kırmızı peçete teorisi
maalesef insan ilişkileri için de geçerli
devamını gör...
antonio gramsci
evet gramsci, büyük bir teorisyendir. yeni bir yol açmış ve geçmişin düşünce kalıplarını (özellikle marx) kırarak, onları yaşadığı döneme uyarlama yolunu seçmiştir. ama bana göre gramsci bundan çok çok daha fazlasıdır. evet elinize onun kitaplarını alıp, düşünceleri ile nutuklar atabilir, literatüre kazandırdığı yeni kavramlar üzerinden derin analizler kasabilir ve tüm bu derinliğin arasında kaybolabilirsiniz. veyahut tam tersi şekilde onu revizyonistlikle suçlayıp, kendisine karşı devrimci sıfatı yapıştırıp, eskinin ezber cümleleri ile fikirlerine ve durduğu yere saldırabilirsiniz. ama tüm bunlar en nihayetinde, sonuç alamayacağınız, yaşama ve yaşamın içindeki sömürüye karşı fiilen kullanamayacağınız tutumlardır. bunlarla sadece fikirsel mastürbasyon yapmış olursunuz. kimilerinin zamanında yaptıkları gibi (!)
oysa gramsci bunların hepsinden ötedir; bir kere yaptıklarının ve mücadelesinin yaşamda karşılığı vardır. özellikle ''fabrika konseyleri hareketi'' gramsci'nin hayata ve insanlara dokunduğu bir gerçekliktir. eskinin süslü sloganları arasında sıkışıp kalmış sosyalist yöneticilere ve kalıplaşmış bir politik tutumun esiri olmuş zavallılara verilen bir derstir. gramsci sadece teori üretip, nutuk atmamıştır. bunların altını doldurmuş ve bu yüzden de ciddi tepkiler almış sonrasında da bedeller ödemiştir. işçi sınıfını direkt mücadele evresine katabilmek adına arkadaşlarıyla birlikte, gezmedik fabrika ve neredeyse konuşmadık işçi bırakmamıştır. bu çabaları da olumlu sonuçlar doğurmuştur. seçimlere direkt olarak etki etmiştir. alınan %32'lik oy oranı büyük oranda gramsci ve arkadaşlarının eseridir.
halkı gütmeyi, onların yerine düşünmeyi, popülist söylemlerle halkın gözünü boyamayı seçmiş olan sözde devrim neferleri (!) ve aymaz aydınlarla arasındaki keskin çizgi halkla birlikte yürümeyi ve onları mücadele evresine katmayı seçmiş olmasıdır. zaten bununla ilgili hapishane defterleri adlı yapıtında sıkça göndermeleri bulunur. aydın (!) olmanın verdiği yetkiye dayanarak, kendilerini halktan farklı bir noktada konumlandıranları ve böylece fikirsel dünya ile mücadele alanı arasındaki bağların kopmasına sebep olanları sağlam argümanlarla yerin dibine sokar. hani bizde de vardır ya bazı meşhur söz kalıpları; halka inememek, halkla buluşamamak, halkın dilinden anlayamamak vesaire, işte bunlara ilişkin tüm somut çözümler gramsci'nin yaşam hikâyesinde ve eserlerinde açıkça görülmektedir. lakin bu husus kimsenin umurunda değildir.
bu mevzu ile ilgili, en zihin açıcı saptamalarından birisi şudur; ''sistemin gerçek gücü yönetici sınıfın şiddetinde veya devlet örgütünün zorlayıcı kuvvetinde değil, yöneticilere ait ‘dünya kavramının yönetilenler tarafından kabul edilişindedir. yönetici sınıfın felsefesi ''ortak duyu'' durumuna gelene kadar karmaşık basitleşme süreçlerinden geçer. ortak duyu, yığınların felsefesidir; yaşadıkları toplumun ahlâk, gelenek ve kurumlarını böylelikle benimserler.''
siz ne kadar bu düşünce dünyasının çarpıklığını da anlatsanız, siz ne kadar kalkıp bu yanlışlarla ilgili nutuklarda atsanız, sahada o insanlarla birlikte bir şeylerin üzerine taş koymadıkça, onlara dokunmadıkça ve tepeden bakmaya devam ettikçe aynı hüsranı yaşamaya devam edersiniz. zira oturmuş olan bu düşünce tarzının arkasında yüzyılların birikimi vardır. bunları aydın aymazlığı ve eski moda süslü sloganlarla yıkamazsınız. neyse çok uzamasın, gramsci fikir dünyasına kattıklarıyla birlikte mücadele dünyasına kattıkları sebebiyle ayrı ve özel bir yerdedir. okunması ve anlaşılması özellikle hayata soldan bakanlar için elzem olduğu kadar aslında her kesimden insan için önemlidir. sonrasında benzer eleştiriler anlamında, tamamlayıcı olması açısından togliatti okuması da yapmak gerekir diye düşünürüm.
özetle kavram analizinden ziyade pratiğin analizini yapmak gramsci konusunda daha önemlidir. kavramlar zaten okunur anlaşılır gramsci'nin sırrı pratiğinde ve onun geliştirilmesinde saklı.
oysa gramsci bunların hepsinden ötedir; bir kere yaptıklarının ve mücadelesinin yaşamda karşılığı vardır. özellikle ''fabrika konseyleri hareketi'' gramsci'nin hayata ve insanlara dokunduğu bir gerçekliktir. eskinin süslü sloganları arasında sıkışıp kalmış sosyalist yöneticilere ve kalıplaşmış bir politik tutumun esiri olmuş zavallılara verilen bir derstir. gramsci sadece teori üretip, nutuk atmamıştır. bunların altını doldurmuş ve bu yüzden de ciddi tepkiler almış sonrasında da bedeller ödemiştir. işçi sınıfını direkt mücadele evresine katabilmek adına arkadaşlarıyla birlikte, gezmedik fabrika ve neredeyse konuşmadık işçi bırakmamıştır. bu çabaları da olumlu sonuçlar doğurmuştur. seçimlere direkt olarak etki etmiştir. alınan %32'lik oy oranı büyük oranda gramsci ve arkadaşlarının eseridir.
halkı gütmeyi, onların yerine düşünmeyi, popülist söylemlerle halkın gözünü boyamayı seçmiş olan sözde devrim neferleri (!) ve aymaz aydınlarla arasındaki keskin çizgi halkla birlikte yürümeyi ve onları mücadele evresine katmayı seçmiş olmasıdır. zaten bununla ilgili hapishane defterleri adlı yapıtında sıkça göndermeleri bulunur. aydın (!) olmanın verdiği yetkiye dayanarak, kendilerini halktan farklı bir noktada konumlandıranları ve böylece fikirsel dünya ile mücadele alanı arasındaki bağların kopmasına sebep olanları sağlam argümanlarla yerin dibine sokar. hani bizde de vardır ya bazı meşhur söz kalıpları; halka inememek, halkla buluşamamak, halkın dilinden anlayamamak vesaire, işte bunlara ilişkin tüm somut çözümler gramsci'nin yaşam hikâyesinde ve eserlerinde açıkça görülmektedir. lakin bu husus kimsenin umurunda değildir.
bu mevzu ile ilgili, en zihin açıcı saptamalarından birisi şudur; ''sistemin gerçek gücü yönetici sınıfın şiddetinde veya devlet örgütünün zorlayıcı kuvvetinde değil, yöneticilere ait ‘dünya kavramının yönetilenler tarafından kabul edilişindedir. yönetici sınıfın felsefesi ''ortak duyu'' durumuna gelene kadar karmaşık basitleşme süreçlerinden geçer. ortak duyu, yığınların felsefesidir; yaşadıkları toplumun ahlâk, gelenek ve kurumlarını böylelikle benimserler.''
