yunan mitolojisinde tanrıların babası olarak kabul edilen zeus aynı zaman da titan kronos'un ve eşi rhea'nın en küçük çocuğu ve oğludur.
devamını gör...

pilav üstü salata ise kaşık,yoksa çatal.
devamını gör...

insanlığın etik sebebiyle büyük bir tartışma konusu olarak daima gündem olan klonlama üzerine kurulu bir dizi. toplam 5 sezon . bugün okuduğum bir habere göre dizinin devamı niteliğinde bir dizin çekimlerine başlanmış.
ana karakter sarah sereseri diyebileceğimiz biri bir kızı ve berbat bir ilişkisi var. birde can yoldaşı felix var .

bir diğer karakterler;
alison o ise tam bir banliyö annesi iki çocuğu ve mutlu bir evliliği var.

cosima klonların beyni . lezbiyen feminist dalgalı ilişkileri olan başarılı bir bilim insani.

beth klonların koruyucusu düzenli bir ilişkisi ve hayatı olan polis. ama beth daha ilk bölümde klon meselesiyle baş edemeyip intihar ediyor . dizi beth in intiharı ve sarah in onun yerine geçmesiyle başlıyor.

helena zor şartlarda büyümüş bir ajan gibi eğitilmiş şizofreni klonumuz. canımdır.

rachel klon olduğunu bilerek büyümüş tek klon diğer klonlarla arası hiç iyi değil. *

dizide daha pek çok klon var ve hepsinin kendine has karakteri var. dizinin ilerleyişinde yer alan ana klonlar yukarıda . ayni genetiğe sahip olmalarına rağmen bu kadar farklı olmaları...

dizide leda ve casper olmak üzere iki klon serisi var ledalar kızlar casperler erkekler. dizi sürükleyici ama olayları baya derinleştirimisler diyebilirim. yani tam klonlama işinin arkasındaki adamı buldular diyorsun onunda arkasında biri çıkıyor ama bu yönünü seviyorum .
*fragman

benim çok severek izlediğim 10/10 diyeceğim bir dizi . herkes bu kadar beğenmez büyük ihtimalle . benim genetiğe olan ilgimde bunda etkili tabii. : )
devamını gör...

12 ocak 1876 doğumlu amerikalı çok sevdiğim bir yazardır kendisi. martin eden, vahşetin çağrısı, beyaz diş vb. eserleriyle bilinse de elliden fazla kitap sığdırmıştır o kısa ömrüne. kısa ömrü diyorum çünkü daha 8 yaşındayken gazete satarak çalışmaya başlıyor. 14-15 yaşlarından başlayarak ömrünün sonuna kadar aşırı alkol ve tütün kullanıyor. 17-18 yaşlarında ise edebi çalışmalarını sürdürebilmek için günde 5 saat uyumaya başlıyor. zaten bir konuşmasında ''ben çocukluk nedir bilmedim'' diyor. tabii yaşadıkları da göz önünde bulundurulursa belki de bedeni güçsüz düşüyor. aslında martin eden'ı okuyanlar bilir, otobiyografik bir eserdi martin eden ve tam da martin gibi bir hayat sürüyor. daha doğrusu martin, jack london gibi bir hayat sürüyor.

asla pes etmeyen, tüm güçlüklere dört elle sarılan, belki biraz serseri ama çok çalışkan, hayatı dolu dolu geçirmeye çalışan ilham alınacak biri jack london. ne yazık ki diğer birçok önemli şahsiyetler gibi kendisini de erken yaşta kaybetmiş olmak bizler için büyük eksiklik.


toz olmaktansa, küle dönmeyi tercih ederim. olduğu yerde mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan ve ışıldayarak sönen bir göktaşı olmak isterim.
devamını gör...

guzel bir insan.
devamını gör...

herkes gidiyor anasını satayım bu ne ya. bebeğim, aşkom benim.* nerelere gittin?

neden herkes teker teker gidiyor abi? içim doldu lan, içim doldu. geçen de mellisho gitmişti sanki.. delirtmeyin abi insanı. şurada takılıyoz işte ya.

gerçi gitmekte özgürsünüz tabi hahaa. isyanım size değil aslında. hayat böyle. hayat, tükenmek üzere var. iyisi de kötüsü de tükeniyor.

neyse felsefeye bağlamadan keselim, kestik.
devamını gör...

