unutulmayan kitap başlangıç cümleleri
"toy çağımda bir öğüt vermişti babam, hala küpedir kulağıma. 'ne zaman' demişti, 'birini tenkide davranacak olsan, hatırdan çıkarma, herkes senin imkanlarında gelmemiştir dünyaya!''"
muhteşem gatsby
muhteşem gatsby
devamını gör...
bir başkadır
izlerken şu düşünce geldi ne kadar doğru bilemeyeceğim.
bunu çeken ancak bu ülkeyi her detayıyla, her insanıyla, kötüsüyle iyisiyle çok seven ve katkıda bulunmak isteyen bir insan olmalı. zaten bir başkadır dizinin adı. belki bir başkadır benim memleketim şarkısından. belki de albert camus nün yabancı’ sındaki dünyayı insanları bir başkasını anlamamaktan. ümitle bitirdiği için müteşekkirim bu arada. biraz aydınlandı ışıklar son bölümde. belki de gerçek dünya böyle değil ama ümitlenmeye hakkımız var evet yönetmen bey.
özet olarak sevmeyi bilmiyoruz mesajını çıkardım ben bu diziden. sinan seviyor ama höt höt yaptığı iyi şeyleri bile dile getiremediği için karısını (anlaşılmadığını sandığı için) deliliğe sürüklüyor. bir kadın bir başka kadını örtüsünden dolayı sevmiyor. yalnız erkek kadınları sadece seks için kullanıyor kadın dünyasını bilmiyor, kadın sevmesini bilmiyor. annesine bile faydası yok annesini sevmeyi bilmiyor. gülbin bunları en net gören karakter ama o da sorun yaşamış, atılmış dışlanmış, bir başkası olarak görülmüş. birbirimizi sevmeyi bilmememiz hep başkası olarak görmemizden. hep şu denir; insan tanımadığından, yabancı her şeyden korkar. sadece insan değil aslında kendini korumak isteyen her canlı. reflekstir yabancıya, başkasına karşı temkinli davranmamız. bu olgu her devlet, her yönetici tarafından kullanılır. türkiye’nin durumunda da tamamem siyasetin elinde kullandığı değişmez politikadır. yıllardır cılkını çıkardığı ama bizim hala uyanmadığımız bir olgudur. günümüzde de hala işe yaramaktadır.
bunu çeken ancak bu ülkeyi her detayıyla, her insanıyla, kötüsüyle iyisiyle çok seven ve katkıda bulunmak isteyen bir insan olmalı. zaten bir başkadır dizinin adı. belki bir başkadır benim memleketim şarkısından. belki de albert camus nün yabancı’ sındaki dünyayı insanları bir başkasını anlamamaktan. ümitle bitirdiği için müteşekkirim bu arada. biraz aydınlandı ışıklar son bölümde. belki de gerçek dünya böyle değil ama ümitlenmeye hakkımız var evet yönetmen bey.
özet olarak sevmeyi bilmiyoruz mesajını çıkardım ben bu diziden. sinan seviyor ama höt höt yaptığı iyi şeyleri bile dile getiremediği için karısını (anlaşılmadığını sandığı için) deliliğe sürüklüyor. bir kadın bir başka kadını örtüsünden dolayı sevmiyor. yalnız erkek kadınları sadece seks için kullanıyor kadın dünyasını bilmiyor, kadın sevmesini bilmiyor. annesine bile faydası yok annesini sevmeyi bilmiyor. gülbin bunları en net gören karakter ama o da sorun yaşamış, atılmış dışlanmış, bir başkası olarak görülmüş. birbirimizi sevmeyi bilmememiz hep başkası olarak görmemizden. hep şu denir; insan tanımadığından, yabancı her şeyden korkar. sadece insan değil aslında kendini korumak isteyen her canlı. reflekstir yabancıya, başkasına karşı temkinli davranmamız. bu olgu her devlet, her yönetici tarafından kullanılır. türkiye’nin durumunda da tamamem siyasetin elinde kullandığı değişmez politikadır. yıllardır cılkını çıkardığı ama bizim hala uyanmadığımız bir olgudur. günümüzde de hala işe yaramaktadır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kalem… yazmak, çizmek, karalamak için kullanılan bir alet, yardımcı. kimi zaman açılır, kimi zaman tükenir. açılırken kalemtraşta kalan kırık kalem uçlarına inat insanın ve kalemin içinde hep bir umut vardır.
tükenmez demişler; ama gayet de tükeniyor. duygular gibi, sevgi gibi, ömür gibi… bir hoh yapmanın sıcaklığıyla kalemin içindeki mürekkep yeniden canlanıyor. keşke bazı insanların kalbine de hoh yaptığımızda o insanın kalbindeki duygular canlansa. bir nefesle kalbinin odalarındaki ışıklar yansa.
bir kalemi aydınlatan bir hoh’sa bir insanı aydınlatan da yazmak eylemi olmalı. kalemler tükenir, kırıldıkça kırılır, yine tükenir. lakin tükenen kalemlerle bir şeyler yazarken kelimeleri tüketmek mümkün değil.
yazmak; bir kalemle bembeyaz sayfayı kirletmek olmalı. öyle ya tükenmezin, kurşunun izi hep bembeyaz bir defter yaprağında. beyaz kağıt yaprakları kirlenecek diye mi yazmaktan hep korktum? belki de… bazı yazılanları silmek mümkün değil. silgi işlevsiz. karalamak adice… üstünü çizmek yok saymak sayılmıyor maalesef… hep bi iz kalıyor. izler… her yerde bir iz bırakmak mümkün. bazen bir kağıtta, bazen bir kalpte, bazen bir vücutta.
ben bugün saçımda bir iz bıraktım. hem de bir tükenmez kalemle. saçımın uzunluğu, boynun bitip omuzların başladığı hizaya gelince bunaldığımı hissettim. saçımın kısalığına alışmışım. * baktım, idare edemeyeceğim, sürekli yaptığım işe burnunu sokuyor, yanımda toka da yok, alternatif bir yol bulmalıydım. masamın üzerinden bir kalem aldım ve kısacık saçımı bir güzel topladım. aynaya baktım güzeldi. odaklanmama problemimi çözen saçıma taktığım bembeyaz defterin katili olan bir kalemdi. katil olan, benim hayatımı kurtarmıştı. öğle molasına öyle çıktım. “konforlu olduğum her halim benim için iyidir. doğallıktan ödün vermem. neysem o’yum” mottolarımı bir kez daha kendime kanıtlamıştım. akşam oldu eve öyle gittim. saçımdaki kalem gün boyu bana arkadaş olmuştu. saçıma, varlığıma alışmıştı da. sağlamdı. çoğu tokadan daha sağlam…
her konuda hayat kurtaran bir eşyaydı, kalem. üstüne yüklediğimiz misyonlar ona ağır gelmişti. ben bugün onun misyonunu biraz hafiflettim. tatil ona iyi geldi. sanırım mutlu. * * umarım mutlusundur sevgili kalem; çünkü sen bir kalemden daha fazlasısın.
tükenmez demişler; ama gayet de tükeniyor. duygular gibi, sevgi gibi, ömür gibi… bir hoh yapmanın sıcaklığıyla kalemin içindeki mürekkep yeniden canlanıyor. keşke bazı insanların kalbine de hoh yaptığımızda o insanın kalbindeki duygular canlansa. bir nefesle kalbinin odalarındaki ışıklar yansa.
bir kalemi aydınlatan bir hoh’sa bir insanı aydınlatan da yazmak eylemi olmalı. kalemler tükenir, kırıldıkça kırılır, yine tükenir. lakin tükenen kalemlerle bir şeyler yazarken kelimeleri tüketmek mümkün değil.
yazmak; bir kalemle bembeyaz sayfayı kirletmek olmalı. öyle ya tükenmezin, kurşunun izi hep bembeyaz bir defter yaprağında. beyaz kağıt yaprakları kirlenecek diye mi yazmaktan hep korktum? belki de… bazı yazılanları silmek mümkün değil. silgi işlevsiz. karalamak adice… üstünü çizmek yok saymak sayılmıyor maalesef… hep bi iz kalıyor. izler… her yerde bir iz bırakmak mümkün. bazen bir kağıtta, bazen bir kalpte, bazen bir vücutta.
ben bugün saçımda bir iz bıraktım. hem de bir tükenmez kalemle. saçımın uzunluğu, boynun bitip omuzların başladığı hizaya gelince bunaldığımı hissettim. saçımın kısalığına alışmışım. * baktım, idare edemeyeceğim, sürekli yaptığım işe burnunu sokuyor, yanımda toka da yok, alternatif bir yol bulmalıydım. masamın üzerinden bir kalem aldım ve kısacık saçımı bir güzel topladım. aynaya baktım güzeldi. odaklanmama problemimi çözen saçıma taktığım bembeyaz defterin katili olan bir kalemdi. katil olan, benim hayatımı kurtarmıştı. öğle molasına öyle çıktım. “konforlu olduğum her halim benim için iyidir. doğallıktan ödün vermem. neysem o’yum” mottolarımı bir kez daha kendime kanıtlamıştım. akşam oldu eve öyle gittim. saçımdaki kalem gün boyu bana arkadaş olmuştu. saçıma, varlığıma alışmıştı da. sağlamdı. çoğu tokadan daha sağlam…
her konuda hayat kurtaran bir eşyaydı, kalem. üstüne yüklediğimiz misyonlar ona ağır gelmişti. ben bugün onun misyonunu biraz hafiflettim. tatil ona iyi geldi. sanırım mutlu. * * umarım mutlusundur sevgili kalem; çünkü sen bir kalemden daha fazlasısın.
devamını gör...
parliament sinema kulübü
bir zamanlar pazar günlerini sıkıcılıktan bir nebze kurtaran sinema kuşağı. geleceğe dönüş 2, polis akademisi 5 gibi birçok meşhur filmi ilk kez o kuşakta izlemiş olanlara selam olsun!
şuradan
bu da o çok sevdiğim müziği:
şuradan
bu da o çok sevdiğim müziği:
devamını gör...
aç gözünü seyret tekrarı yok bunun
devamını gör...
alttaki yazara bir mesaj bırak
sarımsak kokar, sarımsaklamadan saklayalım.
bir derdin olursa gel bergen kankine, çözemesem bile dinlerim.
bir derdin olursa gel bergen kankine, çözemesem bile dinlerim.
devamını gör...
yazarların tek bir şansı olsa değiştireceği şey
banka hesabımdaki parayı.
devamını gör...
robert pattinson
güzel bakan güzel gülen ingiliz aktör.
hem büyük bütçeli hem de bağımsız filmlerde çok yönlü rolleriyle tanınan pattinson, dünyanın en çok para kazanan oyuncuları arasında gösterildi. time dergisi onu dünyadaki en etkili 100 kişiden biri olarak adlandırdı ve forbes celebrity 100 listesinde yer aldı.
hem büyük bütçeli hem de bağımsız filmlerde çok yönlü rolleriyle tanınan pattinson, dünyanın en çok para kazanan oyuncuları arasında gösterildi. time dergisi onu dünyadaki en etkili 100 kişiden biri olarak adlandırdı ve forbes celebrity 100 listesinde yer aldı.
devamını gör...
avrupa'da ciddi maddi yoksunluk oranı en yüksek 2. ülke
yok canım. avrupa'da en çok kıskanılan ülkeler sıralamadır bu. seneye birinciyiz inşallah.
devamını gör...
hatıra olsun diye saklanan garip nesneler
istifcilerin hepsi bilir ki; biletler, festival bileklikleri, kartlar, fisler falan devede kulak.
sakladigim en garip sey; kalemin yazip yazmadigi denenen pecete parcasi. islanmisti, kurutup kaldirdim ustelik. iflah olmaz bir takintiliyim.
sakladigim en garip sey; kalemin yazip yazmadigi denenen pecete parcasi. islanmisti, kurutup kaldirdim ustelik. iflah olmaz bir takintiliyim.
devamını gör...
etik trollük
kadınlar, siyaset, seks vb. hassas konularda başlık açmayı reddeden troll akımı. bu tür troller genelde insanların günlük minör zevklerini hedef aldığından, hemen hemen hiçbir diğer klasik ve eski usül troll kadar dikkat çekmez. hatta bu tür kişiler çoğu zaman mevzubahis mecradaki diğer yazarlar tarafından sevilip sayılır.
bunun dışında, üslup konusuda tabii ki oldukça önemli. bilhassa çoğunluğun hoşuna gitmeyecek konuları direkt işlemek tehlikelidir, bu yüzden ufak dokunuşlar her zaman daha iyidir. iyi bir etik troll, had çizgisini aşmadan insanları ufaktan gıcık etmeyi, diğer yandan güldürmeyi, diğer bir yandan da "aslında mantıklı olabilir mi lan?" diye sordurmayı amaçlar.
etik trollük bir yaşam felsefesidir. bu arkadaşlara da dokunmayın artık bir zahmet...
bunun dışında, üslup konusuda tabii ki oldukça önemli. bilhassa çoğunluğun hoşuna gitmeyecek konuları direkt işlemek tehlikelidir, bu yüzden ufak dokunuşlar her zaman daha iyidir. iyi bir etik troll, had çizgisini aşmadan insanları ufaktan gıcık etmeyi, diğer yandan güldürmeyi, diğer bir yandan da "aslında mantıklı olabilir mi lan?" diye sordurmayı amaçlar.
etik trollük bir yaşam felsefesidir. bu arkadaşlara da dokunmayın artık bir zahmet...
devamını gör...
kadınlar komik erkeklerden hoşlanır
soytarılığa evrilmediği sürece doğru bir önerme. daha doğrusu komik de değilde enerjisi yüksek diyelim.
devamını gör...
aile evinde yazılı olmayan bir kural
baba uyuma kararı aldıysa tüm evin, hatta tüm şehrin, dünyanın, evrenin de uyuması gerekiyor.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
(bkz: celebrant)
(bkz: ıvanmılınskı)
(bkz: mahlassızım)
not: az kalsın "benim için her yazar değerlidir, bütün yazarların tanımlarını seviyorum." gibi popülist bir tanım girecektim ki, aynaya bakıp "kendine gel bu sen değilsin." deyip vazgeçtim.
(bkz: ıvanmılınskı)
(bkz: mahlassızım)
not: az kalsın "benim için her yazar değerlidir, bütün yazarların tanımlarını seviyorum." gibi popülist bir tanım girecektim ki, aynaya bakıp "kendine gel bu sen değilsin." deyip vazgeçtim.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
--! spoiler !--
ben orda, akşamına orospular dadanan
camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
ya tanrıya inanır ya da isyana.
kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.
orası bir ölümdür şarabımı doyuran
ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
vaftizi gün ışığında bir garip protestan
tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
yeniden doğmak için çıkardığım yangından.
edip cansever, phoenix
--! spoiler !--
ben orda, akşamına orospular dadanan
camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
ya tanrıya inanır ya da isyana.
kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.
orası bir ölümdür şarabımı doyuran
ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
vaftizi gün ışığında bir garip protestan
tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
yeniden doğmak için çıkardığım yangından.
edip cansever, phoenix
--! spoiler !--
devamını gör...
pame radyo yayını
geçtiğimiz hafta bursa’da bir kahvaltı organizasyonuna gittik.* dönüşte arkadaşımız esenköy’e uğrayalım vaktin var mı dedi, olur dedim. arkadaşımızın babası 1.5 yıl evvel vefat etmiş. esenköy’deki yazlıklarından gitmişler ilkin hastaneye. yazlığa girdik. odalara göz gezdiriyoruz, mutfağa, balkona. serin, sert, kasvetli bir hava. her şey yerli yerinde. yatak, soba, sandalyeler, babanın tekli koltuğu. her şey, babayı hastaneye götürdükleri o ilk anın sıcaklığını taşıyor bütün ürpertici soğuğa rağmen. öylece bırakmışlar, ellememişler. hoparlörde yaptığı için konuşmaları epeycesine kulak misafiri oldum, içli bir aile. yine hoparlörde konuşuyor validesiyle arkadaş, görüntülü aramış üstelik, yazlığı gösteriyor, sararmış dökülmüş çiçekleri. valide hanım, aman evladım diyor çokça oynatmadan tozunu al paltonun.yatak odasında babanın kapıya asılı paltosu. hastaneye giderken öylece astıydı babam diyor, arkadaş. sonra şöyle bir silkeliyor paltoyu. o yatak odasından alelacele çıkarken ben paltoya birkaç saniye daha bakıp iç geçiriyorum.
epeydir dinlemiyordum yayını. az buçuk takip edenler fena bir fanı olmadığımı bileceklerdir. işte pame. bir hafta, iki hafta, üç hafta, her neyse. ne kadar uzak kalırsak kalalım. dönüp dolaşıp yine bir pazar günü geldiğimizde kapının arkasına asılı o palto gibi bekliyor bizi. bir farkla: bize hüznü değil çokça güzellikleri hatırlatıyor. şimdi biraz silkelenelim. teşekkürler marikaki.
epeydir dinlemiyordum yayını. az buçuk takip edenler fena bir fanı olmadığımı bileceklerdir. işte pame. bir hafta, iki hafta, üç hafta, her neyse. ne kadar uzak kalırsak kalalım. dönüp dolaşıp yine bir pazar günü geldiğimizde kapının arkasına asılı o palto gibi bekliyor bizi. bir farkla: bize hüznü değil çokça güzellikleri hatırlatıyor. şimdi biraz silkelenelim. teşekkürler marikaki.
devamını gör...
insan neyle yaşar
saygı sanırım. yaşamın temelini oluşturduğuna inanıyorum.
devamını gör...
polis
polis, iktidarın değil, devletin polisidir. kim iktidarda güç sahibi ise polisi o yönlendirir. bugünün hükümetine özel bir durum yoktur. bugün başa x partisi geçse polis onun emirlerine uymak zorundadır.
devamını gör...
29 ekim cumhuriyet bayramı
cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
ey türk istikbalinin evladı! işte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, türk istiklâl ve cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
ey türk istikbalinin evladı! işte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, türk istiklâl ve cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
devamını gör...
