almanya fransa ingiltere abd çatlayacak patlayacak
iç işleri bakanımızın tamamı : "göreceksiniz temmuz ayından itibaren ekonomi öyle bir atağa kalkacak ki; almanya'sı da, fransa'sı da ingiltere'si de, italya'sı da, hele her şeye burnunu sokan amerika'sı da çatlayacak patlayacak, hazır mıyız?"
evet beklenen an geldi , arkadaşlar hazır mıyız?
buradan
evet beklenen an geldi , arkadaşlar hazır mıyız?
buradan
devamını gör...
güne bir erkek yalanı bırak
asla yalan söylemem.
devamını gör...
tekirdağ
memleketimdir kendisi. insanları hakkındaki rivayetlerin hepsine inanmayınız, bazen bu konuda beni şaşırtan yorumlar gördüğümden iliştirmek istedim. ayrıca hepimiz şopar değiliz ve trakya şivesi ile konuşmuyoruz. çok içtiğimiz maalesef doğru bir rivayet çoğunluk için, kalıtsal bir miras resmen. ayrıca askerde bana her gece nöbetinde ''şopaaar napıyon len'' deyip tüylerimi diken diken eden hödük uzman çavuş, sana da selam olsun!
devamını gör...
ta'm e guilass
kirazın tadı olarak da bildiğimiz, abbas kiyarüstemi yapımı iran sinemasından bir dram filmi. bireysel bir problemin yanında pek çok sosyolojik gerçeği de iran sinemasının duruluğuyla gözler önüne seren film. bu cümleden sonraki her cümlem çok ciddi miktarda spoiler içereceği için devam edip etmemek size kalmış.
filmde intiharına 20 küreklik toprakla ortak olacak birini arayan bedii, çöp toplayarak geçinen bir adamla karşılaştığında ona üzerindeki kıyafette yazan sözcüğün anlamını bilip bilmediğini sorar. ne yazdığını da ben söylemeyivereyim, izleyen görür. bedii, mimiklerini neredeyse hiç kullanmayan bir adam olmasına rağmen duygu ve kararlarının etkisini gözleri ve göğsünde görülür. filmin bazı sahnelerinde bir tahta gibi duran göğsü heyecanlandığını, nefes alışverişinin hızlandığını belli eder şekilde hızlı ve ritmik bir biçimde iner kalkar.
çekim planlarında güzergahı aracın içinden sadece kuşlar uçarken görürüz. ne zaman kuşlar uçar, o zaman yolu arabanın gözünden izletir kamera. arabasına binen son kişi olan türk adamın bıldırcınları kestiğini öğrendiğinde verdiği tepki de bu mesajı doğrular nitelikte. 20 kürek toprağın pazarlığı süresince durmadan taşınan topraklar, toprakla çalışan insanlar, toprağın kullanıldığı araziler görülüyor. bu toprak çalışmalarından birinde bedii'nin gölgesi ile dökülen toprak birbirine karışıyor ve beni en çok etkileyen sahne de bu diyebilirim.
türk adamla anlaşmasının ardından bir soru işareti bırakıyor, neden çukura kendi aracıyla gitmiyor? teklifini kabul eden birini bulduğu için mi, bıldırcınlar öldüğü için mi, ölmeye kararlı olduğu için mi yoksa zaten ölmekten vazgeçtiği için mi? ki izleyiciyi bu belirsizlikle baş başa bırakıp gidiyor kiyarüstemi.
bedii kendini en mutlu hissettiği yerin, edindiği en iyi arkadaşların askerde olduğu bilgisini sunuyor bize. sıra sıra askerlerden hemen sonra görüyoruz, sıra sıra çocukları. bir... iki... üç... kirazın tadını yeniden almak istemiyor musun?
filmde intiharına 20 küreklik toprakla ortak olacak birini arayan bedii, çöp toplayarak geçinen bir adamla karşılaştığında ona üzerindeki kıyafette yazan sözcüğün anlamını bilip bilmediğini sorar. ne yazdığını da ben söylemeyivereyim, izleyen görür. bedii, mimiklerini neredeyse hiç kullanmayan bir adam olmasına rağmen duygu ve kararlarının etkisini gözleri ve göğsünde görülür. filmin bazı sahnelerinde bir tahta gibi duran göğsü heyecanlandığını, nefes alışverişinin hızlandığını belli eder şekilde hızlı ve ritmik bir biçimde iner kalkar.
