bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yetermiş.

bana en çokta bunu öğretten canım öğretmenim
devamını gör...

bitmiyor.

izlemeye başladığım güne lanet olsun. tamam iyi hoş, tamam güzel dizi, tamam hatta en süper türk dizisi; ama bitmiyor. bahar'ın sahnelerini atlıyorum, mümtaz'ın, meliha'nın; bitmiyor. uzun bakışma sahnelerini, son ses müzik dayanan diğer doldurma sahneleri, insafsız dram sahnelerini de atlıyorum; gene bitmiyor.

şu dizi zamanında televizyona çekileceği yerde şimdilerin dijital platformlarında çekilse ne güzel olacakmış halbuki. bu haliyle varı yoğu bırakıp, hayatla bütün ilişiğinizi kesseniz bile bitirmek ortalama 15 günü buluyor. 15 gün!

bitmiyor.
devamını gör...

herhangi bir gün gidişatına göre mutsuz bitebilir, ama mutsuz umutsuz başlayamaz.
buna uygun değiliz, yeniden uyandık. demek ki hala buradayız
devamını gör...

gün geçmiyor ki yeni bir şey ile daha itham edilmeyelim.

(bkz: peki)
devamını gör...

gidenler bizden hep bir parça götürürler.
o parçanın yerinde de derin izler kalır.
herkesin bir yara izi vardır,
insanlardan gizlemeye çalıştığı saklamak için çok uğraştığı bir yara izi!
herkesin bir yara izi vardır,
kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan
baktıkça nefes alabiliyor olmanın kıymetini anlamanı sağlayacak bir yara izi.
bu izlerle yaşamaya alışırsın
bir sabah belki gün doğarken baktığında dışarı yaşamayı yeniden sevebilirsin
ve bir gün elbet birileri o yara izlerine dokunur
acın da biraz olsun hafiflemeye başlar.
devamını gör...

/ onüç damla gözyaşını saydım
alllahına kitabına sövüp saydım
şafak nabız gibi atıyordu
sarhoştum kasımpaşa'daydım
/

demiş hemşerim, ezberden geldi sesi, işin içinde ahmet abi de varken hem de. oysa benim yürümek gibi bir niyetim yoktu, cibran'ın okçusunu biliyordum çünkü ve onun "sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız. " dediğini bilenlerindendim. laf?

yürümeye niyetim yoktu aslında hiç yoktu, sarhoştum, yas gibi ufacık bişi vardı içimde, kavga ettim kendimle ve onunla, kapı önüne çıktım sigara içmeye, içtim, ona döndüm yüzümü, kapı kilitli, olsun öbür kapıdan girerim dedim, orası da kilitli ve bir not adıma yazılmış, "gidiyorum ben"

"lan bu kaçıncı" dedim kendi kendime, sonra sokağa baktım, mahalleye baktım, ben biraz yürüyeyim dedim kendime ve herkese, yürüdüm.

yaklaşık iki gün hiç durmadan yürüdüm, sarhoştum, alsancaktaydım, sarhoştum, yalıdaydım, sarhoştum güzelbahçe küçük limandaydım, eski kale fenerleri yerinde olsaydı yolumu çok daha önceden bulurdum ama yoklardı, ben de yürüdüm, karşıya geçeyim dedim köstenli eski bir dosta, sakın dedi, sakın bu gece yapma, ortak kontrol var ve artık ipler bizim elimizde değil, bilirim yalan söylemezdi o bana, o köstenin yani istanbul ağzı ile dalyanın en eski adamlarındandı.

vazgeçtim ben de, yürüdüm.
tam o sıra gördüm o dört kişiyi, gökte yeşil ay yoktu üstelik, ama o dört bıçak parıltısını nerde olsa tanırdım, cinayeti kör bir balıkçı gördü, ben gördüm, vapur gördü sadece.

hiçbirimiz ve hiçbiriniz orada yoktuk.

hatırladığım son şey onun yüzüme vurduğu ölü bir yavru kedi bedeni. sevmiyorum artık dedi, kediye mi dedi bana bana mı dedi bilmiyorum, gerçi ikisi de aynıydı, o bıraktığın gibi değilim diyordu, ben de gittiğim gibi değilim artık diyordum.

üstelik vapuru ben vurmamıştım?

/ vapuru onlar vurdu ben vurmadım
sarhoştum kasımpaşa'daydım
cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben vursam kendimi vuracaktım
. /

devamını gör...

birisinin bana türk kahvesi hazırlaması.
devamını gör...

ingilizce union of soviet socialist republics (ussr), türkçesi sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği (sscb), orjinal rusçası сою́з сове́тских социалисти́ческих респу́блик (sojúz sovétskix socialistíčeskix respúblik) olan 1917-1991 yılları arasında sovyet rusya'nın resmi adı olan kısaltmadır. şöyle tshirtlerde güzel durur:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

içim rahatladı. ortancamın burcu olur kendisi. balık ve terazi için de böyle başlıklar bekliyorum. 3 te üç yapayım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir konyalı olarak dekoru eski konya sokakları, mahalleleri olan bu kadar güzel bir roman için sezgin kaymaz'a yürekten bir teşekkürü borç bilirim.

birkaç sene önce bu güzel insanla haydarpaşa kitap fuarında tanışıp hasbihal etme şansım oldu. sağolsun iki kitabını da tanışmamız şerefine notuyla imzaladı.

gelelim bu güzel romana.

roman genel anlamda hüdai nabit isimli dev gibi cüssesinin altında güzel bir kalbi olan kahramanımızın, lanet ailesinden kaçıp ona sığınan zavallı ömer'in, hüdai'nin kızı gülsün ve onun yok olmasını engellemeye çalıştığı mezarlığı talan etme isteğiyle her türlü adiliği yapan hacı naci kalaycı isimli çakal muhtarın ekseninde geçiyor.

hiç şüphesiz konya ağzıyla konuşan köpek çeto romanın en eğlenceli karakteri.

baştan sona için için hüdai ağa ve gülsün'e insanlık namına yaptıkları mücadelelerini kazanmaları ve bir araya gelip mutlu yaşamaları için dua ediyorsunuz ama maalesef sonu pek de istediğiniz gibi olmuyor.

hacı naci kalaycı gibi deyyusun, efraim dayı gibi yarım ağızlı kevaşenin ben gelmişine geçmişine sövüyor, aşut'a bir şey olmasın diyerek sözlerimi noktalıyorum.
devamını gör...

paris'teki dairesinde havagazını açıp intihar ettiğinde yüzü tıraşlıydı, üzerinde ütülü beyaz bir takım elbise ve cebinde parası vardı...

"yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar."
devamını gör...

satırda durduğu gibi durmayan kelimelerden.

basit, anlam olarak "kolay" ama aslında ulaşması "zor" olandır.

bülent ortaçgil de bu fikirdedir.
devamını gör...

iyi bir yazar, kullanıcı adı her seferinde aklıma domestos çamaşır suyunu getiriyor.*
devamını gör...

valla beğendiklerim'e bir göz attım. beğenmediğim yazar kalmamış.

(bkz: yaprak sarma fan kılap)
(bkz: larktwain_123_)
(bkz: hi my i run)
(bkz: ıvanmılınskı)
(bkz: whisper)
(bkz: ölmedim ama hafif sürünüyorum)
(bkz: kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası)
(bkz: morganick)
devamını gör...

türk dil kurumu'na göre "yer çekimi" doğru yazım şekli olduğu için, bunun da kütle çekim şeklinde yazılmasının doğru olabileceğini düşündüğüm fiziksel özellik. zira kütle de, çekme mevzusu da pek kendi anlamlarından uzaklaşmış sayılmıyor sanırım. temelde "kütle kendine çeker" basit mantığından türemiş bir terim çünkü bu. her neyse, doğrusu kesinlikle budur şeklinde iddia edecek etimolojik bilgiye sahip değilim bu konu hakkında. bu nedenle o kısmı geçiyorum.

genel olarak kozmolojide kütle çekimi, özel olarak dünya söz konusu olduğunda yer çekimi olarak kullanılır bu terim.

fizikte kütle çekimi çok çeşitli şekillerde tarif edilmeye çalışılıyor ama aslına bakarsanız bunun çalışma mekanizmasını çok da net bilmiyoruz. yanılmıyorsam neil degrasse tyson da bu konu hakkında "kütle çekim kuvvetinin ne olduğunu bilmiyoruz." benzeri bir cümle kurmuştu.

***

yaygın kanıya göre, kütle çekim kuvvetinin kaynağı, evrendeki kütleli cisimler. buna göre, ışık dahil herhangi bir şey evrende yol alırken bir kütle ile karşılaşırsa, jeodezik dediğimiz düz yolları izlemeyi bırakır çünkü jeodezik artık düz bir yol olmaktan çıkmış ve uzay zaman bükülmesi nedeniyle eğrileşmiştir. cisim de bunu takip ettiği için düz yolundan sapar ve eğri bir yolla hareketine devam eder.

ancak albert einstein'ın izafiyet teorisini ve modern fizik de diyebileceğimiz kuantum mekaniğini birbirine uydurmayı henüz başaramadı bilim dünyası. temel kuvvetler dediğimiz kuvvetlerin 3 tanesi sorun çıkarmazken, kütle çekim kuvveti bize sorun çıkarıyor. diğer kuvvetlerin taşıyıcı parçacıklarını gözlemleyebiliyoruz ama kütle çekiminin taşıyıcı parçacığı olan gravitonu gözleyemedik henüz. bu da bize kütle çekim kuvvetinin aslında nasıl çalıştığını tam olarak açıklayamadığımızı gösteriyor.

bu nedenle çok çeşitli teoriler çıktı ortaya. bazı bilim insanları kütle çekiminin sürekli var olan fiziksel bir özellik olmadığını, anlık fiziksel koşullara bağlı olarak ortaya çıktığını ve koşullar ortadan kalktığında onun da kaybolduğunu ileri sürerken, bazıları da bu kuvveti döngüsel kuantum kütle çekim teorisi ile açıklamaya çalıştı ve kuantum köpüğü denilen yapının da bununla ilgili olduğu savunuldu vesaire...

geldiğimiz noktada hâlâ çok net bir şey söylemek güç. öne atılan teorilerin tamamı yanlışlanamadığı gibi, doğrulanan da yok. zaten bunlardan biri doğrulanırsa sicim teorisi ve dolayısıyla her şeyin teorisi gibi bilimsel açmazlar da muhtemelen daha hızlı biçimde çözüme kavuşacak demektir.
devamını gör...

apartman (yönetici) toplantısı gibi olacaksa aidat borçlarını ödemeyen sözlük yazarlarının ve aylık maaşları yatırmayan yönetimin katılması zorunludur. (çocuklarınızı getirmeyin)
ben sadece dinlemeye geldim diyenler, bir arkadaşa bakıp çıkacaktım diyenler, bu tuşa basınca noluyo diyenler? uykusuz kahve böyle uykusuz kalmayı nerden öğrendi? gibi merak edilen soruların da konuşulacağı toplantıya "bal porsukları da bal yapar radyo da arap şükrü de çalar" sloganı atarak katılacağım. (katılmadı)
(bkz: evet niye toplandık)
devamını gör...

doğru.
bence alttaki yazar sınavlardan nefes alamıyor.
devamını gör...

bir voltaire romanıdır.

hayatı boyunca din ve düşünce özgürlüğünü savunan, sivri dili ve hazırcevaplığı yüzünden sürgün edilen ama bir yandan da köle ticaretinden para kazanan ve demokrasiye inanmayan bir yazar voltaire.

yazdığı bu doğu masalı da tam olarak adında vaat ettiği şeyi sunuyor okuyan insanlara. sadık isimli bir adamın masalsı yolculuğu. ortadoğu’da geçen bu yolculuk esnasında sadık’ın başına gelmeyen kalmazken zihni de sürekli bir kargaşa ile boğuşmakta.

o dönemler birçok yazar tarafından yapılan şeyi yaparak bunun bulduğu bir el yazması olduğunu söylüyor yazar. bu elyazmasını bize aktaran bir aracı o.

kitap boyunca iyiliğin karşılığının ne olduğu tartışılıyor bol bol. dürüst olmanın bir cezası olup olmadığı? mutluluğun peşinden koşuldukça bizden uzaklaşıp uzaklaşmadığı? cesaretin korkaklığa yenilip yenilmediği?

doğu insanının kadına bakışını da kendince anlatmaya çalışmış yazar. kadın her an yoldan çıkabilecek, erkeği yarı yolda bırakabilecek, güce ve paraya düşkün bir varlık olarak resmedilmiş bütün masal boyunca.

ilginç bir masal ve düşündürücü. o zaman gökten düşen üç elmanın biri aydınlanmacı voltaire’e, öteki köle tüccarı voltaire’e, sonuncusu da buna anlam vermeye çalışan okura gelsin.
devamını gör...

burada kullandığım nicki ekşi sözlükten buldum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim