sürdürülebilir yaşam
herkesin hakkında bir şeyler okuması gereken yaşam stili. hayatımızın her dakikasında illa bir plastikle etkileşimimiz oluyor. plastikler de geri dönüştürülmüyor gerektiği kadar. buradan duyar kasıyormuş gibi görünebilirim ama gerçekten her zaman insanların bir yerlerden gördüğü ama asla yeterince dikkate almadığı bir konu bu. 30-40 yıl sonrakinden çok daha güzel bir gün yaşadık bugün. bu yaz şikayet ettiğimiz sıcaklık gelecek seneden daha soğuk. buzulların sıcaklık artışı yüzünden erimesi deniz seviyesini arttırıyor ve yine 2050 civarı bir tarihte kıyı şehirleri sular altında kalacak bu yüzden.
peki ne yapılabilir?
en basitinden poşet, pipet, plastik şişe kullanımı azaltılabilir. yani bunlar hayatının devamı için çok gerekli şeyler değil, kullanma o yüzden. yarınları iyileştirmeyi bırak artık sadece bugün gibi kalmasını umut ediyorum.
herkesi sürdürülebilir yaşam için bir şeyler yazmaya, öneri vermeye davet ediyorum.
peki ne yapılabilir?
en basitinden poşet, pipet, plastik şişe kullanımı azaltılabilir. yani bunlar hayatının devamı için çok gerekli şeyler değil, kullanma o yüzden. yarınları iyileştirmeyi bırak artık sadece bugün gibi kalmasını umut ediyorum.
herkesi sürdürülebilir yaşam için bir şeyler yazmaya, öneri vermeye davet ediyorum.
devamını gör...
bab'aziz
yönetmen nacer khemir ait başrollerde parviz shahinkhou ve maryam hamid oynadığı
film, yaşlı bir derviş ile torununun çöldeki hikâyesini anlatıyor. bab'aziz, dervişlerin 30 yılda bir toplandığı yeri bulmak için torunu ile yola çıkar ve hikâye başlar.
yönetmenin "çöl üçlemesi" adını verdiği ilki "çöl gezginleri" ikincisi, "güvercinin gerdanlığı" üçüncüsü, ve en şahanesi ise "bab'aziz" dir. (büyük kapı anlamına gelen bu filmde, andre gide'in "dar kapı"sına herhangi bir atıf var mıdır bilmem? -ki atıf yaptığı bunca eser göz önünde bulundurulduğunda mutlaka olmalı fikrimce.- fakat gide'nin "aşk erdeme açılan en büyük kapıdır ve bu yolu bulabilen insan çok azdır." sözü; tunuslu çöl aşığı bir yönetmenin elinde ancak bu denli efsaneşebilirdi.)
film, muhyiddin ibn arabi, mevlana, feridüddin attar ve ibn hazm gibi sufi düşünürlerin fikirlerinden esinlenilmiş, eserlerinden birebir alıntılanmış birbirinden etkileyici şiirsel diyaloglardan oluşmuştur. kuzey afrika kültürüyle iç içe geçmiş sufizmi ve bu coğrafyadaki bizim bildiğimizin, bize dayatılanın çok ötesinde bambaşka bir islami kültürün en çarpıcı örneğidir fikrimce. zira bunu yönetmenin, "benim babamın dini böyle bir din değil, ben bu film ile babamın alnındaki lekeyi temizlemek istedim!" sözünden anlamak mümkün. filmdeki karakterlerle sembolize edilen değerler incelendiğinde ise yönetmene hayran olmamak mümkün değil.
müzikleri armand amar'a ait olan filmin en hayran olunası sahnesidir ise;
film, yaşlı bir derviş ile torununun çöldeki hikâyesini anlatıyor. bab'aziz, dervişlerin 30 yılda bir toplandığı yeri bulmak için torunu ile yola çıkar ve hikâye başlar.
yönetmenin "çöl üçlemesi" adını verdiği ilki "çöl gezginleri" ikincisi, "güvercinin gerdanlığı" üçüncüsü, ve en şahanesi ise "bab'aziz" dir. (büyük kapı anlamına gelen bu filmde, andre gide'in "dar kapı"sına herhangi bir atıf var mıdır bilmem? -ki atıf yaptığı bunca eser göz önünde bulundurulduğunda mutlaka olmalı fikrimce.- fakat gide'nin "aşk erdeme açılan en büyük kapıdır ve bu yolu bulabilen insan çok azdır." sözü; tunuslu çöl aşığı bir yönetmenin elinde ancak bu denli efsaneşebilirdi.)
