konuşacak birinin olmaması
yalnızlıktan artık kendi kendinle konuştuğun evreye geçilir. bu bi ruhsal bozukluk mudur, sanmam.
devamını gör...
san marco bazilikası
venedik san marco meydanı'nda bulunan, 5 kubbeden oluşan, bizans haç planı üzerine ayasofya esas alınarak yapılmış kilisedir. roma'ya giderken venedik'e sığınıp şehri kutsadığı düşünüldüğünden, aziz marko'nun şehrin koruyucu azizi olduğu kabul edilmiştir. azizin kemikleri venedikli tüccarlar tarafından mısır'dan kaçırılarak şehre getirilmiş ve saklanması için buraya koyulmuştur. bazilika'nın yapımı 828 yılında dükler sarayının yanında şapel olarak başlamış, daha sonra 978 yılında kapsamlı bir restorasyon geçirmiştir. 1094 yılında papa tarafından kutsanan kilise bugünkü haline ise 17. yüzyıla kadar süren eklemelerle gelmiştir.

kendi deneyimlerimden aktarmam gerekirse, ziyaret eden kişiler bazilikanın büyük bir kısmını ücretsiz olarak görebilirler. ancak bazı önemli eserleri görmek için ücret ödemek gerekiyor. mesela istanbul'dan götürülen atların orjinalleri de bu eserlerden biridir. görülmesi gereken heykel, mozaik ya da oymaların yanında benim ilgimi çeken ki sizin de ilginizi çekeceğini düşündüğüm üç eserle alakalı bilgi vermek isterim.
biliyorsunuz aziz marko'nun şehrin koruyucusu olarak benimsendiğinden tüccarlar tarafından kemiklerinin mısır'dan kaçırıldığını söylemiştik. kaçırılma olayı şöyle oluyor: venedikli tüccarlar çaldıkları kemikleri, bilerek bozulmuş domuz etlerinin içinde sandıklara koyuyorlar. müslümanlar ise hem iğrendiğinden hem de domuz eti murdar olduğundan bu sandıklara uzaktan bakıyor ama kontrol etmiyorlar. her ne kadar osmanlılardan kaçırıldığı söylense de bunun doğru olmadığı düşünülmektedir. işte bu kaçırılma olayı bazilikada mozaikler ile resmedilmiş. huzurlarınıza bırakırım.

bir diğer eser ise kopyaları bazilikanın girişinde, orjinali ise içerisindeki müzede görülebilecek istanbuldan kaçırılan 4 adet bronz at heykelidir. atların hava şartları ile bozulmaması için içeri almışlar.
atların hikayesi de şöyle; sultanahmet meydanı roma ve bizans döneminde büyük bir hipodroma ev sahipliği yapıyordu. hipodromun girişinde ise 4 adet bronz at heykeli vardı. bu heykellerin milattan önce yaşayan yunan heykeltraş lysippos'un eseri olduğu düşünülmektedir. bronz olarak bilinse de modern zamanda yapılan analizlerle heykellerin %98 bakır içerdiği saptanmıştır. işte 4. haçlı seferi ile yağmalanan istanbuldan kaçırılan bir çok eserin yanında bu heykeller de venedik'e götürülmüş ve san marco bazilikasının girişine konmuştur. daha sonra napolyon bonapart tarafından alınıp paris'e götürülse de 1815 yılında venedik'e iade edilmiştir.


istanbuldan götürülen eserlerden biri de four tetrarchs'dır (dörtlü yönetim heykeli). götürülen bu heykeldeki dört figürden birinin ayağı istanbul'dan taşınırken kırılmış olacak ki bu ayak 1960'lı yıllarda aksaray'da bir inşaat sırasında bulunmuştur. italyanlar ayağı istemiş ancak türk yetkililer. "önce siz çaldığınız heykeli iade edin." şeklinde cevap vermiştir. ayak günümüzde istanbul arkeoloji müzesi'nde sergilenmektedir. heykelin fotoğrafında olmayan ayağa ek yaptıkları görülmektedir.

