normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bir yerim vardı benim,
yani bir yer vardı sadece benim olduğunu sandığım...
canım sıkkınken orada olduğumu düşlediğim,
bir gün gerçekten başımı yasladığımda gerçekten huzur bulacağıma inandığım.
hiç üzülmeyeceğim,
hiç üşümeyeceğim,
hep gülümseyeceğim...
sadece bir yanılsamaymış, bir sanma,
hiç benim yerim olmamış orası.
öğrendim.
teşekkür ederim...
ozbi, güzel sesli kadın gülce duru ile söylediği şu şarkıda olmazlara yandım... ne güzel demiş;
sanık hisler kara merhem çalar her dem yaşanan ne?
alışan ben, karışan kim? - bir sersem, yaşanan ne?
bulut beyaz umut değil.
hangi yas, hangi kin,
hangi sen, hangi din, olmaz diyen?
olmazlara yandım bugün.
bir ben bir sen kaldım bugün...
yol yine kapandı, yine bulandı, niye bulandık yaralarla?
sigaram bana küsme…
sol omuzumdan bir serçe havalandı yaralarla.
kanadım bana küsme…
yani bir yer vardı sadece benim olduğunu sandığım...
canım sıkkınken orada olduğumu düşlediğim,
bir gün gerçekten başımı yasladığımda gerçekten huzur bulacağıma inandığım.
hiç üzülmeyeceğim,
hiç üşümeyeceğim,
hep gülümseyeceğim...
sadece bir yanılsamaymış, bir sanma,
hiç benim yerim olmamış orası.
öğrendim.
teşekkür ederim...
ozbi, güzel sesli kadın gülce duru ile söylediği şu şarkıda olmazlara yandım... ne güzel demiş;
sanık hisler kara merhem çalar her dem yaşanan ne?
alışan ben, karışan kim? - bir sersem, yaşanan ne?
bulut beyaz umut değil.
hangi yas, hangi kin,
hangi sen, hangi din, olmaz diyen?
olmazlara yandım bugün.
bir ben bir sen kaldım bugün...
yol yine kapandı, yine bulandı, niye bulandık yaralarla?
sigaram bana küsme…
sol omuzumdan bir serçe havalandı yaralarla.
kanadım bana küsme…
devamını gör...
süleyman seba
5.04.1926 hendek/sakarya doğumlu (lakabı çerkes süleyman), beşiktaş jimnastik klübünün efsane başkanlarından biridir.
1946 - 1954 yılları arasında futbol oynayan seba, menisküs sebebiyle futbola erken veda etmek zorunda kalmıştır. (menisküs o dönemde tam tedavisi imkansız bir sakatlıktır).
1947 yılında inönü stadındaki ilk maçta isveç'in aik takımına ilk golü atarak da ayrıca tarihe geçmiştir.
futbolculuk kariyeri kısa süren süleyman seba 1957 yılında klübe üye olmuş, 1963 yılında da ilk kez yönetim kuruluna girmiştir. 1984 yılında da beşiktaş futbol takımının çok zorlu dönemlerden geçtiği zamanlarda (ligde sallandığı dönemler) başkan seçilmiş ve 2000 yılına kadar 16 yıl boyunca başkanlık yapmıştır.
başkanlığı döneminde;
5 lig şampiyonluğu
4 türkiye kupası
4 cumhurbaşkanlığı kupası (adı süper kupa olarak değişti)
2 başbakanlık kupası (artık oynanmıyor)
6 tsyd kupası (artık oynanmıyor)
kupalarını kazanmıştır. beşiktaş'ın "kolej takımı" adını aldığı efsane kadronun kurulmasında büyük payı olan seba, klübün tesisleşmesinde de çok büyük atılımlar yapmıştır.
akaretler yokuşundaki klüp binasının arkasında bulunan arsaya bjk plaza, fulya tesisleri, çilekli tesisleri, bjk koleji gibi yatırımlarla klübün gelirlerini arttırmıştır.
1946 - 1954 yılları arasında futbol oynayan seba, menisküs sebebiyle futbola erken veda etmek zorunda kalmıştır. (menisküs o dönemde tam tedavisi imkansız bir sakatlıktır).
1947 yılında inönü stadındaki ilk maçta isveç'in aik takımına ilk golü atarak da ayrıca tarihe geçmiştir.
futbolculuk kariyeri kısa süren süleyman seba 1957 yılında klübe üye olmuş, 1963 yılında da ilk kez yönetim kuruluna girmiştir. 1984 yılında da beşiktaş futbol takımının çok zorlu dönemlerden geçtiği zamanlarda (ligde sallandığı dönemler) başkan seçilmiş ve 2000 yılına kadar 16 yıl boyunca başkanlık yapmıştır.
başkanlığı döneminde;
5 lig şampiyonluğu
4 türkiye kupası
4 cumhurbaşkanlığı kupası (adı süper kupa olarak değişti)
2 başbakanlık kupası (artık oynanmıyor)
6 tsyd kupası (artık oynanmıyor)
kupalarını kazanmıştır. beşiktaş'ın "kolej takımı" adını aldığı efsane kadronun kurulmasında büyük payı olan seba, klübün tesisleşmesinde de çok büyük atılımlar yapmıştır.
akaretler yokuşundaki klüp binasının arkasında bulunan arsaya bjk plaza, fulya tesisleri, çilekli tesisleri, bjk koleji gibi yatırımlarla klübün gelirlerini arttırmıştır.
devamını gör...
ordinal sayılar
sıralamalarda kullanılan, sıra ifade eden sayılara denir. örneğin girdiğiniz bir kuyrukta 12. sıradaysanız buradaki 12 sayısını ordinal sayılara örnek verebiliriz.
devamını gör...
astral seyahat
bi aralar denemeye çalıştığım ama korktuğum için yapamadığım başka boyuta geçme olayı..
devamını gör...
kapatınca kafa ütülüyormuş denilen şeyler
sussam tesiri yok, söylesem silivri efendim.,
onun dışında yazıcı, tarayıcı ve çamaşır kurutma makinesi sesi bu tarz seslere örnek verilebilir.
onun dışında yazıcı, tarayıcı ve çamaşır kurutma makinesi sesi bu tarz seslere örnek verilebilir.
devamını gör...
spontane radyo yayını
sabırsızlıkla beklediğim radyo yayını.
halının üstünde ters takla atarsam zaman daha çabuk geçer mi? hem kedi de eğlenmiş olur.
edit: uzay zamanı bükmeyi sizden öğrenecek değiliz1!!.1!
halının üstünde ters takla atarsam zaman daha çabuk geçer mi? hem kedi de eğlenmiş olur.
edit: uzay zamanı bükmeyi sizden öğrenecek değiliz1!!.1!
devamını gör...
misafir sevmemek
normal durum.
sohbetimin olmadığı, çok sevmediğim, 'hayatımda olmasa daha iyi olur' dediğim bir insan evladı geldiğinde bu yetmezmiş gibi sülalesini de peşi sıra getirdiğinde içimdeki insan sevgisi nöbet geçiriyor.
misafir iyidir hoştur ama sevdiğiniz insan evlatları misafirliğe geldiğinde hoştur. şu sıralar misafirleri ben seçemediğimden misafir sevmiyorum. içim daralıyor o kalabalığı görünce.
bu arada misafirliğe gitmekle ilgili de düşüncelerim aynı.
umarım herkes insanlarını seçer ve kendi insanlarıyla mutlu mesut yaşar. kalpler, kafalar ayrı olunca ne kadar çabalasam da sevemiyorum bazı insanları.
içimi döktüğüme göre gidebilirim.
sohbetimin olmadığı, çok sevmediğim, 'hayatımda olmasa daha iyi olur' dediğim bir insan evladı geldiğinde bu yetmezmiş gibi sülalesini de peşi sıra getirdiğinde içimdeki insan sevgisi nöbet geçiriyor.
misafir iyidir hoştur ama sevdiğiniz insan evlatları misafirliğe geldiğinde hoştur. şu sıralar misafirleri ben seçemediğimden misafir sevmiyorum. içim daralıyor o kalabalığı görünce.
bu arada misafirliğe gitmekle ilgili de düşüncelerim aynı.
umarım herkes insanlarını seçer ve kendi insanlarıyla mutlu mesut yaşar. kalpler, kafalar ayrı olunca ne kadar çabalasam da sevemiyorum bazı insanları.
içimi döktüğüme göre gidebilirim.
