terk etmedi sevdan beni
derin mi derin anlamlara sahip bir ahmed arif şiiridir, aynı zamanda cem karaca’nın muhteşem ötesi yorumlamasını merak edenler tıklayınız
terketmedi sevdan beni,
aç kaldım, susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip, can suskun,
can paramparça...
ve ellerim, kelepçede,
tütünsüz uykusuz kaldım,
terketmedi sevdan beni...
terketmedi sevdan beni,
aç kaldım, susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip, can suskun,
can paramparça...
ve ellerim, kelepçede,
tütünsüz uykusuz kaldım,
terketmedi sevdan beni...
devamını gör...
teselli etmeyen teselliler
zamanla düzelicek herşey bak göreceksin.
sen güçlü bi insansın.
sen güçlü bi insansın.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
yedi düvel öncem unutmuş beni
öyle bir gecenin sabahı bu
çok fena dayak yemişim, öyle bil
kimse sarmaz yaram acısı.
öyle bir gecenin sabahı bu
çok fena dayak yemişim, öyle bil
kimse sarmaz yaram acısı.
devamını gör...
hoşlanılan kızı tv'de kuvvet macunu reklamı sunarken görmek
2006 yılında başıma gelen ve halen daha gece rüyalarıma giren durumdur.
bilen bilir dostlarım daha önceki yazılarımda çokça kere bahçevan emeklisi olduğumu söylemiştim. o yıllarda cihangir'in mütevazı sitelerinde çalışıyordum. oldukça keyif aldığım bir meslekti doğrusu. işten 5-6 gibi çıkar geri kalan zamanımı faydalı işler gerçekleştirmeye harcardım.
işe doğru gitmek için uykumdan kalkmıştım. o gün rahmetli yazar franz kafka beyefendinin romanında bahsettiği gregor samsa isimli böcük gibi sersefil uyansaydım diyorum keşke... inanın bu kadar kötü ve huzursuz hissetmezdim. yorucu bir iş gününün ardından gümüşsuyu'ndan bomonti'ye kadar bedava parfüm sıkmak için cadde üzerindeki kozmetik dükkanlarına girip çıktım. daha sonra babaannemim yanına, huzurevine gittim. zavallı kadının bu haline çok üzülürdüm. babaannemin kafası turgut özal zamanında takılı kalmıştı. hani bilgisayar oyunlarında görevi yaparken öldüğünüzde tekrar aynı yerden doğup, aynı yerleri tekrar tekrar geçersiniz ya? babaannemin yanına ne zaman gitsem habire bulgar mübadelesinden bahsedip dururdu zavallı. sovyetlerin çöküşüne henüz gelmemişti bile.
bu sefer yanına benimle son konuşması olduğunu bilmeden gittim. son sözlerinde bana şunları söyledi nur yüzlü ninem:
bak yavrım.. öhö öhö! ben yarın bir gün ahirete göçüp gideceğim. ama korkma. bu dünyada sadece toprağa gideceğim. sonra toprak olacak ve bir sularla bir çiçeğin bedenine yürüyeceğim. sonra o çiçeğe bir arı konacak...öhö öhöhööö"
son nefesini öksürerek verdi zavallı ninem. lafının sonunu getiremedi. kim bilir ne diyecek, nasıl bilgece bir cümle kuracaktı. vasiyetinde de belirttiği üzere köy yerindeki mezarlığa defnettik. cebindeki son parayı da bana verdi. o günün üzüntüsünden midir nedir, hiçbir zaman heves etmediğim ve aklımın ucuna bile gelmeyen bir şeyi yaptım. gördüğüm ilk ganyan bayiine gittim ve altılı kupon oynadım. bazı şeylerin neden olduğunu bilemiyorsunuz. bir eşek şakası yapmak ya da bir tren rayına atlamak da nedensiz olabilir. her şeyde bir mantık aramak da insanı hep yıpratıyor. 10 ytl'lik bir kupon yaptım. ilk ayakta karacabey birinci geldi. sonra gaza gelerek paramın 1/2'sini sütçü beygiri gibi görünen, ayaklarının çelimsizliğinden en azından 45 yaşında olduğunu anladığım "greenhoe" isimli bir ata bastım ve kaybettim. sonra silkenerek "naapıyorum lan ben" dedim. bu yas hali benim kafamı gerçekten meşgul ediyor ve yıpratıyor. ulan ben nereden anlarım iddiayı. kupon görsem kpss optik formu zannederim. neyse, kendimi toparladım. o günün akşamında kız arkadaşımı dışarı çağırdım ve bir şeyler içtik. gelen içki bardakları bir gelip bir gidiyordu. tıpkı heidegger'in dasein'ı gibi o bardakların varlığı o an havada slow motion halde hareket ediyor ve zaman ara sıra duruyordu sanki. ertesi gün işim geç başladığı için öğlene kadar kafayı devirip yattım.
