arctic monkeys
505 gibi kulaktan alınınca da kafa yapan bir şarkının sahibi gruptur.
devamını gör...
national braai day
ulusal mangal günü.
güney afrika cumhuriyeti'nde 24 eylül'de kutlanan resmi tatildir. et bol ve ucuz olduğundan ülkeyi duman kaplar.
eğer resmi tatil günü hafta sonuna denk gelirse, hafta sonu zaten sizin tatil hakkınız derler ve o resmi tatil hakkını vermek için pazartesiyide tatil yaparlar.
güney afrika cumhuriyeti'nde 24 eylül'de kutlanan resmi tatildir. et bol ve ucuz olduğundan ülkeyi duman kaplar.
eğer resmi tatil günü hafta sonuna denk gelirse, hafta sonu zaten sizin tatil hakkınız derler ve o resmi tatil hakkını vermek için pazartesiyide tatil yaparlar.
devamını gör...
görüldü atan normal sözlük yazarları
bu nasıl bir başlıktır? görüldü atmadan konuşma nasıl bitecek soruyorum size, sonsuza kadar mı konuşacaksınız. tabii ki benim öyle bir derdim yok orası ayrı da konuşmada iki taraftan biri görüldü atmak zorundadır zaten.
devamını gör...
tiktok hesabı olmayan ezik insan
engelli olmadığım için tiktok kullanmıyorum. teşekkürler.
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir.
devamını gör...
monad
kartezyen düşüncenin özne/nesne dualizmini aşma çabası felsefenin adeta bi kanseri haline gelmişti. holistik bi anlayış sevdasıyla nice yiğitler bu yolda can vermiş, niceleri de ajdar'ın müziğinde dans eden müslüm gibi ciğerci kedisi misali konuya uzak kalmışlardı. işte böyle bir zamanda ortaya leibniz çıkıp özne/nesneyi, bilim/dini ve kültür/doğayı birleştirecek bir kelepçe bulduğunu iddia edecek, lakin kant gelecek 'hoop hemşerim nereye' diyecek ve özellikle leibnizci zaman/mekan anlayışının üzerine kurulu olan monadı tarihin tozlu, leş gibi sayfalarına gönderecek.
leibniz kartezyen düşüncenin aksine nesneye gerçeklik atfetmez. hatta töz de değildir*. (daha sonra kant leibniz'e seri töz getirecek)
maddenin gerçekliği ile ilgili descartesci metafizik konuyu yeterince temellendiremez ve doyurucu açıklama vermez. leibniz'e göre maddenin ana özelliği öyle yer kaplama falan değil, korunum vardır. yani ne demek bu, kartezyen anlayışa göre kuvvet hareketin niceliğidir. madde uzamsaldır ve dolayısıyla tüm gerçekliğin ölçümü yapılabilir. kuvveti hareketi ve hareketin niceliğine indirgenebilmesi mümkündür. tanrı tarafından da korunan hareketin toplamıdır madde dediğimiz şey ve biz bu sayede bilim yaparız.(m.v =p) klasik mekaniğin atası descartes..
ancak leibniz, madde hareketin niceliğine indirgenemez, maddenin esasında nitelik olarak kuvvet vardır, der. yani korunan m.v'nin karesidir. yani uzun lafın kısası skolastik düşünceyle descartesci fiziği uzlaştırma çabası gibidir biraz bu hareket. kant'ın da ömrünün yirmi iki senesini verdiği ve boşa kürek çektiğini farkettiği fizik ve metafiziği kapsayıcı bir felsefi sistem oluşturma çabası, leibniz için de asli motivasyon kaynağıdır. o sebeple leibniz olmadan kant eksik anlaşılır.
aslında burada leibniz'in töz anlayışı da çokomelsiz çok önemli, özellikle spinoza'dan ayrıldığı noktalar önemli ancak başlık töz başlığı değil yapacak bi şey yok.
sahi monad neydi.. monad şerefti, haysiyetti.. monad ramazan pidesiydi.. bayram çikolatasıydı.. ama asıl olarak bölünemezlerin toplamından ibaret olan bileşiklere giren bölünemez cevherdir. atomla falan karışmasın, monadlar atom değildir, elektron değildir, kuark, nötrino, foton hiç değildir. gerçi fiziksel atom diye bi şeyden ne kadar bahsedebiliriz o da ayrı konu. neyse monadların önünde tartışmayalım. monadlar sadece bir takım nitelikler itibariyla farklılıklar arz edebilir ve bu farklılıklar sayesinde maddedeki değişim gerçekleşir. onun haricinde bildiğimiz cevherdir monadlar. ayrıca leibnizci mantıkta da her doğru önermenin nesnesidir.