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
-yarın börek yapıcam.
annem.
annem.
devamını gör...
insanlar ikiye ayrılır
cemil meriç'in bu konudaki görüşü en çok benimsediğimdir;
"bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur, namuslu ve namussuzlar vardır. siz namuslulardan olun! göreceksiniz çok kalabalık olacaksınız!"
"bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur, namuslu ve namussuzlar vardır. siz namuslulardan olun! göreceksiniz çok kalabalık olacaksınız!"
devamını gör...
27 mart dünya tiyatro günü
hayatını tiyatro yoluna adayan bu yolculukta elliden fazla piyesi, makaleleri, tezleri, basılı kitapları olan birisi olarak tiyatronun bizi mutlu etmekten başka bir sonucu olmadığını gördüm. sanat güzelleştirir, ölümsüzleştirir. kutlu olsun efendim.
devamını gör...
yuh yuh
çok şey anlatan selda bağcan eseridir.
bir nevi disstir yahu geçirir durur.
kendisi müzik silah kadar tehlikelidir derken çok haklıymış bunu görüyoruz.
o şarkıda bahsettiği insanlar bu şarkıyı dinlerken utanmıyorsa ben onların ciğerini sileyim.
uzaktan yakından, yuh çekme bana!
sana senin gibi gibi baktım ise yuh
efendi görünüp bütün insana
hakkın kullarını yıktım ise yuh
yuh yuh, yuh yuh soyanlara
soyup kaçıp doyanlara
insana kıyanlara
yuh nefsine uyanlara, yuh!
bir nevi disstir yahu geçirir durur.
kendisi müzik silah kadar tehlikelidir derken çok haklıymış bunu görüyoruz.
o şarkıda bahsettiği insanlar bu şarkıyı dinlerken utanmıyorsa ben onların ciğerini sileyim.
uzaktan yakından, yuh çekme bana!
sana senin gibi gibi baktım ise yuh
efendi görünüp bütün insana
hakkın kullarını yıktım ise yuh
yuh yuh, yuh yuh soyanlara
soyup kaçıp doyanlara
insana kıyanlara
yuh nefsine uyanlara, yuh!
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
fark yaratabilen arıdır.
iyi veya kötü, sürüden ayrılmayı başarmış olandır.
edit: bu arada bu başlık bir yazar nickiymiş. biz de yazdık öyle kafadan.
iyi veya kötü, sürüden ayrılmayı başarmış olandır.
edit: bu arada bu başlık bir yazar nickiymiş. biz de yazdık öyle kafadan.
devamını gör...
ismail hakkı uzunçarşılı
ord. prof. dr. ismail hakkı uzunçarşılı; 23 ağustos 1888 istanbul doğumlu akademisyen. lise eğitimini mercan idadisi'nde, üniversite eğitimini 1912'de istanbul dârülfünun edebiyat fakültesi'nde tamamladı. burada mehmed âkif, midhat efendi, abdurrahman şeref, gibi isimlerden dersler aldı. uzun süre milli eğitimde görev aldı. 1926 yılında balıkesir’den milletvekili seçildi ve 1932 yılında istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi’nde tarih bölümünde profesörlüğe yükseldi.ankara üniversitesi dil ve tarih-coğrafya fakültesi açıldıktan sonra istanbul ve ankara’da iki hafta birinde iki hafta diğerinde olmak üzere ders verdi. 1939'da hasan âli yücel’in mebusluk veya hocalıktan birini tercih etmesi isteği üzerine m. fuad köprülü ve şemsettin günaltay ile birlikte hocalıktan ayrıldı. 1926'da belıkesir'den milletvekili seçildi ve 24 yıl boyunca balıkesir'den milletvekili seçildi. 1950 yılında yeniden üniversiteye döndü. ölene kadar da akademik çalışmalarına devam etti. 1952'de maarif vekâleti genel müfettişi oldu. türk tarih kurumu'na katkılarıyla da bilinen uzunçarşılı’nın, on dokuz kitabı, belleten'de de doksanı aşkın makalesi yayımlandı. 10 ekim 1977'de, 89 yaşında arşivde çalışırken vefat etti. değerli akademisyen, emîrü'l-muharrirîn veya reis'ül müverrihin unvanlarıyla anılmaktadır.