çekim planlarında güzergahı aracın içinden sadece kuşlar uçarken görürüz. ne zaman kuşlar uçar, o zaman yolu arabanın gözünden izletir kamera. arabasına binen son kişi olan türk adamın bıldırcınları kestiğini öğrendiğinde verdiği tepki de bu mesajı doğrular nitelikte. 20 kürek toprağın pazarlığı süresince durmadan taşınan topraklar, toprakla çalışan insanlar, toprağın kullanıldığı araziler görülüyor. bu toprak çalışmalarından birinde bedii'nin gölgesi ile dökülen toprak birbirine karışıyor ve beni en çok etkileyen sahne de bu diyebilirim.
türk adamla anlaşmasının ardından bir soru işareti bırakıyor, neden çukura kendi aracıyla gitmiyor? teklifini kabul eden birini bulduğu için mi, bıldırcınlar öldüğü için mi, ölmeye kararlı olduğu için mi yoksa zaten ölmekten vazgeçtiği için mi? ki izleyiciyi bu belirsizlikle baş başa bırakıp gidiyor kiyarüstemi.
bedii kendini en mutlu hissettiği yerin, edindiği en iyi arkadaşların askerde olduğu bilgisini sunuyor bize. sıra sıra askerlerden hemen sonra görüyoruz, sıra sıra çocukları. bir... iki... üç... kirazın tadını yeniden almak istemiyor musun?
devamını gör...
anubis
mumyalama işinin piridir. ölü bedenleri mumyalamak öyle kolay iş değil. o kadar firavun ve vatandaş adamın elinden geçiyor. işin emek kısmında bir nevi. empati yapmak lazım. yemeden içmeden sonsuzluğa kadar insan mumyala, ruh yönlendir buna can mı dayanır?
o sebeple anubis'e sahip çıkmak boynumuzun borcu. misal yunan mitolojisindeki kayıkçı kharon'a bir bakın, o da öte alem yolculuğundan sorumlu ama şahsiyetsizin teki. anubis'in değerini bilelim. ona değersiz falan demeyelim zira adamın yaşamı çalkantılarla dolu; anubis darbe ile görevden alınan bir tanrı. demokratik ilkeleri savunan her birey, anubis'in yanında saf tutmakla mükelleftir.
osiris'in, anubis'e yaptığı tanrısal müdahalenin savunulacak hiç bir yanı yok. yetkileri kısıtlanıp sadece ölülerin geride bırakılmaması işlerine bakmak zorunda kalmış ve bir nevi kızağa çekilmiştir ki, yapılanlar ayıptır, günahtır, zulümdür...
adamın çocukluğu zaten çalkantılı geçmiş, anası olacak neftis'in yediği halt yüzünden çocuk neredeyse canından olacakmış. sen kalk çocuğu babası set dururken osiris'e ver. akıllı işi değil yemin ederim. adam dellenmiş haliyle, vallahi de billahi de keserim bu çocuğu demiş ve düşmüş çocuğun peşine...
neftis bakmış durum ciddi. çocuğu kaptığı gibi nil nehri'nin yakınlarında bir bataklığa saklamış. burada onu isis bulmuş ve büyütmüş. adamın anası babası kaç kere değişmiş, psikolojisini bir düşünün yahu. ilişkiler ağı o kadar karmaşık ki, o mertebelere geldiğine şükretmemiz lazım.
bütün bunları yaşamış adam, yine de vazifesini yapmak için elinden geleni yapmış, öte dünya terazisini hatasız tartmak her babayiğidin harcı değil. ölen kişinin kalbini alıyorsun, karşısına bir tüy koyuyorsun ve şaşmaz bir adaletle bu tartıdan sonuç çıkarıyorsun. hangi tanrı bu kadar ince ve hassas çalışıyor?
sırf çakal kafalı diye adama haksızlık yapılmasını kabul etmiyorum. şekilciliğe kurban ediyorsunuz bu emekçi abimizi. artı bu adam iyi ruhları koruyor, kolluyor. milleti öte dünyada ağzı dili lal bırakmıyor. daha ne yapsın da şu ölümlülere yaransın bilemiyorum.
nankörüz vesselam.
o sebeple anubis'e sahip çıkmak boynumuzun borcu. misal yunan mitolojisindeki kayıkçı kharon'a bir bakın, o da öte alem yolculuğundan sorumlu ama şahsiyetsizin teki. anubis'in değerini bilelim. ona değersiz falan demeyelim zira adamın yaşamı çalkantılarla dolu; anubis darbe ile görevden alınan bir tanrı. demokratik ilkeleri savunan her birey, anubis'in yanında saf tutmakla mükelleftir.
osiris'in, anubis'e yaptığı tanrısal müdahalenin savunulacak hiç bir yanı yok. yetkileri kısıtlanıp sadece ölülerin geride bırakılmaması işlerine bakmak zorunda kalmış ve bir nevi kızağa çekilmiştir ki, yapılanlar ayıptır, günahtır, zulümdür...
