mendeley
elsevier'e bağlı, araştırma makalelerini yönetmek, paylaşmak ve bibliyografya oluşturmak için kullanılan bir referans yöneticisidir.
hem telefonda hem de masaüstünde indirerek kullanabilirsiniz. kendi bir hesabınız olacağından, başka bir bilgisayarda da mendeley hesabınızı açtığınızda kaydettiğiniz tüm makalelere erişebiliyorsunuz. kullanımı konusunda sorusu olan olursa seve seve yardımcı olurum.
hem telefonda hem de masaüstünde indirerek kullanabilirsiniz. kendi bir hesabınız olacağından, başka bir bilgisayarda da mendeley hesabınızı açtığınızda kaydettiğiniz tüm makalelere erişebiliyorsunuz. kullanımı konusunda sorusu olan olursa seve seve yardımcı olurum.
devamını gör...
9 köpeğin diri diri yakılması
bunu yapanlara insan demek, insanlığa hakarettir. aynı acının katmerlisini yaşaman dileğiyle...
devamını gör...
geceye bir söz bırak
“kalbim bir şeyleri bekliyormuş gibi atıyor.”
gogol.
gogol.
devamını gör...
armullah
ettiği küfürler dolayısı ile yakın zamanda uçurulacağını düşündüğüm troll user.
devamını gör...
trt 2
her boşluğunda sarıldığım kültür ve sanat kanalı. üzülerek söylüyorum kii tvye uzak birisi olduğum için keşfetmem geç oldu. daha bu yıl evime tv girdi o da çeyiz misali alındı evleneceğim için, şu güne dek almayı hiç düşünmemiştim. eve tv nin girmesi ile keşfettim bu kanalı belki şu an ''yuh dinozor musun be kardeş'', diyorsunuz zira gerçekten çocukluğumdan beri tv izlemeyi sevemedim. hülasa trt2 ye gelirsek yine; bence ne iş yaparsanız yapın ya da her boş kaldığınız esnada açın kenarda var olsun bu kanal. ben izlemesini inanılmaz sevdim! işteyken de geçmiş programlarını izliyorum.
devamını gör...
bir garip orhan veli
murathan mungan'ın; orhan veli kanık şiirleri ekseninde yazdığı, tek kişilik bir tiyatro oyunudur.
yıllarca, usta oyuncu müşfik kenter tarafından can verilmiştir. günümüzde reha özcan tarafından sergilenmekteyken, pandemi sebebiyle oyunlar iptal olmuştur.
böyle havada aşık oldum
eve ekmekle tuz götürmeyi böyle havalarda unuttum
şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti
beni bu güzel havalar mahvetti !
yıllarca, usta oyuncu müşfik kenter tarafından can verilmiştir. günümüzde reha özcan tarafından sergilenmekteyken, pandemi sebebiyle oyunlar iptal olmuştur.
böyle havada aşık oldum
eve ekmekle tuz götürmeyi böyle havalarda unuttum
şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti
beni bu güzel havalar mahvetti !
devamını gör...
tdk'nin gözlerini yaşartacak cümleler
(bkz: sen bir bayan mısınız?)
tdk şok.
tdk üzgün.
tdk ağlıyor.
yoldaş benjamin bey, tdk ağlıyor lavaboya götürebilir miyiz?
tdk şok.
tdk üzgün.
tdk ağlıyor.
yoldaş benjamin bey, tdk ağlıyor lavaboya götürebilir miyiz?