siz ne kadar bu düşünce dünyasının çarpıklığını da anlatsanız, siz ne kadar kalkıp bu yanlışlarla ilgili nutuklarda atsanız, sahada o insanlarla birlikte bir şeylerin üzerine taş koymadıkça, onlara dokunmadıkça ve tepeden bakmaya devam ettikçe aynı hüsranı yaşamaya devam edersiniz. zira oturmuş olan bu düşünce tarzının arkasında yüzyılların birikimi vardır. bunları aydın aymazlığı ve eski moda süslü sloganlarla yıkamazsınız. neyse çok uzamasın, gramsci fikir dünyasına kattıklarıyla birlikte mücadele dünyasına kattıkları sebebiyle ayrı ve özel bir yerdedir. okunması ve anlaşılması özellikle hayata soldan bakanlar için elzem olduğu kadar aslında her kesimden insan için önemlidir. sonrasında benzer eleştiriler anlamında, tamamlayıcı olması açısından togliatti okuması da yapmak gerekir diye düşünürüm.
özetle kavram analizinden ziyade pratiğin analizini yapmak gramsci konusunda daha önemlidir. kavramlar zaten okunur anlaşılır gramsci'nin sırrı pratiğinde ve onun geliştirilmesinde saklı.
devamını gör...
mideme saygım yok yiyecek ve içecekleri
her türlü fast food, kola ve türevleri.
devamını gör...
türk dizi tarihinin en orijinal karakteri
kimse bihter ziyagil yazmadan hemen yazayım.
devamını gör...
28 temmuz 2021 türkiye orman yangınları
yazsanıza olum açık açık kürt destekli partiye karkeren kurdistan yaptı diye. ilk defa mı yapıyorlar, yılların numarası bu. sonra ağzımızı açınca ırkçı oluyoruz.
ya sizin ananızı atanızı s****im. ormanda masum hayvanlar var o****u evlatları. bir hayvanı nasıl yakmayı kabul edersiniz kanı, mayası bozuk p** kuruları. komple* kanınız bozuk sizin kanınız. çıkart ak-47'ni de savaş saygımızı kazan bari. annesini iki biraya elletecek tiplerlerle ne uğraştık be yıllardır. ne bitmez derdimiz varmış *mk.
ya sizin ananızı atanızı s****im. ormanda masum hayvanlar var o****u evlatları. bir hayvanı nasıl yakmayı kabul edersiniz kanı, mayası bozuk p** kuruları. komple* kanınız bozuk sizin kanınız. çıkart ak-47'ni de savaş saygımızı kazan bari. annesini iki biraya elletecek tiplerlerle ne uğraştık be yıllardır. ne bitmez derdimiz varmış *mk.
devamını gör...
merak
hiç bir "merak ederim insanı" ile tanıştınız mı? tanıştınız ve sonra yaşadınız mı o insanı?
söylemleri ile eylemleri genel itibariyle çelişmeyen insanlarla yaşamak kolaydır. kolay ve keyifli. önünü ardını düşünmenize gerek kalmaz. konu hakkında yeterli düzeyde tutarlı bir imaj çizmiş kişi yormaz. aldığınızı olduğu halde kabul eder ve yolunuza devam edersiniz. başka bir şey yapmak zorunda kalmazsınız. etmek istediğiniz ya da şartların olur verdiği süre boyunca devam ederken huzurunuz yerindedir. ben bir merak ederim insanı ile tanıştım. onunla yaşadım. hayatımda çok karşılaştığım bir profil değildi öncesinde. o yüzden başta farklı geldiğini itiraf etmem gerekiyor. buraya döneceğim.