adamın çocukluğu zaten çalkantılı geçmiş, anası olacak neftis'in yediği halt yüzünden çocuk neredeyse canından olacakmış. sen kalk çocuğu babası set dururken osiris'e ver. akıllı işi değil yemin ederim. adam dellenmiş haliyle, vallahi de billahi de keserim bu çocuğu demiş ve düşmüş çocuğun peşine...
neftis bakmış durum ciddi. çocuğu kaptığı gibi nil nehri'nin yakınlarında bir bataklığa saklamış. burada onu isis bulmuş ve büyütmüş. adamın anası babası kaç kere değişmiş, psikolojisini bir düşünün yahu. ilişkiler ağı o kadar karmaşık ki, o mertebelere geldiğine şükretmemiz lazım.
bütün bunları yaşamış adam, yine de vazifesini yapmak için elinden geleni yapmış, öte dünya terazisini hatasız tartmak her babayiğidin harcı değil. ölen kişinin kalbini alıyorsun, karşısına bir tüy koyuyorsun ve şaşmaz bir adaletle bu tartıdan sonuç çıkarıyorsun. hangi tanrı bu kadar ince ve hassas çalışıyor?
sırf çakal kafalı diye adama haksızlık yapılmasını kabul etmiyorum. şekilciliğe kurban ediyorsunuz bu emekçi abimizi. artı bu adam iyi ruhları koruyor, kolluyor. milleti öte dünyada ağzı dili lal bırakmıyor. daha ne yapsın da şu ölümlülere yaransın bilemiyorum.
nankörüz vesselam.
devamını gör...
sözlük kulüpleri
sanat ve yardım kulübüne en baştan adımı yazdırmak istiyorum!!! evet çok heyecanlandım.
devamını gör...
kadın bir yazarın nickaltına yengeniz olur yazmak
lucifer zamanında yapmıştı.karşılıklı olması lazım yoksa sıkıntı.
devamını gör...
üsküdar'da el ele gezen çifte müslüman değil misiniz dayağı
üsküdar'dan sonrasını okumadım.
devamını gör...
harun kolçak
kendine özgü sahne hakimiyeti,kadife sesiyle unutulmayacak müzisyen.dualarım yoluna,hak etmedim ayrılığı,gitme,yanımda kal,gir kanıma önemli parçalarından bazılarıdır.özlüyoruz seni harun abi.
devamını gör...
oksimoron
ingiliz dilindeki (bkz: oxymoron) sözcüğünden türkçeye geçmiş kavramdır. birbirinin tezatı olan iki kavramın bir arada, iki sözcüğün yan yana kullanılması ve bu şekilde oluşturulmuş sıfat tamlamaları, söz öbekleri ve ikilemelerdir. aynı zamanda edebi sanatlardan `tezat`ı kapsar.
devamını gör...
ölüme dair
insanın içini burkan nazım hikmet ran şiiri. inanılmaz bir öfke, insanın boğazına dizilen bir üzüntü ve adını koymaya cüret edemediğim pek çok şey içeriyor bu şiir. cümleler insanın etine kendi tırnağını geçirdiği bir noktada öylece havada asılı duruyor.
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
buyrun, oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.
neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
osman oğlu hâşim.
ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
istanbul limanında
kömür yüklerken bir ingiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine...
şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...
yayalar-köylü yakup,
iki gözüm, merhaba.
siz de ölmediniz miydi?
çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
demek ölmemişsiniz?
ya siz?
muharrir ahmet cemil?
gözümle gördüm
tabutunuzun toprağa indiğini.
hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
onu bırakın ahmet cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz...
ben sizi ölmüş zannediyordum.
başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...
bir eski acem şairi:
«ölüm âdildir» — diyor, —
«aynı haşmetle vurur şahı fakiri.»
hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü?
bir eski acem şairi:
«ölüm âdildir» — diyor.
yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
fakat bekleyin, bitsin sözüm.
bir eski acem şairi:
«ölüm âdil...»
şişeyi bırakın ahmet cemil.
boşuna hiddet ediyorsunuz.
biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...
bir eski acem şairi...
dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
buyrun, oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.
neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
osman oğlu hâşim.
ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
istanbul limanında
kömür yüklerken bir ingiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine...
şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...
yayalar-köylü yakup,
iki gözüm, merhaba.
siz de ölmediniz miydi?
çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
demek ölmemişsiniz?
ya siz?
muharrir ahmet cemil?
gözümle gördüm
tabutunuzun toprağa indiğini.
hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
onu bırakın ahmet cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz...
ben sizi ölmüş zannediyordum.
başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...
bir eski acem şairi:
«ölüm âdildir» — diyor, —
«aynı haşmetle vurur şahı fakiri.»
hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü?
bir eski acem şairi:
«ölüm âdildir» — diyor.
yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
fakat bekleyin, bitsin sözüm.
bir eski acem şairi:
«ölüm âdil...»
şişeyi bırakın ahmet cemil.
boşuna hiddet ediyorsunuz.
biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...
bir eski acem şairi...
dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?
devamını gör...
fırıldak kubi
1990’lı yıllarda meşhur bir milletvekili “fırıldak kubi” diye bilinirdi. fırıldaklığının sebebi ise çok parti değiştirmiş olmasıydı. kendisiyle yapılan bir röportajda
“bugün kubilay, yarın fırıldak kubi, öbür gün kubik, sonra kubiş… neyse yazsınlar. ne yapayım. bütün partiler beni çağırıyor. piyon olduğumuz için işte. çağırıyorlar, işlerin yapılacak diyorlar. bir şey olmayınca başka kapı arayışına giriyorsunuz. dolayısıyla ben vatandaşa bunların birbirinden farkı olmadığını göstermiş oluyorum.” (bkz: kubilay uygun).
1980 öncesi genç ülkücüler teşkilatı’nın kurucusuydu.
sonra chp’de siyaset yaparken sağ görüşlü anap’a geçti.
1995’te bülent ecevit’in dsp’sinden milletvekili seçilerek meclise girdi.
3 temmuz 1996’da dsp’den istifa etti. 4 temmuz’da sağ görüşlü dyp’ye katıldı.
iki gün sonra ayrılıp dsp’ye döndü.
30 temmuz’da dsp’den bir kez daha ayrıldı, aynı gün yeniden dyp’ye giriş yaptı.
27 haziran 1997’de dyp’den ayrılıp, aynı gün mhp’ye katıldı.
18 temmuz’da mhp’den istifa etti. 28 aralık’ta sağ görüşlü dtp’ye katıldı.
fırıldak kubi yaşasaydın da şimdiki siyasi fırıldakları bir görseydin.
“bugün kubilay, yarın fırıldak kubi, öbür gün kubik, sonra kubiş… neyse yazsınlar. ne yapayım. bütün partiler beni çağırıyor. piyon olduğumuz için işte. çağırıyorlar, işlerin yapılacak diyorlar. bir şey olmayınca başka kapı arayışına giriyorsunuz. dolayısıyla ben vatandaşa bunların birbirinden farkı olmadığını göstermiş oluyorum.” (bkz: kubilay uygun).
1980 öncesi genç ülkücüler teşkilatı’nın kurucusuydu.
sonra chp’de siyaset yaparken sağ görüşlü anap’a geçti.
1995’te bülent ecevit’in dsp’sinden milletvekili seçilerek meclise girdi.
3 temmuz 1996’da dsp’den istifa etti. 4 temmuz’da sağ görüşlü dyp’ye katıldı.
iki gün sonra ayrılıp dsp’ye döndü.
30 temmuz’da dsp’den bir kez daha ayrıldı, aynı gün yeniden dyp’ye giriş yaptı.
27 haziran 1997’de dyp’den ayrılıp, aynı gün mhp’ye katıldı.
18 temmuz’da mhp’den istifa etti. 28 aralık’ta sağ görüşlü dtp’ye katıldı.
fırıldak kubi yaşasaydın da şimdiki siyasi fırıldakları bir görseydin.
devamını gör...
yolda yürürken kız arkadaşlarına dönüp zıplayarak konuşan kız
ne konuştuğunu merak ettiğim kızdır. anlattığından en çok kendi heyecanlandığı muhakkaktır.
devamını gör...
battlestar galactica (2004)
baştan açıp izleme kararı aldım, insanın cidden canını çektiriyorsunuz, ama dizi içinde çok uyuz olduğum bir yer vardı ki orayı tekrar izlemekten çekiniyorum. isimleri tam olarak hatırlayamasam da, ayağını kaybetmiş ya da ayağı sakatlanmış bir askeri harcıyordu adama ve adamları. spoiler vermemek için fazla yazmıyorum, kim olduğunu sadece izleyenler bilebileceği için. o yapılan haksızlık o derece içime oturmuş ki hala unutamamışım.
devamını gör...
ikinci bir mustafa kemal'in kurtuluş savaşı başlatamayacağı gerçeği
değil mustafa kemal, peygamber gelse yine olmaz.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
çok acayip bir program ya. iki saat önce ağlamak için kullandığımız mendili şimdi halayda tey tey tey şeklinde sallamak için kullanıyoruz.
devamını gör...



