normal sözlük aşık atışması
şeytanmıyız can yakalım,
edebimizle atışalım,
insan gibi yazalım,
varsın pamuk seker olalım.
edebimizle atışalım,
insan gibi yazalım,
varsın pamuk seker olalım.
devamını gör...
son feci mars
olduk olası kendimize ve etrafımızda olan bitene bir anlam bulmaya çalışmışız. merak ettikçe düşünmüş, düşündükçe hislenmiş, hislendikçe taşmışız. öyle ki içimizden türlü türlü parçalar kopar olmuş artık: bazen yazmışız, bazen de çizmişiz. kimimiz şarkılar söylemiş, kimimiz dans etmiş; kimimiz oynamış, kimimiz izlemiş... bu böyle sürmüş gitmiş.
günlerden bir gün, birimizin aklına göğe bakmak gelmiş, herhâlde sevinmek istemiş. ya da "bat dünya bat!" diye sitem etmiştir belki. orası meçhul.
artık her neyse, bütün bu meçhulatın içinde, bir şey görmüş yukarıda: kırmızı bir şey. adeta büyülenmiş. baktıkça bakmış, izledikçe izlemiş. gel zaman git zaman, vaktini onunla geçirir olmuş. en güzel dostu olmuş o. sanki yanındaymış çünkü, sanki "korkma, yalnız değilsin." dermiş gökyüzünden.
fakat bu keşfi pek de sır olarak kalmamış. diğerleri de keşfetmişler en sonunda; büyük, garip, kırmızı şeyi. ama kimse eski dostu gibi davranmamış. kimse anlamaya çalışmamış. herkes bakmış ama kimse görmemiş. o güzel kırmızısı kimsenin aklına güzel bir çiçeği ya da parlak bir elmayı getirmemiş mesela. kan görmüşler onda, savaş görmüşler: adına da mars demişler.
işte bugün, onca zaman ve onca insan sonra, bir mars daha varmış meğerse: son feci mars. içinden kopan türlü türlü parçayla keşfedilmeyi bekliyor ve alabildiğine parıldıyor. bize de iki seçenek bırakıyor: eski bir dost mu olacağız ona, yoksa "diğerleri" mi?
kim bilir, belki o da bize "korkma," der, "yalnız değilsin."
günlerden bir gün, birimizin aklına göğe bakmak gelmiş, herhâlde sevinmek istemiş. ya da "bat dünya bat!" diye sitem etmiştir belki. orası meçhul.
artık her neyse, bütün bu meçhulatın içinde, bir şey görmüş yukarıda: kırmızı bir şey. adeta büyülenmiş. baktıkça bakmış, izledikçe izlemiş. gel zaman git zaman, vaktini onunla geçirir olmuş. en güzel dostu olmuş o. sanki yanındaymış çünkü, sanki "korkma, yalnız değilsin." dermiş gökyüzünden.
fakat bu keşfi pek de sır olarak kalmamış. diğerleri de keşfetmişler en sonunda; büyük, garip, kırmızı şeyi. ama kimse eski dostu gibi davranmamış. kimse anlamaya çalışmamış. herkes bakmış ama kimse görmemiş. o güzel kırmızısı kimsenin aklına güzel bir çiçeği ya da parlak bir elmayı getirmemiş mesela. kan görmüşler onda, savaş görmüşler: adına da mars demişler.
işte bugün, onca zaman ve onca insan sonra, bir mars daha varmış meğerse: son feci mars. içinden kopan türlü türlü parçayla keşfedilmeyi bekliyor ve alabildiğine parıldıyor. bize de iki seçenek bırakıyor: eski bir dost mu olacağız ona, yoksa "diğerleri" mi?
kim bilir, belki o da bize "korkma," der, "yalnız değilsin."
devamını gör...
nasılsın sorusuna verilecek cevaplar
dünyada iki iyi varsa biri benim.
devamını gör...
kafa sözlük
son zamanlarda yorum veya bilgi içerikli, uzun başlıkların pek fazla rağbet görmediğini üzülerek fark ettiğim sözlük.
gündem sütunu fazla sabit olduğu için insanlar oradaki başlıklara yazmak yerine bugün kısmında gördükleri başlıklara daha çok yazıyorlar bence ve orası da çok hızlı aktığı için orada arada kaynayan çok başlık oluyor. emek verilmiş tanımlar ise çoğu kez hiçbir şekilde görülmeden, etkileşim almadan olduğu gibi kalıyor. böyle giderse korkarım yazmaktan vazgeçecek bazı yazarlar olacaktır.
