davulda pişen karbonatlı kurabiyeler çıtır çıtır böreklerin kokusu etrafa yayılır. canı çeken olur diye tepsi tepsi yapılmıştır, konu komşuya birer tabak verilir.
karşı komşunuz teklifsiz sabah kahvesine gelir bir diğerinin de çocuğu açık kapıdan içeriye dalardı.
gelen misafirlere ikrâm edilmek üzere çeşitli sigara paketleri -bazıları kaçaktı- sehpanın üstünde dururdu.çoğunlukla yanan bir sigaraya omuz verirdi oda ve mutfaktaki küllükler.
anneler ‘gün’lerine hazırlanmak için yeni tarifler öğrenir;kasetlere oyun havaları çekilirdi.

kış vaktiyse eğer soba bacasına asılı çoraplar kururken, üstünde yemek ısınır,ıhlamur fokurdar, külünde patates pişer.yemek sonrası çatlayan kestaneler ve portakal kabukları evi değişik bir aromatik atmosfere sokar.

siyah beyaz ekranlar açılırken ve kapanırken istiklâl marşı çalınır bu sırada evdekiler ayağa kalkar.cumartesi günleri mehmet ali’nin seslendirdiği uçan kaz, pazarları hikmet şimşek yönetiminde pazar konseri vardır. klasik müzik yurdun dört bir tarafına bazen sakin ve bazen de fırtınalar estiren bir opus no bilmem kaç adında yayılır.

bakkala gitmek evin büyük çocuğunun görevidir.koca tartıda un ve şeker tartılır,ahşap ekmeklikten pişkin bir ekmek seçilir.
okul dönüşünde leblebi tozu, patlayan şeker gibi ıvır zıvırlar için cepler yoklanır.yolda tanıdığa, akrabaya rastlar eve selâm götürmek üzere tembihlenirsiniz.

banyo yapılacaksa kazan kaynar, beyaz sabun ya da elmalı şampuan kokar saçlar.
merdaneli makina öyle her zaman çalışmadığından kara önlüğün beyaz yakası da elde yıkanır,formanın gömleği de.

insanların ilişkileri daha yakındır, bebek gezmesi vardır mesela, pudra kokan bebekler eve hediyeleriyle döner doksanların çocukları olmak üzere.
devamını gör...

sanıyorum necip fazıl kısakürek'e ait olmama ihtimali olan söz. buna dair herhangi bir kaynak bulamamakla beraber bulan varsa eğer not düşmesini umarak teşekkürü borç bilirim. necip fazıl'ı günahım kadar sevmem, kalemi satılık ruhu beş para etmez herifin teki ve kadınlar hakkındaki düşünceleri de söylemlerinden bellidir zaten ondan dolayı tam onun kaleminden çıkma gibi duran bir söz ama kaynak yok işte. zamanında naziler kitaplarını yakmadı diye ortalığı ayağa kaldıran oskar maria graf nerede bu kalemini üç kuruşa satan şair bozuntusu nerede. hayır banane ama böyle adamları ve düşüncelerini kendinize şiar edinecekseniz biraz durup düşünün düşüncelerini satan bir adamın ne uğruna neleri satabileceğini. hele bir de gerçekleri anlatması gereken, konuşması gereken, öyle zamanlarda halka bir şeyleri aktarması gereken adamların kalemini peşkeş çekmesi ne fena. nazım diyor ya hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu diye bu adam kalemini, fikirlerini satarken halkını da satmıştır, böyle bir adamdan aydın düşünceler beklenmesin yani kaynak yok ama necip fazıl yazmış deseler şaşırtmaz bu söz.
devamını gör...

daha konforlu bir uyku uyumayı sağlayan bir eylem.

koalanın ağaca sarılması gibi yastığa sarılmak suretiyle gerçekleştiririm.yastık olmasa yorgana dolanıyorum. bence uyurken hem üşümeyi engelliyor hem de vücudu uyku esnasında ters hareketlerden koruyor.belki de benim gibi çocukken yataktan düşenler için o dönemden kalma bir alışkanlıktır. o yüzden bana kalırsa yastık güven verir, korur, ısıtır ve mutlu eder. *
devamını gör...

olasılıksız demek istiyor. pozitif kelime kullanıp insanlara boş umut vermeyin ulan.
t: imkansız ihtimal.
devamını gör...