ertesi gün işe gittim. epey tatsız bir gündü. neyse akşam eve geldim. evde üniversiteden yakın arkadaşım haluk vardı. bu herifi de hiç sevmezdim. eve ne zaman girsem hollywood filmindeki psikopat katiller gibi karanlıkta oturuyor, ben ışığı açtığımda tok bir sesle "merhaba" diyordu şerefsiz evladı. bu b.ku sanırım ilk ya da ikinci yapışıydı. o esnada eve doğru hızlı ve emin adımlarla gidiyordum. içeri girdim, ışığı açtım. kafasına eyes wide shut filmindeki korkunç maskelerden takmış, koltukta öylece oturuyordu p.v.nk. çığlık atarak geri kaykıldım. artık çok geçti:
"bahadır ?!?!1#" dedi.
"evet?" dedim.
"ne oldu?" dedi.
sanırım şok halinden dilimin tutulduğunu falan düşünmüştü. o da korkuyordu çünkü:
"yaklaşma!" dedim.
"n'oldu olm. iyi misin? şakaydı lan sadece."
"yaklaşma!"
"niye lan?"
"donuma s.çtım"
o günü yaşanmamış kabul ettik. lanet olsun diyerek banyoya girip bir güzel duş aldım ve kıyafetlerimi tenekeye koyup yaktım. imam efendinin 22 yıl önce kulağına üç kere "haluk!" diye fısıldamış olan bu maymunlar familyasından hayvan evladını evden def ettim ve böyle depresif günler için sakladığım öküz gözü şarabımı açarak tv'nin karşısına oturdum. uydu kanal listesinde 456. sırada olan çayeli tv'yi açtım. burada sürekli eski yeşilçam filmleri yayınlanırdı geceleri bilenler bilir... soruyu bil, para ödülünü kazan temalı dolandırıcı reklamı girmişti. boşluktan istifade midem kazındığı için mutfağa gidip aperatif bir şeyler hazırladım. tam da bu sırada tv'den gelen bir sesle irkildim. önce bir süre bana tanıdık gelen bu sesin ne olduğunu anımsamaya çalıştım:
"evet ekran başındaki beyefendiler. bu .... macunu ile iktidarsızlığa son. tıpkı bir ejderha gibi olacaksınız. taşı sıkıp suyunu çıkaracaksınız. evet!! ilk arayan 5 kişiye 2 kutusu 100 ytl evet yanlış duymadınız! bu fırsat kaçmaz beyler. hanımlar mutlu olmak istiyor 0858546... bu numaradan ulaşabilirsiniz. ilk 5 kişi!! 6. kişi değil!!"
bu sesin kime ait olduğunu anladığım an beynimden kaynar sular dökülmüştü adeta. elimdeki çerez tabağı yere düşmüş ve halıyı berbat etmişti. hemen içeri koştum. koridorda geçen 10 saniyelik an, tıpkı 100 yıl gibi geçmişti. o anda yanılmayı o kadar çok istedim ki! ama yanılmamıştım. oracıkta midem bulandı öğürür gibi oldum. neden böyle bir şeyi benden saklamıştı? neden daha düzgün işler yapmıyor ve insanları cinsellikle kandırıyor hatta dolandırıyordu. onu ertesi gün terk ettim ve bu sefer bir majör bunalıma girdim. her günüm depresif geçmeye başlamıştı.
allah düşmanıma yaşatmasın. zor günlerdi ama atlattık.
bilen bilir dostlarım daha önceki yazılarımda çokça kere bahçevan emeklisi olduğumu söylemiştim. o yıllarda cihangir'in mütevazı sitelerinde çalışıyordum. oldukça keyif aldığım bir meslekti doğrusu. işten 5-6 gibi çıkar geri kalan zamanımı faydalı işler gerçekleştirmeye harcardım.
