ferahlık hissi veren kokular
katılıyorum kesinlikle nane kokusu. mentol de olabilir. benim için yapraklı olmasına da gerek yok. naneli mentollü sakızı ver bana vuhuuuu. * yiyerek, çiğneyerek terapi budur.
devamını gör...
ekolojik ayak izi
belli bir nüfusun doğaya karbondioksit vb. atıkların ne kadar yük oluşturduğunu hesaplamak için kullanılan yöntemdir.
insanların yaşamını sürdürmesi için gereken kaynakların üretilmesi ve atıkların yok edilmesi amacıyla kullandıkları yaşam alanını gösteren bir ölçüdür.
insanların yaşamını sürdürmesi için gereken kaynakların üretilmesi ve atıkların yok edilmesi amacıyla kullandıkları yaşam alanını gösteren bir ölçüdür.
devamını gör...
yağmur yağdığında yapılabilecek en iyi şey
uyumak. daha iyisini bilmiyorum ben.
devamını gör...
yazarların en ünlü etkileşimi
bu biraz hüzünlü ama gurur verici. mustafa kemal atatürk vefat ettiğinde onun başucunda duran aynı zamanda "atatürk'ün kütüphanecisi" olarak bilinen nuri ulusu'nun oğluyla tanıştım. (mustafa kemal ulusu ile.) sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirme imkanım da oldu. harika bir adam.
nuri ulusu ve mustafa kemal ulusu'yu da bilmeyenlerin olma ihtimaline karşı buraya bırakıyorum.

nuri ulusu ve mustafa kemal ulusu'yu da bilmeyenlerin olma ihtimaline karşı buraya bırakıyorum.

devamını gör...
the lobster
kynodontas'dan sonra beni sinir hastası yapan yorgos lanthimos filmi. günümüz toplumuna ve ilişkilerine getirdiği eleştiriden dolayı bir parça sevgimi kazanmış olsa bile görüntü yönetmeninin gözlerinden öpmek dışında bu filme övgü dizemiyorum.filmekimi'nde bilet bulup son dakika aksiliği ile kaçırmıştım, film 2017 gibi aklıma düşünce evde pinekleyerek izledim belki ondan filme biraz gereksiz sinir oluyorum ama şu var ki film oldukça iyi sadece lanthimos için yetersiz kalıyor. lanthimos'un o sade ve doğal bir şekilde sunulmuş şiddeti bu filmde de var ama sanki bu sahnelerin yarısını çıkarmışlar filmden, öyle bir havası var. zekice tasarlanmış bir senaryo, iyi oyunculuklar - colin farrell için ayrı bir parantez açmak gerek, true detective sevgimden arınıp objektif bir biçimde adam rolünü oynamamış yaşamış dedirtiyor- ve iyi bir görüntü yönetmeni ama sonuç vasatın biraz üstü bir film. o distopik ortam güzel yakalanmış ama eksik ve tatsız gelen bir şey var yine de film bir noktadan sonra güzel bir ivme yakalıyor ve tamamen izleyiciye bırakılmış bir final sahnesi ile kapanıyor.
david karakteri -colin farrell etkisi ile- bize güzel bir sorgulama yaptırıyor. içine tıkılı kaldığımız sistemden sıyrılsak bile farkında olmadan yine de ona boyun eymeye devam ediyoruz ki david karakteri bunu shortsighted ablamız ile birlikteliğinde net bir şekilde gösteriyor. ( kadına ilgisinin başlama sebebinin onunda miyop olduğunu farketmesi ve daha sonra kadın kör olduğunda sistemin onaylayacağı bir birliktelik için kendi gözünü bıçakla oymaya karar vermesi buna net bir örnek.)