gündem sütunu fazla sabit olduğu için insanlar oradaki başlıklara yazmak yerine bugün kısmında gördükleri başlıklara daha çok yazıyorlar bence ve orası da çok hızlı aktığı için orada arada kaynayan çok başlık oluyor. emek verilmiş tanımlar ise çoğu kez hiçbir şekilde görülmeden, etkileşim almadan olduğu gibi kalıyor. böyle giderse korkarım yazmaktan vazgeçecek bazı yazarlar olacaktır.
devamını gör...
raistlin majere
raistlin majere karakteri bir roman karakteri olarak yaratılmamıştır. dostlar meclisinde ortaya çıkmış bir fantasy role playing karakteridir. o oyunda karakteri margaret weis ve tracy hikcman'ın yakın dostları terry phillips canlandırmış. ikili phillips'in performansına hayran kalmışlar ve böyle bir karakterin muhakkak romanlarında yer almasına karar vermişler. raistlin'in doğumu bu sebeple bir şans olmuştur. tabiri caizse phillips yumurtaya can veren mevla moduna bürünmüştür.* tabi sonrasında bu karakter azami itina ile ilmek ilmek işlenmiş ve biçimlendirilmiştir ki, fantastik kurgu eserler arasındaki en muazzam karakterlerden birisi ortaya çıkmıştır. raist, bana göre fantastik kurgu dünyasındaki kutsal üçlüden birisidir. diğerleri ise melnibone'lu elric ve drizzt do'urden'dir. daha önce elric başlığında da altını çizdiğim üzere, raistlin karakterinin inşası sürecinde, elric'ten esinlenildiğini söylersek yanlış olmaz. esinlenilmiştir ama bu durum raist'in başka bir mecrada ve bambaşka özelliklere sahip harikulade bir karakter olduğu gerçeğini değiştirmez.
raist'in çocukluğu cehennem azabı gibi geçmiştir. doğduğu andan itibaren hastalıklarla boğuşmuş, güçsüz, çelimsiz ve dalga geçilen bir çocuk olmuştur. o dönemlerde raist'in en büyük destekçisi ikizi caramon majere'dir. caramon raist'i her daim korumuş, kollamış yeri geldiğinde onun için canını ortaya koymuştur. bu durum raistlin'de ikili bir ruh hali yaratmıştır.. kardeşini hem çok sevmekte hem de ona inanılmaz derecede öfkelenmektedir. zira caramon, onun yapamadığı her şeyi kolaylıkla yapabilmekte, üvey ablası kitiara uth matar'dan aldığı kılıç dersleri sayesinde iyi bir silahşor olma yolunda ilerlemektedir. o ise dışlanmışlığın verdiği hissiyatla kendisini daha da geri çekmektedir. yalnızlaşma sürecinde büyü ile haşır neşir olmaya başlamıştır. büyü ile yaptığı ufak numaraları dahi çevresindekilerin ona ilgi göstermesine ve saygı duymasına katkı sunmamıştır. çevresi tarafından basit bir hokkabaz olarak görülmüştür.
işte bu durum raist'in öfkesini iyice büyüttü. öfkesi büyüdükçe, içindeki büyü ateşi harlandı ve kor bir alev haline geldi. yetenek avcısı bir büyücü tarafından keşfedilmese belki de bu ateşle kendisini yakacak ve küle çevirecekti. yetenek avcısı diyorum zira bu büyücünün vazifesi tüm kryn'ı taramak ve yetenekli bulduğu gençleri yüksek büyücülük kulesinde eğitim almak için yönlendirmekti. raist bu fırsatı iyi değerlendirdi. annesini kaybettiğinden beri içinde büyüyen boşluğu, öfke ve büyü ile doldurmaya çalışan genç adam okulun en parlak ve korkulan öğrencisi haline gelmişti. bu noktada yüksek büyücülük kulesi içinde bir parantez açmak lazım. kule de verilen eğitim sonrası büyücüler bir sınavdan geçerler ve kendileri ile sınanırlar. en büyük korkuları onların düşmanı haline gelir ve bununla savaşmak zorunda kalırlar. ayrıca bu sınavın geçilmesi sonrasında büyülerinin kaynağı olacak uygun büyü tanrısının neferi olurlar. yani cübbe renkleri belli olur. bu üç büyü tanrısının adı solinari, lunitari, nuitari'dir. ancak bu, o kadar da kolay bir sınav değildir. öğrencilerin büyük bölümü bu sınavı geçemezler ve sınavı geçememek demek, ölüm demektir!
raist'in sınavı ise hepsinden daha korkunç oldu. önüne çıkan tüm engelleri tabiri caizse yıkıp geçti. ama bir yerde karşısına çok güçlü bir kara elf çıktı. tükenmişti ve kara elf ile baş edemiyordu. bu sırada caramon ortaya çıktı. caramon enteresan bir şekilde büyü kullanıyordu. raist'in, o yarım ve hasta bedeni ile yapmak için bin bir güçlük çektiği, hayatını vakfettiği büyü, caramon'un damarlarında dolaşıyordu. hiddeti büyüdü. hiddeti büyüdükçe gözü bir şey görmez oldu. kardeşini o an oracıkta öldürmek istedi. onun her zorlukta yardımına koşan iyilik sever caramon, onun yaşama sebebini elinden almak üzereydi. ama raist, aynı zamanda inanılmaz bir zekaya sahipti. içindeki dürtüleri serbest bırakmaz ve kardeşini öldürmezse sınavı geçemeyeceğini biliyordu. ona olan öfkesi ve sevgisi arasında kaldı. ıstırabı onu tıpkı bir mengene gibi sıkıyor ve hamle yapacak gücü kendinde bulamıyordu. ne olduysa o anda oldu. fistantantulus*'un sesini duydu, raist'e büyünün fedakarlık istediğini fısıldadı büyücü... ondan bedenini istedi ve karşılığında kardeşini öldürecek gücü ona bahşedebileceğini söyledi. yoksa ömür boyu büyüye veda edecekti. raist, fistantantulus'un teklifini kabul etti. caramon'u öldürdü ve sınavını başarıyla tamamladı. sınav caramon'a izlettirilmişti...
işte kardeş katili raistlin majere, böylece başladı büyücülük yaşamına ve daha da çok yaklaştı ''elric akraba katili'' karakterinin yaşadıklarına. kuleye döndüğünde büyük bir bedel ödediğini anlamıştı. saçları artık bembeyazdı. gözleri altın sarısı olmuş ve kum saati şeklini almıştı. sürekli kan kusturan öksürük nöbetleri ise bu sınavın onda bıraktığı bir başka yan etki olacaktı. sınav sonrasında ona kırmızı cübbe layık görüldü. sınavdaki başarısından ötürü ise efsane büyücü magius'un asası onun hizmetine verildi. asa ile birlikte ''shirak'' ve ''dulak'' replikleri de hayatımıza girdi. asanın büyülü aydınlığını yayması için ''shirak'' tabiri kullanılıyordu. ''dulak'' ise büyü işi bitince söylenmesi gereken sözdü. raist asanın ışığını yakana kadar akla karayı seçmiştir. ''ışık ver lanet olası'' diye bağırdığında asa kendiliğinden parlayıvermiş böylece shirak tabirini bulmuştur.
tüm bu yaşananlardan sonra dahi kardeşler ayrılmadı. caramon, gördüklerini bir daha konusu açılmamak üzere zihninin derinliklerine gömdü. bunu kardeşine söyledi ve yollarına devam ettiler. sonrası ise uzun hikaye...
raistlin majere karakterini anlamak ve ona dair hikayeyi kavramak için elbette ejderha mızrağı serisi okunmalıdır. ancak raist'in hemen hemen tüm hayat hikayesi için; ikizlerin zamanı, ikizlerin savaşı, ikizlerin sınavı kitaplarından oluşan efsaneler üçlemesi muhakkak okunmalıdır. böylece raist, caramon ilişkisini net bir şekilde algılayabilir ayrıca diğer mızrak kahramanlarına ilişkin başka bilgileri ve tamamlayıcı olayları öğrenebilirsiniz. tabi işin olmazsa olmazı ''raistlin tarihçeleri''dir. bu seride ''ruhdöveni'' ve ''silah kardeşliği'' kitapları ile birlikte raist'i daha iyi tanıyabilirsiniz diye düşünüyorum.