film, muhyiddin ibn arabi, mevlana, feridüddin attar ve ibn hazm gibi sufi düşünürlerin fikirlerinden esinlenilmiş, eserlerinden birebir alıntılanmış birbirinden etkileyici şiirsel diyaloglardan oluşmuştur. kuzey afrika kültürüyle iç içe geçmiş sufizmi ve bu coğrafyadaki bizim bildiğimizin, bize dayatılanın çok ötesinde bambaşka bir islami kültürün en çarpıcı örneğidir fikrimce. zira bunu yönetmenin, "benim babamın dini böyle bir din değil, ben bu film ile babamın alnındaki lekeyi temizlemek istedim!" sözünden anlamak mümkün. filmdeki karakterlerle sembolize edilen değerler incelendiğinde ise yönetmene hayran olmamak mümkün değil.
müzikleri armand amar'a ait olan filmin en hayran olunası sahnesidir ise;
devamını gör...
datça’da turistlere bakıp denize giren vatandaşa ceza
eşitlik ilkesinin bozulması, ayrımcılık yapılmasıdır. hukukun ve adaletin temel eşitlik prensibine aykırıdır.
devamını gör...
camino
2008 tarihli ve ispanyol yapımı olan oldukça etkileyici bir drama filmidir. camino ise 'yol' anlamına gelmekte. senaristliğini ve yönetmenliğini javier fesser'in üstlendiği bu filmin başrolünde nerea camacho henüz 12 yaşındayken yer almış ve büyük beğeni toplamıştır,ayrıca bu rol genç oyuncumuzun ilk performansıdır. camacho'nun canlandırdığı camino karakteri, tedavisine bir türlü yanıt alınamamış bir kanser hastasıdır* ve bu sebeple ailesinin ve doktorların elinden gelen tek şey,kızı ölüme hazırlamaktır. film, baştan sona ağır bir dram çizgisinde ilerliyor ve böylece camino'nun,ailesinin ve tüm hastane çalışanlarının yaşadığı çaresizliği bize fazlasıyla hissettiriyor. bunun aslında yaşanmış bir hikaye olması da elbette bu hisleri pekiştiriyor.
camino'nun annesi ve babası kızlarının yanından bir an olsun ayrılmasa da her ikisinin de farklı manevi görüşleri olması sebebiyle aslında bakış açıları pek de aynı noktada buluşamıyor.babasının aksine sert mizaçlı ve koyu bir dindar olan katolik annesi, camino'nun da genellikle inançlı olmasına yol açmıştır* ve bu durum izleyicinin yüreğine bir nebze de olsa su serpiyor çünkü camino öleceğinin fazlasıyla bilincinde ve bunu, tanrı'ya (yani onların inancına göre hz.isa'ya) ulaşmak olarak görüyor. bir çocuğun,kendi ölümünün bilincinde olması hususuna ise hiç değinmeyeceğim,zira sözcüklerle anlatabileceğimizin fersah fersah ötesinde bir durumdur bu. sık sık flashback'ler ile camino'nun geçmişine gitmemiz ise,onun yaşayabileceği daha nice güzel günlerden mahrum kaldığı gerçeğine boğmakta izleyiciyi.
fakat tüm yaşanılanlar bundan ibaret değil maalesef. bu noktada şunu söylemeliyim ki filmdeki dramanın ölçüsü bir miktar aşırıya kaçmış. bizi camino'ya mı, annesine mi, ablasına mı ya da (daha da acısı) babasına mı üzüleceğimizi şaşırtacak hale getiren bir senaryo mevcut burada. ama birçok ödüle ve nispeten kaliteli bir kurguya sahip bir drama filmi izlemek istiyorsanız ve elbette ki bir süredir biriktirdiğiniz fazla miktarda gözyaşınız varsa bu filmi izlemenizi mutlaka tavsiye ederim*.