çaldılar...
bir ygs sınavı sonrası haberlere çıktı.
bir kpss sınavı sonrası yine haberlerdeydi.
girdiğin sınav bir gece öncesi sızmış bilgisayarlara. isteseler tek tek tespit ederlerdi. etmediler. sesimizi çıkaramadık çıksa ne olacak gücün yeter mi? sistem belli devlet ile el ele kol kola. bile bile bir umut ile girildi o sınavlara, kontejanlar doldu. birileri çok yaklaşmışken açıkta kaldı. kimin umurundaydı. kimsenin sesi çıkmadı ama bu böyledir. ne zaman ters düştüler o zaman intikam naralarıyla bu haber başlıkları hortlatıldı. zaten bildiğimiz şeyler yeniymiş gibi önümüze çıktı. ne isterlerse verdiler. kendi boyundurluğunda bir sürü insan yetiştirdiler, sınav neymiş? göz yumdular.. kaç çocuğun hakkına girdiler. geleceğimizi çaldılar bu vasatlığın içinde yaşarken de farkındaydık yine gözümüz yaşlıydı. biz bana dokumayan yılan bin yıl yaşasın diyenlerden değildik. kötü insan, kötü fikir yaşamamalı bunu destekleyenler pişman olmalı. vicdan sorgusu yapılmalı. vicdan öyle hemen temize çekilmemeli. insan biraz acı çekmeli. bu ve buna benzer zihniyetler artık var olmamalı. çalmalara göz yummalı. bu en onursuz şey. böyle yaşanmamalı.
devamını gör...

orta dünya'da geçen bir isim. iki tane meşhur gothmog bulunur.

balrogların efendisi olan ifrit gothmog, birinci çağ'da yaşamış ve gondolin'in düşüşü sırasında ecthelion tarafından katledilmiştir.

minas morgul'un ork ordularının komutanı olan gothmog, üçüncü çağ'da hayatta olan en yaşlı ork idi. osgiliath'ı istila eden orkları komuta eden gothmog, yüzük savaşı'nın sonlarına doğru minas tirith kuşatmasınında da ordunun komutasını almış ve pelennor çayırları'nda aragorn tarafından öldürülmüştür.
devamını gör...

kendine has bir anlatısı olan, filmlerinin her aşamasında söz sahibi, ticari kaygı gütmeden, sinemayı sanat olarak icra eden yönetmendir.

otör yönetmenler, ekseriyetle senaryoyu kendisi yazar. özgün anlatımları, filmlerinde hemen belli eder kendini, gerek yazmış oldukları diyaloglarla, sinematografide kullandıkları renklerle ve tonlarla gerekse kamera açılarıyla.

yapımcının maddi kaygılarını pek kâle almazlar. zaten otör yönetmenle çalışan yapımcı da bunun farkındadır. genelde takıntılı ve titiz bir üslupla çalışırlar. set ortamında, otoriter ve epey baskın bir karakterleri vardır.

(bkz: andrey tarkovski)
(bkz: ingmar bergman)
(bkz: nuri bilge ceylan)
(bkz: lars von trier)
devamını gör...

özellikle kütüphanelerde hissettiğim şey.
devamını gör...

whatsapp grubu gibi bir şey galiba.
devamını gör...

hollywood filmlerinde görebileceğiniz binlerce gereksiz temadan sadece biridir.

benim en nefret ettiğim şu, her yerde ve her koşulda iyilik meleği modunda takılan, yaptığı her şeyi yüce bir amaç doğrultusunda yapan ve her konuda en yetenekli olan gereksiz kahraman tiplemesi.*
bu gerizekalılar kazanacak diye parçalarından göç, zekâ, kalite vs allah ne verdiyse akan karizma abidesi antagonist karakterleri bir güzel harcarlar hep. bazısı son dakika golüyle yenilir* bazısı bir hiç uğruna bok yoluna gider.*

neyse akşam akşam saçmaladım yine. çok doluyum be sözlük. maşallah dediğim üç gün yaşanıyor babasını satayım. karayip korsanları'nım altıncı filmi yaklaşırken gözlerim kadroda jack davenport'u umutsuzca aramakta...
devamını gör...

şöyle yapan kadın böyle yapan kadın başlıklarından başka birşey hakkında yazacak kadar bilgisi olmayan yazarların yaptığı eylem.
kadını da bilmiyor gerçi ama bildiğini sanıyor işte.
bazılarına içimden sövüp geçiyorum, bazılarıyla canım çok dalga geçmek isiyor, dalga geçiyorum.
devamını gör...

washington portakalı seni
devamını gör...

açılımı: engelli kamu personeli seçme sınavı
2014 yılı 28906 sayılı bakanlar kurulu kararı ile özel gereksinimli bireylerin devlet kadrolarında çalışmaları için getirilen sınav türüdür.
sınava başvuru yapabilmek için en az ortaöğretim mezuniyeti şartı aranmaktadır. özel gereksinimli bireyin eğitim durumuna göre ortaöğretim, lise ve yüksek öğretim türlerinde adaylar sınava tabi tutulurlar. sınavlarda temel olarak türkçe,matematik,sosyal bilimler ve genel kültür alanlarında sorular bulunur. adayların sınava başvurabilmeleri için şu şartları taşımaları mecburidir:
türk vatandaşı olmak
en az ortaöğretim mezunu olmak
kamu haklarından mahrum bulunmamak
18 yaşından büyük olmak (15 yaş üstü içinde özel izin alınabiliyordu ama tam emin değilim)
%40 ve üzeri çalışabilir durumda olmak.(bu madde sağlık raporuna tabidir. gerekli incelemeler sonucu sağlık kurulu belgeyi düzenler.)
şartları karşılayan adaylar sınavlara katılarak varsa meslekleri yoksa memur olarak görevlendirilir.
sınava katılabilecek engel grupları sırası ile şöyledir:
zihinsel yetersizliği bulunanlar,
görme engelliler,
işitme engelliler,
genel engelliler,
dahil olduğu grup doğrultusunda adaylar test sırasında yazılı şekilde veya işitsel şekilde sınav olur( sınav sorumlusu öğrenciye soruları okur ve cevabını sözel olarak alarak onun yerine optik formu doldurur.)

tanım bu kadardı burdan gerisi bir öğretmenin gözünden ekpss'nin değerlendirilmesi.

öncelikle özellikle zihinsel yetersizliği olan çocukların yıllar boyunca geçtiği örgün öğretim onların akademik beceriler kazanmasına yönelik olmaktan ziyade sosyalleştirmek ve topluma kazandırmakta ilgili olduğu için öğrenciler başarısız olduğu dersler sebebiyle sınıf tekrarı yapmıyor yalnızca sınıf atlatılıyor kaynaştırma eğitimi
ve sonra o çocuklardan hayata atılma noktasında akademik dönüş bekleniyor burada ki tutarsızlık çocukların zaten negatif şartlar ile mücadeleye başladığı hayatta onları 1-0 dan çok daha geriye düşürüyor. ailelerin üzerinde ki (ölümlerinden sonra ) gelecek kaygısı ve çocuğunun bir işe girip hayatını idame ettirebileceklerine dair ümitleri zedeliyor ve streslerini arttırıyor ama buna rağmen tuvalet becerisini 10 yaşında kazabilmiş çocuktan kalkıpta tarih çözmesini beklemek abesle iştigal oluyor.

bunun dışında diğer engel gruplarında da çocuklar için de şu şekilde bir seyir oluyor çocuklar bir şekilde başarı ile okullarından mezun olsalar dahi ekpss sınavını kazanamadıkları durumda şirketlerin engelli personel kadrolarında iş aramaya başlıyor ancak orada ki problemleri ayrıca bir başlıkta anlatmak gerek o apayrı bir dert zira. ekpss sınavında başarıya ulaşmaları durumunda ise güvenlik soruşturması (?) gibi saçma sapan süreçlere takılarak aylarca iş başı yapmayı bekliyorlar ve bunun da ötesinde ''sen çalışma biz sana para verelim'' zihniyetinin kurbanı olup %40lık raporlarını %60'a çıkarttırarak engelli bakım parası almaya hak kazanmak için uğraşıyorlar zira başka seçenekleri kalmıyor bu durumda kaynaştırma eğitiminin amacına aykırı şekilde özel gereksinimli bireyleri evlerine hapis ediyor.

engelli bakım parası ödenmesi yerine bir çok insana aynı ödenecek mebla karşığında iş imkanı sunulması bir çok açıdan gelişimi destekleyen unsur olacak ancak maalesef böyle düşünülmesinin yanında engelli bireylere milli eğitimin sırtında ki kambur olarak bakılıyor ve ayda 4 saat üstünde grup dersi ödeneği bile verilmiyor.

aşağıya link olarak engelli bireylerin üretime katıldığı linkler bırakacağım. okuyan herkese teşekkür ederim.

www.haberler.com/...
www.batmanyon.com/...
www.pendik.bel.tr/...
devamını gör...

ilk güne özel progressive rock ağırlıklı olması, aslında bizlere melih bulu'yu anlama fırsatı verecektir.*
umarım uzun soluklu bir program olur ve bizler özgün müzikleri ve nina simon playlistlerini dinleme şansına erişiriz.
devamını gör...

baharı yaza devşiren meyve.
biraz önce sokağa çıkma yasağı başlamadan düştüm sokağa, birkaç alınacak listeledim kendime. montsuz sokağa çıkma zamanlarının keyfi bir başka yüreğimde. gün ışığı tene değdikçe verdiği haz da. ki bu yüzden her yazın sonunda çikolata rengine ulaşıveriyorum istemsizce.
yürümeye başladım, cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde. sokakları tatlı bir telaş kaplamıştı bir yandan akşamın son saatleri, özgürlüğün son anları herkes bir yere koşturuyor gibiydi. ben hiç acelem yokmuşçasına salınarak yürüdüm sokakta. uzun zamandır hasret kaldığım için her şeye, herkese dikkatle bakarak.
balıkçıya girdim sonra. tezgahta birkaç çeşit vardı sadece. ve yakaladığımızda iş yapmaz diye denize bıraktığımız karagözün kilosu kırk tl olmuştu. şaşırdım. etrafa baktım seyrelen tek şey çeşit değildi, balık temizlemek için çalışan afgan çocuklar da kaybolmuştu ortalıktan. balıkçı işin başına geçmiş. kendisi temizliyor balıkları. düşündüm sonra "peki işten çıkarılıp, gözden kaybolan o insanlar nerede?".
kasabın içi de bomboştu. bir tek manavın önünde sıra vardı. poşet poşet sebzeleri taşıyordu insanlar ellerinde.
moralim bozuldu. görünce daha bir keder çöktü yüreğime. derin bir nefes aldım. elimdeki ağırlık arttıkça yüreğimdeki de arttı sanki adaletsiz hayata karşı.
ama insan evladıyım ben de biraz unutkan herkes gibi... güneşi tenimde hissedince tekrar bir gülümseme oturdu yüzüme. yürüdüm. yürüdükçe açıldım. sokaklardaki, parklardaki çocukları gördükçe, yeşile doydukça umutlandım. bir bahçenin kıyısından sarkan erik dalını gördüm sonra. mini minnacık erikler. aldı çocukluğuma götürdü beni. bahçenin dışına taşan sokağın malıdır dedim. birkaç tanesini koparıp içimdeki çocuğu mutlu ettim. bu kez daha da kocaman bir gülümseme ile yürüdüm, yürüdüm.
devamını gör...

sorunsalı mı? kadının her alanda olması neden bu kadar sorun haline geliyor anlamıyorum korkutuyor mu?
devamını gör...

nazım hikmet ran'ın hapishanede piraye için yazılmış saat 21-22 şiirlerinden 23 eylül 1945 yazdığı şiiridir.

o şimdi ne yapıyor
şu anda, şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
- hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi...

o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
- her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!..
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?

o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?..
devamını gör...

erdal erzincan kadar olmasa da gökhan'ın da çok güzel söylediği al mendil ile ciğer dağlayan yayın olmaktadır.
devamını gör...

herkesin yeri bende,benim onlarda olduğum kadar.fazla yer verdiğinde yadırgamaya başlıyorlar.denge iyidir...
devamını gör...

falkland savaşı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim