histrionik kişilik bozukluğu
oyuncu kişilikler olarak da adlandırılmaktadırlar. bu kişiler fazla dramatik, duygusal, etkileyici davranır. ilgi odağı olma beklentisi, baştan çıkarıcı davranma, fiziki görünümüne aşırı dikkat ve insanları kullanma, hızlı değişen duygular, gösteriş onlar için fazlasıyla ön plandadır.
aslında içlerinde kendilerinin zayıf olduğu düşüncesi yatar. dünyayla baş edebilmek için zayıf ve güçsüz olduklarını düşündüklerinden çeşitli oyunlarla (olayları dramatize etme, etkileyici davranma vb.) insanları etkilemeye ve kendilerine bağlamaya çalışırlar.
zor kişiliklerle yaşamak adlı kitapta bulunan histriyonik kişilerle baş etme yollarından önemli gördüklerimi açıklayacak olursam:
- dramatik ve aşırı durumlara karşı hazırlıklı olun: histriyonik kişiliğe sahip olduğunu anladığınız kişinin yaptıkları size garip ve saçma gelebilir fakat bu onların karakteridir, ona göre kendisi aşırıya kaçmaz veya kapris yapmaz. bu yüzden yaptıklarına sinirlenmek yerine karakterlerinin böyle olduğunu kabullenmek gerekir.
- her normal davranışından sonra ona ilgi gösterin: tüm o oyuncu davranışlarına rağmen kısa bir süre de olsa normal (bize göre) davrandığında samimi ilgi onlara iyi gelecektir.
''çoğunlukla rahatsızlık veren bir davranışı önlemenin en iyi yolu, tersi davranışları alabildiğince desteklemektir.'' (lelord and andre, 1996).
- onunla alay etmeyin: alay, kişinin benliğine zarar verir. alay edildiğini hisseden histiyonik kişilikler daha fazla ilgi çekmek için tehlikeli girişimlerde bulunabilir (intihar etmeye kadar tehlikeli bir girişim).
- çok yumuşak olmayın: çocuksu oyunlarına karşı şefkat duysanız da ani tutum değişikliklerinden dolayı sizleri oyunun bir parçası haline getirebilirler.
kaynak: lelord f., & andre c. (1996) ''zor kişilikler''le yaşamak, iletişim yayınları, pp. 91-97.
aslında içlerinde kendilerinin zayıf olduğu düşüncesi yatar. dünyayla baş edebilmek için zayıf ve güçsüz olduklarını düşündüklerinden çeşitli oyunlarla (olayları dramatize etme, etkileyici davranma vb.) insanları etkilemeye ve kendilerine bağlamaya çalışırlar.
zor kişiliklerle yaşamak adlı kitapta bulunan histriyonik kişilerle baş etme yollarından önemli gördüklerimi açıklayacak olursam:
- dramatik ve aşırı durumlara karşı hazırlıklı olun: histriyonik kişiliğe sahip olduğunu anladığınız kişinin yaptıkları size garip ve saçma gelebilir fakat bu onların karakteridir, ona göre kendisi aşırıya kaçmaz veya kapris yapmaz. bu yüzden yaptıklarına sinirlenmek yerine karakterlerinin böyle olduğunu kabullenmek gerekir.
- her normal davranışından sonra ona ilgi gösterin: tüm o oyuncu davranışlarına rağmen kısa bir süre de olsa normal (bize göre) davrandığında samimi ilgi onlara iyi gelecektir.
''çoğunlukla rahatsızlık veren bir davranışı önlemenin en iyi yolu, tersi davranışları alabildiğince desteklemektir.'' (lelord and andre, 1996).
- onunla alay etmeyin: alay, kişinin benliğine zarar verir. alay edildiğini hisseden histiyonik kişilikler daha fazla ilgi çekmek için tehlikeli girişimlerde bulunabilir (intihar etmeye kadar tehlikeli bir girişim).
- çok yumuşak olmayın: çocuksu oyunlarına karşı şefkat duysanız da ani tutum değişikliklerinden dolayı sizleri oyunun bir parçası haline getirebilirler.
kaynak: lelord f., & andre c. (1996) ''zor kişilikler''le yaşamak, iletişim yayınları, pp. 91-97.
devamını gör...
bir kedinin en güzel yeri
göbüşü tabi.
hele biraz da tombişse yürürken sarkan cinsten.
hele biraz da tombişse yürürken sarkan cinsten.
devamını gör...
hevesi kırılmak
çok pis bişi, izi bazen o kadar uzun süre üzerinizde kalıyor ki, salt hevesinizin kırıldığı konuda değil hiç bir konuda parmak oynatma isteğiniz kalmıyor.
öylece durup bakıyorsunuz.
öylece durup bakıyorsunuz.
devamını gör...
uzayda piknik
mevzu strugatski kardeşlerse ve sovyet bilim kurgu eserleri ise illa ki bir şeyler söylemek gerekir. genelde onlarla ilgili başlıklara kayıtsız kalamıyorum * özellikle bu eserleri yarattıkları dönemler, sovyetlerin artık iyice zıvanadan çıktığı ve katı politik tutumun esiri olduğu dönemler. yani içinde bulundukları mevcut durum onları daha da yaratıcı olmaya itmiş. hayal güçlerinin sınırlarını zorlamışlar. ve bunu yaparken de gerçeklikten asla kopmamışlar. strugatski kardeşler aslında neden sonuç ilişkisi demektir. hayal gücünün sınırlarını zorlamakla işe koyulmuş olmaları, insana dair gerçeklikleri es geçtikleri anlamına gelmez. bilakis durum tam tersidir. insana dair gerçek olan ne varsa ortaya dökmüşlerdir. tıpkı uzayda piknik de olduğu gibi. siz nasıl ki, gider herhangi bir yerde piknik yaparsanız ve çöplerinizi toplamazsanız, sonrasında sizden daha düşük yaşam formundaki canlılar * bu çöplere çöküyorsa, ayısı, kurdu, çakalı... hah işte uzaylıların çerine çöpüne de biz çöküyoruz. mesaj güzel. adamlar yine ince görmüşler. önlerinde saygıyla eğilip, hemen ceketimizin düğmelerini ilikliyoruz, zira bu adamların insana dair olan eleştirileri kadar muazzam eleştirileri sözde gerçekçilik denizinde yüzen hiç bir düzenbazın yaptığını görmedik. yerseniz onlar gerçekçi, strugatski kardeşler hayalperest. ama genelde yersiniz orası da ayrı nokta *
bakın bu kitapta redrick schuhart diye bir adam vardır. candır. onun iç hesaplaşmaları, şişenin dibini görmesi falan, hep sistemin baltasının sapı olan deyyuslar yüzündendir. uzayda piknik birazda andrey tarkovski ve stalker'dır. eğer strugatski kardeşler olmasaydı bu filmi izleyemeyecektiniz. evet bir uyarlama değildir ama filmin çıkış noktası uzayda pikniktir. insanoğlunun karanlık noktalarını her zaman kusursuz bir şekilde göstermiş olan strugatskilere ne kadar teşekkür etsek azdır. neyse bak yine pik yaptım yapacağım. bitirdiniz redrick gibileri yeminle.yavuz çetin abimiz ''yaşamak istemem artık'' adlı şarkısında diyor ya;
''benden bir ruhsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden bir uyumsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden hissizden bir yaratmayı
nasıl…''
hakikaten lan nasıl? okuyunuz okutunuz. pişman olmazsınız. ha aynayı bakmayı sevmiyorsanız da boş verin gitsin!
bakın bu kitapta redrick schuhart diye bir adam vardır. candır. onun iç hesaplaşmaları, şişenin dibini görmesi falan, hep sistemin baltasının sapı olan deyyuslar yüzündendir. uzayda piknik birazda andrey tarkovski ve stalker'dır. eğer strugatski kardeşler olmasaydı bu filmi izleyemeyecektiniz. evet bir uyarlama değildir ama filmin çıkış noktası uzayda pikniktir. insanoğlunun karanlık noktalarını her zaman kusursuz bir şekilde göstermiş olan strugatskilere ne kadar teşekkür etsek azdır. neyse bak yine pik yaptım yapacağım. bitirdiniz redrick gibileri yeminle.yavuz çetin abimiz ''yaşamak istemem artık'' adlı şarkısında diyor ya;
''benden bir ruhsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden bir uyumsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden hissizden bir yaratmayı
nasıl…''
hakikaten lan nasıl? okuyunuz okutunuz. pişman olmazsınız. ha aynayı bakmayı sevmiyorsanız da boş verin gitsin!
