıç hakkı” denilmiş, “kuranı kerimde söyleniyor siyonistlere vaat edilmiş topraklar” denilmiş. belli ki konuyla alakanız yok. o zaman yorum yapmasanız daha iyi olur.
bir zümre müslümanlara olan nefretiyle “kim müslümanın karşısındaysa onu kutsarım” mantığı ile hakkaniyetten vazgeçiyor, insanlığını bir kenara bırakıp nefretinin esiri oluyor. bu zulümü hakkı göstermeye çalışanlar dilerim ki insanlıkları galip gelir hatalarından dönerler. bugün baktığımızda dünyaca ünlü yıldızlar bile israilin bu yaptığı zulmü alenen eleştiriyorlar, kınıyorlar, lanetliyorlar. çünkü tarafsız bir gözle bakınca ne olursanız olun eğer insanlık vasıflarınız gelişmişse ortada bir zulüm olduğu apaçık bellidir.
devamını gör...
canlı yayın açılış programı
bir yandan yoldaşla rusya'ya, support girl ile istanbul'a, digitale ve kankası ile boşlukta, sonra paris'e gidip şimdi başka tınılar. babacım n'oluyor? lunaparka dönecek program, o kadar renkli ve enteresan.
devamını gör...
olmayan sebepten için sıkılması
iç sıkıntısının sebebi olmasından bin kat iyi olan durum.
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
alarm çalmadan uyanmak ve tekrar uyumak.
devamını gör...
en garibinize giden turşu çeşidi
kozalak turşusu da yapılıyormuş. duyunca oldukça garibime gitmişti.
devamını gör...
ebeveynlerin kabullenemedikleri gerçekler
komşunun çocuğu benden zeki değil.
devamını gör...
distopya
her şeyin daha da kötü olcağını varsayan gelecek senaryosu. ütopyanın tam tersidir. george orwell'ın nineteen eighty-four'u distopyanın en spesifik örneklerinden birisidir.
devamını gör...
2020'de en az 99 bin 588 esnaf kepenk kapattı
üzücü bir durum. kepenk kapatmasa da çoğu işletmenin çok zor günler geçirdiğini biliyoruz. kepenk kapatmayanların da hali çok iç açıcı değil yani.
yalnız bunları savunurken parti mensubunuz, eski milletvekiliniz çıkıp erdoğan gitsin diye canımı veririm diye açıklamalar yapıyor. siz bu ülkenin ana muhalefet partisinin başkan yardımcısı olarak keşke rakam vermek yerine ya da bu rakamları verdikten sonra bunun olmaması için neler yapacağınızı anlatsanız. hoş anlatmak yetmiyor. bir icraat görsek, örgütlenseniz, sesinizi yükseltseniz hoş olmaz mı?
yalnız bunları savunurken parti mensubunuz, eski milletvekiliniz çıkıp erdoğan gitsin diye canımı veririm diye açıklamalar yapıyor. siz bu ülkenin ana muhalefet partisinin başkan yardımcısı olarak keşke rakam vermek yerine ya da bu rakamları verdikten sonra bunun olmaması için neler yapacağınızı anlatsanız. hoş anlatmak yetmiyor. bir icraat görsek, örgütlenseniz, sesinizi yükseltseniz hoş olmaz mı?
devamını gör...
birinden soğumak için nedenler
saygısızlık
devamını gör...
kadın düşmanlığı
kendisinin hayatta olmasının en büyük sebebini görmezden gelen, ataerkil toplum yapısının oluşturduğu azıcık yarardan ve cinsel organından dolayı kendini dünyanın en üstün varlığı sanan erkeklerin ve kendisine saygısı olmayan kadınların içinde bulunduğu gruptur. erkeklerde daha çok olmakla birlikte kadınlarda da görülebilen ve gerçek anlamda hayattan usandıran tiplerdir. umarım çevremde bunlar gibi biri asla olmaz çünkü bu toksikliğin en üst seviyesidir zira bir insan seçemeyeceği şeylerden dolayı nefrete uğramamalıdır.
devamını gör...
muz
en sevdiğim meyvelerden biridir.
abartısız söylüyorum eskiden bir oturuşta 6-7 tane yerli muz yerdim.
şimd yiyemiyorum tabii ki, kilosu 10 liradan başlıyor.
abartısız söylüyorum eskiden bir oturuşta 6-7 tane yerli muz yerdim.
şimd yiyemiyorum tabii ki, kilosu 10 liradan başlıyor.
devamını gör...
kitap önerileri
devamını gör...
charlie'nin çikolata fabrikası
2005 yapımı tim burton yönetmenliğinde, john august ve roald dalh senaristliğinde çekilmiş çocuk, komedi, fantastik, macera filmidir.
kitaptan uyarlama bir film kendileri. çatlak çikolata fabrika sahibi willy wonka'nın halka çikolataların içinden çıkan bileti getiren 5 çocuğu fabrikasını gezdireceğini açıklamasıyla başlıyor her şey.
ilk çocuk augustos golup sürekli çikolata yiyen hafif tombul bir çocuk kendileri. ikinci çocuk veruca salt ailesinin ne isterse yaptığı şımarık bir kız. üçüncü çocuk violet beaurge kafayı birincilikle bozmuş annenin kafayı birincilikle bozmuş itici kızı. dördüncü mike teavee kafayı bilgisayar oyunlarıyla bozmuş agresif ve wonka'yı sürekli aşağılamaya çalışan bir çocuk. ve son çocuk charlie çikolata fabrikası hayranı, fakir bir ailenin akıllı çocuğu.
wonka bu turu isterken bir amaca hizmet ediyor. hem çocuklara dersler vermek onları yola getirmek hem de yerine bir varis seçmek.
wonka'nın babasıyla yaşadığı kötü deneyimler de yansıyor filme. sanırım bu garip hallerinin nedeni kötü ebevy ilişkisi.
wonka'yı efsane oyunculuğuyla johnny depp canlandırıyor.
umpa lumpalar hele ki o garip gurup umpa lumpalar evlerden ırak diyor aranızdan ayrılıyorum.
keyifli ama zaman zaman sıkıcı olan bir film. gerçi çok beğenilmiş ama sanırım ben modum da değildim.
keyifli seyirler efem...
seslendirme ekibi,
willy wonka (sungun babacan)
charlie bucket (burak urans)
büyükbaba joe (erol günaydın)
bay bucket (sefa zengin)
bayan beauregarde (zeynep özden ayyıldız)
bay salt (nüvit candaner)
dr. wonka (kaya akarsu)
bay teavee (ali ekber diribaş)
violet beauregarde (hazal erdal)
veruca salt (ece tuncacı)
mike teavee (ömer can duna)
anlatıcı (mazlum kiper)
büyükbaba george (erhan abir)
kitaptan uyarlama bir film kendileri. çatlak çikolata fabrika sahibi willy wonka'nın halka çikolataların içinden çıkan bileti getiren 5 çocuğu fabrikasını gezdireceğini açıklamasıyla başlıyor her şey.
ilk çocuk augustos golup sürekli çikolata yiyen hafif tombul bir çocuk kendileri. ikinci çocuk veruca salt ailesinin ne isterse yaptığı şımarık bir kız. üçüncü çocuk violet beaurge kafayı birincilikle bozmuş annenin kafayı birincilikle bozmuş itici kızı. dördüncü mike teavee kafayı bilgisayar oyunlarıyla bozmuş agresif ve wonka'yı sürekli aşağılamaya çalışan bir çocuk. ve son çocuk charlie çikolata fabrikası hayranı, fakir bir ailenin akıllı çocuğu.
wonka bu turu isterken bir amaca hizmet ediyor. hem çocuklara dersler vermek onları yola getirmek hem de yerine bir varis seçmek.
wonka'nın babasıyla yaşadığı kötü deneyimler de yansıyor filme. sanırım bu garip hallerinin nedeni kötü ebevy ilişkisi.
wonka'yı efsane oyunculuğuyla johnny depp canlandırıyor.
umpa lumpalar hele ki o garip gurup umpa lumpalar evlerden ırak diyor aranızdan ayrılıyorum.
keyifli ama zaman zaman sıkıcı olan bir film. gerçi çok beğenilmiş ama sanırım ben modum da değildim.
keyifli seyirler efem...
seslendirme ekibi,
willy wonka (sungun babacan)
charlie bucket (burak urans)
büyükbaba joe (erol günaydın)
bay bucket (sefa zengin)
bayan beauregarde (zeynep özden ayyıldız)
bay salt (nüvit candaner)
dr. wonka (kaya akarsu)
bay teavee (ali ekber diribaş)
violet beauregarde (hazal erdal)
veruca salt (ece tuncacı)
mike teavee (ömer can duna)
anlatıcı (mazlum kiper)
büyükbaba george (erhan abir)
devamını gör...
geceye kendine ait bir şiir bırak
bir şarki olsan hep seni dinlesem,
mesela üzülsem ,senle gülsem.
bir yağmur damlası olsan;
bazen kaçsam senden, bazen de saatlerce
beklesem üstüme düsebilme ihtimalini
rüzgar olabilsen beni korkutan
korkumu yenip istesem bazen seni.sen şimdi git !beni verilmiş sözlerimle düsümeye birak
birak rüyalarımda kal..
birak ki başım eğik kalsin
mesela üzülsem ,senle gülsem.
bir yağmur damlası olsan;
bazen kaçsam senden, bazen de saatlerce
beklesem üstüme düsebilme ihtimalini
rüzgar olabilsen beni korkutan
korkumu yenip istesem bazen seni.sen şimdi git !beni verilmiş sözlerimle düsümeye birak
birak rüyalarımda kal..
birak ki başım eğik kalsin
devamını gör...
aşı yaptırmam diyenler vatan hainidir
bu ülkede evinde çay içerken bile vatan haini olabiliyorsun.
her dönem vatan haini olabiliyorsun.
ahahaha.
adını da aşının milliyetçi gaza getiren bir isim koysunlar daha planlı programlı olur.
her dönem vatan haini olabiliyorsun.
ahahaha.
adını da aşının milliyetçi gaza getiren bir isim koysunlar daha planlı programlı olur.
devamını gör...
miyop olmanın zorlukları
maske gözlük ikilisi sayesinde en açık havalarda bile sislerin içerisinde dolaşmaktır.
devamını gör...