işe doğru gitmek için uykumdan kalkmıştım. o gün rahmetli yazar franz kafka beyefendinin romanında bahsettiği gregor samsa isimli böcük gibi sersefil uyansaydım diyorum keşke... inanın bu kadar kötü ve huzursuz hissetmezdim. yorucu bir iş gününün ardından gümüşsuyu'ndan bomonti'ye kadar bedava parfüm sıkmak için cadde üzerindeki kozmetik dükkanlarına girip çıktım. daha sonra babaannemim yanına, huzurevine gittim. zavallı kadının bu haline çok üzülürdüm. babaannemin kafası turgut özal zamanında takılı kalmıştı. hani bilgisayar oyunlarında görevi yaparken öldüğünüzde tekrar aynı yerden doğup, aynı yerleri tekrar tekrar geçersiniz ya? babaannemin yanına ne zaman gitsem habire bulgar mübadelesinden bahsedip dururdu zavallı. sovyetlerin çöküşüne henüz gelmemişti bile.
bu sefer yanına benimle son konuşması olduğunu bilmeden gittim. son sözlerinde bana şunları söyledi nur yüzlü ninem:
bak yavrım.. öhö öhö! ben yarın bir gün ahirete göçüp gideceğim. ama korkma. bu dünyada sadece toprağa gideceğim. sonra toprak olacak ve bir sularla bir çiçeğin bedenine yürüyeceğim. sonra o çiçeğe bir arı konacak...öhö öhöhööö"
son nefesini öksürerek verdi zavallı ninem. lafının sonunu getiremedi. kim bilir ne diyecek, nasıl bilgece bir cümle kuracaktı. vasiyetinde de belirttiği üzere köy yerindeki mezarlığa defnettik. cebindeki son parayı da bana verdi. o günün üzüntüsünden midir nedir, hiçbir zaman heves etmediğim ve aklımın ucuna bile gelmeyen bir şeyi yaptım. gördüğüm ilk ganyan bayiine gittim ve altılı kupon oynadım. bazı şeylerin neden olduğunu bilemiyorsunuz. bir eşek şakası yapmak ya da bir tren rayına atlamak da nedensiz olabilir. her şeyde bir mantık aramak da insanı hep yıpratıyor. 10 ytl'lik bir kupon yaptım. ilk ayakta karacabey birinci geldi. sonra gaza gelerek paramın 1/2'sini sütçü beygiri gibi görünen, ayaklarının çelimsizliğinden en azından 45 yaşında olduğunu anladığım "greenhoe" isimli bir ata bastım ve kaybettim. sonra silkenerek "naapıyorum lan ben" dedim. bu yas hali benim kafamı gerçekten meşgul ediyor ve yıpratıyor. ulan ben nereden anlarım iddiayı. kupon görsem kpss optik formu zannederim. neyse, kendimi toparladım. o günün akşamında kız arkadaşımı dışarı çağırdım ve bir şeyler içtik. gelen içki bardakları bir gelip bir gidiyordu. tıpkı heidegger'in dasein'ı gibi o bardakların varlığı o an havada slow motion halde hareket ediyor ve zaman ara sıra duruyordu sanki. ertesi gün işim geç başladığı için öğlene kadar kafayı devirip yattım.
ertesi gün işe gittim. epey tatsız bir gündü. neyse akşam eve geldim. evde üniversiteden yakın arkadaşım haluk vardı. bu herifi de hiç sevmezdim. eve ne zaman girsem hollywood filmindeki psikopat katiller gibi karanlıkta oturuyor, ben ışığı açtığımda tok bir sesle "merhaba" diyordu şerefsiz evladı. bu b.ku sanırım ilk ya da ikinci yapışıydı. o esnada eve doğru hızlı ve emin adımlarla gidiyordum. içeri girdim, ışığı açtım. kafasına eyes wide shut filmindeki korkunç maskelerden takmış, koltukta öylece oturuyordu p.v.nk. çığlık atarak geri kaykıldım. artık çok geçti:
"bahadır ?!?!1#" dedi.
"evet?" dedim.
"ne oldu?" dedi.
sanırım şok halinden dilimin tutulduğunu falan düşünmüştü. o da korkuyordu çünkü:
"yaklaşma!" dedim.
"n'oldu olm. iyi misin? şakaydı lan sadece."
"yaklaşma!"