kendi deneyimlerimden aktarmam gerekirse, ziyaret eden kişiler bazilikanın büyük bir kısmını ücretsiz olarak görebilirler. ancak bazı önemli eserleri görmek için ücret ödemek gerekiyor. mesela istanbul'dan götürülen atların orjinalleri de bu eserlerden biridir. görülmesi gereken heykel, mozaik ya da oymaların yanında benim ilgimi çeken ki sizin de ilginizi çekeceğini düşündüğüm üç eserle alakalı bilgi vermek isterim.
biliyorsunuz aziz marko'nun şehrin koruyucusu olarak benimsendiğinden tüccarlar tarafından kemiklerinin mısır'dan kaçırıldığını söylemiştik. kaçırılma olayı şöyle oluyor: venedikli tüccarlar çaldıkları kemikleri, bilerek bozulmuş domuz etlerinin içinde sandıklara koyuyorlar. müslümanlar ise hem iğrendiğinden hem de domuz eti murdar olduğundan bu sandıklara uzaktan bakıyor ama kontrol etmiyorlar. her ne kadar osmanlılardan kaçırıldığı söylense de bunun doğru olmadığı düşünülmektedir. işte bu kaçırılma olayı bazilikada mozaikler ile resmedilmiş. huzurlarınıza bırakırım.

bir diğer eser ise kopyaları bazilikanın girişinde, orjinali ise içerisindeki müzede görülebilecek istanbuldan kaçırılan 4 adet bronz at heykelidir. atların hava şartları ile bozulmaması için içeri almışlar.
atların hikayesi de şöyle; sultanahmet meydanı roma ve bizans döneminde büyük bir hipodroma ev sahipliği yapıyordu. hipodromun girişinde ise 4 adet bronz at heykeli vardı. bu heykellerin milattan önce yaşayan yunan heykeltraş lysippos'un eseri olduğu düşünülmektedir. bronz olarak bilinse de modern zamanda yapılan analizlerle heykellerin %98 bakır içerdiği saptanmıştır. işte 4. haçlı seferi ile yağmalanan istanbuldan kaçırılan bir çok eserin yanında bu heykeller de venedik'e götürülmüş ve san marco bazilikasının girişine konmuştur. daha sonra napolyon bonapart tarafından alınıp paris'e götürülse de 1815 yılında venedik'e iade edilmiştir.


istanbuldan götürülen eserlerden biri de four tetrarchs'dır (dörtlü yönetim heykeli). götürülen bu heykeldeki dört figürden birinin ayağı istanbul'dan taşınırken kırılmış olacak ki bu ayak 1960'lı yıllarda aksaray'da bir inşaat sırasında bulunmuştur. italyanlar ayağı istemiş ancak türk yetkililer. "önce siz çaldığınız heykeli iade edin." şeklinde cevap vermiştir. ayak günümüzde istanbul arkeoloji müzesi'nde sergilenmektedir. heykelin fotoğrafında olmayan ayağa ek yaptıkları görülmektedir.
devamını gör...
17 ekim 2021 ekrem imamoğlu diyarbakır ziyareti
ekrem imamoğlu diyarbakır’da, ahmet güneştekin isimli sözde ressamın "hafıza odası" isimli eserinin açılışında bulunmuş. ahmet güneştekin isimli soytarıya birazdan değineceğim.
sözde atatürkçü özde ise topaçtan hallice olan imamoğlu'nun yanında türk düşmanı mithat sancar ve sırrı sakık yer almış, yüzler gayet gülüyor.
sırrı sakık denilen yaratığın kardeşi şemdin sakık ise eli kanlı katil pkk'nın iki numarası olan katıksız tescilli vatan hainidir.
peki nedir bu önünde poz verdikleri hafıza odası? duvarda isimleri yazanların hepsi türk düşmanlığı ile yaşamış ve yok edilmiş kimseler. bu sergi onları temsil ediyor. atatürkçü! imamyan ise onlara eşlik ediyor bir de poz veriyor. bir belediye başkanı olarak memleketi gezmeye de başlamış, neyse mesele bu değil zaten , meseleyi size izah ettim.
gelelim bu ahmet güneştekin'e. kendisini sanatkâr zanneden ve atatürkçü geçinen kripto komünistlerin ve fikirsizlerin takip ettiği sözde davası olan! ve insanlık onurundan bahseden bir şarlatan. zamanında sergilerini göstermek için dilenmediği kapı yoktur. fetöcü fettah tamince'den de paraları cukkalayıp sergi açmışlığı da vardır.
velhasıl kelam alın size atatürkçü! belediye başkanı ve ortakları.
yanındakilerin hepsi türk düşmanı.
instagram
sözde atatürkçü özde ise topaçtan hallice olan imamoğlu'nun yanında türk düşmanı mithat sancar ve sırrı sakık yer almış, yüzler gayet gülüyor.