devamını gör...
ptt
posta ve kargo işleri için herhangi bir diğer kargo şirketinin, telefon işleri için herhangi bir diğer operatörün, banka işlemleri için herhangi bir diğer bankanın ve diğer bilimum alanda da olası herhangi bir muadilinin tercih edilmesinin kullanıcılarının yararına olacağı, hizmet kalitesizliğinde eşsiz kuruluş.
bir firmanın elini attığı istisnasız her iş falso olur mu? olur.
geçen biri twitter'da yazmıştı ya, "bana ptt'den bir şey yollayacak olan varsa, hangi şehirdeyseniz ben gelip elden alayım" diye. hatta tam olarak şu. görüyorum ve arttırıyorum: bana ptt'den bir şey yollayacak olan varsa direkt yollamasın. kendi kendine ayaklanıp gelme ihtimali daha yüksek çünkü.
bir firmanın elini attığı istisnasız her iş falso olur mu? olur.
geçen biri twitter'da yazmıştı ya, "bana ptt'den bir şey yollayacak olan varsa, hangi şehirdeyseniz ben gelip elden alayım" diye. hatta tam olarak şu. görüyorum ve arttırıyorum: bana ptt'den bir şey yollayacak olan varsa direkt yollamasın. kendi kendine ayaklanıp gelme ihtimali daha yüksek çünkü.
devamını gör...
ezgi mola'nın saygı duymayı it gibi öğreneceksiniz demesi
saygı duymayı bilmeyenler için "it gibi öğrenecekler" yakıştırması yaparak itlere saygısızlık etmiştir. kendisini kınıyorum.
devamını gör...
donanımhaber ölücüleri
buzulların derinliklerinde gün yüzüne çıkmayı bekleyen virüsler gibidirler her tarafta gözleri kulakları vardır benekli sırtlanların aralarında oluşturduğu dayanışma vardır nerede indirim, kampanya, etkinlik varsa affetmezler indirim için 4-5 kredi kartını takla attırmaktan imtina etmezler.
devamını gör...
racona ters
kalan son dal sigaranın alınması.
(son dalını uzatan kişi , adamdır. almayan kişi ise daha çok adamdır.)
(son dalını uzatan kişi , adamdır. almayan kişi ise daha çok adamdır.)
devamını gör...
o
başkasıdır işte.
devamını gör...
10 ocak 2021 an itibarıyla 3708 çaylak olması
son 24 saat içerisinde 27 çaylağın asalet tasdiki tamamlanmış olup sözlüğün ilk statü atlayan yazarları olmuşlardır. aynı şekilde son 24 saat içerisinde 40 tane de çaylak kaydı yapılmıştır. bu verilerle ne yaparsınız bilmiyorum.
edit: bu arada gerçekten tam 24 saattir. 10.01.2021 10:09 ile 11.01.2021 10:09 arasında tam 24 saat vardır.
edit: bu arada gerçekten tam 24 saattir. 10.01.2021 10:09 ile 11.01.2021 10:09 arasında tam 24 saat vardır.
devamını gör...
kayyım rektör atadınız demek faşist bir yaklaşım
dinime küfreden müslüman olsa bari dedirten başlık.
ulan faşistliğin kitabını baştan yazdınız zaten hırbolar
gelmiş milleti faşistlikle suçluyor.
ulan faşistliğin kitabını baştan yazdınız zaten hırbolar
gelmiş milleti faşistlikle suçluyor.
devamını gör...
ortaokullarda seçmeli satranç dersinin okutulmasına karar verilmesi
asla işe yaramayacak olan projedir. türkiye'de yaşıyoruz. derste slayttan, fil çapraz gider at l gibi gider dedikten sonra matematik kitaplarınızı açın deyip dersin kalan yarım saatinde matematik işlenir. ki zaten seçmeli dersleri öğrenciler değil öğretmenler seçer. öğrenciler sadece önüne gelen matematik fen bilimleri ve tarih işaretli kağıdı annelerine imzalatıp okul idaresine teslim ederler.