sınırları olan biriyim ben. aile ilişkilerim; anne/babamla kurduğum diyaloglar üniversiteye kadar ve hatta sonrasındaki sürece de bir miktar sarkarak, problemli oldu ilk gençliğimde bu yüzden. hesap vermeyi sevmem. sorgulanmayı, yargılanmayı ve yadırganmayı da. tabi ki sorumluluklarımı gözetirim. alt soyum yok, dolayısıyla sorumluluğum da ama benden sorumlu olduklarını bildiğim üst soyuma karşı görevlerini bilmeyen biri olmadım hiç. kendi değer yargılarıma, sınırlarıma kadar en azından. ancak benim verdiğimden ötesi istendiğinde direnç gösterdiğim oldu. problemler de tam bu noktada yaşanıyordu. şimdi düşünüyorum, bugün olsa yine aynını yapar mıydım diye, muhtemelen içimden yapmak gelir ancak dizginlerdim tepkilerimi. yaşayacakları kadar yaşamayacaklardı sonuçta. eylesem ne olurdu onları? duymak istedikleri cevapları versem?
yaşamadı da. neyse kapıyorum konuyu. girmeyeceğim, dolayısıyla da dönmeyeceğim buraya.
bunla başladım çünkü sınırlarımı ihlal etmek konusunda doğal yoldan ehliyet sahibi olduğunu düşünen insanlardan söz etmeden, bu kümenin dışında kalan kişilerle kurduğum ilişkilerdeki mezkur yönü ifade edemezdim. seçici geçirgenliğimde aradığım ilk ve en önemli özelliklerden biri yine bu benim. dolayısıyla merak ederim insanlarını yekten elemiş olabilirim hayatım boyunca. elemek falan deyince çok çirkin oldu gerçi ama anladınız işte, hayatıma sokmamak, benim insanlarım olmamaları, tanıdık kategorisinden öteye geçememeleri falan. belki de yanlış yaptım bilemiyorum. yani her merak ederim insanı, her olmasa da ekseriyeti, tanıdığım, yaşadığım kişi gibiyse kesin yanlış yaptım. aman hof önemli mi? her neyse.
tamam tamam geliyorum konuya. dönüyorum yani. şimdi bu insanlar öyle ki, evet her şeyi merak ediyorlar. başta garip geliyor bu süreklilikli soru hali. soru, sorgu değil. ama işte sırrı buralarda bir yerlerde galiba. merak ederim insanının neyi, neden merak ettiği, merakını giderdiğinde bununla ne yaptığı. benim gibi bir insanın, her şeyim merak edilirken bundan bir an bile rahatsız hissetmemesini kişisel bir dönüşüm hikayesiyle bağdaştırmamız söz konusu olamaz. yani ben yapamam, kusura bakmayın siz de yapamazsınız. "o zamanlar rahatsız oluyormuşsun, şimdi olmuyorsun yani, ne var, herkes değişir?" yok annem, öyle değil o iş. nasıl? şöyle; ben döngümü takip eden adam tarafından "her zaman mı böyle oluyor, aldığım his farklı şu an" denerek, vajinal sıvısı merak edilen bir deneyim yaşamamdan söz ediyorum şu an. neredesin, ne yapıyorsun, yarım ağızlı bir günün nasıl geçti, ee o ne cevap verdi gibi bir şeyden değil.
sıkışık hissettiğimde, kafamda bir şeyler varken, çözemediğim sorunların üzerindeyken, soru cevaplamaktan baya dümdüz nefret eden biri olduğumdan söz etmiş miydim peki?* nefret kelimesini de öyle sık sık kullanmam. bilmeyenlere bilgi. ama işte benim deneyimimde merak ederim insanının cevap almak istediği hiçbir soru beni irrite etmedi. öyle zamanlarımda sorduğu sorular bile. evet çok seviyordum* ama konu bununla ilgili değil. daha önce de sevdim. yine seveceğim. bu deneyimi farklı kılan özelliğe sahip birey değil özelliğin kendisi, özelliğin türü. daha doğrusu bireyin özelliği dönüştürdüğü hali. dediğim gibi, merak ediyor, cevabı alıyor ve konu en ufak bir negatif yöne evrilmeden, hatta ana, duruma göre pozitif çıktılar üreterek nihayete eriyor. yahu böylesi olacaksa merakı geçtim, direkt negatif çağrışımları olan durumlar bile tolere edilebilir sanki. kıskançlık? hoff o çok zor ama imkansızı mümkün kılan insanlar var işte. çok acayip. demem o ki bir merak ederim insanıysanız çalışın o duygu üzerinde. daha iyi bir versiyonunu olabilir, olabiliyor. muş.