bugün itibari ile adım attığım yaş. güzel gel gözünü seveyim.
devamını gör...

pagan müziğin en güzel örneklerinden biridir. gecenin çocukları; kurtların serenatları, muzip cadıların kıkırdamaları, çokça neşeli bir mistik müzik şöleni... arp ve flüt ile keltlerin diyarından; acem, hint diyarlarının otantik enstürmanlarına kadar yelpazesi geniş bir müzik topluluğu...


fee ra huri


wytches’ brew
devamını gör...

memleket hasreti ile yanan,kavrulan kişi "vallahi apo'yu özledik" demez. pkk bayrağı önünde konser vermez. ama işte ılık ve romantik solculuk bunu gerektirir. ve yine bu bizim ılık ve romantik solcularımız tarafından büyük sanatçı olduğu iddia edilen keko.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
elhamdülillah.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dükkânına girdiğim de son gün çok hastalandığı için yıkayamadığı bıraktığı 'yarın yıkarım hanım' dediği çay bardaklarıdır.

sandalyenin üzerine çıkardığı askıya bile asamadığı yağlı tulumlarıdır.

eve girdiğim de her gün oturduğu köşesidir. boştur orası hala sıcak mıdır acaba diye elinle bir yoklarsın kimseye çaktırmadan. duyguların yumru yumru olur boğazına dizilir.

ayakkabılarını görürsün kapının kenarında, onlardır.

ilaçları durur mutfak masasının üstünde yığınla, onlardır.

rehberinde ilk sırada telefon numarası çıkar 'baba candır' diye. telefon numarasıdır. kapatmaya gittiğinde ellerine uzattığın ölüm belgesidir.

nüfus kağıdıdır kaybettiğin hastanede hemşire hanımın aldığı. fotoğrafı kalmıştır galerinde sadece.

hastane koridorlarında 'baba' diye feryat eden abilerin, ablalarındır...

onun son kez dokunduğu kapı, son kez kokladığı çiçek, son kez başını koyduğu yastıktır.

ona ait onu hatırlatan ne varsa o dur.

son bakış, son gülüş, son çırpınıştır...
devamını gör...

böyleleri çalışırken kendi işsizliğimi sorgulatan başlık.
devamını gör...


yüksek öğretim kurulu (yök), galatasaray üniversitesi'ndeki fransa vatandaşı akademisyenlerin oturma ve çalışma izinlerinin yenilenmesi için "b2 düzeyinde türkçe" şartı koydu. bu şartı sağlamayan akademisyenlerin vizelerinin henüz yenilenmediği öğrenildi.

bbc türkçe'nin yök yetkililerinden edindiği bilgiye göre bu karar, "fransa'daki üniversitelere ve ortaöğretim kurumlarına gönderilen türkçe okutmanları ve din görevlilerinden b2 düzeyinde fransızca istenmesi" sonucu alındı. haberin devamı için: www.bbc.com/turkce/haberler...

bunu gerçekten bir misilleme olarak görüp, haklı bulacak olan insanlar var üzüldüğüm kısım açıkçası bu. gsü gerek hocaları gerek verdiği eğitim açısından bu ülkenin en saygın üniversitelerinden biridir. bir kaç fakülte haricinde eğitim zaten %90 fransızca olarak veriliyor, öğretim görevlilerinin ek olarak b2 seviyesinde bir türkçe'ye ihtiyaçları açıkçası yok. zaten gsü'de okumuş olanlar bilir iyi bir ingilizceniz yoksa zaten pek bir şey yapamazsınız ve eğitim hayatınız boyunca ingilizce-fransızca arasında dönüp durursunuz. bu yapılan koca bir eğitim kurumunu hiç etmek, başka bir şey değil. burada eğitim veren hocaların büyük çoğunluğu işini en iyi şekilde yapan ve yıllarca bu ülkede ikamet etmiş olan insanlar. bu alınan karar yalnızca frankofon öğretim görevlilerini değil, burada verilen eğitim için bu üniversiteyi tercih etmiş öğrencilerin de zararına.