eserlerinden bazıları;
sivas şehri (1928)
kütahya şehri (r. nafız ile, 1932)
osmanlı devleti teşkilatına medhal (1941)
osmanlı devleti teşkilatında kapıkulu ocakları (2 cilt, 1943)
osmanlı devleti’nin saray teşkilatı (1945)
osmanlı devleti’nin merkez ve bahriye teşkilatı (1948)
osmanlı devleti’nin ilmiye teşkilatı (1965)
mithat paşa ve yıldız mahkemesi (1965)
mekke-i mükerreme emirleri (1972)
çandarlı vezir ailesi (1974)
anadolu beylikleri, akkoyunlu ve karakoyunlu devletleri, kapıkulu ocakları, alemdar mustafa paşa.
osmanlı tarihi (5 cilt, 1972-1978)
kaynak bağlantılar;
www.aa.com.tr/tr/kultur-san...
islamansiklopedisi.org.tr/u...
www.biyografya.com/biyograf...
www.fikriyat.com/galeri/biy...
eserlerinden bazıları;
sivas şehri (1928)
kütahya şehri (r. nafız ile, 1932)
osmanlı devleti teşkilatına medhal (1941)
osmanlı devleti teşkilatında kapıkulu ocakları (2 cilt, 1943)
osmanlı devleti’nin saray teşkilatı (1945)
osmanlı devleti’nin merkez ve bahriye teşkilatı (1948)
osmanlı devleti’nin ilmiye teşkilatı (1965)
mithat paşa ve yıldız mahkemesi (1965)
mekke-i mükerreme emirleri (1972)
çandarlı vezir ailesi (1974)
anadolu beylikleri, akkoyunlu ve karakoyunlu devletleri, kapıkulu ocakları, alemdar mustafa paşa.
osmanlı tarihi (5 cilt, 1972-1978)
kaynak bağlantılar;
www.aa.com.tr/tr/kultur-san...
islamansiklopedisi.org.tr/u...
www.biyografya.com/biyograf...
www.fikriyat.com/galeri/biy...
devamını gör...
mera
bu bir dopaminendorfin ukdesidir.
orman içi, orman altı ve orman üstü olarak incelenmesi gereken, ot alanların yetişmesine elverişli alanlar olarak nitelendirilebilir.
orman altında bulunan meralar yaz sıcaklığında, ilk kuruyan alanlardır. bu alanlar kuruduğunda; orman altı ve üstü otlaklar, hayvancılık ve arıcılık gibi faaliyetler için kullanılmaya başlar.
arkadaşlar insanlar var olduğundan beri meralar, insan hayatında önemli yer tutar. özellikle hayvancılık faaliyetleri için çok önemlidir.
ancak orman içi mera alanları, yeterli güneşi görmediğinden ve gölgelik olduğundan ''açık altlar'', geç kurusa da, hem besleyici olmasından hemde, geç kurumasından dolayı önemli bir yem kaynağıdır.
ancak bu orman içi alanlarının ''gölge'' olmasından dolayı ve aşırı tüketim ile birlikte bazı sorunlar meydana gelebilir.
vejetatif üreme, bazı bitkilerin, ana kökten belli bir kısımların sürgün vererek yeni ''ana kökler'' oluşturması olayıdır. bu bir eşeysiz üreme çeşididir.
bazı bitkiler ise, tohumların toprağa düşmesi ile ürerler örneğin; buğdaygiller.
ancak aşırı otlatma sebebiyle, vejatatif üreyen bu ''kısa'' bitkilerin yerini, tohumla üreyen daha uzun bitkiler alır. meralardaki bitki konsantrasyonları bozulur. kısa boylu,vejetatif üreyen bitkiler azalmaya başlar.