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
çaya şeker yerine tuz atmaktır.
devamını gör...
online olup tanım girmeyen yazar
ya tanım girecek doğru düzgün başlık olmadığını düşünüyordur ya da mesajlaşarak yazarların derinlerine inip kişilik analiz etmeyi seviyordur.
devamını gör...
thedansözkiller
skandal ve inanılmaz bir mizah anlayışı olan yazar.*
yazdıklarını okurken samimiyetini hissedebiliyorum, ve mahlas'ını her gördüğümde tebessüm ediyorum.*
ve aynı zamanda o bir daddy fan club üyesi.*
yazdıklarını okurken samimiyetini hissedebiliyorum, ve mahlas'ını her gördüğümde tebessüm ediyorum.*
ve aynı zamanda o bir daddy fan club üyesi.*
devamını gör...
nezih
aynı zamanda bir zincir kırtasiye zincirinin ismidir.
satılan ürünler normale göre oldukça pahalıdır.
satılan ürünler normale göre oldukça pahalıdır.
devamını gör...
popüler olmayan sözlük yazarlarının yazma amacı
yahu ben nasıl başladıysam yazmaya buraya istisnasız aynı şekilde devam ediyorum. okuyan okur, ben fikrimi kusarım o rahatlığı tadar çekilirim. burası instagram değil dostlar popülerlik burada sadece tanımı girilebilecek bir kelime. ondan kaymaklı ekmek kadayıfı lezzeti alıyoruz ya buradan zaten. *
devamını gör...
22 mart 2021 hes kodu için uyaran kişiyi bıçaklayan yolcu
zorbalık çevremizi sarmış, ya dediğim olur, ya da şiddet uygularım. düşünmek, beyin çalıştırmak, ahlaklı olmak, kurallara uymak, artık kabul görmüyor.
c e z a l a r yetersiz, asayiş uygulamaları yetersiz, bekçi ve polisler genç kızları yoldan çevirip tc sorgulaması ayağı ile kızları , kadınları sosyal medyadan eklemek için yaptıklarını bu psikopat lar için yapsalar ya.
c e z a l a r yetersiz, asayiş uygulamaları yetersiz, bekçi ve polisler genç kızları yoldan çevirip tc sorgulaması ayağı ile kızları , kadınları sosyal medyadan eklemek için yaptıklarını bu psikopat lar için yapsalar ya.
devamını gör...
kalbinizi en çok kıran cümle
annemin "sende yaptığım hataları kardeşinde yapmamaya çalışıyorum" demesi. annemi severim, aramız iyidir ama kaç sene geçerse geçsin bu sözü atamıyorum zihnimden. ben deneme sürümü olduğumun farkındayım zaten ama, söylemek zorunda mıydın cidden?
devamını gör...
psg (yazar)
tanım sayısını yükseltmek amacıyla boş ve saçma tanımlar yazan yazar. sayesinde yaşadığım ilçenin, "kocaeli'nin bir ilçesi" olduğunu öğrendim.
devamını gör...
dünya kupası
o gece hiç uyuyamadım. maçı kafamda oynuyor, türlü türlü skorlar eşliğinde kaldığım otel odasında bir ileri bir geri volta atıyordum. içtiğim daha doğrusu yediğim sigaranın haddi hesabı yoktu. brezilya'yı yenebilir miydik? mevcut şartlarda böyle bir ihtimal olasılık dahilinde değildi. futbol tanrıları ile konuşmak, onları bu konuda ikna etmek lazımdı. benim ise böyle bir işe ayıracak vaktim yoktu. beynim köstebek yuvasına dönmüş, açılan fikir dehlizleri içerisinde yolumu bulmaya çalışıyordum. labirent maymununa dönmüştüm. son sigarımı telaşla söndürdüm ve banyoya doğru yol aldım. buz gibi suyun altına girerek beynimi kemiren düşüncelerden kurtulmak niyetindeyim. duştan sonra biraz daha rahatladım. sakince elbiselerimin bulunduğu dolaba doğru ilerledim. bir anda kendimi boy aynasının önünde buluvermiştim. fötr şapkamı takmış, takım elbisemi giymiş, kravatımı bile doğru bağlamıştım. hay bin kunduz! bu bir işaret olabilir miydi? keşke diye geçirdim içimden. saate baktım ama maçın başlama saatine daha çok vardı. kendimi dışarı attım. rio de janeiro sokaklarında sabahın ilk saatleriyle birlikte şuursuzca gezmeye başladım. brezilyalılar her yere takımlarının fotoğraflarını asmıştı. şehirde sinir bozucu bir şampiyonluk havası vardı. benim gibi uruguay'a gönül vermiş insanlar için şehir, dante'nin ilahi komedyası gibi bir hale bürünmüştü. cesaretimi toplayıp bir tane gazete aldım. manşete bakmamla birlikte yine haleti ruhiyem kendisini londra köprüsünden aşağı doğru bıraktı. manşette ''kazan yada berabere kal!'' yazıyordu. işimiz gerçekten zordu. hitler manyağının ortalığı kasıp kavurduğu yıllarda dünya futbol şampiyonlarından mahrum kalmıştık, futbola olan özlemimiz iyice artmıştı. ve biz bu heyecanı iliklerimize kadar yaşıyorduk. işin daha kötüsü bizimkilerin maçı mutlaka kazanması gerekiyordu ki bu durum nabzımızın atış hızını bir kaç kat arttırıyordu.