mütekabiliyet esası adı altında türkiyenin en saygın üniversitelerinden birini itibarsızlıştırmak için atılan saçma sapan bir adım yalnızca. fransa'nın elco programını durdurup eile programına geçmesi karşısında atılmış bir adımmış sözde. galatasaray üniversitesi uluslararası bir andlaşma ile kurulmuştur ve açıkça verilen bu karar andlaşmanın ihlal edilmesine kadar gider. burada anlaşılması gereken nokta andlaşmanın 9.maddesinde belirtildiği üzere; "kurumda görev alacak fransız uzman ve yetkililer, türk hükümetinin onayından sonra fransız hükümeti tarafından atanır. bunlar teknik ve bilimsel işbirliği anlaşmasının 7 inci maddesi ile 29 ekim 1968 tarihinde teati edilen mektupların hükümlerinden yararlanırlar ve kuruma, içeriği eşit temsilli komite’de belirlenecek olan sözleşmelerle bağlanırlar. disiplin hususundaki önlemler ise, başkan ile fransız başkan yardımcısının mutabakatı ile alınır."

türkiye belirtildiği üzere onay vermiş olduğu eğitmenleri alenen ani bir karar ile sınırlandırıp çalışamaz duruma getiriyor. bunu mütekabiliyet esası altında pazarlamak saçmalığın dik alası.

yine başka bir iddiaya göre:
fransız rektör yardımcısı 5 şubat tarihli e-postada “şu an öğrendim ki yök gsü’de düzenlenen dil sınavlarından tatmin olmayıp yunus emre enstitüsü’nden verilen bir sertifika talep ediyor.” şeklinde uyarıyor.
devamını gör...

annem bitter çikolata diyemiyor bifter diyor.çok gülerdik.kardeşim bir gün bakkala;bifter çikolata istiyorum demişti.
devamını gör...

herhangi bir kadın öldürülmesin bizim için yeterli.
devamını gör...

"bazen sadece yorgun oluyor insan, ne küs, ne yalnız, ne de aşık..."

bazen öyle bir an gelir ki alışırsın her duyguya ve tekrar aynı şeyi yaşasan bile garipseyemiyorsun, şaşırmıyorsun çünkü o an bunu anlarsın tekrardan "herkes her şeyi yapabilir." o yüzdendir ki tanışma faslındaki soğukluk sonra güvenme ardından tekrardan ihanete uğramak... bu bir döngü ve tekrar hatırına gelir o cümle "ne çok güven, ne de güvensizlik hissi ver." güven, öyle bir şey çünkü bir kere yıkıldı mı tekrardan eski hislerinle duramıyorsun orada ve hep şüphe içindedir kalbin, zihnin ve gözlerin...
o an atan kalbin, bir türlü zihninden çıkmayan o an ve o anı gören gözlerin... alıştığını hissedersin küslüğe, herkesten uzaklaştığın anda ki yalnızlığına ve hiç olmayacak bir sevda uğruna olan çırpınışlarına... ve anlarsın ki insan sadece bedenen değil de ruhen de yorgun olabiliyormuş, hiçbir şey yapmazken çok şey yaptığını hisseder insan, gözler hep yorgun, zihin hep karışık, ve kalp yaralı...
sonra şu söz gelir aklına "bazen sadece yorgun oluyor insan, ne küs, ne yalnız, ne de aşık..."
sadece olanlara yorgun ve olacaklara hissiz...
devamını gör...

bu mesele bir kaç boyutta işlenmesi gereken bir meseledir.

eşcinsellik fıtri midir? değil midir?
yani yaradılıştan mı kaynaklanıyor, yoksa sonradan edinilen bir şey midir?

islami kaynaklar, eşcinselliğin fıtri olmadığını söylüyor.

batılı bilim insanları ise, eşcinselliğin fıtri olduğunu savunuyor.

islam eşcinselliğin fıtri olmamasını şöyle yorumluyor;

erkeğin biyolojik yapısı, etken bir yaradılış ile dizayn edilmiştir. kadının ise edilgen bir yaradılış ile dizayn edilmiştir. yaradılış gereği etken olanın; edilgen olana, edilgen olanın; etken olana çekim duyması normaldir.

etken olanın; etken olana çekim duyması, edilgen olanın; edilgen olana çekim duyması ise fıtrata terstir.


bilim ise; eşcinselliği psikolojik açıdan ele alıyor.

diyor ki; bir kadın hormonel çekim yasası gereği, başka bir kadını arzulayabilir. bir erkek de, hormonel çekim yasası gereği başka bir erkeği arzulayabilir. bu normal karşılanması gereken bir olgudur diyor.