son bir şey daha söylemem lazım. bu konunun öznesi insana iadeli taahhütlü.* tamam her şey ve iyi ki. tamam evet, tabi ki öyle. ama dönüştürdüğün kavramlarımla ilgili bir miktar bozuğum sana. sen anlarsın o tür kızgınlığı. sende de vardır muhakkak. replikasına razı gelemeyeceğimiz, karşılığını bulamayacağımız şeyler hani. onları halletmek zor.
çok.
zor.
evet. noktalı.
söylemleri ile eylemleri genel itibariyle çelişmeyen insanlarla yaşamak kolaydır. kolay ve keyifli. önünü ardını düşünmenize gerek kalmaz. konu hakkında yeterli düzeyde tutarlı bir imaj çizmiş kişi yormaz. aldığınızı olduğu halde kabul eder ve yolunuza devam edersiniz. başka bir şey yapmak zorunda kalmazsınız. etmek istediğiniz ya da şartların olur verdiği süre boyunca devam ederken huzurunuz yerindedir. ben bir merak ederim insanı ile tanıştım. onunla yaşadım. hayatımda çok karşılaştığım bir profil değildi öncesinde. o yüzden başta farklı geldiğini itiraf etmem gerekiyor. buraya döneceğim.
sınırları olan biriyim ben. aile ilişkilerim; anne/babamla kurduğum diyaloglar üniversiteye kadar ve hatta sonrasındaki sürece de bir miktar sarkarak, problemli oldu ilk gençliğimde bu yüzden. hesap vermeyi sevmem. sorgulanmayı, yargılanmayı ve yadırganmayı da. tabi ki sorumluluklarımı gözetirim. alt soyum yok, dolayısıyla sorumluluğum da ama benden sorumlu olduklarını bildiğim üst soyuma karşı görevlerini bilmeyen biri olmadım hiç. kendi değer yargılarıma, sınırlarıma kadar en azından. ancak benim verdiğimden ötesi istendiğinde direnç gösterdiğim oldu. problemler de tam bu noktada yaşanıyordu. şimdi düşünüyorum, bugün olsa yine aynını yapar mıydım diye, muhtemelen içimden yapmak gelir ancak dizginlerdim tepkilerimi. yaşayacakları kadar yaşamayacaklardı sonuçta. eylesem ne olurdu onları? duymak istedikleri cevapları versem?
yaşamadı da. neyse kapıyorum konuyu. girmeyeceğim, dolayısıyla da dönmeyeceğim buraya.
bunla başladım çünkü sınırlarımı ihlal etmek konusunda doğal yoldan ehliyet sahibi olduğunu düşünen insanlardan söz etmeden, bu kümenin dışında kalan kişilerle kurduğum ilişkilerdeki mezkur yönü ifade edemezdim. seçici geçirgenliğimde aradığım ilk ve en önemli özelliklerden biri yine bu benim. dolayısıyla merak ederim insanlarını yekten elemiş olabilirim hayatım boyunca. elemek falan deyince çok çirkin oldu gerçi ama anladınız işte, hayatıma sokmamak, benim insanlarım olmamaları, tanıdık kategorisinden öteye geçememeleri falan. belki de yanlış yaptım bilemiyorum. yani her merak ederim insanı, her olmasa da ekseriyeti, tanıdığım, yaşadığım kişi gibiyse kesin yanlış yaptım. aman hof önemli mi? her neyse.
tamam tamam geliyorum konuya. dönüyorum yani. şimdi bu insanlar öyle ki, evet her şeyi merak ediyorlar. başta garip geliyor bu süreklilikli soru hali. soru, sorgu değil. ama işte sırrı buralarda bir yerlerde galiba. merak ederim insanının neyi, neden merak ettiği, merakını giderdiğinde bununla ne yaptığı. benim gibi bir insanın, her şeyim merak edilirken bundan bir an bile rahatsız hissetmemesini kişisel bir dönüşüm hikayesiyle bağdaştırmamız söz konusu olamaz. yani ben yapamam, kusura bakmayın siz de yapamazsınız. "o zamanlar rahatsız oluyormuşsun, şimdi olmuyorsun yani, ne var, herkes değişir?" yok annem, öyle değil o iş. nasıl? şöyle; ben döngümü takip eden adam tarafından "her zaman mı böyle oluyor, aldığım his farklı şu an" denerek, vajinal sıvısı merak edilen bir deneyim yaşamamdan söz ediyorum şu an. neredesin, ne yapıyorsun, yarım ağızlı bir günün nasıl geçti, ee o ne cevap verdi gibi bir şeyden değil.
sıkışık hissettiğimde, kafamda bir şeyler varken, çözemediğim sorunların üzerindeyken, soru cevaplamaktan baya dümdüz nefret eden biri olduğumdan söz etmiş miydim peki?* nefret kelimesini de öyle sık sık kullanmam. bilmeyenlere bilgi. ama işte benim deneyimimde merak ederim insanının cevap almak istediği hiçbir soru beni irrite etmedi. öyle zamanlarımda sorduğu sorular bile. evet çok seviyordum* ama konu bununla ilgili değil. daha önce de sevdim. yine seveceğim. bu deneyimi farklı kılan özelliğe sahip birey değil özelliğin kendisi, özelliğin türü. daha doğrusu bireyin özelliği dönüştürdüğü hali. dediğim gibi, merak ediyor, cevabı alıyor ve konu en ufak bir negatif yöne evrilmeden, hatta ana, duruma göre pozitif çıktılar üreterek nihayete eriyor. yahu böylesi olacaksa merakı geçtim, direkt negatif çağrışımları olan durumlar bile tolere edilebilir sanki. kıskançlık? hoff o çok zor ama imkansızı mümkün kılan insanlar var işte. çok acayip. demem o ki bir merak ederim insanıysanız çalışın o duygu üzerinde. daha iyi bir versiyonunu olabilir, olabiliyor. muş.
son bir şey daha söylemem lazım. bu konunun öznesi insana iadeli taahhütlü.* tamam her şey ve iyi ki. tamam evet, tabi ki öyle. ama dönüştürdüğün kavramlarımla ilgili bir miktar bozuğum sana. sen anlarsın o tür kızgınlığı. sende de vardır muhakkak. replikasına razı gelemeyeceğimiz, karşılığını bulamayacağımız şeyler hani. onları halletmek zor.
çok.
zor.
evet. noktalı.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
aylar sonra eski sevgiliden gelen "nasılsın" mesajı ile umutlanma! çünkü; her katil merak eder vurduğu kişinin ölüp ölmediğini.
küçük iskender
küçük iskender
devamını gör...
sıtma
geleceğin gerçek tehlikelerinden biri. fakat ne yazık ki görmezden geliniyor (fakat ile cümleye başlanmaz fakat sırf tanım yapabilmek için kestim cümleyi ehe)
sıtma etkeni plasmodium falciparum, diğer sıtma etkenleri arasında ortam sıcaklığına en bağımlı tür. kardeşleri plasmodium ovale ve plasmodium vivax falciparum'a kıyasla daha toleranslılar soğuklara.
