moderatörler görüş bildirmeli mi sorunu
sonuçta moderatör arkadaşlarda bizim gibi birer yazar en nihayetinde. herkesin bir görüşü vardır ve format dahilinde dile getirmesi doğaldır. lakin, bu görüş bildirme şeklinin, taraf olma şeklinde algılanabileceği unutulmamalıdır. misal, hakaret, format dışı kelimeler içeren bir tanım, aynı zamanda başka bir yazarı hedef gösteriyor ve işi düzeni sağlamak olan bir moderasyon üyesi sırf görüşleri o yazarla tutuyor diye bu tanımı kaldırmayıp beğeniyorsa orda ciddi bir sıkıntı var demektir.
bir fikirleri illa ki olabilir, dile getirebilirler fakat kesinlikle ama kesinlikle taraf olmamalılar.
bir fikirleri illa ki olabilir, dile getirebilirler fakat kesinlikle ama kesinlikle taraf olmamalılar.
devamını gör...
beni bir tek aşk aldatmadı
mehmet coşkundeniz kitabı.
“bir gülümseme yayılacak yüzüne, oturduğun o köşeden kalkacaksın ve baharın kokusunu içine çeke çeke güneşin ve sıcağın keyfini çıkaracaksın. bir başka kışa kadar...”
“bir gülümseme yayılacak yüzüne, oturduğun o köşeden kalkacaksın ve baharın kokusunu içine çeke çeke güneşin ve sıcağın keyfini çıkaracaksın. bir başka kışa kadar...”
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
part time kütüphanede çalıştığım birgün kapanış saatinde ıslanmayım diye seni almaya geldim demesiydi.
devamını gör...
iki dirhem bir çekirdek
eskiden kullanılan bir ölçü birimi olan okka, bugünkü ölçülerle 1283 grama denk gelmektedir. okkanın dört yüzde birine dirhem denilmektedir. dirhem hassas bir ölçü birimidir ancak çok daha hassas ölçümler için ayrıca çekirdek kullanılmıştır. çekirdek ise beş santigrama denk gelmektedir. işte o zamanların en değerli parası olan bir osmanlı altını toplam iki dirhem bir çekirdek ağırlığa sahiptir. güzel giyinmiş, süslenmiş, şık kıyafetli insanlara yakıştırılan bu deyim, mecazi olarak altın gibisin demek için kullanılır.
devamını gör...
sözlükçülerin genelde ezik büzük tipler olması
devamını gör...
makar devuşkin
tanımlarını, düşüncelerini ve fikirlerini aşırı sevdiğim bir yazardır kendisi. ona yazar demek pek içimden gelmez daha çok üzümlü kekim diye hitap etmek isterim kendisine. paylaştığı tanımlarla sözlüğü bilgiye boğan, kendine has yazım dili ile herkesi kendine bağlayan bir yazardır. tanımlarını okudukça beğenmemek elde değil, profilini stalk yaparsanız eğer anlayacaksınızdır. ayrıca herkesin onu sevmesi hiç içten değil, sevecekseniz uzaktan sevin diye uyarıyorum şimdiden. sevgili üzümlü kekim, ilham kaynağı olup insanları aydınlattığın için müteşekkirim sana. kemik yazar olup kendini gösteriyorsun iyi ki varsın!
devamını gör...
lgbt bireylerin evlat edinme hakkı
evlilik ve aile kurumlarını kutsamamakla birlikte eğer toplumda bir hak sadece heteroseksüelleri kapsıyorsa burada insan hakkı ihlali olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. tam da bu sebeple tüm lgbtiq+ bireylerin evlenme ve evlat edinme haklarına acile kavuşmaları gerekir.
devamını gör...
basit goller yedik
özellikle mağlup olunan maçlardan sonra futbolcu ya da teknik direktörlerin kurduğu cümledir.
