kağıt ev
arjantinli kısa öykü ve roman yazarı carlos maria dominguez tarafından kaleme alınan ve türkçe'ye çevrilen tek kitabı olan kağıt ev kitabında saplantılı olabilecek kadar kitap aşığı bir insandan bahsediliyor. aslında kitaptaki diğer karakterler de ondan geri kalmayacak şekilde saplantılı tavırlara sahip.
kitaplarından kağıt bir ev yapan brauer ve üniversitede görev yapan profesör bluma arasındaki ilişki, sonrasında ortaya çıkan gizemli bir kitap ve gelişen olaylar..
oldukça kısa olan bu öykü kitabında, ilginç karakterler tanıyor, onların tutku ve çöküşlerine şahit oluyorsunuz. kitap veya herhangi bir şeyi bu kadar çok sevmek, saplantı düzeyinde anlam yüklemek ve sonra tüm bu anlamlardan, değerlerden mahrum kalmak acı verici olsa gerek.
özgün adı la casa da papel olan kağıt ev kitabı kolayca anlaşılan ve çabucak bitirilebilecek akıcılıkta bir eser.
kitaplarından kağıt bir ev yapan brauer ve üniversitede görev yapan profesör bluma arasındaki ilişki, sonrasında ortaya çıkan gizemli bir kitap ve gelişen olaylar..
oldukça kısa olan bu öykü kitabında, ilginç karakterler tanıyor, onların tutku ve çöküşlerine şahit oluyorsunuz. kitap veya herhangi bir şeyi bu kadar çok sevmek, saplantı düzeyinde anlam yüklemek ve sonra tüm bu anlamlardan, değerlerden mahrum kalmak acı verici olsa gerek.
özgün adı la casa da papel olan kağıt ev kitabı kolayca anlaşılan ve çabucak bitirilebilecek akıcılıkta bir eser.
devamını gör...
çilli hatun
sanırım en sevdiğim özelliğim. kızıl saçlarım ve çillerim. ailede kimse de olmaması düşündürmüyor değil..
devamını gör...
hiçbir viking askerinin kışlada patates soymamış olduğu gerçeği
kız arkadaşımla şöminenin karşısında sallanan sandalyelerimize oturup birbirimize sırayla şiir okuyoruz. o sırada kitaplıktan üvercinka'yı açıp rastgele bir sayfa çevirdim ve elimdeki white russian kadehini yere düşürerek "olamaz!" dedim. kız arkadaşım bana dönerek "oğulcan noluyor!!" dedi ve beni sandalyeye boylu boyunca oturtarak gömleğimin düğmelerini çözüverdi.
nasıl olurdu bu? nasıl?
bilmiyorum daha önce bahsettim mi. ben askerliğimi 97/4 dönem kıbrıs jandarma komutanlığında yaptım. orada neredeyse her gün patates soyardık. tertibim muzaffer sürekli "gardaççım sana bizim buranın müziklerini dinleteceyim" diyerek gider gırnata müzik açardı, kıvırta kıvırta patates soyardık anasını satim. her gün ama her gün patates soyup gırnata çalıyorduk istisnasız. bir keresinde selami çavuş girmişti de rezil olmuştuk. bak manzarayı anlatıyorum sana. muzaffer denilen bu herifçioğlunun patatesleri tek parça olarak soyabilme gibi gereksiz bir yeteneği vardı. haliyle patatesin kabuğu upuzun oluyordu. heh, işte bu manyak herif o patates kabuklarını birleştirip kendisine bir peruk takmış saçlarını savura savura gırnata oynuyor. çavuş da tam o anda içeri girdi aliminyum. bir de o sırada hıyarın birisi yangın alarmına mı ne basmış artık nasıl becerdiyse, bütün garnizon dışarı fırladık. çavuş önde ben arkada, atletli ve patates kabuğu peruklu bir şekilde muzaffer arkada gittik. bu manyak herif hala farkında değil. nasıl bir görüntü olduğunu hala hatırlar hatırlar gülerim. öyle böyle sağlam dayak yemedik ama.