gelelim bu konu hakkında kişisel fikrime;

biyolojik yaradılış insanın kontrolünde olan bir şey değildir. insanın bunu değiştirmeye gücü yetmez. yani erkek olarak dünyaya geldiyseniz; erkeksinizdir. biyolojik yapınız etken olmaya daha elverişlidir. kadın olarak dünyaya geldi iseniz; kadınsınızdır. biyolojik yapınız edilgen olmaya elverişlidir.

hormonel açıdan insanın kendini frenlemesi ise mümkündür. bilindiği üzere; her insanda östrojen* ve testosteron* mevcuttur. erkekte; testosteron daha fazla, östrojen ise daha azdır. kadında ise; tam tersi östrojen fazla testosteron daha azdır.

asıl sorulması gereken soru şudur;

östrojen miktarı veya testosteron miktarı doğduğumuzdan itibaren değişiklik gösteriyor mu? yani testosteron ve östrojen dengesi, dış etkenlere bağlı mıdır? değil midir?

birçok bilimsel veri; östrojen ve testosteron seviyesinin dış etkenlere bağlı olduğunu kanıtlamış durumdadır. daha doğar doğmaz östrojen ve testosteron seviyemiz, vücudumuzun diğer organları gibi değişmeye ve gelişmeye elverişlidir.

nitekim hz muhammed(saa) şöyle buyuruyor;

"erkek çocuklarınızı erkek gibi giydirin. erkeklerin olduğu ortamda büyümelerine dikkat edin. kız çocuklarınızı ise kadınlar gibi giydirin. kadınların olduğu ortamda büyümelerine dikkat edin. "

bu hadis, ilginç bir hadistir. dikkat edilirse; çocuk yaşta bir yönlendirme söz konusu edilmiştir. peki neden?

çünkü;
çocuk, kendi gibi olan hemcinsinin yanında doğal yaşama daha kolay uyum sağlayacaktır.

bu gözle görünmeyen bir metodun ilk meyvelerindendir.

aynı durum kız çocukları içinde geçerlidir.

başka bir yerde;

"kendini erkeğe benzeten kadına, kendini kadına benzeten erkeğe allah lanet etsin!" buyurmuştur.

dikkat edilirse, birinci hadiste tavsiye söz konusu iken; ikinci hadiste beddua söz konusudur.

çünkü artık yaş ergin olmuş ve sorumluluk yükü kişiye binmiştir. bulunduğu hal ve yaptığı eylemin; olumlu veya olumsuz anlamda, toplumsal bir karşılığı vardır.

toplumsal yıkımların başlangıcı; anormal olan davranışların, normalleşmesi üzerine başladığı bilinen bir gerçektir.

üçüncü hadisimiz ise;

"livata yapanı(fail) ve yaptıranı (mef'ul) görürseniz; şahitler huzurunda öldürün!" hadisidir.

neden öldürme cezası verilmiştir?

şahit tutulacak bir toplum huzurunda öldürmek, toplumda caydırıcılık oluşturmak için bir mesajdır aynı zamanda.

islam neden bu denli sert ve tavizsiz bir tutum sergilemiştir eşcinselliğe karşı?

aslında cevabı çok basittir. çünkü eşcinsellik; toplumun yok olmasının en basit yöntemidir.

bir an için düşünün;

dünya üzerinde yaşayan bütün insanların eşcinsel olduğunu. iki veya üç kuşak sonra, dünya üzerinde yaşayan insan kalmayacaktır. toplumun geleceğini tehdit eden bir alışkanlığa, toplumun gözü önünde ceza verilmesi, bu işe meyyal olan toplum için caydırıcı olacaktır.
devamını gör...

valla sadece başlık silmekle olmaz gençler. tecavüzün faydaları diye başlık açanı da silmek lazım. lazım ki istediği şekilde at oynatamasın yoksa yine yapar yapacağını…

sadece bu başlığı açanı değil bu başlık gibi onlarca absürt ve de mal gibi başlıklar var, onları açanları da silsinler sonuç itibariyle millet yazıyor sözlük bir şey kaybetmez.
devamını gör...

gözümden bir damla yaş akıtan başlıktır.
iki sigara parasına bir çocuğu mutlu edebileceğimizi gösterir bize.
devamını gör...

"esmersen güzelsin"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim