ahlat
bitlis'in van gölü kıyısındaki tarihi bir ilçesi. türk ve islam tarihi açısından önemli eserler barındırır. yetiştirdiği kültürel ve bilimsel değerlerinden dolayı kubbet-ül islam adıyla anılan dünyadaki üç kentten biridir (diğerleri ise buhara ve belh). anadolu'daki orhun kitabeleri olarak tanımlanan selçuklu mezarları önemli bir kültürel ögesidir. selçukluların torunları bugün hala bu ilçede 'türkmenler' olarak yaşamaktadırlar.
devamını gör...
bohemian rhapsody
farklılığı, marjinalliği, nadirliği ve eleştirel tavrı, içindeki yoğun hüzün ile direkt ilintili olan queen parçası.
mama,
i don't want to die,
i sometimes wish i'd never been born at all.
mama,
i don't want to die,
i sometimes wish i'd never been born at all.
devamını gör...
içini kendi nickaltına dökmek
devamını gör...
kahve adı altında saçma sapan şey içen insanlar
kahve kokusu olsa çamur bile içerim, diyecek kadar kahve bağımlısıydım, ofisteki kahve makinesine kahve diye aldıkları şeyi içene kadar. bir içen bir daha içemiyor öyle bir tat. bitince insanın içebileceği bir kahve alacaklar ama kimse içmediği için aylardır bitmiyor. lütfen kahve adı altında saçma sapan şey içen insanlar beni bulsun. elimde 10 paket kahve adı altında saçma sapan şey var.
devamını gör...
27 mart 2021 normal sözlük'ün çökmesi
telefonumda başka uygulamalar olduğunu hatırladım o süre içinde. tüm arkadaşlarım evlenmiş, iş güç sahibi olmuşlar.
devamını gör...
ebeveynlerin kabullenemedikleri gerçekler
çocuklarının kendilerinden bağımsız bir birey olduğu gerçeği.
devamını gör...
kağıt kebabı
antakya/hatay yöresinin tepsi kebabı ile birlikte meşhur kebabıdır. tepsi kebabından farkı kuru olmasıdır.
anlık olarak:
anlık olarak:
devamını gör...
sözlük radyosunun yayına başlaması
radyoyu açtım, kafa sözlük'te geziyorum, güzel aktivite.
devamını gör...
türk insanının beceremediği şeyler
devamını gör...
martin eden
hikayesinde emek, idealler, hayaller ve sınıf farkı arasında aşka tutulan, ulaştığı hayallerinin sonunda; işçi sınıfından yazarlığa geçen martin'in romanıdır. tesadüfen bir kavganın ortasında kardeşini kurtardığı ruth denen lanet kadına olan aşkının onu sürüklediği bunalım ve aslında ulaşabileceği her şeye sahip olmanın verdiği o mutsuzluk, daha doğrusu karşısına çıkan iki yüzlülüğü hazmedememe hali, sevgili martin'in sonuna neden olmuştur, halen okumadıysanız mutlaka okuyunuz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından yarım kalmış öyküler
tıkanıklık
hikayenin başlangıcını bir kadınla birlikte yakalamanın anlamsızlığı içinde debelenen yazarın dramı kimseyi ilgilendirmiyordu aslında ama
kendi halinde bir kadın ve bir adamın öyküsünü anlatma derdindeki yazar masanın başına oturmuş gözleri dışarıda devam ediyordu işte yazmaya.
başının üzerindeki rafta duran heykellerden biri gülümsedi.
bu sahneye oldukça alışıktı heykel ve birazdan üzerine konacak sineği nasıl kovacağını bilmiyordu.
yazar evet masasının başında oturuyordu. elleri klavyenin üzerinde akıp giderken tasvir etmeye çalıştığı kadının görüntüsü birden zihninden kayboldu.
boşluk içerisinde adamı aradı ama onu da bulamadı.
tıkanıklık dedi ve masasından kalktı.
bu da ilk defa olmuyordu ve üzerindeki rafta duran heykelin üzerindeki sineği diğer heykel nefretle izledi. heykeller böyleydi. bazı insanlar gibi. dokunamadıkları güzelliklere dokunan başka varlıkları gördüklerinde nefret hissederlerdi.
yazar koridordan geçti, mutfağın lambasını yaktı ve bir kahve hazırlamaya başladı.
hala zihninde kadın ve erkek yoktu. e nasıl tasvir edecekti. nasıl bitirebilecekti hikayeyi. bir yazarın canlandırma ve hayal gücüne vurulan darbe nereden geliyordu.
siyah kahve içine atılan iki beyaz şeker eridi ve yazar masasına geri döndü.