şunu unutmayalım ki , hayvanların, arıların,insanların bünyelerine aldıkları protein ve vitaminler tek tipleşir. buda besin yetersizliğine sebep olur.
açık alanlarda da benzer durumlar yaşanır.
uzun boylu tohumla üreyen buğdaygiller, kısa boylu vejetatif üreyen kısa boylu bitkileri gölgeler ve artık meramızda sadece buğdaygiller bulunmaya başlar.
işte bu olumsuz durumun yaşanmasını istemiyorsak meralarımızı etkili ve planlı bir şekilde kullanmak zorundayız.
tabi bizim hayvancılıktan kaynaklı aşırı otlatma sorunundan ziyade, '' beton'' gibi daha öncelikli sorunlarımızda vardır.
''b'' bağımlısı bir arkadaşın da dediği gibi
''rib''
orman içi, orman altı ve orman üstü olarak incelenmesi gereken, ot alanların yetişmesine elverişli alanlar olarak nitelendirilebilir.
orman altında bulunan meralar yaz sıcaklığında, ilk kuruyan alanlardır. bu alanlar kuruduğunda; orman altı ve üstü otlaklar, hayvancılık ve arıcılık gibi faaliyetler için kullanılmaya başlar.
arkadaşlar insanlar var olduğundan beri meralar, insan hayatında önemli yer tutar. özellikle hayvancılık faaliyetleri için çok önemlidir.
ancak orman içi mera alanları, yeterli güneşi görmediğinden ve gölgelik olduğundan ''açık altlar'', geç kurusa da, hem besleyici olmasından hemde, geç kurumasından dolayı önemli bir yem kaynağıdır.
ancak bu orman içi alanlarının ''gölge'' olmasından dolayı ve aşırı tüketim ile birlikte bazı sorunlar meydana gelebilir.
vejetatif üreme, bazı bitkilerin, ana kökten belli bir kısımların sürgün vererek yeni ''ana kökler'' oluşturması olayıdır. bu bir eşeysiz üreme çeşididir.
bazı bitkiler ise, tohumların toprağa düşmesi ile ürerler örneğin; buğdaygiller.
ancak aşırı otlatma sebebiyle, vejatatif üreyen bu ''kısa'' bitkilerin yerini, tohumla üreyen daha uzun bitkiler alır. meralardaki bitki konsantrasyonları bozulur. kısa boylu,vejetatif üreyen bitkiler azalmaya başlar.
şunu unutmayalım ki , hayvanların, arıların,insanların bünyelerine aldıkları protein ve vitaminler tek tipleşir. buda besin yetersizliğine sebep olur.
açık alanlarda da benzer durumlar yaşanır.
uzun boylu tohumla üreyen buğdaygiller, kısa boylu vejetatif üreyen kısa boylu bitkileri gölgeler ve artık meramızda sadece buğdaygiller bulunmaya başlar.
işte bu olumsuz durumun yaşanmasını istemiyorsak meralarımızı etkili ve planlı bir şekilde kullanmak zorundayız.
tabi bizim hayvancılıktan kaynaklı aşırı otlatma sorunundan ziyade, '' beton'' gibi daha öncelikli sorunlarımızda vardır.
''b'' bağımlısı bir arkadaşın da dediği gibi
''rib''
devamını gör...
mutfak çıkmazı
bir tahsin yücel romanıdır.
daha önce tanımını yazdığım bıyık söylencesine çok benzer izlekler üzerinden yürüyen bir romandır. nasıl ki çok da numarası olmadığını düşündüğümüz bir bıyık tutku ve saplantı nesnesine dönüşebilirse mutfak ve yemek yapmak da insanın üzerinde benzer bir etki bırakabilir.
aslında bu romanda konu neyin takıntı haline geldiği değil, bu şeyin neden takıntı haline geldiğidir. insanlar hayatlarındaki birçok eksikliği o eksiklerin yerini manalı ya da manasız şeylerle doldurarak unutmaya çalışmaktadır.
