adanalılara sempati duyan yazarlar
adanalı olmamama rağmen adana'nın yerli insanı kendine has, sıcakkanlı, misafirperver, akdeniz karakterini yansıtan insanlardır. aklınıza üçüncü sayfadaki kriminal suçlar gelecektir ama bu suçların çoğu adana'nın esas halkından değil, dış göçlerle kente yerleşenlerden kaynaklı.
devamını gör...
insanı yavaş yavaş öldüren şeyler
psikolojik siddete maruz kalmakla, manipule edilmekle, umutlarin hayallerin elinden alinmasiyla mumkun olan durumdur...psikolojik siddete maruz kalanlar bilir, darp edilmis gibi hissedersin ama karsi tarafi elle tutulur bir sekilde suclayamazsin da. ozellikle narsist kisiler, cok buyuk ustalikla yapar ve gun sonunda kisiye kendini bile sorgulatir. en hakli davanizda "acaba gercekten ben miyim yanlis olan?" dedirtirler mutlaka. siddetsiz siddet diyoruz biz bu duruma kisaca. insanin ruhunu bedeninden yavas yavas ceker, o yuzden cok can acitir. olum gibi bir sey olur ama olunmez, yasamak denilen sey de olur ama insan nefes aldigini da hissetmez, oyle bir arafta kalmaktir iste...
devamını gör...
makar devuşkin
sözlüğümüzün biricik bilimcisi. yazdıklarının takipçisiyiz. yolu açık olsun hep.
devamını gör...
martin eden
jack london'dan okuduğum eserler içerisinde beni etkileyenlerinden biri.
alın teri eserini okuduğumda da aynı şeyi düşünmüştüm.
keza kütüphanemde karıştırdığım diğer eserleri de dahil.
şimdi üzerine arkadaşla biraz konuşunca şöyle bir yazı yazayım dedim;
bizde işlenen klasik "zengin kız fakir oğlan" temasını anlatıyor gibi. çok da uzak olmayan bir tema. içerisine alabilir.
alt sınıfta doğan, baba parası yiyemiyen, hayatta kendi çalışmasından başka bir getirisi olmayan martin eden'in dünyasına jack london bizi alet ediyor.
tesadüf odur ki bir kavga sırasında hayatını kurtardığı üst sınıftan kişinin evine davet edilir.
orada tanıştığı aynı ailenin kızına aşık olur. burada kendi dünyasından olmayan/ alt sınıfta olmayan
ama üst sınıfta olan/o dünyaya ait bir kadına aşık olur. burada bir şaşkınlıkta gözlemlenebilir. bir tanrıça ile karşılaşmak. arka fon olarak yani o dünyanın etkilenmesiyle ve kendi dünyasından olmayan bir kadınla karşılaşması da tanrıça oluşunu bence olumlar.
bunu belli bir süre o kadınla yaşadıktan sonra kendi dünyasına ait olan kadınları çekici bulmaması hatta hor görmesi daha da olumlar. o kadınlar hep eden'i talep eder. peşinden koşar. ama o yüz vermez. ve eden biraz daha vahşi olarak resmedilir. çekici yani.
eden ruth'un dünyasında bir yer edinebilmek için çalışmaya başlar. nedir bunlar?
akşam okulları, spencer'lar diğer kendi okumaları vb.
bunun yanında maddi olarak da zorlanır. ekmek kapısı ve aşina olduğu gemide, denizde de çalışır. bir gider. aylarca geri gelmez. ütüleme işine gider, oraya gidişte yanında kitaplar götürür. ama günaşırı çalıştığı için (16-18 saat) vakit bulamaz. burada bile bir çarpıklık, çelişki, çıkamamazlık vardır. üst sınıf uğraşlarıyla entelektül işlerle uğraşmaya çalışır ama içinden geldiği gerçeklik paçalarından geri çeker onu. sen bu dünyaya daha çok aitsin.
....
romanın sonunda da intiharı seçmiştir. yine kendi dünyasına ait bir ortamda.
zihnini oluşturan dünyadan başka kaçış yoktur onun için. o dünya içinde hayatına son verir. arkadaşımla konuşunca bu sondan etkilendiğini söylemişti. eden'in hala yaşamak için çırpındığından vb. bahsetti. ben de ona albert camus'nun sisifos söyleni adlı kitabından ilk denemesinden bir alıntı yaptım;
"hiçbir şeyi büyütmeyelim. bir insanın yaşama bağlanışında dünyanın tüm düşkünlüklerinden daha güçlü bir şey vardır. bedenin yargısı, aklın yargısından hiç de aşağı değildir, beden de yok oluş karşısında geriler."
albert camus, sisifos söylemi, can yayınları, 36. baskı, mayıs 2017, s.25
bilemiyorum belki bu tem içerisinde martin eden yağtığı seçimlerinden dolayı intiharı seçti.