gençler bilmezler. o dönemlerde dünya kupası sistematiği farklı işliyordu. bu maç hasbelkader final maçı olmuştu. zira hem brezilya hem de bizim çocuklar puan olarak şanslarını son maça taşımış, bu yüzden maç bir anda dünya kupası finali haline dönüşmüştü. adamlar sırf bu şampiyona için ''maracana stadyumu''nu inşa etmişlerdi. stat mabet gibi bir şeydi. 200 bin kişiyi ağırlayabilecek bir kapasitesi vardı. stadın önüne geldiğimde farklı duygular içerisindeydim. gözlerimi stadın heybetinden ve büyüklüğünden alamıyordum. adamlar işimizi, kafada bitirmiş gibiydiler. eski roma kolezyumlarından birinin önündeymişim gibi gerginliğim iyice artmıştı. sanki bir yakınım hakkında damnatio ad bestias * cezası verilmiş ve ben infazı bekliyordum. bizi resmen aslanların önüne atmışlardı ve bu mücadeleden sağ salim çıkmamız imkansıza yakındı.
brezilyalı taraftarların tezahüratları ve samba dansları eşliğinde stada girdim. bakın tek tek saydım abartmıyorum; statta tamı tamına 199.854 kişi vardı. bunların toplasanız 100/150 tanesini bahtsız bedeviler olarak adlandırabileceğiniz şanlı uruguay'ımıza gönül vermiş insanlardı. perişan bir haldeydik. tezahüratlar, bağırışlar, samba ritimleri arasında bir sigara daha yaktım. elbette rengimi belli etmiyordum. bu kalabalık arasında kim vurduya gitmek niyetinde değildim. hakemin başlama düdüğüyle birlikte brezilya üzerimize kabus gibi çöktü. sağdan soldan yükleniyorlar, bizimkiler sürekli müdafaa yapmak zorunda kalıyorlardı. sarı/yeşil iblisler bizi kendi yarı alanımızdan çıkarmıyordu. ademir denen futbol cambazı bizimkilerle kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyordu. allah'tan maspoli günündeydi ve ilk 10 dakika içinde 3 tane yüzde yüzlük gol pozisyonunu engelledi de, alnımdan süzülen terleri ipek mendilim ile silme fırsatını buldum. sonrasında bir mucize oldu ve bizimkiler şut attı. o an, işte öyle bir bağırmak geldi ki içimden anlatamam. schiaffino'nun bu şutu, spartaküs'ün roma imparatorluğuna baş kaldırması ile eş değerdi benim için. ancak ender gelişen osasuna atakları bile bu kadar çabuk küllenmemiştir. hevesimiz kursağımızda kaldı. brezilya başladı yine samba yapmaya. al gülüm ver gülüm. taakk bir şut, yine maspoli devrede. maç ademir ile maspoli arasında geçmeye başlamıştı ve bu benim için hiç de iyiye işaret değildi. sigara yakıp söndürmekten bazı pozisyonları kaçırıyor, bu arada etrafımdakilere de renk vermemeye çalışıyordum. kuvvetle muhtemel brezilya gol atamadıkça stresten sigara yaktığımı düşünüyorlardı. oysa benim içimde ne fırtınalar kopuyordu. kimse durumun farkında değildi. bu haleti ruhiye içerisinde ilk yarıyı 0-0 bitirmenin verdiği rahatlama ile olduğum yerde çöktüm kaldım. bu şekilde bu maç nasıl bitecekti? ömür törpüsünün törpülenmiş hali gibi öyle boş gözlerle sahaya bakıyordum.