çok özellikli bir masa değildi. siyaha boyanmış, üzerinde kimi yerlerde çatlaklar bulunan yüzeyde bilgisayarın klavyesi ve ekran haricinde pek bir şey yoktu.
eskiden olsa bir sürü kağıt olurdu. ama yazar kağıtları bırakmıştı uzun zaman önce.
belki de tıkanıklığın sebebi bu diye düşündü birden.
masanın sağ tarafındaki üç çekmeceden ikincisini açtı ve birkaç tane kağıt ile kurşun kalemini çıkardı.
seneler önce yaptığı bir alıştırma geldi aklına.
bilincinin akmasıyla kelimeler yazacaktı alt alta. ve içlerinden beş tanesini seçerek öyküsünden biraz uzaklaşarak yazmaya çalışacaktı.
saatini kurdu ve yazmaya başladı.
hikayenin başlangıcını bir kadınla birlikte yakalamanın anlamsızlığı içinde debelenen yazarın dramı kimseyi ilgilendirmiyordu aslında ama
kendi halinde bir kadın ve bir adamın öyküsünü anlatma derdindeki yazar masanın başına oturmuş gözleri dışarıda devam ediyordu işte yazmaya.
başının üzerindeki rafta duran heykellerden biri gülümsedi.
bu sahneye oldukça alışıktı heykel ve birazdan üzerine konacak sineği nasıl kovacağını bilmiyordu.
yazar evet masasının başında oturuyordu. elleri klavyenin üzerinde akıp giderken tasvir etmeye çalıştığı kadının görüntüsü birden zihninden kayboldu.
boşluk içerisinde adamı aradı ama onu da bulamadı.
tıkanıklık dedi ve masasından kalktı.
bu da ilk defa olmuyordu ve üzerindeki rafta duran heykelin üzerindeki sineği diğer heykel nefretle izledi. heykeller böyleydi. bazı insanlar gibi. dokunamadıkları güzelliklere dokunan başka varlıkları gördüklerinde nefret hissederlerdi.
yazar koridordan geçti, mutfağın lambasını yaktı ve bir kahve hazırlamaya başladı.
hala zihninde kadın ve erkek yoktu. e nasıl tasvir edecekti. nasıl bitirebilecekti hikayeyi. bir yazarın canlandırma ve hayal gücüne vurulan darbe nereden geliyordu.
siyah kahve içine atılan iki beyaz şeker eridi ve yazar masasına geri döndü.
çok özellikli bir masa değildi. siyaha boyanmış, üzerinde kimi yerlerde çatlaklar bulunan yüzeyde bilgisayarın klavyesi ve ekran haricinde pek bir şey yoktu.
eskiden olsa bir sürü kağıt olurdu. ama yazar kağıtları bırakmıştı uzun zaman önce.
belki de tıkanıklığın sebebi bu diye düşündü birden.
masanın sağ tarafındaki üç çekmeceden ikincisini açtı ve birkaç tane kağıt ile kurşun kalemini çıkardı.
seneler önce yaptığı bir alıştırma geldi aklına.
bilincinin akmasıyla kelimeler yazacaktı alt alta. ve içlerinden beş tanesini seçerek öyküsünden biraz uzaklaşarak yazmaya çalışacaktı.
saatini kurdu ve yazmaya başladı.
devamını gör...
ananas
çok güzel bir meyvedir ama ülkemizde oldukça pahalıdır.
ayrıca 'pazarda ananasaldırdım' esprisinin de muhattabıdır.
ayrıca 'pazarda ananasaldırdım' esprisinin de muhattabıdır.
devamını gör...
içinde istanbul geçen şarkı
devamını gör...
sözlük z kuşağından ibaret olsaydı girilecek başlıklar
ancak z kuşağından olmayan birilerinin yazabileceği başlık isimlerini barındıran başlık. saçma ve sığ bir genelleme olmuş. gördüğüm kadarıyla sözlükte çok büyük oranda z kuşağı üyesi var zaten. böyle başlıklar görüyor musunuz sol frame'de? hayır. e o zaman?
devamını gör...
spontane radyo yayını
merhabalar kafa sözlük ailesi. ani gelişen osasuna atakları neticesinde robnaja hanımefendi ile gerçekleştirdiğimiz hızlı tiki-takalar sonucu olarak bir anda kendimizi kalenin önünde bulduk ve bu akşam itibariyle sizlerle birlikte bunu gole çevirmeyi planlıyoruz. gelin yayınımızı hep beraber yapalım ki hakime isyan edip “bu da mı gol değil be” diyen sadri alışık gibi kalmayalım, birlikte atalım golümüzü pazartesi sendromuna, ne dersiniz?
devamını gör...
in my mind
ne zaman hayata dair radikal değişimlere gitme düşünceleri veya birtakım keşkeler aklımdan geçse yahut birilerinin bu tip girişimlerini görsem kafamda çalmaya başlayan amanda palmer şarkısı.
"fuck yes, i am exactly the person that i want to be."
"fuck yes, i am exactly the person that i want to be."
devamını gör...
nordik ülkeleri
kuzey avrupa'daki ülkelerin oluşturduğu bir coğrafyadır. genellikle danimarka, finlandiya, isveç ve norveç nordik ülkeleri olarak anılsalar da izlanda, faroe adaları, aland adaları ve grönland da bu ülkeler arasında yer alır.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük. bugün evden işe poğaça getiren birtakımlarinin varoş dediği kadınlardan oldum. pek güzel yapmışım. bu yazi löp löp yani löpölöp * olmadan bitirmeyi kendime, güzel bir gün geçirmenizi de size temenni ederim.
devamını gör...