çünkü bizim oynadığımız, yönettiğimiz, desteklediğimiz takım hep çok zor gol atar ama çok basit goller yer.
basit golden kasıt nedir tam anlamıyorum, hiçbir zaman da anlamadım. adamlar topu kale ağzına kadar getiriyor, bir tanesi kaleciyi çalımlayıp topu ağlara gönderiyor ve biz basit gol yemiş oluyoruz. kaleci topu elinden kaçırıyor, bir futbolcu ofsaytı bozuyor, bir başkası kaleciye kısa ya da yavaş bir şekilde geri pas veriyor, savunmada kademe kayboluyor, bekler oyuncusunu takip etmiyor ya da rakip küçük üçgenler kurarak bizim savunmayı hallaç pamuğu gibi atıyor ama yediğimiz gol basit oluyor.
bu cümle aynı zamanda kendi hatamızı kabul eder gibi yapmak ama kabul etmemektir. yani biz iyi oynadık ama basit goller yedik. rakip çok matah bir top oynamadı, golleri biz yedik. bizden daha organize değildi rakip, goller basitti sadece.
sisteme sadakat göstererek futbol oynarsak, herkes topu alıp kamikaze gibi rakip savunmanın içine dalmazsa basit goller yemeyiz bence.
top çevirelim bana kalırsa, hem futbolda hem hayatta. her ikisini de basit oynarsak basit goller yemeyiz.
çünkü bizim oynadığımız, yönettiğimiz, desteklediğimiz takım hep çok zor gol atar ama çok basit goller yer.
basit golden kasıt nedir tam anlamıyorum, hiçbir zaman da anlamadım. adamlar topu kale ağzına kadar getiriyor, bir tanesi kaleciyi çalımlayıp topu ağlara gönderiyor ve biz basit gol yemiş oluyoruz. kaleci topu elinden kaçırıyor, bir futbolcu ofsaytı bozuyor, bir başkası kaleciye kısa ya da yavaş bir şekilde geri pas veriyor, savunmada kademe kayboluyor, bekler oyuncusunu takip etmiyor ya da rakip küçük üçgenler kurarak bizim savunmayı hallaç pamuğu gibi atıyor ama yediğimiz gol basit oluyor.
bu cümle aynı zamanda kendi hatamızı kabul eder gibi yapmak ama kabul etmemektir. yani biz iyi oynadık ama basit goller yedik. rakip çok matah bir top oynamadı, golleri biz yedik. bizden daha organize değildi rakip, goller basitti sadece.
sisteme sadakat göstererek futbol oynarsak, herkes topu alıp kamikaze gibi rakip savunmanın içine dalmazsa basit goller yemeyiz bence.
top çevirelim bana kalırsa, hem futbolda hem hayatta. her ikisini de basit oynarsak basit goller yemeyiz.
devamını gör...
her daim yanında şiir okuyan sevgili
allahım,sen nasip etme..
devamını gör...
polaroid fotograf makinesi
anında görüntü veren, banyo gerektirmeyen, şipşak fotoğraf makinesi. bir dönem fenomen olmuştu.
instagram' ın kurucuları da polaroid'den ilham alarak instagram'ı geliştirmişler. kare şeklindeki nostaljik efektli fotoğraflar anlık paylaşım imkanı sunduktan sonra instagram aldı başını yürüdü.
instagram' ın kurucuları da polaroid'den ilham alarak instagram'ı geliştirmişler. kare şeklindeki nostaljik efektli fotoğraflar anlık paylaşım imkanı sunduktan sonra instagram aldı başını yürüdü.
devamını gör...
gitmiyoruz
rahatsız olduysanız biz gidelim demek istediğim hastag çalışmasıdır. hatta gideyim diyeyim beğeni falan gelir belki.
devamını gör...
en sevilen kıraç şarkısı
talihim yok bahtım kara.
devamını gör...
berbere gelip jöle sürüp çıkan berber kankası
bu kişiler bir telaş ile içeri girip o esnada müşterisi ile ilgilenen berberin önünden jöleyi alırlar ve saçlarına şekil vermeye başlarlar. göz ucuyla da berber koltuğunda oturan kişiyi keserler. kankası olan berber ile anlam verilemeyen bel altı sohbetlere girer ve parfümden de 2 fıs alıp yine aynı telaş ile oradan ayrılırlar. berberiniz ise elinde beklettiği makas ile seri bir şekilde makas açma kapama hareketini yapıp dışarıya anlık bir bakış atar ve kankasının arkasından '' çok fırlama adam bu yhaa '' diyerek gülerek tıraşa devam eder.
devamını gör...
kafamıza göre radyo yayını
merhaba arkadaşlar. yine birçok yerde havanin kapalı ve yağışlı olduğu bir cumartesi yaşıyoruz. balkanlardan gelen soğuk ve yağışlı hava dalgasının etkisindeyiz.