konuyu dağıtma pahasına şöyle bir örnek verip romana geri döneceğim. fransız yazar, büyük insan georges perec fransızcada en çok kullanılan harf olan “e” harfini hiç kullanmadan bir roman yazmıştır mesela: kayboluş. ve perec bu romandan bahsederken üç yaşında kaybettiği babasının ve auschwitz kampında kaybettiği annesinin eksikliğini anlatmak için bu harfi kullanmamıştır. roman perec’in kendisi “e” harfi de kaybettiği ailesidir.
eskiden zengin olan bir ailenin tek umudu olan ve hukuk okuması için küçük yaşta istanbul’a gönderilen ilyas’ın mutfağı bir çıkmaza çevirmesini anlatıyor roman. ilyas büyük şehirde kaybolur ve onu ayakta tutam tek kişi olan sevgilisi emel de aniden onu terk eder. maddi zorluklar da yaşamakta olan ilyas masraftan kısmak için kendi yemeklerini yapmaya başlayınca yepyeni bir dünya bulur önünde.
ailenin ve köyünün baskısı, büyük şehrin insanı yutan umursamazlığı, aniden terk edilmiş olması ve maddi sıkıntılar ilyas’ın içindeki boşluğu büyütür. ve ilyas yemek yapmaya başlar ama bu bir zevk ya da hobi değiş bir intikamdır. deli gibi yemek yapar ve her yaptığı yemekle de içindeki boşluk biraz dolarken ilyas git gide kaybolmaya başlar.
“her şey bir tutku nesnesi olabilir. yemek yapmak bile…”
önemli olan bu tutkuyu eleştirmek değil nedenlerini anlayabilmektir.
daha önce tanımını yazdığım bıyık söylencesine çok benzer izlekler üzerinden yürüyen bir romandır. nasıl ki çok da numarası olmadığını düşündüğümüz bir bıyık tutku ve saplantı nesnesine dönüşebilirse mutfak ve yemek yapmak da insanın üzerinde benzer bir etki bırakabilir.
aslında bu romanda konu neyin takıntı haline geldiği değil, bu şeyin neden takıntı haline geldiğidir. insanlar hayatlarındaki birçok eksikliği o eksiklerin yerini manalı ya da manasız şeylerle doldurarak unutmaya çalışmaktadır.
konuyu dağıtma pahasına şöyle bir örnek verip romana geri döneceğim. fransız yazar, büyük insan georges perec fransızcada en çok kullanılan harf olan “e” harfini hiç kullanmadan bir roman yazmıştır mesela: kayboluş. ve perec bu romandan bahsederken üç yaşında kaybettiği babasının ve auschwitz kampında kaybettiği annesinin eksikliğini anlatmak için bu harfi kullanmamıştır. roman perec’in kendisi “e” harfi de kaybettiği ailesidir.
eskiden zengin olan bir ailenin tek umudu olan ve hukuk okuması için küçük yaşta istanbul’a gönderilen ilyas’ın mutfağı bir çıkmaza çevirmesini anlatıyor roman. ilyas büyük şehirde kaybolur ve onu ayakta tutam tek kişi olan sevgilisi emel de aniden onu terk eder. maddi zorluklar da yaşamakta olan ilyas masraftan kısmak için kendi yemeklerini yapmaya başlayınca yepyeni bir dünya bulur önünde.
ailenin ve köyünün baskısı, büyük şehrin insanı yutan umursamazlığı, aniden terk edilmiş olması ve maddi sıkıntılar ilyas’ın içindeki boşluğu büyütür. ve ilyas yemek yapmaya başlar ama bu bir zevk ya da hobi değiş bir intikamdır. deli gibi yemek yapar ve her yaptığı yemekle de içindeki boşluk biraz dolarken ilyas git gide kaybolmaya başlar.