dersi seçebilen ve öğretmeni dersin hakkını veren öğrenciler de şans konusunda zirve yapan öğrencilerdir. umarım çok olur böyle çocuk ne diyeyim.
dersi seçebilen ve öğretmeni dersin hakkını veren öğrenciler de şans konusunda zirve yapan öğrencilerdir. umarım çok olur böyle çocuk ne diyeyim.
devamını gör...
sürekli akp'yi ve akp’lileri aşağılamaya çalışmak
hâlen kendi iktidarında bile mağdur edebiyatı yapan siyasal islamcı tavrı, gidin az ötede zırlayın!
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
önceki hikayeyi okumadan bunu okumamanızı tavsiye ediyorum. zira bu onun devamı niteliğinde olacak. önceki hikaye için: #454431
••
onunla görüşmüşler ama ellerine çok bir şey vermemiş adam. tehlikeli bir tipe de benzemiyormuş. boş dönmüşler anlayacağın."
bayan g bir an durup düşündü. zihninde oturmayan bir şeyler vardı. tıpkı boncuk'un da zihninde olduğu gibi... kilit kişinin kim olduğunu biliyorlardı, ikisi de o kadar çok cinayet haberi yapmış ve o kadar çok olay görmüşlerdi ki! yalnızca bir sorun kalıyordu geriye; adamı konuşturmak veyahut gerçeğe onun aracılığıyla ulaşmak.
peki, bunun için ne yapılabilirdi? o adama gitseler bile nasıl konuşturacaklardı? bayan g, düşüncelere daldığında yaptığı gibi boynunu sıvazlamaya başladı. düşün, diyordu, düşün g. hayır, esaslı bir plan gelmiyordu aklına! sonra boncuk aniden yerinden sıçradı. aklında düşünceler kol gezdiğinde böyle olurdu. heyecandan sandalyesinden düştüğü bile olmuştu!
"buldum g!" dedi heyecanla. "teknolojiden yararlanalım, nasıl örnek olacağız z kuşağına? bak şimdi; gidelim adamın evine, haberci kimliğimizi gizleyelim, polisiz, konuşup gideceğiz, diyelim. ben bir şekilde şu minnak dinleme cihazlarından bulacağım. oturduğumuz koltuğa, adamın odasındaki masaya vs. neresi denk gelirse işte, yerleştiriverelim. ne duyarsak kâr değil mi? basit ama etkili bir yöntem. böceği bulursa da bulsun canım, ne olacak?"
plan güzeldi, en azından denemeye değerdi. g'nin kalbine şimdiden bir heyecan, bir umut taht kurmuştu. uğruna işten çıkarıldığı (yalnızca işten değil, gözden de çıkarılmıştı) dosyaya yardımcı olmak, onu çözümlemek içinde tarifi imkânsız duygulara sebebiyet veriyordu. arkadaşına baktı. birbirilerine attıkları bakış aynı şeyi söylüyordu; gidelim ve yapalım! düşünceleri konuştuğundan kelimelere gerek kalmadı. boncuk getirdiklerini tekrar çantasına atarken, g, üzerini değiştirdi. alelacele evden çıktılar.
dinleme cihazını alabilecekleri bir yer bulup işlerini bitirdiler ve adamın evine doğru yola koyuldular. giderken söyleyeceklerini bir bir dizayn ettiler, her dedikleri birbiriyle uyuşmalıydı. ivedi konuların üzerinde durmaya niyetleri yoktu, hele ısrar etmek, asla istemiyorlardı. önemsizmiş gibi davranıp ona göre konuşacaklardı. boncuk, burası, deyince aynı heyecan tekrar geldi g'nin kalbine. ikisi de derin bir nefes alıp arabadan indiler. ev, geniş bir bahçeye sahip, görkemsiz ancak garip hisler uyandıran bir evdi. belki de yalnızca düşüncelerinden dolayı garip hissetmişlerdi, bilemediler.