fragmanı;
filmde beni fazlasıyla etkileyen çok sahne var fakat en etkilendiğim sahne, camino'nun rahibe olan genç ablasının, onun ölmek üzere olduğu haberini aldıktan sonra biricik kızkardeşinin ölümüne şahit olmamak adına zaman harcamak için hastaneye otobüsle gitmeyi tercih etmesidir. sonsuz bir acıyı böyle basit bir şekilde hafifletebileceğini düşünmesi ise, yaşanılan çaresizliği iliklerime kadar hissettirdi bana gerçekten.
hemen her filmin final sahnesi en etkileyici sahnelerden biridir ya genellikle,işte bu filmde de final sahnesi en etkilendiğim ikinci sahnedir.
tüm hastane çalışanları, bütün doktorlar ve hemşireler camino'nun odasında toplanıp onun son anına tanık olmak istiyorlar.
filmin akılda kalıcılığı ve etkileyiciliğine vurgu yapmam gerekirse, bu noktada camino'yu üç yıl önce izlediğimi belirtmeliyim. gördüğünüz gibi oldukça sağlam kurguya sahip iyi bir drama filmi ve uzun zaman akıllardan çıkamıyor. bu da filmi izlemek isteyenlere uyarım olsun*.
gerçek hayat hikayesi için
camino'nun annesi ve babası kızlarının yanından bir an olsun ayrılmasa da her ikisinin de farklı manevi görüşleri olması sebebiyle aslında bakış açıları pek de aynı noktada buluşamıyor.babasının aksine sert mizaçlı ve koyu bir dindar olan katolik annesi, camino'nun da genellikle inançlı olmasına yol açmıştır* ve bu durum izleyicinin yüreğine bir nebze de olsa su serpiyor çünkü camino öleceğinin fazlasıyla bilincinde ve bunu, tanrı'ya (yani onların inancına göre hz.isa'ya) ulaşmak olarak görüyor. bir çocuğun,kendi ölümünün bilincinde olması hususuna ise hiç değinmeyeceğim,zira sözcüklerle anlatabileceğimizin fersah fersah ötesinde bir durumdur bu. sık sık flashback'ler ile camino'nun geçmişine gitmemiz ise,onun yaşayabileceği daha nice güzel günlerden mahrum kaldığı gerçeğine boğmakta izleyiciyi.
fakat tüm yaşanılanlar bundan ibaret değil maalesef. bu noktada şunu söylemeliyim ki filmdeki dramanın ölçüsü bir miktar aşırıya kaçmış. bizi camino'ya mı, annesine mi, ablasına mı ya da (daha da acısı) babasına mı üzüleceğimizi şaşırtacak hale getiren bir senaryo mevcut burada. ama birçok ödüle ve nispeten kaliteli bir kurguya sahip bir drama filmi izlemek istiyorsanız ve elbette ki bir süredir biriktirdiğiniz fazla miktarda gözyaşınız varsa bu filmi izlemenizi mutlaka tavsiye ederim*.
fragmanı;
filmde beni fazlasıyla etkileyen çok sahne var fakat en etkilendiğim sahne, camino'nun rahibe olan genç ablasının, onun ölmek üzere olduğu haberini aldıktan sonra biricik kızkardeşinin ölümüne şahit olmamak adına zaman harcamak için hastaneye otobüsle gitmeyi tercih etmesidir. sonsuz bir acıyı böyle basit bir şekilde hafifletebileceğini düşünmesi ise, yaşanılan çaresizliği iliklerime kadar hissettirdi bana gerçekten.
hemen her filmin final sahnesi en etkileyici sahnelerden biridir ya genellikle,işte bu filmde de final sahnesi en etkilendiğim ikinci sahnedir.
tüm hastane çalışanları, bütün doktorlar ve hemşireler camino'nun odasında toplanıp onun son anına tanık olmak istiyorlar.
filmin akılda kalıcılığı ve etkileyiciliğine vurgu yapmam gerekirse, bu noktada camino'yu üç yıl önce izlediğimi belirtmeliyim. gördüğünüz gibi oldukça sağlam kurguya sahip iyi bir drama filmi ve uzun zaman akıllardan çıkamıyor. bu da filmi izlemek isteyenlere uyarım olsun*.
gerçek hayat hikayesi için
devamını gör...
tiktok canlı yayınında kızını taciz eden sapık baba
mahrem nedir bilmeyen bir insan müsvettesi daha. bunlara baba demeyin ya. bunlar değil baba insan bile değil. ulu orta kızını pazarlar gibi söylemler filan. başım kaldırmıyor artık bu pislikleri izlemeyi. yaşlanıyorum.