“her şey bir tutku nesnesi olabilir. yemek yapmak bile…”
önemli olan bu tutkuyu eleştirmek değil nedenlerini anlayabilmektir.
devamını gör...
dbeaver
veri tabanı yöneticisi* aracıdır. universal olarak geçer. bu özelliğiyle farklı veritabanlarını yönetme olanağı sağlar. postgresql, sqlite, oracle, mysql, sql ve daha fazla veri tabanını bünyesinde calıştırabilir. bu farklı tipte veri tabanlarını calıştırmasını driver'ları sayesinde yapar. bu saydıklarımın çoğunun kendi manager'ı var zaten buna ne gerek var diyorsanız birkaç tipte veri tabanı kullanıyorsanız hepsi için ayrı manager yüklemektense birinde hepsini çalıştırmak daha makul. dbeaver ile hepsi tek araçta çalıştırılabilir. iki versiyonu bulunmaktadır. biri community olan open source yani ücretsiz olan diğeri enterprise yani ücretli olan. ücretli olan daha fazla sayıda farklı veritabanını destekler. yukarıda saydığım tipler ücretsiz olanda çalışabilir olanlardır. dbeaver'ın boyutu nispeten küçüktür, kullanımı kolaydır. veri tabanına elle crud işlemleri yapılabilir. query de yazılır. geçenlerde keşfettiğim export data ve import data özelliği de fazlasıyla kullanışlı. elimde binlerce satırlık veri vardı. excel halinde bunu csv'ye çevirdim dbeaver'da ilgili tabloya import data diyerek yükledim. export ta excel veya başka formatlarda veri tabanındaki dataların çıktısını almamızı sağlar. test için mocking yapılabilir. syntax hatalarını gösterir ve intellisense özelliği de vardır.
devamını gör...
evdeki böceğin bir anda kaybolması
ardından veterinerimde bir kaç adet iç parazit aşısı kaybolur.
kedili eve sinek, böcek girmesin ya çok üzülüyorum. evin içinde deli gibi koşturuyoruz. geçen bir çocuğu kaptım cokcok'un önünden balkondan bırakayım uçar aşağısı yeşillik dedim. alt komşunun balkonunda ki kovanın içine düştü.
geçtiğimiz ay bir kedi sokakta bir şeyle oynuyor yaklaştım o ne diye bakarken baktım fare kediyi oylamaya çalıştım yavrum fare baktım nefes nefese kaçıyor derken ben kedinin dikkatini çektim kedi bana bakarken fare koş koş hop bahçesinde en az 10 kedi olan bir eve daldı. kedilerin koşturmacasını gördüğüm an canım bir kere daha sıkıldı.
işin özü çevrede ben varsam o böcek, sinek, fare bir şekilde aniden kaybolur. *
kedili eve sinek, böcek girmesin ya çok üzülüyorum. evin içinde deli gibi koşturuyoruz. geçen bir çocuğu kaptım cokcok'un önünden balkondan bırakayım uçar aşağısı yeşillik dedim. alt komşunun balkonunda ki kovanın içine düştü.
geçtiğimiz ay bir kedi sokakta bir şeyle oynuyor yaklaştım o ne diye bakarken baktım fare kediyi oylamaya çalıştım yavrum fare baktım nefes nefese kaçıyor derken ben kedinin dikkatini çektim kedi bana bakarken fare koş koş hop bahçesinde en az 10 kedi olan bir eve daldı. kedilerin koşturmacasını gördüğüm an canım bir kere daha sıkıldı.
işin özü çevrede ben varsam o böcek, sinek, fare bir şekilde aniden kaybolur. *
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sözlük yine bağımlılık yaptı. yıldım ama bırakamıyorum.
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
lisedeyken çok sıkıcı bir yaşantım olduğunu düşünürdüm, aslında hiç de sıkıcı değilmiş, hatta hayatımın en güzel yıllarıymış.
nöbetçi olmak çok zevkliydi mesela, en yakın arkadaşımla nöbetçi masasında sabahtan akşama kadar muhabbet etmek muhteşem bi şeydi. tabi müdür yardımcısı şeref hoca bizi hamal gibi kullanırdı o ayrı, sonra gönlümüzü almak için nescafe ve caramio ısmarlardı.
sürekli okuldan kaçmak gibi bi çaba içerisindeydim, aklım fikrim eve gitmekti. diyorum ya çok sıkıcı bulurdum her şeyi. bir keresinde bu girişimimiz müdür yardımcısının bizi kıstırması nedeniyle başarısız oldu, tüm okul pencereye çıkıp haaaa nasıl da kaçamadı salaklar diye bizimle dalga geçiyordu.