leibniz kartezyen düşüncenin aksine nesneye gerçeklik atfetmez. hatta töz de değildir*. (daha sonra kant leibniz'e seri töz getirecek)
maddenin gerçekliği ile ilgili descartesci metafizik konuyu yeterince temellendiremez ve doyurucu açıklama vermez. leibniz'e göre maddenin ana özelliği öyle yer kaplama falan değil, korunum vardır. yani ne demek bu, kartezyen anlayışa göre kuvvet hareketin niceliğidir. madde uzamsaldır ve dolayısıyla tüm gerçekliğin ölçümü yapılabilir. kuvveti hareketi ve hareketin niceliğine indirgenebilmesi mümkündür. tanrı tarafından da korunan hareketin toplamıdır madde dediğimiz şey ve biz bu sayede bilim yaparız.(m.v =p) klasik mekaniğin atası descartes..
ancak leibniz, madde hareketin niceliğine indirgenemez, maddenin esasında nitelik olarak kuvvet vardır, der. yani korunan m.v'nin karesidir. yani uzun lafın kısası skolastik düşünceyle descartesci fiziği uzlaştırma çabası gibidir biraz bu hareket. kant'ın da ömrünün yirmi iki senesini verdiği ve boşa kürek çektiğini farkettiği fizik ve metafiziği kapsayıcı bir felsefi sistem oluşturma çabası, leibniz için de asli motivasyon kaynağıdır. o sebeple leibniz olmadan kant eksik anlaşılır.
aslında burada leibniz'in töz anlayışı da çokomelsiz çok önemli, özellikle spinoza'dan ayrıldığı noktalar önemli ancak başlık töz başlığı değil yapacak bi şey yok.
sahi monad neydi.. monad şerefti, haysiyetti.. monad ramazan pidesiydi.. bayram çikolatasıydı.. ama asıl olarak bölünemezlerin toplamından ibaret olan bileşiklere giren bölünemez cevherdir. atomla falan karışmasın, monadlar atom değildir, elektron değildir, kuark, nötrino, foton hiç değildir. gerçi fiziksel atom diye bi şeyden ne kadar bahsedebiliriz o da ayrı konu. neyse monadların önünde tartışmayalım. monadlar sadece bir takım nitelikler itibariyla farklılıklar arz edebilir ve bu farklılıklar sayesinde maddedeki değişim gerçekleşir. onun haricinde bildiğimiz cevherdir monadlar. ayrıca leibnizci mantıkta da her doğru önermenin nesnesidir.
devamını gör...
üşümemek için öneriler
"elalem ne der " demeyin patik giyin.
devamını gör...
2000 tanım yazan yazara at hediye edilmesi
yönetimden beklediğim kampanya.
"nicelik değil nitelik" teranesinin farkındayız. sözlüğe tanım gerek. peki bir attan cezbedici ne olabilir ?
at olmaz centaur olur. o da kabulümüz.
"nicelik değil nitelik" teranesinin farkındayız. sözlüğe tanım gerek. peki bir attan cezbedici ne olabilir ?
at olmaz centaur olur. o da kabulümüz.
devamını gör...
greta thunberg
"how dare you!" sözleriyle hepimizin aklına takılan isveçli çocuk -sözumona- aktivist. iyi hayat şartlarıyla doğup, dünyayı kurtarma görevine soyunmuş çocukcağız. iyi bir şey yapıyor eyvallah ama bana şov geliyor abi.
pkk'lı piçlere bilgi vermediği, direndiği için öldürülen canımız eren bülbül daha samimi mesela. ruhu şad olsun. bakın yanlış anlamayın, greta gitsin canını versin meseleler için demiyorum. ancak bu çocuk samimi gelmiyor bana işte...
fırsat eşitsizliğinin anlamını bilmeyen bir çocuk. bolluk içinde, istikrarlı bir ekonomide, eğitimli bir aile tarafından yetiştirilmiş. greta'ya kızmak yanlış. greta'dan anadolu'da bilgisayar, internet vs. olmadığı için eğitim alma hakkından geri kalmış çocukları anlamasını da beklemiyorum.
s*çarım dumanına da hava kirliliğine de. hayat çok acımasız.
pkk'lı piçlere bilgi vermediği, direndiği için öldürülen canımız eren bülbül daha samimi mesela. ruhu şad olsun. bakın yanlış anlamayın, greta gitsin canını versin meseleler için demiyorum. ancak bu çocuk samimi gelmiyor bana işte...
fırsat eşitsizliğinin anlamını bilmeyen bir çocuk. bolluk içinde, istikrarlı bir ekonomide, eğitimli bir aile tarafından yetiştirilmiş. greta'ya kızmak yanlış. greta'dan anadolu'da bilgisayar, internet vs. olmadığı için eğitim alma hakkından geri kalmış çocukları anlamasını da beklemiyorum.
s*çarım dumanına da hava kirliliğine de. hayat çok acımasız.
devamını gör...
orenda_diye_birisi
sonbahar ve yağmurlu havadan hoşlandığını düşündüğüm, düşüncelerini nahif bir şekilde ifade etmekte zorluk çekmeyen yazarımız.
nickaltı açılmadığı için şaşırdım fakat orenda zaten olağanüstü görünmez güç demek, şimdi daha iyi anlıyorum yazarımızın kendi halinde sözlükte tanımlarını paylaşmasını.
keyifli sözlükler dilerim sevgili orenda_diye_birisi.
nickaltı açılmadığı için şaşırdım fakat orenda zaten olağanüstü görünmez güç demek, şimdi daha iyi anlıyorum yazarımızın kendi halinde sözlükte tanımlarını paylaşmasını.
keyifli sözlükler dilerim sevgili orenda_diye_birisi.
devamını gör...
kitabı baskıdan okumak vs telefondan okumak
telefonda kitap okurken ekran ışığının size sunduğu gündüz etkisinden dolayı uykunuz gelmez.
kitaptaki gibi sayfa çevirme ve satırlarda geniş göz gezdirme gibi bir durum olmayacağından daha hızlı okursunuz.
kütüphanenizde yer kaplamasına gerek olmayan kitapları okuyup silebilirsiniz.
kişide miyop veya astigmat zemini hazırlar, varsa ilerletir.
altını çizmek istediğiniz yerlerde ekran fotoğrafı alabilirsiniz. hatta sosyal medyada da altını çizdiğiniz yeri insanlarla paylaşma imkânınız olur.
kitaplar elbette ki kitap haliyle okunmalı mümkün mertebe. telefonlardan ayrı kalınabilirse tabi...
kitaptaki gibi sayfa çevirme ve satırlarda geniş göz gezdirme gibi bir durum olmayacağından daha hızlı okursunuz.
kütüphanenizde yer kaplamasına gerek olmayan kitapları okuyup silebilirsiniz.
kişide miyop veya astigmat zemini hazırlar, varsa ilerletir.
altını çizmek istediğiniz yerlerde ekran fotoğrafı alabilirsiniz. hatta sosyal medyada da altını çizdiğiniz yeri insanlarla paylaşma imkânınız olur.
kitaplar elbette ki kitap haliyle okunmalı mümkün mertebe. telefonlardan ayrı kalınabilirse tabi...
devamını gör...
meja (yazar)
önce kendisinin sitemini gördüm, sonra da hakkındaki malum eleştiriyi (?) okudum. müsaadenizle, turkishmusic.org'daki sezen aksu tartışması'nın en komik alıntısıyla söze girişeyim: ilgili eleştiri haksız. esasen "onu kınamış ve ona laflar hazırlamıştım." fakat yazıp yazıp sildim. hem üzerime vazife olmayan bir işe karışmamak, hem meseleyi uzatmamak adına; hem de zaten cevabıyla kendisini gayet güzel ifade etmiş olduğu için. meja'yı savunmak elbette bana düşmez ama pek bir severim kendisini. hatta uzaktan uzağa haset de ederim, "ulan nasıl yazabilir böyle, nasıl bilebilir bu kadar ya?" diye.* vesileyle bir iki kelamım da bulunsun burada madem. hatta geç bile kaldı.
her nedense, bütün memleketin, kaliteli insanları olabildiğince yadırgayarak küstürmek, onlar çekilince de kalan bayağı insanları kendisinden gördüğü için kıymete bindirmek gibi bir huyu var. çeşitli sebeplerden olsa gerek bu: entelektüelite yerine popüler kültüre değer verildiği için de olabilir, özgüvensizlikten de, dikkat çekme çabasından da ya da. mesela bu memlekette celal şengör gibi bir bilim insanı, yalnızca "kendi dışkısını tatması" üzerinden aşağılanıp dalga konusu yapılabilir. neden? çünkü kendisine, söylemlerine ve çalışmalarına akademik düzeyde cevap verecek biri yok. tek tük çıkarsa da, "eheh celal amca acıktıkça tuvalete gidiyorsundur" gibi aptal aptal sözde şakaların yanında esamesi okunur mu? onları değerlendirebilecek gerekli kapasitedeki kaliteli insanımız var mı? nadir.
bu bağlamda meja, kafa sözlük'ün gerekli kapasitedeki kaliteli insanlarından biri. adeta bir hazine. gözümde hep delilik ile dahilik arasındaki ince çizgide; okumaktan gözleri akmış, yazmaktan elleri titrerken canlanıyor. mesela bir yandan andromeda galaksisi hakkında okuma yapıyor, bir yandan james webb uzay teleskobu'nun fırlatılması çok geciktiği için küfürler yağdırıyor; ay'a aslında gidilmediğini iddia eden birini görünce evde "zırva!" diye haykırıyor, durup durup bir şeyler icat edip sırıtıyor gibi kendi kendine. arada bir einstein'a nazire yapıp dilini falan çıkarıyor böyle.*
üzmesin kendini içi boş, nedeni belirsiz, gereksiz eleştirilere. kendisini okurken biçare cehaletimizi bir nebze giderebiliyorsak, bir nebze olsun keyifli vakit geçirebiliyorsak; eh, ne mutlu ona. var olsun. yazsın hep, gözümüzün dibinde olsun.*
son söz: elbette herkesin herkesi eleştirebilmeye hakkı var, kimse karışamaz buna. hatta muhteşem şeyler eleştiriler, o insanın kendini geliştirebilmesi adına. ama sanki içlerini doldursak mı biraz? mesela sorsak mı bazen kendimize:
kadın gök bilimci, sen necisin?*
her nedense, bütün memleketin, kaliteli insanları olabildiğince yadırgayarak küstürmek, onlar çekilince de kalan bayağı insanları kendisinden gördüğü için kıymete bindirmek gibi bir huyu var. çeşitli sebeplerden olsa gerek bu: entelektüelite yerine popüler kültüre değer verildiği için de olabilir, özgüvensizlikten de, dikkat çekme çabasından da ya da. mesela bu memlekette celal şengör gibi bir bilim insanı, yalnızca "kendi dışkısını tatması" üzerinden aşağılanıp dalga konusu yapılabilir. neden? çünkü kendisine, söylemlerine ve çalışmalarına akademik düzeyde cevap verecek biri yok. tek tük çıkarsa da, "eheh celal amca acıktıkça tuvalete gidiyorsundur" gibi aptal aptal sözde şakaların yanında esamesi okunur mu? onları değerlendirebilecek gerekli kapasitedeki kaliteli insanımız var mı? nadir.
bu bağlamda meja, kafa sözlük'ün gerekli kapasitedeki kaliteli insanlarından biri. adeta bir hazine. gözümde hep delilik ile dahilik arasındaki ince çizgide; okumaktan gözleri akmış, yazmaktan elleri titrerken canlanıyor. mesela bir yandan andromeda galaksisi hakkında okuma yapıyor, bir yandan james webb uzay teleskobu'nun fırlatılması çok geciktiği için küfürler yağdırıyor; ay'a aslında gidilmediğini iddia eden birini görünce evde "zırva!" diye haykırıyor, durup durup bir şeyler icat edip sırıtıyor gibi kendi kendine. arada bir einstein'a nazire yapıp dilini falan çıkarıyor böyle.*
üzmesin kendini içi boş, nedeni belirsiz, gereksiz eleştirilere. kendisini okurken biçare cehaletimizi bir nebze giderebiliyorsak, bir nebze olsun keyifli vakit geçirebiliyorsak; eh, ne mutlu ona. var olsun. yazsın hep, gözümüzün dibinde olsun.*
son söz: elbette herkesin herkesi eleştirebilmeye hakkı var, kimse karışamaz buna. hatta muhteşem şeyler eleştiriler, o insanın kendini geliştirebilmesi adına. ama sanki içlerini doldursak mı biraz? mesela sorsak mı bazen kendimize:
kadın gök bilimci, sen necisin?*
devamını gör...
adli tıp
görev yapan kişilere büyük saygı duyduğum kurum. kolay değil bir cesedi kesmek biçmek otopsi yapmak. asıl yıpranma payı yüksek tutulacak insanlar onlar aslında.
devamını gör...
antenatal köpük stabilite testi
doğum öncesi bebeğin akciğer gelişimini gösteren sürfaktan düzeyini öğrenmenize yarayan testtir.
devamını gör...
firak
osmanlıca bir kelimedir. ayrılık, ayrılık üzüntüsü mânasına gelir.
resimag.com/p1/5bd1d8713d6b.jpeg
resimag.com/p1/5bd1d8713d6b.jpeg
devamını gör...
geceye bir aforizma bırak
zenginin şampuanında, fakirin tabağında bulunan yemekten daha çok vitamin var.
devamını gör...
rte'nin ben sözcü gazetesi okumuyorum açıklaması
konuşmalarını okuduğu prompter dışında herhangi bir şey okuduğunu düşünmüyorduk zaten. zira kendisi kanunen üniversite mezunu olması gerekmesine rağmen, onu da okumamıştır.
devamını gör...
sevgililer günü
ülkemiz için 15 şubat'ın daha anlamlı olduğunu söylemek isterim.
devamını gör...