" bu balkanlar da genelde bize bu tarz havalar getiriyor" diye düşünüyor olabilirsiniz. hayır aslında öyle değil, balkanlar bize çok güzel oyun havaları da getirdi. çok güzel rumeli türküleri de getirdi zamanında. işte balkanların getirdiği kasvetli hava dalgalarından bunalanlar için akşama sımsıcak bir rumeli ve balkan gecesi yaşamaya ne dersiniz? " evet yaşamalıyız" dediğinizi duyar gibiyim. akşama 20.30'a saatlerinizi kurun, diziler de zaten sezon finallerini yaptı, siz de iki gerdan kırıp stres atmak istiyorsanız yerinizi alın. çünkü akşama rumeli ve balkan havaları ile havamızı bulacağız.
" bu balkanlar da genelde bize bu tarz havalar getiriyor" diye düşünüyor olabilirsiniz. hayır aslında öyle değil, balkanlar bize çok güzel oyun havaları da getirdi. çok güzel rumeli türküleri de getirdi zamanında. işte balkanların getirdiği kasvetli hava dalgalarından bunalanlar için akşama sımsıcak bir rumeli ve balkan gecesi yaşamaya ne dersiniz? " evet yaşamalıyız" dediğinizi duyar gibiyim. akşama 20.30'a saatlerinizi kurun, diziler de zaten sezon finallerini yaptı, siz de iki gerdan kırıp stres atmak istiyorsanız yerinizi alın. çünkü akşama rumeli ve balkan havaları ile havamızı bulacağız.
devamını gör...
iki kişinin aynı anda birbirini sevmesi
genelde başkaları yüzünden sonu hüsran olacak durumdur.
devamını gör...
az bilinen yazım yanlışları
tdk’ye göre;
doğru olarak, hiçbir yerde durmadan, duraksızca anlamına gelen “direkt” kelimesini “direk”- ağaçtan veya demirden yapılan uzun ve kalın destek- olarak kullanılması yanlıştır.
yapmayın etmeyin!*
sözlükte de görüyorum o kadar güzel tanım yazıp yazım hatalarından ciddiye alamıyorum.
doğru olarak, hiçbir yerde durmadan, duraksızca anlamına gelen “direkt” kelimesini “direk”- ağaçtan veya demirden yapılan uzun ve kalın destek- olarak kullanılması yanlıştır.
yapmayın etmeyin!*
sözlükte de görüyorum o kadar güzel tanım yazıp yazım hatalarından ciddiye alamıyorum.
devamını gör...
dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkumdur
özellikle böyle iddialı sözlerde mutlaka kaynak belirtmek gerektiğini tahminen ne zaman öğreniriz? kaynak ekleyelim yoksa başlık silinmelidir.
kazım karabekir ile atatürk'ün ters düştüğünü bilmemek biraz tarihi yetersizlik olacaktır. kazım karabekir dini hassasiyeti yüksek bir asker ve eğitimciydi. bu konuşmalardan (kazım paşa'nın beyanına göre) yaklaşık 10 yıl sonra kitaba aldığı anılarının ne başka bir kaynağı var nede başka gören duyanı.
kazım karabekir yine anılarında "atatürk hristiyan olmamızı istiyordu" diyecektir. dinsiz mi olalim diyor yoksa hristiyan dinine mi geçelim istiyor?
çok partili sistemde ilk muhalefet (bkz: terakkiperver cumhuriyet fırkası) partisi genel başkanı olarak, günümüzden çok da farklı olmayan siyasi çekişmeler nedeniyle birçok iftira ve yalanlar atılmış fakat hiçbir zaman kanıtlanmamıştır.
--- alıntı ---
"camilere bira şişeleriyle girdiler, cuma günü görüntüleri yayınlayacağız" gibi...
--- alıntı ---
bu sebeple önce kaynak eklemeyi, sonra tarihsel süreçleri doğru değerlendirmeyi öğrenelim. fikrinize uyan herhangi bir tanımı sorgusuzca benimsemek ve koşa koşa çeşitli platformlarda yaymaya çalışmak cahillik ve artniyetliliktir.
kazım karabekir ile atatürk'ün ters düştüğünü bilmemek biraz tarihi yetersizlik olacaktır. kazım karabekir dini hassasiyeti yüksek bir asker ve eğitimciydi. bu konuşmalardan (kazım paşa'nın beyanına göre) yaklaşık 10 yıl sonra kitaba aldığı anılarının ne başka bir kaynağı var nede başka gören duyanı.
kazım karabekir yine anılarında "atatürk hristiyan olmamızı istiyordu" diyecektir. dinsiz mi olalim diyor yoksa hristiyan dinine mi geçelim istiyor?