neyse ne diyordum. vikinglerin hiçbirinin patates soymamış olduğundan bahsediyordum. gittim wikipedia'dan araştırdım bunlar savaşçı millettir. her viking asker doğar diye.. ama adamların kültüründe kışla mutfağında patates soymak yok lan. vallahi yok billahi yok. sabah gazetesinden 50 kupona aldığımız britania ansiklopedisine baktım orada da yok. yale üniversitesinde nordik tarihi üzerine doktora yapan bir arkadaşıma sordum o da bilmiyor. en son ülkemizin ulusal değeri, yaşayan efsanesi ilber ortaylı hoca'ya mail olarak attım. bakın hocam yanlışımız olmasın askerde nasıl patates soyulmaz diye dipnot düştüm. muhtemelen dönmeyecek ama olsun.
whatsapp'tan muzaffer'e yazdım.
"hacı öncelikle selamunalekyüm barça-celta maçı kg var." diyerek konuya girdim, ondan sonra konuyu uzun uzun anlattım. herif hakikaten de şaşırdı, "harbi gardaççım bunlar da gendilerine asgerlik yabdım sanır vallah doru diyon" dedi.
inanılacak gibi değil ya. esra da şimdi bana süt hazırlıyor mutfakta. canım benim ya. süt gaz yapar mı diye sordum, yok süd zehiri alır diyor. ben bu kıza aşığım ya aşık.
nasıl olurdu bu? nasıl?
bilmiyorum daha önce bahsettim mi. ben askerliğimi 97/4 dönem kıbrıs jandarma komutanlığında yaptım. orada neredeyse her gün patates soyardık. tertibim muzaffer sürekli "gardaççım sana bizim buranın müziklerini dinleteceyim" diyerek gider gırnata müzik açardı, kıvırta kıvırta patates soyardık anasını satim. her gün ama her gün patates soyup gırnata çalıyorduk istisnasız. bir keresinde selami çavuş girmişti de rezil olmuştuk. bak manzarayı anlatıyorum sana. muzaffer denilen bu herifçioğlunun patatesleri tek parça olarak soyabilme gibi gereksiz bir yeteneği vardı. haliyle patatesin kabuğu upuzun oluyordu. heh, işte bu manyak herif o patates kabuklarını birleştirip kendisine bir peruk takmış saçlarını savura savura gırnata oynuyor. çavuş da tam o anda içeri girdi aliminyum. bir de o sırada hıyarın birisi yangın alarmına mı ne basmış artık nasıl becerdiyse, bütün garnizon dışarı fırladık. çavuş önde ben arkada, atletli ve patates kabuğu peruklu bir şekilde muzaffer arkada gittik. bu manyak herif hala farkında değil. nasıl bir görüntü olduğunu hala hatırlar hatırlar gülerim. öyle böyle sağlam dayak yemedik ama.
neyse ne diyordum. vikinglerin hiçbirinin patates soymamış olduğundan bahsediyordum. gittim wikipedia'dan araştırdım bunlar savaşçı millettir. her viking asker doğar diye.. ama adamların kültüründe kışla mutfağında patates soymak yok lan. vallahi yok billahi yok. sabah gazetesinden 50 kupona aldığımız britania ansiklopedisine baktım orada da yok. yale üniversitesinde nordik tarihi üzerine doktora yapan bir arkadaşıma sordum o da bilmiyor. en son ülkemizin ulusal değeri, yaşayan efsanesi ilber ortaylı hoca'ya mail olarak attım. bakın hocam yanlışımız olmasın askerde nasıl patates soyulmaz diye dipnot düştüm. muhtemelen dönmeyecek ama olsun.
whatsapp'tan muzaffer'e yazdım.
"hacı öncelikle selamunalekyüm barça-celta maçı kg var." diyerek konuya girdim, ondan sonra konuyu uzun uzun anlattım. herif hakikaten de şaşırdı, "harbi gardaççım bunlar da gendilerine asgerlik yabdım sanır vallah doru diyon" dedi.
inanılacak gibi değil ya. esra da şimdi bana süt hazırlıyor mutfakta. canım benim ya. süt gaz yapar mı diye sordum, yok süd zehiri alır diyor. ben bu kıza aşığım ya aşık.
devamını gör...
sarı mercedes
ben yolda midemi bozmuşum sen bana sadece yoğurtla çorba getir.
mercedes'in benim olduğunu bilse hemen altıma yatar.
benzin de bitti burada da avrupası pek bulunmaz.
yıldız gitti, olağan şeymiş.içine ederim böyle olağan şeyin.
bayram'ın karaktersizliği ve iki yüzlülüğünü özetler bu cümleler.
mercedes'in benim olduğunu bilse hemen altıma yatar.
benzin de bitti burada da avrupası pek bulunmaz.
yıldız gitti, olağan şeymiş.içine ederim böyle olağan şeyin.
bayram'ın karaktersizliği ve iki yüzlülüğünü özetler bu cümleler.
devamını gör...
ağlatan animeler
(bkz: fullmetal alchemist)
--! spoiler !--
o kızı ile köpeğini birleştirerek canavara dönüştüren profösör ulan hem ağladım hem sövdüm.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
o kızı ile köpeğini birleştirerek canavara dönüştüren profösör ulan hem ağladım hem sövdüm.
--! spoiler !--
devamını gör...
normal sözlük yeni özellik istekleri
istediğimiz şekilde doldurup kullanabileceğimiz boş bir rozettir.
5000 karma puanı olmasına bile razıyım ama cidden olmalı bu özellik.
ayrıca entry girerken sağ üst köşede görünen karakter sayısının yanına kelime sayısı da eklenebilir. böylece madalya müracaatları daha kolay olabilir.
5000 karma puanı olmasına bile razıyım ama cidden olmalı bu özellik.
ayrıca entry girerken sağ üst köşede görünen karakter sayısının yanına kelime sayısı da eklenebilir. böylece madalya müracaatları daha kolay olabilir.
devamını gör...
ekmek arasına en çok yakışan yiyecek
nutella veya sarelle.
devamını gör...
kaymağın ekşisi
ilginç bir başlık.
apartman oturmalarında sonuna kadar oturup önceden gidenleri gömen hemcinsimlerim gibi
ya da kahve masasında önceden gidenleri gömen adamlar gibi
gıybet kulübünün gıybetini
bir sonraki gidene kadar yapmak da ne bileyim...
sezen aksu diyesi,
giden gitmiştir zaten .
apartman oturmalarında sonuna kadar oturup önceden gidenleri gömen hemcinsimlerim gibi
ya da kahve masasında önceden gidenleri gömen adamlar gibi
gıybet kulübünün gıybetini
bir sonraki gidene kadar yapmak da ne bileyim...
sezen aksu diyesi,
giden gitmiştir zaten .
devamını gör...
öğretmenlerin ideal eş olarak görülmesi
bu konuda bir anım bile var sene 1999.
yeni evliyim, evin yakınında bir okulda sözleşmeli ingilizce öğretmenliği yapıyorum.
bir öğretmen yanıma geldi
-hocam bizim bir akraba var da sizi ona düşünmüştüm, dedi
-ben evliyim hocam, dedim
-hadi ya, var mı senin gibi tanıdığın bekar bir öğretmen, dedi
benim gibi olan ama bekar olan öğretmen arıyorlardı.
kışın 15 gün, yazın 3 ay izni olan, genelde yarım gün çalışılan, kaynanası bile hastalansa izin alınacak başka bir meslek olmadığı için, ideal eş mesleği olarak görülen, mesleğin fanlarının, görücüler olarak görülmesi durumu.
yeni evliyim, evin yakınında bir okulda sözleşmeli ingilizce öğretmenliği yapıyorum.
bir öğretmen yanıma geldi
-hocam bizim bir akraba var da sizi ona düşünmüştüm, dedi
-ben evliyim hocam, dedim
-hadi ya, var mı senin gibi tanıdığın bekar bir öğretmen, dedi
benim gibi olan ama bekar olan öğretmen arıyorlardı.
kışın 15 gün, yazın 3 ay izni olan, genelde yarım gün çalışılan, kaynanası bile hastalansa izin alınacak başka bir meslek olmadığı için, ideal eş mesleği olarak görülen, mesleğin fanlarının, görücüler olarak görülmesi durumu.
devamını gör...
lineer cebir
türkçesi doğrusal cebir olan , istatistik bölümünde okuyanların da aldığı derslerden biridir. modern doğrusal cebirin geçmişi 1843 ve 1844 yıllarına dayanır. 1843'te william rowen hamilton kuaterniyonları keşfetti. arthur cayley, doğrusal cebirin en temel fikirlerinden birisi olan dizeyleri 1857 yılında tanıttı. ne var ki doğrusal cebir, asıl büyük atılımlarını 20. yüzyılda yapmıştır.
bir sorusunun cevabı bazen sayfalarca olan ve ayrıca ablamın okulunu 4 sene uzatmasına neden olan can sıkıcı derstir kendisi.
bir sorusunun cevabı bazen sayfalarca olan ve ayrıca ablamın okulunu 4 sene uzatmasına neden olan can sıkıcı derstir kendisi.
devamını gör...
charles bukowski
6 ya da 8 basiretsiz siyasetçi
veya 8 ya da 10 havalı yazar, besteci ve ressam yeter
insanlığı 50 yıl ya da daha fazla geriletmeye.
size çok fazla gibi gelmeyebilir ama yarısıdır bir ömrün,
büyük sanatın o çok gerekli
doğal armağanını
duymak, görmek, okumak varken
mahrum kalacağın
uzun bir süreç.
size çok trajik gelmeyebilir
ama bazen, belki, sabah ya da gece ya da öğle vaktinde
kendinizi çok iyi hissetmediğinizde,
asıl nedeni
aslında sizin için olması gereken
ama olmayanın eksikliğidir.
üzerinden sadece külot bulunan
bir sarışından değil,
o olduğu zaman bile
ruhunuzu kemiren bir şeyden söz ediyorum.
dizelerinin sahibi yazar.
veya 8 ya da 10 havalı yazar, besteci ve ressam yeter
insanlığı 50 yıl ya da daha fazla geriletmeye.
size çok fazla gibi gelmeyebilir ama yarısıdır bir ömrün,
büyük sanatın o çok gerekli
doğal armağanını
duymak, görmek, okumak varken
mahrum kalacağın
uzun bir süreç.
size çok trajik gelmeyebilir
ama bazen, belki, sabah ya da gece ya da öğle vaktinde
kendinizi çok iyi hissetmediğinizde,
asıl nedeni
aslında sizin için olması gereken
ama olmayanın eksikliğidir.
üzerinden sadece külot bulunan
bir sarışından değil,
o olduğu zaman bile
ruhunuzu kemiren bir şeyden söz ediyorum.
dizelerinin sahibi yazar.
devamını gör...
66. sone
vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen' e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
william shakespeare
çeviri : can yücel
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen' e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
william shakespeare
çeviri : can yücel
devamını gör...
the lobster
toplum dayatmaları: selamun aleyküm kardeşim
toplumun ferdi: aleyküm selam abi gel buyur, başım gözüm üstüne tarzında bir yorgos lanthimos filmi.
benim anladığım kısa ve öz olarak nereye kaçarsan kaç toplum ensendedir teması. zeus razı olsun kimse bu filmdeki gibi kimse evlilik zart zurt diye dayatmıyor şahsıma ama uff çok korkunç düşman başına. bi de bozuk bi ilişki üzerine "size çocuk tahsis edelim, genelde işe yarıyor" repliği kendimi tokatlamama neden olacaktı. dur dedim lahmacun, alt tarafı bi film..
sonunda bence colin abi gözünü oymadı, diktir olup gitti. çünkü otelden kaçanlar bile aslında tıpkı oteldeki sistem gibi birbirlerinde paralel özellikler arıyorlardı önünde sonunda. e oteldekilerin akıbeti ortada, her şey sahte. muhtemelen colin abi de topukladı deyişim o yüzden..
sadece bu evlilik iyidir bekarlık kötüdür eleştirisi dışında bir de kendini birine adapte etme (hatta beğendirme arzusu bile diyebiliriz) özetle düpedüz tavlama şaklabanlıkları dediğimiz şeylerin sahteliğinin eleştirisi de vardı. sağda solda burada okulda işte her yerde var olan bu şaklabanlıklarla güzel dalga geçmiş.. abi partner bulayım diye kafanı duvarlara masalara vurup burnunu kanatmazsın be awk..
karakterlerin, basitçe, sistemin çarklıları oldukları için robotik rollerde olduklarını düşünüyorum.. düz mantık hayat kurtarır.
güzeldi, sardı. yorgos abi bunu 1 bucuk saatte de anlatırdı laaaaakin uzatmış biraz gereksizce.
gibi geldi şahsıma.
10/7..
toplumun ferdi: aleyküm selam abi gel buyur, başım gözüm üstüne tarzında bir yorgos lanthimos filmi.
benim anladığım kısa ve öz olarak nereye kaçarsan kaç toplum ensendedir teması. zeus razı olsun kimse bu filmdeki gibi kimse evlilik zart zurt diye dayatmıyor şahsıma ama uff çok korkunç düşman başına. bi de bozuk bi ilişki üzerine "size çocuk tahsis edelim, genelde işe yarıyor" repliği kendimi tokatlamama neden olacaktı. dur dedim lahmacun, alt tarafı bi film..
sonunda bence colin abi gözünü oymadı, diktir olup gitti. çünkü otelden kaçanlar bile aslında tıpkı oteldeki sistem gibi birbirlerinde paralel özellikler arıyorlardı önünde sonunda. e oteldekilerin akıbeti ortada, her şey sahte. muhtemelen colin abi de topukladı deyişim o yüzden..
sadece bu evlilik iyidir bekarlık kötüdür eleştirisi dışında bir de kendini birine adapte etme (hatta beğendirme arzusu bile diyebiliriz) özetle düpedüz tavlama şaklabanlıkları dediğimiz şeylerin sahteliğinin eleştirisi de vardı. sağda solda burada okulda işte her yerde var olan bu şaklabanlıklarla güzel dalga geçmiş.. abi partner bulayım diye kafanı duvarlara masalara vurup burnunu kanatmazsın be awk..
karakterlerin, basitçe, sistemin çarklıları oldukları için robotik rollerde olduklarını düşünüyorum.. düz mantık hayat kurtarır.
güzeldi, sardı. yorgos abi bunu 1 bucuk saatte de anlatırdı laaaaakin uzatmış biraz gereksizce.
gibi geldi şahsıma.
10/7..
devamını gör...
tanımadığı numara arayınca cevaplamayan insan
ne olur ne olmaz diye açarım.
çocuklar şarjları bitince, arkadaşlarının ya da öğretmenlerin telefonundan arayabiliyor.
çocuklar şarjları bitince, arkadaşlarının ya da öğretmenlerin telefonundan arayabiliyor.
devamını gör...
en sevilen nazım hikmet ran şiiri
davet:
dörtnala gelip uzak asya'dan
akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
dörtnala gelip uzak asya'dan
akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
devamını gör...
kendi kendine konuşmak
sıklıkla yapıyorum bunu. çözmem gereken şeyleri birilerine anlatmaktan hoşlanmıyorum. gizlediğimden falan değil, sadece alışkanlık ile ilgili. hayat, her şeyi kendi kendine yapmaktan başka bir şans vermediyse, bazı şeylere mecbur kalıyorsun. kaderden ya da kadercilikten de değil. başka çaren yoktur ve buna alışmak zorundasındır.
böyle olunca en iyi dostun da kendin oluyorsun. bir dostuna anlatacağın ya da akıl alacağın anda kendinden başka kimse olmadığından kendine anlatıyorsun. diğer kendin yerine düşünüp, bir diğer kendine akıl veriyorsun yeri gelince. doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır fakat ufku açtığı da bir gerçek. birine anlatmak da konuşmak değil midir zaten? içinden ya da dışından olsa da anlatmış oluyorsun.
aslında sözlüklere yazmak da bence böyle bir şey. beğeni almak, birilerine şirin görünmek için yazmıyorsanız kendi kendinize konuşuyorsunuz demektir. zaten benim yaşanmışlıklarımdan, tecrübelerimden, hayata bakışımdan, fikirlerimden kime ne? kim, neden tanımadığı bir insanı ciddiye alsın ki?
böyle olunca en iyi dostun da kendin oluyorsun. bir dostuna anlatacağın ya da akıl alacağın anda kendinden başka kimse olmadığından kendine anlatıyorsun. diğer kendin yerine düşünüp, bir diğer kendine akıl veriyorsun yeri gelince. doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır fakat ufku açtığı da bir gerçek. birine anlatmak da konuşmak değil midir zaten? içinden ya da dışından olsa da anlatmış oluyorsun.
aslında sözlüklere yazmak da bence böyle bir şey. beğeni almak, birilerine şirin görünmek için yazmıyorsanız kendi kendinize konuşuyorsunuz demektir. zaten benim yaşanmışlıklarımdan, tecrübelerimden, hayata bakışımdan, fikirlerimden kime ne? kim, neden tanımadığı bir insanı ciddiye alsın ki?
devamını gör...
geceye bir söz bırak
kendine gel! seni orada bekliyorum.
özdemir asaf
özdemir asaf
devamını gör...
rte’nin 7 yıldır 23 nisan’da anıtkabir’e gitmemesi
ne bekliyorsunuz ki zaten arkadaşım ?
2014 te de zorunluluktan r atmıştı reisimiz.
2014 te de zorunluluktan r atmıştı reisimiz.
devamını gör...
karşı cinsten soğutan durumlar
kendilerini bulunmuş hint kumaşı sanmaları,kriter koyma lüksleri,duygularına göre değil komplekslerine göre seçim yapmaları,gösterip vermemeleri(reelde verip nude atmayan fb gördü bu gözleeer),aşırı kültürsüz olmaları danla biliç gibi tipleri izlemeleri
devamını gör...
temizliğe gelen kadına çocuğunun gözü önünde tecavüz edilmesi
virüs az bile başımıza taş yağsa dedirten hadise. hem sapıksın hem de çocuğunun önünde yapıyorsun. sapık herif 23 yıl 9 ay ceza almış ama yeter mi? asla.
--- alıntı ---
istanbul gaziosmanpaşa'da mert al (29) isimli sapık, evine temizliğe gelen kadına çocuğunun gözlerinin önünde tecavüz etti. kadının şikayetçi olduğu sapık mert al, mahkeme tarafından 23 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı.
--- alıntı ---
kaynak: www.tv100.com/temizlige-gel...
--- alıntı ---
istanbul gaziosmanpaşa'da mert al (29) isimli sapık, evine temizliğe gelen kadına çocuğunun gözlerinin önünde tecavüz etti. kadının şikayetçi olduğu sapık mert al, mahkeme tarafından 23 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı.
--- alıntı ---
kaynak: www.tv100.com/temizlige-gel...
devamını gör...