"niye lan?"
"donuma s.çtım"
o günü yaşanmamış kabul ettik. lanet olsun diyerek banyoya girip bir güzel duş aldım ve kıyafetlerimi tenekeye koyup yaktım. imam efendinin 22 yıl önce kulağına üç kere "haluk!" diye fısıldamış olan bu maymunlar familyasından hayvan evladını evden def ettim ve böyle depresif günler için sakladığım öküz gözü şarabımı açarak tv'nin karşısına oturdum. uydu kanal listesinde 456. sırada olan çayeli tv'yi açtım. burada sürekli eski yeşilçam filmleri yayınlanırdı geceleri bilenler bilir... soruyu bil, para ödülünü kazan temalı dolandırıcı reklamı girmişti. boşluktan istifade midem kazındığı için mutfağa gidip aperatif bir şeyler hazırladım. tam da bu sırada tv'den gelen bir sesle irkildim. önce bir süre bana tanıdık gelen bu sesin ne olduğunu anımsamaya çalıştım:
"evet ekran başındaki beyefendiler. bu .... macunu ile iktidarsızlığa son. tıpkı bir ejderha gibi olacaksınız. taşı sıkıp suyunu çıkaracaksınız. evet!! ilk arayan 5 kişiye 2 kutusu 100 ytl evet yanlış duymadınız! bu fırsat kaçmaz beyler. hanımlar mutlu olmak istiyor 0858546... bu numaradan ulaşabilirsiniz. ilk 5 kişi!! 6. kişi değil!!"
bu sesin kime ait olduğunu anladığım an beynimden kaynar sular dökülmüştü adeta. elimdeki çerez tabağı yere düşmüş ve halıyı berbat etmişti. hemen içeri koştum. koridorda geçen 10 saniyelik an, tıpkı 100 yıl gibi geçmişti. o anda yanılmayı o kadar çok istedim ki! ama yanılmamıştım. oracıkta midem bulandı öğürür gibi oldum. neden böyle bir şeyi benden saklamıştı? neden daha düzgün işler yapmıyor ve insanları cinsellikle kandırıyor hatta dolandırıyordu. onu ertesi gün terk ettim ve bu sefer bir majör bunalıma girdim. her günüm depresif geçmeye başlamıştı.
allah düşmanıma yaşatmasın. zor günlerdi ama atlattık.
devamını gör...
kafa dağıtmak için yapılanlar
müzik dinlemek kafa dağıtmanın en güzel yoludur
devamını gör...
moderatör hazall'ın sömürgeciliğe maruz kalıyor olması
an itibariyla, kominizm ayagina kapitalist duzenin sömurgesi altinda oldugumu ogrendigim baslik... bu arada övüldüm mü gömuldum mu anlamadim, bu detaya hic girmiyorum bile. ayrica türkce engelli ne demek? adamin asabini bozma ümüğünü sıkarım.*
(bkz: uğraşma benimle uğraşırım seninle)
(bkz: uğraşma benimle uğraşırım seninle)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
bir paris semtinin tüketilme denemesi
bir georges perec kitabıdır.
deliliğini edebiyat dehası ile maskelemeye çalışan, bazen ben şu an ne okuyorum hissi uyandıran, “bazen bunu neden anlattı ki şimdi?” türü ikiricikli sorularla sarhoş olmamıza neden olan ancak her zaman bir deli dahiyle sohbet ettiğiniz yanılsamasını yaratan perec bu kitapta da beklentileri tam olarak karşılamış.
dünyanın en ilginç roman fikirlerine ve isimlerine sahip roman yazarlarından biri olan perec daha önce “ bahçedeki gidonları kromajlı pırpır da neyin nesi” ve “ ücret artışı talebinde bulunmak için servis şefine yanaşma sanatı ve biçimi” isimli iki romanla dede korkut’tan sonra isim koyma konusunda en yetkin kişi olduğunu kanıtlamış, kayboluş kitabında hiç e harfi kullanmayarak da bize tek elini arkasına koyarak güreşmeyi teklif eden enişteyi hatırlatmıştır.
bu kitapta bir paris semtine manzaraya hakim bir kafeden bakan yazar gördüğü her şeyi yazarak bize anlatıyor. zamanın, insanların ve arabaların dışında hiçbir şeyin hareket etmediği üç boyutlu bir şehir tablosu koyuyor önümüze. başlarda ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını anlamıyor olsanız da zamanla alışmaya ve keyif almaya başlıyorsunuz.