raist'in çocukluğu cehennem azabı gibi geçmiştir. doğduğu andan itibaren hastalıklarla boğuşmuş, güçsüz, çelimsiz ve dalga geçilen bir çocuk olmuştur. o dönemlerde raist'in en büyük destekçisi ikizi caramon majere'dir. caramon raist'i her daim korumuş, kollamış yeri geldiğinde onun için canını ortaya koymuştur. bu durum raistlin'de ikili bir ruh hali yaratmıştır.. kardeşini hem çok sevmekte hem de ona inanılmaz derecede öfkelenmektedir. zira caramon, onun yapamadığı her şeyi kolaylıkla yapabilmekte, üvey ablası kitiara uth matar'dan aldığı kılıç dersleri sayesinde iyi bir silahşor olma yolunda ilerlemektedir. o ise dışlanmışlığın verdiği hissiyatla kendisini daha da geri çekmektedir. yalnızlaşma sürecinde büyü ile haşır neşir olmaya başlamıştır. büyü ile yaptığı ufak numaraları dahi çevresindekilerin ona ilgi göstermesine ve saygı duymasına katkı sunmamıştır. çevresi tarafından basit bir hokkabaz olarak görülmüştür.
işte bu durum raist'in öfkesini iyice büyüttü. öfkesi büyüdükçe, içindeki büyü ateşi harlandı ve kor bir alev haline geldi. yetenek avcısı bir büyücü tarafından keşfedilmese belki de bu ateşle kendisini yakacak ve küle çevirecekti. yetenek avcısı diyorum zira bu büyücünün vazifesi tüm kryn'ı taramak ve yetenekli bulduğu gençleri yüksek büyücülük kulesinde eğitim almak için yönlendirmekti. raist bu fırsatı iyi değerlendirdi. annesini kaybettiğinden beri içinde büyüyen boşluğu, öfke ve büyü ile doldurmaya çalışan genç adam okulun en parlak ve korkulan öğrencisi haline gelmişti. bu noktada yüksek büyücülük kulesi içinde bir parantez açmak lazım. kule de verilen eğitim sonrası büyücüler bir sınavdan geçerler ve kendileri ile sınanırlar. en büyük korkuları onların düşmanı haline gelir ve bununla savaşmak zorunda kalırlar. ayrıca bu sınavın geçilmesi sonrasında büyülerinin kaynağı olacak uygun büyü tanrısının neferi olurlar. yani cübbe renkleri belli olur. bu üç büyü tanrısının adı solinari, lunitari, nuitari'dir. ancak bu, o kadar da kolay bir sınav değildir. öğrencilerin büyük bölümü bu sınavı geçemezler ve sınavı geçememek demek, ölüm demektir!
raist'in sınavı ise hepsinden daha korkunç oldu. önüne çıkan tüm engelleri tabiri caizse yıkıp geçti. ama bir yerde karşısına çok güçlü bir kara elf çıktı. tükenmişti ve kara elf ile baş edemiyordu. bu sırada caramon ortaya çıktı. caramon enteresan bir şekilde büyü kullanıyordu. raist'in, o yarım ve hasta bedeni ile yapmak için bin bir güçlük çektiği, hayatını vakfettiği büyü, caramon'un damarlarında dolaşıyordu. hiddeti büyüdü. hiddeti büyüdükçe gözü bir şey görmez oldu. kardeşini o an oracıkta öldürmek istedi. onun her zorlukta yardımına koşan iyilik sever caramon, onun yaşama sebebini elinden almak üzereydi. ama raist, aynı zamanda inanılmaz bir zekaya sahipti. içindeki dürtüleri serbest bırakmaz ve kardeşini öldürmezse sınavı geçemeyeceğini biliyordu. ona olan öfkesi ve sevgisi arasında kaldı. ıstırabı onu tıpkı bir mengene gibi sıkıyor ve hamle yapacak gücü kendinde bulamıyordu. ne olduysa o anda oldu. fistantantulus*'un sesini duydu, raist'e büyünün fedakarlık istediğini fısıldadı büyücü... ondan bedenini istedi ve karşılığında kardeşini öldürecek gücü ona bahşedebileceğini söyledi. yoksa ömür boyu büyüye veda edecekti. raist, fistantantulus'un teklifini kabul etti. caramon'u öldürdü ve sınavını başarıyla tamamladı. sınav caramon'a izlettirilmişti...
işte kardeş katili raistlin majere, böylece başladı büyücülük yaşamına ve daha da çok yaklaştı ''elric akraba katili'' karakterinin yaşadıklarına. kuleye döndüğünde büyük bir bedel ödediğini anlamıştı. saçları artık bembeyazdı. gözleri altın sarısı olmuş ve kum saati şeklini almıştı. sürekli kan kusturan öksürük nöbetleri ise bu sınavın onda bıraktığı bir başka yan etki olacaktı. sınav sonrasında ona kırmızı cübbe layık görüldü. sınavdaki başarısından ötürü ise efsane büyücü magius'un asası onun hizmetine verildi. asa ile birlikte ''shirak'' ve ''dulak'' replikleri de hayatımıza girdi. asanın büyülü aydınlığını yayması için ''shirak'' tabiri kullanılıyordu. ''dulak'' ise büyü işi bitince söylenmesi gereken sözdü. raist asanın ışığını yakana kadar akla karayı seçmiştir. ''ışık ver lanet olası'' diye bağırdığında asa kendiliğinden parlayıvermiş böylece shirak tabirini bulmuştur.
tüm bu yaşananlardan sonra dahi kardeşler ayrılmadı. caramon, gördüklerini bir daha konusu açılmamak üzere zihninin derinliklerine gömdü. bunu kardeşine söyledi ve yollarına devam ettiler. sonrası ise uzun hikaye...
raistlin majere karakterini anlamak ve ona dair hikayeyi kavramak için elbette ejderha mızrağı serisi okunmalıdır. ancak raist'in hemen hemen tüm hayat hikayesi için; ikizlerin zamanı, ikizlerin savaşı, ikizlerin sınavı kitaplarından oluşan efsaneler üçlemesi muhakkak okunmalıdır. böylece raist, caramon ilişkisini net bir şekilde algılayabilir ayrıca diğer mızrak kahramanlarına ilişkin başka bilgileri ve tamamlayıcı olayları öğrenebilirsiniz. tabi işin olmazsa olmazı ''raistlin tarihçeleri''dir. bu seride ''ruhdöveni'' ve ''silah kardeşliği'' kitapları ile birlikte raist'i daha iyi tanıyabilirsiniz diye düşünüyorum.
devamını gör...
piyanist
schindler's list ve life is beautiful gibi ikinci dünya savaşı konulu mükemmel bir dram filmidir.
piyanistimiz filmin girişinde chopin nocturne c sharp minor çalmaktadır.
aynı parçayı aşk-ı memnu dizisinde behlül de piyano ile çalmıştır. vay anasını behlüle bak demiştim
piyanistimiz filmin girişinde chopin nocturne c sharp minor çalmaktadır.
aynı parçayı aşk-ı memnu dizisinde behlül de piyano ile çalmıştır. vay anasını behlüle bak demiştim
devamını gör...
siya siyabend
"bir seher vaktinde gençlik çağında
sevdası kalbime geldi gizlendi
boynum eğrilsemez sarhoş gezerken aklım başımdan aldı gizlendi,aldı gizlendi...
boynum eğrilsemez sarhoş gezerken aklım başımdan aldı gizlendi,aldı gizlendi...
bu sevda,başından darılırmaz dedi
aşkın deryaları durulmaz dedi
her güzele meyil verilmez dedi
bir baktı yüzüme daldı gizlendi,güldü gizlendi...
her güzele meyil verilmez dedi
baktı yüzüme güldü gizlendi,güldü gizlendi,güldü gizlendi...
hayal midir,rüya mıdır,ben şaştım
çok aradım köşe köşe dolaştım
sevda derlerdi bir sahil de ulaştım
aşkın deryasına daldı gizlendi,daldı gizlendi,darıldı gizlendi...
sevda derlerdi bir sahil de ulaştım
aşkın deryasına daldı gizlendi,daldı gizlendi,darıldı gizlendi..."
mutlaka buradan dinleyiniz efenim, sonra teşekkür edersiniz...
sevdası kalbime geldi gizlendi
boynum eğrilsemez sarhoş gezerken aklım başımdan aldı gizlendi,aldı gizlendi...
boynum eğrilsemez sarhoş gezerken aklım başımdan aldı gizlendi,aldı gizlendi...
bu sevda,başından darılırmaz dedi
aşkın deryaları durulmaz dedi
her güzele meyil verilmez dedi
bir baktı yüzüme daldı gizlendi,güldü gizlendi...
her güzele meyil verilmez dedi
baktı yüzüme güldü gizlendi,güldü gizlendi,güldü gizlendi...
hayal midir,rüya mıdır,ben şaştım
çok aradım köşe köşe dolaştım
sevda derlerdi bir sahil de ulaştım
aşkın deryasına daldı gizlendi,daldı gizlendi,darıldı gizlendi...
sevda derlerdi bir sahil de ulaştım
aşkın deryasına daldı gizlendi,daldı gizlendi,darıldı gizlendi..."
mutlaka buradan dinleyiniz efenim, sonra teşekkür edersiniz...
devamını gör...
tavukların kafası kesildiği halde ayakta durabilmesi
başıma bu da mı gelecekti diyen hayvan.
devamını gör...
exxen'de üyeliğin iptal edilememesi
exen'e üye olmuş yazarları gördüğüm başlık. derin hayal kırıklığına uğradım, şu an moralim çok düştü, birazdan şekerim de dibi görür. kafa sözlük dediler, herkes entel, içerisi şampuanlar ligi, geometri bilmeyeni zopayla kovalıyorlar dediler bu muymuş? bi tık üzüldüm.
devamını gör...
fake smile
sürekli millet hüzünlü ve mutsuz olduğumu anlamasın diye yaptığım eylem. bir nevi (bkz: poker face)
devamını gör...
kimsenin aslında seni gerçekten anlamaması
ben anlaşılmaya çalışmıyorum, aman beni dinlesinler de demiyorum.
bir yaştan sonra çok umurunuzda olmuyor bunlar. bunun yaşanmışlıkla, çok çeşit insan tanımakla doğrudan alakası var bence.
bir yaştan sonra çok umurunuzda olmuyor bunlar. bunun yaşanmışlıkla, çok çeşit insan tanımakla doğrudan alakası var bence.
devamını gör...
julia
jül sezar ahlaksızının tek meşru çocuğudur. tabi kimsenin hayatına karışmak haddime değil ama bu sezar o daldan dala atlayan kleopatra hayırsızını sevdiği için ben buna çok kızgınım. hatta bundan bile gayri meşru çocuğu var, caesarion adında. zaten başlığını açmıştım. julia adından anlayacağınız üzere kız. ilk veya ikinci karısı olan cornelia cinna'dandır bu çocuğu. kendisi pompey ile evlendi ve güzelliği ve erdemiyle ünlendi. yani rabbime bin şükür babasına çekmedi.
annesi cornelia, julia sadece 7 yaşındayken öldü. bunun üzerine kendisini babası olacak o hayırsız değil de, babaannesi aurelia cotta büyüttü. babası onu servilius caepio ile nişanladı. peki sizce bu servilius denen herif kim? brütüs! sen de mi brütüs? tabi bu sadece bir varsayımdır. yani bu kişinin brütüs olup olmadığı kesin değildir, sadece bir görüş, bir varsayımdır.
neyse sonra sezar bu nişanı bozdu ve julia pompey ile evlendi. sezar, pompey ile müttefik oldu. dost oldular. pompey, zaten julia'ya aşıktı, yani öyle iddia edilmişti zaten. julia çekici bir kadındı, güzeldi, erdemliydi, nazikti. pompey'den 30 yaş da küçüktü. buna rağmen pompey sadık bir kocaydı ve julia da ona bağlıydı. bir söylentiye göre, pompey, julia ile evlendikten sonra daha çok ev hayatına yönelmiş, siyasete ilgisini kaybetmiştir. gör bunları sezar! senin kleopatra denen çıyanla olan aşkın mı daha büyük, yoksa kızın ile pompey'in aşkı mı?....
fakat, julia öldü.... evet, öldü maalesef. ki, babası ve kocası arasındaki bir anlaşmazlık kaçınılmaz hale gelmeden önce öldü. evet, sezar ve pompey'in dostluğu bozulacak ve pompey, sezar'a düşman olacaktır....
şimdi bir isyan çıkmıştı, pompey bir kalabalık tarafından çevrelenmişti. cüppesi de bazı isyancıların kanıyla lekelenmişti. cüppe dediğim de toga denen giysidir, hâkim cüppesi olarak bilinir. julia bunun üzerine kocasının öldürüldüğünü düşünmüş ve erken doğum yapmıştı. düşük yaşanınca da sağlığı onarılamaz bir şekilde hasar gördü. ertesi yılın ağustos ayında, m.ö. 54 tarihinde, doğum sırasında ölmüştür. bebeği (ki bazılarına göre erkek bazılarına göre kızdır) hayatta kalamadı ve julia ile birlikte öldü....
ve sizce sezar, julia'nın ölüm haberini aldığında nerdeydi? durun ben söyleyeyim: britanya'da! kızı ve torunu can verirken beyefendi alem yapıyordu!....
sonra da pompey ve sezar'ın ittifakı zayıfladı ve iç savaş çıktı.
ah be sezar.. senin içinde bulunduğun olaydan, hiçbir zaman, hiçbir kimseye hayır gelmedi....
bu arada, pompey, karısının küllerinin çok sevdiği alban villasına konulmasını istedi ancak julia'yı sevenler tarafından campus martius'a defnedildi. babası sezar'ın naaşı da 10 yıl sonra onun mezarının yanında yakıldı.
annesi cornelia, julia sadece 7 yaşındayken öldü. bunun üzerine kendisini babası olacak o hayırsız değil de, babaannesi aurelia cotta büyüttü. babası onu servilius caepio ile nişanladı. peki sizce bu servilius denen herif kim? brütüs! sen de mi brütüs? tabi bu sadece bir varsayımdır. yani bu kişinin brütüs olup olmadığı kesin değildir, sadece bir görüş, bir varsayımdır.
neyse sonra sezar bu nişanı bozdu ve julia pompey ile evlendi. sezar, pompey ile müttefik oldu. dost oldular. pompey, zaten julia'ya aşıktı, yani öyle iddia edilmişti zaten. julia çekici bir kadındı, güzeldi, erdemliydi, nazikti. pompey'den 30 yaş da küçüktü. buna rağmen pompey sadık bir kocaydı ve julia da ona bağlıydı. bir söylentiye göre, pompey, julia ile evlendikten sonra daha çok ev hayatına yönelmiş, siyasete ilgisini kaybetmiştir. gör bunları sezar! senin kleopatra denen çıyanla olan aşkın mı daha büyük, yoksa kızın ile pompey'in aşkı mı?....
fakat, julia öldü.... evet, öldü maalesef. ki, babası ve kocası arasındaki bir anlaşmazlık kaçınılmaz hale gelmeden önce öldü. evet, sezar ve pompey'in dostluğu bozulacak ve pompey, sezar'a düşman olacaktır....
şimdi bir isyan çıkmıştı, pompey bir kalabalık tarafından çevrelenmişti. cüppesi de bazı isyancıların kanıyla lekelenmişti. cüppe dediğim de toga denen giysidir, hâkim cüppesi olarak bilinir. julia bunun üzerine kocasının öldürüldüğünü düşünmüş ve erken doğum yapmıştı. düşük yaşanınca da sağlığı onarılamaz bir şekilde hasar gördü. ertesi yılın ağustos ayında, m.ö. 54 tarihinde, doğum sırasında ölmüştür. bebeği (ki bazılarına göre erkek bazılarına göre kızdır) hayatta kalamadı ve julia ile birlikte öldü....
ve sizce sezar, julia'nın ölüm haberini aldığında nerdeydi? durun ben söyleyeyim: britanya'da! kızı ve torunu can verirken beyefendi alem yapıyordu!....
sonra da pompey ve sezar'ın ittifakı zayıfladı ve iç savaş çıktı.
ah be sezar.. senin içinde bulunduğun olaydan, hiçbir zaman, hiçbir kimseye hayır gelmedi....
bu arada, pompey, karısının küllerinin çok sevdiği alban villasına konulmasını istedi ancak julia'yı sevenler tarafından campus martius'a defnedildi. babası sezar'ın naaşı da 10 yıl sonra onun mezarının yanında yakıldı.
devamını gör...
anadolu selçuklu devleti
1077 yılında süleyman şah tarafından kurulan, bizanslıların zayıf durumundan yararlanarak anadolunun büyük çoğunluğunu egemenliği altına alan, yıkıldığı 1308 tarihine kadar hem bizans hem de haçlılar ile başarılı savaşlar vererek anadolunun türkleşmesini sağlayan devlettir. yıkılışının ardından anadoluda osmanlı hakimiyetine kadar birlik sağlanamamış, küçük beylikler hüküm sürmüştür.
sizi tarihimize nasıl sahip çıktığımızı gösteren ibretlik bir olayı anlatan "selçuklu sultanlarının kemiklerini köpekler yedi" başlıklı murat bardakçı yazısı ile başbaşa bırakıyorum. bu konuda yorum nasıl yapılabilir ki.
--- alıntı ---
türkiye'de bugüne kadar birçok tarihi eser yerle bir edildi, tahribe uğradı, taşınabilenleri yurtdışına kaçırıldı, ama konya'da bundan on yıl önce yaşanan ve ayrıntıları ancak şimdi ortaya çıkan bir rezaletin eşi-benzeri görülmedi.
vakıflar bölge müdürlüğü'nün aláeddin camii'nin türbe kısmında başlattığı bir onarım sırasında türbeleri camide bulunan anadolu selçuklu devleti'nin önde gelen sekiz hükümdarının láhidleri de bakım maksadıyla açıldı ama láhidlerden çıkartılanlar açıkta unutulunca gece türbeye üşüşen köpekler, selçuklu sultanlarının kemiklerini kapıp gittiler. kemiklerden artakalanlar ertesi sabah üzerinde camiin de yeraldığı aláeddin tepesi'nin dört bir yanından toplandı, sekiz láhde gözkararı yerleştirildi.
--- alıntı ---
ilgilenenler için yazının devamı
sizi tarihimize nasıl sahip çıktığımızı gösteren ibretlik bir olayı anlatan "selçuklu sultanlarının kemiklerini köpekler yedi" başlıklı murat bardakçı yazısı ile başbaşa bırakıyorum. bu konuda yorum nasıl yapılabilir ki.
--- alıntı ---
türkiye'de bugüne kadar birçok tarihi eser yerle bir edildi, tahribe uğradı, taşınabilenleri yurtdışına kaçırıldı, ama konya'da bundan on yıl önce yaşanan ve ayrıntıları ancak şimdi ortaya çıkan bir rezaletin eşi-benzeri görülmedi.
vakıflar bölge müdürlüğü'nün aláeddin camii'nin türbe kısmında başlattığı bir onarım sırasında türbeleri camide bulunan anadolu selçuklu devleti'nin önde gelen sekiz hükümdarının láhidleri de bakım maksadıyla açıldı ama láhidlerden çıkartılanlar açıkta unutulunca gece türbeye üşüşen köpekler, selçuklu sultanlarının kemiklerini kapıp gittiler. kemiklerden artakalanlar ertesi sabah üzerinde camiin de yeraldığı aláeddin tepesi'nin dört bir yanından toplandı, sekiz láhde gözkararı yerleştirildi.
--- alıntı ---
ilgilenenler için yazının devamı
devamını gör...
grapon kağıtları
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
bir gül bir güle derdi ki görse...
yalan söylüyorum
güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.
çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım!
devamını gör...
günaydın sözlük
gün aydı millet. *
herkezler sakince çalar saatlerini kapatıp güleç yüzle güne merhaba desin.
işe gidecekler işe, okula gidecekler okula, bilmem napicak olanlar o bir şeylerini yapmaya hazırlansın.
hala uykusunda olan şanslı insanlardansan uyu güzel kardeşim yakışır.
mutlu günaydınlar diliyorum.*
herkezler sakince çalar saatlerini kapatıp güleç yüzle güne merhaba desin.
işe gidecekler işe, okula gidecekler okula, bilmem napicak olanlar o bir şeylerini yapmaya hazırlansın.
hala uykusunda olan şanslı insanlardansan uyu güzel kardeşim yakışır.
mutlu günaydınlar diliyorum.*
devamını gör...
mamut mağarası
abd kentucky'de bulunan, gün ışığı görmeyen, dünyanın en derin mağaralarından birisi.
devamını gör...
bir sabah uyandığında dünyada kimsenin olmaması
bir sabah uyandım ve evde kimse yok, çevrede rahatsız edici ilginç bir sessizlik var. kafa sözlüğe bakıyorum ve hiç kimse bugün bir şey yazmamış. sokağa çıkıyorum, etrafta sadece hayvanlar var. ilk birkaç gün şaşırıp kalsam da sonraki günlerde doyasıya gezmeye çıkıyorum.
acıktığımda ise her yerde bulabileceğim yemekler var, olabildiği kadar yıllarca yetebilecek yiyecek. bir süre geçtikten sonra şehrin dışındaki hayvanlar şehri istila etmeye gelince kendimi savunmam ve bir silah edinmem gerekiyor.
su, yemek ve barınmayı hallettikten sonra bir gezinmeye çıkıyorum. girilmesi yasak yerleri, eşsiz doğal güzellikleri ve tarihi binaları gezebilirim fakat birkaç ay sonra şehrin dışındaki hayvanlar buraları istila etmedilerse.
bu dünyada hayatta kalmam çok kolay olsa da akıl sağlığımı korumak çok zor olurdu.
acıktığımda ise her yerde bulabileceğim yemekler var, olabildiği kadar yıllarca yetebilecek yiyecek. bir süre geçtikten sonra şehrin dışındaki hayvanlar şehri istila etmeye gelince kendimi savunmam ve bir silah edinmem gerekiyor.
su, yemek ve barınmayı hallettikten sonra bir gezinmeye çıkıyorum. girilmesi yasak yerleri, eşsiz doğal güzellikleri ve tarihi binaları gezebilirim fakat birkaç ay sonra şehrin dışındaki hayvanlar buraları istila etmedilerse.
bu dünyada hayatta kalmam çok kolay olsa da akıl sağlığımı korumak çok zor olurdu.
devamını gör...