otelin kurallarının daha katı ve daha rahatsız edici olmasını beklerdim ama lanthimos beklediğimden daha az şiddet ögesini ön plana çıkarmış ve heartless woman olarak adlandırılan ablamızın donuk bir ifade ile bir köpeği tekmeleyerek ve karnını boydan boya keserek öldürmesi bile bu doğal vahşet noksanlığını kapatmaya yetmemiş. ayrıca bir diğer eksiklik loners dediğimiz ekibin avlanma riski olmasına rağmen inatla ormanda kalmaya devam etmesi. filmin ilerleyen dakikalarında otele karşı bir yıldırma politikası izlemeyi seçtikleri için bunu yaptıklarını öğrensek bile yine de bir eksiklik var; filmde diğer ülkelerden söz edilse bile asla aynı sistemi uygulayıp uygulamadıklarından söz edilmiyor, ee bu salaklar ne diye kaçıp başka bir ülkeye gitmiyorlar diye sorgulamaya başlıyoruz bir noktadan sonra. onun dışında muhtemelen filmin final sahnesi dışında en etkileyici sahnesi bana kalırsa david'in sevmediğimiz şeyleri seviyormuş gibi yapmanın, sevdiğimiz bir şeyi sevmiyormuş gibi yapmaktan daha zor olduğunu idrak ettiği sahneydi.
hotel manager: why a lobster?
david: because lobsters live for over one hundred years, are blue-blooded like aristocrats, and stay fertile all their lives. ı also like the sea very much.
he didn't burst into tears and he didn't think that the first thing most people do when they realise someone doesn't love them anymore is cry.
one day, as he was playing golf, he thought that it is more difficult to pretend that you do have feelings when you don't that to pretend you don't have feelings when you do.
david karakteri -colin farrell etkisi ile- bize güzel bir sorgulama yaptırıyor. içine tıkılı kaldığımız sistemden sıyrılsak bile farkında olmadan yine de ona boyun eymeye devam ediyoruz ki david karakteri bunu shortsighted ablamız ile birlikteliğinde net bir şekilde gösteriyor. ( kadına ilgisinin başlama sebebinin onunda miyop olduğunu farketmesi ve daha sonra kadın kör olduğunda sistemin onaylayacağı bir birliktelik için kendi gözünü bıçakla oymaya karar vermesi buna net bir örnek.)
otelin kurallarının daha katı ve daha rahatsız edici olmasını beklerdim ama lanthimos beklediğimden daha az şiddet ögesini ön plana çıkarmış ve heartless woman olarak adlandırılan ablamızın donuk bir ifade ile bir köpeği tekmeleyerek ve karnını boydan boya keserek öldürmesi bile bu doğal vahşet noksanlığını kapatmaya yetmemiş. ayrıca bir diğer eksiklik loners dediğimiz ekibin avlanma riski olmasına rağmen inatla ormanda kalmaya devam etmesi. filmin ilerleyen dakikalarında otele karşı bir yıldırma politikası izlemeyi seçtikleri için bunu yaptıklarını öğrensek bile yine de bir eksiklik var; filmde diğer ülkelerden söz edilse bile asla aynı sistemi uygulayıp uygulamadıklarından söz edilmiyor, ee bu salaklar ne diye kaçıp başka bir ülkeye gitmiyorlar diye sorgulamaya başlıyoruz bir noktadan sonra. onun dışında muhtemelen filmin final sahnesi dışında en etkileyici sahnesi bana kalırsa david'in sevmediğimiz şeyleri seviyormuş gibi yapmanın, sevdiğimiz bir şeyi sevmiyormuş gibi yapmaktan daha zor olduğunu idrak ettiği sahneydi.
hotel manager: why a lobster?
david: because lobsters live for over one hundred years, are blue-blooded like aristocrats, and stay fertile all their lives. ı also like the sea very much.
he didn't burst into tears and he didn't think that the first thing most people do when they realise someone doesn't love them anymore is cry.
one day, as he was playing golf, he thought that it is more difficult to pretend that you do have feelings when you don't that to pretend you don't have feelings when you do.
devamını gör...
takipçisi olmayan yazar
akıllıca şeyler yazar ve beğenilerini esirgemez ise zamanla takipçisi olacağını düşündüğüm yazar topluluğu.
devamını gör...
bir kadını kırmadan ona çirkin olduğunu söylemek
t:bir erkek olarak asla çirkinsin diyemem dediğim hede. bana dediler kırıldım. kimseyi kıramam.
lise 2'de bazılarının vampir-köylü diye bildiği kurtadam oyununu oynuyoruz. o dönem bizde bağımlılık olmuş. yemekten artırdığımızla öğlenleri kumarını dönüyoruz, o derece yani.
bu oyunda yakışıklı prens adında bir rol var. oyun telefondan oynanıyor ve rastgele roller geliyor. bu rol haricinde 20 tane kadar daha var diye hatırlıyorum.