g kapıyı çaldı. birkaç dakika sonra içerinden adım sesleri gelmeye başladı. kapı açıldığında karşılarında gayet temiz yüzlü, hafif kirli sakallı, yaşına rağmen karizmatik olan bir adam duruyordu. kibar bir ses tonuyla "merhaba?" dedi, sorarcasına. boncuk boğazını temizledi ve "merhaba," diye karşılık verdi. boncuk bir an durdu, polisiz, diyemezlerdi. kimlikleri yoktu, adam kimlik gösterilmesini isteyebilirdi. "biz buraya yakın bir eve taşındık. birçok yeri tanımıyoruz, sorup soruşturmamız icap etti ancak bazı komşularımızın bugün dışarı çıkası gelmiş." burada şuh bir kahkaha attı. samimi görünmek istediği belliydi ve bunu başarıyordu. g şaşırdı. o kadar şey planlamışlardı, ne yapıyordu bu kız? sonra anladı. arkadaşı tam bir kurnazdı.
adam da güldü. aynı ses tonuyla "öncelikle hoş geldiniz. umarım aldığınız ev size mutluluk getirir. sorunu anladım. eğer yardım edebileceğim bir şey olursa seve seve elimden geleni yaparım. dedi. o sırada devreye g girdi. onun da konuşması lazımdı. "aslında en başta bir bardak suyunuzu içsek," dedi sevecen bir tavırla. adamın birden yüz ifadesi değişti ancak çabucak toparlanıp "tabii, buyrun lütfen," dedi aynı içten ses tonuyla. şimdi evdeydiler. güzel kokan bir odada oturmuş, etrafı meraklı gözlerle seyrediyorlardı. boncuk acele davranıp koltuklardan birine böceği yapıştırıverdi. önceden birçok detayı halletmişlerdi. g getirilen suyu içti. adamla havadan sudan, evden, hatta ev fiyatlarındaki artıştan konuştular. ikisi de içlerinden "bu adam yapmaz," diyorlardı. hayatın insana neler yaptırdığından bihaberlerdi anlaşılan.
müsade isteyip ayaklandılar. girişe doğru geldiklerinde g etrafa kısaca göz attı. sade, minimal düzenlenmiş bir evdi. duvarları çok güzel bir griye boyanmış, mobilyalar ona göre seçilmişti. günlük temizliğine de dikkat ediliyordu anlaşılan. bir erkeğe göre fazla temizdi, çok fazla temiz. o sırada gözü portmantodaki ilaç kutusuna ilişti. çaktırmadan ilacın adını telefonuna kaydedip konuşulanlara odaklandı.
"lütfen bir şeye ihtiyacınız olduğunda çekinmeyin. siz güzel bayanlara yardımcı olmak gurur verici olacaktır."
bu adam neden bu kadar samimi davranıyordu? karakter yapısı mı böyleydi yoksa g'nin içini yiyip bitiren kuruntular boşuna değil miydi? kafasını sallayıp düşüncelerden kurtulmaya çalıştı. boncuk onun yerine konuşuyordu zaten. en sonunda evden çıkmayı başarmışlardı. hızlıca arabaya koşup bilgisayarı açtılar. kulaklıkları takıp ses duymayı beklediler. ne yazık ki ortamdaki tek ses hışırtı sesleriydi. daha sonra ise açılıp kapanan tahta kapı benzeri bir sesi geldi, daha sonra duyulan tek şey yine aynı hışırtılardı.
akşam olmuş, ortalık iyiden iyiye karanlığın hükmüne girmişti. boncuk'un artık eve dönmesi gerekiyordu, aynı şekilde g'nin de ancak burayı bırakmak içlerinden gelmiyordu. ya onlar yokken işe yarar şeyler olursa? riske atamazlar, şansa bırakamazlardı. g annesinden boncuk'larda kalacağına dair izin aldı. planı gereği azıcık yalan kullanmak zorunda kalmıştı. her şey hallolunca arkadaşı evine gitti. şimdi dinleme zamanıydı.
kahretsin ki yaşama yönelik tek belirti yoktu! nereye girmişti bu adam böyle? bir an başına bir şeyin gelmiş olmasından korktu. tam o sırada yeniden aynı kapının sesi geldi. kalbi yeniden heyecanla kıpırdamaya başladı.