falciparum sıtması, sivrisinek vücudunda döllenebilmesi ve sporozoit oluşturabilmesi için 10-18 gün boyunca 21 santigrad derece veya üstü sıcaklığa ihtiyaç duyar (vivax ve ovale için 16 dereceye kadar düşebilir bu sınır). 21 derecenin altında sıcaklıkta sivrisinek falciparum taşıyıcısısı olsa bile gametler birleşemeyecek, sivrisinek öldüğünde her şey bitecek falciparum için. bu yüzden sıcaklıkların her zaman yüksek olduğu tropikal bölgelerden yukarı enlemlere çıkamaz falciparum sıtması.
küresel ısınmayla birlikte ortam sıcaklığının artmasının böyle bir tehlikesi de var. tropik kuşağın sınırı yukarı kaydıkça sıtma da yukarı kayacak. halk sağlığı genel müdürlüğü'ne göre ülkemizde tespit edilen vakaların hepsi import kaynak. yani dış ülkelerde sıtma bulaşıp geri dönen insanlar. bu güzel bir şey fakat sıcaklığın artmasına bağlı olarak falciparum'un üst enlemlerde kendine yer bulmasını engellemeyecek.
şu iki şeyi söylemeden geçemem:
1. sıtmanın rezervuarı insandır. yani insandan insana bulaşır (arada sivrisinek vektör var). insanların hepsini tedavi edersek teorik olarak sıtmayı bitirebiliriz.
2. sıtmanın vektörü anofel cinsi sivrisineğin dişisi (bunu fen derslerinden hatırlarsınız belki). anofel sıtma gibi sadece tropik kuşakta yaşamıyor, o çoktan yayıldı harita. eğer sıcaklık artarsa gerçekten ayvayı yeriz.
daha ileri bilgi isteyenler için 2 önerim
1. sıtma el kitabı *
2. ssdb sıtma istatistikleri
3. nature disease primers: malaria bu makale ha-ri-ka. disease primers serisi zaten çok harika bir seri fakat sıtmayı derli toplu ve güncel öğrenmek istiyorsanız mutlaka bunu okuyun (gerçi üstünden 4 yıl geçmiş)
sıtma etkeni plasmodium falciparum, diğer sıtma etkenleri arasında ortam sıcaklığına en bağımlı tür. kardeşleri plasmodium ovale ve plasmodium vivax falciparum'a kıyasla daha toleranslılar soğuklara.
falciparum sıtması, sivrisinek vücudunda döllenebilmesi ve sporozoit oluşturabilmesi için 10-18 gün boyunca 21 santigrad derece veya üstü sıcaklığa ihtiyaç duyar (vivax ve ovale için 16 dereceye kadar düşebilir bu sınır). 21 derecenin altında sıcaklıkta sivrisinek falciparum taşıyıcısısı olsa bile gametler birleşemeyecek, sivrisinek öldüğünde her şey bitecek falciparum için. bu yüzden sıcaklıkların her zaman yüksek olduğu tropikal bölgelerden yukarı enlemlere çıkamaz falciparum sıtması.
küresel ısınmayla birlikte ortam sıcaklığının artmasının böyle bir tehlikesi de var. tropik kuşağın sınırı yukarı kaydıkça sıtma da yukarı kayacak. halk sağlığı genel müdürlüğü'ne göre ülkemizde tespit edilen vakaların hepsi import kaynak. yani dış ülkelerde sıtma bulaşıp geri dönen insanlar. bu güzel bir şey fakat sıcaklığın artmasına bağlı olarak falciparum'un üst enlemlerde kendine yer bulmasını engellemeyecek.
şu iki şeyi söylemeden geçemem:
1. sıtmanın rezervuarı insandır. yani insandan insana bulaşır (arada sivrisinek vektör var). insanların hepsini tedavi edersek teorik olarak sıtmayı bitirebiliriz.