sırrı sakık denilen yaratığın kardeşi şemdin sakık ise eli kanlı katil pkk'nın iki numarası olan katıksız tescilli vatan hainidir.
peki nedir bu önünde poz verdikleri hafıza odası? duvarda isimleri yazanların hepsi türk düşmanlığı ile yaşamış ve yok edilmiş kimseler. bu sergi onları temsil ediyor. atatürkçü! imamyan ise onlara eşlik ediyor bir de poz veriyor. bir belediye başkanı olarak memleketi gezmeye de başlamış, neyse mesele bu değil zaten , meseleyi size izah ettim.
gelelim bu ahmet güneştekin'e. kendisini sanatkâr zanneden ve atatürkçü geçinen kripto komünistlerin ve fikirsizlerin takip ettiği sözde davası olan! ve insanlık onurundan bahseden bir şarlatan. zamanında sergilerini göstermek için dilenmediği kapı yoktur. fetöcü fettah tamince'den de paraları cukkalayıp sergi açmışlığı da vardır.
velhasıl kelam alın size atatürkçü! belediye başkanı ve ortakları.
yanındakilerin hepsi türk düşmanı.
devamını gör...
ernest hemingway
hayattaki en güzel şey; tüm kusurlarınızı bilmesine rağmen sizin hala muhteşem olduğunuzu düşünen birisinin olmasıdır. sözünün sahibidir.
devamını gör...
çaylaklardan mesaj bekleyen yazarlar veri tabanı
işin esprisi yukarıda güzelce yapılmış, hatta suyu çıkmış abartısız. *
bu nedenle ben direkt ciddili yazayım. lanet olmasın ki; her seferinde ciddili konuşmak bana düşüyor! yoldaş benim kadar ciddi değildir ya. *
tüm esprileri siz yapıyorsunuz! *
neyse, başka başlık da ağlarım.
şimdi öncelikle hoş geldiniz sevgili çaylak arkadaşlar. ben sözlüğe bir soğuk kasım günü, gececi olarak kayıt yaptırmış marslı arkadaşınız son feci mars.
eğer beni yeterince tanımak istiyorsanız; nickaltımı veya tanımlarımı okuyabilirsiniz. bir yazar en iyi böyle tanınır.
sonrasında söylemek istediğim birkaç bir şey var, söyleyip boşaltacağım dükkanın önünü. *
buradaki her yazar arkadaş gibi ben de sizlere yardımcı olmak adına çaylak yazarlardan mesaj alımımı açık bırakacağım. aklınıza gelebilecek her soruda tecrübeli bir sözlük yazarı olarak elimden geleni yaparım.
sizden şimdilik başlık açarken dikkat edilmesi gereken kurallar başlığına bakmanızı rica ediyorum. entrylerinizin sonuna nokta koymanız dileğiyle.
başka bir sorun olursa; yoldaş sizi bulur.
*
edit: imla.
bu nedenle ben direkt ciddili yazayım. lanet olmasın ki; her seferinde ciddili konuşmak bana düşüyor! yoldaş benim kadar ciddi değildir ya. *
tüm esprileri siz yapıyorsunuz! *
neyse, başka başlık da ağlarım.
şimdi öncelikle hoş geldiniz sevgili çaylak arkadaşlar. ben sözlüğe bir soğuk kasım günü, gececi olarak kayıt yaptırmış marslı arkadaşınız son feci mars.
eğer beni yeterince tanımak istiyorsanız; nickaltımı veya tanımlarımı okuyabilirsiniz. bir yazar en iyi böyle tanınır.
sonrasında söylemek istediğim birkaç bir şey var, söyleyip boşaltacağım dükkanın önünü. *
buradaki her yazar arkadaş gibi ben de sizlere yardımcı olmak adına çaylak yazarlardan mesaj alımımı açık bırakacağım. aklınıza gelebilecek her soruda tecrübeli bir sözlük yazarı olarak elimden geleni yaparım.
sizden şimdilik başlık açarken dikkat edilmesi gereken kurallar başlığına bakmanızı rica ediyorum. entrylerinizin sonuna nokta koymanız dileğiyle.
başka bir sorun olursa; yoldaş sizi bulur.