deliliğini edebiyat dehası ile maskelemeye çalışan, bazen ben şu an ne okuyorum hissi uyandıran, “bazen bunu neden anlattı ki şimdi?” türü ikiricikli sorularla sarhoş olmamıza neden olan ancak her zaman bir deli dahiyle sohbet ettiğiniz yanılsamasını yaratan perec bu kitapta da beklentileri tam olarak karşılamış.
dünyanın en ilginç roman fikirlerine ve isimlerine sahip roman yazarlarından biri olan perec daha önce “ bahçedeki gidonları kromajlı pırpır da neyin nesi” ve “ ücret artışı talebinde bulunmak için servis şefine yanaşma sanatı ve biçimi” isimli iki romanla dede korkut’tan sonra isim koyma konusunda en yetkin kişi olduğunu kanıtlamış, kayboluş kitabında hiç e harfi kullanmayarak da bize tek elini arkasına koyarak güreşmeyi teklif eden enişteyi hatırlatmıştır.
bu kitapta bir paris semtine manzaraya hakim bir kafeden bakan yazar gördüğü her şeyi yazarak bize anlatıyor. zamanın, insanların ve arabaların dışında hiçbir şeyin hareket etmediği üç boyutlu bir şehir tablosu koyuyor önümüze. başlarda ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını anlamıyor olsanız da zamanla alışmaya ve keyif almaya başlıyorsunuz.
devamını gör...
ensest ilişki yaşama özgürlüğü
ne saçma salak şeyler.
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
"bir gün seni unutmak zorunda kalırsam,
aşkımın küçüklüğüne değil,
çaresizliğim büyüklüğüne inan."*
birini sevdiğin halde vazgeçmek aslında uzun bir süreçtir. ilk başta vazgeçmek istemezsin. çabalarsın, didinirsin, ondan vazgeçene kadar önce sen kendinden vazgeçersin. ama bazen ne kadar sevsen de başka çare kalmıyor. işte o zaman da sevgisiz olmuyorsun sadece çaresiz oluyorsun. çaresizliğin büyüklüğü dağları aşmış, gönül neylesin. zorla da olsa katlanıyor işte.
aşkımın küçüklüğüne değil,
çaresizliğim büyüklüğüne inan."*
birini sevdiğin halde vazgeçmek aslında uzun bir süreçtir. ilk başta vazgeçmek istemezsin. çabalarsın, didinirsin, ondan vazgeçene kadar önce sen kendinden vazgeçersin. ama bazen ne kadar sevsen de başka çare kalmıyor. işte o zaman da sevgisiz olmuyorsun sadece çaresiz oluyorsun. çaresizliğin büyüklüğü dağları aşmış, gönül neylesin. zorla da olsa katlanıyor işte.
devamını gör...
normal sözlük yeni özellik istekleri
ben komple yazar yazar dolaşıp madalyalı tanım okumak yerine tüm madalyalı tanımları bir başlık altında toplanmasını rica ediyorum. biliyorum herkes farklı konseptlerde yazıyor ama orayı da ona göre ayırabilirsek, bilim dallarına göre gruplandırma ve tabiki sanat, okumak isteyenler için müthiş kolaylık olacaktır.
devamını gör...
merhaba ben israfil bu da surum
2021 senesi içinde gaipten gelip herkesi etkisi altına alması beklenen sestir efenim. en azından ben bekliyorum.
bir yerden de yecüc ile mecüc pörtlerse de şaşırmam yâni.
bir yerden de yecüc ile mecüc pörtlerse de şaşırmam yâni.
devamını gör...
maskesiz hayatın ilk günü yapılacaklar
burun estetiği.
2022 eklemesi : geçen yıl yaptım arkadaşlar .
2022 eklemesi : geçen yıl yaptım arkadaşlar .
devamını gör...
3 mayıs türkçülük günü

günün anlam ve önemini yukarıda sevgili yazarlar anlatmış*.. 3 mayıs türkçülük günümüz kutlu olsun!!*
devamını gör...
aşka inanmamak
kalbi kırılmıştır ve büyük konuşmuştur.
devamını gör...
scarface
izlenilmemesi kayıp olan al pacino karizmasının parladığı efsane film.
devamını gör...




