içinde saygı olmayan sevgi
oscar wilde'in dorian gray'in portresi kitabında şöyle bi cümle okudum "çocuklar küçükken anne babalarını severler, biraz büyünce onları yargılamaya başlarlar ve nadiren affederler" yargılamaya başlayınca kendilerinden beklenip onlara asla verilmemiş olan saygının karakterlerinde ve ruhlarında açtığı yaranın yanında sevgileri ancak kelepçe olur. içinde saygı olmayan sevginin de , aşkında, alışkanlığında ve her ne halt varsa onunda köküne kibrit suyu insin.
devamını gör...
cengiz aytmatov
beni kitaplarla tanıştıran yazar. okuduğum ilk kitabı kaleme alan kişidir kendisi. bir çeşit travma yaşamış olsam da güzel kitaptı.
beyaz gemi
beyaz gemi
devamını gör...
ağlarken aynaya bakmak
bütün konsantrasyon'u bozar.
devamını gör...
vincent van gogh
perspektif olarak hatalı (ya da bilinçli olarak hatalı çizilmiş) çizimler yapmış, oluşturduğu blurlu tarzın sebebinin yüksek oranda miyopluk ya da astigmat olduğu düşünülen efsane ressam.
devamını gör...
şaka maka normal sözlük'ün dünya sözlük'ü bitirmesi
umurumda olmayan hadise.
dünya sözlük ne bir kere, aşık attığımız bir platform değil.
ekşi sözlük de keza öyle.
niçindir bu sürekli bir yerlerle versusa sokma olayı anlamak mümkün değil.
kafa sözlük'ün kulvarı ve çizgisi oldukça farklı.
son olarak, yayına gireli 1 ay 1 hafta kadar oldu.
3.500 üzerinde aktif yazara ulaştık.
toplam 10 yazar çıkar mı özgürlüğüme engel olundu bu sözlükte diyebilecek? sanmıyorum.
rahat olun lütfen.
yazmanıza, eğlenmenize bakın.
eğer gerçekten bir özgürlük kısıtlaması var ise "kanıt" ile beraber konuşalım, havada kalmasın.
öbür türlü yanlış anlaşılabiliyor.
dünya sözlük ne bir kere, aşık attığımız bir platform değil.
ekşi sözlük de keza öyle.
niçindir bu sürekli bir yerlerle versusa sokma olayı anlamak mümkün değil.
kafa sözlük'ün kulvarı ve çizgisi oldukça farklı.
son olarak, yayına gireli 1 ay 1 hafta kadar oldu.
3.500 üzerinde aktif yazara ulaştık.
toplam 10 yazar çıkar mı özgürlüğüme engel olundu bu sözlükte diyebilecek? sanmıyorum.
rahat olun lütfen.
yazmanıza, eğlenmenize bakın.
eğer gerçekten bir özgürlük kısıtlaması var ise "kanıt" ile beraber konuşalım, havada kalmasın.
öbür türlü yanlış anlaşılabiliyor.
devamını gör...
aşiyan
t1: beşiktaş'a bağlı bir semt. anlamı bilinenin aksine kuş yuvası değil, yalnızca "yuva, ev"dir.
t2: aylık yayımlanan bir edebiyat dergisi.
t3: üstat tevfik fikret'in evinin adı olup şu anda müze olarak hayatına devam eden yer. planı tevfik fikret tarafından çizilmiştir. benim açımdan istanbul'un en güzel yeridir. her yıl mutlaka bir iki kez o güzelliği görmek için giderim.
içerisinde abdülmecid'in meşhur "sis" şiirinden etkilenerek yaptığı güzel bir tablo ve iki adet fikret'in kendi çalışmaları vardır. bunların dışında yine abdülmecid tarafından yapılan recaizade mahmut ekrem ve abdülhak hamit tarhan tabloları mevcuttur. ve daha niceleri. kesinlikle ziyaret edin.
t4: dünyanın en güzel manzarasına sahip mezarlık. aynı zamanda içerisi şampiyonlar ligi gibi*:
orhan veli buradadır, attila ilhan buradadır, yahya kemal buradadır, ahmet hamdi buradadır, tezer özlü buradadır, edip cansever buradadır ve daha niceleri.
t2: aylık yayımlanan bir edebiyat dergisi.
t3: üstat tevfik fikret'in evinin adı olup şu anda müze olarak hayatına devam eden yer. planı tevfik fikret tarafından çizilmiştir. benim açımdan istanbul'un en güzel yeridir. her yıl mutlaka bir iki kez o güzelliği görmek için giderim.
içerisinde abdülmecid'in meşhur "sis" şiirinden etkilenerek yaptığı güzel bir tablo ve iki adet fikret'in kendi çalışmaları vardır. bunların dışında yine abdülmecid tarafından yapılan recaizade mahmut ekrem ve abdülhak hamit tarhan tabloları mevcuttur. ve daha niceleri. kesinlikle ziyaret edin.
t4: dünyanın en güzel manzarasına sahip mezarlık. aynı zamanda içerisi şampiyonlar ligi gibi*:
orhan veli buradadır, attila ilhan buradadır, yahya kemal buradadır, ahmet hamdi buradadır, tezer özlü buradadır, edip cansever buradadır ve daha niceleri.
devamını gör...
iyi geceler sözlük
geçen gün ( ya da bugün olabilir hafızam çok iyi değil zaten az sonraki sorun da bununla ilgili ) yazarlardan bir tanesinin hiçkimsenin ona iyi geceler demediğinden bahsettiği bir entry okumuştum ve o sabah kendi kendime “ akşam iyi geceler mesajı yazayım , belki mutlu olur. “ dedim ama unuttum. artık görür mü bilmem , keşke o zaman yazsaymışım. sana ve duymaya ihtiyacı olan tüm yazarlara iyi geceler.
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
sağ-sol twix reklamın yeni çıktığı zamanlar.
mahalle marketine gidip, parayı tezgaha koydum. abi bana bi sağ twix verirmisin dedim!!
adam şapşal şapşal suratıma bakıp, çikolatayı uzatıp ııııı hâl dedi.
aldım çikolatayı sağına soluna baktım ve dedimki, hayır abi bu sol twix, ben sağ twix istiyorum dedim.
sittirlan, dedi....
bende tamam abi diyip paramı alıp çıkmıştım.
küçüken köyde bi osman amca vardı, bu lavuk ayni slender-man'benzerdi bizi nerde görse dayak atardı.
bigün bu yine bahçeye iniyor, arkadaşla kuzu güdüyoruz.
osman emmi kolay gelsin nere gidiyon! dedik.
noabooz siz horda dedi.
hiiiç kuzu güdüyoz dedik. demeye kalmadan karşımda bitiverdi, bi tokat koydu feleğim şaştı, bahçe içinde tam 4 tur attım kapıyı zor tutturdum.
öcümüzü almak için tüm arkadaşlar toplandık, gece osman puştuna misilleme yapıcaz diye, gece bahçelere indik pijamaları çıkardık paçaları bağlayıp hiyarları içine doldurduk, osman amcanın bahçesinde hıyarı kuruttuk yetmedi fideleride kopardık attık.
okul bahçesine geldiğimizde, hıyar yiyiyoz ama tadı kelek-kabak gibi, ışığa gelip baktık ki, hıyar değil bahçeyi karanlıktan karıştırmış kabak bahçesine girmişiz, ama kimin kabak bahçesine!!!!
sabah yatakta gözümü açıp sokakta çamura kapaklanmam bir oldu, bi ses duydum "ulan it sen ne yaptın" kendime geldiğimde çamurda silüetim çıkmıştı, bildiğin böyle kol bacak kulak burun felan, babamdan bir dayak yedim böle 1 ay felan saçma salak hareketler yapıyordum, fena bi dayaktı ama.
osman yavşağı diye gece karanlığı yolumuzu şaşırıp başka birinin bahçesi ordanda bizim bahçeye geçmişiz.
halen aklıma geldikçe merak ederim, o sabahın köründe babam bahçeye inip durumu görünce benim olduğumu nerden anladı acaba!
mahalle marketine gidip, parayı tezgaha koydum. abi bana bi sağ twix verirmisin dedim!!
adam şapşal şapşal suratıma bakıp, çikolatayı uzatıp ııııı hâl dedi.
aldım çikolatayı sağına soluna baktım ve dedimki, hayır abi bu sol twix, ben sağ twix istiyorum dedim.
sittirlan, dedi....
bende tamam abi diyip paramı alıp çıkmıştım.
küçüken köyde bi osman amca vardı, bu lavuk ayni slender-man'benzerdi bizi nerde görse dayak atardı.
bigün bu yine bahçeye iniyor, arkadaşla kuzu güdüyoruz.
osman emmi kolay gelsin nere gidiyon! dedik.
noabooz siz horda dedi.
hiiiç kuzu güdüyoz dedik. demeye kalmadan karşımda bitiverdi, bi tokat koydu feleğim şaştı, bahçe içinde tam 4 tur attım kapıyı zor tutturdum.
öcümüzü almak için tüm arkadaşlar toplandık, gece osman puştuna misilleme yapıcaz diye, gece bahçelere indik pijamaları çıkardık paçaları bağlayıp hiyarları içine doldurduk, osman amcanın bahçesinde hıyarı kuruttuk yetmedi fideleride kopardık attık.
okul bahçesine geldiğimizde, hıyar yiyiyoz ama tadı kelek-kabak gibi, ışığa gelip baktık ki, hıyar değil bahçeyi karanlıktan karıştırmış kabak bahçesine girmişiz, ama kimin kabak bahçesine!!!!
sabah yatakta gözümü açıp sokakta çamura kapaklanmam bir oldu, bi ses duydum "ulan it sen ne yaptın" kendime geldiğimde çamurda silüetim çıkmıştı, bildiğin böyle kol bacak kulak burun felan, babamdan bir dayak yedim böle 1 ay felan saçma salak hareketler yapıyordum, fena bi dayaktı ama.
osman yavşağı diye gece karanlığı yolumuzu şaşırıp başka birinin bahçesi ordanda bizim bahçeye geçmişiz.
halen aklıma geldikçe merak ederim, o sabahın köründe babam bahçeye inip durumu görünce benim olduğumu nerden anladı acaba!
devamını gör...
kendini şımartma yolları
şımartmak deyince anladığım dışarda yemek yemek. üstüne de tatlı gömmek. basit düz bir adamım.
devamını gör...
market kasasında kasiyerle yarışmak
o poşetleri açma kısmında parmaklarımın arasında fıtıfıtı kaydırıp, üfleyip, kırıştırıp bir türlü ayırmayı başaramadığım için en sonunda kasiyerin elimden alıp, poşetin ağzını açıp, ürünleri doldurmaya başlamasıyla bana mütemadiyen tur bindirdiği yarıştır.
poşet etabı olmasa kapışırım da... işte poşet etabı harcıyor beni.
poşet etabı olmasa kapışırım da... işte poşet etabı harcıyor beni.
devamını gör...
birinin dizinde uyumak
saçlarımla oynayarak uyutsun beni. bir daha hiç uyanmamaya razıyım.
devamını gör...
ısparta
24 saattir elektrik olmayan şehirdir. bazı evlerde 36 saattir elektrik yok.
yollar kapalı. hastalar, çocuklar, yaşlılar donuyor evlerinde.
ampül logosunu kullanan partinin başkanı krizi çözemiyor. çıkıp dua ediyoruz, son 20 yılın en büyük kar yağışı bereket falan diyor.
rezillik. hiçbir yerde gündem olmaması daha büyük rezillik. sesimizi duyan yok.
okullar yarı yıl tatilinde olmasaydı görürdüm ben o sıcacık yerlerde oturan siyasileri. öğrenciler olmayınca sesimizi çıkaramıyoruz. ha unutmadan aedaş denen kurum telefonları açmıyor.
yollar kapalı. hastalar, çocuklar, yaşlılar donuyor evlerinde.
ampül logosunu kullanan partinin başkanı krizi çözemiyor. çıkıp dua ediyoruz, son 20 yılın en büyük kar yağışı bereket falan diyor.
rezillik. hiçbir yerde gündem olmaması daha büyük rezillik. sesimizi duyan yok.
okullar yarı yıl tatilinde olmasaydı görürdüm ben o sıcacık yerlerde oturan siyasileri. öğrenciler olmayınca sesimizi çıkaramıyoruz. ha unutmadan aedaş denen kurum telefonları açmıyor.
devamını gör...
tusbuddy
gerçekten ihtiyaç olup olmadığını merak ettiğim başlıktır. her bireyin ihtiyaçları, öğrenme hızı, kapasitesi farklıdır. odaklanmadan 12 saat çalışan birisi odaklanıp 9 saat çalışan birine amma da boş yaptın diyebilir mi? farmaya harcanan saatler ile biyokimya bir tutulabilir mi? tusiyer olmaya yaklaşmışken kafamda binbir soru..
devamını gör...
kendileriyle savaşanlar
stefan zweig in hölderlin, kleist, ve nietzsche 'nin yaşamöykülerini anlattığı kitabın beni çok heyecanlandıran, pek bir sevdiğim ismidir. bir de "doğu batı" dergisinin 48. sayısı "kişinin kendisiyle savaşı" var. ben size benim kendimle savaşımdan bahsedeceğim..
iyileşmeye çalışırken beni sabote eden bir ben var, güç delisi bir ben. iyileşmekten kastım kendimi iyi hissetmek, kendimden nefret etmemek, diğer insanlarla kendimi eşit seviyede görebilmek (onlar da benim gibi insan manasında, yoksa tabii ki de daha yetenekli, bilgili falan olabilirler. hatta muhtemelen öyledirler. neyse). benim kendi kendimle savaşım, güçlü görünmeye çalışan kendimle. güçlü görünmek derken de kendime güçlü görünmek. evde oturup yalnız başına ağlamamalı mesela, yeni insanlarla tanışıp onlarla arkadaş olmaya ihtiyacı varmış gibi görünmemeli, bir kadınla duygusal bir ilişkiye girip onun beni önemsemesine, sevmesine, bana sarılmasına... ah... sarılmak. buna bazen o kadar çok ihtiyaç duyuyorum ki. bir hayat kadınından bunu isteyip isteyemeyeceğimi bile düşündüm. parası neyse vereyim, doya doya sarılayım, o da bana sarılsın.. bir süredir bu benle savaşıyorum işte. bu bana güçlü görünmek için beni yaşarken öldüren benin bu takıntısını yenmeye çalışıyorum. o bana ne kadar acımasız davransa da ben ona uygun bir dille anlatmaya çalışıyorum. o bana zarar verebilir ama ben ona veremem.
son zamanlarda ondan gizli yeni arkadaşlıklar kurmaya, kendimi sevmeye falan çalışıyordum. sonra bunu fark etti tabi. önce tanışmaya çalıştığım insanlarla sohbet etme çabalarımı sabote etti. sonrasında türlü aşağılamaların ardından hayal kırıklığına uğramakla artık baş edemeyeceğimi falan söyledi. ben ikna olmadım tabi ama karşı argümanlarım da zayıf kaldı. kendisine katılmaktaki kararsızlığımı görünce bugünkü akşam yemeğimin içine etti. işten gelmişim. öğleden beri evde mantımı yerken youtube'da izleyeceğim vidyoyu düşünüyordum. ısıtıcıda suyu ısıtıp mantı haşlanırken sarmısaklı yoğurdu ve tereyağlı sosu hazırladım. arada biraz vakit kalınca birkaç parça bulaşığı da yıkadım. tabağımı hazırladım tepsiye koydum. yoğurdu biraz fazla olduğu için bir parça da ekmek koydum tepsiye. bir bardak da gazoz doldurup odaya geçtim. mutfakta bardağı doldururken bana sinir krizi geçirtebilecek fırsatı görmüştü. ben de fark ettim bunu. tepsiyi dikkatlice odaya kadar getirdim. masanın üstüne koyduktan sonra hemen yanındaki pencereyi açtım. açarken biraz hızlıca açtım ya da o açtı. pencere tekerlekli koltuğa, koltuk masaya çarptı. bardaktaki gazozun yarısı tabağın içine, geriside masanın üstüne ve yere döküldü. sonra çok fena bir sinir krizi geçirdim. önce koltuğu kaldırıp yere fırlattım, sonra kapıyı falan yumrukladım. az biraz sakinleşince mutfağa gidip ısıtıcıya su koydum. ne olursa olsun bugün mantımı yiyecektim. ısıtıcıyı çalıştırmadan önce sapı gövdesinden ayrılana kadar birkaç defa yere vurdum. sonra tencereye su doldurup ocağa koydum. su ısınırken de ortalığı temizledim. zor. gerçekten zor..
iyileşmeye çalışırken beni sabote eden bir ben var, güç delisi bir ben. iyileşmekten kastım kendimi iyi hissetmek, kendimden nefret etmemek, diğer insanlarla kendimi eşit seviyede görebilmek (onlar da benim gibi insan manasında, yoksa tabii ki de daha yetenekli, bilgili falan olabilirler. hatta muhtemelen öyledirler. neyse). benim kendi kendimle savaşım, güçlü görünmeye çalışan kendimle. güçlü görünmek derken de kendime güçlü görünmek. evde oturup yalnız başına ağlamamalı mesela, yeni insanlarla tanışıp onlarla arkadaş olmaya ihtiyacı varmış gibi görünmemeli, bir kadınla duygusal bir ilişkiye girip onun beni önemsemesine, sevmesine, bana sarılmasına... ah... sarılmak. buna bazen o kadar çok ihtiyaç duyuyorum ki. bir hayat kadınından bunu isteyip isteyemeyeceğimi bile düşündüm. parası neyse vereyim, doya doya sarılayım, o da bana sarılsın.. bir süredir bu benle savaşıyorum işte. bu bana güçlü görünmek için beni yaşarken öldüren benin bu takıntısını yenmeye çalışıyorum. o bana ne kadar acımasız davransa da ben ona uygun bir dille anlatmaya çalışıyorum. o bana zarar verebilir ama ben ona veremem.
son zamanlarda ondan gizli yeni arkadaşlıklar kurmaya, kendimi sevmeye falan çalışıyordum. sonra bunu fark etti tabi. önce tanışmaya çalıştığım insanlarla sohbet etme çabalarımı sabote etti. sonrasında türlü aşağılamaların ardından hayal kırıklığına uğramakla artık baş edemeyeceğimi falan söyledi. ben ikna olmadım tabi ama karşı argümanlarım da zayıf kaldı. kendisine katılmaktaki kararsızlığımı görünce bugünkü akşam yemeğimin içine etti. işten gelmişim. öğleden beri evde mantımı yerken youtube'da izleyeceğim vidyoyu düşünüyordum. ısıtıcıda suyu ısıtıp mantı haşlanırken sarmısaklı yoğurdu ve tereyağlı sosu hazırladım. arada biraz vakit kalınca birkaç parça bulaşığı da yıkadım. tabağımı hazırladım tepsiye koydum. yoğurdu biraz fazla olduğu için bir parça da ekmek koydum tepsiye. bir bardak da gazoz doldurup odaya geçtim. mutfakta bardağı doldururken bana sinir krizi geçirtebilecek fırsatı görmüştü. ben de fark ettim bunu. tepsiyi dikkatlice odaya kadar getirdim. masanın üstüne koyduktan sonra hemen yanındaki pencereyi açtım. açarken biraz hızlıca açtım ya da o açtı. pencere tekerlekli koltuğa, koltuk masaya çarptı. bardaktaki gazozun yarısı tabağın içine, geriside masanın üstüne ve yere döküldü. sonra çok fena bir sinir krizi geçirdim. önce koltuğu kaldırıp yere fırlattım, sonra kapıyı falan yumrukladım. az biraz sakinleşince mutfağa gidip ısıtıcıya su koydum. ne olursa olsun bugün mantımı yiyecektim. ısıtıcıyı çalıştırmadan önce sapı gövdesinden ayrılana kadar birkaç defa yere vurdum. sonra tencereye su doldurup ocağa koydum. su ısınırken de ortalığı temizledim. zor. gerçekten zor..
devamını gör...
denemeler
"delilik değil midir, sorarım, ölüm korkusundan ölmek?*
devamını gör...
kafa izni almanın da bir bedeli olmalı önerisi
başlığı açan yazar bu başlığı açmadan önce #1705107 bu tanımı yazdığı için gerçekten bir bedeli var sanmıştım. yapmayın böyle şeyler, ben hemen inanıyorum. *
başlığa gelecek olursak desteklemiyorum. bedava bir o var onu da almayın elimizden. eğer karma ile izne çıkarsak bunun için de yatırım yapmak zorunda kalacağım.
başlığa gelecek olursak desteklemiyorum. bedava bir o var onu da almayın elimizden. eğer karma ile izne çıkarsak bunun için de yatırım yapmak zorunda kalacağım.
devamını gör...
geleceğin meslekleri
tarimdir tarım.
toprağın ırzına geçmekle o kadar meşgul ki şu an insan o toprağın ne kadar daha mecali kaldı uyuşmuş afyonlu kafasından dolayı farkında değil. verilen kimyasallarla abomination ürünler elde edile edile millet şu an fellik fellik doğal ürün arıyor. üstünde tavuk boku gördüğü zaman aaa ne kadar doğal diyor garibim.
doğal ürün bir zaman altın değerinde olacak ve yatırım yapan yine sektörü elinde tutup onun da hilesini hurdasini çıkarana kadar devam ettirecek. sonra da umarım allah topumuzin belasını verip yeryüzünden silecek.
toprağın ırzına geçmekle o kadar meşgul ki şu an insan o toprağın ne kadar daha mecali kaldı uyuşmuş afyonlu kafasından dolayı farkında değil. verilen kimyasallarla abomination ürünler elde edile edile millet şu an fellik fellik doğal ürün arıyor. üstünde tavuk boku gördüğü zaman aaa ne kadar doğal diyor garibim.
doğal ürün bir zaman altın değerinde olacak ve yatırım yapan yine sektörü elinde tutup onun da hilesini hurdasini çıkarana kadar devam ettirecek. sonra da umarım allah topumuzin belasını verip yeryüzünden silecek.
devamını gör...