*
edit: imla.
devamını gör...
hayatından sürekli birilerinin eksilmesi
eve kapanmakla birlikte içime de kapandığım bu dönemde çevremdeki herkesin hayatımdan birer birer silindiğini fark ediyorum. belki de olması gereken budur. bilemiyorum.
devamını gör...
musicbuddy
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
benim gibi köleler için geç olan, ama başarılar diliyorum güzel olacağına eminim. olsun yaa otomatik kapanma yaparım uykuda dinlerim sabah kalkınca makinistte ne kral program yaptı hee derim duvara.(bkz: lol)
devamını gör...
isimlerin kişiliğe etkisi
ismim ceren, dümdüz bir hayvan türü. nasıl etkisi olabilir aydınlatır mısınız?
devamını gör...
26 nisan 2021 mansur yavaş'ın tam kapanma açıklaması
kıymetli ailem mi? ama ayıp artık bu kadarı. bizi de sahiplensin, bizi de ailesine alsın dediğim açıklamadır.
devamını gör...
yazarların gerildiği durumlar
bir şeyle meşgulken birinin benimle konuşmaya çalışması ya da iki kişinin aynı anda benimle konuşmaya çalışması. belli ki iki şeyi aynı anda yapamıyorum.
belki de sorunum insanların benimle konuşmaya çalışmasıdır. o kadar da değil.*
belki de sorunum insanların benimle konuşmaya çalışmasıdır. o kadar da değil.*
devamını gör...
kalender (yazar)
geçen güne kadar "özgürlük" çizgimizi pek beğendiği için moderasyon başvurusu yapan, ancak ne olduysa bir anda fikirleri 180 derece değişen, bold yazı uzmanı yazar.
edit : canım yazarlarım, kafası atan sözlüğe ya da moderasyona sarıyor.
önceden marketlerdeki kasiyerlere sarardık, pandemi yasaklar denince bu görevi moderasyon ekibi üstlendi sanıyorum.
bir yazarımız "bu zamana kadar hangi eleştiriyi haklı bulup gereğini yaptınız" demiş.
belki 55 tane tanım sayarım ama buna gerek yok. çünkü sizi asla ve kata tatmin edemeyeceğimi biliyorum(u: :()
olsun sorun değil.
son olarak, lütfen eleştirin ancak böyle ağır ithamlardan (b: emin olmadığınız sürece) kaçının.
bunun moderasyon-yazar ile alakası yok. insan olmanın bize getirdiği asgari sorumluluklar var.
edit : canım yazarlarım, kafası atan sözlüğe ya da moderasyona sarıyor.
önceden marketlerdeki kasiyerlere sarardık, pandemi yasaklar denince bu görevi moderasyon ekibi üstlendi sanıyorum.
bir yazarımız "bu zamana kadar hangi eleştiriyi haklı bulup gereğini yaptınız" demiş.
belki 55 tane tanım sayarım ama buna gerek yok. çünkü sizi asla ve kata tatmin edemeyeceğimi biliyorum(u: :()
olsun sorun değil.
son olarak, lütfen eleştirin ancak böyle ağır ithamlardan (b: emin olmadığınız sürece) kaçının.
bunun moderasyon-yazar ile alakası yok. insan olmanın bize getirdiği asgari sorumluluklar var.
devamını gör...
nedir eksik olan
haziran ayına ve hayatımın hemen her alanındaki eksikliğini hissetmeme binaen babam. her sendelediğimde yanımda destek olan, bilmediğim şeyleri sorduğumda şak diye cevap veren kanlı canlı sözlük gibiydi. eksik olan bu şu aralar.
bir de belki biraz inanç eksikliği var. onu bir aralık şey edicem.
bir de belki biraz inanç eksikliği var. onu bir aralık şey edicem.
devamını gör...
gone girl
bir david fincher şaheseridir. se7en kadar bilinmiyor, fight club kadar konuşulmuyor belki ama gone girl oldukça derin aforizmalara sahip bir eserdir. bir suç hikayesidir. hem de ne suç!
amy dunne ve nick dunne adlı karakterlerimizle beraberiz. bu ikisi evli bir çift. adam kadını aldatıyor, kadın da intikam alıyor. bunu söyleyeyim bir.
amy'nin icraatları * karşısında insanın ağzı açık kalıyor. se7en'da john doe'nun arabada olduğu sahne bi beni heyecanlandırmıştı bu kadar. bir de "what's in the box?!" kısmı. ama gone girl tüm gidişatıyla, özellikle sonuyla aşırı düşündürücü bir film. evlilik üzerine de düşünebilirsiniz mesela. insan hakkında da. keskin yorumlar yapmaktan kaçınıyorum çünkü epey oldu diyebilirim izleyeli.