sonra biz yine diken üzerinde 66. dakikaya kadar geldik. sigaralardan ve nabız yükselmelerinden bahsetmeye bile gerek yok. işte o dakika, dünya bambaşka bir hale büründü. kaptanımız varela topu aldığı gibi sağ kanatta ghiggia'ya verdi. ghiggia nasıl oldu, nasıl yaptı anlamadığımız bir şekilde ceza alanına dalıverdi. onun topu schiaffino'nun önüne yuvarlamasıyla birlikte bizim aslan parçası topa öyle bir vurdu ki, dar açıdan o topun ağlarla buluşmasıyla birlikte dünya benim için o anda durdu. bağırmak istiyorum, bağıramıyorum. etrafımdaki brezilya'lılar şaşkına dönmüşler, kimi ellerini başının üzerine götürmüş, kimi ağlamaklı, kimi düşünceli gözlerle etrafındakileri süzüyor. işte o anda yaktım gerçek keyif sigaramı. zira olmayacak duaya amin demek üzereydik. tabi sonrasında brezilya yine freni boşalmış kamyon gibi üzerimize gelmeye başladı. ama bizim çocukların maçı kazanacaklarına dair inancı artmıştı. maspoli atlas'ın dünya'yı sırtında taşıdığı gibi takımı sırtında taşıyor ve brezilya'ya gol şansı vermiyordu. dakikalar 79'u gösterdiğinde, futbol tanrıları ikinci mucizelerini yer yüzüne gönderdiler. ghiggia yine bir fırsatını bulup ceza alanına girip cılız bir şut çıkardı, brezilya kalecisi barbosa fahiş bir hata ile resmen topu içeri aldı. işte o an dünyanın mucizevi bir yer olduğuna inanıveriyorsunuz. içim kıpır kıpır, havai fişekler eşliğinde tüm organlarım raks ediyor. lakin etrafımdaki yıkılmış, bitmiş ve tükenmiş brezilya taraftarını gördükçe kendimi tutmayı başarıyorum. maçın sonraki bölümleri çok stresli geçmedi. bir gol yedik ama o da bize nazar boncuğu oldu. o gün takriben 198.800 kişi gözyaşlarına hakim olamadı. kaptanımız valera, jules rimet kupasını havaya kaldırdığında cennet bizim için yeryüzüne inmiş gibiydi. her ne kadar göz yaşlarına boğulmuş olsa da bizim cennetimiz tertemiz ve pir-ü paktı.
o maçtan sonra brezilya kalecisi barbosa resmen istenmeyen adam ve vatan haini ilan edildi. yıllar sonra kendisi ile bir barda karşılaştık. yaşadıklarını ilk ağızdan dinleme fırsatı bulmuş oldum ama bu başka bir başlığın konusu. *
işte bizim aslan parçaları; sizler için ne söylesek az çocuklar!

bu hüzünlü ve boş bakışlar ise barbosa'nın bakışları. buna yorum dahi yapmak istemiyorum. o günlerden bana kalan tek keyifsiz an bu adamcağızın çektikleridir.