geri kalan tüm söylenecekleri yukarıda yazar arkadaşlar söylemiş zaten, ağızlarına sağlık.
geri kalan tüm söylenecekleri yukarıda yazar arkadaşlar söylemiş zaten, ağızlarına sağlık.
devamını gör...
ayasofya
tarihte 3 kez yıkılıp tekrardan inşa edilmiş, yapımında 10.000 işçi ile 5 yılda tamamlanmış günümüzdeki yani 3. ayasfoyanın 537 yılında yapıldığı ı. justinyanin ''seni geçtim süleyman'' tabirleriyle hikayeleşmiş ,yer altında sayısız dehlize sahip bunlar ile mucizelerin bağdaştırıldığı 7 kutsal emanetten birinin burda olduğu inanışının günümüzde de devam ettiği mimar sinan zamanında sofianın kubbe çökme sorunun payandalarla desteklendiği ve kubbenin pencere açıklıkları ile zayıflatıldığı bilinse de kimi kaynaklara göre payandaların yapı statiğine hiçbir katkısı olmadığı incelenmektedir. ayasofya ,istanbulun fethi sonrasında sembolik olarak cami tipolojine en yakın yapılardan biri olması sebebiyle camileştirilen ,bu süreçte yapının ''kıble'' yönüne göre tasarlanmadığı için içerisine girdiğinizde bir camiden farklı olarak açılı bir imam makamı konumunun yer aldığı , içerisindeki akustik düzenin islam inancındaki ibadet biçimiyle olan uyuşmazlığı sonucunda müezzin mahvelini sayısınında bu sebeple cemaat kavramında işitilebilme sorununun önüne geçmek amacı ile çoğlatığını görürüz .içerisinde ve çevresinde bir çok eğitim sağlık vb kurumlara ev sahipliği yapmış ayasofya zamanında ücretli olması ve o ücreti karşılayamıyacak bir çok türk gencimiz tarafından ziyaret edilememiş kültürel bir değerimizdir .
devamını gör...
örgü ören yazarlar veri tabanı
dahil olduğum gruptur. ilmeklerin belirli bir düzende ilerlemesi bana hayatımda her şey yolundaymış hissi veriyor. sonunda ortaya somut bir şey çıkması, insanın kendi emeğinin ürününü giymesi iyi hissetiriyor. ayrıca ortaya çıkan eser biricik, ondan başka kimsede yok, tam bedenine göre.
devamını gör...
hoşlanılan kızın açar mısın dediği kavanozu açamamak
daha kötüsü de açılamayan kavanozun hoşlanılan kız tarafından tek hamlede açılmasıdır.
devamını gör...
çocuğunun adını normal koyan insan
normalim, guzum, gel buraya diye sevilesi çocuk.
devamını gör...
tanım girmek yerine kalitesiz başlık açan yazar
dedi, uber kaliteli başlık açan yazar. durduk yere millete sallayan yazarlardan hoşlanmam. size ne kardeşim kim nereye, ne yazmak istiyorsa onu yazsın.
devamını gör...
siddal
hakkında ne yazsam az, kendisi sözlüğe ne yazsa o da az yazarı.
saygılar, selamlar.
daim olsun.
hof, olmuyor!
ciddi ciddi nickaltı yazayım dedim ama ı ıh, bana yakışmıyor.*
keşke bundan 5-10 tane daha olsa da hepsi birden yazsa yazarı.
oh be, normale döndüm!
saygılar, selamlar.
daim olsun.
hof, olmuyor!
ciddi ciddi nickaltı yazayım dedim ama ı ıh, bana yakışmıyor.*
keşke bundan 5-10 tane daha olsa da hepsi birden yazsa yazarı.
oh be, normale döndüm!
devamını gör...
kitap kazanmak için kendini kasmayan yazar
benimdir. kendi kitabımı kendim alabiliyorum çok şükür.
devamını gör...
ben evlendiğimde 45 kiloydum
annem.
evlendiğinde 15 yaşındaydı, haliyle 45 kilo olması normal.
şu anda 63 yaşında, 80 kilo civarına vardı. gayet normal, yaşlı olup zayıf olunca, yüz göz çöküyor.
atalarımız, bir dirhem et kırk ayıbı örter diye boşuna dememişler.
ben evlendiğimde 52 kiloydum.
her çocukta 14 kilo aldım, verdim.
40'lara gelmeden 60 oldum, iki senedir 55 +/- 3 kilo civarındayım.
göbek olmasın bana yeter.
çok takılmayın, beden meden diye.
akşama kadar, canınızın istediğini yiyin, bol su için, akşamdan sonra yemeyin. kuşlar gibi aç uyanın, yeme işini sabah yapın.
bir süre uygulayın, sonra metabolizma alışıyor, acıkmıyor.
benim ki alıştı valla, öyle ki yesem, midem isyan ediyor, basıyor asidi, bir daha ye istersen.
evlendiğinde 15 yaşındaydı, haliyle 45 kilo olması normal.
şu anda 63 yaşında, 80 kilo civarına vardı. gayet normal, yaşlı olup zayıf olunca, yüz göz çöküyor.
atalarımız, bir dirhem et kırk ayıbı örter diye boşuna dememişler.
ben evlendiğimde 52 kiloydum.
her çocukta 14 kilo aldım, verdim.
40'lara gelmeden 60 oldum, iki senedir 55 +/- 3 kilo civarındayım.
göbek olmasın bana yeter.
çok takılmayın, beden meden diye.
akşama kadar, canınızın istediğini yiyin, bol su için, akşamdan sonra yemeyin. kuşlar gibi aç uyanın, yeme işini sabah yapın.
bir süre uygulayın, sonra metabolizma alışıyor, acıkmıyor.
benim ki alıştı valla, öyle ki yesem, midem isyan ediyor, basıyor asidi, bir daha ye istersen.
devamını gör...
gezegen x
bir süredir tespit edilmeye çalışılan teorik gezegen.
una nocte güzel özetlemiş ama video izlemeye üşenen benim gibiler için biraz detaya gireyim.
orada olan cisim, gezegen ya da her neyse, tıpkı neptün gibi matematiksel olarak kâğıt üzerinde ispatlanmış durumda. bunun yapılabilmesi, henüz gözlenmemiş cismin yakınında bulunan diğer cisimlerin yörüngeleri sayesinde mümkün oluyor. burada da öyle oldu. kuiper kuşağı'ndaki sedna başta olmak üzere yanılmıyorsam 6 adet cismin yörüngelerinde anomaliler görüldü. hepsinin dönme eksenlerinin aynı yöne doğru aynı derecede yönlenmesi, o yönde bulunan ekstra bir cisim olduğu tahminini doğurdu.
cismin tahmini kütlesi dünyanın kütlesinin 10 katı kadar. yörünge büyüklüğü de neptün yörüngesinin 20 katı civarında. bu bölgede bu tip bir gezegenin oluşması için birkaç senaryo var ama bu senaryoların çoğu farklı sorunlar çıkarıyor ortaya. o nedenle en çok inanılan senaryoyu yazayım. güneş sistemi oluşurken, bu tür bir gezegen gaz devlerinin bulunduğu bölgede oluşup ardından bu devler tarafından dış yörüngelere fırlatılmış olabilir. yörüngesi de yakınlarda bulunan diğer yıldız ve cisimler tarafından tekrar düzenlenmiş olabilir.
bir başka ihtimal daha var. bölgede bir gezegen değil bir kara delik olabilir. ancak bu bildiğimiz anlamdaki kara deliklerden, yani yıldız ölülerinden biri değil. eğer burada bir kara delik varsa bu, henüz gözlenmemiş olan teorik ilksel kara deliklerden biri. yani büyük patlama sırasında evrenin bölgesel olarak sıkışıp oluşturduğu çok daha küçük kütleli bir kara delik. bu senaryoya göre de kütlesi 10 dünya kütlesi kadar olmalı. böyle bir durumda bu cismi gözlemleme şansımız pek bulunmuyor çünkü bu tür bir kara deliğin büyüklüğü sadece bir portakal kadar.
cisim her neyse, bugüne dek gözlemlenmemiş olmasının nedeni ne?
eğer bu bir kara delik değilse de büyük ihtimalle son derece sönük bir cisim. tabii ki teleskoplarımız böyle bir cismi görebilecek seviyede ama bunu yapabilecek durumda olan teleskoplar her an her istediğiniz cismi gözleyebilme fırsatı vermiyor. bu tür büyük teleskoplarda sıra var. araştırmacılar önceden gün alarak belirli birkaç gün gözlem yapabiliyorlar sadece. bu da işleri zorlaştırıyor.
nibiru mevzusuna gelince... bu daha fantastik bir olay aslında. bu konu, bir sümerolog olan zecharia sitchin'in başının altından çıktı. ortalığı karıştıran "2012'de kıyamet kopacak, yıkılacak, batacak..." olayını hatırlarsınız. işte o hezeyanın kaynağı sitchin ve maya uygarlığıydı. oysa mayaların tabletlerinde ve takvimlerinde dünyanın yok olacağına ilişkin herhangi bir bilgi yok. bu konuyu ayrıca araştırabilirsiniz internetten ama tabi uygun kaynaklardan. clickbait siteler genellikle yalan yanlış şeyler yazıyor.
una nocte güzel özetlemiş ama video izlemeye üşenen benim gibiler için biraz detaya gireyim.
orada olan cisim, gezegen ya da her neyse, tıpkı neptün gibi matematiksel olarak kâğıt üzerinde ispatlanmış durumda. bunun yapılabilmesi, henüz gözlenmemiş cismin yakınında bulunan diğer cisimlerin yörüngeleri sayesinde mümkün oluyor. burada da öyle oldu. kuiper kuşağı'ndaki sedna başta olmak üzere yanılmıyorsam 6 adet cismin yörüngelerinde anomaliler görüldü. hepsinin dönme eksenlerinin aynı yöne doğru aynı derecede yönlenmesi, o yönde bulunan ekstra bir cisim olduğu tahminini doğurdu.
cismin tahmini kütlesi dünyanın kütlesinin 10 katı kadar. yörünge büyüklüğü de neptün yörüngesinin 20 katı civarında. bu bölgede bu tip bir gezegenin oluşması için birkaç senaryo var ama bu senaryoların çoğu farklı sorunlar çıkarıyor ortaya. o nedenle en çok inanılan senaryoyu yazayım. güneş sistemi oluşurken, bu tür bir gezegen gaz devlerinin bulunduğu bölgede oluşup ardından bu devler tarafından dış yörüngelere fırlatılmış olabilir. yörüngesi de yakınlarda bulunan diğer yıldız ve cisimler tarafından tekrar düzenlenmiş olabilir.
bir başka ihtimal daha var. bölgede bir gezegen değil bir kara delik olabilir. ancak bu bildiğimiz anlamdaki kara deliklerden, yani yıldız ölülerinden biri değil. eğer burada bir kara delik varsa bu, henüz gözlenmemiş olan teorik ilksel kara deliklerden biri. yani büyük patlama sırasında evrenin bölgesel olarak sıkışıp oluşturduğu çok daha küçük kütleli bir kara delik. bu senaryoya göre de kütlesi 10 dünya kütlesi kadar olmalı. böyle bir durumda bu cismi gözlemleme şansımız pek bulunmuyor çünkü bu tür bir kara deliğin büyüklüğü sadece bir portakal kadar.
cisim her neyse, bugüne dek gözlemlenmemiş olmasının nedeni ne?
eğer bu bir kara delik değilse de büyük ihtimalle son derece sönük bir cisim. tabii ki teleskoplarımız böyle bir cismi görebilecek seviyede ama bunu yapabilecek durumda olan teleskoplar her an her istediğiniz cismi gözleyebilme fırsatı vermiyor. bu tür büyük teleskoplarda sıra var. araştırmacılar önceden gün alarak belirli birkaç gün gözlem yapabiliyorlar sadece. bu da işleri zorlaştırıyor.
nibiru mevzusuna gelince... bu daha fantastik bir olay aslında. bu konu, bir sümerolog olan zecharia sitchin'in başının altından çıktı. ortalığı karıştıran "2012'de kıyamet kopacak, yıkılacak, batacak..." olayını hatırlarsınız. işte o hezeyanın kaynağı sitchin ve maya uygarlığıydı. oysa mayaların tabletlerinde ve takvimlerinde dünyanın yok olacağına ilişkin herhangi bir bilgi yok. bu konuyu ayrıca araştırabilirsiniz internetten ama tabi uygun kaynaklardan. clickbait siteler genellikle yalan yanlış şeyler yazıyor.
devamını gör...
bim sözlük olsa alınabilecek nickler
ah kal bim...
devamını gör...
banucabirhayat
henüz alıntı işini çözemedim. yavaş yavaş yükleniyor sözlük özellikleri bana hihih. ı am melting lannn melting ve clytie çok teşekkür ederim. duygular karşılıklı. selamlar.
devamını gör...
24 mayıs 2021 habertürk süleyman soylu yayını
mehmet akif "tek tek sorulsa daha iyi olur" diyerek ilk olumlu işini yaptı.**
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kendim gibi davranamıyorum bazen. kontrolümü kaybediyorum. çok kızıyorum kendime sonra. çok.
eskiden şey diye düşünürdüm; "mmm hassas olduğumda yönetemiyorum ben galiba kendimi." hassas olduğum zamanlarda, hassasiyetim olan konularda, korumak kollamak istediğim insanlar hakkında... ama yok öyle değil. değilmiş. benim zamanlamalarımdan bağımsızmış. herhangi bir konuda da olabiliyormuş. benim korumama ihtiyacı olmayan insanlar hakkında da olabiliyormuş hatta.
ben sevmeyi beceremiyormuşum. nur topu gibi yeni bir tespitimiz var. 1-2 haftalık kendisi daha. kaç mm bilmiyorum evrende kapladığı alan. ama hiçbir terazi tartamıyor, güvenin bu söylediğime.
hatalar yapıyorum sevdiğimde. sevdiğim insanlara da, sevdiğim zamanlarda kendime de, sevdiklerimi seven/sevmeyen insanlara da, üzenlere de. herkese! genel olarak sevgimin etrafındaki tüm canlılara yanlışlar yapıyorum.
sevmeyi beceremiyorum ben. kusurlu seviyorum.
eskiden şey diye düşünürdüm; "mmm hassas olduğumda yönetemiyorum ben galiba kendimi." hassas olduğum zamanlarda, hassasiyetim olan konularda, korumak kollamak istediğim insanlar hakkında... ama yok öyle değil. değilmiş. benim zamanlamalarımdan bağımsızmış. herhangi bir konuda da olabiliyormuş. benim korumama ihtiyacı olmayan insanlar hakkında da olabiliyormuş hatta.
ben sevmeyi beceremiyormuşum. nur topu gibi yeni bir tespitimiz var. 1-2 haftalık kendisi daha. kaç mm bilmiyorum evrende kapladığı alan. ama hiçbir terazi tartamıyor, güvenin bu söylediğime.
hatalar yapıyorum sevdiğimde. sevdiğim insanlara da, sevdiğim zamanlarda kendime de, sevdiklerimi seven/sevmeyen insanlara da, üzenlere de. herkese! genel olarak sevgimin etrafındaki tüm canlılara yanlışlar yapıyorum.
sevmeyi beceremiyorum ben. kusurlu seviyorum.
devamını gör...
hela hücreleri
1951 yılında henrietta lacks isimli bir kadından biyopsi için alınan, ismine onun isim ve soyisminin başındaki ikişer harf verilen, başta kanser olmak üzere birçok hastalığın araştırmalarında kullanılan hücreler.
kendisinden alınan hücrelerin araştırma için kullanılacağı henrietta'ya ve ailesine söylenmez. kadın bir süre sonra rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybeder. ondan alınan hücreler ise yıllarca bu konudaki araştırmalarda kullanılır. daha önce insanlardan benzer durumlarda alınan hücreler birkaç gün içerisinde ölürken, henrietta'nın hücreleri inanılmaz bir şekilde yaşamaya ve çoğalmaya devam etti.
şu linkten konuyla ilgili daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
kendisinden alınan hücrelerin araştırma için kullanılacağı henrietta'ya ve ailesine söylenmez. kadın bir süre sonra rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybeder. ondan alınan hücreler ise yıllarca bu konudaki araştırmalarda kullanılır. daha önce insanlardan benzer durumlarda alınan hücreler birkaç gün içerisinde ölürken, henrietta'nın hücreleri inanılmaz bir şekilde yaşamaya ve çoğalmaya devam etti.
şu linkten konuyla ilgili daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
devamını gör...