••
yine devamı sonraya ama heyecanlı gelecek sonu. *
••
onunla görüşmüşler ama ellerine çok bir şey vermemiş adam. tehlikeli bir tipe de benzemiyormuş. boş dönmüşler anlayacağın."
bayan g bir an durup düşündü. zihninde oturmayan bir şeyler vardı. tıpkı boncuk'un da zihninde olduğu gibi... kilit kişinin kim olduğunu biliyorlardı, ikisi de o kadar çok cinayet haberi yapmış ve o kadar çok olay görmüşlerdi ki! yalnızca bir sorun kalıyordu geriye; adamı konuşturmak veyahut gerçeğe onun aracılığıyla ulaşmak.
peki, bunun için ne yapılabilirdi? o adama gitseler bile nasıl konuşturacaklardı? bayan g, düşüncelere daldığında yaptığı gibi boynunu sıvazlamaya başladı. düşün, diyordu, düşün g. hayır, esaslı bir plan gelmiyordu aklına! sonra boncuk aniden yerinden sıçradı. aklında düşünceler kol gezdiğinde böyle olurdu. heyecandan sandalyesinden düştüğü bile olmuştu!
"buldum g!" dedi heyecanla. "teknolojiden yararlanalım, nasıl örnek olacağız z kuşağına? bak şimdi; gidelim adamın evine, haberci kimliğimizi gizleyelim, polisiz, konuşup gideceğiz, diyelim. ben bir şekilde şu minnak dinleme cihazlarından bulacağım. oturduğumuz koltuğa, adamın odasındaki masaya vs. neresi denk gelirse işte, yerleştiriverelim. ne duyarsak kâr değil mi? basit ama etkili bir yöntem. böceği bulursa da bulsun canım, ne olacak?"
plan güzeldi, en azından denemeye değerdi. g'nin kalbine şimdiden bir heyecan, bir umut taht kurmuştu. uğruna işten çıkarıldığı (yalnızca işten değil, gözden de çıkarılmıştı) dosyaya yardımcı olmak, onu çözümlemek içinde tarifi imkânsız duygulara sebebiyet veriyordu. arkadaşına baktı. birbirilerine attıkları bakış aynı şeyi söylüyordu; gidelim ve yapalım! düşünceleri konuştuğundan kelimelere gerek kalmadı. boncuk getirdiklerini tekrar çantasına atarken, g, üzerini değiştirdi. alelacele evden çıktılar.
dinleme cihazını alabilecekleri bir yer bulup işlerini bitirdiler ve adamın evine doğru yola koyuldular. giderken söyleyeceklerini bir bir dizayn ettiler, her dedikleri birbiriyle uyuşmalıydı. ivedi konuların üzerinde durmaya niyetleri yoktu, hele ısrar etmek, asla istemiyorlardı. önemsizmiş gibi davranıp ona göre konuşacaklardı. boncuk, burası, deyince aynı heyecan tekrar geldi g'nin kalbine. ikisi de derin bir nefes alıp arabadan indiler. ev, geniş bir bahçeye sahip, görkemsiz ancak garip hisler uyandıran bir evdi. belki de yalnızca düşüncelerinden dolayı garip hissetmişlerdi, bilemediler.
g kapıyı çaldı. birkaç dakika sonra içerinden adım sesleri gelmeye başladı. kapı açıldığında karşılarında gayet temiz yüzlü, hafif kirli sakallı, yaşına rağmen karizmatik olan bir adam duruyordu. kibar bir ses tonuyla "merhaba?" dedi, sorarcasına. boncuk boğazını temizledi ve "merhaba," diye karşılık verdi. boncuk bir an durdu, polisiz, diyemezlerdi. kimlikleri yoktu, adam kimlik gösterilmesini isteyebilirdi. "biz buraya yakın bir eve taşındık. birçok yeri tanımıyoruz, sorup soruşturmamız icap etti ancak bazı komşularımızın bugün dışarı çıkası gelmiş." burada şuh bir kahkaha attı. samimi görünmek istediği belliydi ve bunu başarıyordu. g şaşırdı. o kadar şey planlamışlardı, ne yapıyordu bu kız? sonra anladı. arkadaşı tam bir kurnazdı.
adam da güldü. aynı ses tonuyla "öncelikle hoş geldiniz. umarım aldığınız ev size mutluluk getirir. sorunu anladım. eğer yardım edebileceğim bir şey olursa seve seve elimden geleni yaparım. dedi. o sırada devreye g girdi. onun da konuşması lazımdı. "aslında en başta bir bardak suyunuzu içsek," dedi sevecen bir tavırla. adamın birden yüz ifadesi değişti ancak çabucak toparlanıp "tabii, buyrun lütfen," dedi aynı içten ses tonuyla. şimdi evdeydiler. güzel kokan bir odada oturmuş, etrafı meraklı gözlerle seyrediyorlardı. boncuk acele davranıp koltuklardan birine böceği yapıştırıverdi. önceden birçok detayı halletmişlerdi. g getirilen suyu içti. adamla havadan sudan, evden, hatta ev fiyatlarındaki artıştan konuştular. ikisi de içlerinden "bu adam yapmaz," diyorlardı. hayatın insana neler yaptırdığından bihaberlerdi anlaşılan.
müsade isteyip ayaklandılar. girişe doğru geldiklerinde g etrafa kısaca göz attı. sade, minimal düzenlenmiş bir evdi. duvarları çok güzel bir griye boyanmış, mobilyalar ona göre seçilmişti. günlük temizliğine de dikkat ediliyordu anlaşılan. bir erkeğe göre fazla temizdi, çok fazla temiz. o sırada gözü portmantodaki ilaç kutusuna ilişti. çaktırmadan ilacın adını telefonuna kaydedip konuşulanlara odaklandı.
"lütfen bir şeye ihtiyacınız olduğunda çekinmeyin. siz güzel bayanlara yardımcı olmak gurur verici olacaktır."
bu adam neden bu kadar samimi davranıyordu? karakter yapısı mı böyleydi yoksa g'nin içini yiyip bitiren kuruntular boşuna değil miydi? kafasını sallayıp düşüncelerden kurtulmaya çalıştı. boncuk onun yerine konuşuyordu zaten. en sonunda evden çıkmayı başarmışlardı. hızlıca arabaya koşup bilgisayarı açtılar. kulaklıkları takıp ses duymayı beklediler. ne yazık ki ortamdaki tek ses hışırtı sesleriydi. daha sonra ise açılıp kapanan tahta kapı benzeri bir sesi geldi, daha sonra duyulan tek şey yine aynı hışırtılardı.
akşam olmuş, ortalık iyiden iyiye karanlığın hükmüne girmişti. boncuk'un artık eve dönmesi gerekiyordu, aynı şekilde g'nin de ancak burayı bırakmak içlerinden gelmiyordu. ya onlar yokken işe yarar şeyler olursa? riske atamazlar, şansa bırakamazlardı. g annesinden boncuk'larda kalacağına dair izin aldı. planı gereği azıcık yalan kullanmak zorunda kalmıştı. her şey hallolunca arkadaşı evine gitti. şimdi dinleme zamanıydı.
kahretsin ki yaşama yönelik tek belirti yoktu! nereye girmişti bu adam böyle? bir an başına bir şeyin gelmiş olmasından korktu. tam o sırada yeniden aynı kapının sesi geldi. kalbi yeniden heyecanla kıpırdamaya başladı.
••
yine devamı sonraya ama heyecanlı gelecek sonu. *
devamını gör...
senden çok var
nakarat kısmıyla bağımlılık yapan şarkı. peki şimdi sabahın bir körü başlıkla karşılaşıp kafamın içinde dönmeye başlaması?
biiiiir çok sıkıldım! ikiii yerim çok dar ooo senden çok var beni mi buldun şimdi çok işim var!
şıklatıyoruz efenim parmakları eveeet oturmaya mı geldik?
biiiiir çok sıkıldım! ikiii yerim çok dar ooo senden çok var beni mi buldun şimdi çok işim var!
şıklatıyoruz efenim parmakları eveeet oturmaya mı geldik?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
halen iyilik yapıyor ve merhamet edebiliyorum.
devamını gör...



