grup yorum
müziğin evrensel olması demek, müziğin toplumsal olaylardan uzak olması demek değildir. herkesin müziği yaşama ve algılama biçimi farklı olduğu için ister istemez bir sosyalistin de müziği algılama biçimi farklı oluyor. nasıl ki ağıtlar birçok halkın acılarını anlatan ezgilerse, bir sosyalistin de müzikten kendi hayat anlayışı doğrultusunda bir anlam çıkarması gayet normal.
bu açıdan müzik evrenseldir, müziğin siyaseti olmaz diyerek, bu grubu eleştirmek abes kaçıyor artık. tabii ki burdan marx'ın dediği "tek gerçek sanat, devrimin izinden giden sanattır" anlamı çıkmaz. yüzyıllardır devam eden sanat sanat için midir? yoksa toplum için mi geyiğine (sanatçı açısından) "sanat ego tatmini içindir" diyebilirim rahatlıkla.
bu açıdan müzik evrenseldir, müziğin siyaseti olmaz diyerek, bu grubu eleştirmek abes kaçıyor artık. tabii ki burdan marx'ın dediği "tek gerçek sanat, devrimin izinden giden sanattır" anlamı çıkmaz. yüzyıllardır devam eden sanat sanat için midir? yoksa toplum için mi geyiğine (sanatçı açısından) "sanat ego tatmini içindir" diyebilirim rahatlıkla.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük. saçma sapan bir saatte uyandım.
mutfak sandalyesinde boş gözlerle sigara içiyorum.
acayip bir ikilemin içerisindeyim. biraz daha uyusam mı diye düşünüyorum.
biraz daha uyuyup sabah uyanamazsam ne olacak onu da düşünüyorum.
harbi kötü bir saatte uyandım. olsun günaydın. güzel bir gün olsun.
mutfak sandalyesinde boş gözlerle sigara içiyorum.
acayip bir ikilemin içerisindeyim. biraz daha uyusam mı diye düşünüyorum.
biraz daha uyuyup sabah uyanamazsam ne olacak onu da düşünüyorum.
harbi kötü bir saatte uyandım. olsun günaydın. güzel bir gün olsun.
devamını gör...
anın fotoğrafı
#1689525
yaşın küçük çocuk, burada beynini yıkarlar kapa sözlüğü knk snap falan açar seni.
yaşın küçük çocuk, burada beynini yıkarlar kapa sözlüğü knk snap falan açar seni.
devamını gör...
ormanci
samimi olan, resim paylaşmayı seven, sıcacık yazar kişisi.
tam bir yurdum insanı.
çok da dikkatli, resmim gözünden kaçmamış.
seviyorum böyle dikkatli yazarları.
tam bir yurdum insanı.
çok da dikkatli, resmim gözünden kaçmamış.
seviyorum böyle dikkatli yazarları.
devamını gör...
ilkokulun vazgeçilmezleri
mandalina kabuklarını arkadaşların yüzüne gözüne sıkıp kaçmalarına neden olmak.
devamını gör...
the chestnut man
bir sezon ve 8 bölüm yayımlanan netflix dizisi.
danimarka'da çocukların yaptığı at kestanesi ya da tatlı kestane heykelciklerinden ismini alıyor.
iki dedektif korkunç bir cinayet mahallinde bulunan kestaneden yapılmış heykelcikten yola çıkarak bir politikacının kayıp çocuğuyla bağlantılı bir katilin peşine düşer.
başroldekiler:danica curcic,mikkel boe følsgaard,ıben dorner
yaratıcılar:søren sveistrup,dorte w. høgh,david sandreuter,mikkel serup *
danimarka yapımı +18 olarak gösterilen dizi hem senaryo ve kurgu olarak gayet başarılı,hem görsel yönden danimarka'nın sonbaharını muhteşem yansıtmış, hem de gereksiz ajitasyona kaçmadan, gerilim ve merak unsurunu canlı tutmayı başarmış.
diziyi diğer dizilerden ayıran bir başka özellik ise dedektiflerin her hangi bir konu hakkında başka bir alanın uzmanından bilgi talep etmesi ve bölüm sonunda ya da diğer bölümde bu bilgiden yola çıkılarak bu sonraki adımın atılması daha yoğun kullanılmış. yine her bölümde acaba o mu diye farklı senaryolar oluşturup katil olup olmadığını düşündüğünüz bol miktarda katil adayı da mevcut.
sorgu odası klişeleri, arama izninin son anda gelmesi, gerginlik yaratan ve şüpheleri üzerine çeken katil zanlısı gibi klişeler de bulunmuyor.
her netflix dizisinde olduğu gibi siyahi, oyuncu,türbanlı oyuncu, çocuk istismarı,özel hayatinda sorun yaşayan dedektif ise bunda da mevcut.
ımdb puanı 8.2 olarak vermiş. bence 9'u hak ediyor.
danimarka'da çocukların yaptığı at kestanesi ya da tatlı kestane heykelciklerinden ismini alıyor.
iki dedektif korkunç bir cinayet mahallinde bulunan kestaneden yapılmış heykelcikten yola çıkarak bir politikacının kayıp çocuğuyla bağlantılı bir katilin peşine düşer.
başroldekiler:danica curcic,mikkel boe følsgaard,ıben dorner
yaratıcılar:søren sveistrup,dorte w. høgh,david sandreuter,mikkel serup *
danimarka yapımı +18 olarak gösterilen dizi hem senaryo ve kurgu olarak gayet başarılı,hem görsel yönden danimarka'nın sonbaharını muhteşem yansıtmış, hem de gereksiz ajitasyona kaçmadan, gerilim ve merak unsurunu canlı tutmayı başarmış.
diziyi diğer dizilerden ayıran bir başka özellik ise dedektiflerin her hangi bir konu hakkında başka bir alanın uzmanından bilgi talep etmesi ve bölüm sonunda ya da diğer bölümde bu bilgiden yola çıkılarak bu sonraki adımın atılması daha yoğun kullanılmış. yine her bölümde acaba o mu diye farklı senaryolar oluşturup katil olup olmadığını düşündüğünüz bol miktarda katil adayı da mevcut.
sorgu odası klişeleri, arama izninin son anda gelmesi, gerginlik yaratan ve şüpheleri üzerine çeken katil zanlısı gibi klişeler de bulunmuyor.
her netflix dizisinde olduğu gibi siyahi, oyuncu,türbanlı oyuncu, çocuk istismarı,özel hayatinda sorun yaşayan dedektif ise bunda da mevcut.
ımdb puanı 8.2 olarak vermiş. bence 9'u hak ediyor.
devamını gör...
erik stinus
1934 doğumlu danimarkalı şair, yazar, çevirmen ve gezgin. yaşamda da şiirde de şarkılar'da dile getirdiği üzere danimarka'da küçük bir taşrada; kitapların ve müziğin iç içe olduğu bir evde dünyaya gelmiş ve sonrasında bu durumun hayatını yönlendirmesine izin vermiştir. şiir yazabilmek için o yaşanmışlığa sahip olmak gerektiğini düşünüp yıllarca ülke ülke gezmiş; faşizme şiirleri ile karşı çıkmıştır. ispanya'da, siyasi mahkumlar ve mülteciler için af hareketine destek olmuş, nükleer silahlara karşı kampanyalar yürütmüş, türkiye ve güney afrika'da komitelere katılmıştır. yıllarca bir çok dergide ve gazetede makale yazdığını da eklemek gerekir.
stinus'un bu gezgin hayatında dönüm noktası olan bir olay da; danmarks kommunistiske parti'de aktif olduğu yıllarda ivan malinowski ve uffe harder ile tanışmasıdır ve ölümle sonlanacak bir dostuluğun ilk düğümleri o yıllarda atılır. stinus'un yolu türkiye sınırlarına düştüğünde bir süre ayrı düşmek zorunda kalırlar.
stinus'u türkiye'nin orta yerine getiren düşünce ise kendi ağzından şu cümleler ile dökülüyor:
"solcuların günlük gazetesinde sanat eleştirmenliği de yapan danimarkali ozan otto gelsted'in 1952 yılında yayınlanan "soğuk savaş sırasında şarkılar" başlıklı şiir kitabında nazım hikmet'in iki şiirini görmüştüm. danimarkacaya fransızcadan çevrilmiş olan bu şiirler, karanlık bir çağda çevresine ışık saçabilecek, umudu güçlendirebilecek türdendi."
"hollanda'da bulundugum bir sürede, rastlantı sonucu, sybren polet, bert schierbeek, hugo claus gibi, kendime çok yakın bulduğum, yenilikçi hollanda ozanlarını bulguladım. hollanda dili ile yazınını incelemeye başladım, bu dilden danimarkacaya çeviriler yaptım. bu da bende büyük etki bıraktı. ama bu yönlü yazın yolculuğunda, daha işin başında beni etkileyen ozanları, özellikle nazım hikmet'i unutamadım. 1956 yılında hindistan'a giderken türkiye'ye uğramış, bir dostumun evinde nazım hikmet'in bir kitabını görmüştüm. daha o zaman nazım hikmet'in şiirlerinden danimarkaca bir seçki yapmayı tasarlamıştım. bu tasarı ancak 1974'te gerçekleşebildi. sekiz yıl sonra da ikinci nazım hikmet seçkisini gerçekleştirdim."
yaşamda da şiirde de şarkılar - çıkış noktam
(bkz: mørke over akropolis) -halfdan rasmussen, erik stinus-
(bkz: med solen ı ryggen)
(bkz: grænseland)
(stinus'un eserlerinin çoğunda rasmussen ve malinowski imzası vardır)
murat alpar çevirisi ile sevdiğim bir şiirini de not düşeyim:
göçmen kuşlar ilkyaz
kadınsın sen
göğsünde fundalık çiçekleri
alnında, yeni açmış çiçeklerden bir sis.
rüzgardan bir ata binmiş de
uçuyorsun unutulmuş ülkeme doğru
bir başkasının boynuna dolanmış kolun
oynaşım
yolculuğu yurt etmişsin kendine.
öpüşlerin bir yara, bir dans
arp eşliğinde
kiliseli tepelerde şeytanın çaldığı
ve uzun zaman titreyen kara toprak
evrende kimsesiz bir evin önünden
geçip gittikten sonra atlı ordular.
stinus'un bu gezgin hayatında dönüm noktası olan bir olay da; danmarks kommunistiske parti'de aktif olduğu yıllarda ivan malinowski ve uffe harder ile tanışmasıdır ve ölümle sonlanacak bir dostuluğun ilk düğümleri o yıllarda atılır. stinus'un yolu türkiye sınırlarına düştüğünde bir süre ayrı düşmek zorunda kalırlar.
stinus'u türkiye'nin orta yerine getiren düşünce ise kendi ağzından şu cümleler ile dökülüyor:
"solcuların günlük gazetesinde sanat eleştirmenliği de yapan danimarkali ozan otto gelsted'in 1952 yılında yayınlanan "soğuk savaş sırasında şarkılar" başlıklı şiir kitabında nazım hikmet'in iki şiirini görmüştüm. danimarkacaya fransızcadan çevrilmiş olan bu şiirler, karanlık bir çağda çevresine ışık saçabilecek, umudu güçlendirebilecek türdendi."
"hollanda'da bulundugum bir sürede, rastlantı sonucu, sybren polet, bert schierbeek, hugo claus gibi, kendime çok yakın bulduğum, yenilikçi hollanda ozanlarını bulguladım. hollanda dili ile yazınını incelemeye başladım, bu dilden danimarkacaya çeviriler yaptım. bu da bende büyük etki bıraktı. ama bu yönlü yazın yolculuğunda, daha işin başında beni etkileyen ozanları, özellikle nazım hikmet'i unutamadım. 1956 yılında hindistan'a giderken türkiye'ye uğramış, bir dostumun evinde nazım hikmet'in bir kitabını görmüştüm. daha o zaman nazım hikmet'in şiirlerinden danimarkaca bir seçki yapmayı tasarlamıştım. bu tasarı ancak 1974'te gerçekleşebildi. sekiz yıl sonra da ikinci nazım hikmet seçkisini gerçekleştirdim."
yaşamda da şiirde de şarkılar - çıkış noktam
(bkz: mørke over akropolis) -halfdan rasmussen, erik stinus-
(bkz: med solen ı ryggen)
(bkz: grænseland)
(stinus'un eserlerinin çoğunda rasmussen ve malinowski imzası vardır)
murat alpar çevirisi ile sevdiğim bir şiirini de not düşeyim:
göçmen kuşlar ilkyaz
kadınsın sen
göğsünde fundalık çiçekleri
alnında, yeni açmış çiçeklerden bir sis.
rüzgardan bir ata binmiş de
uçuyorsun unutulmuş ülkeme doğru
bir başkasının boynuna dolanmış kolun
oynaşım
yolculuğu yurt etmişsin kendine.
öpüşlerin bir yara, bir dans
arp eşliğinde
kiliseli tepelerde şeytanın çaldığı
ve uzun zaman titreyen kara toprak
evrende kimsesiz bir evin önünden
geçip gittikten sonra atlı ordular.
devamını gör...
uzun tanıma kıyamayıp beğeni vermek
emeğe saygı lütfen.
not: uzun yazan arkadaşlar arada yazı fontunu falan değiştirin, görsel ekleyin azıcık şenlendirin tanımınızı.
not: uzun yazan arkadaşlar arada yazı fontunu falan değiştirin, görsel ekleyin azıcık şenlendirin tanımınızı.
devamını gör...
bir kelime ile içini dökmek
hevessizlik.
devamını gör...
türkiye'de çocuk olmak
akşam ezanı okunduğunda eve girmektir. gerçi o eskide kaldı. gün boyu bilgisayar oynayıp evden çıkmamaktır.
devamını gör...
bir akıl hastanesi tarafından keşfedilmeyi beklemek
kendimi bilime, geleceğe hibe etmek istiyorum.alın inceleyin.deneyler yapın.*
devamını gör...
jean piaget
çağdaş psikolojinin en önemli adamlarından biridir. piaget'nin bilişsel gelişim kuramı hala bi araştırma konusu olarak güncelliğini korumakta. piaget'nin en büyük farkı, felsefi kaygılarla yaptığı psikolojik çalışmalardır. epistemoloji başlığı altında bilginin kökleri, mantık, matematik ve bilim felsefesi ilgilendiği başlıca alanlar. genetik epistemolojinin babası olarak bilinir piaget. psikolojide deneysel çalışmalardan elde edilen verilerin epistemolojik soruşturmalardan ayrılamayacağını ileri sürerek 'genetik epistemoloji' adıyla yeni bir yaklaşım belirlemiştir. özellikle, ''mantık ve matematiğin kökeni dildedir'' diyen viyana çevresinin tutumunu eleştirir ve bu sığ yaklaşımdan kurtulmak için yeni bir yaklaşım önerir. piaget'nin genetik epistemoloji yaklaşımındaki en önemli bahis bilimsel bilgiyi oluşturan kavram ve işlemlerin psikolojik kökenidir. kısaca g.e anlayışı, insanın bilgiyi oluştururkenki bilişsel süreçlerinin veya işlemlerinin(piaget'de ''işlem'' kavramının özel bi yeri vardır) psikogenetik analizi yapılmadan, bilgi fenomeninin anlaşılamayacağını açıklamaya çalışır. psikogenetik analiz epistemolojinin her şeyden evvel ilk yöntemidir de denebilir.
devamını gör...
insan sarrafı olmak
tahtakale de eğitimini tamamlayan biri olarak, ve 36 yıldır ticaretin içinden biri olarak, bir kişiyi tanımam en çok bir saatimi alır. iddialıyım bu konuda, özelikle dolandırıcılar konusunda.
devamını gör...
başlarım böyle hayata deyip 1 kilo baklava yemek
yeter be. o mutsuz, bu sinirli, bunlar bik bik bik...hayatın keşmekeşine, arkadan vuranlara, sevip de sevmeyenlere, sevip de sevişmeyenlere inat bir isyan, bir baş kaldırı.
devamını gör...
insanı yoran şeyler
gücümün yetmedikleri, elimden gelmeyenler. misal yanı başınızda en sevdiğiniz hasta ya da öyle bir durum içindeki üzüntüden kahroluyor ve sizin elinizden onunla kahrolmaktan başka bir şey gelmiyor.
babamın son günlerinde en derinlerimde yaşadım bu duyguları... bir de bugün...
beni yetişemediklerim, dindiremediğim acılar çok yoruyor.
her şeye gülüp geçiyorum da sevdiklerimin üzüntüsünü görmek ve elimden hiçbir şey gelmemesi beni çok yoruyor.
babamın son günlerinde en derinlerimde yaşadım bu duyguları... bir de bugün...
beni yetişemediklerim, dindiremediğim acılar çok yoruyor.
her şeye gülüp geçiyorum da sevdiklerimin üzüntüsünü görmek ve elimden hiçbir şey gelmemesi beni çok yoruyor.
devamını gör...