çünkü pişmandı. ivan ilyiç gibi. o da yaşadığı hayatın aslında yaşanmaya değmez bir hayat olduğu karşısında içi/zihni çekile çekile pişman olarak öldü. veya anna kendi aristokrat dünyası içerisinde yaptığı evliliğin ve içerisinde bulunduğu toplumun ahlak yargıları ve iki yüzlülüğü sonucunda bir çıkmaz olduğunu düşündüğü için intiharı seçti.
alın teri eserini okuduğumda da aynı şeyi düşünmüştüm.
keza kütüphanemde karıştırdığım diğer eserleri de dahil.
şimdi üzerine arkadaşla biraz konuşunca şöyle bir yazı yazayım dedim;
bizde işlenen klasik "zengin kız fakir oğlan" temasını anlatıyor gibi. çok da uzak olmayan bir tema. içerisine alabilir.
alt sınıfta doğan, baba parası yiyemiyen, hayatta kendi çalışmasından başka bir getirisi olmayan martin eden'in dünyasına jack london bizi alet ediyor.
tesadüf odur ki bir kavga sırasında hayatını kurtardığı üst sınıftan kişinin evine davet edilir.
orada tanıştığı aynı ailenin kızına aşık olur. burada kendi dünyasından olmayan/ alt sınıfta olmayan
ama üst sınıfta olan/o dünyaya ait bir kadına aşık olur. burada bir şaşkınlıkta gözlemlenebilir. bir tanrıça ile karşılaşmak. arka fon olarak yani o dünyanın etkilenmesiyle ve kendi dünyasından olmayan bir kadınla karşılaşması da tanrıça oluşunu bence olumlar.
bunu belli bir süre o kadınla yaşadıktan sonra kendi dünyasına ait olan kadınları çekici bulmaması hatta hor görmesi daha da olumlar. o kadınlar hep eden'i talep eder. peşinden koşar. ama o yüz vermez. ve eden biraz daha vahşi olarak resmedilir. çekici yani.
eden ruth'un dünyasında bir yer edinebilmek için çalışmaya başlar. nedir bunlar?
akşam okulları, spencer'lar diğer kendi okumaları vb.
bunun yanında maddi olarak da zorlanır. ekmek kapısı ve aşina olduğu gemide, denizde de çalışır. bir gider. aylarca geri gelmez. ütüleme işine gider, oraya gidişte yanında kitaplar götürür. ama günaşırı çalıştığı için (16-18 saat) vakit bulamaz. burada bile bir çarpıklık, çelişki, çıkamamazlık vardır. üst sınıf uğraşlarıyla entelektül işlerle uğraşmaya çalışır ama içinden geldiği gerçeklik paçalarından geri çeker onu. sen bu dünyaya daha çok aitsin.
....
romanın sonunda da intiharı seçmiştir. yine kendi dünyasına ait bir ortamda.
"hiçbir şeyi büyütmeyelim. bir insanın yaşama bağlanışında dünyanın tüm düşkünlüklerinden daha güçlü bir şey vardır. bedenin yargısı, aklın yargısından hiç de aşağı değildir, beden de yok oluş karşısında geriler."
albert camus, sisifos söylemi, can yayınları, 36. baskı, mayıs 2017, s.25
bilemiyorum belki bu tem içerisinde martin eden yağtığı seçimlerinden dolayı intiharı seçti.
devamını gör...
diş fırçası ve macununun a101 ve şokta paso indirimde olması
diş fırçalamayan milletime slogan şeklinde söylemek istediğim başlık. neyse ki artık maskeler ve sosyal mesafe var da kimsenin ağız kokusunu çekmiyoruz.
pandeminin küçük avantajları
pandeminin küçük avantajları
devamını gör...
septisizm
kuşkuculuk olarak da bilinir. mutlak bilginin rölativist (göreceli) olduğunu dolayısıyla da mutlak bilginin mümkün olmadığını savunan felsefi görüştür.
ünlü septiklerden birisi olan protagoras’ın "insan her şeyin, varolan şeylerin varolduklarının ve varolmayan şeylerin varolmadıklarının, ölçüsüdür" ve bir diğer ünlü septik gorgias’ın “hiçbir şey yoktur, olsa da bilemezdik, bilsek de anlatamazdık” sözü bu görüşü özetleyen aforizmalardandır.
ünlü septiklerden birisi olan protagoras’ın "insan her şeyin, varolan şeylerin varolduklarının ve varolmayan şeylerin varolmadıklarının, ölçüsüdür" ve bir diğer ünlü septik gorgias’ın “hiçbir şey yoktur, olsa da bilemezdik, bilsek de anlatamazdık” sözü bu görüşü özetleyen aforizmalardandır.
devamını gör...
çay içmeyle ilgili görgü kuralları
bardağı elinize alır almaz dudaklarınıza götürene kadar, 2 km öteden hüüüpps yapılmaz.
devamını gör...
5 yıl sonraki kendine not
eğer kalbinde biri çiçek açtırabildiyse onun hatrına o bahçeyi kimseye talan ettirme. hayatta değilsen de eğer umarım toprağına güller getirecek vefalı insanların vardır.
devamını gör...
evde pijama ile dolaşan köylü
''pardon ingiltere prens/prensesi siz misiniz? '' dediğim başlık. özür dileriz, insan kendi evinde de rahat kıyafetler giymemeli hatta çıplak gezmelidir. aksini iddia eden dağdan inmiş ayıdır!
(şaka şaka, gül diye.)
(şaka şaka, gül diye.)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
şiir yazmak..
devamını gör...
sokak ortasında öpüşen sevgililer
neden bu kadar yadırgandıklarını anlayamadığım sevgililer. sokak ortasında karısını, sevgilisini bıçaklayan, dövenler yerine bu sevgi dolu çiftleri görmeyi tercih ederim.
çocukların görmesinin sorun olduğunu düşünenler de var tabi. sokak ortasında sevişen sevgililer değil efenim bu bahsettiğim.
sevgi güzel şeydir vesselam, karışmayın.
çocukların görmesinin sorun olduğunu düşünenler de var tabi. sokak ortasında sevişen sevgililer değil efenim bu bahsettiğim.
sevgi güzel şeydir vesselam, karışmayın.
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
devamını gör...
to allo mou ego
yun. "diğer benliğim" anlamına gelen, anna vissi'nin 1994 yılında çıkardığı "re!" albümünün güzeller güzeli şarkısı.
çokça tekrarlayan sözlerden oluşsa da şarkının güftesi epey uzun olduğundan ve çeviri yapma yetkinliğini kendimde göremediğimden paylaşamıyorum fakat kısaca değinmek gerekirse, insanın ikinci benliğinin yaptıklarına hayret etmesini konu alır. yunus'un bir ben vardır benden içeri dediği türden bir aydınlanmadan ve tanımakta güçlük çektiğimiz diğer yüzümüzün sebep olduğu mahcubiyetten bahseder. esasında çok da uzatmadan adı üstünde, alter ego'yu anlatmaktadır.
elbette bir anna delisi olarak çıktıktan hemen sonra, '95 kışında koşa koşa soluğu tunalı pasajı'nda alarak edinmiş olduğum albümündeki kaydında tamamen akustik enstrümanlar kullanılmıştır. bas diziliminde dahi yalnızca kontrbas sesini duyuyor olmak çok hoştur. daha ilk saniyede enfes bir karşılama komitesi kurmuş olan akordiyon ve kemanın büyüleyici uyumu sizi sizden alır ve parçanın sonuna kadar da bırakmaz. kısacası neredeyse her anna parçası gibi avaz avaz eşlik edilesidir.
çokça tekrarlayan sözlerden oluşsa da şarkının güftesi epey uzun olduğundan ve çeviri yapma yetkinliğini kendimde göremediğimden paylaşamıyorum fakat kısaca değinmek gerekirse, insanın ikinci benliğinin yaptıklarına hayret etmesini konu alır. yunus'un bir ben vardır benden içeri dediği türden bir aydınlanmadan ve tanımakta güçlük çektiğimiz diğer yüzümüzün sebep olduğu mahcubiyetten bahseder. esasında çok da uzatmadan adı üstünde, alter ego'yu anlatmaktadır.
elbette bir anna delisi olarak çıktıktan hemen sonra, '95 kışında koşa koşa soluğu tunalı pasajı'nda alarak edinmiş olduğum albümündeki kaydında tamamen akustik enstrümanlar kullanılmıştır. bas diziliminde dahi yalnızca kontrbas sesini duyuyor olmak çok hoştur. daha ilk saniyede enfes bir karşılama komitesi kurmuş olan akordiyon ve kemanın büyüleyici uyumu sizi sizden alır ve parçanın sonuna kadar da bırakmaz. kısacası neredeyse her anna parçası gibi avaz avaz eşlik edilesidir.
devamını gör...
sezen aksu'nun en güzel şarkısı
yalelli yalelli yalelli o zaman
bayıldığım bir şarkı. ah o sözler, mükemmel sözler...
ben bu dünyaya bir türlü alışamadım
bu yüzden insan içine karışamadım
bana mı sordunuz adımı koyarken
bir küstüm bir daha barışamadım
uyumlu faniler bana uyumsuz derler
delirttiniz beni ey ehven-i serler
uzlaşırsam namerdim ateşe verseler
garanti muhabbetlere yılışamadım.
sürüden ayrılanları kurtlar yer
arkanı sağlama al ey akıllı beşer
ben çatlarım kurallara uyarsam eğer
ruhumu şeytanla bölüşemedim
herkesin münasip birer dayısı var
e insanoğlu bu iyisi, ayısı var
benim zarar bildiğim elaleme kâr
adamını bulup da uyuşamadım
ben seni de sevmedim adem
doğruyu duymak istiyorsun madem
alt tarafı bir elma yedik beraber
zehir-i zıkkım oldu bize bal badem
ha desen olmaz a ha desen olmaz
birine uysa öbürüne uymaz
yalelli yalelli yalelli o zaman....
bayıldığım bir şarkı. ah o sözler, mükemmel sözler...
ben bu dünyaya bir türlü alışamadım
bu yüzden insan içine karışamadım
bana mı sordunuz adımı koyarken
bir küstüm bir daha barışamadım
uyumlu faniler bana uyumsuz derler
delirttiniz beni ey ehven-i serler
uzlaşırsam namerdim ateşe verseler
garanti muhabbetlere yılışamadım.
sürüden ayrılanları kurtlar yer
arkanı sağlama al ey akıllı beşer
ben çatlarım kurallara uyarsam eğer
ruhumu şeytanla bölüşemedim
herkesin münasip birer dayısı var
e insanoğlu bu iyisi, ayısı var
benim zarar bildiğim elaleme kâr
adamını bulup da uyuşamadım
ben seni de sevmedim adem
doğruyu duymak istiyorsun madem
alt tarafı bir elma yedik beraber
zehir-i zıkkım oldu bize bal badem
ha desen olmaz a ha desen olmaz
birine uysa öbürüne uymaz
yalelli yalelli yalelli o zaman....
devamını gör...
çizgili pijamalı çocuk
john boyne yazmıştır. bir asker çocuğu ve toplama kampındaki yahudi bir çocuğun arkadaşlığını anlatan kitap.
kitap bittikten sonra uzun süre şokta kaldım. çocuk kitabı diye geçiyor, bunu kabul edemem, herkesin okuması gerekiyor. filmini izlemeye kalbim dayanır mı bilmiyorum ama çok merak ediyorum.
kitap bittikten sonra uzun süre şokta kaldım. çocuk kitabı diye geçiyor, bunu kabul edemem, herkesin okuması gerekiyor. filmini izlemeye kalbim dayanır mı bilmiyorum ama çok merak ediyorum.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
varlığın sözlük varlığına armağan olsun. iyi ki varsın.
devamını gör...
ilk kez deniz görüldüğünde hissedilenler
yıllarca denizi kuzeyine almış bir karadenizli olarak ankara'da yaşadığım süre boyunca her istanbul ya da trabzon yaptığımda aynı hüznü yaşarım.
sanki bana beni niye ihmal ediyorsun der gibi bakar bana.
canım ya, derim ona bende.
ardından da eklerim;
bende özledim bende
resmin var şu an elimde
sana koşmak isterim
derman yok dizlerimde.
sanki bana beni niye ihmal ediyorsun der gibi bakar bana.
canım ya, derim ona bende.
ardından da eklerim;
bende özledim bende
resmin var şu an elimde
sana koşmak isterim
derman yok dizlerimde.
devamını gör...