çok partili sistemde ilk muhalefet (bkz: terakkiperver cumhuriyet fırkası) partisi genel başkanı olarak, günümüzden çok da farklı olmayan siyasi çekişmeler nedeniyle birçok iftira ve yalanlar atılmış fakat hiçbir zaman kanıtlanmamıştır.
--- alıntı ---
"camilere bira şişeleriyle girdiler, cuma günü görüntüleri yayınlayacağız" gibi...
--- alıntı ---
bu sebeple önce kaynak eklemeyi, sonra tarihsel süreçleri doğru değerlendirmeyi öğrenelim. fikrinize uyan herhangi bir tanımı sorgusuzca benimsemek ve koşa koşa çeşitli platformlarda yaymaya çalışmak cahillik ve artniyetliliktir.
devamını gör...
küçükken bahçelerden meyve aşıran yazarlar
aralarına dahil olduğum ancak aşağıda anlattığım anı ile tövbe ettiğim yazarlardır.
hiç unutmam yaz tatilindeyiz. yan komşumuz yıllardır tanıdığımız, artık ailemizden sayılan insanlar. çocuklarıyla da yaşıt olduğumuz için kardeş gibi büyüdük hep. biz nereye gitsek onları götürüyoruz, onlar nereye gitse bizi alıyorlar.
yine o günlerden biriydi, pikniğe gideceklerdi ve bizi de götürdüler kardeşimle. gittiğimiz alan meyve bahçeleri ile dolu evlerin önünden dereler akan, salıncaklar, oyuncaklar ne ararsan var olan rüya gibi bir yerdi benim için.
arkadaşlarla oynamaya başladık ama oynamak da bir yere kadar sevgili yazarlar, meyve bahçelerine takıldı gözümüz. aynı meyvelerden pikniğe gelirken getirmiş olmamız bizi bağlamıyor, gördük bir kere tırmanıp toplayacağız hepsinden. yaptık da efendim, çeşit çeşit erik, elma, kayısı ne varsa topladık. yetmezmiş gibi tişörtlerimizin eteklerine doldurup "eve de götürelim, annemler de yer." diyerek açgözlülük de yaptık.*
yok hayır, yakalanmadık; hikaye burada başlamıyor.
yedik topladığımız meyveleri, planladığımız gibi eve de getirdik. bizimkiler sordu, "nereden geldi bu meyveler?" diye. anlattık, izin alarak toplama konusunda öğüt verdiler, sonra babam "bunlar ilaçlı gibi duruyor sanki, baksana dışına, yıkamadan yemediniz inşallah?" dedi. * "hıhım, elbette" diyerek konuyu geçiştirdik.
evet olay burada başlıyor sevgili yazarlarım.
ertesi gün kardeşimle öğleden sonra uykusuna yatmıştık. hayatımda hiç o kadar derin uyuduğumu hatırlamıyorum. kapı çalmış duymamışız, telefonla aramışlar duymamışız, cama taş atılmış duymamışız. ben uyuyorum tüm bu seslerin rüyamda olduğunu sanıyorum. kardeşim uyandırdı "abla, kapı çalıyor koş bak."* bir uyandım, babam kapıyı yumrukluyor, adımızı haykırıyor. pişkin pişkin "yaa tamam geldik baba ne bağırıyorsun, anahtarını neden almadın?" diye adama kızıyorum. bir yandan da kardeşim arkamdan tin tin geliyor, kıs kıs gülüyor.* babam kapıya bir omuz daha atsa kırılacak çünkü görüyorum kapı yerinden oynamaya başlamış, sesimi duyunca sakinleşti. ben kapıyı açar açmaz arkamdan koşturmaya başladı. kardeşim önde ben arkada babam benim arkamda evde koştuğumuzu düşünün sevgili yazarlar.* kardeşim zeki, en yakın sığınak olan tuvalete girdi, babam onu bıraktı arkamdan koşuyor, hemen odama girdim, kapıyı kapadım. babam kapıya kadar geldi, yüksek ihtimal dişlerini sıktı, iki üç kere duvara vurdu gitti.