gençler bilmezler. o dönemlerde dünya kupası sistematiği farklı işliyordu. bu maç hasbelkader final maçı olmuştu. zira hem brezilya hem de bizim çocuklar puan olarak şanslarını son maça taşımış, bu yüzden maç bir anda dünya kupası finali haline dönüşmüştü. adamlar sırf bu şampiyona için ''maracana stadyumu''nu inşa etmişlerdi. stat mabet gibi bir şeydi. 200 bin kişiyi ağırlayabilecek bir kapasitesi vardı. stadın önüne geldiğimde farklı duygular içerisindeydim. gözlerimi stadın heybetinden ve büyüklüğünden alamıyordum. adamlar işimizi, kafada bitirmiş gibiydiler. eski roma kolezyumlarından birinin önündeymişim gibi gerginliğim iyice artmıştı. sanki bir yakınım hakkında damnatio ad bestias * cezası verilmiş ve ben infazı bekliyordum. bizi resmen aslanların önüne atmışlardı ve bu mücadeleden sağ salim çıkmamız imkansıza yakındı.
brezilyalı taraftarların tezahüratları ve samba dansları eşliğinde stada girdim. bakın tek tek saydım abartmıyorum; statta tamı tamına 199.854 kişi vardı. bunların toplasanız 100/150 tanesini bahtsız bedeviler olarak adlandırabileceğiniz şanlı uruguay'ımıza gönül vermiş insanlardı. perişan bir haldeydik. tezahüratlar, bağırışlar, samba ritimleri arasında bir sigara daha yaktım. elbette rengimi belli etmiyordum. bu kalabalık arasında kim vurduya gitmek niyetinde değildim. hakemin başlama düdüğüyle birlikte brezilya üzerimize kabus gibi çöktü. sağdan soldan yükleniyorlar, bizimkiler sürekli müdafaa yapmak zorunda kalıyorlardı. sarı/yeşil iblisler bizi kendi yarı alanımızdan çıkarmıyordu. ademir denen futbol cambazı bizimkilerle kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyordu. allah'tan maspoli günündeydi ve ilk 10 dakika içinde 3 tane yüzde yüzlük gol pozisyonunu engelledi de, alnımdan süzülen terleri ipek mendilim ile silme fırsatını buldum. sonrasında bir mucize oldu ve bizimkiler şut attı. o an, işte öyle bir bağırmak geldi ki içimden anlatamam. schiaffino'nun bu şutu, spartaküs'ün roma imparatorluğuna baş kaldırması ile eş değerdi benim için. ancak ender gelişen osasuna atakları bile bu kadar çabuk küllenmemiştir. hevesimiz kursağımızda kaldı. brezilya başladı yine samba yapmaya. al gülüm ver gülüm. taakk bir şut, yine maspoli devrede. maç ademir ile maspoli arasında geçmeye başlamıştı ve bu benim için hiç de iyiye işaret değildi. sigara yakıp söndürmekten bazı pozisyonları kaçırıyor, bu arada etrafımdakilere de renk vermemeye çalışıyordum. kuvvetle muhtemel brezilya gol atamadıkça stresten sigara yaktığımı düşünüyorlardı. oysa benim içimde ne fırtınalar kopuyordu. kimse durumun farkında değildi. bu haleti ruhiye içerisinde ilk yarıyı 0-0 bitirmenin verdiği rahatlama ile olduğum yerde çöktüm kaldım. bu şekilde bu maç nasıl bitecekti? ömür törpüsünün törpülenmiş hali gibi öyle boş gözlerle sahaya bakıyordum.
sonra biz yine diken üzerinde 66. dakikaya kadar geldik. sigaralardan ve nabız yükselmelerinden bahsetmeye bile gerek yok. işte o dakika, dünya bambaşka bir hale büründü. kaptanımız varela topu aldığı gibi sağ kanatta ghiggia'ya verdi. ghiggia nasıl oldu, nasıl yaptı anlamadığımız bir şekilde ceza alanına dalıverdi. onun topu schiaffino'nun önüne yuvarlamasıyla birlikte bizim aslan parçası topa öyle bir vurdu ki, dar açıdan o topun ağlarla buluşmasıyla birlikte dünya benim için o anda durdu. bağırmak istiyorum, bağıramıyorum. etrafımdaki brezilya'lılar şaşkına dönmüşler, kimi ellerini başının üzerine götürmüş, kimi ağlamaklı, kimi düşünceli gözlerle etrafındakileri süzüyor. işte o anda yaktım gerçek keyif sigaramı. zira olmayacak duaya amin demek üzereydik. tabi sonrasında brezilya yine freni boşalmış kamyon gibi üzerimize gelmeye başladı. ama bizim çocukların maçı kazanacaklarına dair inancı artmıştı. maspoli atlas'ın dünya'yı sırtında taşıdığı gibi takımı sırtında taşıyor ve brezilya'ya gol şansı vermiyordu. dakikalar 79'u gösterdiğinde, futbol tanrıları ikinci mucizelerini yer yüzüne gönderdiler. ghiggia yine bir fırsatını bulup ceza alanına girip cılız bir şut çıkardı, brezilya kalecisi barbosa fahiş bir hata ile resmen topu içeri aldı. işte o an dünyanın mucizevi bir yer olduğuna inanıveriyorsunuz. içim kıpır kıpır, havai fişekler eşliğinde tüm organlarım raks ediyor. lakin etrafımdaki yıkılmış, bitmiş ve tükenmiş brezilya taraftarını gördükçe kendimi tutmayı başarıyorum. maçın sonraki bölümleri çok stresli geçmedi. bir gol yedik ama o da bize nazar boncuğu oldu. o gün takriben 198.800 kişi gözyaşlarına hakim olamadı. kaptanımız valera, jules rimet kupasını havaya kaldırdığında cennet bizim için yeryüzüne inmiş gibiydi. her ne kadar göz yaşlarına boğulmuş olsa da bizim cennetimiz tertemiz ve pir-ü paktı.
o maçtan sonra brezilya kalecisi barbosa resmen istenmeyen adam ve vatan haini ilan edildi. yıllar sonra kendisi ile bir barda karşılaştık. yaşadıklarını ilk ağızdan dinleme fırsatı bulmuş oldum ama bu başka bir başlığın konusu. *
işte bizim aslan parçaları; sizler için ne söylesek az çocuklar!

bu hüzünlü ve boş bakışlar ise barbosa'nın bakışları. buna yorum dahi yapmak istemiyorum. o günlerden bana kalan tek keyifsiz an bu adamcağızın çektikleridir.
devamını gör...
yalnızlığın ilacı
meseleye kelimeyi doğru yazmakla başlanabilir*
devamını gör...
normal sözlük köy okuluna kitap yardımı etkinliği
hakkında yazılanları okudukça duygulandıran ve pozitif enerjiler saçan kampanyadır.
dünyadaki tüm kötülüklere rağmen birilerinin bir şeyleri güzelleştirme çabasını görmek insanı çok mutlu ediyor.
fakat bir fikrim var. yardımda bulunan yazar arkadaşlarımız hangi kitapları gönderdiğini bildirirse yeni kitap satın alıp göndermeyi düşünen yazar arkadaşlarımız için faydalı olur diye düşünmekteyim.
aynı kitaplar olması durumunda farklı yerlerde değerlendirilecekmiş tabii ama yine de çok çok fazla aynı kitap olursa diye endişe duydum nedense.
dünyadaki tüm kötülüklere rağmen birilerinin bir şeyleri güzelleştirme çabasını görmek insanı çok mutlu ediyor.
fakat bir fikrim var. yardımda bulunan yazar arkadaşlarımız hangi kitapları gönderdiğini bildirirse yeni kitap satın alıp göndermeyi düşünen yazar arkadaşlarımız için faydalı olur diye düşünmekteyim.
aynı kitaplar olması durumunda farklı yerlerde değerlendirilecekmiş tabii ama yine de çok çok fazla aynı kitap olursa diye endişe duydum nedense.
devamını gör...
yeni gelin terörü
kendilerini dirseğe kadar bilezikleri, aşırı karbonhidrat içeren sofraları, binbir çeşit kahve sunumları ve varaklı ev dekorasyonları ile ilk görüşte tanıyabilirsiniz.
devamını gör...