babam okuldaki çoğu hoca ile kankaydı, hatta fizikçimiz babamın askerlik arkadaşıydı. köyden gelen meyveleri götürürdüm onlara. arkadaşlarım bi gün beni kocaman bir karpuzla servisten inerken görmüşler, ufak tefek de bir tipim, suratım gözükmüyormuş karpuzdan. çok komik görünüyor olsam gerek, bunu anlatırken çok gülüyorlar.
en yakın arkadaşım kitap çıkarmıştı, imza günü düzenlemiştik. o millete imza dağıtırken biz de arkada menajerlik yapıyorduk tripli tripli. kendimizi aşırı bi sorumluluk sahibi hissediyorduk, keşke o hallerimizi uzaktan izleyebilsem. ne gülerim..
ha bir de kantinci bir teyze vardı, her teneffüs ürünlerin fiyatını değiştirirdi. unuttukça sallıyordu, ben de onunla hep kavga ederdim teyze uyduruyorsun hep daha demin şu fiyattı derdim, beni onu kandırmakla suçlardı garibim.
aaa en güzelini unuttum. bir doğum günümü dışarıdaki çardaklarda kutlamıştık. bizim dönemden 20-30 kız toplanmış bana sürpriz yapmıştı. hatta fındık kıran şarkısını bana göre uyarlamışlardı, biri gitar çalarken diğer ezberleyenler ise şarkıyı söylüyordu. şaşkın şaşkın bakakalmıştım sürprize.
güzel anılardı, hatırladığımda her biri yüzümde kocaman bir tebessüm oluştuyor.
nöbetçi olmak çok zevkliydi mesela, en yakın arkadaşımla nöbetçi masasında sabahtan akşama kadar muhabbet etmek muhteşem bi şeydi. tabi müdür yardımcısı şeref hoca bizi hamal gibi kullanırdı o ayrı, sonra gönlümüzü almak için nescafe ve caramio ısmarlardı.
sürekli okuldan kaçmak gibi bi çaba içerisindeydim, aklım fikrim eve gitmekti. diyorum ya çok sıkıcı bulurdum her şeyi. bir keresinde bu girişimimiz müdür yardımcısının bizi kıstırması nedeniyle başarısız oldu, tüm okul pencereye çıkıp haaaa nasıl da kaçamadı salaklar diye bizimle dalga geçiyordu.
babam okuldaki çoğu hoca ile kankaydı, hatta fizikçimiz babamın askerlik arkadaşıydı. köyden gelen meyveleri götürürdüm onlara. arkadaşlarım bi gün beni kocaman bir karpuzla servisten inerken görmüşler, ufak tefek de bir tipim, suratım gözükmüyormuş karpuzdan. çok komik görünüyor olsam gerek, bunu anlatırken çok gülüyorlar.
en yakın arkadaşım kitap çıkarmıştı, imza günü düzenlemiştik. o millete imza dağıtırken biz de arkada menajerlik yapıyorduk tripli tripli. kendimizi aşırı bi sorumluluk sahibi hissediyorduk, keşke o hallerimizi uzaktan izleyebilsem. ne gülerim..
ha bir de kantinci bir teyze vardı, her teneffüs ürünlerin fiyatını değiştirirdi. unuttukça sallıyordu, ben de onunla hep kavga ederdim teyze uyduruyorsun hep daha demin şu fiyattı derdim, beni onu kandırmakla suçlardı garibim.
aaa en güzelini unuttum. bir doğum günümü dışarıdaki çardaklarda kutlamıştık. bizim dönemden 20-30 kız toplanmış bana sürpriz yapmıştı. hatta fındık kıran şarkısını bana göre uyarlamışlardı, biri gitar çalarken diğer ezberleyenler ise şarkıyı söylüyordu. şaşkın şaşkın bakakalmıştım sürprize.
güzel anılardı, hatırladığımda her biri yüzümde kocaman bir tebessüm oluştuyor.
devamını gör...