ama net olarak denebilir ki bu kitapta antagonist ve protagonist yer değiştirir. okuyucu veya izleyici (kitabını da göz önünde bulunduruyorum burada.) önce birisinden nefret eder, sonra ötekisinden. sonra tam tersi olur durum. asıl sorunlu karakteri de böylelikle görüyoruz.
kısmen güzel bir teması var. izlenebilir. ben kitabını okumadım ve okumayı da düşünmüyorum çünkü kalın denebilir... 432 sayfa diyor google. eh, kalın tabii. onu okuyacağıma 100 sayfalık şaheserleri okurum. hem polisiye roman okuyasım da yok. ama okumak isteyen olursa anlarım çünkü gone girl epey mantıklı bir senaryoya sahip.
filmin girişi şu şekilde: when i think of my wife, i always think of the back of her head. i picture cracking her lovely skull, unspooling her brain, trying to get answers. the primal questions of a marriage: what are you thinking?
açıkçası sahneyi hatırlayınca tüylerim diken diken oluyor... çünkü bu sözler son derece derin sözler esasında. ne düşünüyor insanlar? bu soruya cevap verebilecek bir gücümüz, bilimimiz olsa veyahut bir başka imkanımız, o zaman zaten her şey çözülürdü. hiçbir dert kalmazdı. ama hayat bu. hayatın ta kendisi. elden bir şey gelmez, yapılacak şey, her zaman tetikte olmaktır. evliliklerde de böyledir bu. insan tetikte kalmalıdır. içten içe en azından. ve bu içten içe tetikte kalma durumu mevcut olmasa dahi insan evrimine işlemiştir.
söyleyeceklerim aşağı yukarı bu kadar işte... akışta gördüm diye yazdım bi hevesle.
amy dunne ve nick dunne adlı karakterlerimizle beraberiz. bu ikisi evli bir çift. adam kadını aldatıyor, kadın da intikam alıyor. bunu söyleyeyim bir.
amy'nin icraatları * karşısında insanın ağzı açık kalıyor. se7en'da john doe'nun arabada olduğu sahne bi beni heyecanlandırmıştı bu kadar. bir de "what's in the box?!" kısmı. ama gone girl tüm gidişatıyla, özellikle sonuyla aşırı düşündürücü bir film. evlilik üzerine de düşünebilirsiniz mesela. insan hakkında da. keskin yorumlar yapmaktan kaçınıyorum çünkü epey oldu diyebilirim izleyeli.
ama net olarak denebilir ki bu kitapta antagonist ve protagonist yer değiştirir. okuyucu veya izleyici (kitabını da göz önünde bulunduruyorum burada.) önce birisinden nefret eder, sonra ötekisinden. sonra tam tersi olur durum. asıl sorunlu karakteri de böylelikle görüyoruz.
kısmen güzel bir teması var. izlenebilir. ben kitabını okumadım ve okumayı da düşünmüyorum çünkü kalın denebilir... 432 sayfa diyor google. eh, kalın tabii. onu okuyacağıma 100 sayfalık şaheserleri okurum. hem polisiye roman okuyasım da yok. ama okumak isteyen olursa anlarım çünkü gone girl epey mantıklı bir senaryoya sahip.
filmin girişi şu şekilde: when i think of my wife, i always think of the back of her head. i picture cracking her lovely skull, unspooling her brain, trying to get answers. the primal questions of a marriage: what are you thinking?
açıkçası sahneyi hatırlayınca tüylerim diken diken oluyor... çünkü bu sözler son derece derin sözler esasında. ne düşünüyor insanlar? bu soruya cevap verebilecek bir gücümüz, bilimimiz olsa veyahut bir başka imkanımız, o zaman zaten her şey çözülürdü. hiçbir dert kalmazdı. ama hayat bu. hayatın ta kendisi. elden bir şey gelmez, yapılacak şey, her zaman tetikte olmaktır. evliliklerde de böyledir bu. insan tetikte kalmalıdır. içten içe en azından. ve bu içten içe tetikte kalma durumu mevcut olmasa dahi insan evrimine işlemiştir.
söyleyeceklerim aşağı yukarı bu kadar işte... akışta gördüm diye yazdım bi hevesle.
devamını gör...
portishead
sour times isminde bir başyapıtları vardır. zaten sour times'ın da bulunduğu dummy albümü; roads olsun, wandering star olsun, mysterons olsun, ya da efendime söyleyeyim glory box olsun, sanat eserinin sözlük anlamıdır. öyle güzel, öyle tatlıdır.
devamını gör...
rock hudson
önce kısaca anlatalım sonra da türkiye ile olan alakasına bakalım:
1925-1985 tarihleri arasında yaşamış, yakışıklılığı sebebiyle tüm kadınların sevgilisi olmuş bir aktördür. sinemada doris day ile iyi bir ikili olmuşlardır. ancak tüm kadınların hayran olduğu rock hudson eşcinseldir ve bunu uzun bir süre saklamak zorunda kalmıştır, başından eşcinselliğini gizlemek için bir evlilik dahi geçmiş ama kısa sürmüştür.
daha sonra aids e yakalanmış, bunun üzerine eşcinsel olduğunu açıklamak zorunda kalınca tüm dünyanın ağzı açık kalmıştır .2 ekim 1985 de öldüğünde filmlerde birlikte oynadığı rol arkadaşı doris day başucundadır ve son görüşmelerini şöyle anlatır: "çok zayıflamıştı. hatta erimişti. eşcinsel olduğuna hala inanamıyordum. ustaca saklamıştı bizlerden. ellerini omuzuma koydu ‘özür dilerim doris. ama ölüyorum işte’ dedi."
gençlik fotoğrafı ve aidse yakalandıktan sonraki hali şöyle.
geldik türkiye ile olan ilişkisine yani "rock hudson'a benziyorsun" cinayetine:
yaşı yetenler belki olayı hatırlayacaktır. 9 ocak 1995 de 3 arkadaşın oturduğu içki masasından 2 ceset çıkmıştır. konu ile ilgili video :
not: homofobik değilim, tanımdan yanlış manalar çıkartılmasın lütfen.
1925-1985 tarihleri arasında yaşamış, yakışıklılığı sebebiyle tüm kadınların sevgilisi olmuş bir aktördür. sinemada doris day ile iyi bir ikili olmuşlardır. ancak tüm kadınların hayran olduğu rock hudson eşcinseldir ve bunu uzun bir süre saklamak zorunda kalmıştır, başından eşcinselliğini gizlemek için bir evlilik dahi geçmiş ama kısa sürmüştür.
daha sonra aids e yakalanmış, bunun üzerine eşcinsel olduğunu açıklamak zorunda kalınca tüm dünyanın ağzı açık kalmıştır .2 ekim 1985 de öldüğünde filmlerde birlikte oynadığı rol arkadaşı doris day başucundadır ve son görüşmelerini şöyle anlatır: "çok zayıflamıştı. hatta erimişti. eşcinsel olduğuna hala inanamıyordum. ustaca saklamıştı bizlerden. ellerini omuzuma koydu ‘özür dilerim doris. ama ölüyorum işte’ dedi."
gençlik fotoğrafı ve aidse yakalandıktan sonraki hali şöyle.
geldik türkiye ile olan ilişkisine yani "rock hudson'a benziyorsun" cinayetine:
yaşı yetenler belki olayı hatırlayacaktır. 9 ocak 1995 de 3 arkadaşın oturduğu içki masasından 2 ceset çıkmıştır. konu ile ilgili video :
not: homofobik değilim, tanımdan yanlış manalar çıkartılmasın lütfen.
devamını gör...
yemek yapabilen erkek
bir erkeği çekici ve tatlı kılan nadir anlardan biridir.
kendi boğazı için mecburen yemek yapmayı öğrenmiş veyahut mutfağa ilgisi olduğundan dolayı da yemek yapabilir. kendini geliştiren ve "armut piş ağzıma düş"sözünü rendeleyip, içine sevgisini, zeytinyağı ve kekik,tercihe bağlı sarımsak ile harmanlanmış fırın yemeği tadı kadar büyüleyicidir.
şayet arda türkmen izlerken mest olan bir yazarınız olarak, az da olsa yemek yapmaya devam edip, neslinizi elinizi doğrama yaparken bıçaktan korur gibi koruyun erkekler.
kendi boğazı için mecburen yemek yapmayı öğrenmiş veyahut mutfağa ilgisi olduğundan dolayı da yemek yapabilir. kendini geliştiren ve "armut piş ağzıma düş"sözünü rendeleyip, içine sevgisini, zeytinyağı ve kekik,tercihe bağlı sarımsak ile harmanlanmış fırın yemeği tadı kadar büyüleyicidir.
şayet arda türkmen izlerken mest olan bir yazarınız olarak, az da olsa yemek yapmaya devam edip, neslinizi elinizi doğrama yaparken bıçaktan korur gibi koruyun erkekler.
devamını gör...