meğerse bizim yediğimiz eriklerden zehirlendiğimizi sanmış bu yüzden paniklemiş. saatlerce kapıyı bacayı zorlamışlar girmek için, son çare babam kapıyı kırmaya çalışmış.
düşündükçe gülüyorum ama çocuklarının zehirlendiğini sanarak çaresizce kapıya vuran babam aklıma geldikçe utanıyorum da.
her neyse efendim, işte o gün bugündür kimsenin bahçesinden izinsiz yaprak bile koparmadım ama meyveleri silmeden yemeye devam ettim.*
hiç unutmam yaz tatilindeyiz. yan komşumuz yıllardır tanıdığımız, artık ailemizden sayılan insanlar. çocuklarıyla da yaşıt olduğumuz için kardeş gibi büyüdük hep. biz nereye gitsek onları götürüyoruz, onlar nereye gitse bizi alıyorlar.
yine o günlerden biriydi, pikniğe gideceklerdi ve bizi de götürdüler kardeşimle. gittiğimiz alan meyve bahçeleri ile dolu evlerin önünden dereler akan, salıncaklar, oyuncaklar ne ararsan var olan rüya gibi bir yerdi benim için.
arkadaşlarla oynamaya başladık ama oynamak da bir yere kadar sevgili yazarlar, meyve bahçelerine takıldı gözümüz. aynı meyvelerden pikniğe gelirken getirmiş olmamız bizi bağlamıyor, gördük bir kere tırmanıp toplayacağız hepsinden. yaptık da efendim, çeşit çeşit erik, elma, kayısı ne varsa topladık. yetmezmiş gibi tişörtlerimizin eteklerine doldurup "eve de götürelim, annemler de yer." diyerek açgözlülük de yaptık.*
yok hayır, yakalanmadık; hikaye burada başlamıyor.
yedik topladığımız meyveleri, planladığımız gibi eve de getirdik. bizimkiler sordu, "nereden geldi bu meyveler?" diye. anlattık, izin alarak toplama konusunda öğüt verdiler, sonra babam "bunlar ilaçlı gibi duruyor sanki, baksana dışına, yıkamadan yemediniz inşallah?" dedi. * "hıhım, elbette" diyerek konuyu geçiştirdik.
evet olay burada başlıyor sevgili yazarlarım.
ertesi gün kardeşimle öğleden sonra uykusuna yatmıştık. hayatımda hiç o kadar derin uyuduğumu hatırlamıyorum. kapı çalmış duymamışız, telefonla aramışlar duymamışız, cama taş atılmış duymamışız. ben uyuyorum tüm bu seslerin rüyamda olduğunu sanıyorum. kardeşim uyandırdı "abla, kapı çalıyor koş bak."* bir uyandım, babam kapıyı yumrukluyor, adımızı haykırıyor. pişkin pişkin "yaa tamam geldik baba ne bağırıyorsun, anahtarını neden almadın?" diye adama kızıyorum. bir yandan da kardeşim arkamdan tin tin geliyor, kıs kıs gülüyor.* babam kapıya bir omuz daha atsa kırılacak çünkü görüyorum kapı yerinden oynamaya başlamış, sesimi duyunca sakinleşti. ben kapıyı açar açmaz arkamdan koşturmaya başladı. kardeşim önde ben arkada babam benim arkamda evde koştuğumuzu düşünün sevgili yazarlar.* kardeşim zeki, en yakın sığınak olan tuvalete girdi, babam onu bıraktı arkamdan koşuyor, hemen odama girdim, kapıyı kapadım. babam kapıya kadar geldi, yüksek ihtimal dişlerini sıktı, iki üç kere duvara vurdu gitti.
meğerse bizim yediğimiz eriklerden zehirlendiğimizi sanmış bu yüzden paniklemiş. saatlerce kapıyı bacayı zorlamışlar girmek için, son çare babam kapıyı kırmaya çalışmış.
düşündükçe gülüyorum ama çocuklarının zehirlendiğini sanarak çaresizce kapıya vuran babam aklıma geldikçe utanıyorum da.
her neyse efendim, işte o gün bugündür kimsenin bahçesinden izinsiz yaprak bile koparmadım ama meyveleri silmeden yemeye devam ettim.*
devamını gör...
her gün içsem bıkmam içecekleri
devamını gör...