ceren adındaki arkadaşımız bizim bu tutkumuzu gördü. oyunu öğrenmek ve anlamak açısından yanımızda durmaya başladı.allahın işi herhalde, bana da o sırada yakışıklı prens rolü geldi. öğrenmeye çalıştığı için rolleri soruyor soruyor biz anlatıyoruz. bana sordu. cevabımı verdim, anlatmaya girişeceğim.o da ne güldü ve bizden uzaklaşıp 5 metre ötedeki kızlara gidip bunu söyledi. 3 kişiydiler, üçü de güldü.
kırıldım. yüzüme çirkinsin demedi belki ama,bana yakışıklı rolünü bile yakıştıramadı.kırılmıştım.bütün hayatımda bir yara olarak kalacak belki de.
beni kırmaya hakkı yoktu, benim de kimseyi kırma hakkım yok.
bu yüzdendir ki tanım:kimsenin kimseye yapmaması gereken, gerekirse yalanın dibine vurulması gereken bir hareket.
güzelsin, yakışıklısın diye yalan söylemeyin. elektrik alamadım yada kafa dengim değilsin diyin.önemli olan dış güzellikse, birçok güzel bulabilirsiniz. ancak çoğu zaman yerine koyacak bir kalp bulamazsınız. o kırılmıştır bir kere.
lise 2'de bazılarının vampir-köylü diye bildiği kurtadam oyununu oynuyoruz. o dönem bizde bağımlılık olmuş. yemekten artırdığımızla öğlenleri kumarını dönüyoruz, o derece yani.
bu oyunda yakışıklı prens adında bir rol var. oyun telefondan oynanıyor ve rastgele roller geliyor. bu rol haricinde 20 tane kadar daha var diye hatırlıyorum.
ceren adındaki arkadaşımız bizim bu tutkumuzu gördü. oyunu öğrenmek ve anlamak açısından yanımızda durmaya başladı.allahın işi herhalde, bana da o sırada yakışıklı prens rolü geldi. öğrenmeye çalıştığı için rolleri soruyor soruyor biz anlatıyoruz. bana sordu. cevabımı verdim, anlatmaya girişeceğim.o da ne güldü ve bizden uzaklaşıp 5 metre ötedeki kızlara gidip bunu söyledi. 3 kişiydiler, üçü de güldü.
kırıldım. yüzüme çirkinsin demedi belki ama,bana yakışıklı rolünü bile yakıştıramadı.kırılmıştım.bütün hayatımda bir yara olarak kalacak belki de.
beni kırmaya hakkı yoktu, benim de kimseyi kırma hakkım yok.
bu yüzdendir ki tanım:kimsenin kimseye yapmaması gereken, gerekirse yalanın dibine vurulması gereken bir hareket.
güzelsin, yakışıklısın diye yalan söylemeyin. elektrik alamadım yada kafa dengim değilsin diyin.önemli olan dış güzellikse, birçok güzel bulabilirsiniz. ancak çoğu zaman yerine koyacak bir kalp bulamazsınız. o kırılmıştır bir kere.
devamını gör...
ısparta
turlarda, salda gölü + lavanta tarlaları demek olan şehir.
devamını gör...
durduk yere insanın aklına gelen replikler
devamını gör...
hayattan bugüne dek öğrenilen en önemli şey
kafaya çok takarsan kötü toslarsın.
devamını gör...
bir sözlük yazarına aşık olmak
böbreklere de bi baksaymışsın iyi olurmuş demek istediğim durum.
devamını gör...
yapılan espriye kimsenin gülmemesi
esprinin çok kötü olması ya da ortamdaki kişilerin espriden anlamamaları nedeniyle gerçekleşebilecek durum.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
yazarlara çattım da cevap almadım
yaşadım desem de murat almadım
varip gideyim ben de kendi yoluma
meydana geldim de ses bulamadım
yaşadım desem de murat almadım
varip gideyim ben de kendi yoluma
meydana geldim de ses bulamadım
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının adını tahmin ediyoruz
rahmetli lucifer olsaydı koklayarak bütün kadın yazarların ismini tahmin ederdi.
eğlenceli başlıktır.
eğlenceli başlıktır.
devamını gör...
ivriz köy enstitüsü
1937-1948 arasında kurulan 21 köy enstitüsünden iç anadolu'nun göbeğinde, konya'da kurulanı. konya ve afyon illerinden öğrenci kabul eden bu kurum, ünlü ivriz kaya kabartmasının yakınlarında kurulmuştur.
konya ovası gibi tahıl ambarı gepgeniş bir düzlükte kurulan okul, köy enstitüleri edebiyatının da ilk meyvesinin filizlendiği yer olacaktır. 1950 yılında bu okul mezunlarından aksaray demirci beldesi öğretmeni mahmut makal'ın "bizim köy" adlı eseri bomba gibi patlar. bir yandan da büyük tartışma koparır; öyle ya bugüne kadar "orda bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüz" diyen veya "yemyeşil çayırlar, saz tıngırdatan bağrı yanık ozanlar, çobanların kaval nağmeleri" pastoralizmi olmadan, tüm çıplaklığı ve kiriyle köyleri gösterebilen yoktur. hele ki böyle bir metni henüz yirmi yaşında bir gencin yazmasına kimse inanmaz, devlet onu tutuklarken bir yandan da "kitabı sen yazmadın, yaşar nabi'ye yazdırdın yok yok tonguç'a yazdırdın" diye baskı yaptırır. ama kitabın etkisiyle baş etmek mümkün olmaz. artık bir yalnızlığa terk edilmiş ismail hakkı tonguç oldukça sevinmiş, bu kitabın başarısı sürgüne gitmenin ve arkadaşlarınca dışlanmanın acısını bile unutturmuştur...
mahmut makal dışında, ilkokul kaynak kitaplarıyla meşhur hacı angı da bu okuldan mezundur. ayrıca gazeteci kemal bayram çukurkavaklı da burada okumuş ama bitirememiştir. bugün okul sosyal bilimler lisesi olarak devam ediyor. tarihi kampüsüne de göz dikilmiş.
kaynak: pakize türkoğlu'nun tonguç ve enstitüleri kitabı, ayrıca fakir baykurt'un özyaşam öyküsünün son cildi olan "dost yüzleri"
konya ovası gibi tahıl ambarı gepgeniş bir düzlükte kurulan okul, köy enstitüleri edebiyatının da ilk meyvesinin filizlendiği yer olacaktır. 1950 yılında bu okul mezunlarından aksaray demirci beldesi öğretmeni mahmut makal'ın "bizim köy" adlı eseri bomba gibi patlar. bir yandan da büyük tartışma koparır; öyle ya bugüne kadar "orda bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüz" diyen veya "yemyeşil çayırlar, saz tıngırdatan bağrı yanık ozanlar, çobanların kaval nağmeleri" pastoralizmi olmadan, tüm çıplaklığı ve kiriyle köyleri gösterebilen yoktur. hele ki böyle bir metni henüz yirmi yaşında bir gencin yazmasına kimse inanmaz, devlet onu tutuklarken bir yandan da "kitabı sen yazmadın, yaşar nabi'ye yazdırdın yok yok tonguç'a yazdırdın" diye baskı yaptırır. ama kitabın etkisiyle baş etmek mümkün olmaz. artık bir yalnızlığa terk edilmiş ismail hakkı tonguç oldukça sevinmiş, bu kitabın başarısı sürgüne gitmenin ve arkadaşlarınca dışlanmanın acısını bile unutturmuştur...
mahmut makal dışında, ilkokul kaynak kitaplarıyla meşhur hacı angı da bu okuldan mezundur. ayrıca gazeteci kemal bayram çukurkavaklı da burada okumuş ama bitirememiştir. bugün okul sosyal bilimler lisesi olarak devam ediyor. tarihi kampüsüne de göz dikilmiş.
kaynak: pakize türkoğlu'nun tonguç ve enstitüleri kitabı, ayrıca fakir baykurt'un özyaşam öyküsünün son cildi olan "dost yüzleri"
devamını gör...
hayvanseverler niye sinekleri savunmuyor sorunsalı
ben bu soruyu ıstakozu canlı pişiren yaratıklara sormak isterim, o kadar çok üzülüyorum ki böyle bir şeyin gerçekten yaşanmasına, iğreniyorum insan ırkından.
devamını gör...
adalet denilince akla gelen şeyler
canım türkiyem diyemediğimdir. keşke gururla diyebilseydik. adalet deyince boğazımıza bir düğüm takılmasaydı.
devamını gör...