2. sıtmanın vektörü anofel cinsi sivrisineğin dişisi (bunu fen derslerinden hatırlarsınız belki). anofel sıtma gibi sadece tropik kuşakta yaşamıyor, o çoktan yayıldı harita. eğer sıcaklık artarsa gerçekten ayvayı yeriz.
daha ileri bilgi isteyenler için 2 önerim
1. sıtma el kitabı *
2. ssdb sıtma istatistikleri
3. nature disease primers: malaria bu makale ha-ri-ka. disease primers serisi zaten çok harika bir seri fakat sıtmayı derli toplu ve güncel öğrenmek istiyorsanız mutlaka bunu okuyun (gerçi üstünden 4 yıl geçmiş)
devamını gör...
bilinç dışı
aslında biliçaltı diye bir kelime yoktur. bilinç dışı diye düzeltilmesi gereken bir kelimedir. bu hata dilimize yerleşmiştir, bunu hatalı yapılan çeviriler de desteklemiştir. (bkz: bilinç dışı) bir bilinç vardır bir de bilinç dışı. bilinç altı diye bir şey mümkün değildir.
devamını gör...
gece yarısı ağlayarak soğuk bulgur pilavı yemek
üzücü durum.
her kaşıkta kursakta kalan hevesler, üzüntüler, hüzünler gözlerinin önünden geçer.
ve sen öylece, göz yaşların tabağa damlarken, bir yandan kaşıklarsın pilavı.
her kaşıkta kursakta kalan hevesler, üzüntüler, hüzünler gözlerinin önünden geçer.
ve sen öylece, göz yaşların tabağa damlarken, bir yandan kaşıklarsın pilavı.
devamını gör...
down sendromu
üsküdar belediyesi’nin down sendromlu çocuklar için gerçekleştirmiş olduğu bir proje vardır. (bkz: tebessüm kahvesi) bu kafede çalışanlar down sendromlu çocuklardan oluşur.
devamını gör...
yazarların gördüğü son absürt düş
80 yaşını aşmış, hafıza ve bunama sorunları yaşayan epeydir görmediğim mükremin amca'nın kafa sözlük yazarı olduğunu görmem. burada hayranlık uyandıran yazıları meğersem gizli gizli bunama sorunu yaşayan mükremin amca yazıyormuş, ömrüm olursa böyle çok absürtlük göreceğim inşallah.
devamını gör...
kanser hastası çocuklara yardım etkinliği
maalesef kafa sözlük renk modu güncellemesi kadar "ilgi" çekmeyen etkinlik.
devamını gör...
erken yatıp erken uyanmak
asla beceremediğim olay.
aslında sürekli uykusuzum, erken uyuyacağım deyip yatağa erkenden giriyorum ama "ya az uyursam, ya uyanamazsam, ya uykum yetmezse" diye kendimi strese sokup gözümden uyku akmasına rağmen uyuyamıyorum. tabii o ruh haliyle de uyuyunca sabaha berbat bir halde merhaba diyorum.
üzülüyorum sözlük.
aslında sürekli uykusuzum, erken uyuyacağım deyip yatağa erkenden giriyorum ama "ya az uyursam, ya uyanamazsam, ya uykum yetmezse" diye kendimi strese sokup gözümden uyku akmasına rağmen uyuyamıyorum. tabii o ruh haliyle de uyuyunca sabaha berbat bir halde merhaba diyorum.
üzülüyorum sözlük.
devamını gör...
cem karaca
bugün sen çok gençsin yavrum
hayat ümit neşe dolu
mutlu günler vaat ediyor
sana yıllar ömür boyu
ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
doğarken ağladı insan
bu son olsun bu son.
en sevdiğim şarkısıdır.
hayat ümit neşe dolu
mutlu günler vaat ediyor
sana yıllar ömür boyu
ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
doğarken ağladı insan
bu son olsun bu son.
en sevdiğim şarkısıdır.
devamını gör...
evrim ağacı
güzel şeyler yapan ama son zamanlarda çok populist, clickbait odaklı videolar ve makaleler yaptıklarını gördüğüm oluşum.
devamını gör...
türkiye’nin en iyi müzik grubu
pentagram
devamını gör...


